Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Gülşah Elikbank Yazio: Beddua Kırk Kapı Dolaşır

46PAYLAŞIM
Yazio Banner

Bu hafta hepimizi sarsan bir intihar haberi okuduk, gencecik bir insan hayatını bir ev ve araba almanın peşinde tüketmek istemediğini söyleyip, yorulduğu için pes etti ve aramızdan ayrılmayı seçti. Camus, insanın ilk yanıt vermesi gereken soru; intihar edip etmeyeceğidir, demişti. Evet, yaşam günden güne daha da zorlaşıyor, nefes alıp vermek bile güç geliyor bazı sabahlar insana. Ne uğruna ne yapıyoruz? Bu soruyu herkes kendisine soruyor. Bazıları yanıtı bulamayacağından emin olduğu için, soruyu yok saymayı öğreniyor o kadar. Fakat Peter Ustinov’un dediği gibi, karamsarlık romantik bir tutku, iyimserlik ise bir görevdir. Bu görevi hepimiz hatırlamalı ve birimiz düştüğünde, diğerini kaldırırken bunu kulağına fısıldamalıyız. Aklın kötümserliğin karşı, iradenin iyimserliğine tutunmalıyız. Başka çıkar yol yok. Karanlık taraf her geçen gün güçleniyor. İnsanlar umudunu kaybettikçe, bireysellik adı altında bencilleştikçe, daha çok kazanmak için bir diğerinin daha az kazanmasına yol açtıkça; dibe batıyoruz.

Elinden geldiği kadar bir gönlü perişan etmemeye çalış. Çünkü bir ah cihanı altüst eder, derler.

Anneannem, beddua kırk kapı dolaşır, haksızca geri gelir ama haklıysa, dünya sallanır, demişti bir gün. Ben buna hep inandım. Birini bile isteye ya da umursamadan kıran, derinden sarsan insanların bunun bedelini er ya da geç ödediklerini gördüm. Bazen beklenenden geç oldu, bazen beklendiği şekilde olmadı. Evrenin adalet sistemi bizimki ile aynı değil, onun daha hassas dengeleri, bizden karmaşık hesapları var.

Yine de içiniz rahat olsun. Rüzgâr eken fırtına biçer her zaman. Siz derin bir nefes alın, kalbinizi sarıp sarmalayın ve gerisini evrene bırakın. Düştüğünüz anlarda dostlarınıza güvenin, onlar da yanınızda değilse içinizdeki o tertemiz sese güvenin. Yaşama son vermek bir seçenek gibi gözükse de, geri dönüşü olmayan bir yol. İntihar bir yardım çığlığının son perdesidir aslında. Duyun, görün beni, demektir. Yok olarak var olduğunu göstermektir.

İnsanoğlunun hırsı yaşama dair gözükse de aslında tamamen tüketmeye yönelik. Maddi tüketimler içinde boğulurken fark edemediğimiz şey ise, bunların maneviyatımızı içten içe kemirdiği…

Denizlere bakın ya da ağaçlara… Hiçbirinin telaşı ya da acelesi yok; yine de yapmaları gerekeni zamanında yapıyorlar. Evrenin içinde onunla uyumlu halde, özleri ne ise, onlardan beklenen neyse onu sakince ve neşeyle yapıyorlar. Biz insanlar ise hep bir telaş içinde, hep bir bilinmezlik içinde oradan oraya koşuşturup duruyoruz. Ne kendi özümüze ne de içimizdeki cevhere güvenimiz, teslimiyetimiz var. Durup bir an soluklansak, doğadan ilham alsak, her şey daha farklı olmaz mı?

Tabiatı anlamak için tembel gözler gerekir, demişti Oğuz Atay. Bakışlarımızı dinlendirerek, görerek bakmaya ve evreni kalbimizde hissetmeye ne dersiniz? Çok fazla sorumuz var ama cevapları dinleyecek vaktimiz yok. Birbirimizi anlayacak zamanı hak ediyoruz. Çünkü anlamak, affetmektir. Hem kendini hem de diğerlerini. Yola devam etmek için gönlü arada boşaltmayı öğrenmek gerekir. Aksi halde bu ağır yüklerle devam etmek çok zor. Bazen de birbirimiz için yükü taşımayı, paylaşmayı öğrenmeliyiz. Hayat tek başına yürünemeyecek kadar uzun ve zor bir yol. Lütfen, yanınızdakilere iyi bakın, çığlıkları duymaya gayret edin. Her gün böyle eksilmeyelim…

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
Görüş Bildir