Tam 50 Topuz Modeli İle En Şık Seçenekler
Zerafete, şıklığa önem veren hanımların en çok tercih ettiği saç modellerinden birisi kesinlikle topuz. Birçok kadının düşündüğü gibi belki de herkeste yakışmaz topuz, ancak yakıştığında da çok güzel durur. Geçmiş senelerin aksine 2015 ile birlikte topuz saç modelleri konusunda oldukça farklı kreasyonlar göreceğiz. Marjinal ve minimal tarzda topuzlar, aksesuarlar ile bezenmiş topuz saç modelleri önümüzdeki yıl karşımıza çıkabilir.2015 topuz saç modelleri şimdiden ortaya çıkmaya başladı! Tumblr, Wehearthit ve Pinterest gibi moda ikonlarının yoğun kullandığı mecralarda topuz modasının 2015’te nasıl bir yol izleyeceğini rahatlıkla görebilirsiniz. Her türlü kombine uyan topuz modelleri ile tüm bakışları üstünüzde toplamak istiyor musunuz?Hazır olun, Modakan olarak sizler için 2015 topuz saç modası na yön verecek tam 50 saç modeli ele aldık ve yüksek çözünürlüklü fotoğrafları size galeri olarak sunuyoruz.
Evliliğinde Tecavüze Uğrayan Kadınlar
Gündelik hayatta tecavüz denilince akla ilk gelen; bir kadının herhangi bir anda ve yerde tanımadığı bir erkek tarafından cinsel şiddete maruz kalmasıdır. Bu tanım doğru olmakla birlikte eksiktir. Çünkü ülkemizde pek çok kadın aynı evde aynı yatakta uyuduğu eşleri tarafından da tecavüze maruz kalmaktadır.Karşılıklı uzlaşmayı içermeyen, vücuda zarar verme tehdidi ve güç kullanılarak yapılan oral, anal ya da vajinal ilişki olarak tanımlayabileceğimiz evlilik içi tecavüzler genellikle 3 şekilde gerçekleşir.1-Tamamen yıkıcı tecavüz: Koca, örneğin tecavüz etmeden birkaç dakika önce eşini dövmüştür ve bunun hemen arkasından onunla cinsel ilişkiye girer. Daha doğrusu tecavüz eder, tecavüz esnasında da fiziksel şiddet uygulamaya devam eder. Burada erkeğin temel amacı cinsel ilişki ve doyum değil karısını her açıdan yıkmak, sarsmak ve öfkesini kusmaktır. Cinselliği bir cezalandırma aracı olarak kullanır. Kadının uğradığı fiziksel ve duygusal şiddetin devamı olarak bir saldırı amaçlı tecavüzdür.2-Güç amaçlı tecavüz: Bu durumda fiziksel bir şiddet yoktur. Amaç, erkeğin eşi üzerindeki güçlülüğünü ona cinsel olarak da göstermesi, ‘evde kimin otorite olduğunu’ ispatlamaya çalıştığı durumlardır. Bu tecavüz türü, karısının cinsel ilişkiyi istememesi ya da reddetmesi durumunda erkeğin zorla ilişkiye girmesi durumlarında geçerlidir.3-Patolojik tecavüz: Erkek eşinden olağan dışı, sapkınlık içeren ya da acı verici şeyler yapmasını ister. Cinsel ilişki şiddet içerikli ve olağan dışıdır. Bu erkekler çoğunlukla hayat kadınları ile olan ilişkilerinde bunu daha rahat ve sınırsızca yapma eğilimindedirler. Örneğin, karısının başka bir erkekle ilişkiye girmesini ve kendisinin bunu seyretmesi, eşini grup seks yapmaya zorlama, cinsel ilişkiyi çocuklarının önünde gerçekleştirme, sado-mazoşist içerikli cinsel ilişkiler bu gruba girer.Evlilik sürecinde maruz kalınan tecavüzlerde tıpkı diğer tecavüzlerde olduğu gibi kurbanda olumsuz