Akyatan Lagünü'nde Geceleri Oksijen Sıfıra Düşüyor: Türkiye'nin En Büyük Lagünü Can Çekişiyor
Adana'nın Karataş ilçesi sınırlarında bulunan ve Türkiye'nin en büyük lagünü olarak bilinen Akyatan Lagünü'nde tarımsal kirlilik ve aşırı organik madde yükü ekosistemi tehdit ediyor. Çukurova Üniversitesi'nden Prof. Dr. Fatma Çevik, gündüz yüksek ölçülen oksijenin geceleri sıfıra kadar düştüğünü, yavru balık ölümlerinin görüldüğünü ve sığlaşmanın hızlandığını açıkladı.
Prof. Dr. Fatma Çevik: "Akyatan Lagünü can çekişiyor."
Çukurova Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatma Çevik, lagündeki tabloyu açık sözlü bir dille anlattı. Çevik, 'Aslında Akyatan Lagünü can çekişiyor. Aşırı organik madde ve bitki popülasyonu nedeniyle kimyasal reaksiyonlar ve zararlı gaz çıkışları oluşuyor. Gündüz fotosentezle bol oksijen ölçülürken geceleri oksijen seviyesi maalesef sıfıra iniyor' diye konuştu.
Bu ani düşüş, su canlıları için ölümcül sonuçlar doğuruyor. Çevik, su bitkilerinin üzerinde yavru balık ölümlerine rastlandığını ifade etti. Lagünde ayrıca sığlaşmanın ilerlediği, bunun da su kalitesindeki değişimlerle birleşince doğal dengeyi daha da zorladığı belirtiliyor.
Lagünün çevresini saran tarım arazilerinden drenaj kanallarıyla gelen azot ve fosfor ekosistemi zorluyor.
Kirliliğin başlıca kaynağı lagünün etrafındaki yoğun tarımsal faaliyetler. Çevik, 'Akyatan Lagünü Türkiye'nin en büyük lagün gölü ve sunduğu ekosistem hizmeti oldukça fazla. Ancak insan kaynaklı etkiler altında. Etrafında yoğun tarımsal faaliyetler var. Drenaj kanalları ciddi bir yük getiriyor. Tarımsal kirleticilerin yanı sıra azot ve fosfor girdisi çok fazla' ifadelerini kullandı.
Lagünde yürütülen bilimsel çalışmalarla suyun fizikokimyasal ve mikrobiyolojik özellikleri inceleniyor. Araştırmalar yalnızca tarımsal kirlilikle sınırlı değil: lagün sistemlerinde mikroplastik çalışmaları da sürüyor. Çevik, su ekosistemlerinin korunması için kirlilik kaynaklarının belirlenmesi ve önleyici adımların geliştirilmesi gerektiğini söyledi.
Sığ yapı nedeniyle aşırı çoğalan su bitkileri ölüp dibe çökünce lagün kendi kirliliğini üretmeye başladı.
Göl sığ olduğu için suya giren besin maddeleri su bitkilerinin aşırı çoğalmasına yol açabiliyor. Bu bitkiler yaşam döngülerini tamamlayınca dibe çöküp ayrışıyor ve organik madde yeniden suya karışıyor. Çevik'e göre bu, kirliliğin kendi kendini besleyen bir döngüye dönüşmesi demek: 'Dışarıdan yeni kirletici gelmese dahi göl artık kendi kendini besleyen bir kirlilik sürecine girdi.'
Çevik, Milli Parklar ile Tarım ve Orman Bakanlığı'nın lagünün korunması için çalışma yürüttüğünü ve yönetim planlarının hazırlandığını aktardı. Ancak yalnızca kirliliği tespit etmenin yetmeyeceğini, somut uygulamaların da gerektiğini vurguladı: 'Önemli olan mevzuata harfiyen uymak ve toplumsal farkındalığı artırmaktır. COP31 gündeminde de yer alan en kritik başlıklardan biri doğa temelli çözümler. Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü'nden Prof. Dr. Sadık Dinçer'in yürütücülüğünde sürdürdüğümüz proje kapsamında hem kirlilik düzeyini belirliyoruz hem de bu kirliliği engellemek için doğa temelli hangi adımların atılabileceğini araştırıyoruz.'
Çevik ayrıca su kaynaklarının korunmasının iklim değişikliğiyle mücadelede kritik olduğuna dikkat çekerek sucul ekosistemlerin düzenli izlenmesi gerektiğini söyledi.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!



Yorum Yazın