Kadınlar İsterse Her Şeyi Yapar! Mücadele Dolu Hikayeleriyle Sizlere İlham Kaynağı Olacak 14 Kadın

-

Onlar hayatın karşılarına çıkardığı zorluklarla mücadele ederek hayallerine kavuşan 15 kadın! En küçük engelde pes etmemeyi, her ne olursa olsun insanların hayallerinin peşinden koşmaları gerektiğini bizlere öğretiyorlar. Hiçbir şeyin imkansız olmadığını da hayatlarıyla da bizlere gösteriyorlar. Yeter ki isteyelim ve cesaret edelim! 

Kaynak: Krmzbiskletim Kadın Hikayeleri (@kirmizibisikletim) (Sayfayı ziyaret ederek birçok kadının hikayesini de okuyabilirsiniz.)

Keyifli Okumalar! 

1. Büşra Özden 18 yaşında ve 10 yıldır Taekwondo yapıyor. Küçük bedeniyle hayatına dünya 2.liği, Avrupa Şampiyonluğu ve sayısız madalya sığdırdı.

View this post on Instagram

Merhaba, ben Büşra Özden 18 yaşındayım. Adana’nın yerlilerindenim. Sporla tanışmam çok küçük yaşlarda başladı ve bana hayatımın en güzel kapılarını açtı. Branşım Taekwondo,10 yıldır bu sporla ilgileniyorum. Yani yaşımın yarısından fazlasını bu spora adadım. İlk Türkiye şampiyonluğumu, girdiğim ilk senemde 2012 yılında Ferdi kategorisinde kazandım. Takım kategorilerinden de bir gümüş bir de bronz madalya kazandım. 2013 yılında Sinop’ta kazandığım altın madalya bana daha önce evden olmadığım kadar uzakta olacağım günlerin biletiydi. Evet o yıl kulübümüzü Avrupa’da ben temsil edecektim. Küçücüktüm ama bu spora olan aşkım benden büyüktü. İspanya ilk milli maçımın olduğu ülke. Hayatımın dönüm noktası ve Avrupa üçüncülüğüm. Annem gibi sevdiğim hocamın gurur dolu bakışları babamın,annemin kardeşlerimin göz yaşları, bana yaşadığım sıkıntıların değdiğini hissettirdi ve bana daha büyük beklentiler yükledi. 2014 yılında bir altın bir bronz madalyayı daha ekledim madalyalarımın arasına. Ve bu sefer Sırbistan’a yolcuydum. 2015’te Sırbistan’da Avrupa ikincisi oldum. Bayrağımızı dalgalandırıp, İstiklal marşımızı okutmayı kılpayı kaçırdım. İlk başlarda ne kadar üzülsem de sonrasında büyük bir şey başardığımı kendime söyleyip daha da sıkı bağlandım. Çift antreman atarken üçe çıkardım. Taekwondo’ya başlamamla birlikte başladığım fitness saatlerimi de arttırdım. 2017’de Alanya’da iki bronz madalya aldım. Yılmadım, milli takım seçmelerinde ilk seçilenlerdendim. İşte hayatımın en özel anı Yunanistan’da Dünya 2.liği ve Avrupa Şampiyonluğu, bayrağımızın dalgalandığı ve İstiklal marşımızın okunduğu o kutsal an. Anlatılması zor duygular. Bu kadar çabanın, yaptığım fedakarlıkların her şeye değdiğini o an anladım ve bu yıl 2018 büyükler kategorisindeki ilk maçım. Dünya şampiyonu,Avrupa şampiyonu olan,abla dediğim rakipler arasında Türkiye 7.si oldum. Zoru başardım. O yüzden her zaman hayalini kurduğumuz şeylerin peşinden koşalım ve hiçbir şeyin bizi yıldırmasına izin vermeyelim. Öyle anlar gelicek düşeceğiz pes etme raddesine geleceğiz ama önemli olan kalkıp yola devam etmek, pes etmemek kim olduğunun ve neler başarabileceğinin farkına varmak. Şimdiki hedefim ise...

