Hayatını Kaybeden Kameramanın Babası: 'Sayın Başbakan'dan Ben Oğlumu İstiyorum'
CHP Grup Başkanvekili Levent Gök, Mecliste hayatını kaybeden kameraman Yılmaz Koçyılmaz'ın eşi Eda ve babası Halit Koçyılmaz'la birlikte basın toplantısı düzenledi. Toplantı sırasında Koçyılmaz'ın eşi Eda Koçyılmaz ve babası Halit Koçyılmaz gözyaşlarına boğuldu.CHP Grup Başkanvekili Levent Gök, iç güvenlik paketi çıkmadan bir ailenin hayatının ortada hiçbir şey yokken, suç yokken karartıldığını söyledi. Bu ailenin bütün geleceğinin karartıldığını vurgulayan Gök, bunun ise ortada bir suç yokken yapıldığını ifade etti.'Ortada bakan çocukları gibi malı götürüp, ayakkabı kutularına yerleştiren bir çocuk, bir eş yok. Hırsızlık yapan bir çocuk yok; adam kesen birisi yok. Ortada bir suç yok.' diyen Gök, ortada hiçbir şey yokken polisin kendisini yetkili gördüğünü söyledi. Bir suç unsuru yokken kameramanın eline kelepçe takıldığını dile getiren Gök, hangi yasanın bu hakkı verdiğini sordu. Yasa bile olmasa o hakkı Başbakanın verdiğini polisin bildiğini anlatan Gök, Başbakanın her gün meydanlarda polisine 'destan yazın' dediğini vurguladı. Onların da destan yazdığını dile getiren Gök, 43 yaşındaki kameramanın hayatını kaybettiğini ifade etti.'Bu aileyi hatırladınız mı?'Başbakandan Koçyılmaz ailesine hesap vermesini isteyen Gök, 'Bu aileyi aradınız mı? Devletin yetkililerine sesleniyorum; bu aileyi kim aradı, kim başınız sağolsun dedi, gereğini yapacağız dedi. Gereğini yapıyorlar biliyor musunuz; nasıl polis tuttuğu tutanaklarda polisi aklayan, polisi kollayan tutanaklarda daha baştan ailenin üzüntülü olan hayatına üzüntü katmaya devam ediyor. Ne yaptı bu Koçyılmaz; Başbakan cevap ver.' şeklinde konuştu.Hayatını kaybeden kameraman Yılmaz Koçyılmaz'ın eşi Eda Koçyılmaz ise, 'Benim kocam kime ne yaptı? Benim kocam, koluna kelepçe takılmayı hak edecek ne yaptı? Bunu yetkililere soruyorum, bunun cevabını bana vermek zorundasınız. O kelepçe benim kocamın kollarına neden takıldı? Kocam nerede? Bir yetkili çıkıp benim kocamı bana geri versin. Kimseyi incitmezdi benim kocam, katil değildi, elinde molotof da yoktu, kaçakçı da değildi, neden kelepçelediniz, öleceğini bile bile neden bunu yaptınız? Sonuna kadar bunun açıklamasını bekliyorum. Hukuksal olarak tüm açıklamaları bana yapmak zorundasınız. Adalete güvenmek zorundayım. Diyecek birşey yok.' şeklinde konuştu.Babası Halit Koçyılmaz da her yerde gece-gündüz hayatı tehlikede oğlunun görev yaptığını belirterek, 'Benim oğlum kaçakçılık, anarşistlik mi yaptı, ne yaptı? Paraları mı soydu, kimin canına kıydı? Sayın Başbakandan ben oğlumu istiyorum. Oğlumu istiyorum sayın Başbakan. Sayın İçişleri Bakanı ben oğlumu istiyorum. Başka ailelerin de bunu yaşamasını istemiyorum. Daha yasa çıkmadan; benim de can güvenliğim yok, ailemin de yok. Sorumlulardan benim acımın dinmesi için hesap sorulmasını istiyoruz. Yılmaz'ım geri gelmez, geleceğini bilsem her şeyimi veririm. Bu devlete 30 yıl emek sarfettim. Hesap sorulmasını istiyorum. Suçluların cezalandırılmasını istiyorum, sonuna kadar bu işin peşini bırakmayacağımı burada sizin önünüzde söz veriyorum. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine kadar bu işi götüreceğimi hiç kimsenin şüphesi olmasın. Olaydan sonra kimse bizi aramadılar. Eşim karaciğer nakil ameliyatı oldu. 2 yıldır onunla uğraşırken dert üstüne dertle karşılaşıyoruz. Sizlerden biriydi, ne söyleyeyim.' dedi.İç güvenlik paketi çıkması halinde sorumlusunun iktidar olacağını belirten Levent Gök, Başbakandan yasayı geri çekmesini istedi.Emrullah Bayrak, CHA
