article/comments
article/share
Haberler
İşçiler İçin Bir Saray: Viyana’daki Bir Havuzun Anlattığı Yüz Yıllık Hikaye

etiket İşçiler İçin Bir Saray: Viyana’daki Bir Havuzun Anlattığı Yüz Yıllık Hikaye

google-g-white cross-white onedio-o-white
Onedio’yu Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin plus-blue

Bir şehrin medeniyeti yalnızca saraylarında değil, sıradan insanlara ayırdığı suyun, zamanın ve güzelliğin niteliğinde de görünür.

Viyana’nın Favoriten semtinde, Reumannplatz’ın gündelik kalabalığının ortasında anıtsal bir yapı yükselir.

Dışarıdan bakıldığında bir devlet binasını, tiyatroyu veya sarayı andırır. İçeri girdiğinizde ise sizi mermerler, seramikler, yüksek tavanlar ve suyun üzerinde dolaşan ışık karşılar.

Burası bir saray değildir.

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Burası, yüz yıl önce işçiler için yapılmış bir yüzme havuzudur: Amalienbad.

Burası, yüz yıl önce işçiler için yapılmış bir yüzme havuzudur: Amalienbad.

Amalienbad, 8 Temmuz 1926’da açıldı. Aradan geçen yüz yılın ardından hâlâ yalnızca mimarisiyle değil, temsil ettiği düşünceyle de etkileyici bir yapı.

Çünkü bu binanın anlattığı hikâye yüzmekten çok daha fazlasıyla ilgilidir.

Bir şehir, sakinlerine yalnızca temel hizmetleri mi sunmalıdır; yoksa onlara kendilerini değerli hissedecekleri mekânlar da mı yaratmalıdır?

Evde banyo yoksa

Evde banyo yoksa

Bugün bir evde sıcak suyun akması, duşun bulunması ve mahremiyet içinde yıkanabilmek son derece doğal geliyor.

Oysa 19. yüzyılın sonlarında Viyana’nın hızla büyüyen işçi mahallelerinde durum çok farklıydı.

Sanayileşmeyle birlikte şehre binlerce insan gelmişti. Kalabalık apartmanlarda yaşayan ailelerin önemli bir bölümünün evinde özel banyo yoktu. Aynı katta yaşayan birçok insan tek bir su kaynağını kullanıyor, sıcak suya erişmek ise çoğu zaman ayrıca emek ve para gerektiriyordu.

Bu koşullarda yıkanmak kişisel bir konfor meselesi değil, doğrudan doğruya bir halk sağlığı sorunuydu.

Viyana’nın ilk belediye duş banyosu, 22 Aralık 1887’de Neubau’daki Mondscheingasse’de, eski bir yoksullar evinde açıldı. Erkekler için 42, kadınlar için 28 duş bölmesi bulunuyordu.

Bu yapıların halk arasındaki adı “Tröpferlbad”, yani kabaca “damlacık hamamı” oldu.

İsmin ortaya çıkışıyla ilgili farklı açıklamalar vardır. Ancak en güçlü çağrışım, aynı anda çok sayıda insan suyu kullandığında duşlardan suyun bazen ancak damla damla akmasıdır.

İlk Tröpferlbad’ın gördüğü yoğun ilgi, ihtiyacın ne kadar büyük olduğunu gösterdi. Açılış gününde kalabalık nedeniyle kapılardan birinin zarar gördüğü bile anlatılır.

Şehir, suyun yalnızca evlere taşınması gereken bir kaynak değil, kamusal olarak paylaşılması gereken bir hak olduğunu anlamaya başlıyordu.

Otuz dakikalık bir dünya

Otuz dakikalık bir dünya

Tröpferlbad’a gelen bir insan önce kasadan bir sayım kartı ve soyunma dolabının anahtarını alıyordu.

O andan itibaren süre başlıyordu.

Yıkanmak için ayrılan toplam zaman yalnızca 30 dakikaydı. Üstelik bu süreye soyunmak, duş almak, kurulanmak ve yeniden giyinmek de dahildi.

Bugün bize oldukça katı gelebilecek bu küçük kural, dönemin gündelik hayatını bütün açıklığıyla gösteriyor.

Bir dolap anahtarı…

Bir havlu…

Bir parça sabun…

Ve yarım saatlik sıcak su…

Bunlar, banyosu olmayan bir evde yaşayan insan için yalnızca temizlik anlamına gelmiyordu. Kısa süreliğine de olsa kişisel bir alana, düzen duygusuna ve şehir tarafından tanınmış bir hakka sahip olmak demekti.

