Kadınlarda DEHB ve Telafinin Görünmez Boyutu: Uslu Kız Çocukları Neden Yıllarca Fark Edilmiyor?
Kadınlarda DEHB'nin geç tanınması yalnızca klinik bir mesele değil; çocuk yetiştirme pratiklerinden eğitim sistemine, toplumsal cinsiyet rollerinden görünmeyen zihinsel emeğe kadar uzanan bir sorunun parçası. Peki, bir kadının yaşadığı güçlükler, başarılı ve uyumlu görünmesinin ardında kaç yıl saklı kalabilir?
Bu hafta DEHB Farkındalık Haftası.
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu'nu konuşurken çoğunlukla belirtilere, tanı süreçlerine ve bireysel deneyimlere odaklanıyoruz. Oysa üzerinde yeterince durmadığımız başka bir mesele var: Bazı insanların yaşadığı güçlükler neden çok erken fark edilirken bazıları yıllarca görünmez kalıyor? Özellikle kadınlarda DEHB'nin geç tanınması, yalnızca nörobiyolojik farklılıklar veya klinik değerlendirmeler üzerinden açıklanabilecek bir konu değil. Bu görünmezliğin arkasında çocuk yetiştirme pratiklerinden eğitim sistemine, toplumsal cinsiyet rollerinden kadınlara yüklenen görünmeyen emeğe kadar uzanan geniş bir kültürel yapı bulunuyor.
Adına Defne diyelim. Kurgusal bir isim bu ama hikâyesi pek çok kadına tanıdık gelebilir.
Defne okulda hiç sorun çıkarmadı. Karnesi iyiydi, öğretmenleri onu severdi, defterleri derli toplu görünürdü. O defterlerin arkasında uykusuz geçirilen geceleri, kaybolmasın diye üç kez kontrol edilen çantayı, dikkati dağılmasın diye günler öncesinden başlanan hazırlıkları kimse görmedi. Görmek için bir neden de yoktu. Sonuç ortadaydı ve sonuç iyiydi.
Aynı sınıfta sürekli yerinden kalkan, söz kesen, ödevlerini unutan bir erkek çocuğunun davranışları dikkat çekebilirken Defne'nin yaşadığı güçlükler kişisel çabasının ardında kayboldu. Birinin davranışları araştırılması gereken bir sorun olarak görülürken diğerinin zorlanması, sorumluluk sahibi bir öğrencinin doğal gayreti olarak kabul edildi.
Bu karşılaştırma bütün kız ve erkek çocukların aynı biçimde değerlendirildiği anlamına gelmiyor. Ancak toplumsal beklentilerin hangi davranışları görünür kıldığını anlamamız açısından önemli. Çünkü toplumlar yalnızca insanlardan nasıl davranmalarını beklediklerini belirlemiyor; hangi davranışların sorun olarak tanımlanacağını, hangilerinin tolere edileceğini ve kimlerin yardım ihtiyacının ciddiye alınacağını da etkiliyor.
Defne büyüdü. Üniversiteyi bitirdi, çalışmaya başladı, ilişkiler kurdu, sorumluluklar üstlendi. Çocukken iyi notlar alabilmek için geliştirdiği yöntemler yetişkinlikte de hayatının bir parçası oldu. Her şeyi not etmek, sürekli kontrol etmek, hiçbir ayrıntıyı kaçırmamaya çalışmak ve yetişemediği her şey için kendisini suçlamak... Dışarıdan bakıldığında hayatını başarıyla yöneten bir kadın vardı. İçeride ise bu düzeni sürdürebilmek için giderek daha fazla çaba harcayan biri.
