article/comments
article/share
Haberler
Mutluluk Şehri’nde Bir Güç Birliği: BÜKAG

etiket Mutluluk Şehri’nde Bir Güç Birliği: BÜKAG

İstanbul’un yorgunluğunu Marmara’nın serin sularına bıraktığı, martı seslerinin eski sayfiye anılarına karıştığı yerdir Büyükçekmece. Bir zamanların o dingin tatil beldesi, bugün 'Mutluluk Şehri' unvanını taşıyorsa, bu sadece coğrafi bir lütuf değil; sokağa, üretime ve hayata elini süren kadınların eseridir.

Bu röportaj; evinin sessizliğinden çıkıp üretimin gürültülü ama bir o kadar da onurlu sahnesine adım atan kadınların hikayesidir. Karşımda, sadece bir platformun kurucusu değil, aynı zamanda kırık dökük umutlardan sarsılmaz bir kız kardeşlik köprüsü inşa eden, kurumsal aklını anaç bir şefkatle harmanlayan bir isim var: Sevtap Parlar. BÜKAG (Büyükçekmece Kadın Girişimciler) çatısı altında, emeği sanata, sitemi güce, bireysel çabayı toplumsal bir kalkınma modeline dönüştüren bu yürüyüşün izini sürüyoruz. Şimdi, kelimeleri bir kenara bırakıp, eylemin ve emeğin dilinden konuşma vakti.

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Sevtap Hanım, Büyükçekmece İstanbul’un hafızasında bir zamanların o huzurlu tatil beldesi, bugünün ise "Mutluluk Şehri" markasıyla anılan en özgün dokularından biri. Sizce bu şehrin mutluluk formülünde kadının imzası nerede? BÜKAG bu tablonun neresinde duruyor?

Sevtap Hanım, Büyükçekmece İstanbul’un hafızasında bir zamanların o huzurlu tatil beldesi, bugünün ise "Mutluluk Şehri" markasıyla anılan en özgün dokularından biri. Sizce bu şehrin mutluluk formülünde kadının imzası nerede? BÜKAG bu tablonun neresinde duruyor?

Büyükçekmece gerçekten sadece bir ilçe değil, bir ruh taşıyor. Geçmişte insanların nefes almak için kaçtığı bir tatil beldesiydi ama sizin de belirttiğiniz gibi bugün “Mutluluk Şehri” olarak anılıyor. Ama şuna inanıyorum: Bir şehri mutlu yapan şey sadece denizi, sahili ya da fiziki güzelliği değildir. O şehirde yaşayan insanların üretmesi, paylaşması ve değer görmesidir. Kadın bu formülün tam merkezinde duruyor. Çünkü kadın üretirse ev canlanır, kadın güçlenirse ekonomi güçlenir; kadın görünür olursa şehir kimlik kazanır. Büyükçekmece’nin mutluluk formülünde kadının imzası; emeğin görünür kılınması, küçük işletmelerin büyümesi ve kadınların “ben de varım” diyebilmesiyle atılıyor. BÜKAG tam da bu noktada devreye giriyor. Biz bir sosyal grup değiliz; bir sistem inşa ediyoruz. Kadınların birbirini sadece alkışladığı değil; birbirine alan açtığı, kazandırdığı ve birlikte büyüdüğü bir yapıoluşturuyoruz. BÜKAG, Büyükçekmece’de yerel ticareti destekleyen ve kadın emeğini gerçek anlamda ekonomiye dönüştüren bir köprüdür. Kısacası; biz sadece etkinlik yapmıyoruz, bir şehrin hafızasına kadınların izini bırakıyoruz.

Bir İhtiyaçtan Doğan Hayal: BÜKAG Nedir? Okurlarımız için en temelden başlayalım: BÜKAG nedir? Bu platform bir ihtiyaçtan mı doğdu, yoksa Büyükçekmece’nin o kendine has yapısını kadın girişimciliğiyle taçlandırma hayalinden mi?

