23 Nisan'ı Karşılarken... Türkiye'nin Üstün Yetenekli Çocukları Daha Çok Sanat Desteği Bekliyor

 > -
Abone ol

1948 yılında çıkan ve 1956 yılında kapsamı genişletilen, halk arasında “Harika Çocuk Yasası” olarak bilinen 6660 sayılı Güzel Sanatlarda Fevkalade İstidat Gösteren Çocukların Devlet tarafından Yetiştirilmesi hakkında Kanun halen yürürlükte olmasına rağmen, yirmi yılı aşkın süreden beri herhangi bir özel yetenekli çocuğa destek sağlanmadı.

Peki bu kanun kapsamında süreç nasıl işliyor? Son yıllardaki durum nedir? Detaylara bakalım...

Yasa ilk olarak İsmet İnönü döneminde İdil Biret ve Suna Kan için çıkarıldı

İdil Biret, Gülsin Onay, Hüseyin Sermet, Suna Kan gibi önemli sanatçıların devlet desteğiyle çok erken yaşta yurtdışında sanat eğitimi alarak yetiştirilmesi amacını taşıyan yasa, ilk olarak dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü tarafından yedi yaşındaki İdil Biret’in piyano ve 12 yaşındaki Suna Kan’ın keman konusunda Fransa’da müzik tahsiline gönderilmesi için çıkarılmıştı ve her ikisinin de masrafları 16 yaşına kadar devlet tarafından karşılandı.

Süreç nasıl işliyordu?

www.diken.com.tr

1956 yılında kapsamı genişletilen yasaya göre, adaylar Güzel Sanatlar Müdürlüğü’ne bir dilekçe ile başvuruyorlar ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın kuracağı bir komisyonun sınavından geçerek üstün yetenekli olduklarının ispatlanması durumunda yurtdışına gönderiliyorlardı.

Ancak yasanın bir süre sonra işletilememesi üzerine 1976 yılında özel statü yönetmeliği çıkarılarak, konservatuarın yüksek bölümünü bitiren gençlere (Fazıl Say, Tuluyhan Uğurlu, Şölen Dikener, Yeşim Alkaya gibi) burs verilerek yurtdışına gönderilmeleri sağlandı.

Yasanın kapsamının değiştirilmesinin arkasındaki neden olarak 1970’lerden itibaren sanat alanında özel yetenekli çocuk sayısının bir anda artması gösteriliyor.

Emre Yavuz da bu yasadan faydalanmıştı

Söz konusu yönetmelik dahilindeki gençler arasındaki piyanist Emre Yavuz , bu yasadan faydalanan son “harika çocuk”lardan biri. 3 yaşında okuma yazmayı öğrenen, aynı yıl ansiklopedi okumaya başlayan ve 5 yaşında piyano ile tanışan Yavuz, 11 yaşında da ilk konserini İzmir’de vermişti. Yavuz’un ismi ise, 1998 yılında Cumhuriyetin 75. yılı nedeniyle düzenlenen yarışmaya katılıp bestelediği 75. Yıl Marşı ile duyulmuştu.

Euronews Türkçe’den Menekşe Tokyay'a konuşan Yavuz, “Aslında piyanoya öğrenme açlığımı tatmin edecek bir hobim olsun diye başlattılar, sonra olaylar çok hızlı gelişti, müzik yeteneğim fark edildi ve bir yıl sonra piyanist olacak yola girmiştim. Yetenek, kapasite ve eğitim arasında bir arz-talep ilişkisi olduğu için çalışmam gereken eğitmenler, bir noktada benim ve ailemin fiziki imkanlarını aşmaya başladı, bir noktada beni yetiştirecek tek hoca, Ankara’da yaşayan Kamuran Gündemir olunca İzmir’de yaşayan ailemin bu eğitimi mümkün kılacak yollar araması gerekti” diyor.

Bu duruma çözüm olabilecek yasayı Yavuz ailesine öneren ve girişimlerde bulunmalarına yardımcı olan ise, ünlü orkestra şefi Rengim Gökmen oldu. Akabinde Gülsin Onay ve Hüseyin Sermet’ten beri dondurulmuş olan yasayı tekrar işletme inisiyatifini dönemin Kültür Bakanı İstemihan Talay üstlendi ve kabul sınavı için bir kurul oluşturuldu.

Şu anda Viyana'da yaşıyor

Yavuz, 2003’te önce Berlin’e gitti, 2004-2006 yılları arası Bilkent Lisesi’nde okudu. Ardından 2006-10 yılları arasında Viyana, 2010-13 yılları arasında Hannover, 2013-15 yılları arasında da Tel Aviv’de yaşadı. 2015’ten beri Viyana’da yaşıyor, konserler ve kayıtlar yapıyor. Konserler için ve tatillerde Türkiye’ye geliyor.