A post shared by Krmzbiskletim Kadın Hikayeleri (@kirmizibisikletim) on

2. Zeynep, müziğe olan tutkusunu hiçbir zaman kaybetmemiş, "Başörtülü şarkıcı olmaz!" diyenlere inat bir kadın grubunun vokalisti.

View this post on Instagram

Ben Zeynep, @aksamgrubu vokalistiyim. Bu fotoğraf da çocukluktan bugüne hayal ettiğin, kafanda defalarca evirip çevirdiğin, yıllarca özlemini çektiğin bir şeyin muhteşem kadınlarla birlikte “gerçekten” gerçek olduğu ana dönüp bakma anı. :) Henüz ortaokuldayken, müzikle delicesine ilgilendiğimi gören bir teyze “İlerde kapanacaksın, başörtülü şarkıcı olmaz” demişti. “Ben de kadınlara konser yaparım, kadın şarkıcısı olurum” gibi bir şey dediğimi hatırlıyorum. :) Buna “çocuk aklımla” gerçekten inandım! :)) Ayna karşısında senelerce saç fırçasıyla sahnede şarkı söyleme provaları yaptım. Süpürgeyi açıp saatlerce çıkan gürültünün üzerine kendimce ses egzersizleri yaptım. Liseyi bir kız lisesinde okudum, o zamanlar gitar çalan bir arkadaşımla okulun konferans salonunda konserler veriyorduk. Üniversiteye geçip bu eski konserlerin özlemiyle yanıp tutuşmaya başlayınca ona mesaj attım, “Ya” dedim, “Biz buna farklı bir şekilde devam etsek, eskisi gibi senle kadın konserleri versek, ne olur?”. “Kim gelir ki.” dedi. Yıllar boyu müzikle ilgilenen onlarca başörtülü arkadaşımın bunu profesyonel olarak devam ettiremeyeceğini düşünüp belli bir seviyeden sonra “Napacağız ki” diyerek bırakmalarına şahit oldum. Her defasında canım yandı diyebilirim. Bırakmadım. Yıllar sonra İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Opera Bölümü’nden kabul aldım, kabul alan ilk başörtülü kadın olduğumu öğrenince şaşkınlıktan küçük dilimi yutacaktım! İki yıl önce 3 müzisyen kadın olarak güçlerimizi birleştirip aKşam kadın grubunu kurduk, bir kadın müzik hareketi başlattık. Bu fotoğraf aKşam’ın ilk yılında okulumuzda verdiğimiz bir konserden, vokaller olarak sahneye sığmadığımız için sahnenin önünde dizilerek şarkımızı söylemiştik. Şarkı bitti ve ben arkamı dönüp sahneye baktığımda aKşam’ı ilk defa seyircilerin tarafından gördüm. Ve bir şey söyleyeyim mi? MUHTEŞEMLERDİ. :) Bu sadece benim hikâyem. aKşam’daki her kadının başka bir hikâyesi var. Bu yüzden aKşam’ı bu kadar seviyor, bu kadar sahipleniyoruz. Şimdi aKşam’da, başörtüsüyle ya da saçlarıyla birçok kadın bir araya gelip bu tabuları yenebileceğini biliyor, böyle ayrımların karşısında yan yana durabiliyor, hiçbir şeye takılmdn müziğini yapıyor😊👍

A post shared by Krmzbiskletim Kadın Hikayeleri (@kirmizibisikletim) on

3. Çiğdem Rençber meme kanseriydi. 28 ay kemoterapi gördü, sayısız ameliyat geçirdi ve kanseri yendi. Ve Çiğdem işinden istifa edip meme ucu simülasyonu öğrenerek 480 hastanın meme ucunu ücretsiz yaptı.

