article/comments
article/share
Haberler
Kadının Yaş Aldıkça Öğrendiği 10 Hakikat

etiket Kadının Yaş Aldıkça Öğrendiği 10 Hakikat

google-g-white cross-white onedio-o-white
Onedio’yu Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin plus-blue

Sanırım kadınların yaş almasıyla ilgili en güzel şeylerden biri, artık her şeyi bilmek zorunda olmadığımızı fark etmek.

Gençken cevaplarımız var.

Ne olmamız gerektiğini biliyoruz.

Nasıl görünmemiz gerektiğini biliyoruz.

Nasıl sevilmemiz gerektiğini biliyoruz.

Başarının ne olduğunu, iyi bir ilişkinin nasıl olması gerektiğini, iyi bir anne olmayı, mutlu olmayı…

En azından öyle sanıyoruz.

Sonra hayat geliyor.

Bizi biraz kırıyor, biraz büyütüyor, biraz şaşırtıyor.

Çocuklarımız büyüyor.

İlişkilerimiz değişiyor.

Hayallerimiz dönüşüyor.

Bedenimiz değişiyor.

Önceliklerimiz değişiyor.

Ve bir gün, yıllarca doğru sandığımız bazı şeylerin aslında bize ait olmadığını fark ediyoruz.

Ben de bugün hayatımın bu dönemine baktığımda, “Artık her şeyi biliyorum” diyemem.

Ama bazı şeyleri artık başka türlü biliyorum, başka türlü bakıyorum. Daha içeriden. Daha sakin.

Daha sahici.

Belki de yaş almak tam olarak bu:

Hayat hakkında daha çok şey bilmekten çok,

kendin hakkında daha az yalan söylemek.

İşte benim yaş aldıkça öğrendiğim 10 hakikat…

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

1. Özdeğer

1. Özdeğer

Değerimi artık dışarıdan toplamıyorum.

Uzun yıllar kadın olarak değerimizi farkında olmadan dışarıdan toplamayı öğreniyoruz. Sonuçta daha önceki pek çok yazılarımda paylaştığım gibi 4000 yıllık ataerkil evrimleşmenin kadınlarıyız...

Güzel miyim?

Başarılı mıyım?

Beni seviyorlar mı?

Beni seçiyorlar mı?

Beni beğeniyorlar mı?

Yeterince iyi miyim?

Birileri bizi gördüğünde kendimizi değerli hissediyoruz.Birileri görmediğinde ise kendimizden şüphe ediyoruz. Benim de hayatımda bunun farklı biçimleri oldu.

Ama yaş aldıkça şunu anlamaya başladım:

Birinin beni seçmesi benim değerimi artırmıyor.

Birinin beni seçmemesi de azaltmıyor.

Benim değerim, bir başkasının gözünden bağımsız bir gerçek. Ve galiba kadın için özgürleşmenin en önemli adımlarından biri bu.

Kendini sürekli değerlendirmekten vazgeçmek.

Çünkü artık kendime “Yeterince iyi miyim?” diye sormak yerine,

“Kendime ve ÖZDEĞERİME sadık mıyım?” diye sormayı seçiyorum. 

2. Sahicilik

Herkes tarafından sevilmektense, kendim olmayı seçiyorum.

Gençken insanın çok fazla aynası oluyor.

Ailem ne düşünüyor?

Arkadaşlarım ne düşünüyor?

İşimde insanlar ne düşünüyor?

Sevdiğim insan ne düşünüyor?

Toplum ne düşünüyor?

Bir süre sonra kendi sesinle dışarıdan gelen sesleri ayırt etmek zorlaşabiliyor. Farkında bile olmuyoruz. 

Ben de hayatımın bazı dönemlerinde “olmam gereken kadın” ile “olduğum kadın” arasındaki farkı gördüm.

Ve sanırım yaş aldıkça insanın en büyük cesareti, olduğu kadına yerleşmek. Sahici olan kadına ve kendini sürekli artık düzeltmeye çalışmamak.

Daha iyi görünmek için değil. Daha kabul edilebilir olmak için değil. Daha az rahatsız edici olmak için değil.

