Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Burak Arzova Yazio: Söylemler Harika Şimdi Eylemleri Görme Zamanı

218PAYLAŞIM
Yazio Banner

Daha hafta bitmedi ama çok yoğun bir hafta geçirdiğimizi şimdiden söyleyebiliriz.  

Çok klişe bir laf vardır hani.  

Norveç’te, Danimarka’da bir yılda yaşananlar Türkiye’de bir günde yaşanır diye.  

İşte öyle bir hafta geçirdik. Tarihe not düşelim 2020 yılı 46. haftasını ilerde ekonomi tarihçileri mutlaka yazacaklardır. 

Şöyle bir hatırlayalım neler oldu. 

Cumartesi günü saat 14.30 sularında TCMB başkanı Murat Uysal Görevden alındı yerine Eski Maliye Bakanı Naci Ağbal Atandı. 

Pazar akşamı saat 19.30 sularında Maliye Bakanı Berat Albayrak istifa etti. 27 Saatlik Devlet Suskunluğundan sonra yerine Lütfi Elvan atandı. 

11. Kasım.2020 tarihinde Sn. Cumhurbaşkanı grup toplantısının büyük bir kısmını ekonomiye ayırdı ve yeni atanan bakanlara destek verdiğini belirterek, istikrar, büyüme ve istihdam odaklı yeni bir seferberlik başlattıklarını söyledi.  

Hem Sn. Ağbal hem de Sn. Elvan göreve gelir gelmez “Öngörülebilirlik, Şeffaflık ve Hesap Verebilirlik” vurgusu yaptılar. Dün Sayın Cumhurbaşkanı da bu söylemleri en üst perdeden dile getirdi.  

Esasen zaten bu sayılan unsurlar Batı tipi çağdaş ve demokratik bir ülkenin olmazsa olmazları. Zaten batı tip demokrasilerde bu değerler, en üst değer olarak kabul edildiği için bu ülkelerin de ekonomileri “güvenilir” olarak adlandırılıyor. 

Bir ekonomi eğer şeffaf, öngörülebilir ve hesap verebilir ise “güven” de kendisinden oluşuyor. Yani güven bunların bileşkesi.

Tüm bunların olabilmesi için ise öncelikle ekonominin kurumlarının (TCMB, BDDK) özerk, bağımsız ve bu bağımsızlığın yasalarla sıkı bir şekilde korunmuş olması gerekiyor. Her ne kadar şimdi ilk beklenen bunların temini olmasa da belki buradan başlamak en doğrusu olabilir.  

Öte yandan ekonomideki sorunlar sadece yanlış ekonomi politikalarından ve uygulamadaki keyfilikten kaynaklanmıyor. 

Örneğin Türkiye uzun zamandır yabancı yatırımcı çekemiyor. Bunun en temel nedeni hukukun üstünlüğünden ve demokratik gelişimden uzaklaşılmış olması. Avrupa Birliği perspektifi bu anlamda en doğru yoldu. Ancak bundan da uzaklaşıldı.  

Bir yabancı yatırımcı bir ülkeye parasını, emeğini, varlığını yatırdığında, onun o ülkedeki en büyük koruyucusu “Hukuk” dur. Yönetimler değişse bile var olan yüksek standartlı hukukun kendisini koruyacağını bildiğinde gelir. Yoksa gelmez. 

Gerçekçi olalım; bizim Güney Kore olma ihtimalimiz artık yok. Onlar gelişmiş ülke oldular. Ancak hala rekabet edebileceğimiz, yatırımları kendimize çekmede kolaylıkla tercih edilebileceğimiz ülkeler var.  

Ekonomide bu yeni dönüşümü sağlayacaksak, hukukun üstünlüğünü her alanda kabul etmeli, bunu zedeleyecek hususlara imkân tanımamalıyız.  

İhracatımızın içerisinde yüksek teknoloji ürünlerin payını artırmak istiyorsak, eğitim sistemimizi bu yüksek teknolojiye göre şekillendirip, çocuklarımızı buna göre ilim ve fennin ışığı altında yetiştirmeliyiz. 

