Bu içerik, sadece içeriği yaratan kullanıcı profilinde listelenmektedir. Onedio ana sayfasından, kategori sayfalarından ve arama motorlarından bu içeriğe ulaşılamaz.

Bu içerik, sadece içeriği yaratan kullanıcı profilinde listelenmektedir. Onedio ana sayfasından, kategori sayfalarından ve arama motorlarından bu içeriğe ulaşılamaz.

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Efsane Yönetmen Ingmar Bergman'ın Filmlerinden 12 Muhteşem Replik

Abone ol

1. ''Anladığımı düşünmüyor musun?...''

''Anladığımı düşünmüyor musun ? Var olmayı boş yere hayal etmek. Öyleymiş gibi görünmemek gerçekten öyle olmak.Uyanık olduğun her an. Tetikte olmak! Başkalarına karşı sen ile yalnızken ki sen arasındaki uçurum. Baş dönmesi ve sürekli açlık.Açığa vurulmak için.İçinin görülmesi için...Hatta parçalara ayrılmak ve belki de tümüyle yok edilmek için.Sesinin her tonu bir yalan, her davranış bir aldatmaca ve her gülümseme aslında bir yüz ekşitme.İntihar etmek mi ? Oh, Hayır. Bu çok çirkin.Sen yapamazsın.Ama hareket etmeyi reddedebilirsin.Konuşmayı reddedebilirsin.O zaman en azından yalan söylemezsin.Böylece düşünceye dalıp, kendi içine kapanabilirsin.Artık rol yapmaz, herhangi bir maske takmaz ve yalancı davranışlarda bulunmamış olursun.Sen öyle sanırsın.Ama gerçek inatçıdır.Saklandığın yer su geçirmez değildir.Yaşam dışardan sızar içeri.Ve tepki vermek zorunda kalırsın.Hiç kimse de bunun gerçek olup olmadığını, sen içten misin yoksa yapmacık mısın diye sormaz.Bu soruların önemsendiği tek yer tiyatrodur.Hatta orada bile fark etmez.Seni anlıyorum Elisabet.Kendini bırakmanı ve hareketsiz kalmanı..Hayali bir sistem içinde apatiye girmeni anlıyorum.Seni anlıyorum.Ve seni takdir ediyorum.Hevesin geçene, tüm ilgin bitinceye kadar bu rolü oynaman gerektiğini düşünüyorum.O an geldiğinde diğer rolleri bıraktığın gibi bunu da bırakırsın !'' - Persona (1966)

2. ''Sınırları koyan şey sadece korku ve mantıktır...''

''Bazen oğlumun yaşadığı, nefes aldığı yerin nasıl bir yer olduğunu merak etmiyor değilim. Ama bunun tasvir edilemeyecek, duygulardan bağımsız bir dünya olduğunu da anlıyorum. Ne demek istediğimi anlıyor musun? Bence insan eşi benzeri görülmemiş bir yaratık, tıpkı anlaşılması imkansız bir düşünce gibi. Ve içinde en aşağılıktan en yüceye kadar her şey var. İnsan Tanrı'nın bir görüntüsüdür. Ve Tanrı her şeyi içerir. İnsan böyle yaratılıyor. Aynı zamanda cinler ve azizler, peygamberler, sanatçılar ve yıkıcı olan herkes. Her şey, yan yana ve birbiriyle iç içe geçerek gelişiyor. Sürekli değişen devasa motifler gibi. Ne demek istediğimi anlıyor musun? Ve aynı biçimde sınırsız sayıda gerçeklikler olmalı. Bizim körelmiş algılarımızla anlayabileceğimizden çok daha fazla. Kargaşalı gerçeklikler. Birbirlerini saran, birbirlerinin içinde ve dışında. Sınırları koyan şey sadece korku ve mantıktır. Sınır diye bir şey yoktur. Düşünceler için, duygular için... Sınırları yaratan korkularımızdır.'' -Höstsonaten (Güz Sonatı) 1978

3. “Bazen her şey tıpkı bir rüya gibi geliyor. Benim gördüğüm bir rüya değil, rol almak zorunda olduğum, bir başkasının rüyası... Peki bizi rüyasında gören kişi uyandığında ve “utanç“ duyduğunda ne olacak?”