Sadece…kendin olduğun için.

Bugün herkesin beni anlamasına ihtiyacım yok. Herkesin seçimlerimi onaylamasına da.

Çünkü sahicilik, herkesin seni sevmesi değil. Senin kendini terk etmemen oluyor. 

3. Başarı Algısı

Başarı artık ne kadar yaptığım değil, nasıl yaşadığım.

Ben uzun yıllar başarı odaklı yaşadım. Öğrencilik ve sonra 18 yıllık kariyer hayatı… Sonra evlilik, annelik toplumsal tüm başarı tanımlarını yaşadım. Kariyer, aile, üretmek, projeler, kitaplar, eğitimler, girişimler…

Hayatımda hep bir sonraki şey vardı. Bir şey daha yapmalıyım. Bir yere daha ulaşmalıyım.

Daha görünür olmalıyım. Daha başarılı olmalıyım.

Ve bütün bunları hâlâ bir açıdan önemsiyorum. Yaratmayı hâlâ çok seviyorum. Ama başarıyla ilişkim değişti.

Çünkü bir noktada insan şunu soruyor:

Bütün bunları yaparken kendim neredeyim, kendimi kaçırıyor muyum?

Bugün benim için başarı sadece dünyada kutulara sığan başarılar değil…

Sabah uyandığımda hayatımdan memnun muyum? Bedenimde rahat mıyım?

Yaratmak için şevkim var mı? Sevdiklerime ne hissediyorum? 

Üretirken kendimden besleniyor muyum? Hayatımı gerçekten ben mi seçiyorum? Keyif alıyor muyum? 

Bunlar da artık başarının parçası.

Çünkü belki de hayatın en büyük başarısı, başkalarının tanımları üzerine bir hayatı başarıyla yaşamış olmak değil, kendi hayatını yaşamış olmak.

4. İçsel Huzur

Huzur, hayatın sonunda her şeyin yoluna girmesi değilmiş.

Eskiden huzurun dışarıdaki koşullarla geleceğini düşünürdüm. Her şey yolunda olsun.

İlişkiler iyi olsun. Aile iyi olsun. İşler iyi olsun. Para iyi olsun. Gelecek belli olsun.

O zaman huzurlu olurum.

Sonra hayat bana gösterdi ki:

Hayat hiçbir zaman tamamen kontrol edilebilir bir yer değil.

Her şey yolunda giderken bile bir şey değişebilir. Ve her şey karışıkken bile içimizde çok derin bir sakinlik olabilir. Benim için içsel huzur biraz da şu:

Her sorunun bugün çözülmesi gerekmiyor. Her cevabı bugün bilmek zorunda değilim. Her şeyi kontrol etmek zorunda değilim. Bazı şeylerin zamanına güvenebilirim.

Ve belki en önemlisi,

hayat değişirken kendime tutunabilirim.

5. Tüm İlişkiler

5. Tüm İlişkiler

İnsanları sevebilirim ama onların hayatını yönetmek benim görevim değil.

Yaş aldıkça ilişkiler konusunda çok önemli bir şey öğrendim:

Herkes kendi yolunun sahibi.

Çocuklarımız. Partnerlerimiz. Arkadaşlarımız. Ailemiz. Bazen çok sevdiğimiz insanlar bile.

Onların seçimlerini biz yapamayız. Onları değiştiremeyiz. Onların yerine yaşayamayız.

Ve bazen sevginin en olgun hali, karşımızdakine alan açmak. Bunu özellikle annelikte çok güçlü hissediyorum.

Çocuklar büyüdükçe, onları korumakla özgür bırakmak arasındaki farkı daha iyi anlıyorum.

Ama bu sadece çocuklarımız için geçerli değil. Bütün ilişkilerimiz için geçerli.

Artık insanları tutmak yerine, onlarla özgürce bağ kurmayı istiyorum. Yanımda olanla gerçekten olmak. Gitmek isteyenin yoluna saygı duymak. Beni seçmeyeni ikna etmemek.

Ve bütün bunların içinde kendimi kaybetmemek.

