Bugün Üzgünüm, Sevindiğim Zaman da Sevineceğim
Bir inşaat alanı iç dünyam. Yıkılan duvarlar, yenilenen çitler, değişen eşyalar, bir yandan veda, bir yandan kutlama… kahkaha ve gözyaşının bir arada aktığı o nadir, küçük nefesler ve özlediğim ışık gözlerimdeki. Kaz ayakları yüzümün hataları gibi görünmüyor şu an, hak ettiğim katlanmalar onlar, gülüşün doğallığından, gerçekliğinden gelen.
Büyük vedalarım oldu, sanki yüreğimin bir parçasını da çekip alacak gibiydi gidişleri.
Ufak donma halleri kaldı yüreğimde ne ağlamayı isyan etmeyi sığdırabildim ne de boş verip ardıma dönmeyi. Yüzümde hüznün verdiği bir gülümseme, olsun…
Kabullenilmiş acılar da sevdaya dahil değil mi?
İnsan olmayı seviyorum böyle anlarda, duygularımı çekiştirmeden yaşayabildiğim bu yalın hallerde. Acısa da yüreğim ses etmiyorum, yaşattığı bu tada şükür doluyorum, yine de gözümde akmayı bekleyen bir damla yaş. Kararsız benim gibi, aşağı mı inse tüm yüzümü yalayarak yoksa kayıplara mı karışsa gözümün aynasında…
Kademeli nefeslerim arasında kayboluyor sonunda, hüznüm donuyor yüzümde, gözlerim uzaklarda vedaların peşinde.
İnsan kendini izlerken kirpiklerinin dizilişini de hayal eder mi ruhunun dalgasına göre? Ben ederim, gidenin ardından el uzatır gibi görünürler zihnimin gözünde.
İçimde bir çocuğun masumiyeti diyeceğim de, bildiğim tek çocuk masumiyeti benimki. Diğerleri de böyle hisseder mi, tadı aynı mıdır kırılganlıklarının, suskunluğu bu derece sessiz midir, yalnızlığı bu kadar kalabalık mı?
Kendi çocukluğumun masumiyetinde bir kırılganlık içimde.
Bedenime, tenime sirayet ediyor ısısı, ellerim biraz daha küçülüp dokunmaya tereddütlü oluyor bir anda, zarafet dolu da diyebilirsin süslü olsun diye, çekingen de diyebilirsin masumiyeti kesinleşsin diye. Ben kendi ağırlığına geri dönüyor diyorum, çünkü insan başka nasıl dokunur ki?
Bir çocuk gibi kalıyorum vedalarda, hem temiz manasında bir saflık hem de annemden ayrılmanın verdiği şaşkınlık. Her ayrılık beni aynı ayrılığa götürüyor. Kucağından ayrıştığım, kollarımın kirpiklerim gibi geri uzanmak istediği, memesinden ayrıştığım, artık ağzıma geveleyemediğim sert bir kaşığın yerine geçtiğinde yaşadığım.
Gözümde akmamaya karar vermiş koca bir damla, böylelikle buğulanıyor gidenlerin görüntüsü, aramızda kendiliğinden bir mesafe.
Üzgünüm.
Olandan razıyım.
Hakkıyla üzülmeye devam ediyorum.
Hadi şimdi olan yenilikleri kutlayalım diyenlere bakıyorum, yine ileri uzamış kirpiklerimin altından. Bu sefer sarılmaya değil, batmaya uzuyorlar.
Çocuk zorbalığı doluyor içime, zaten başka bir zorbalık da bilmiyor bedenim. Gidip saçını çekip ısırmak istiyorum, akıllıca olmayan bir dizi laf etmek, yağmalamak ve ağlamak.
Burnumun ucu geri kalanından daha da sıcaklaşıyor.
Yasıma izin veriyorum.
Artık büyüdüm ya, izinleri ben verebilirim. Ne kadar sevinip ne kadar üzüleceğime ben karar verebilirim.
Bugün üzgünüm.
Sevindiğim zaman da sevineceğim.
Duvarlarım boyanıyor şimdi. Başka anılar yansıyacak duvarlarıma. Alışmak zaman alır belki, olsun…
Duvardaki renklere takılıyor gözlerim, içim sakinleşiyor. Eskiye dair bir iz yok üzerinde, nefes aldırıyor tazecik. Şimdi sana bir de buradan bakalım diyorum. Arka fonu değiştirip.
İnsan olmayı sevdiğim bir gündeyim.
Şimdi biraz da tazeliğin kokusuna umutlanıyorum.
İçimde bir huzur, her geleni sevdiğim gibi her gideni de geldikleri gün kadar sevdiğimin bilgisiyle.
Öyleyim ben çünkü. Gelene ve gidene ayrı davranmam. Bazen de bundan ne gideni anlarım ne geleni.
Denize bakıyorum şimdi, üzerinde yüzen gemiler. Biri gidiyor, biri geliyor, sabahtan akşama kadar hiç bıkmadan. İzliyorum, biri gidiyor, biri geliyor, duygularımın.
Bir nefes alıyorum, her yer iyot.
Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