duygular ve sonuçlara yol açar. Eşi tarafında tecavüze uğrayan kadınların çoğunda kendisine olan saygısının düşmesine, yoğun kaygılara, korkulara, suçluluk duygusuna,cinsel işlev bozukluklarına, eşten nefret etmeye, uyku ve yeme bozukluklarına ve intihar düşüncelerine yol açmaktadır. Evlilik içi tecavüze maruz kalan kadınların yüzde 50 ila 80 arasında değişen oranda depresyon yaşadıkları görülmüştür.Eşi tarafından tecavüze uğrayan kadınlar, eşlerini şikayet ettiklerinde yakın çevreleri tarafından dışlanmaktan ya da çocuklarının bakımını kocaları olmadan sürdürememekten korkarak susarlar. Özellikle cinsel bilgi ve deneyimden yoksun olan kadınlar yaşadıklarını çoğu zaman bir tecavüz olarak adlandıramaz bunun bir kadınlık görevi olduğunu zannederler. Zaten toplumuz bu gibi durumlar içi yeterince tecavüz mitlerine sahiptir;‘Kadınlık vazifeni yapmazsan başına gelenleri hakedersin’‘Kocasına karşı gelen kadın her şeyi hakeder’‘Dayak yemek kadının hatasıdır’‘Adamın çok üstüne gidersen hak edersin bunları’‘Sarhoşsa istemiştir canım ne var bunda’Tecavüz mitleri erkeklerin cinsel saldırganlık içeren davranışlarının inkar edilmesine ya da toplum tarafından kabul edilebilir şekilde onaylanmasına hizmet eder. Otoriteye itaat eden, aşırı muhafazakar, katı değerlere sahip kadın erkek rollerine bağlı kültürler tarafından yaratılır ve sürdürülürler. Şiddet, erkekler için güçlü olmak,eşi kontrol etmek, çatışmaları çözmek, son sözü söyleyen insan olmak terk edilmeyi engellemek, atalarımızdan öğrendiklerimize uygun davranmak kısacası ‘erkeklik’ rolünü sürdürmek ve korumak için önemli bir araçtır. Ortaya şöyle bir durum çıkmaktadır; evliliğinde yukarıda saydığımız tecavüz şekillerine maruz kalan kadın evine ekmek getiren erkeğine karşı kendini sunmak zorundadır bu onun kadınlık vazifesidir.Ülkemizde kağıt üzerinde yapılan değişikliklere rağmen, pratikte kadınlarımız gündelik hayatlarında ayrımcılığa uğramaya devam ediyorlar, şiddete maruz kalıyorlar, erken yaşta evlendiriliyorlar ve evliliklerinde tecavüze uğruyorlar. Bu nedenle kadını yok sayan, ona şiddet uygulayan veya onu bir meta olarak algılayan tüm zihniyet ve yapılara karşı yılmadan mücadelenin sürdürülmesi gerekiyor. Evlilikteki ya da birliktelikteki tecavüzün önlemesi için toplumun her kesimine, sivil toplum kuruluşlarına, devlet kurumlarına ve medyaya görevler düşmektedir. Birliktelikteki ya da evlilikteki cinsel şiddet, tecavüz ve saldırganlığı durdurma öncülüğü ve sorumluluğu kadına aittir.Öncelikle kadının; Zihnindeki tecavüz tanımını değiştirmesi, Cinselliği bir görev olarak görmemesi, cinselliğin zorlamayla olamayacağını anlaması ve anlatması, Sevgi, arzu, haz, şefkat ve bütünlüğün cinselliğin birer parçası olduğunu bilmesi ve öğretmesi, Korku, kaygı ve suçluluk duygularının ortaya çıkmasına neden olan cinselliğin sağlıksız bir cinsellik olduğunu özümsemesi ve gereken durumlarda resmi kurum ve kuruluşlardan yardım istemesi gerekmektedir.
