Bu Yollardan Geçtiniz ya da Geçiyorsunuz! Türk Gencinin Ömrünü Çürüten 16 Şey

1.1bPAYLAŞIM

Toplum, coğrafya, siyasetçiler, aileniz, kendiniz... Sebep çok. Türk gencinin verimli bir yetişkin olamamasında büyük payı olan etkenlerin neler olduğunu hatırlayalım:

1. Evlenince dünyayı gezip kültürel olarak kendini geliştirmek yerine mobilyacı gezmeyi tercih etmek.

İlla ev, araba alınır. İçine de 140 ekran LCD, süslü püslü pembe fincan takımları döşenir; Survivor açıp, karşısında çekirdek çitlenir.

Boş vakitlerde de tiyatro vb. kültürel aktivitelere gitmek yerine AVM'lerde zaman öldürülür. Standart olmanın ötesine geçme çabası yok.

2. Çoğu gencin evlenene dek ailesiyle birlikte yaşaması ve buna iyiden iyiye alışması.

Sonra ani bir kopuş yaşandığı için hayat karşısında sudan çıkmış balığa dönüyor gençler. Oysa Avrupai aile yapısında çok genç yaşlarda evden ayrılma gerçekleşiyor ve daha güçlü, sağlıklı bireyler yetişiyor.

3. Küçük yaşlarda başkaları tarafından kendine olan güveninin kırılması.

Ailenin "Bırak sen yapamazsın" ikazıyla büyüyorsun. Yapabileceklerinin, yeteneklerinin farkında olamıyorsun. El âlem ne der korkusuyla yetiştiğin için özgüvenin kırılıyor.

4. İş hayatında devlete kapağı atmaktan başka amacın olmaması.

"Maaşım tıkır tıkır yatsın, işim garanti olsun" mantığı var. Girişimci bir ruha sahip olanlar çok az. Standart Türk ailesi de bu yönde baskı yaptığı için birey de memurluğu cazip buluyor. Çeşitlilik azalıyor, "düz insan" sayısı da fazla olmuş oluyor. Toplum bu kafada olunca ülkenin de kalkınması beklenemiyor.

5. Sorunların eksik olmadığı bir jeopolitik konumda yaşıyor olmak.

Stresi eksik olmayan bir coğrafya. Her an ne olabileceğini kestirmek zor olduğu için kim vurduya gidebiliyorsun.

6. "En mükemmel hayat benim, en eğlenceli arkadaşlar bende" yarışına girilmesi.

Karşısındaki kişilere özendirici paylaşım yapmaktan inanılmaz zevk alan bir kitle oluştu. Bunun sonucunda çoğu insanda kıskançlık, mutsuzluk, depresyon baş göstermeye başladı.

7. Özentilikle birlikte yaşanan ağır bir kültür yozlaşması.

Bu durum en çok da plaza dilinde gösteriyor kendini. Mis gibi Türkçe karşılığı olmasına rağmen yabancı kelimeler kullanmaya dair anlamsız bir eğilim var. Sosyal medyada da buna benzer rahatsız edici bir özentilik hakim.

8. "Ayıp, günah, yasak" kelimelerini dilinden düşürmeyen baskıcı bir toplumda yetişiyor olmak.

Bireysel olarak bu düşünce yapısını aşmış olsanız bile bir gün parkta, metroda, vapurda bir yobazın hışmına uğrayabilirsiniz.

9. Seksin tabu olarak görülmesinden dolayı bastırılmış cinsellikle yetişmek.

Bu yüzden de dengesiz durumlar ortaya çıkıyor ve ibre sürekli belli bir noktayı gösteriyor.

10. Üşengeçlik ve erteleme hastalığı.

"Pazartesi spora başlıyorum." (erteledi)
"Bu yaz 4-5 ülke görücem." (birkaç Ege sahili görmekle yetindi)

Genç neslin üzerine ölü toprağı atılmış gibi.

11. Kendini geliştirsen bile arkadaş çevresinin vasat olması.

"Hafta sonu Tolga Karaçelik'in Kelebekler filmine gidelim hadi" dediğinizde çoğu arkadaşınızdan "Sıkıcıdır şimdi o ya, çıkmadı mı Recep İvedik 6?" gibi bir cümle duyabilirsiniz. Ardından da "Boşver sinemayı. Gel kahveye gidek, okey atak.", "Halı saha yapak" gibi muhabbetler dönmeye başlar. Ve bir genç daha farkında olmadan körelir.

12. Hayat kalitesinin düşmesinde en önemli etkenlerden olan parasal sorunlar.

Zaten maaşlar yetersiz, üstüne bir de Türk vergi sistemiyle soyuluyoruz. Üniversite mezunu olsan bile iş bulmak kolay değil. Bulsan bile sağlık sektöründe uzun mesai saatleri, nöbetler nedeniyle intihar eden çalışanların haberlerini sık sık görüyoruz.

13. Belirsizliklerle dolu geleceğin yarattığı endişeler.

Türkiye'de her an ne olacağının bir garantisi olmadığı için bu endişeyi yaşamak âdettendir. 5 yıl sonrası için sağlıklı bir plan yapamıyorsun.

14. Toplumdaki kamplaşma geleneğinin zararlarına maruz kalmak.

Fikre saygı yok. "Sen onlardansın" düşüncesiyle 20 yıllık dostluklar kolayca bitebiliyor. Karşılıklı oturup birbirini incitmeden siyaset tartışmak mümkün değil artık.