DEHB Farkındalık Haftası vesilesiyle bu kez kadınların belirtilerini sıralamak yerine, o belirtilerin neden yıllarca fark edilmediğini konuşmak istiyorum. Kız çocuklarına öğretilen uyum kültürünü, başarılı kadın idealini, ruh sağlığı alanındaki tarihsel kör noktaları ve kadınların gündelik hayatına yerleşen görünmeyen zihinsel yükü birlikte değerlendirmek gerekiyor. Çünkü kadınlarda DEHB'nin geç tanınması, bireysel hikâyelerin ötesinde, toplumun kadınları nasıl gördüğüne ve hangi koşullarda görmezden geldiğine ilişkin de önemli sorular barındırıyor.
Telafinin görünmez ekonomisi: Uyumlu olmanın bedelini kim ödüyor?
Çocukluk, bireyin yalnızca bilişsel becerilerinin geliştiği bir dönem değil. Bu dönem aynı zamanda toplumun hangi davranışları kabul edilebilir bulduğunu öğrendiği bir toplumsallaşma süreci. Kız çocuklarından pek çok kültürel bağlamda uyumlu, düzenli, sabırlı, sorumluluk sahibi ve başkalarının ihtiyaçlarına duyarlı olmaları bekleniyor. Bu beklentiler aile içinde, okulda ve sosyal ilişkilerde tekrarlandıkça çocuğun kendisine ilişkin algısını da şekillendiriyor.
Pierre Bourdieu'nün habitus kavramı, toplumsal koşulların zamanla bireyin düşünme, hissetme ve davranma eğilimlerine nasıl yerleştiğini anlamak için önemli bir kuramsal çerçeve sunuyor. Çocuk, hangi davranışının onaylandığını ve hangisinin hoş karşılanmadığını öğrenirken toplumsal beklentileri giderek içselleştiriyor. DEHB belirtileri yaşayan bir kız çocuğu için bu süreç, güçlüklerini görünür kılmak yerine onları telafi etmeye yönelik davranışların gelişmesine katkıda bulunabilir. Unutkanlığını gizlemek için sürekli kontrol etmek, yetiştiremediği görevler için uykusundan vazgeçmek, hata yapmamak adına aşırı hazırlanmak veya dikkatini toplamakta zorlandığını kimse anlamasın diye daha fazla çalışmak zamanla gündelik yaşamın olağan bir parçasına dönüşebilir.
Psikoloji literatüründe telafi stratejileri olarak ele alınan bu davranışlar, kişinin belirli güçlüklerle baş edebilmesini sağlayabilir. Ancak aynı zamanda bu güçlüklerin çevre tarafından fark edilmesini de zorlaştırabilir. Burada üzerinde durulması gereken, telafinin görünmeyen maliyeti. Bir kız çocuğu ödevini zamanında teslim etmiş olabilir. Ancak o ödevi tamamlayabilmek için kaç kez yeniden başladığını ne kadar kaygı yaşadığını veya ne kadar uykusuz kaldığını çoğu zaman bilmiyoruz. Başarıyı ölçüyoruz ama başarıya ulaşmak için harcanan bilişsel emeği aynı dikkatle değerlendirmiyoruz.
Bu nedenle telafi, dışarıdan bakıldığında güçlü bir organizasyon becerisi gibi görünürken içeride önemli bir psikolojik yük oluşturabilir. Üstelik bu yük, çevre tarafından fark edilmediğinde çocuğun destek alma olasılığı da azalabilir.
Burada kavramsal bir sınır çizmek gerekiyor. Bourdieu'nün yaklaşımı DEHB'nin nedenini açıklamaz. DEHB nörogelişimsel bir durumdur. Sosyolojik çerçeve, bu durumun hangi toplumsal koşullarda görünür hâle geldiğini, hangi beklentiler nedeniyle saklanabildiğini ve bireyin yaşadığı güçlükleri nasıl anlamlandırdığını incelememize yardımcı olur.
Başarı, güçlük yaşanmadığının kanıtı olabilir mi?
Modern eğitim sistemleri akademik başarıyı büyük ölçüde ölçülebilir sonuçlar üzerinden değerlendiriyor. Sınav notları, ödev teslimleri, sınıf içi davranışlar ve performans göstergeleri öğrencinin durumuna ilişkin temel veriler olarak kabul ediliyor. Oysa aynı notu alan iki öğrencinin o sonuca ulaşmak için harcadığı bilişsel çaba birbirinden oldukça farklı olabilir.