View this post on Instagram

Benim kocaman bir başarı hikayem var. Adım Çiğdem Rençber 1977 Sakarya doğumluyum. Meme Kanserini Yendim 5 yıl oldu 28 ay kemoterapi gördüm 10 kez ameliyat oldum çok iyi bir işim çok iyi bir gelirim vardı. British American Tabacco firmasında bölge sorumlusu olarak çalışıyordum. Tedavi görürken kendi kendime söz verdim eğer bu hastalıktan kurtulursam benim gibi hastalara yardım edecem dedim. Tüm işimi gücümu bıraktım istifa ettim benim gibi meme kanseri olan hastalar için memesini kaybeden kişilerin meme ucu simalsyonunu öğrendim. Bu işi en iyi yapanlardan biri olan Moshe Alul u buldum İsrail'de ve kendisine mail attım. Mailimde ben dünyadaki her 8 kadından biriyim benim gibi meme kanserlerinin hayatlarına sihirli dokunuşlarda bulunmak istiyorum. Ancak bu eğitimi sizden almam mümkün değil 50 bin TL benim hayalimi gerçekleştirir misiniz? Siz benim hayatıma dokunun bende benim gibi olan meme kanserlerinin dedim. 4 gün sonra mailime cevap geldi. Size bu eğitimi ücretsiz verecem 3-4 kasımda Türkiye’de olacağım Conrad otelde eğer 1.000 kişiden birine bu eğitimi vereceksem bu kişi siz olmalısınız diye... Ve dediği gibi 3-4 kasımda bu eğitimi ücretsiz verdi... Şuan beni hayata bağlayan plastik cerrahımla birlikte medikal park hastanesinde memesinin ucunu kaybeden hastaların meme ucu areolasini yapıyorum bugüne kadar 408 hastanın meme ucunu ücretsiz yaptım. Şunu söylemek isterim Meme Kanseri ay benimi buldu ailemde de yok yerine Evet Ben Meme Kanseriyim Ne Yapabilirim. Demeyi Çözüm Odaklı Olmayı Tercih ettim. Sıra Sizde etrafınızda ki hasta insanlara acımak ya da ahh vahhh demektense sizlerde bişeyler yapabilirsiniz... Gülmek bulaşıcıdır... Tıpkı iyilik gibi... #gülmek #gülümsemek #iyilik #hastane #kadin #kadın #doktor #tedavi #hayat #umut #sabır #memekanseri #deniz #bodrum #sağlıklıyaşam #yoga #pilates

A post shared by Krmzbiskletim Kadın Hikayeleri (@kirmizibisikletim) on

4. Dicle Doğan, yürüyerek seyahat eden bir performans sanatçısı. İtalya’dan Fransa’ya 650 km ve İspanya’dan Portekiz’e 850 km yürüdü. Hayali yürüyerek dünyayı gezmek.

View this post on Instagram

Dicle Doğan yürüyerek seyahat eden performans sanatçısı. 2015 yılında mutsuz olduğum bir dönemde, mülkiyet ile ilgili kurduğum bağdan, beni daha iyi yansıttığına inandığım objelerden, üzerime yapıştırılan etiketlerden, kıyafetlerden, alışkanlığıma alışkanlık katan ilişkilerin hepsinden kurtulmak istedim ve gitmenin ya da kalmanın kararını "ben" veriyorum diyerek yürüyerek seyahat etme kararı aldım. İtalya’dan Fransa’ya herhangi bir ulaşım aracı kullanmadan gerçekleştirdiğim ilk 650km’lik solo yürüyüşüm ile bildiğimi sandığım ve sıkıcı bulduğum hayatım bambaşka bir yön buldu. Hayatımda ilk kez kamp yapmayı ve uzun bir süre yalnız kalmayı deneyimledim. Beni bulmama yardımcı olan yürümede keşfettiğim "tahammül" bencil ama duyarlı, kendini seven ama kendini sevdiği için empatiyi öğrenen bir Dicle yarattı. En yorgun anımda karşıma çıkan suya iyi ki varsın demeyi keşfettiğimde karşılıksız sevgiyi öğrendim. Varacağım yolu kısaltmak için çabalamayıp sabretmeyi öğrendim. Zamanın içinde yarışmadan anın tadını çıkartmaya başladığımda yavaşlamayı öğrendim. İkinci yürüyüşümü 2016 yılında Norveç’te gerçekleştirmek üzere yola çıktım. Kamp malzemelerimin yetersizliği ve zorlu hava koşulları onbeş gün sonra geri dönmeme sebep oldu. Bu sayede vazgeçmek nedir öğrenmiş oldum :) Üçüncü solo yürüyüşümü ise İspanya’dan Portekiz’e 850km yürüyerek gerçekleştirdim. Son üç yıldır hayalini kurduğum tek şey yürüyerek dünya turu seyahatimi gerçekleştirebilmek.

