Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Billür Aktürk Yazio: Millileşmek Kavramı ve Kültür Popülizmi

132PAYLAŞIM
Yazio Banner

Batı kendi kültür popülizmi üzerinden doğuyu yeniden dizayn mı ediyor? Aslında bu yeni bir tartışma değil, Osmanlı’nın çöküşü sırasında başlayan, 80 gençliğinde de süren hatta günümüze dek uzanan tartışmalardan biri.   Osmanlı’nın çöküşü sırasında Türk milliyetçileri ‘’batının sanayisini, gelişmişliğini, endüstrisini alalım kültürünü almayalım’’ diye bir tez atmışlardı ortaya. Bu tezin eksik tarafı şuydu, bu tezin savunucuları kültürlerin nasıl oluştuğunu gözden kaçırıyorlardı.

Kültürler donuk- durağan, mumya gibi şeyler değildir. Değişir, dönüşür, gelişir, evrilir.

Örneğin sabit bir Türk kültürü yoktur, Türkiye’de başkadır, Kazakistan’da daha farklıdır, Türkmenistan’da hatta Moğol Türkleri arasında daha başkadır.  Bu nedenle bu tezi günümüzde hala orijinal bir şeymiş gibi savunanlar oldukça şaşırtıcı oluyor.

Kültür dediğimiz şey, konuşmanın kendisi, romanı, sanatı, sineması, insanların birbirine nasıl davrandığı, örneğin yolda birine çarptığında özür dilemesi, metrodayken yürüyen merdivende sağda durması gibi çok çeşitli ama anlaşılır bir ölçüt. Aynı zamanda da, sanayi ve endüstrinin toplumu şekillendirdiği durumda, bir hâl - renk alan da kavram. Örneğin Bağdat caddesinde, bir kadın olarak mini eteğinizi giyip çayınızı, kahvenizi yudumlayabilirsiniz, hatta 4 kadın rakınızı da içebilirsiniz. Hiçbir sıkıntı olmaz. Peki bunu, yine örneğin, Erzurum’da yapabilir misiniz? Hiç sanmıyorum. Çünkü İstanbul’un sanayisi, endüstrisi, sineması vs Erzurum’a oranla oldukça gelişmiştir ve bu gelişme toplumu farklı bir şekilde evirmiştir.

Yani, ’’batının sanayisini alalım da kültürünü almayalım’’ söylemi pratikte pek mümkün görünmüyor.

Yine de şunu akılda tutmak da fayda var, gelişmemiş toplumlar bile, o gelişmemiş olmalarında kendilerini donduramazlar.  

Elbette dogmatik bir tez gibi şunu demek istemiyorum, toplum neyle- neye dönüşürse ona uygun bir kültür ortaya çıkar. Hayır, halkların binlerce yıllık kimi özellikleri elbette sürer. Örneğin sınır komşusu olmalarına rağmen İtalyanlarla, İsviçreliler aynı insan değillerdir. Farklıdırlar. Ama aynı zemin üzerinde yaşarlar. Aynı saat dilimini kullanırlar, hızlı trene binerler, aynı telefonları vardır, aynı uçakla yolculuk ederler ama tarihin derinliklerinden gelen karakter farklılıkları vardır. Bunlar da diğer toplumlar tarafından çok net fark edilir.Kısaca, aynı düzlemde yaşayan insanların farklılıkları elbette vardır ama genel özellikleri birbirine benzer. Bu da korkulacak bir şey değildir. Üstelik tüm bunlar insanlığın ortak mirası halindedir.

Türkiye’de son günlerde sıkça tartışılan ve millileşmek kavramı ile karıştırılan bu tezi (batının sanayisini alalım kültürünü almayalım) ortaya atan muhafazakar aydınların, çağa egemen kültürle, toplumun alt yapısı arasındaki bağı görmek istemediklerini düşünüyorum. Şunu demek istiyorum, örneğin günlük hayatımızda onlarca yeni teknolojik ürünü bir arada kullanıyoruz, en basitinden elimizde artık görüntülü telefonlar var. Dolayısı ile insanların bu gelişmelere uygun da bir yaşamı ve yaşam talebi,  beklentileri var. İnsanlara geçmiş yüzyıl anlayışlarını vazgeçilmez değerler olarak sunarken, batının telefonunu, arabasını, saatini, traktörünü, tohumunu vs büyük reklam kampanyalarıyla özendirirseniz, dahası insan zekası ile alay eder gibi onca reklamını yaptığınız şeylerin üretim sahibi kültüre, tu kaka-hatta ‘’batı kendi kültür popülizmi üzerinden doğuyu esir almaya kalkıyor dikkat’’  derseniz, deyim yerindeyse çuvallarsınız ve kimse sizi inandırıcı bulmaz. Kısaca, bugün 19.yy’ da ki bir tez üzerinden, kapitalizmde ekonominin işleyiş yasalarını ve toplum kültürü üzerinde sonuçlarını hiçe sayarak, kültürün nasıl oluştuğunu göz ardı ederek söylem geliştirmek çağın gerçekliği ile asla örtüşmez ve büyük kitlelerde karşılık bulmaz.