Viyana’daki belediye banyolarının kullanımı hızla arttı. İlk Tröpferlbad’ın açılmasından on yıl sonra şehirde 11 halk banyosu vardı. 1903’te bu sayı 15’e ulaşmıştı. Ziyaretçi sayısı ise 1893’teki 526 binden 1903’te 1,7 milyonun üzerine çıkmıştı.

Küçük duş bölmeleri, büyük bir toplumsal değişimin sessiz mekânları hâline gelmişti.

Fakat Viyana bir süre sonra yalnızca insanların yıkanabileceği işlevsel yapılar inşa etmekle yetinmedi.

Bir sonraki adım çok daha iddialıydı.

Saray sandığınız bir havuz

Amalienbad, 1923–1926 yılları arasında mimarlar Karl Schmalhofer ve Otto Nadel tarafından tasarlandı.

Dönemin “Kızıl Viyana” yönetimi sosyal konutlardan sağlık hizmetlerine, eğitimden spora kadar kentin gündelik hayatını yeniden şekillendirmeye çalışıyordu. Amalienbad da bu büyük kamusal programın en görünür simgelerinden biri oldu.

Geç Jugendstil ile Art déco etkilerini bir araya getiren yapı, Roma hamamlarını hatırlatan anıtsal bir düzen taşıyordu. Büyük yüzme havuzu, tribünleri, duşları, küvet banyoları, sauna ve tedavi bölümleriyle döneminin en modern tesislerinden biriydi.

Havuzun cam çatısı elektrikle yalnızca üç dakika içinde açılabiliyordu. Böylece yaz aylarında kapalı havuz, gökyüzüne açılan bir yüzme alanına dönüşüyordu.

Tesiste aynı anda yaklaşık 1.300 kişiye hizmet verilebiliyordu. Çocukların yüzme dersleri için mayo sağlanıyor, spor karşılaşmaları için seyirci tribünleri kullanılıyor, bodrum katında sağlık ve tedavi hizmetleri sunuluyordu.

Açıldıktan yalnızca 11 ay sonra, Haziran 1927’de milyonuncu ziyaretçi karşılandı.

Bina, adını 1919’da Favoriten’den Viyana Belediye Meclisine seçilen ilk kadın temsilci olan Amalie Pölzer’den aldı.

Bir kadın siyasetçinin adını taşıyan bu büyük kamusal yapı, işçi semtinin merkezinde suyu, sporu, sağlığı ve mimari güzelliği bir araya getiriyordu.

Güzellik kimin hakkıydı?

Amalienbad açıldığında herkes bu ihtişamdan memnun değildi.

Bazı gazeteler yapıyı fazla gösterişli buldu. Böyle anıtsal ve pahalı bir binanın işçi mahallesinde ne işi olduğunu sorgulayanlar oldu.

Dönemin bir gazetesinde, bu görkemli yapının “yanlış çevreye düşmüş” gibi göründüğü yazıldı. Bir başka eleştiride ise işçiler için gereğinden fazla pahalı bir “banyo sarayı” yapıldığı savunuldu.

Aslında tartışmanın merkezinde maliyetten daha büyük bir soru vardı:

Böylesine güzel bir yapı kime layıktı?

Saraylar aristokrasiye, görkemli salonlar seçkinlere, kaliteli malzemeler varlıklı kesimlere ait görülüyordu. İşçi mahallesine ise yalnızca işlevsel, sade ve ucuz olanın yeterli olduğu düşünülüyordu.

Viyana Belediye Başkanı Karl Seitz’in açılışta verdiği cevap bu nedenle çok anlamlıydı. Amalienbad’ın özellikle bir işçi semtine yapıldığını, çünkü beden kültürünün toplumun en geniş kesimlerine ulaşmasını istediklerini söyledi.

Bu yaklaşım, mimariyi yalnızca duvarlardan ve süslemelerden ibaret görmüyordu.

Güzellik de bir kamu hizmetiydi.

İnsanların kendilerini değerli hissettikleri bir mekâna girebilmesi, ışığın suya nasıl düştüğünü görebilmesi, temiz ve özenli bir salonda zaman geçirebilmesi de sosyal eşitliğin bir parçasıydı.

Amalienbad’ın asıl radikal fikri belki de buydu:

İşçilerin yalnızca yıkanmaya değil, güzelliğe de hakkı vardı.

İstanbul’dan kısa bir yankı

İstanbul’dan kısa bir yankı

Bu hikâyeyi okurken akla İstanbul’un hamamları geliyor.

Viyana’nın halk banyoları ile Osmanlı hamamları aynı tarihsel gelişimin parçaları değildir. Aralarında doğrudan bir aktarım ilişkisi kurmak doğru olmaz.

Ancak iki şehir de su, temizlik ve toplumsal hayat arasında kendine özgü bir bağ oluşturmuştur.

