Manifest’in Başarısının Arkasındaki Üç Faktör: Hikâye, Topluluk ve İletişim
Yaklaşık bir yıl önce bir arkadaşım 12 yaşında kızı için Manifest bileti bulmaya çalışıyordu. O yaş grubu çocukların konser gününü çığlık çığlığa, gün sayarak, büyük bir heyecanla beklediklerini gördüm.
Manifest’i ilk kez o sebeple fark ettim ve davranış bilimi ile pazarlama açısından takibe başladım.
Müzik piyasasına hızlı bir giriş yapan bir kız grubu kısa sürede nasıl popüler kültüre damga vuran böyle bir karşılık bulmuş olabilirdi?
Geçtiğimiz günlerde Londra'daki Wembley konserleriyle gündemdeydi grup. İlk İngilizce şarkıları TRALALA yayımlandı. Dansları, şarkı ve enerjileri müthiş, ben bayılıyorum. Şu an bile kafamın içinde “Hileli” çalıyor.
Hikâyenin pazarlama iletişimi tarafı bir yana, ben davranış bilimi ve beyin temelli iletişim ekseninden içgörümü paylaşmak istedim.
Manifest’in var oluşunda hikâyelerinin ve kurdukları topluluğun yeri büyük.
Grup hayatına Big5 Türkiye adlı yarışmada müzik ve dans alanında yetenekli genç kadınlar arasından altı kişilik bir grup oluşturulmasıyla başlıyor.
Yani kuruluş süreci de izlenebilir bir hikâye.
İzleyiciler süreçte yarışmacıları tanıyor. Güçlü ve zayıf yanlarını, hayallerini, hayal kırıklıklarını, gelişimlerini görüyor.
Böylelikle henüz ilk şarkısını yayımlamamış bir grubun neler yaşadığını biliyor ve bundan sonra neler olacağını dizi izler gibi izliyoruz.
İkinci konu, grubun oluşturduğu topluluk.
Özellikle gençlik döneminde müzik, yalnızca eğlenmek için tükettiğimiz bir şey değil. Kendimizi ifade etmenin, arkadaşlarımızla ortaklık kurmanın ve kimliğimizi oluşturmanın da yollarından biri.
Burada Türkiye'nin genç nüfusu gençlere hitap eden popüler kültür oluşumları için önemli bir potansiyel.
Manifest’in hayranları da şarkılarını dinlemekle kalmıyor. Koreografilerini yapıyor, videolarını paylaşıyor, üyeler hakkında konuşuyor, konserlere birlikte gidiyor, kendi içeriklerini üretiyorlar. Bu yolla hikâyenin yayılmasına katkı sağlanıyor.
“Sen hangi Manifest kızısın?” akımı grubun popüler kültürde nasıl bir yer edindiğini gösteren çok güzel bir örnek mesela.
Gelelim bence en önemli detaylardan birine.
Bu grup seçilirken yarışmacıların iletişim becerileri ve takım olabilme yetisi de oldukça dikkate alınmış.
Uzun çalışma saatlerinde, eleştirildiklerinde veya motivasyonları düştüğünde birbirlerine ve makyaj, çekim gibi ekip çalışanlarına nasıl davrandıkları gruba seçilmelerinin önemli bir kriteri.
Çünkü birlikte çalışacak, seyahat edecek, sahneye çıkacak, baskı altında karar verecek ve zamanla ortak bir kimlik oluşturacak altı insan seçiyorsunuz. Yetenek ve sahne ışığı bu durumda yeterli olmuyor.
Kıssadan hisse. En parlak yeteneklerden bir ekip kurarım, dünyada başarılara imza atarız, olmuyor. Bir futbol takımında da, bir müzik grubunda da, bir start-up ekibinde de durum farklı değil.
Bazı kavramlar her zeminde, her sektörde nasıl değişmiyor değil mi?
Birlikte başarılı olmak bireysel yeteneklerin toplamından çok daha fazlasını gerektiriyor.
Not : Big5'in bölümlerinin başında iki mesaj yer alıyor.
İlkinde programın, Türkiye'nin her noktasında kendini korumaya, aramaya, bulmaya çalışan; yaratıcılığına, yeteneğine ve hayallerine adanmış milyonlarca genç kadına ithaf edildiği belirtiliyor.
Ardından Atatürk'e atfedilen şu söz geliyor:
“Şuna inanmak lazımdır ki, dünya üzerinde gördüğümüz her şey, kadının eseridir.”
Çok hoş mesajlar bunlar.
Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

