Zamanı ve Zihni Tüketip Ömrümüzden Ömür Yiyen Kararsızlık İlletine 11 Sebep

-
3 dakikada okuyabilirsiniz

İnsanın karar verme mekanizması,  psikologların, sosyologların, nörobilimcilerin ve hatta antrolopogların bile ilgi alanına giriyor.

Kararsızlık insanın zamanını olduğu kadar zihnini de tüketen bir huy. Peki ne sebeple karşımıza çıkan hemen hemen her konuda kararsız kalmayı başarıyoruz? Kararsızlar olarak, bizleri her daim ikilem, üçlem, beşlemlerde bırakan sebepleri derledik :(

1. Karar vermeyi zorlaştıran en önemli faktörlerden biri daha kararı vermeden sonucunu düşünmeye başlamak.

Halbuki araştırmalara göre, kararın sonucunu düşünürken neredeyse her zaman abartıya kaçıyoruz. Yani pek çok kararın sonucunda, aslında önceden kurguladığımız şiddette bir acı yaşamıyoruz. 

Bu “hazırlıklı olma” içgüdüsü ve kaybetme korkusu, özellikle iş yaşamında alınması gereken kritik kararları iyice zorlaştırıyor.

2. Geçmişten gelen yaraların cesaretle karar almayı zorlaştırması.

Geçmişimiz, yaşadıklarımız ve duygularımız bizi normal olarak her olay ve durumda taraf yapıyor. Örneğin atlattığımız bir travma, geçirdiğimiz bir ekonomik kriz vb etkenler nedeniyle aşırı ihtiyatlı davrandığımızdan kararsızlık yaşıyoruz.

3. Aşırı bilgiyle donanmış olmak veya mükemmeliyetçilik.

Fazlaca ince eleyip sık dokumaya yol açacak kadar çok bilgi sahibi olunduğunda ya da mükemmeliyetçi davranıldığında karar vermek epeyce güçleşiyor. Üstelik de bazen ani ve içgüdüsel fikirlerin, uzun zaman harcanarak alınan kararlardan çok daha iyi sonuçlar verdiğini bildiğimiz halde.

4. Karar mekanizmasında duyguların önemini küçümsemek.

Karar alırken hangi duygulardan yararlandığımızın hem hız, hem de doğru / yanlış karar ayrımındaki önemi büyük. Diyelim öfke altında aldığınız kararlarda genellikle bencil ve aceleci hareket ettiğimizden, sonuçlar anlamında kuşkusuz daha yüksek risk alıyoruz.

5. Yanlış kararların bir sebebi de “doğru” ayrıntıyı görememek.

Örneğin bir ürün veya hizmet bize veya şirketimize indirimli fiyata önerildiğinde, aslında bu indirimli fiyatın da hala değerinin üstünde olduğunu ayırt edemeyebiliyoruz. 

Ya da 'yüzde 10 yağ içerir' ile 'yüzde 90 yağ içermez' arasındaki algısal kandırmacaya dikkat etmiyoruz.

6. “Demir atma etkisi”.

Yürümeyen bir şirketi / işi / ilişkiyi zorla yürütmeye çalışmak, kapasitenin üstünde bir işin altından kalkmaya uğraşmak, artık kullanılamayan eşyalardan vazgeçememek gibi.

7. Tabii ki, toplum / topluluk baskısı.

İnsanların fikirlerini oluştururken ve karar verirken hem sosyal yapıdan, hem de sosyal çevreden etkilenmemesi çok zor. Bu anlamda, benliğimizin ve kararlarımızın hiçe sayıldığı ortamlardan uzak durmaya, karar ve fikirlerimize saygı duyan gruplar içinde bulunmaya gayret etmek çok önemli oluyor.

8. Aşırı özgüven ya da özgüven eksikliği.

Kendi beceri ve yeteneklerine aşırı şekilde güvenmek, ya da kendine olan güvensizliği sebebiyle asla doğru kararı alamayacağı korkusu ile karar vermekten kaçınmak da etkenlerden.

9. Seçenekleri azaltmayı bilmemek.

Fazla seçenek iyi bir şeymiş gibimize gelse de, hata yapma oranımızı arttırıyor. Seçenekler arttıkça inceleme, değerlendirme süreci artıyor, zihin karışıyor ve beyin bir anda bloke olma tehlikesi ile karşı karşıya kalıyor.

10. Erteleme hastalığı.

Bilenin çok iyi bildiği gibi hiç uzatmaya gerek yok; bu illetin beynimizde hakimiyet kuramadığı alan yok diyebiliriz.

11. Son olarak, milletçe "nihai karar verici olma" takıntımız.

Hem kendimize, hem dışarıya karşı bir güç / otorite göstergesi olarak sıkı sıkı tuttuğumuz ipi gevşeterek danışmayı, yardım almayı, daha iyi bilen birine havale etmeyi, hatta altımızdaki ekibe devredebilmeyi öğrendiğimizde, vermemiz gereken bir çok kararın sayısı ve haliyle stresi de düşecek aslında.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

FACEBOOK YORUMLARI

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
katilice

Çok kötü bir şey der giderim.

carnation

#6 ve #7 der giderim..

Başlıklar

olay
Görüş Bildir