-Skammen (Utanç) 1968

4. “İnanç taşıması zor bir yüktür. Ne kadar yüksek sesle çağırırsan çağır, karanlıktan sıyrılıp hiç gelmeyen birini sevmek gibi.'

-Det sjunde inseglet (Yedinci Mühür) 1957

5. “Dünya bir hırsızlar sığınağı ve gece indi inecek. Şeytan zincirlerini kırıyor ve kuduz bir köpek gibi dünyayı dolaşıyor. Zehirlenme hepimizi etkiliyor. Kimse bundan kaçamıyor. Öyleyse hazır mutlu olma şansımız varken, mutlu olalım.”

-Fanny och Alexander (Fanny ve Alexander) 1982

6. ''Kızının mutsuzluğu annenin zaferi midir?...

'' + Neden bir şey söylemedin? - Hiçbir zaman dinlemiyorsun ki. Çünkü her zaman gerçeklerden kaçtın. Çünkü duygusal olarak sakatlanmış birisin. Çünkü benden ve Helena'dan nefret ediyorsun. Çünkü çaresiz biçimde kendi içine kapanmışsın. Çünkü hep kendinsin. Çünkü seni sevmiştim. Çünkü beni iğrenç, aptal ve başarısız olarak görüyordun. Beni de kendin gibi sakatlamayı başardın. İçimde duygusal ve incinebilir olan ne varsa hepsine saldırdın. Karşıma çıkan yaşayan her şeyi boğmaya çalıştın. Benim nefretimden söz ediyorsun. Senin nefretin de benimkinden az değildi. Senin nefretin hala benimkinden az değil. Ben küçüktüm, her şekle girebilirdim, sevgi doluydum. Sevgimi kazanmak için beni bağladın tıpkı başka insanların seni sevmesini istediğin gibi. Tamamen çaresiz haldeydim. Her şey sevgi adına yapılıyordu. Sen her zaman beni, babamı ve Helena'yı sevdiğini söyledin. Sevginin ses tonunu ve mimiklerini biliyordun. Senin gibi insanlar çok tehlikelidir. Sizi bir yere kapatmalı, zararsız hale getirmeli. Bir anne ve bir kız. Duyguların, kafa karışıklığının ve yıkımın berbat bir karışmı. Sevgi ve ilgi adına her şey mümkün, her şey yapılabilir. Annenin sakatlıkları kızına da geçer. Annenin başarısızlıklarını kızı da yaşamalıdır. Annenin mutsuzluğu kızının da mutsuzluğu olmalıdır. Sanki göbek bağı hiç kesilmemiş gibi. Anne, öyle mi gerçekten? Kızının mutsuzluğu annenin zaferi midir? Anne, benim acım, senin gizli zevkin midir?'' -Höstsonaten (Güz Sonatı) 1978

7. ''Bugünlerde ölüm üzerine çok düşünüyorum...''

“Bugünlerde ölüm üzerine çok düşünüyorum. Bir sabah ormanın içinden nehire doğru yürüyorum. Durgun, sisli bir sonbahar günü. Kesin bir sessizlik. Ve sonra kapıda birisini görüyorum. Bana doğru yürüyor. Kot bir etek, mavi bir ceket giyiyor. Yalınayak ve bana doğru yürüyor. Anna, kapıdan bana doğru yürüyor. Ve ben öldüğümü farkediyorum. Ardından garip bir şey oluyor. “Bu kadar basit miydi?“ diye düşüyorum. Hayatlarımızı ölümü düşünerek harcıyoruz.” -Saraband 2003

8. “İnsanlarla olan ilişkimiz, temelde en yakınlarımızın karakter ve davranışlarını tartışıp değerlendirmekten ibarettir. Bu durum, benim, sosyal hayat denen şeyle arama gönüllü bir mesafe koymama yol açtı.”