Yavuz, ayrıca, “Türkiye’nin dört bir yanındaki, tek özelliği yetenekli olması olan çocukların normalde erişemeyeceği olanakları sağlamayı hedef alması dilenen bir program, özel sektörde ister istemez olduğu gibi bu çocukları patronlarının suyuna gitmek zorunda bırakmayacak şekilde tasarlanmalı ve bu sorumluluğun emanet edilebileceği kişiler tarafından yürütülmeli” şeklinde uyarıda da bulunuyor.

Resim konusunda bir deha doğuyor

Yalova’da yaşayan Doğa Işık da Yavuz’un sözünü ettiği özel yetenekli çocuklardan sadece biri. 10,5 yaşındaki Doğa’nın resme olan yeteneği 3,5 yaşında ortaya çıktı. Bir sene sonra da okuma-yazmayı söktü ve ardından diğer birçok sanatsal yetenek de kendisini erken yaşta göstermeye başladı. 4,5 yaşında bale, 10 yaşında da flüt konusunda hızlı bir ilerleme kaydeden Doğa, şu anda tüm sanatsal faaliyetleri için ayrı eğitim görüyor. Ayrıca üstün yetenekli çocukların bireysel yeteneklerini geliştirmeye yönelik olarak devlet eliyle kurulan Bilim ve Sanat Eğitim Merkezleri’nden birinde de resim derslerini takip ediyor.

Doğa Işık da destek bekleyen çocuklar arasında

Üç boyutlu bir görsel zekası olduğu belirtilen Doğa, “Resim yapacağım zaman hepsi kafamda canlanıyor, hareket ediyorlar adeta” diyor.

Okulunda da kişisel sergisini açmış olan Doğa’nın yağlıboya tablolarında Türk ressam Aliye Berger’in izlerini bulmak mümkün.

Ailesi, Doğa’yı Almanya başta olmak üzere sanatsal açıdan destekleneceği bir ülkeye götürmeyi çok arzu ediyor, ancak şu ana kadar Harika Çocuklar Yasası kapsamında herhangi bir destek göremedikleri için mali olanaklarının çok ötesine geçecek olan bu projeden henüz çekiniyorlar.

Sürecin siyasi boyutu nedir?

Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi ise, “Ülkemizde yetenekli çok çocuk var ama bunların elinden tutulmuyor. Cumhuriyetimizin kurucu kadrolarının 1948’lerde çıkarttığı yasanın daha kapsamlısının çıkarılıp daha çok çocuğun sanat dünyasına kazandırılması ve ülkemizi temsil etmesinin sağlanması gerekirken mevcut yasa uygulanmıyor” diyor.

İlgezdi’ye göre bu yasanın uygulanmaması, çocukların yeteneklerinin açığa çıkmaması ve nesillerin sanatla büyütülememesi sonucu kalkınma sürecinin zarar görmesi gibi bir sonuç doğuruyor.

“Bu çocuklar desteklendiklerinde bütün nesle örnek olur ve yararlı faaliyetlerle kendilerini geliştirmiş olur. Sanatla sağlıklı nesiller, barışçıl nesiller yetişir. Diğer taraftan hangi mesleği yaparsa yapsın bir insan sanatla uğraşıyorsa toplumsal iletişimi, özgüveni artar. İşinde daha başarılı olur, daha üretici olur, daha paylaşımcı olur; insanlığa daha değerli hizmetlerde bulunur” diye açıklıyor İlgezdi.

Beyin göçü korkusu mu?

Uzmanlar, söz konusu kanunun işletilmemesinin, hangi kamu hizmetinin önceliklendirileceğine ve beyin göçünün engellenmesine dair siyasal bir kararla bağlantılı olabileceğine dikkat çekiyorlar.

Öte yandan, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne (ÇHS) taraf olması ve bu sözleşmenin Anayasa'nın 90. maddesi uyarınca iç hukuk normuna dönüşmesi de, söz konusu sözleşmede çocuklara tanınan tüm hakların uygulanması, ulusal mevzuatla çelişmesi halinde de sözleşmenin üstün gelmesi gereğini gündeme getiriyor.

Örneğin, ÇHS’nin 27.maddesine göre, “taraf Devletler, her çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaksal ve toplumsal gelişmesini sağlayacak yeterli bir hayat seviyesine hakkı olduğunu kabul ederler.”

“Ancak, Türkiye’de eğitim hakkı anayasanın ekonomik ve sosyal haklar başlığı altında düzenleniyor ve bu hakların sağlanmasında devletin maddi olanakları öne sürülüyor. Öte yandan, anayasanın 5.maddesine göre, devletin görevleri arasında, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak bulunuyor. Zira, söz konusu husus, Anayasa’nın 17.maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi tarafından da güvence altına alınıyor” diyor Dr. Us.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ
Görüş Bildir