Anneler Günü'ne Hüzünle Giriyorlar: Üç Annenin Tarifi İmkansız Ortak Acısı

 > 
524PAYLAŞIM

Ceren artık annesine sürpriz kahvaltı hazırlayamayacak, Eren ormanda topladığı çiçekleri annesine veremeyecek, Oğuz Arda çiçeklerle annesinin boynuna sarılamayacak. Yarınki Anneler Günü'ne hüzünle giren 3 anne, Ceren Özdemir, Eren Bülbül ve Oğuz Arda Sel'in anneleri kaybettikleri evlatlarına özlemlerini ve onlarla geçirdikleri özel günleri anlattı.

"Özel günleri hiç kaçırmazdı. Bana kahvaltı sürprizi yapardı"

20 yaşındaki Ceren Özdemir, geçtiğimiz yıl aralık ayında kendisini evine kadar takip eden bir katil tarafından öldürüşmüştü. Ceren'in öldürülmesi tüm ülkeyi ayağa kaldırmış, katil Ögür Arduç ise ağırlaştırılmış müebbete mahkum edilmişti.

Anne Güfer Özdemir, yarınki Anneler Günü öncesi kızı Ceren'le geçirdikleri özel günleri anlattı. Özdemir, kızının özel günleri hiç kaçırmadığını belirterek şunları söyledi: 

“Ceren, Anneler Günü'nde özellikle hediye almak isterdi. Zaman zaman da alırdı ama ben pek hediye istemezdim. En güzel şeyin öpücük olduğunu söylerdim. Pazar günü olduğu için Anneler Günü, Ceren bana pazar kahvaltısı hazırlardı. Yani sen hazırlama anne biz hazırlayalım deyip, ablasıyla birlikte hazırlarlardı. Ablası olmasa da kendisi hazırlardı. ‘Prenses gel’ diyerek kahvaltımızı birlikte yapardık. Bu en büyük sürprizlerinden birisiydi. Benim de çok hoşuma giderdi. Tabi buruk bir Anneler Günü geçireceğiz şimdi ama Ceren hep yanımızda”

"En çok sarılmasını özledim"

“Ceren geçen seneki Anneler Günü’nde bana çok güzel bir penye almıştı. Ben hatta alma kızım, gerek yok, paranı harcama demiştim. Bir de yaş pasta almıştı. Mutlu olmuştum. Son Anneler Günü’nü öyle geçirmiştik. Sürprizleri severdi Ceren. Ben ona yapardım, o da bana yapardı. Tabi bu sene çok buruk geçecek Ceren’siz Anneler Günü. Bana sarılmasını çok özledim. Sıkı sıkı sarılırdı” dedi.

"Müdaceleme devam edeceğim"

Ceren’in ölümünde ihmali olanların ceza alması için hukuk mücadelesini sürdüreceğini söyleyen Özdemir, :

Katil cezayı aldı ama katili sokağa salanlar cezayı almadı. Ben onlar ceza almadığı sürece de rahat etmeyeceğim. Onların ceza alması Ceren’i geri getirmeyecek ama bundan sonraki süreçte diğer çocukların ya da diğer insanların bu şekilde mağdur olmaları, annelerin yürüklerinin yanmaması için mücadeleme devam edeceğim. Çünkü bir sürü suç unsuru varken sokağa bırakılmasında görevlilerin çok büyük ihmali var." dedi.

"Harçlığı olmadığı için ormandan çiçek toplar bana getirirdi"

3 yıl önce Trabzon'da PKK'lı teröristlerin şehit ettiği 15 yaşındaki Eren Bülbül'ün annesi Ayşe Bülbül ise Anneler Günü öncesi oğlunun mezarı başındaydı.

Eren'siz 3'üncü Anneler Günü'nü geçirecek olan Ayşe Bülbül, oğlunun daha önce kendisine ormandan topladığı çiçekleri getirdiğini anlattı: 

"Eren'imin harçlığı olmadığı için bana Anneler Günü'nde çiçek alıp getiremezdi. Ormandan açan çiçeklerden toplar bana getirirdi. Bana 'Anneler Günün kutlu olsun' derdi. 3 yıldır aynı acıların içine gömülmüş duruyorum. Halen inanamıyorum. Yarın Eren elinde çiçekle kapıdan içeri girecek diye bekliyorum. Umutlarımla kalıyorum. Vatan, bayrak ve toprak sağ olsun. Tüm annelerin Anneler Günü'nü kutluyorum. Sadece acılı anne ben değilim. Nice Erenler şehit düştü. O annelerin de anneler günü'nü kutlarım. Ellerinden öpüyorum"

"2018'in Mayıs ayı, bizim birlikte geçirdiğimiz son anneler günümüzmüş. Nereden bilebilirdim?"

9 yaşındaki Oğuz Arda Sel, 2018 yılında Çorlu tren faciasında hayatını kaybeden 7 çocuktan biriydi. 