Bir öğrenci sınava birkaç gün çalışarak hazırlanırken diğeri haftalar boyunca dikkatini sürdürmekte zorlanabilir, konular arasında gidip gelebilir, zamanını planlamak için çeşitli yöntemler geliştirebilir ve ancak son gün oluşan aciliyet duygusuyla çalışmasını tamamlayabilir. Sonuçta her ikisi de yüksek not alabilir. Eğitim sistemi yalnızca sonuca odaklandığında ikinci öğrencinin yaşadığı yürütücü işlev güçlükleri fark edilmeyebilir. Psikoloji açısından burada performans ile işlevsellik arasındaki ayrım önem kazanıyor. Yüksek akademik performans; planlama, önceliklendirme, çalışan bellek, zaman yönetimi veya dikkat düzenleme alanlarında güçlük yaşanmadığını göstermez. Özellikle bilişsel kapasitesi yüksek, güçlü akademik destek alan veya etkili telafi yöntemleri geliştiren bazı öğrenciler, yaşadıkları güçlükleri uzun süre yönetebilir.
Toplumsal cinsiyet bu tabloya başka bir boyut ekliyor. İyi notlar alan, kurallara uyan ve öğretmenini rahatsız etmeyen bir kız çocuğunun nörogelişimsel değerlendirmeye ihtiyaç duyabileceği daha az düşünülebiliyor. Böylece çocuğun başarısı, yaşadığı güçlüğün bulunmadığına dair yanlış bir kanıta dönüşüyor. Üstelik başarıya ulaşabilmek için sürekli daha fazla çaba göstermesi gerektiğini öğrenen çocuk, yetişkinlikte de benzer bir performans anlayışını sürdürebiliyor. Dinlenmeye ihtiyaç duyduğunda kendisini tembellikle suçlayabiliyor, bir işi tamamlayamadığında yeterince disiplinli olmadığını düşünebiliyor. Çocuklukta geliştirilen telafi stratejileri, zamanla kişinin kendisinden beklediği performansın temelini oluşturabiliyor.
Görünmeyen zihinsel emek: Kadınların hayatı neden sürekli bir organizasyon görevi?
Yetişkinlikte telafinin görünmeyen maliyeti, özellikle ev içi sorumluluklarda ve çalışma hayatında daha belirgin hâle gelebiliyor. Bir evin ihtiyaçlarını hatırlamak, alışverişi planlamak, çocukların okul takvimini takip etmek, aile üyelerinin sağlık randevularını organize etmek, özel günleri unutmamak ve gündelik hayatın aksamasını önlemek çoğu zaman birbirinden bağımsız küçük görevler olarak görülüyor. Oysa bu sorumlulukların önemli bir bölümü sürekli çalışan bir bilişsel organizasyon sistemi gerektiriyor.
Sosyolog Arlie Russell Hochschild'in duygusal emek üzerine çalışmaları, insanların duygularını toplumsal ve kurumsal beklentilere uygun biçimde düzenlemek için harcadıkları çabayı görünür kıldı. Allison Daminger ise 2019 yılında yayımlanan araştırmasında ev içi emeğin bilişsel boyutunu inceleyerek ihtiyaçları öngörme, seçenekleri belirleme, karar verme ve sonuçları takip etme süreçlerine dikkat çekti. Bu ayrım DEHB açısından önemli. Çünkü planlama, önceliklendirme, çalışan bellek ve görevler arasında geçiş yapabilme, DEHB'de zorlanılabilen yürütücü işlevler arasında bulunuyor.