İşte günümüzde idealize edilen millileşmek kavramının anahtarı burada yatıyor. Kapitalizmde, millileşmek, ‘’dünya 5’den büyüktür’’ söyleminin hızlı treni.

Peki, nasıl millileşebiliriz? Cevabı basit, onlar kadar güçlü bir kapitalist ekonomiye sahip olarak. Bu nedenle saçma sapan 19. yy edebiyatını bir yana bırakıp, günümüz gerçekliğini iyi görmemiz gerekiyor. Millileşmek, kendi kararlarını alabilen, kaderini tayin edebilen, kendi yer altı zenginliklerini yönetebilen, dünyada etkin ve saygın bir ülke olmanın adıdır. İçine kapanmanın, dünyaya sırt dönmenin, 19. yy yaşam anlayışına uygun yaşam tarzının adı değildir.

Öte yandan, muhafazakâr aydınlar anlamalıdır ki, sermaye artık 19. yy sermayesi değil. Milli sermaye diye bir şey kalmadı.  Tüm dünya sermayesi entegre oldu. Ülker bile Belçikalıların en ünlü çikolatası Godiva’yı aldı. Belçikalıların o müthiş çikolatası Türklerin şu anda. Carefour, Fransız firması Sabancılarla evlendi, büyük bir ortaklığa girişti, Türkiye’de iş yapıyor. Ikea, İsviçre firması. Türk soluna gelince, Türk solunda da aynı terane var. Biz emperyalizme karşıyız diyorlar. İyi de artık böyle bir emperyalizm yok ki, sermaye her yerde bütünleşti. Dolayısı ile bu eski Türk solunun emperyalizm teorileri de artık tarih oldu.  

Evet, Türkiye anti- emperyalist bir ülkedir. Doğrudur. Ama kapitalizmin birinci halkası olan ülkelerle aşık atmaktadır. Bu birinci halka AB, Amerika, Japonya, Rusya ekseninde düşünebileceğimiz odaklar ve bu odaklar dünya ekseninde refahı kendi ülkelerine çekiyorlar. İkinci halkada ise, çevre ülkeleri denilen Kore, Brezilya, Türkiye vs var. Bu ikinci halkadaki ülkelerde büyük ekonomik potansiyel taşıyor ve güçlü ülkeler.

Bunlardan Türkiye, yarış içinde bir ülke. Bu kadar çok bombardıman altında kalmasının, tehdit edilmesinin nedeni bu. Örneğin şu anda küresel masada dünya devleri ile bilek güreşi halindeyiz. Elbette güçler dengesini göz önünde bulundurarak hareket ediyoruz ama sesimiz artık çok daha gür çıkıyor. Dahası geçmişte kapitalizmi sürdürecek burjuvaziye sahip değildik. Bugün örneğin, savunma sanayinde, sağlık sektöründe, tekstilde, beyaz eşyada vs dünya ile rekabet ediyoruz. Türk müteahhitler, mühendisler özellikle belirli coğrafyalarda gökdelenler dikiyorlar. Başarıları göğsümüzü kabartıyor. Bugün kendi uçağımızı yapmaktan söz ediyoruz, satacak Pazar bulunduktan sonra neden olmasın.

Ez cümle, kapitalizm fırsatlarla ilgilidir. Güçlü bir kapitalist ülke olup, rekabet gücüne ulaşmaktır millileşmek.

Bu nedenle, Batının doğuyu kendi kültür popülizmi üzerinden dizayn etmesi için özel bir çaba harcaması gerekmediğini görmek gerek. Batının sağladığı her türlü konfor içinde, her fırsatı ranta dönüştürüp, batıyı eleştirmek kimseye bir fayda sağlamaz. Türk İslam kültürü kendini korumak, yükselmek evrensel değerler üzerinde söz sahibi olmak istiyorsa, kapitalist sistem içinde varlığını güçlendirmeli. Toplum Türkiye’nin ayağına atılan çelmeyi fark etmeli, üzerine oynanan oyunları görmeli. Batının yaldızlı laflarına, medyasına uygun düşünmekten vazgeçmeli. Kısaca, ‘’sanayisini alalım kültürünü almayalım’’ türünden hedefi bulmayan paradokslarla bir yere varmak mümkün değil. Dünya bu tezlerin çok uzağında.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
amara_yurek

*güzel bir makale çıkartılmış fakat, eril dil ön planda. bir kadının etekli giyinip oturması gibi söylemler, özünde bir erkek zihniyetini barındırmaktadır *Osmanlı çöküşüyle ilgili'de, osmanlı mantığı ile batı farklaşması yaptırılmasından öte bence bizzat, batı-kapitalist sistemin durumu ön plana alınılmalı. osmanlı anlayışındaki mevcut eksik yanları de görmekteyiz.

Görüş Bildir