Belki de Evren Hiç Susmadı: Evrenin Sana Bir Mesajı Var, Ama Sen Gürültüden Duyamıyorsun
Bazen hayatın bize hiçbir şey söylemediğini düşünürüz. Yalnız ve desteksiz hissederiz…
Günler birbirine benzer, amaçsızlaşır, olaylar rastlantı gibi görünür ve içimizdeki boşluk büyüdükçe büyür. Sonra dönüp göğe bakar ve şu soruyu sorarız:
“Neden bir işaret, yardım gelmiyor?”
Belki de asıl soru şudur:
İşaret gelmiyor mu, yoksa biz duyamıyor muyuz?
Anlamlandırmak ve hayatı okumak bu kadar mı zor?
Çünkü evrenin dili insanın dili gibi değil; O emir vermez, bağırmaz, kapıyı yumruklamaz…
Bir kapıyı sessizce kapatır. Bir insanı hayatından usulca çıkarır. Bir bekleyişi uzatır. Bir yolu geciktirir.
Ve bütün bunların içinde görünmeyen bir anlam saklar.
Ne var ki modern insan sessizlikten korkuyor.
Sessizlik ve kaliteli bir tek başınalık şifadır oysa…
Zihin sürekli bir şeyler izliyor, dinliyor, konuşuyor, düşünüyor. Zihin beden hiç susmuyor…
İç dünyamız kalabalık bir meydan yerine dönüşmüş… Böyle bir gürültünün içinde ise ruhun fısıltılarını duymak mümkün değil elbette…
Oysa bazı cevaplar düşünerek bulunmaz; hissedilerek fark edilir….
Hislerinle ve sezgilerinle bağı ne zaman kestin?
Hayatın en önemli dönemeçlerine dikkat et…
Çoğu zaman büyük değişimler büyük seslerle gelmez. Bir hisle başlar. İçinde açıklayamadığın bir huzursuzlukla, bir yere ait olmadığını fark etmenle başlar. Her şey yolunda görünürken ruhunun başka bir yönü işaret etmektedir.
İşte evren çoğu zaman orada konuşmaktadır.
Fakat biz işaretleri değil, sonuçları görmek isteriz….
Önümüze servis edilenle oyalandığımızdan arkasındaki gizemli cevabı göremeyiz.
Tohumun toprağın altında geçirdiği zamanı anlamsız bulur; çiçeği görmek isteriz…
Öyle aceleci, öyle kolaycıyız.
Bekleyişin bilgeliğini değil, varışın rahatlığını isteriz….
Yolculuğun keyfini kaçıran, ulaşmaya, hedefe takılmış ruhlarız.
Oysa doğa bize başka bir şey öğretir:
Her şey görünmeden önce olgunlaşır, üstatlar ve kamil insanlar doğayı çok iyi okurlarmış…
Ve her şeyin bir zamanı vardır…
Büyük bilge üstatlar ve kamil insanlar doğayı çok iyi okurlarmış…
Kökler görünmez. Ama ağacı ayakta tutan onlardır…
Ve anlamı vardı…
Belki bugün yaşadığın gecikme bir engel değildir. Belki hayat seni reddetmiyor, destekliyor, koruyordur… Belki de görünmeyen kökler derinleşiyordur…
Çünkü bazı insanlar istediklerine hemen ulaşır; bazıları ise önce dönüşür, sonra ulaşır.
Ve ikinci yol daha yavaştır ve erdem topladıkça yol alırsın, bunu ruhunla seçtin.
Kalıcıdır ve seni ilahi yaşam amacına alır…
Her şey olması gerektiği gibi, olması gerektiği şekilde ve olması gerektiği zamanda olur…
Evrenin en büyük mesajlarından biri de budur: İnsan bazen istediği şeyi kaybetmez; ona hazır olmadığı için bekletilir.
Bugün dönüp geçmişine bak;
Zamanında üzüldüğün, kendini yıprattığın kaç şeyin sonradan seni koruduğunu gördün? Ve bazen de olmamasının bolca hediyelerini aldın…
Kaç kapanan kapının ardından daha doğru bir yol açıldı?
Kaç ayrılığın içinde görünmeyen bir özgürlük vardı?
Yalnızca kaybettiklerimize takılmadık mı?
Fakat yıllar sonra aynı olaylara baktığınızda ilahi, mükemmel bir düzen, bir anlam ve görünmez bir rehberlik fark ettin mi?
Belki de evren hiçbir zaman sessiz değildi…
Belki sessiz olan, gönlümüzle bağımızı kesmemizdi, sezgilerimizin üzerini örten korkulardı.
Bu yüzden bazen yapılacak en bilgece şey daha fazla aramak değil, biraz yavaşlamaktır.
Daha fazla konuşmak değil, biraz dinlemektir…
Daha fazla kontrol etmeye çalışmak değil, hayatın akışına güvenmektir.
Belki de kontrolü biraz olsun gevşetmek ve hayatın hediyelerini kabul etmektir.
Çünkü hakikat uzaklarda değil…
O, her gün önünden geçtiğin, tesadüf zannettiğin, bakıp da görmediklerinde, işaretlerin içinde saklıdır.
Ve bir gün zihnin beden gürültüsü çekildiğinde, yıllardır cevabını aradığınız şeyin aslında hep seninle birlikte yürüdüğünü fark edersin…
İşte o an anlarsın…
Evren sana hiç susmadı…
Sen yalnızca kendi gürültüne çok yakındın…
Ne olduysa güzel oldu…
Evrenle yol almaya ne dersin?
Hayat şölen olsa nasıl olurdun?
Bunun için şimdiye kadar seçmediğimiz neleri seçmeliyiz?
Kim olmalıyız?
İşaretler fosforlu ve tatlı olsa nasıl olurdu?
Bilin istedim…
Meltem Farah Aydın
Onedio okurlarım için koşulsuz sevgimle, şifa olması niyetiyle…
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