BÜKAG, yani Büyükçekmece Kadın Girişimciler Platformu; aslında bir ihtiyaçtan doğdu ama bugün o ihtiyacın bir hayalle büyümüş halidir. Şunu çok net gördüm; Büyükçekmece’de inanılmaz güçlü, üretken, yetenekli kadınlar var ama çoğu görünür değil. Üretiyorlar ama satamıyorlar, emek veriyorlar ama doğru kitleye ulaşamıyorlar. Herkes kendi köşesinde tek başına çabalıyor. İşte BÜKAG kadınları sadece bir araya getirmek için değil; onları birbirine bağlayan, güçlendiren ve birlikte kazandıran bir sistem kurmak için doğdu. Zamanla fark ettik ki bu sadece bir çözüm değil, ilçenin ruhuna çok yakışan bir dönüşüm. Burası zaten samimi ve paylaşımcı bir yer; biz bu yapıyı kadın girişimciliğiyle taçlandırdık. Bugün BÜKAG; bir dayanışma ağı, bir ticaret alanı ve en önemlisi bir güven ortamıdır. Amacımız kadınların kendi ayakları üzerinde duran, sürdürülebilir kazanç elde eden güçlü bireyler haline gelmesini sağlamaktır.

Statülerin Ötesinde: 'Üreten Kadın' Mozaiği

Genelde bu tarz oluşumlar "ev hanımlarına destek" olarak algılanır. Ancak BÜKAG çatısı altında; dükkanının kepengini açan esnaftan usta sanatçıya, işletme sahibi işverenden el sanatları uzmanına kadar uzanan "Üreten Kadın" mozaiği var. Statüsü ne olursa olsun, bu kadar farklı profili "üretim" paydasında buluşturma fikri nasıl doğdu?

Genelde bu tarz oluşumlar "ev hanımlarına destek" olarak algılanır. Ancak BÜKAG çatısı altında; dükkanının kepengini açan esnaftan usta sanatçıya, işletme sahibi işverenden el sanatları uzmanına kadar uzanan "Üreten Kadın" mozaiği var. Statüsü ne olursa olsun, bu kadar farklı profili "üretim" paydasında buluşturma fikri nasıl doğdu?

Biz en başta bu kalıplaşmış algıyı kırmak için yola çıktık. Kadın girişimciliği sadece “evde üretim” ile sınırlı değildir. Kadın, üretimin olduğu her yerdedir. Ben hiçbir zaman kadınları “ev hanımı”, “iş kadını”, “esnaf” gibi kategorilere ayırmadım. Bu tanımların aslında onları ayrıştırdığını düşünüyorum. Oysa üretim, hepsini birleştiren en güçlü bağdır.

BÜKAG’ın çıkış noktası statülere değil, değere odaklanmaktı. Çünkü üretim varsa gelişim,  ekonomi ve özgüven vardır. Farklı profiller bir araya geldiğinde rekabet değil, güç doğuyor. Bir işletme sahibinin deneyimi ile evde üretim yapan bir kadının enerjisi birleştiğinde yapı çok daha sürdürülebilir oluyor. BÜKAG bugün bir “kadın profili” değil, bir duruş tanımlıyor: Üreten Kadın.

BÜKAG bugün bir 'Girişimcilik Akademisi' gibi çalışıyor. Sosyal medya, e-ticaret ve profesyonel network eğitimlerinizle, bir sanatçının eserini veya bir esnafın ticari modelini dijital çağın diline nasıl tercüme ediyorsunuz?

Evet, BÜKAG’ı sadece bir platform olarak değil, bir “uygulamalı girişimcilik alanı” olarak görüyoruz. Artık sadece üretmek yetmiyor; doğru anlatmak ve doğru kişiye ulaşmak gerekiyor. Bizim yaptığımız şey, kadının ürettiği değeri, dijital dünyanın anlayacağı dile çevirmek. Nasıl mı?

Hikâyeleştirme: Birçok kadın ürününü anlatırken “ne yaptığını” söylüyor ama “neden tercih edilmesi gerektiğini” anlatamıyor. Biz onlara satışın esas dilinin özellikler değil, hikâyeler olduğunu öğretiyoruz. Stratejik Sosyal Medya: Biz burada sadece “fotoğraf yüklemeyi” değil, o fotoğrafın altına emeğin ruhunu koymayı öğretiyoruz. Sosyal medyayı kuru bir vitrin değil, yaşayan bir hikâye alanı olarak görüyoruz. Eğitimlerimizde kadınlara sadece “ne paylaş” demiyoruz… “neden paylaşmalısın, kime ulaşmak istiyorsun ve bu çabayı nasıl kazanca dönüştürürsün” sorularının cevabını birlikte buluyoruz. Yani biz sadece içerik üretmiyoruz; el emeğini, dijitalin diline samimiyetle tercüme ediyoruz.