İstanbul Finans Merkezi olacak diyorsak, bunu Alaşehir’e yüksek ve görkemli binalar inşa ederek değil, burada çalışacak yabancıların kolaylıkla ulaşımını sağlayabileceğimiz, kendilerini kendi ülkelerindeki gibi hissedecekleri yaşanabilir bir ortamı onlara sunmalıyız. Çocuklarını hangi okula göndereceklerini düşünmemeleri gerekiyor. Fransa’ya kızdığımızda, Fransız Okullarını kapatalım diyenlere en yüksek perdeden karşı koymalıyız. Fransız, Amerikan, Alman, İtalyan Okulları yanında, İspanyol, Rus, Gürcü vs. okullarının da açılmasını teşvik etmeliyiz.  

Ve en önemlisi eğer bu yeni dönemse Türkiye bir tercih yapmak zorunda.

Hem büyüyeceğim hem de enflasyonu düşüreceğim diyemezsiniz.

Öncelikli hedef “Enflasyon” ile mücadele olmalı.  

Bugün modern dünyada bizim yaşadığımız %12-14 bandında enflasyon kalmadı. Bizim enflasyonumuz bunların 6-7 katı. Bu şartlarda halkınıza refah verebilmeniz mümkün değil. O nedenle hızla enflasyonun düşürülmesine odaklanılmalı. Tabii ki bunun siyasi sonuçları olacaktır.  

Enflasyonla mücadelenin en önemli savaşçısı “Merkez Bankası” olduğu şüphesiz. TCMB para politikası araçlarını doğru ve gerektiğinde çekinmeden kullandığında bu mücadeleyi başarabilir. Burada iki unsur var:  

1. Siyasi Kararlılık

2. Sabır  

Dün Sn. Cumhurbaşkanının konuşmasında “Acı Reçete” tabiri ile, ben bu kararlılığın siyasi olarak da üstlenilebileceğini düşündüm. Burada merak edilen bu sabrın gösterilip gösterilmeyeceği. 

Enflasyonun en önemli sebeplerinden biri de “TL’nin Değer Kaybı”. Çünkü özellikle bizim ülkemizde maliyet enflasyonu fiyat hareketlerinde çok etkili.  

O zaman Türk Lirası’nı serbest düşüşe bırakıp sonra da buna “Rekabetçi Kur” diyemezsiniz. TCMB bu kur hareketinin önünü kesmek, yerleşiklerin ve yabancıların Türk Lirası varlıklara olan teveccühünü artırmak ve fiyat istikrarı sağlamak açısından gerektiğinde “Faiz Artışı” yapabilir. Hatta yapmalıdır.

Evet, faiz yüktür ama en önemli para politikası aracıdır. Bazen uzun dönemi kurtarmak açısından kısa dönemli faiz artışları ekonomi açısından daha faydalı olabilir.  

Düşük enflasyonda yıllık ve sürekli % 3 büyüme, bir yıl % 8 büyüyüp, ertesi yıl %1 daralmaktan çok daha istikrarlıdır.  

Dünyada büyüme rakamlarının düştüğü gerçeğini de vurgulamakta fayda var. Bu gerçeğin ışığında, Türkiye’nin potansiyel büyümesi % 5 yaklaşımından da ufak ufak kendimizi sıyırmamız gerekiyor. Çünkü bu yaklaşım da dünya büyüme gelişimine paralellik göstermiyor ve bir müddet sonra boşa bir heves olarak kalıyor. 

Ben Türkiye’nin sorunlarının eğer “-mış” gibi yapmaz ve gerçekten soruna odaklanırsak, çözüleceğine inanan taraftayım. 

Belki kiminize göre çok iyimser de adlandırılabilirim. 

Piyasaların yeni ekonomi yönetimine tanıdığı çok büyük kredinin heba edilmemesi gerektiğini ve Söylem kadar Eylemlerin (Uygulamaların) da büyük önem arz ettiğini hatırlatmak isterim.   

Lütfen artık uygulaması olmayan, yabancıları dış güç olarak gören, enflasyonla mücadeleyi tanzim satış mağazası açmak gören ve patates soğancılara baskın düzenleyen, “Finansal Mimari”lerden vazgeçelim.  

Ekonominin basit şartlarına geri dönüp, serbest piyasa ekonomisinin gereklerini uygulayalım. 

Öngörülebilirlik, şeffaflık ve hesap verebilirliğe sadık kaldığımız sürece “GÜVEN” geri gelecektir. 

Twitter
Instagram

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
Görüş Bildir