Çünkü sağlıklı bağın içinde hem yakınlık hem özgürlük olabiliyor.

6. Sevgi Tanımı

Sevgi artık benim için sahip olmak değil, alan açmak.

Sevgiyi de yeniden tanımladım. Eskiden sevgi biraz daha “birlikte olmak”tı. Şimdi sevgi benim için çok daha geniş. Birini olduğu haliyle görebilmek. Onu değiştirmeye çalışmamak.

Kendi özgürlüğünü korurken onun özgürlüğüne de izin vermek.

Ve bazen…bırakabilmek.

Çünkü sevgi ile bağımlılık arasındaki farkı yaş aldıkça daha iyi görüyorsun.

Sevgi seni küçültmüyor. Sevgi seni kendinden uzaklaştırmıyor. Sevgi seni sürekli korkutmuyor. Gerçek sevgi insanın kendi merkezini kaybetmesine neden olmuyor.

Tam tersine. Gerçek sevgi insanı kendisine daha çok yaklaştırıyor.

Ve belki en güzel sevgi,

“Sen benim ol.” değil,

“Sen sen ol. Ben de ben olayım. Ve yine de birbirimizi sevebilelim.”

diyebilmek.

7. Annelik

Çocuklarımı özgür bırakmak, anneliğimden vazgeçmek değil.

İki çocuğumun büyümesine tanıklık ederken bunu çok derinden öğreniyorum.

Bir anne için çocuklarının büyümesi biraz da kendi rolünün dönüşmesi. Eskiden onların hayatının içindeydim. Şimdi hayatlarının yanında olmayı öğreniyorum. Ve bu bazen kolay değil.

Çünkü sevdiğin birinin hata yapacağını görmek zor. Ama artık biliyorum:

Ben onların hayatını yaşayamayacağım.

Onların kendi deneyimleri olacak. Kendi seçimleri. Kendi yanılgıları.Kendi başarıları.Kendi hikâyeleri. Benim görevim her şeyi onlar için çözmek değil.

Onlara, kendi hayatlarını yaşayabileceklerine dair güven vermek. Ve belki de anneliğin en güzel hali şu:

Çocuğunun sana ihtiyaç duymadığı bir hayat kurabilmesine sevinmek.

Bu, sevginin küçülmesi değil.Sevginin olgunlaşması.

8. Kendimle İlişkim

Hayatımın en uzun ilişkisi kendimle olan ilişkim.

Bunu çok geç fark ettiğimi düşünüyorum. Hayatımızdaki herkese zaman ayırıyoruz.

Çocuklara. Partnerlere. Aileye. İşe. Arkadaşlara.

Ama kendimize? Bazen en son sırada.

Ben de kendimle ilişkimi yeniden kurmayı öğrendim.

Bedenimi dinlemeyi. Yorulduğumda durmayı.

Canım istemediğinde “hayır” demeyi.Kendime kızmak yerine kendimi anlamayı.

Ve kendimi sürekli geliştirilmesi gereken bir proje gibi görmekten vazgeçmeyi.

Çünkü belki de kendimizle kurduğumuz en güzel ilişki,

kendimizi olduğumuz halimizle taşıyabilmek.

Kendine iyi davranmak. Kendini dinlemek. Kendini seçmek. Ve gerektiğinde kendi elinden tutmak.

9. Mutluluk

Mutluluk artık benim için sürekli iyi hissetmek değil.

Mutluluğu da uzun süre yanlış anlamışız galiba.

Hep iyi hissetmek. Her şeyin güzel olması. Sorunsuz bir hayat.

Ama artık biliyorum:

Hayatın içinde üzüntü de var.

Özlem de. Belirsizlik de. Kayıp da. Hayal kırıklığı da.

Ve bütün bunlar hayatı başarısız yapmıyor.Benim mutluluk tanımım bugün çok daha basit.

Bir sabah denize bakıp derin bir nefes alabilmek.

Çocuklarımın iyi olduğunu bilmek. Bir fikrin beni heyecanlandırması.