Profesyonelleşme: E-ticaret tarafında ürünün sunumundan fiyatlandırmaya, güven oluşturmadan müşteri ilişkilerine kadar işi bütünsel bir boyuta taşıyoruz. Kadınlar artık sadece üretici değil, kendi markalarının yöneticisi haline geliyor. Kısacası; biz bir ürünü sadece sergilenir hâle getirmiyor, onu anlaşılır ve tercih edilir bir değere dönüştürüyoruz. “Biz” Olabilmenin Disiplini ve Gönül Köprüleri “Biz' diyebilmek kâğıt üzerinde güzel ama uygulamada zordur. Zaman zaman kişisel memnuniyetsizlikler yaşayan, sitem eden veya süreçten yorulan kadınlar mutlaka oluyordur. Bu sitemin altında yatan gerçek ihtiyacı nasıl okuyorsunuz? 

Çok gerçek bir noktaya değindiniz. Çünkü “biz” olmak gerçekten kolay değil… Farklı beklentileri ve hikâyeleri olan insanları bir arada tutmak çok zor. Memnuniyetsizlikleri hiçbir zaman bir sorun olarak görmüyorum… Aksine bir sinyal olarak okuyorum. Bir kadın sitem ediyorsa, aslında orada duyulmak isteyen bir emek vardır. Mesele çoğu zaman kazanç değildir; mesele anlaşılmak, değer görmek ve “Ben buradayım, beni görüyor musunuz?” diyebilmektir.  Bir diğer önemli konu da şu; herkes aynı noktadan başlamıyor. Kimi çok hızlı adapte oluyor, kimi daha fazla zamana ihtiyaç duyuyor. Bu fark bazen kıyaslamaya dönüşüyor ve o da motivasyonu düşürüyor.

Biz burada ne yapıyoruz? Önce dinliyoruz… Ama gerçekten dinliyoruz. Bizim görevimiz o sesi duymak, doğru okumak ve onu yeniden ayağa kaldıracak sistemi sunmak. Sonra kişiye özel bir yol açmaya çalışıyoruz, çünkü herkese aynı reçete işlemez. Ama bir noktada da şu netliği koruyoruz; BÜKAG bir destek alanı ama aynı zamanda bir sorumluluk alanı. Yani sadece beklenti değil, emek ve süreklilik de gerekiyor.

Kadın kadının yurdudur anlayışını, rekabetin yoğun olduğu bir dünyada nasıl bir disipline dönüştürdünüz? Mentörlük yaparken sadece işi değil, bu 'gönül kırıklıklarını' da nasıl yönetiyorsunuz?

“Kadın kadının yurdudur” çok kıymetli bir söz… ama bunu sadece bir slogan olarak bırakırsanız, bir süre sonra yerini rekabete ve kırgınlıklara bırakır. Bizim farkımız, bunu bir duygu değil bir sistem haline getirmek oldu. Önce şu netliği koyduk: BÜKAG’da herkes kendi yolunda ilerler ama kimse kimsenin yolunu kesmez. Yani destek var, ama sınırlar da var. Bu denge kurulmadan sağlıklı bir yapı oluşmuyor. Rekabeti yok etmeye çalışmadık, onu doğru yere yönlendirdik. Kıyas yerine gelişimi koyduk. “O yaptı, ben neden yapamadım?” yerine “Ben bugün dünden neyi daha iyi yapabilirim?” bakışını kazandırmaya çalıştık. Mentörlük tarafında ise sadece işe odaklanmak yeterli olmuyor, bunu çok net gördüm. Çünkü kadınlar sadece ticaret yapmıyor… aynı zamanda duygularıyla da sürecin içinde var oluyor. Beklenti, hayal, hayal kırıklığı… hepsi birlikte geliyor.

Gönül kırıklıklarını yönetmenin ilk yolu: hızlı yargılamak değil, doğru okumak. Bir kırgınlık varsa, çoğu zaman altında ya yanlış anlaşılma ya da karşılık bulamayan bir emek oluyor. Ben burada iki şeyi birlikte yürütüyorum: Birincisi empati… gerçekten anlamaya çalışmak. İkincisi ise netlik, çünkü en çok kırgınlık doğuran şey: belirsizlik. Herkese şunu açıkça söylüyoruz: BÜKAG bir destek alanı olduğu kadar bir disiplin alanıdır. Güven ve dayanışma, ancak emek ve süreklilik birleştiğinde kalıcı olur.

