Tüm Gerçekliğiyle Ünlü Edebiyatçımız Ömer Seyfettin'in Ölümü ve Sonrasında Yaşanan Olaylar

-
3 dakikada okuyabilirsiniz

Ömer Seyfettin, Türk edebiyatının mühim sanatçılarından birisiydi. Kısa ömrüne birçok eser sığdırdı, yeni akımların doğmasına öncülük etti ve hazin bir hastalık sonucu göçüp gitti bu dünyadan.

Genç Kalemler ve Yeni Lisan Hareketi

Ömer Seyfettin askerlik görevinden ayrıldıktan sonra, 1911 yılında Selanik'te çıkarılan Genç Kalemler dergisinin ilk baş yazısını yazmıştı. Yeni Lisan adlı bu yazısı edebiyatımıza bambaşka bir nokta-i nazariye getiriyordu. Ömer Seyfettin'in Fransızca bilgisi iyi düzeydeydi. Türkçe'de sadeleşmeyi savunuyordu. Aynı zamanda Türkçü bir düşünceye sahipti. Bu minvalde ilerleyen yıllarda da birçok eser verdi.

Tartışma Konusu Olan Eserleri

Ömer Seyfettin'in çocuklar için yazdığı birçok hikaye kitabında, şiddet ve korku ögelerine değinmesi, günümüzde bir tartışma konusunu ortaya getirmiştir. Gerçekten de yazarın bazı eserlerinde tartışma konusu olabilecek biçimde, küçük yaştaki çocuklara ağır gelebilecek ögeler mevcuttur. Ve bu konular halen günümüzde ayrı bir tartışma konusudur.

Amansız Bir Hastalık

Ömrünü öğretmenliğe ve yazılarına ayıran Ömer Seyfettin, 1917 yılına gelindiğinde amansız bir rahatsızlığa tutuldu. Doktorlar bu hastalığı bir türlü teşhis edemiyorlardı ve elden hiçbir şey gelmiyordu. Genç yazar hızla ölümün soğuk kollarına doğru kayıyordu. Fakat bu rahatsızlık sırasında bile Ömer Seyfettin yazılarını ihmal etmedi, birçok hikaye yazdı, aynı zamanda öğretmenliği de sürdürüyordu. Doktorlar bol bol meyve yemesini, üzüm hoşafı içmesini tavsiye ediyorlardı. Oysa Ömer Seyfettin şeker hastasıydı, fakat o günün tıbbî şartları bunu anlamaya yetmemişti.

Gençliğin Baharında Hayata Veda Etmek

Ömer Seyfettin'in rahatsızlığı 1917-1920 tarihleri arasındaki 3 yıl boyunca gittikçe ilerlemişti. Nitekim 1920 senesinin 25 Şubat'ında, yazarın hastalığı hat safhaya ulaşmıştı. 4 Mart günü Ömer Seyfettin, Haydarpaşa Hastanesine kaldırıldı.  Buradaki 2 günlük yaşam mücadelesi sonucunda 6 Mart 1920 günü, Ömer Seyfettin daha 35 yaşında iken hayata gözlerini yumdu. Ölümünden yıllar sonra ise Ömer Seyfettin'in naaşının sahipsiz kalındığı ve tıbbiye öğrencilerinin derslerinde kullanılmak üzere bir kadavra haline getirildiği söylendi. Peki gerçekten de büyük yazar, öldükten sonra bile huzura kavuşamamış mıydı?

Otopsi mi, Kadavra mı?

Ömer Seyfettin'in cenazesini kimsenin sahiplenmediği ve bu yüzden cesedinin bir kadavra olarak istimal edildiği söylemi, bu meşhur fotoğrafla meydana getirilmiştir. Hatta bu söylemin savunuculara abartılardan hiç geri durmayarak, Ömer Seyfettin'in kafasının kesildiğini, bütün vücudunun delik- deşik edildiğini bile iddia etmişlerdir. Bu iddiaların tek kaynağı ise bu fotoğraftı.