Gebelikte Cinsellik
Bebek bekleyen çiftler hamileliğin getirdiği heyecan ve coşkuyu yaşarken bebeklerini ve kendilerini bekleyen sürece dair yüzlerce soru sorarken, genelde bilmedikleri ve utandıkları için doktorlarına soramadıkları bir soru ile karşı karşıya kalırlar;Gebelikle beraber cinsellik sonlandırılmalı mıdır, yoksa cinsel hayatın devamı mümkün müdür?Özellikle cinsellik konusunda bilgilendirme soru sormaya bile çekindiğimiz bizimki gibi toplumlarda gebelik sürecinde cinselliği konuşmak daha da zor bir hal almakta ve bu da bilginin, yerini yanlış inançlar ve asılsız korkulara bırakmasına neden olmaktadır. Gebelik dönemi kadın hayatının en karmaşık dönemlerinden biridir. Hamilelik psikolojik ve fiziksel birçok değişimin olduğu bir dönemdir. Bununla beraber yaşanan bu sürece uyum adına yapılanların, yanlış bilgilenmeler yüzünden, bebeği korumak uğruna korkuların takıntı halini alması doğru ve açık bilgilendirme ile engellenebilir. Burada hekim-hasta ilişkisinin açık, samimi ve anlaşılır şekilde kurulması bebek bekleyen çifti rahatlatacağı gibi anne karnındaki bebek için her koşulda en doğrunun yapılabilmesine olanak sağlayacaktır.Anne- baba adaylarının en sık merak ettiği sorular ve cevapları şunlardır;-Hamileliğin ilk aylarında cinsel ilişki düşüğe neden olur mu?Hayır. Hamileliliğin ilk dönemlerinde başka bir tıbbi sorundan kaynaklanan düşük tehdidi söz konusu değilse cinsel ilişkinin düşüğe yol açması söz konusu değildir. Yapılan çalışmalarda başka nedenlere bağlı olarak düşük tehdidi olmayan kadınların cinsel ilişkiye girmesinin düşük olasılığını artırmadığı kanıtlanmıştır.-Gebelikte cinsel istek azalır mı?Gebeliğin ilk üç ayında anne adayında genel olarak bir halsizlik, uyku hali, mide bulantısı mevcuttur. Özellikle kokulara karşı artmış hassasiyet bile cinsel isteği olumsuz etkileyebilir. Bu agresif değişimler anne adayının cinsellikten uzaklaşmasına ve isteksizliğine neden olabilmektedir. Bu çok doğal ve aynı zamanda geçici bir süreçtir. Gebeliğin ilk üç ayından sonra normale döner. Anne adaylarının çok az bir kısmında bu isteksizlik altta yatan başka nedenlere bağlı olarak devam edebilir. Bu durumlarda çiftlerin birbirine açık, yardımcı ve anlayışlı olması sürecin daha kolay geçirilebilmesini sağlamaktadır.-Orgazm olmak bebeğe zarar verir mi?Bu konuda yanlış bilgilenmelerden biri de orgazm olmanın bebek ya da anne sağlığı açısından bir risk teşkil edebileceği düşüncesidir. Orgazmın kadın vücudunda nelere sebep olduğu uzun yıllardır bilinen bir gerçek. Bununla beraber, yine uzun zamandır gebe kadınların orgazm yaşamaları sırasında ve sonrasında bedeninde oluşan değişiklikler bilimsel açıdan bilinmektedir. Gebe kadının orgazm olmasının bebeğe ya da kendine hiçbir zararı yoktur. Orgazm sonrası genel bir rahatlamadan sorumlu olan endorfin salgısının, bebeğin de yararına olduğu da bir gerçektir. Bu nedenle cinselliği hem en istekli hem de en rahat yaşayabileceğiniz ikinci üç aylarda bu konuda çok rahat olabilirsiniz.-Gebelikte cinsel ilişki erken doğuma neden olur mu?Cinsel ilişkinin erken doğuma neden olabileceği de sıkça karşılaşılan bir düşüncedir. Ancak genel kanının aksine cinsel ilişki varlığı ya da sayısının erken doğumla bir ilişkisi saptanmamıştır. Gebeliğin doğuma yakın zamanlarında da cinsel ilişkiye girilebilir. Genel olarak erkek ejekulat sıvısındaki prostoglandinlerin artık olgunlaşmış ve reseptörleri gelişmiş olan rahimde hafif kasılmalara yol açabileceği bilinmelidir. Bunlar geçici kasılmalardır ve normal seyreden bir gebelikte bebeğe bir zararı olmaz. Fakat özellikle son üç ay doğumun yaklaşması nedeniyle kadında beliren doğum korkusu, endişe ve heyecan bu kasılmalar nedeniyle artabilir.Eğer anne adayının cinsel ilişkiye girmesine engel bir problemi varsa ya da yüksek riskli bir gebelik mevcutsa bu durum takipleriniz esnasında hekiminiz tarafından size zaten bildirilecektir. Bütün bunlardan önemlisi gebenin kendi durumu hakkında hekimden bilgi alması ve gebelikte yapabileceklerini dair doğru bilgileri edinmesidir. Herhangi bir tıbbi probleminiz bulunmadığı koşullarda cinsellik yaşamaktan çekinmenize hiçbir neden bulunmamaktadır. Gebelik, kadın olarak yaşayabileceğiniz en güzel ve eşsiz deneyimdir. Bu güzel döneminizde cinselliğinizi de sınırlamanız gerekmez.