Büyükçekmece bir festivaller ilçesi. Ancak o alanlarda kadınlara yer açmak büyük bir mücadele gerektiriyor. Kapıları çaldığınızda en çok neyle karşılaşıyorsunuz? Bürokrasiyi mi yoksa "Kadınlar tek ses olamaz" önyargısını mı ikna etmek daha zor oluyor?

Büyükçekmece bir festivaller ilçesi. Ancak o alanlarda kadınlara yer açmak büyük bir mücadele gerektiriyor. Kapıları çaldığınızda en çok neyle karşılaşıyorsunuz? Bürokrasiyi mi yoksa "Kadınlar tek ses olamaz" önyargısını mı ikna etmek daha zor oluyor?

Açıkçası en büyük zorluk bürokrasi değil… bakış açısı. Bürokrasi prosedürdür; doğru projeyi sunarsanız zamanla çözülür. Asıl mücadele “Kadınlar tek ses olamaz” ya da “bu yapı sürdürülemez” gibi önyargılara karşı veriliyor. Biz bu algıyı sözle değil, Kervansaray’da ve Atatürk Kültür Merkezi’nde yaptığımız organizasyonlarla, yani işimizle kırdık.

Kadınların bir araya geldiğinde sadece üretmediğini, planladığını, yönettiğini ve sürdürdüğünü ispatladık. Bize “acaba” ile yaklaşanlar, sonuçları gördükten sonra en güçlü destekçilerimiz oldu.Çünkü biz sadece yer talep etmiyoruz, bir değer ve sosyal hareket inşa ediyoruz. Bürokraside ilerleyebilirsiniz ama önyargıyı ancak istikrarlı başarıyla yıkarsınız. Biz de tam olarak bunu yapıyoruz.

Yorulunca Hatırlanan “O Işık” Belediye ve yerel yönetimlerle kurduğunuz o köprüde, 'fedakârca çalışmak' ne anlama geliyor? Bir festival bittiğinde, bir kadının gözünde gördüğünüz hangi ışık size tüm yorgunluğunuzu unutturuyor?

“Fedakârca çalışmak” çoğu zaman dışarıdan sadece organizasyon yapmak gibi görünüyor… ama işin içinde olan bilir; bu, bir etkinlikten çok daha fazlası. Belediye ve yerel yönetimlerle kurduğumuz köprüde fedakârlık; gece gündüz planlama yapmak, her detayı düşünmek, krizleri hissettirmeden çözmek ve en önemlisi herkesin hakkını koruyan adil bir yapı kurmak demektir. Bazen kendi işinizi ikinci plana atar, alanda kalan son kişi siz olursunuz. Ama bir festivalin sonunda bir kadının gelip “İlk kez bu kadar satış yaptım” demesi ya da “Ben yapabiliyormuşum” diyerek gözlerinin dolması… İşte o an tüm yük anlamını buluyor. Benim için en kıymetlisi, bir kadının kendine olan inancının değiştiği o andır. O gözdeki ışık; özgüvenin ve başarmanın ışığıdır. Biz organizasyon yapmıyoruz, insanların hayatına dokunan bir dönüşüm gerçekleştiriyoruz.

BÜKAG kâğıt üzerinde kurulmuş bir yapı değil; yaşayan bir platform. Ancak gerek bürokratik engelleri daha hızlı aşmak gerekse kabına sığmayan bu yapıyı korumak adına, dernekleşme yönünde zaruri bir talep oluştu. Bu resmiyet süreci vizyonunuzu nasıl etkileyecek? Dernekleşmek BÜKAG’ın ruhunu değiştirir mi?

BÜKAG kâğıt üzerinde kurulmuş bir yapı değil; yaşayan bir platform. Ancak gerek bürokratik engelleri daha hızlı aşmak gerekse kabına sığmayan bu yapıyı korumak adına, dernekleşme yönünde zaruri bir talep oluştu. Bu resmiyet süreci vizyonunuzu nasıl etkileyecek? Dernekleşmek BÜKAG’ın ruhunu değiştirir mi?