A post shared by Krmzbiskletim Kadın Hikayeleri (@kirmizibisikletim) on

5. 24 yaşında olan Ece Çiftçi 14 yaşından itibaren çocukların yeteneklerini keşfetmeleri için saha çalışmaları yürüttü. Yaptığı çalışmalar nedeniyle Harvard ve Oxford Üniversitesi'nden kabul aldı. G20 Zirvesi'nin alt komitelerinden biri olan G(irls)20'ye katılarak Türkiye’yi temsil etti.

View this post on Instagram

Merhaba, ben Ece Çiftçi. 24 yaşındayım. Bundan tam 10 yıl önce hayatıma yön veren bir konferansa katıldım. Lisemize gelen bir profesörün konuşmasıyla farkındalık kazandım ve o zamandan sonra değişime, değişimin gücüne inandım. Ben iyi bir okulda burslu okuyordum, bu sayede matematik ya da fizik yapamadığım için kendimi kötü hissetmiyordum çünkü yeteneklerimi keşfedebileceğim ve yeteneklerim sayesinde takdir edilebileceğim bir sürü imkanım vardı. Peki ya diğer çocuklar, benimle aynı imkana sahip olamayan akranlarım. Onlar yeteneklerini keşfedebilecek aktivitelere ulaşamıyorlardı evet ama neden biz onlara bu çalışmaları götürmeyelim dedim ve 14 yaşımda Urfa'da ilk saha çalışmamı gerçekleştirdim. Lise hayatım boyunca Urfa'daki çocuklarla çalışmaya devam ettim. Üniversiteye girdiğimde yaptığım ilk iş tekrar saha çalışmasına devam edebilmek için gönüllüler bulmak oldu. SosyalBen ile güçlenerek büyümeye devam ettik ve şimdi vakıf olarak çalışmalarımıza devam ediyoruz. SosyalBen ile Türkiye'nin 65 ilinde 22.000 çocuğun yeteneklerini keşfetmeleri için saha çalışmalarımızı sürdürürken, sınır tanımayarak dünyada 10 ülke'de saha çalışmalarımıza devam ettik. İnancım sayesinde SosyalBen ile binlerce çocuğun hayatına dokunurken, başarı da beraberinde geldi. Yaptığım çalışmalar sayesinde Harvard ve Oxford Üniversitelerinden kabul aldım. Aldığımız sayısız ödülün yanında geçen sene G20 Zirvesi'nin alt komitelerinden biri olan G(irls)20'ye katılarak ülkemi temsil etme imkanım oldu. Bu sene de ABD Dış İşleri Bakanlığının düzenlediği 'Gelecek Vadeden Genç Liderler' ödülünü alan ilk 🇹🇷Türk olarak ülkemi temsil etmenin heyecanını yaşadım

A post shared by Krmzbiskletim Kadın Hikayeleri (@kirmizibisikletim) on

6. Köyünün kadın muhtarı olan Özgül abla, çalışarak kazanacağına inanıp hem kanseri yendi hem de köyünün su sorununu çözdü.

