Doğuştan Görme Engelli Biri Mucize Sonucu Görmeye Başladığında Dünyayı Nasıl Algılar?

-
Abone ol

Doğuştan görme engelli olduğunuzu ve hayatınızın bir noktasında görmeye başladığınızı düşünün. Aslında bu nadir olmakla beraber yaşanan bir durum olsa da daha önce farklı biçimlerde, farklı duyularla algıladığımız dünyayı yıllar sonra görmeye başladığımızda bu yeni algılama yoluna hemen alışmak, pek de mümkün değil.

Görme engelli birinin sadece 'karanlık' bir evreni deneyimlediğini düşünürüz.

Fakat aslında bu bizim sınırlı algı dünyamızın bize sunduğuyla ilgili, gözlerimizi kapattığımızda gördüğümüz karanlığı genellemeye meyilliyiz. Görme engelli birine kulak verdiğimizde, karanlığı deneyimlediğini duymak kadar şu yanıtı alma ihtimalimiz de var:

Şu anda koyu kahverengi bir zemin üzerine merkezde turkuaz ışıldamalar deneyimliyorum. Hatta şu anda yeşile dönüştü. Şimdi üzerinde sarı benekler olan parlak maviye ve tüm manzarayı kaplamaya yakın bir turuncu da var.

Peki doğuştan görme engelli biri, yani dünyayı daha önce hiçbir görsel yolda deneyimlememiş biri görme yetisi kazandığında ne olur?

Detaylı olarak incelemeden, özet geçecek olursak şöyle diyebiliriz: Tıpkı bir bebek gibi dünyayı sıfırdan algılamaya başlarız.

Gelin, neredeyse 20 yıl öncesinde yaşanmış şaşırtıcı bir örnekle anlatalım.

3 yaşında bir patlama sonucunda görme yetisini yitiren Mike May, neredeyse bu yetisini doğuştan kaybetmiş bir biçimde 43 yıl yaşadı.

Dünyanın en iyi kayakçılarından biri olmasına engel olmamıştı bu engeli aslında. Kendine olan bu güveni ve sevgisi bir yana, yeni bir yöntemin onun görme yetisini yerine getirebileceğinden bahsedildiğinde tüm riskleri alarak denemek istedi.

Heyecanla beklediği o an gelmişti, operasyon başarıyla gerçekleştirildi.

Gözündeki bandajlar böyle çıkarıldı.

Ardından ailesi odaya girdi, fotoğrafçılar bu tarihe geçecek anı ölümsüzleştirmek için hazırlandılar.

Daha önce hiç görmediği eşini ilk görüşünde, güvendiği ellerinden yardım istedi.  Eşi ve çocuklarını gördüğünde yaşadığı mutluluğun yeri büyük ölçüde şaşkınlıktı. Çünkü bir şeyler görüyor, surat olduğunu düşündüğü bazı yuvarlak cisimleri deneyimliyordu fakat tüm bunlardan ne çıkarması gerektiğini, yani görmeyi bilmiyordu!

Görmeyi bilmek mi? Evet, görmeyi öğrenmediğimizde gördüğümüz o 'şeyler' hiçbir şekilde anlamlandırılamıyor.

Tıpkı elma biz doğduğumuz andan itibaren bize armut olarak tanıtıldıysa zihin klasörlerimize öyle yerleştirmemiz gibi, diğer duyularımızın yönlendirdiği beynimiz dünyayı farklı şekilde kodlar.

Yıllardır yaşadığı evi gördüğünde bile duvarların paralel olması onu şaşkına düşürüyor, yaşadığı oda hiçbir anlam ifade etmiyordu çünkü üç boyut algısı sadece görme yetimizle bağlantılıydı. Öyle ki Mike'tan her köşesini bildiği bir odayı çizmesini istediğimizde üç boyut algısı eksik olduğu için bu pek de mümkün olmayacaktı.

En basitinden başımızı sağa yahut sola oynattığımızda gördüğümüz dünyanın aksi yöne kayıyor olması görme yetisine sahip kişilerin alışkın olduğu bir durum.

Fakat Mike için öyle değildi. Sonsuza dek sürdü mü bu durum? Tabii ki hayır. Birkaç hafta boyunca her şeyi önce elleriyle ardından da gözleriyle yeniden ve yeniden deneyimleyerek renklerle, cisimlerle, kişilerle sil baştan tanıştı.

Ama aldığı notlara bakılırsa bu birkaç haftalık deneyimde bazı noktalar hayli şaşırtıcıydı.

Görme yetisini kazandığı ve camdan dışarı baktığı ilk anda gördüklerini şöyle anlatıyor:

"Beyaz çizgiler, yerde yatan yeşil ve kahverengi parçalar görüyordum."

Algı dünyasını yeniden inşa edebilmek adına yanındakilere gördüğü sis perdesinin bir dağ olup olmadığını sormuştu. Belki de onun zihninde böylesine büyük tek şey, ancak bir dağ olabilirdi. Sonrasında uzaklarda gördüğü mavi şeylerin dalga olduğunu ve üzerindeki noktaların da tekne olduğunu öğrendi.

Dikkatini daha da dağıtacak bir ortama girmişti bir sonraki gün, bir toplantısı vardı.

İnsanlarla konuşurken dudak ve göz hareketlerini takip etmekten bu toplantıdan pek verim alamamıştı. Görme yetimiz olmadığında odaklandığımız sınırlı şeye rağmen görmeye başladığımız andan itibaren dikkat dağıtan o kadar fazla şeyle karşılaşırız ki, baş etmesi pek de kolay olmaz.

Bu mücadele öyle bir noktaya gelmişti ki Mike ilk günler kişilerin yüzlerini, daha doğrusu 'yüz' mefhumunu bilmediği için kıyafetlerinin renklerinden onları ayırt edebilmişti.

Birkaç gün sonra oğluyla futbol oynamayı denediler.

Tamamen görsel bir kavrayış gerektirdiğinden üzerine gelen topu ara sıra yakalamakta zorlanıyor, topa vurması gerektiğinde de sıklıkla ıskalıyordu. Görerek karar vermek hiç de kolay olmamıştı onun için, bir anda yorucu, dikkat dağıtı bir dünyanın içerisine dahil olmuştu.

Fakat kısa süre sonra alıştı fakat 43 yılın ardından 'görebiliyor olmaya' hepimizden daha çok kıymet verdiğini söylemek yanlış olmaz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
Dio Banner
ordekkac

Vay canına...

ufuk-tosun2

son zamanlarda onedio'da gordugum en guzel iceriklerden biri. hani isteyince oluyormus deriz ya bu da biraz oyle, Elinize saglik.

arda-gokelmas

özünde bir araklama ürünü ama ve tahminen burada yayınlandığından daha uzun bir makaledir ama bu da tatmin etti. güzel bir içerik katılıyorum lakin bunun gibi çok göremeyeceğimizi de ön görüyorum.

Görüş Bildir