Bir kadından çevresindeki herkesin ihtiyaçlarını hatırlaması, hiçbir ayrıntıyı kaçırmaması ve bütün sorumlulukları aynı anda yönetmesi beklendiğinde, zaten zorlandığı bilişsel süreçlere daha fazla yük binebiliyor. Ardından sorun kişiselleştiriliyor. Unutulan bir randevu sorumsuzluk, dağınık bir ev beceriksizlik, yetiştirilemeyen bir iş disiplinsizlik olarak yorumlanabiliyor. Toplumsal olarak eşitsiz dağıtılmış bir sorumluluk, bireysel bir yetersizlik duygusuna dönüşüyor.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, toplumsal cinsiyet rollerinin DEHB'ye neden olmadığı. Ancak bu roller belirtilerin günlük yaşam üzerindeki etkisini artırabilir, kişinin destek arama davranışını değiştirebilir ve yaşadığı güçlüklerin çevresi tarafından nasıl yorumlandığını etkileyebilir.
Başarılı kadın ideali ve sürekli performans baskısı
Günümüzün başarılı kadın ideali, birbiriyle yarışan çok sayıda beklentiyi aynı anda içeriyor. Kadından mesleğinde üretken, evinde düzenli, ilişkilerinde duyarlı, sosyal hayatında ilgili ve kişisel gelişiminde sürekli ilerleyen biri olması beklenebiliyor. Bu beklentilerin her biri ayrı ayrı makul görünebilir. Ancak bir araya geldiklerinde neredeyse kesintisiz bir performans talebi oluşturuyorlar.
Özellikle dijital kültür, bu performans anlayışını gündelik hayatın her alanına taşıyor. Verimlilik uygulamaları, sabah rutinleri, kusursuz çalışma masaları, haftalık planlayıcılar ve günün her saatini değerlendirmeye yönelik içerikler, organizasyon becerisini giderek kişisel başarıyla ilişkilendiriyor. Bu kültürel atmosferde DEHB yaşayan bir kadın, yürütücü işlevlerle ilgili güçlüklerini yalnızca pratik bir sorun olarak deneyimlemeyebilir. Aynı zamanda çevresindeki başarı ölçütlerini karşılayamadığını düşünerek yoğun bir yetersizlik hissi yaşayabilir.
Bir işi tamamlamak için defalarca yeniden başlamak zorunda kalan kişi, çalışma koşullarını düzenlemek yerine kendisini yeterince disiplinli olmamakla suçlayabilir. Dinlenmeye ihtiyaç duyduğunda bunu tembellik olarak yorumlayabilir. Başkalarının kolayca yerine getirdiği görevlerde zorlandığını gördükçe daha fazla çalışması gerektiğine inanabilir. Bireysel sorumluluğu merkeze alan başarı kültürü, insanların içinde yaşadığı koşulları ve farklı bilişsel ihtiyaçlarını yeterince hesaba katmadığında psikolojik güçlükler ahlaki yargılara dönüşebiliyor.
Bu noktada kadınların karşı karşıya kaldığı çelişki oldukça belirgin: Başarıyı sürdürebilmek için harcanan emek arttıkça, dışarıdan yardım ihtiyacı daha az görünür hâle gelebiliyor.
Tıbbın ve psikolojinin kör noktası: Kimin belirtileri araştırıldı?
Kadınlarda DEHB'nin geç tanınmasını yalnızca ailelerin veya eğitim kurumlarının farkındalık eksikliğiyle açıklamak, meselenin kurumsal boyutunu gözden kaçırmamıza neden olur. DEHB hakkındaki klinik bilgi birikimi uzun yıllar boyunca erkek çocukların ağırlıkta olduğu araştırma örneklemlerinden beslendi. Bunun sonucunda kamuoyunun zihninde DEHB ile hareketli, dürtüsel ve sınıf düzenini bozan erkek çocuk arasında güçlü bir ilişki oluştu.