Verdiği hukuk mücadelesiyle tanıdığımız anne Mısra Sel, anneler günü öncesinde bianet için bir yazı kaleme aldı. Oğlunu ve oğlunu hayattan koparan sorumlularla verdiği mücadeleyi anlattı.

"Ben her gün onun 'annesi', o her gülüşüyle benim 'günüm'dü"

Her anne için çocuğu kıymetlidir.

Her çocuk annesinin bi tanesi.

Benim oğlum, bir taneciğim Oğuz Arda da benim dünyamdı. Belki çok küçük yaşta anne olduğum için, belki birlikte büyüdüğümüz için bilmiyorum..

Çocuk yanım ile çocuğum birleşmişti bu bedende.
Birlikte büyümüştük bizim serüvenimizde.
Bir güne mahsusluk bir gün değildi "anneler günü" benim için. Ben her gün onun "annesi" O her gülüşü ile benim "günüm"dü.
Bu yüzden özel bir kutlamamız olmazdı bizim.
Bir çiçek ile gelip, boynuma sıcacık sarılıp "anneler günün kutlu olsun anneciğim" der ve bunu tüm gün tekrar ederdi.

2018'in Mayıs ayı, bizim birlikte geçirdiğimiz son anneler günümüzmüş. Nereden bilebilirdim?

Büyümüştü artık. Sevdiği yerler vardı. Vakit geçirmekten zevk aldığı mekanlar vardı. El ele tutuşup Karaköy'e gitmiştik birlikte.
Grafitilerin arasında poz poz fotoğraf çektirmiştik.
Bir melek kanadının önünde yanağıma öpücük kondurmuştu.
Nereden bilebilirdim kendisi de bir melek olup uçup gidecekti?

8 Temmuz 2018 günü, bir çığlık koptu yüreğimden göklere. O günden beri ne yüreğimin çığlığı dindi ne de haykırmam bitti.

Bir kara tren ki kendi karasını bizim zindanımız etti.
Oğlum, biriciğim, dünyam, kendi gibi 7'si çocuk 25 insan ile birlikte göçüp gitmişti.

Tercihli bir gidiş değildi bu. Zaten hangi çocuk ölümü bilir ki? Hangi insan ölmeyi ister ki?

Hayatları ellerinden alınan çocuklardı gidenler.
Yaşam hakkı üç kuruş paraya, rant uğruna, mevki uğruna ellerinden alınan insanlardı.

Yaşayamadım yasımı ben. Yaşatmama izin vermediler. Bu katliama sebep olanların bir baş sağlığını dilememelerinden belliydi sorumluluk üstlenmeyecekleri. Öyle oldu.
Suçlu yağmurdu. Her olayda olduğu gibi "kader"di. "Fıtrat"tı.
Ama bildiğim tek gerçek vardı ki bu bir cinayetti.
İhmallerden kaynaklanan örgütlü bir cinayet.

Oğlumun yokluğuna dayanamayıp haklı isyanlarım oldu. Sorumlulara yönelik serzenişlerim. Ağır geldi sorumluluğu olanlara. Önce sosyal medya üzerinden engellediler. Sesimi duymak istemediler.

"Susmayacağız" dedik, bir olduk tüm kayıpları olan ailelerle. Adalet nöbetlerine başladık.

İyi ki de başlamışız. Duyurduk sesimizi bu katliamı unutturmaya çalışanlara inat...
Üstünü örtmeye çalıştılar, ortaya döktük objektif olmayan bilirkişileri.
Darp edildik biz taleplerimizi dile getirirken.
Hakaretlere uğradık.
Yetmedi hakkımızda soruşturmalar açıldı. Bu soruşturmalar davalara dönüştü.

"Sus, konuşma" demekti tüm bunlar.
Benim yüreğimden kopan o çığlık ilk günkü gibi haykırırken her gün ben nasıl susabilirdim?

Mücadelem başka hiçbir anne benim gibi yanmasın diyeydi. Hala da öyle...

Yoksa gerçek sorumlular müebbet alsa ne değişecek? Oğlum geri mi gelecek?

Ben ölümü yaşamıma kattım. Yaşamımı ise ölüme.
Bir söz verdim oğluma. Onu yaşatacağıma dair.
Onun adına bir çocuk derneği kurdum.
"Oğuz Arda Sel Çocuk Derneği"
Ne çok çocuk seslendi "Mısra Anne" diye..
Her birinde oğlumun sesini duydum.

Şimdi ben evlatlarından ayrılmasın diye anneler, adalet mücadelesi veriyorum.
Bir daha hiçbir anne sonsuz yürek çığlığı atmasın istiyorum.

"Anne" sonsuz olandır. Hep var olandır.
Ben bir meleğin annesi olarak sonsuzluğa uzandım.
Anne yüreği taşıyan herkese, cennetteki annelere ve meleklerin annelerine sevgiler olsun

YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ
Görüş Bildir