Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Fatma Ayanoğlu Yazio: Düğün Günü Geline, Ustanın Çırağına Şiddet

0PAYLAŞIM
Yazio Banner

Geçtiğimiz günlerde düğün günü daha gelinliği üstünde bir genç kızımızın damat tarafından ve herkesin içinde!!! Sokak ortasında maalesef tekme tokat dövüldüğünü içeren görüntüler hepimizin içini acıttı. Bir insan düğün günü bir gelini neden vurur? O gelinin suçu nedir? Daha gelin günü sokak ortasında geline bu şiddeti gösteren şahıs evin içinde neler yapmaz, zaman geçtikçe bu dozu daha ne kadar artırır? Ne yapmalı o gelin? Attığı imza, düğün, eş-dost, her şeyi bırakıp baba evine geri mi dönmeli? Ya baba evi de sen artık evlendin olur böyle şeyler düşüncesinde ise? Korkunç bir girdap ve hayat mı bekliyor o kızımızı? Bu kadar kolay mı bir insanın canını yakmak? Cezasız kalacak mı? 

Tüm bu düşünceler daha soğumadan bir şiddet vakası da ustanın çırağına gösterdiği görüntüler içeriyordu. Beyin ameliyatı olmuş zavallı genç acımasızca dövülüyor, vücudunda sigara söndürülüyor ve çeşitli işkencelere maruz bırakılıyordu...

Şiddet sadece ülkemizin değil tüm dünyanın en önemli sorunlarından biri. Şiddet vakalarında birinci sırayı kadına şiddet almakta.

Her gün yüzlerce kadın cinayete kurban gitmekte. Aile içi vakalarda çocuklar da şiddetten nasibini alıyor, en iyimser yanıyla fiziksel şiddet görmese bile, şiddete tanık olmak ve bu psikolojide yetişmek çocuklarda kapanması zor psikolojik sorunlara yol açıyor. 

Peki bunca kanuna bunca yaptırıma rağmen neden şiddet giderek artıyor? 

Uzmanlar şiddet eğiliminde bulunan kişilerin ailelerinde ve çocukluk dönemlerinde sorunları olduğunu, bunun zaman içinde öğrenilen bir davranış olduğunu belirtiyorlar. 

Şiddet gösteren kişi tarafından kendinden güçsüze karşı gösterilen şiddet bir ego tatmini ve kendini ispatlama olarak görülmekte. Yapılan araştırmalar bu şahısların veya yaratıkların kendinden güçlü biriyle karşılaştıklarında korktukları ve tamamen sinik bir davranış sergilediklerini ortaya koyuyor. 

Bu arada şiddetin sadece fiziksel olarak ele alınmaması gerektiğini vurgulayalım. Fiziksel, psikolojik ve ekonomik şiddet boyutlarına artan dijitalleşme ile birlikte bir de dijital şiddet eklendi. Psikolojik şiddet ispat edilmesi ve gözle görülmesi daha zor bir şiddet türüdür. Ancak mağdur üzerinde ciddi fiziksel sorunlara yol açar. Mide rahatsızlıkları, bağırsak sendromları, baş ağrıları bunların en hafif olanlarıdır. Kişinin sürekli ve bilinçli bir şekilde aşağılanması, izole edilmesi, hakarete uğraması, değersizleştirilmesi, görmezden gelinmesi, fikirlerinin dikkate alınmaması, hiç yokmuş gibi davranılması psikolojik şiddet veya mobbing dediğimiz türüdür. Özellikle iş yaşamında birçok kişi az veya çok mobbingle karşılaştığını belirtmektedir. Hatta mobbinge maruz kalan bireylerin sırf bu yüzden işten ayrıldıkları görülmektedir.

Dijital şiddet son dönemlerde sosyal medya ve online platformların kullanımının artmasıyla karşımıza çıkmaktadır. Dijital ve psikolojik şiddette bazen bireyler şiddete maruz kaldıklarının farkında bile değildirler.

Örneğin reddettiğiniz halde birinin ısrarla size sosyal medyadan takip isteği göndermesi, size sürekli mesaj atılması, arkadaşlarla çekilmiş bir resminizin (illa gizli bir resim veya özel bir resminiz olmasına gerek yok) izniniz olmadan paylaşılması vb. gibi davranışlar dijital şiddetin en hafif boyutlarıdır. Bu tür davranışlara maruz kalmayan var mı? Dijital şiddetin diğer boyutları ise kamu önünde itibarsızlaştırma, kişi hakkında hakaret veya kötü sözlerin yazılması, kişiye ait bilgilerin çalınması vb. gibi daha ağır durumlar söz konusudur.

Burada şunun farkına varılması gerek. Sosyal medya bir uzay boşluğu değildir, burada yazılan çizilen her şey kalıcıdır ve muhakkak yazanı bağlar. Sahte hesap açıp mağdura ulaşmaya çalışan kişiler için de şu an üzerinde çalışılan sosyal kimlik uygulaması ile bu tür davranışların azalacağını ümit ediyorum. Özellikle sosyal medya kanunu bu anlamda dijital şiddet uygulayan birçok kişinin önünü kesti bile... Ancak tüm bu uygulamalar maalesef şiddet eğiliminde bulunan kişiyi durdurmada yetersiz kalıyor.