Evet, BÜKAG bir dernek olarak doğmadı; çünkü biz kurallardan önce ruhun, sistemden önce samimiyetin oluşmasını istedik. Ancak bugün geldiğimiz noktada, büyüyen her yapının daha sağlam bir zemine ihtiyaç duyduğu bir gerçek. Dernekleşmeyi bir kısıtlama değil, tam aksine bir güçlenme süreci olarak görüyorum. Bu resmiyet, bürokratik engelleri aşmamızı kolaylaştıracak ve daha büyük projelere kapı açacaktır. Tek önceliğim; BÜKAG’ın samimiyetini, sahadaki hızını ve ruhunu kaybetmemektir.

Büyükçekmece’deki bu 'kadın gücü modelini' diğer il ve ilçelere örnek teşkil edecek şekilde koordine etme ve ulusal bir ses getirme hayaliniz var mı? BÜKAG bir 'Türkiye Modeli' olabilir mi?

Açık söylemek gerekirse; bu artık bir hayalden öte, bir hedef. Çünkü biz şunu gördük: Doğru kurulan bir sistem, doğru yönetilen bir topluluk ve sahada karşılığı olan bir model varsa, bu yapı sadece bulunduğu ilçeyle sınırlı kalmaz.

Büyükçekmece’de kurduğumuz yapı aslında bir “kadın gücü modeli”. Üretimi, eğitimi, dayanışmayı ve en önemlisi sürdürülebilir kazancı temel alan bir yapı bu. Ve bu modelin en güçlü tarafı şu: Her şehre uyarlanabilir olması. Çünkü biz tek tip bir yapı dayatmıyoruz. Bulunduğu bölgenin dinamiğine göre şekillenebilen esnek bir sistem kuruyoruz. Bu noktada -BÜKAG’ın bir “Türkiye Modeli” olması mümkün mü?- Evet… ama kopyalanarak değil; doğru aktarım ve doğru mentörlükle. Hedefim; merkezden yönetilen değil, yerelde güçlenen ama aynı vizyonla ilerleyen bir ağ kurmak. BÜKAG bir marka olmaktan çok, kadın girişimciliği adına güçlü bir referans noktası, bir modeldir.

Biraz da madalyonun diğer yüzüne bakalım. Kurumsal hayattan emekli, disiplini ruhuna işlemiş halihazırda bir işveren Sevtap Parlar. Aynı zamanda bir eş, bir anne. Evdeki Sevtap, iş yerindeki Sevtap ve BÜKAG’ın başındaki Sevtap... Bunca farklı kimlik arasında mekik dokurken kendi iç dünyanızı nasıl besliyorsunuz?

Biraz da madalyonun diğer yüzüne bakalım. Kurumsal hayattan emekli, disiplini ruhuna işlemiş halihazırda bir işveren Sevtap Parlar. Aynı zamanda bir eş, bir anne. Evdeki Sevtap, iş yerindeki Sevtap ve BÜKAG’ın başındaki Sevtap... Bunca farklı kimlik arasında mekik dokurken kendi iç dünyanızı nasıl besliyorsunuz?

Aslında bu sorunun cevabı biraz “denge” değil, “uyum” kelimesinde saklı. Çünkü ben bu kimlikleri birbirinden ayırarak yaşamıyorum; hepsi aynı bütünün parçaları. Evet, yıllarca kurumsal hayatta çalışmış, disiplinle yetişmiş biriyim. Ama aynı zamanda bir anneyim, bir eşim ve bugün de birçok kadının hayatına dokunan bir yapının içindeyim. Zor olan bu rolleri taşımak değil, onları doğru sırada ve doğru yerde yaşayabilmek. Kendi iç dünyamı beslemeyi ihmal etmemeye çok dikkat ediyorum. Güne erken başlamak, kendimle baş başa kalabildiğim o sessiz saatler benim için çok kıymetli, çünkü o anlar bana netlik kazandırıyor. Doğayla temas etmek, biraz geri çekilip dışarıdan bakabilmek ve en önemlisi yaptığım işin anlamını kendime sürekli hatırlatmak. Zira insan neyi neden yaptığını unuttuğunda yorulur. Ben anlamıhatırladıkça güçleniyorum. Bir de şunu öğrendim; her şeye yetişmeye çalışmak yerine, gerçekten değerli olana odaklanmak gerekiyor. Mükemmel olmaya değil, dengede kalmaya çalışıyorum. Çünkü kendimi beslemezsem, kimseye fayda sağlayamam. Bu yüzden önce iç dünyamı güçlü tutuyor, sonra dışarıya katkı sunuyorum. Belki de bu yüzden tüm bu roller birbirine yük olmuyor… Birbirini besleyen bir yapıya dönüşüyor.