18 Duygusal Fotoğrafla ''Pencereden Bakan Hayvanlar''
Bazıları sahibinin eve dönüşünü bekliyor, bazıları terk edilmiş bir evi mesken tutmuş, bazıları ise duvarların içinde neler olup bittiğini merak eden vahşi hayvanlar... Hepsinin gözünde bir beklenti, bir umut var adeta.İyi eğlenceler dileriz...
Sadece Çalışan Anne Çocuklarının Anlayabileceği 18 Şey
Annesi çalışan çocuk karışık duygulara sahiptir. Bir yanda annenin çalışmasının getirdiği özgüven, rahatlık, öte yanda anne özlemi, yalnızlık. Yani çalışan bir anneye sahip olmak zordur. Bunu en iyi annesi çalışanlar bilecektir ama biz yine de 20 madde ile empati kurmaya çalıştık.
Çocuk Fotoğrafı Nasıl Çekilir 101: Rus Anneden Masal Gibi 23 Kare
Her anne gibi Elena Shumilova da iki çocuğunun büyüdükleri her anı ölümsüzleştirmek istemiş. Ama telefonu ile filtreli çekimler yapıp sosyal medyada paylaşmak yerine yalnızca 1 sene önce kendine profesyonel bir makine edinmiş ve çalışmalarını çok takdir ettiğimiz Bored Panda'ya göndermiş. Tabii büyük bir şansı da Rusya'da bir çiftlikte yaşıyor olması. (Bu arada merak edenlere makinesi Canon EOS 5D Mark II ve 135mm lens.) Oğulları ve çiftlik hayvanlarının büyülü ilişkisini fotoğraflayan Shumilova gerçekten hayranlık uyandıran bir iş çıkarmış. Siz ne diyorsunuz?
Trabzon'un Hiç Bilmediğiniz Halüsinojen Gıdası "Deli Bal"ın Şaşılası Hikayesi
Siyah kızılımsı renkte olan ve Türkiye’de “deli bal” olarak bilinen bu madde, ormangülü bitkisinin özünde bulunan ve doğal bir nömrotoksin olan grayanotoksin bileşenini içeriyor. Az miktarda kullanıldığında dahi denge kaybı ve halüsinasyonlara neden olan grayanotoksin, 1700’lü yıllarda Karadeniz Bölgesi’nden Avrupa ülkelerine ihraç ediliyordu ve Avrupa’da içecekler ile karıştırılarak, alkolün etkisinden çok daha güçlü bir etki yarattığı için, piyasaya sürülüyordu.Deli Bal aşırı derecede tüketildiğinde düşük kan basıncına ve bulantı, uyuşukluk, görme bozukluğu, bayılma, halüsinasyon, felç ve hatta ölüm gibi nedenler doğuran kalp atış ritminde düzensizliklere neden olabiliyor. Günümüzde deli bal zehirlenmesi her beş yılda bir –genellikle Türkiye’yi ziyaret eden kişilerde- gözlemlenmektedir.Meraklı her gıda tüketicisi tarafından sorulabileceği gibi: bu güçlü balın arkasında yatan sır nedir ve neden çay kaşıklarımızı deli bal ile doldurup bu doğa mucizesinin tadına bakamıyoruz?Ormangülü çiçekleri dünyanın her tarafında bulunmaktadır, fakat deli bal çoğunlukla Türkiye’nin en büyük bal üretim bölgesi olan Karadeniz Bölgesi’nde üretilmektedir.Deli Bal’ın etkileri üzerinde çalışan ve bugüne kadar 200’den fazla deli baldan zehirlenme vakası ile karşılaşmış Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıb Fakültesi doktorlarından Süleyman Turedi’nin açıklmasına göre: “Dünyada 700’den fazlaormangülü çeşidi bulunmaktadır, fakat yapılan araştırmalara göre yalnızca iki ya da üç çeşit ormangülü özlerinde grayanotoksin içermektedir. “Zehirli ormangülünün bu bölgede bol miktarda bulunmasının yanı sıra, Karandeniz Bölgesi bu çiçeklerin yetişmesi için harika bir ortam oluşturan ılıman ve dağlık bayırlar da içermektedir. Arılar bu alanlarda diğer hiçbir çiçek özü ile karışmadan yalnızca deli bal ürettiğinde, elde edilen sonuç saf ve etkili