İstanbul hamamında yıkanmak yalnızca bedensel temizlik değildi. Soyunmalık, ılıklık ve sıcaklık arasında ilerleyen mimari düzen; hamam tası, peştamal, nalın ve kese gibi eşyalarla tamamlanan bütünlüklü bir ritüel yaratıyordu.

Hamam aynı zamanda insanların buluştuğu, sohbet ettiği, haber aldığı; doğum, evlilik ve başka önemli hayat anlarının paylaşıldığı toplumsal bir mekândı.

1507–1508 yıllarına tarihlenen ve halkın kullanımı için bir çifte hamam olarak yaptırılan İstanbul’daki II. Bayezid Hamamı, bu kültürün en önemli örneklerinden biridir. Bugün Türk Hamam Kültürü Müzesi olarak kullanılan yapı, hamam mimarisini ve gündelik hayata eşlik eden eşyaları gelecek kuşaklara aktarıyor.

İstanbul’da kubbelerin altından süzülen ışık, Viyana’da Amalienbad’ın yüksek salonunda suya düşen ışıkla aynı şeyi söylemez.

Ama ikisi de bize şunu hatırlatır:

Temizlik ihtiyacı evrenseldir; fakat medeniyetler bu ihtiyacın çevresinde farklı mekânlar, ritüeller ve toplumsal ilişkiler kurar.

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Bir binayı korumak yeterli mi?

Bir binayı korumak yeterli mi?

Amalienbad, İkinci Dünya Savaşı sırasında ağır hasar gördü. Savaş sonrasında yeniden açıldı; ilerleyen yıllarda kapsamlı restorasyon ve modernizasyonlardan geçti.

Bugün hâlâ yüzülen, spor yapılan, duş alınan ve sauna kullanılan canlı bir kamusal mekândır.

Bu durum, kültürel miras konusunda önemli bir ayrımı gösteriyor.

Bir binanın cephesini korumak mümkündür.

Onu temizlemek, restore etmek ve güzel ışıklarla aydınlatmak da mümkündür.

Fakat asıl mesele, o yapının toplumsal anlamını yaşatabilmektir.

Miras yalnızca duvarların ayakta kalması değildir; bir mekânın insanların gündelik hayatındaki yerini korumasıdır.

Amalienbad’ın yüzüncü yılı dolayısıyla Waschsalon Karl-Marx-Hof’ta açılan “Auch für Nichtschwimmer” sergisi, yapının hikâyesini Viyana’daki halk banyoları ve Kızıl Viyana’nın sosyal politikalarıyla birlikte anlatıyor.

Serginin başlığı da anlamlıdır:

“Yüzme bilmeyenler için de.”

Çünkü Amalienbad hiçbir zaman yalnızca iyi yüzücüler, sporcular veya ayrıcalıklı gruplar için tasarlanmamıştı. Suyla, sağlıkla ve kamusal hayatla buluşmak isteyen herkes için yapılmıştı.

Şehrin gerçek sarayları

Şehrin gerçek sarayları

Yüz yıl sonra Amalienbad’ın önünde duran bir insan hâlâ anıtsal bir yapıya bakıyor.

Ancak bu binanın en etkileyici tarafı büyüklüğü, seramikleri veya Art déco ayrıntıları değil.

En etkileyici tarafı, kimin için yapıldığıdır.

Şehirleri genellikle sarayları, müzeleri, operaları ve anıtları üzerinden anlatıyoruz. Oysa bir şehrin karakterini anlamak için bazen daha gündelik mekânlara bakmak gerekir.

İnsanlar nerede yıkanıyor?

Çocuklar nerede yüzmeyi öğreniyor?

Yaşlılar nerede dinleniyor?

Bir işçi, çalışma gününün ardından hangi kapıdan içeri girebiliyor?

Ve o kapının ardında yalnızca zorunlu bir hizmet mi, yoksa kendisine değer verildiğini hissettiren bir dünya mı buluyor?

Bir şehrin medeniyeti yalnızca geçmişte hükümdarları için yaptığı saraylarda değil, bugün sıradan insanlara açtığı kapılarda saklıdır.

Amalienbad bize yüz yıldır aynı şeyi söylüyor:

Su bir ihtiyaçtır. Sağlık bir haktır. Güzellik ise yalnızca ayrıcalıklı insanların değil, herkesin payına düşmelidir.

Twitter

Instagram

YouTube

Facebook

Linkedln

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

Yorumlar ve Emojiler Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

category/test-white Test
category/gundem-white Gündem
category/magazin-white Magazin
category/video-white Video
category/eglence BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
0
0
0
0
0
0
0
Yorumlar Aşağıda chevron-right-grey
Reklam