Yorulduğunuzda sizi tekrar mentörlüğe, plan ve projelere döndüren o asıl 'içsel pusula' nedir? Emekli olup dinlenmek yerine neden 'BÜKAG' dediniz?

Yoruluyorum… Evet. Ama hiçbir zaman “neden yapıyorum?” sorusunu kaybetmiyorum. Sanırım beni tekrar ayağa kaldıran şey tam olarak bu. Benim içsel pusulam çok net: Fayda üretmek. Hayatımın büyük bir kısmı disiplinle, sistemle ve çalışarak geçti. Emekli olduğumda aslında şunu fark ettim; insan sadece dinlenerek tatmin olmuyor. Üretmeye, katkı sağlamaya ve bir anlamın parçası olmaya devam etmek istiyor. BÜKAG tam da bu noktada çıktı karşıma. Çünkü burada sadece bir iş yok… bir dokunuş var. Bir kadının hayatında küçük gibi görünen ama aslında çok büyük bir değişime vesile oluyorsunuz. Bazen bir mesaj geliyor: “Sizin sayenizde başladım” diyor… Bazen biri ilk satışını yapıyor… Bazen de sadece “Artık kendime inanıyorum” diyor. İşte o anlar benim için dinlenmekten çok daha güçlü bir motivasyon. Emekli olup kenara çekilmek yerine BÜKAG’ı seçmemin sebebi şu:

Ben birikimimi sadece kendime saklamak istemedim. Paylaştıkça büyüyen bir şey olduğunu biliyorum. Ve şuna inanıyorum; insanın gerçek tatmini, bıraktığı izde saklı. Kısacası benim pusulam “rahat etmek” değil, anlamlı olmak. BÜKAG bana her gün bunu hatırlatan bir yol. Son olarak ister usta bir sanatçı olsun ister yolun başında bir girişimci... 'Ben de varım' demek isteyen ama o ilk adımı atamayan kadınlara, bu köprünün başındaki isim olarak ne söylemek istersiniz?

Hayatta en büyük pişmanlık, denemek değil, hiç başlamamaktır. İçinizde “ben de yapabilirim” diyen bir ses varsa o ses boşuna değildir; o sizin potansiyelinizdir. Kimse hazır başlamıyor. Cesaret, korkuya rağmen adım atmaktır. Bugün attığınız o küçük adım;  yarın bir işe, sonra bir gelire ve nihayetinde bir özgüvene dönüşür. Ve bir gün dönüp baktığınızda “iyi ki başlamışım” dersiniz, ama başlamazsanız, o ihtimal hep “keşke' olarak kalır. Kendinizi küçümsemeyin, ertelemeyin ve yalnız sanmayın. “Ben de varım” demek bir cümleden öte, bir karardır. Ve o kararı verdiğiniz gün, hiçbir şey eskisi gibi kalmaz.

Bazen bir köprüden geçmek, sadece karşı kıyıya varmak değildir; o köprüyü ilmek ilmek dokuyan, fırtınalara direnerek ayakta tutan omuzların gücüne tanıklık etmektir. Sevtap Parlar ve BÜKAG, sadece Büyükçekmece’nin değil, kendi hikayesini yeniden yazmak isteyen her kadının başvuru kılavuzu niteliğinde. Görünen o ki; 'Ben de varım' diyen bir kadının sesi, doğru bir akustikte yankılandığında önce bir koroya, sonra önüne geçilemez bir değişimin fırtınasına dönüşüyor. BÜKAG, bu fırtınanın en güzel halidir. Ve anlıyoruz ki; bir şehrin gerçek mutluluğu, ancak o şehrin kadınları güldüğünde, ürettiğinde ve kendi ayakları üzerinde durduğunda başlar.

Pusulanız şaşmasın, emeğiniz var olsun.

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Engin DAL / Seslenen Adam

Instagram

Spotify

Apple Music

Youtube

'Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio'

Yorumlar ve Emojiler Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

category/test-white Test
category/gundem-white Gündem
category/magazin-white Magazin
category/video-white Video
category/eglence BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
0
0
0
0
0
0
0
Yorumlar Aşağıda chevron-right-grey
Reklam