Sosyal Medyada Gördüğümüz Hayatlara Ulaşma Çabası: “Gösterişçi Tüketim” ve Borç Sarmalı
Sosyal medyada sürekli karşımıza çıkan lüks tatiller, marka kıyafetler ve kusursuz sofralar bizi tüketime itiyor olabilir mi? O hayatlara ortak olma isteği beraberinde de gösterişçi tüketimi getiriyor. Tabii ardından da borç sarmalı geliyor...
Öncelikle gösterişçi tüketim nedir ona bakalım.
İlk kez ekonomist Thorstein Veblen tarafından tanımlanan bu kavram, bireyin bir ürünü faydası için değil, sosyal statüsünü sergilemek için satın almasıdır. Ürünün kendisinden ziyade, o ürüne sahip olmanın çevreye verdiği ben güçlüyüm veya zenginim mesajı satın alınır.
Sosyal medyanın vitrin etkisi de başrolde.
Eskiden gösterişçi tüketim sadece fiziksel çevremizle sınırlıydı. Sosyal medya, bu vitrini küresel bir boyuta taşıdı. Artık sadece komşumuzla değil, dünyanın öbür ucundaki bir influencer ile kendimizi kıyaslıyor ve onun yaşam standartlarına ulaşma zorunluluğu hissediyoruz.
Mış gibi yaparak yeni bir kimlik inşası yapılıyor.
Sosyal medya profilleri, insanların oldukları kişiyi değil, olmak istedikleri kişiyi sergilediği bir sahne aslında. Tabii ki bu sahnede yer alabilmek için yapılan harcamalar, bir süre sonra kişinin gerçek ekonomik kimliğinin önüne geçer. Kişi, sahip olmadığı bir hayatın temsilcisi haline gelir.
Fırsatı kaçırma korkusu da alışverişi ve satın alımı etkiliyor.
Başkalarının sürekli eğlendiğini, gezdiğini ve yeni şeyler satın aldığını görmek, içimizde bir yerlerde hayatı kaçırıyorum hissini tetikliyor. Bu psikolojik baskı, rasyonel bütçe planlamasını devre dışı bırakarak bireyi düşüncesizce harcama yapmaya itiyor...
Özünde borçla statü satın alınıyor.
Gerçek gelir düzeyi sosyal medyadaki hayata yetmediğinde devreye kredi kartları ve krediler girer. Statü satın almak için kullanılan borçlar, başlangıçta bir 'başarı' gibi hissettirse de aslında gelecekteki özgürlüğün bugünden satılmasıdır.
Zaman içinde hedonik adaptasyon ile birlikte borç döngüsüne giriliyor.
Yeni alınan bir ürünün verdiği mutluluk çok kısa sürer. Sosyal medyadaki akımlar sürekli değiştiği için kişi de güncel kalabilmek adına sürekli daha fazlasını tüketmek zorunda hissediyor. Bu durum da sonu gelmeyen bir harcama döngüsünü ve katlanan borçları beraberinde getiriyor doğal olarak...
Nihayetinde de borç sarmalı ve psikolojik çöküş dönemi başlıyor.
Ödenemeyen kredi kartı borçları ve biriken taksitler, bir süre sonra gösteriş yapılan o parıltılı hayatın altında kalmanıza neden olur. Sosyal medyadaki sahte mutluluk paylaşımları devam ederken, perde arkasında finansal stres, kaygı ve depresyon baş gösterir.
Çözüm ise bilinçli farkındalık ve değere odaklılık!
Bu sarmaldan çıkmanın yolu, tüketimin bir onaylanma aracı olmadığını fark etmektir. Öz değerini sahip olduğu eşyalar üzerinden tanımlamayan, dijital dünyanın dayattığı kusursuz hayat illüzyonuna mesafe koyan kişiler finansal özgürlüklerini ve huzurlarını da koruyabilir.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!


Yorum Yazın