Sevdiğim insanlarla gerçek bir sohbet. Kendi bedenimde rahat hissetmek.

Bir şeye bütün kalbimle gülebilmek. Ve bazen hiçbir şey yapmadan sadece hayatta olduğumu hissedebilmek.

Mutluluk belki de sürekli yukarıda olmak değil. Hayatın bütün duygularına yer açabilmek.

Ve aralarında hâlâ kalbinin atışını duyabilmek.

10. Ev

Sonunda anladım ki ev, dönecek bir yer değil. İçinde kalabildiğim kendimim.

Belki de yaş aldıkça öğrendiğim en büyük hakikat bu. Ev sandığım pek çok şey değişti. Evler. Şehirler. İlişkiler. Roller. Hayatlar.

Ama bütün bu değişimlerin içinde bir yere dönmem gerektiğini fark ettim:

Kendime. Çünkü insan kendisinden uzaksa, dünyanın en güzel yerinde bile kendini evinde hissetmeyebiliyor.

Ama kendine yakınsa…Bir denizin kenarında. Bir odada. Bir yolculukta. Bir kalabalığın içinde.

Hatta hayatının en belirsiz döneminde bile…İçinde bir yer “Ben buradayım.” diyebiliyor.

Ben bugün evi böyle hissediyorum.

Ev, kendimden kaçmadığım yer.

Kendimi saklamadığım. Kendimi küçültmediğim. Kendime ihanet etmediğim.

Kalbimi kapatmadığım. Ve hayat ne kadar değişirse değişsin, sonunda geri dönebildiğim yer.

Kendi içimdeki o yer.. evim..

Ve Belki de Yeni Kadın Tam Olarak Burada Başlıyor

Ve Belki de Yeni Kadın Tam Olarak Burada Başlıyor

Bütün bu hakikatleri düşündüğümde “Yeni Kadın”ı artık başka türlü tanımlıyorum.

Yeni kadın daha güçlü olmak zorunda olan kadın değil. Her şeyi tek başına yapabilen kadın da değil. Hiç kırılmayan, hiç korkmayan, hiç ihtiyaç duymayan kadın hiç değil.

Bence yeni kadın;

kendi değerini bilen,

sahici olmayı seçen,

başarısını kendi tanımlayan,

iç huzurunu dışarıya teslim etmeyen,

ilişkilerinde hem sevgi hem özgürlük yaratabilen,

çocuklarını ve sevdiklerini kendi yollarına bırakabilen,

kendisiyle iyi bir ilişki kuran,

mutluluğu küçük şeylerde de bulabilen

ve en sonunda kendi içinde bir ev kurabilen kadın.

Belki de kadınlığın bilgeliği tam burada.

Gençliğimizde dünyaya kendimizi kanıtlamaya çalışıyoruz. Yaş aldıkça dünyaya kendimizi kanıtlamaktan çok,

kendimize dönüyoruz.

Daha az gürültü. Daha çok öz.

Daha az rol. Daha çok sahicilik.

Daha az tutunma. Daha çok akış.

Daha az korku. Daha çok güven.

Ve belki de bütün bu yolculuğun sonunda vardığımız yer çok basit:

Kendime döndüm.

İşte benim için yaş almak biraz da bu. Kendimi bulmak değil.

Çünkü ben hiçbir zaman kaybolmamışım.

Sadece zaman zaman kendimden uzaklaşmışım.

Şimdi ise…

Eve dönüyorum.

Tüm bunların sonucu olarak da Özgünlüğüme... Özgünce Masterclass'larında da anlattığım gibi aslında biz gözümüzü kapatanları teker teker açtığımızda kendimizi hatırlıyoruz...

İşte o hatırlama hali de bizi hakikatimize ve onun hediyelerine kavuşturuyor. 

Sen ne düşünüyorsun?

Linktree

Instagram

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

Yorumlar ve Emojiler Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

category/test-white Test
category/gundem-white Gündem
category/magazin-white Magazin
category/video-white Video
category/eglence BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
0
0
0
0
0
0
0
Yorumlar Aşağıda chevron-right-grey
Reklam