15. Sorgulama bilinci olmadığı için biat etme kültürünün kurbanı olmak.

"O dediyse doğrudur" algısı var; merak edip araştırmak yok. Kukla bireylere dönüşmüş genç bir kitle yetişiyor.

16. Şekilden şekle sokulduğu için bir türlü yolunu bulamayan istikrarsız eğitim sistemi.

Sisteme ayak uydurmaya çalışırken beklenmedik anda sistem yeniden değiştirilir ve sıfırdan yeni bir adapte olma süreci başlar. Bu dengesizliği aşmayı başarıp kendini üniversiteye atabilenler arasındaki önemli bir kitle, maalesef "neresi tutarsa" kafasıyla bir bölüme yerleşmek zorunda kalır. Bu yüzden yetenekleri de körelir.

Türlü türlü zor şartlar nedeniyle eğitimlerine odaklanmaları da kolay olmaz. Devlet yurtları berbat haldedir, özel yurtlar ateş pahasıdır. Eve çıkmak istediğinizde öğrenciye kolay kolay daire kiralanmak istenmez, isteyenler de daha pahalıya vermek istediği için özellikle öğrenciye kiralamak ister.

Tabii bir de çeşit çeşit cemaatlerin ağına düşmeme çabası vardır. Buralara düşen öğrencilerin beyni örümcek ağlarıyla kaplanır, akılcı olmayan bireylere dönüştürülürler.

Yani eğitim sistemi bile kötü haldeyken bir de diğer engellerin haddi hesabı yoktur.

En acısı da, gençlerin önemli bir kısmı halinden memnun hissediyor, oysa "haşlanan kurbağa sendromu"na yakalandıklarının farkında değiller.

Dio İçerik Altı Banner
BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
stafilokok

eğitim sisteminden başlansa bile yeter şu sorunların bi kısmının çözülmesi için. anne babaya eğitim dahil ...

lil_ery

Şey çok garip ab yarı ve tam üyesi olan ülkeler arasında genç olmanın en zıt olduğu ülkeyiz. Aynı zamanda en çok gençlerin hor ve salak görüldüğü ülkeyiz. Apayrı bir manyağız amk herkes kendisinin yaşadığı aşağılamalara takılıyor daha sonra gelecek nesli aşağılıyor. Bu böyle devam ediyor.

bookcase

Bu ülkede ortalama 40-65 yaş üstü insanların büyük bir çoğunluğu çöp ve psikolojisi bozuk bir nesildir. Bakınız Aziz Nesin' in bu toplumun %60 ı aptaldır çıkışına. Basit denklemler kuralım. 80-90 lı yıllarda dünyada teknoloji/bilim/sanat gelişirken bizim ebeveyn neslimiz saçma sapan siyasi olaylara ya da hiç bir işe yaramayan türlü uğraşlar içindeydi. 40-65 yaş insanların evine gidelim ve evindeki kitap sayısına bakalım, son 10 yılda okuduğu kitap sayısına bakalım. Bulunduğumuz muhitin çevresine ve mimarisine bakalım. O kadar kötü tasarlanmış ki, sokaklarda doğru düzgün ağaç yok, insanlar grotesk görünümlü barınaklarına 15 yıllarını verecek şekilde kredi çekip ödemek için uğraşıyorlar. Çünkü analitik zeka geliştikçe daha çok uzun vadeli planlamalar yapılır ama bizim insanlarımızın zekası kısa bir süreye yettiği için o anda çevreyi kirletebiliyor, tabiatın bahşettiği estetiği bile yokedebiliyor. Bu durum parayla satın alınabilecek birşey değil. Eğitim ve zeka ile alakalı.

alpler2020

Aklıma Can Yücel'in Davet şiiri geldi. 52 yaşından selamlar :) Geldiler. 20 yaşımda ben, 35 yaşımda ben, 40 yaşımda ben ve bugünkü ben dördümüz. Birden 20 yaşımı, 35 yaşımın karşısına oturttum. 40 yaşımın karşısına da, ben geçtim. yirmi yaşım, otuz beş yaşımı tutucu buldu. Kırk yaşım ikisinin de salak olduğunu söyledi. Yatıştırayım dedim. Sen karışma moruk dediler. Büyük hır çıktı. Komşular alttan üstten duvarlara vurdular. Yirmi yaşım kırk yaşıma bardak attı. Evin de içine ettiler. Bende kabahat. Ne çağırıyorsun tanımadığın adamları evine ...

bookcase

Z kuşağı dünyayı takip edebilirken, sadece bulunduğu mahalle kadar dünyası olduğu için orada "mahalle baskısı" yapan yetişkin nesli bu ülkenin en büyük problemidir. Bunu Atatürk' ün bir sürü bedeller ve uğraşlar üzerine kurduğu cumhuriyeti kendi elleriyle teslim eden halktan, psikolojik olarak cumhurbaşkanından hiçbir farkı olmayan diğer parti yöneticilerinin koltuk sevdasından anlayabilirsiniz, burada siyasi bir durum bile söz konusu değil. Biz bedel ödeyecek bir nesliz ve gelişmiş ülkelerin hepsi bu tip çıkmazlara girmiştir. Belki biz değil ama bizim çocuklarımız refahı için bazı fedakarlıklar göstermeliyiz, eğer göstermezsek geçmişteki Hindistan' dan hiç bir farkımız olmayacak.

coldhearted

Para, para, para... Varlığı bir dert yokluğu yara.

Görüş Bildir