Günümüzde kullanılan tanı ölçütleri her iki cinsiyet için de geçerli olsa da değerlendirme sürecini yönlendiren beklentiler bu tarihsel mirastan tamamen bağımsız değil. Joanna Martin'in 2024 yılında The Lancet Psychiatry dergisinde yayımlanan çalışması, kız çocuklarının erkek çocuklara kıyasla neden daha az DEHB tanısı aldığını biyolojik, tanısal ve sosyokültürel açıklamaları birlikte ele alarak inceliyor. Burada bilimsel açıdan önemli bir ayrım bulunuyor. Kız ve erkek çocuklar arasındaki DEHB sıklığı farkının tamamı tanı yanlılığıyla açıklanamıyor. Genetik, gelişimsel ve biyolojik etkenler de araştırılıyor. Ancak klinik başvurulardaki cinsiyet farkının toplum örneklemlerindeki farktan daha büyük olması, bazı kız çocuklarının değerlendirme sürecine hiç ulaşamadığını düşündürüyor.
Yetişkin kadınlarda ise başka bir sorun ortaya çıkabiliyor: Tanısal gölgelenme. Dikkatini toplamakta zorlanan, sürekli zihinsel yorgunluk yaşayan, sorumluluklarını tamamlayamadığı için yoğun kaygı hisseden bir kadın öncelikle depresyon veya anksiyete açısından değerlendirilebilir. Bu tanılar elbette yanlış olmak zorunda değil. DEHB, depresyon ve anksiyete bozukluklarıyla birlikte görülebilir. Ancak belirtilerin çocukluktan itibaren nasıl geliştiği, farklı yaşam alanlarında nasıl ortaya çıktığı ve kişinin hangi telafi stratejilerini kullandığı yeterince araştırılmazsa DEHB olasılığı gözden kaçabilir.
Susan Young ve çalışma arkadaşlarının 2020 yılında BMC Psychiatry dergisinde yayımladığı uzman uzlaşı raporu da kadınlarda DEHB'nin tanınmasını zorlaştırabilen etkenler arasında eşlik eden psikiyatrik durumlara, toplumsal cinsiyetle ilişkili beklentilere ve telafi stratejilerine dikkat çekiyor. Bu nedenle kadınların ruh sağlığına ilişkin daha kapsamlı bir değerlendirme, yalnızca mevcut belirtilere odaklanmakla sınırlı kalmamalı. Gelişimsel öykü, işlevsellik, toplumsal koşullar ve kişinin yaşadığı güçlükleri nasıl yönettiği de birlikte ele alınmalı.
Dijital farkındalığın iki yüzü: Görünürlük artarken neyi kaybediyoruz?
Son yıllarda sosyal medya, yetişkin kadınların DEHB deneyimlerini daha açık biçimde paylaşabildikleri önemli bir alan hâline geldi. Özellikle daha önce kişisel başarısızlık olarak yorumladıkları bazı güçlüklerin başkaları tarafından da yaşandığını görmek, kadınların profesyonel değerlendirme arayışına girmesinde etkili olabiliyor. Bu görünürlüğün değerini küçümsememek gerekiyor. Tarihsel olarak yeterince temsil edilmeyen deneyimlerin kamusal alanda konuşulması, sağlık okuryazarlığını geliştirebilir ve yardım arama davranışını destekleyebilir. Ancak dijital platformların içerik üretim mantığı başka sorunları da beraberinde getiriyor.
Kısa videolarda unutkanlık, erteleme, duygusal hassasiyet veya aynı anda birçok düşünceyle uğraşmak gibi oldukça yaygın insan deneyimleri bazen doğrudan DEHB belirtisi olarak sunuluyor.
Oysa bu davranışların tek başına tanısal bir anlamı bulunmuyor. Kronik stres, uyku bozuklukları, depresyon, travma sonrası belirtiler ve başka sağlık sorunları da dikkat süreçlerini etkileyebilir. DEHB tanısı için gelişimsel öykünün, belirtilerin sürekliliğinin, farklı ortamlardaki görünümünün ve günlük işlevsellik üzerindeki etkilerinin kapsamlı biçimde değerlendirilmesi gerekiyor. Dijital kültür açısından burada dikkat çekici bir gerilim var. Uzun yıllar boyunca yeterince konuşulmayan bir durum, bu kez algoritmaların kolay tüketilebilir içerik formatları içinde aşırı basitleştirilebiliyor.