-Smultronstället (Yaban Çilekleri) 1957

9. “Görüyorsun Karin, insan büyülü bir çember çiziyor çevresine ve kendi gizli oyunlarına uymayan her şeyi bu çemberin dışında bırakıyor. Yaşam bu çemberi aştığı zaman, oyunlar küçük, karanlık ve gülünç oluyor. O zaman kişi yeni çemberler çiziyor kendine ve yeni bir sığınak kuruyor.”

-Såsom i en spegel (Aynadaki Gibi) 1961

10. “Bayağı gelse de bir şey söyleyeceğim. Biz duygusal açıdan çok cahiliz. Bize anatomi, Pretoria'daki tarım, hipotenüsün karesinin dik kenarların karelerinin toplamına eşit olduğu gibi her tür haltı öğrettiler. Ama insan ruhuna ilişkin tek bir şey öğrenmedik. Kendimiz ve başkaları hakkında kara cahiliz.”

-Scener ur ett äktenskap (Bir Evlilikten Manzaralar) 1973

11. ''Kapının arkasındaki kim?''

Alexander: Kapının arkasındaki kim?
Tanrı: Kapının arkasında ki tanrı.
Alexander: Dışarı çıkamıyor musun?
Tanrı: Yaşayan hiçbir canlı tanrının yüzünü göremez.
Alexander: Ne istiyorsun?
Tanrı: Var olduğumu ispat etmek.
Alexander: Sonum geldi. (Masanın altına gizlenir)
Tanrı: Kendimi göstereyim mi?
Tanrı: Şimdi beni göreceksin.
Tanrı: İşte geliyorum, Alexander.(Kapıdan büyük tanrı kuklası girer ve Alexander korkudan ağlar)  -Fanny och Alexander (Fanny ve Alexander) 1982

12. ''14 Yaşındaydım...''

''14 yaşındaydım. İyi dostların olmadığı için bütün birikmiş enerjini bana karşı kullandın. Beni ihmal etmiştin, şimdi bunu düzeltecektin. Kendimi savunabileceğim kadar savunmaya çalıştım. Ama sana karşı hiç şansım yoktu. Nazik ilgini ve tedirgin ses tonunu sürükleyerek gelirdin. Sevgi dolu enerjinden kurtulabilen tek bir ayrıntı bile yoktu. Biraz kambur yürüyordum, hemen jimnastik yapmaya başladık. Kötü olan sırtını da örnek göstererek birlikte egzersizler yaptık. Uzun saçlarımın bana çok sıkıntı verdiğini düşündüğün için onları kısacık kestirdin. Bundan nefret ettim. Sonra dişlerimin eğri olduğunu düşündün, diş teli taktırmamı sağladın, iğrenç oldular. Artık büyüdüğümü, bu nedenle artık pantolon ya da etekle dolaşmamam, elbise giymem gerektiğini söyledin. Bana hiç sormadan diktirdiğin ya da diktiğin elbiseleri giydirdin. Hayır diyemedim, çünkü seni üzmekten korkuyordum. Anlamadığım kitaplar getiriyor, bunları okumamı bekliyordun. Okudum, okudum. Sonra seninle okuduğum bu kitapları değerlendirecektik. Anlatıyor, açıklıyordun. Ne dediğini anlamıyordum bile. Sınırsız aptallığımı ortaya çıkaracaksın diye korkuyordum. Felçli gibiydim ama bir şeyi çok iyi anlamıştım. Bana ait sevilecek ya da kabul edilebilecek ufacık bir şey yoktu. Sense takmıştın. Bu da benim daha da korkmama, neredeyse yok olmama neden oluyordu. Ne istersen onu söylüyordum, hareketlerini, mimiklerini yapıyordum. Yalnız kaldığımda bile bana ait olan her şey rahatsızlık verdiği için kendim olmaya cesaret edemiyordum. Anne gerçekten çok korkunçtu. O yılları düşününce hala titremeye başlıyorum. Gerçekten korkunçtu. '' -Höstsonaten (Güz Sonatı) 1978

Bu içerik, sadece içeriği yaratan kullanıcı profilinde listelenmektedir.

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
Görüş Bildir