View this post on Instagram

Ardahan'ın Posof ilçesine bağlı Baykent köyünün kadın muhtarı olan ve 1,5 yıldır kanserle mücadele eden Özgül abla, mücadele azmiyle hem kanseri yendi hem de köyünün su sorununu çözdü. 48 yaşındaki kadın muhtar Özgül Abla’ya 1,5 yıl önce göğüs kanseri teşhisi konulmuş. Ameliyatı başarılı bir şekilde tamamlananmış. Bu süreçte kanseri yenmek ve hayata bağlı kalmak adına kendisini köyüne hizmet etmeye adadı. Yakınlarının kendisine istirahat etmesi gerektiğini söylemesine rağmen daha çok çalışarak köyünün sorunlarına çözüm bulmaya çalışmış. Özgül ablanın kadınlara bir de mesajı var; "Herkese tavsiyem boş durmasınlar, hep çalışsınlar. Ben hiç boş durmadım, evde kalıp dinlenmek yerine çalışmayı tercih ettim. Dinlenirsem hastalığımın aklıma takılacağını düşündüm ve çalışmaya karar verdim. Özellikle hastalık dönemimde daha çok çalıştım, daha çok iş yaptım ve köyümün daha çok sorununu giderdim." Hastalığı yenmesinin ardından köyün birçok sorununu çözdüğüne işaret eden Özgül Önder, "Kanserle mücadele ederken birçok iş başardım, bunların en önemlisi köyüme yetmeyen suya ek kaynak sağladım. 7 kilometre mesafeden köye su getirdim. Hastalığım suyun gelmesine vesile oldu. Ayrıca hayvanlar için ağıl yaptırdım, o da önemli bir ihtiyaçtı. Bunun yanı sıra vatandaşın her işine istekli şekilde koşturmaya çalıştım. Şükürler olsun boş durmayarak hastalığımı atlattım. Çalışarak kazanacağıma inanmıştım." dedi. #ardahan #ardahanüniversitesi #muhtar #kadınlar #kanser #kazanç #hasta #hastane #hastaneodası #çalışmak #ameliyat #azim #hırs #anadolu #anadolugram #anadolufotograf

A post shared by Krmzbiskletim Kadın Hikayeleri (@kirmizibisikletim) on

7. 16 yaşında kendisinden 18 yaş büyük biriyle evlendirildi. Şiddet gördü ve bir gün dayanamayıp oğluyla birlikte kaçtı. Oğluna kanser teşhisi konuldu, patronu işten çıkardı ve onlar tüm bu zorluklara rağmen dimdik ayakta kalmayı başardı.

8. Doktorunun yanlış teşhisi sonucu görme yetisini kaybeden Ümmühan, bırakmak zorunda kaldığı okulunu yıllar sonra bitirdi. Özel sektörde çalıştı ve şimdi kendisi memurluk yapıyor.

View this post on Instagram

Ümmühan 41 yaşında görme engelli bir kadın. Aslında dünyaya görerek merhaba demiş. Ama kader ona 14 yaşında acı bir süpriz yapmış. Aile üyelerinin hiçbirinde görme bozukluğu yokmuş. Kendi tabiri ile piyango bana vurdu diyor. Lise’ye kadar normal okumuş. Sadece gözünde bir şaşılık varmış o kadar. Doktora gitmişler. Ve Ümmühan doktorun yanlış teşhisinin kurbanı olmuş. Bir anda görme yetisini tamamen kaybetmiş😔 Okumakta olduğu liseye, arkadaşlarına, özgürlüğüne ve okumayı çok sevdiği kitaplarına veda etmiş. Sadece onlar mı? Hayalleri olan öğretmenlik ve hemşireliğe de! Neden ben Allah’ım diye çok sorgulamış. Hatta öyle ki intiharı bile düşünmüş. 10 yıl evden hiç çıkamamış. Ağladığım çok günlerim oldu diyor. Yanımda hep annem vardı. Benim herşeyim oldu diyor🙏Sonra yavaş yavaş alışmaya başlamış. Ve ilk iş olarak bırakmak zorunda kaldığı liseyi dışardan bitirmiş👏👏👏 Artık tek başına şehirlerarası yolculuk yapmaya başlamış. Görme engelli arkadaşlarını bile gezdiriyor onlara moral veriyormuş🙏3 yıl özel sektörde çalışmış. Sonra memuriyet sınavına girmiş ve onu da kazanmış👏👏👏 Son olarak şunu ekliyor. Toplum bizi kabullenemedi. Bir görme engelliye nasıl davranılacağını bilmiyorlar. Bütün herşey aileden başlıyor aslında. Aileler kabullenmesi ve ona göre hareket etmesi gerekiyor diyor. Bir kere araba kazası bile geçirmiş😔 İnsanlarımız çok duyarsız diyor ve ekliyor; görmek marifet değil gönül gözleri açık olsun yeter. Ben bir kadın olarak görmüyor olabilirim ama görmeyen gözlerim ile kendi dünyamı bir çiçek bahçesine çevirmeyi başardım. Onun için kadınlarımız hiçbir zaman pes etmesin. Emin adımlarla yılmadan ilerlesinler diyor🙏

A post shared by Krmzbiskletim Kadın Hikayeleri (@kirmizibisikletim) on

9. Büşra Ün, Paralimpik Oyunları'na katılan ilk Türk kadın tenisçi. 6,5 aylıkken vücudunda tümör olduğu tespit edildi. 2 yıllık kemoterapi tedavisi gördü ve kanseri yendi. Şimdi ise o Türkiye şampiyonu.

