Türkiye’de Eğitim Yalnızca Diploma Değil Güven de Üretmeli
Pew Research Center’ın 2025 yılında 25 ülkede gerçekleştirdiği araştırmaya göre Türkiye’de yetişkinlerin yalnızca yüzde 14’ü, “İnsanların çoğuna güvenilebilir” görüşünü paylaşıyor. Yüzde 84’ü ise insanların çoğuna güvenilemeyeceğini düşünüyor. Benzer bir tablo, Türkiye Genel Sosyal Saha Araştırması’nın (TGSS) 2024 verilerinde de görülüyor. İnsanlara duyduğu güveni 0 ile 10 arasında değerlendiren katılımcıların yüzde 62,7’si ölçeğin düşük güven tarafında yer alırken yalnızca yüzde 17,8’i yüksek güven aralığında bulunuyor.
Başka bir deyişle, birbirimize pek güvenmiyoruz.
Peki eğitim bu tablonun neresinde?
Pew Research Center’ın araştırması, incelenen ülkelerin çoğunda eğitim düzeyi yükseldikçe insanlara duyulan güvenin de arttığını gösteriyor. Eğitim bireyi yalnızca bilgiyle değil, kendisine benzemeyen insanlarla da karşı karşıya getiriyor. Farklı yaşam biçimleri, görüşler ve kültürlerle temas eden kişi, “Tanımadığım insan tehlikelidir” düşüncesinin dışına çıkabiliyor. Üstelik eğitim, herkese körü körüne inanmayı değil; güvenilir olanla olmayanı ayırt etmeyi, kanıt aramayı ve kuralların işlediğine inanmayı destekliyor.
Okul bunu tek başına başarabilir mi?
Okulun bunu başarabilmesi için yalnızca sınavlara öğrenci hazırlayan bir yer olmaktan çıkması gerekiyor. Çocukların sürekli rekabet ettiği, hata yapmaktan korktuğu ve arkadaşını rakip gördüğü bir eğitim ortamı toplumsal güveni güçlendiremez. Grup çalışmaları, tartışma kültürü, akran dayanışması, öğrenci kulüpleri ve toplumsal sorumluluk projeleri bu nedenle “ek etkinlik” değil, güven eğitiminin temel parçalarıdır.
TGSS verilerinden yapılan analizler de aynı mesajı veriyor. Komşularıyla haftada en az bir kez görüşenlerde mahalleye güven yüzde 36’ya çıkarken, komşularıyla yılda birkaç kez veya daha seyrek görüşenlerde yüzde 18’e düşüyor. Demek ki güven; anlatılarak değil, temas ederek, birlikte üreterek ve ortak sorunları çözerek gelişiyor. Okullar, tam da bu deneyimin kurulabileceği en güçlü kamusal alanlardır.
Öğretmen ne yapabilir?
Burada öğretmenin rolü kritik. Öğretmen söz hakkını adil dağıttığında, ayrımcılığa izin vermediğinde, verdiği sözü tuttuğunda ve değerlendirmeyi şeffaf ölçütlerle yaptığında öğrenciler güvenin ne olduğunu yaşayarak görüyor. Buna karşılık, kuralların kişiye göre değiştiği, bazı öğrencilerin kayırıldığı ya da düşüncesini açıklayan çocuğun küçümsendiği sınıflar, güvensizliğin küçük bir modeline dönüşüyor. Müfredatta değerler eğitiminden söz etmek tek başına yeterli değil. Güven, okulun gündelik dili ve davranış biçimi olmalı. Aileler ve mahalle sakinleri de projelere katıldığında okul, kuşakları ve farklı toplumsal kesimleri buluşturan gerçek bir ortak yaşam merkezine dönüşebilir.
İnsanlara güvenmezsek ne olur?
Düşük güvenin bedeli yalnızca insanların birbirinden şüphe etmesi değildir. Her işin tanıdıklarla yürütüldüğü, her anlaşmanın ek güvence gerektirdiği toplumlarda ekonomi yavaşlar, kayırmacılık güçlenir ve ortak yaşam zorlaşır. Bu yüzden eğitimde başarıyı yalnızca sınav puanlarıyla ölçmek eksik kalır.
Belki de her okulun kendine şu soruyu sorması gerekiyor: Öğrencilerimize kaç doğru cevap öğrettik değil, birbirine güvenebilen kaç insan yetiştirdik?
Kaynaklar
Türkiye Genel Sosyal Saha Araştırması. (2024). TGSS 2024 veri seti ve analiz platformu.
Türkiye Genel Sosyal Saha Araştırması. (2024). Örneklem ve saha araştırması metodolojisi.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