Esasında olan şey ise, Ömer Seyfettin'in vefatından sonra bedenine otopsi yapılmasıydı. Bu fotoğraf da adı geçen bu otopsi esnasında çekilmiş bir kareden ibaretti. Otopsi sonucunda ise Ömer Seyfettin'in şeker hastası olduğu ve hastaneye yatmadan evvel beyin kanaması geçirdiği anlaşılmıştı. Netice itibarıyla devrin tıbbî yetersizlikleri ve imkansızlıkları dolayısıyla bu mühim edebiyatçı genç yaşında hayata veda etmişti.

Ali Canip Yöntem

Ömer Seyfettin'in ilk defa Osmanlı Türkçesi ile yazdığı kısa hikayeler, Cumhuriyet devrinde Latin harflerinin kabulü sonrasında, en yakın arkadaşı Ali Canip Yöntem tarafından titizlikle Latin alfabesine çevrilerek yayınlanmıştır.

Aynı zamanda Mustafa Kemal Atatürk de Ömer Seyfettin'in yazmış olduğu bu hikaye kitaplarını büyük bir ilgi ile okumuş ve masasından ayırmamıştır.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
hakki-cakanli

Çok güzel bir içerik, aynen böyle devam, teşekkürler.

ayna-efendi

aylar önce başka bir editör (ömer seyfettinin görüşünü sevmediği belli olan biriydi) ömer seyfettini karalamaya çalışmıştı, hikayelerinden bölümler alıp da sanki o hikayeler çocuklar için yazılmışçasına, değerli bir yazarımızdır saygıyla anıyorum

hakan-duman

'' Beyaz Lale isimli eserini özellikle tavsiye ediyorum.. Türk ordusunun çekildiği Balkanlar da Bulgar komitacıların özellikle Serez ve civarında yaptığı keyfi katliam ve tecavüzleri konu alır.. Birilerinin sürekli Türkler Bulgarlara şunu ettimi bunu yaptımı diye kasti palavralarla çamur çabalarına devrinden gerçek bir cevaptır. Atamızın da beğenerek okuduğu değerli insanı saygı ve rahmetle anıyor,Anıl beye güzel ilgi çekici incelemesinden dolayı teşekkür ediyorum. ''

queen-of-the-alaska

ben de çok severim çünkü gerçekleri yazıyor

necati-degirmen

Dünya üzerinde Şairler ve Yazarlar kıymetsizce yaşam sürmüşler,Ömer Seyfettin'in naaşı bir hastanede kadavra,Mehmet Akif Ersoy'un ki Mısır'da kimsesizler mezarlığında.Bu ülkeye kim bir şeyler kattıysa onlar büyük suç işlemişcesine her zaman dışlandılar.Şimdi yeni nesil okuyor araştırıyor ögreniyor her şeyi,onların kıymetini biliyor,onları bu hallere getiren Atalarından da utanıyo.:/ Ruhları Şaad olsun

basar-demirsoy

Biraz daha araştırmanı öneririm. Mehmet Akif Ersoy'un naaşı Edirnekapı'ya, Ömer Seyfettin'in naaşı ise yapılan otopsinin ardından Kuşdili Mahmut Baba Mezarlığı'na kaldırıldı. Hatta Kuşdili Mahmut Baba Mezarlığı yıkılınca kabri Zincirlikuyu Mezarlığı'na taşındı.

hakan-duman

Okumadan sallamasyon yorum yapıyorsun yahu yuh.. adam hemen üstte yazmış göstere göstere '' OTOPSİ '' diye.. Zaten kolpa uyduruk bir tarih okuttular onyıllarca,yapılan adam akıllı incelemeleride okumaktan aciz olursak haktır bu millete reva görülen.. Tembel milletiz çünki..Gözün önündeki okuma kıt bilgini buraya montele..

FACEBOOK YORUMLARI

Başlıklar

meyveşekerşeker hastası
Görüş Bildir