10. Rabia 22 yaşında ve Türkiye’deki ilk üniversiteli otizmli. 22 enstrüman çalabiliyor ve aynı zamanda özel rehabilitasyon merkezinde engelli çocuklara müzik dersi veriyor.

11. Ülkü Kara, hayallerine kavuşmak ve ailesine yük olmamak için pirinç tarlasında çalıştı ve şimdi o 20 yıllık bir Resim öğretmeni.

View this post on Instagram

Merhabalar ben Bursadan Ülkü KARA. 20 yıllık Resim Öğretmeniyim ne gökte ne yerdeyim hayallerime dokunabildiğim yerdeyim. Bundan tam 30 yıl önceydi. Dizlerime kadar girdiğim bataklı suda pirince zararlı otları toplarken kurduğum hayallerimin peşinden gitmeye karar verişimin miladı olan gün. Ailemin yükünü hafifleteyim, hiç olmazsa kendi ihtiyaçlarımı karşılarım düşüncesi ile çevremin bana sunduğu tek para kazanma yolu balçık içindeki pirinç tarlasında çalışmaktı. Dizlerimize kadar girdiğimiz bataklı su Ağustos sıcağında hem kötü kokuyor, hem de sülük dolu idi. Minik bir solucanın bacağıma yapışıp koca bir yılana dönüşdüğüne ağlayarak şahit olduğum gün, hayallerime doludizgin koşmaya karar verdiğim gündür. O gün bugündür hayallerimin peşindeyim. Ya 40 derecenin üstündeki güneşin altında kavrula kavrula ırgatlık yapacaktım ya da beynimde uçuşan hayallerimin rüzgarına kapılacaktım.Ben rüzgara kapılmayı tercih ettim.Sımsıkı tuttum rüzgarımın elinden. Koştum, koştum, sadece koştum hayallerimin peşinden.Şimdi idealim olan resim öğretmenliğini yapıyorum. Lise yıllarımdan beri yazdığım şiirlerimi kitaplaştırdım. Masallar yazıyorum hayalperest biri olarak hayaller dağıtıyorum gelecek nesile onların da peşinden koşabilecekleri bir hayali olsun istiyorum. Deneme, anı, öykü, hikaye ve roman türünde çalışmalarım var..kutaplaştırılmayı bekleyen. Sevdiği işi yapan çalışıyor sayılmazmış.Ben çalışmıyorum.Nefes alıyorum mesleğimi yaparken. Çünkü benim hayallerime doludizgin koşmama vesile oluyor mesleğim. Suluboya ve yağlıboya tablolarımdan oluşan ilk kişisel sergime taçlandıracağım çok yakında hayallerimi. Heyyy hayallerim! Bırakmayın benim peşimi.😊

A post shared by Krmzbiskletim Kadın Hikayeleri (@kirmizibisikletim) on

12. Zahide Apak Barazi, 2 çocuk annesiyken üniversiteyi kazandı ve el sanatlarına olan yeteneğini geliştirmek için kurslara katıldı ardından da yağlıboya ve karakalem dersleri vermeye başladı.