Geçmişteki eksik tanınma, bugünkü aşırı genellemeyi haklı çıkarmaz. Bilimsel farkındalık, hem tarihsel olarak gözden kaçırılan kadınları hem de günümüzdeki yanlış bilgilendirme riskini birlikte değerlendirebilmeyi gerektiriyor.
Soru değişmeli: Bu kadar iyi görünmek sana ne kadara mal oluyor?
Defne'ye dönelim. Çocukluğundan itibaren iyi notlar aldı, sorumluluklarını yerine getirdi, çevresindekilerin beklentilerini karşılamaya çalıştı. Yetişkinliğinde de aynı düzeni sürdürmek için giderek daha fazla emek harcadı. Kimse onun ne kadar zorlandığını fark etmedi. Çünkü değerlendirmeler çoğunlukla ortaya çıkan sonuca odaklandı. Oysa Defne'nin hayatında sorulabilecek başka sorular da vardı. Bir işi tamamlamak için ne kadar çaba harcıyordu? Günlük sorumluluklarını yerine getirirken hangi alanlarda zorlanıyordu? Başarısını sürdürebilmek için nelerden vazgeçiyordu? Dışarıdan düzenli görünen hayatını yönetmek, onun psikolojik iyilik hâlini nasıl etkiliyordu?
Bütün bu sorular yalnızca DEHB değerlendirmeleri için geçerli değil. Eğitimde, çalışma hayatında ve ruh sağlığı hizmetlerinde insanları değerlendirirken kullandığımız ölçütleri yeniden düşünmemiz gerektiğini de gösteriyor.
Kadınlardan beklediğimiz kusursuz uyum anlayışını sorgulamadığımız sürece bazı güçlükler yardım ihtiyacı olarak görülmek yerine daha fazla çabayla aşılması gereken kişisel eksiklikler olarak yorumlanmaya devam edecek. Bu nedenle kadınlarda DEHB farkındalığını artırmak, yalnızca belirtiler hakkında daha fazla bilgi edinmekle sınırlı kalmamalı. Başarının nasıl tanımlandığını, sorumlulukların nasıl dağıtıldığını, hangi davranışların ciddiye alındığını ve kimlerin yaşadığı güçlüklerin araştırılmaya değer bulunduğunu da sorgulamalıyız.
Bir kadının hayatını ne kadar iyi yönettiğine bakarak o hayatı sürdürebilmek için ne kadar zorlandığını anlayamayız.
Yazar notu: Bourdieu, Hochschild ve Daminger'in çalışmaları doğrudan DEHB araştırmaları olarak kullanılmamış; kadınların toplumsal deneyimlerini, telafi davranışlarını ve görünmeyen zihinsel emeği yorumlamak için kuramsal çerçeve olarak ele alınmıştır. Yazıdaki klinik değerlendirmeler DEHB üzerine yayımlanmış bilimsel araştırmalara dayanmaktadır.
Kaynakça
Young, S. ve ark. (2020). Females with ADHD: An expert consensus statement taking a lifespan approach providing guidance for the identification and treatment of attention-deficit/hyperactivity disorder in girls and women. BMC Psychiatry, 20, 404. https://doi.org/10.1186/s12888-020-02707-9
Martin, J. (2024). Why are females less likely to be diagnosed with ADHD in childhood than males? The Lancet Psychiatry, 11(4), 303–310. https://doi.org/10.1016/S2215-0366(24)00010-5
Bourdieu, P. (1977). Outline of a Theory of Practice. Cambridge University Press.
Hochschild, A. R. (1983). The Managed Heart: Commercialization of Human Feeling. University of California Press.
Daminger, A. (2019). The Cognitive Dimension of Household Labor. American Sociological Review, 84(4), 609–633.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