olmaktadır.Deli bal Karadeniz Bölgesi’nin ürettiği tüm bal miktarının çok küçük bir yüzdesini oluşturmasına karşın, bu bal çeşidi Türkiye’de oldukça rağbet görmektedir. Doktor Süleyman Turedi bu durumu şöyle açıklıyor: “İnsanlar bu balın bir çeşitilaç olduğuna inanıyor ve yüksek tansiyon, şeker hastalığı ve bazı diğer mide rahatsızlıkları için bu balı kullanıyor. Bununla birlikte, bazı insanlar cinsel performanslarını arttırdığı gerekçesiyle deli bal kullanıyor.”Deli bal oldukça az miktarda kullanılıyor ve genellikle süt ile birlikte kaynatıldıktan sonra kahvaltı öncesinde tüketiliyor. Doktor Turedi’ye göre, deli balı kızarmış ekmek üstüne sürmek veya normal bal kullanılır gibi çay ile karıştırmak tercihedilen yöntemler değil. Deli balın insanlar tarafından rağbet görmesi, arı yetiştiricilerini teşvik etmekte ve normal bal üretiminin yanı sıra deli bal üretimi için sık sık ormangülü alanlarını ziyaret etmelerine neden olmaktadır.Seyehat gazetecisi Johnny Morris, deli balın Türkiye ile birlikte anılmasının tarihsel bir süreçten ileri geldiğine dikkat çekiyor. “Grail Trail” adlı popüler gazete köşesinde tanıtmak üzere deli balı denemek için 2003 yılında Trabzon şehriniziyaret eden Morris: “İstila ordularını yok etmek için geniş çaplı bir silah olarak kullanılmış olan deli balın Türkiye’de oldukça uzun bir geçmişi bulunmakta.”Milattan önce 67 yılında, Roma İmparatorluğu askerleri tarafından general Pompey’in komutasında istila edilen Karadeniz Bölgesi Kral Mithridates komutası altındaydı. Mithridates’in sadık askerleri, Roma askerlerinin sık sık kullandığı yollara oldukça lezzetli görünen deli balı gizlice yerleştirir. Roma askerleri yol üzerinde gördükleri bal yığınlarını iştahla yerler ve halüsinasyona neden olan bu bal yüzünden sarhoş olarak kendilerinden geçerler. Kolayca avlanabilecek birer hedef haline gelen bu askerler neticede bozguna uğratılır ve Mithridates’in askerleri deli bal sayesinde zafere ulaşır.Deli balın günümüzde geniş kitlelerce bilinmesinde, Türkiye’nin 1700’lü yıllarda ticaretini de yaptığı bu balın zengin tarihi oldukça büyük bir paya sahip. Deli balın Karadeniz Bölgesi’nde yetiştirilmesinin ardında bazı sebepler bulunmakta, fakat yine de, bu balı bulmaya çalışmak bir hazine avına çıkmak anlamına geliyor.Yüzyıllar önce Roma askerlerinin zehirli bal ile hezimete uğratıldığı yer olan Trabzon’da deli bal köklü bir yere sahip. Fakat bölgeyi ziyaret eden Morris’in deneyimine göre, deli bal bulmak için bir süre arama yapılması gerekiyor.
5 Grafikle Türkiye'de Tarım
Doğada hazır bulduğu yiyeceklerle yaşamını sürdüren insanoğlu, toplumsal gelişimin belirli bir aşamasında tarımı keşfetmiştir. Bu şekilde hazır bulamadığı veya tükenen ürünleri üretmeye başlamıştır.Tarım sadece ekonomik bir faaliyet değil, aynı zamanda sosyal, bölgesel, kültürel, ekolojik ve sağlığın korunması konusunda büyük önem taşıyan bir toplumsal süreç olarak görülmektedir. Tarımın halkın beslenmesi , kendine yeterlilik,sanayiye hammadde temini, gelir dağılımındaki dengesizliğin giderilmesi ve ekonomik değer yaratılmasının yanında toplumsal yapının, kırsal mirasın ve çevrenin korunması, kaliteli üretim aracılığıyla yaşam kalitesinin arttırılması gibi işlevleride vardır.