View this post on Instagram

Merhabalar. Ben Zahide Apak Barazi. 1975 Hatay doğumluyum. Evli ve iki çocuk annesiyim.Üreten ve asla boş durmayı sevmeyen bir yapıya sahibim. 23 yıllık evlilik hayatımda genelde "doğrudan satış" yapıp aile bütçesine katkıda bulundum. Sonraları bunun beni tatmin etmediğini düşünüp yeni arayışlara girdim. Ama malesef lise dahi okutulmadığım için iş bulma gibi bir lüksüm olmadı. Öncelikle bu sorunu asmam gerektiğini düşünerek açıktan liseyi başarılı bir şekilde bitirdim ve o yıl üniversite sınavlarına girdim. 4 yıllık "sosyoloji"bölümünü kazandım. Ve bu süreç içerisinde yeni arayışlar beni resim kursuna yönlendirdi. Resme başladığımda anladım ki ben resim yapmayı çok seviyorum. Liseyi okurken bir yandan karakelem ve yağlıboya kursalarına katılıp kendimi bu konuda geliştirdim. Ve hayatımı bunun üzerine planlamam gerektiğine inananıp bu yönde kararlar aldım. Her türlü zorluğa karşı göğüs gerip azmettim ve başardım. Şu an üniversitede "Geleneksel El Sanatları" Bölümünü okuyorum. Aynı zamanda özel olarak yağlıboya ve karakalem dersleri veriyorum. Ve yine bu zaman zarfinda birçok okul duvarına çalışmalar yaptım. Bir kadın olarak dış cepheye resim yapmak zor olsada yaptığım işi çok seviyorum. Kendimi ait olduğum, mutlu olduğum yerde hissediyorum. Tüm kadınlarımıza nacizane tavsiyem "asla pes etmeyin, yılmayın, mutlu olduğunuz işi yapın. İnanın bana hem anne olmak, hem eş olmak, hem de çalışan bir kadın olmak Türkiye şartlarında zor olsa da eğer yaptığınız işe aşıksanız herşeye değer.. Sevgiler ❤🌷

A post shared by Krmzbiskletim Kadın Hikayeleri (@kirmizibisikletim) on

13. Yanlış iğne yapılması sonucu engelli kalan Gamze Elibol, Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları bölümünü kazanmasına rağmen engelli olduğu için eğitim alamayacağını öğrendi ve kendi sanatevini kurdu!

View this post on Instagram

SEN ENGELLİSİN TİYATRO BÖLÜMÜNÜ OKUYAMAZSIN !  PEKİ BENDE KENDİ SANAT EVİMİ KURARIM!!! Herkese merhaba ben Gamze Elibol 36 yaşındayım 1.5 yaşında yanlış iğne sonucunda engelli kaldım. Aslında iğnenin test yapılmadan uygulanması sonucu engelli kaldım diyebiliriz. İyi ki engelliyim dediğim çok nokta ve umut var. Engelli olmasaydım, başaramayacağım milyonlarca şeyi, engelli olduğum için başardığım milyonlarca mutluluk ve umudum var. Benim engelli hikayem aslında üniversiteyi kazandığım yıl başladı. Çöpçü bir adamın kızı olarak hayatımda milyonlarca şanslı olduğunu düşünen insanlardan çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Bunca fakirliğin arasında 4 ameliyat sonrası yürümez denen beni ilk adımlara itmişti. Zorlu yollar bizi güçlendirmişti. 12 yaşından sonra kendi başına adımlar atabiliyordum artık. Yürürken sanki hiç sola doğru eğilmiyor beni engelliyen her ne varsa ben görmüyordum. Mimar sinan üniversite güzel sanatlar fakültesini kazanıp engelli olduğum için tiyatro ve sahne sanatlarından eğitim alamayacağımı ögrendigim gün tarihi bina başıma yıkıldı😔. Eyvah şimdi ne olacaktı? Kendi kendime söz verdim sıktım yumruğumu yürümek için çok acılar çektim hiçbir acı bundan güçlü olamazdı. Tiyatrocu derneklerinden eğitimler aldım.  Misafir öğrenci olarak okullarda bulundum ve artık devlet tiyatrosunun kapısı çalma vakti gelmişti. Tabi bu sırada zaman akıyor  mucizeler sunuyordu. Dünya güzeli bir kızım olmuştu. Beraber yürüyorduk el ele ama o kadar akıllıydı ki; onu taşıyamayacağımı bildiği için kaldırıma oturur hiç kucağıma gelmek istemezdi. Çocuklarlardan ne çok şey öğreniyoruz öyle. Kızımdan hayvan sevdiğini öğrendim. Çöp kenarlarında köpekleri  bulup bunları yemeyin pis pis, diye köpeklerin  ağızından ekmekleri alıp atar köpeklr baka kalır☺️ben dona kalırdım ☺️ Kızım en büyük öğretenim olmuştu. Şimdi  2 köpeğimiz var maya ve hera en büyük  dostlarım oluverdiler. Hayvanlardan en büyük sevgi ve aşkı  görebilirsiniz. Devlet tiyatrosundaki ilk günüm sevgili Lemi bilgin sayesinde harika geçmişti. Yıllardır  beni tanıyormuş gibi davranan devlet tiyatrosu  genel müdürü pazartesi günlerini devlet tiyatrosunda bana tahsis etmişti. Her yıl  yeni oyunlar yazarak Türkiye’nin 49 ilnde