Hangi şiddet türü daha az zarar verir hangisi kötünün iyisi diye değerlendirmek bana göre yanlış. Ya da hangisi daha hafif boyutta diye ele almak da yanlış. Şiddet şiddettir ve her ne boyutta ve ne şekilde olursa olsun zarar verir ve travmalar yaratır. Şiddet mağduru maalesef ciddi rahatsızlıklar ve belki hayatı boyunca etkisini kaybetmeyeceği bir takım kalıcı hasarlara sahip olur.

Ülkemiz ve dünyada sürekli şiddet önleyici kanunlar ve çalışmalar yapılmakta. Ancak bir türlü şiddet vakalarına son verilememektedir.

Kanunlar yapılıyor ama kadınlar bu kanunlardan nasıl yararlanacağını bilmiyor. Örneğin 6284 sayılı Kadının Korunması ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesine Yönelik Kanun, şiddet gösteren kişiyi size yaklaşmaması yönünde çok hızlı bir şekilde uygulanan bir kanun. Ancak çoğu kadınımız bu kanundan nasıl yararlanacağını bilmiyor. Şiddete karşı nereye sığınacağını kime başvuracağını bilmeyen binlerce kadınımız var.

Bir diğer husus ekonomik güçsüzlük. Karakola gitmek için minibüse binecek parası olmayan kadının bu yüzden şikayetçi olamadığı, düşük gelir grubunda Anadolu’da bunun çok daha zor olduğu göz önünde bulundurulması gerekmekte. Gidecek yeri olmayan, herhangi bir geliri olmayan kadınlarımızın sayısı maalesef oldukça fazla. Bu kadınlara geçici sığınma evlerinin yanı sıra gelir elde edecekleri iş imkanlarının sunulması gerek. En önemli bir diğer husus, toplumca şiddet gösteren kişinin dışlanmasıdır. Evde, işte, komşular arasında her yerde o kişi izole edilmeli. Şiddet gösteren bir güç ve gövde gösterisi edasıyla ortalıkta gezinirken maalesef şiddet gören birçok kadınımız veya çocuğumuz korkudan veya utandığı için bu durumu kimseye söylememekte ve eve kapanmaktadır.

Bu durum artık tersine çevrilmelidir. Şiddet gören değil gösteren yaptığından utanmalıdır. Kişi eğer çalışıyorsa belli disiplin cezaları verilebilir. Şiddet sessizlikten beslenir. Şiddete karşı susmamak gerekir.

Şiddet vakalarında yapılan araştırmalar mağdurların hep düzelir sabredeyim, bir gün değişir diyerek göz yumduklarını göstermektedir. Gördüğümüz şiddet vakalarının birçoğunda “defalarca “ veya “yıllardır” kelimeleri sıkça yer almaktadır. O yüzden şiddetin azı çoğu yoktur, şiddet en ufak bir kötü söz veya en ufak bir mobbing içeren davranış olsun ya da fiziksel bir şiddet olsun her ne ise ilk karşılaştığımızda hemen haklarımızı aramamız ve şiddete tolerans göstermememiz gerekmektedir. Çünkü şiddete tolerans karşı tarafa haklı olduğu ve sınırlarını genişletmeyi sağlarken, şiddet mağduruna da maalesef öğrenilmiş çaresizlik duygusuna sürükler. Şiddet sadece ekonomik gücü az olan ya da eğitim seviyesi düşük olan kişilerde değil, toplumun tüm kesimlerinde görülen olumsuz bir durumdur.

O yüzden şiddet mağdurlarının şiddetle karşılaştıkları ilk andan itibaren buna karşı koymaları şiddetin önünü kesmek açısından çok önemlidir. Ne zaman bu konuyu dile getirsem aklıma hep seneler evvel çok ünlü bir haber spikerinin zengin bir iş adamıyla olan evliliği gelir. Birkaç aylık evliyken iş adamı haber spikerine bir tokat atar. Şu anda mütevazi bir hayat süren haber spikeri hemen boşanma davası açar. Herkes bu kadar zengin bir adamdan küçücük!!! Bir tokat yüzünden ayrılmasına ve onca imkanı bırakmasına şaşırır. Onun söylediği cevap şu olur: “ Eğer boşanmasaydım bu şiddetin çok daha ağırını yaşayacaktım, ben ilk seferinde önünü kestim”. Şiddet sustukça giderek artan bir davranıştır. Şiddete karşı susmamalıyız çocuklarımıza da susmamalarını öğretmeliyiz. Güçlü ve sağlıklı bir toplum sağlıklı ve düzgün davranışlar sergileyen bireyler ile olur. Kadına, çocuğa, yaşlıya, hayvana, ağaca, doğaya en nihayetinde hiçbir canlıya şiddetin olmadığı bir dünya diliyorum hepimize…

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
Görüş Bildir