A post shared by Krmzbiskletim Kadın Hikayeleri (@kirmizibisikletim) on

14. "Kız çocuğunun dövüşle ne işi var?" söylemlerine inat şimdi o Diyarbakır’ın ilk milli karatecisi ve ilk kadın karate antrenörü...

View this post on Instagram

Anlatsam roman olur mu bilmiyorum ama paylaşmak istedim. Diyarbakır’da karate branşının ölü olduğu bir zamanda babamın yoğun desteği ile birçok ilki yaşadım ve yaşattım. Diyarbakır’ın ilk milli karatecisi ve ilk kadın karate antrenörü oldum. Akrabalarımın bile kız çocuğunun dövüş sporunda ne işi var gibi söylemleriyle mücadele ederek hem eğitim hayatıma hem spor hayatıma devam ettim. Elde ettiğim başarılardan dolayı Diyar’ın Altın Kızı diye anılmaya başladım. Dicle Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği son sınıf öğrencisiyim. Çevremdeki birçok kız arkadaşım bir semtten diğerine gidemezsen ben ülke ülke dolaştım. Bu da tabi ki karate sayesinde oldu. Bu süreçteki en büyük destekçilerim babam ve annem oldu. Babam antrenörümdü ve biz şu an baba kız antrenör olarak devam ediyoruz yolumuza. Beni ya da benim gibi baba-kız olarak antrenör sporcu ilişkisi yaşayanları anlamak istiyorsanız Aamir Khan’ın Dangal filmini izlemeniz yeterli olacaktır. Benim en büyük hedefim kız çocuklarına ulaşmak oldu. Onların milli takıma gitmeleri, uluslararası arenalarda dereceler elde etmeleri oldu. Benden sonra Diyarbakırlı 6 kız daha milli sporcu olup ilimizi ve ülkemizi uluslararası maçlarda temsil ettiler. Temsil etmeye de devam ediyorlar. Böylelikle Diyar’ın Altın Kızı’ndan Diyar’ın Altın Kızları’na uzanan zorlu bir yolu elimizden geldiğince başarılarla yürümeye çalışmış olduk. Öyle ki sporcularımızdan biri Diyarbakır karate tarihinde Olimpiyat kotası için mücadele edecek ilk sporcu olarak milli takım hazırlık kampında. Ayrıca bu yıl, yılın en iyi takımı ödülünü de aldık. Not İstek varsa her şey mümkün. Yeter ki inanalım yeter ki çalışıp risk alalım. Hiçbir yol güllerle döşenmemiştir. Biz yolumuzdaki dikenleri de sevdik. Siz de sevin ruhu güzel kadınlar👍

A post shared by Krmzbiskletim Kadın Hikayeleri (@kirmizibisikletim) on

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
po

Şahanesiniz...

tweem_twee

çok güzel payşalaşım sağolun

tugba-acuner

tek engel kendimiziz.

ercy

Her biri önünde saygıyla eğilinecek kadınlar! Bu içeriğe emojilerde "gülen" "kızan" ya da "beğenmeyenler" siz hayırdır yahu?

merve-yildiz24

kadın; asla pes etmiyor kadın olmak harika .

Başlıklar

DiyarbakırFransaİspanyaİtalyaKanserPortekizkadınlarmüzik
Görüş Bildir