'Bilic'i Kesinlikle Bırakmayacağız'
Beşiktaş Kulübü Basın Sözcüsü Metin Albayrak Biliç ile ilgili yapılan 'başka takımla anlaştı 'söylentilerini sert bir ifade le yalanladı.Metin Albayrak DHA'ya yaptığı özel açıklamada teknik direktör Slaven Biliç'in sezon sonunda bırakıp gideceği yönündeki açıklamaların takımı karıştırmak için yapılan kasıtlı hareketler olduğunu söyleyerek bu söylentilerin zamanlamasını da manidar olarak değerlendirdi.Metin Albayrak 'Slaven Biliç ile şampiyonluğa koştuğumuz bir ortamda çıkartılan söylentilerin hangi amaca hizmet ettiğini kamuoyunun takdirine bırakıyorum,bizim ne şimdi ne sezon sonu hocamızı bırakma düşüncemiz kesinlikle yok ve olmayacaktır da.'diye konuştu.'Slaven Bilic'i kesinlikle ve kesinlikle bırakmayacağız'Albayrak taraftarların bu söylentiler inanmamasını isteyerek 'Takım olarak müthiş bir şekilde kenetlendiğimiz ,ligde lider durumda olduğumuz ,Avrupa Ligi'nde de Liverpool ile çıkacağımız önemli bir maç arefesinde bu tarz söylentilerin kasıtlı olarak çıkartılmasını şiddetle kınıyoruz ve değerlendirmesini futbol kamuoyunun iyi bir şekilde yapmasını istiyoruz.Taraftarlarımızı da böyle söylentilere kesinlikle inanmamaları konusunda uyarıyoruz.'Bu söylentiler takımı karıştırmak için ve zamanlaması çok manidar'Metin Albayrak bu söylentilerin kasıtlı olarak takımı karıştırmak için çıkarıldığını söyledi ve 'bu takımı iki yılda hocamız Biliç ile beraber oluşturduk ve uzun vadeli planlar yaptık.Şimdi niye bir anda yaptığımız her şeyi yıkalım ki ! Kendisi ile sezon bitiminde masaya oturacağız ve kesinlikle anlaşacağız.Biz hocamızı bırakmayacağız.Slaven Biliç ile daha önce bu konuları konuştuk ve kendisi ile 'hem şampiyonluğa hem Avrupa Kupasına odaklandığımız için sözleşme konusu ile meşgul olmayalım sezon sonu mutlaka anlaşırız' diyerek bu konuyu sezon sonuna bıraktık.Ama bir kez daha tekrarlıyorum bu söylentiler takımı karıştırmak için kasıtlı olarak çıkartılıyor.Biz Atiba'yı da bırakmayacağız ve kesinlikle yeni sözleşme yapacağız.' diyerek Slaven Biliç ve Atiba ile ilgli yapılan spekülasyonları net bir ifade ile yalanladı.'Beşiktaş hakemle kazandı algısı yaratmaya çalışıyor'Metin Albayrak ayrıca takımın bu sezon Atatürk Olimpiyat Stadı'ndaki şanssızlığını kırıp Bursaspor'u geriden gelerek yenmesinin önemli olduğunu belirtti.Albayrak maçın hakemi ile ilgili olarak yapılan eleştirilere 'hakem Fernandao'nun kırmızı kartını verse belki de maç orada kopacak.Ama her şey bizim attığımız penaltıya bağlanıp hakemle kazandığımız algısı yaratılmaya çalışılıyor.Üstelik Bursaspor'un attığı gol de net bir ofsayt.Bunlar değerlendirilmiyor ve Beşiktaş penaltı ile kazandı denilerek algı yaratılıyor.Bizim aleyhimize verilen kırmızı kartlara,penaltılara baksınlar ondan sonra konuşsunlar.'diye cevap verdi.Ali DANAŞ, İstanbul-DHA
Orhan Pamuk'a Aydın Doğan Ödülü
Orhan Pamuk, 19. Aydın Doğan Ödülleri'nde 'Roman' dalında ödüle layık görüldü.Doğan Hızlan Başkanlığında, Prof. Dr. İnci Enginün, Prof. Dr. Nüket Esen, Semih Gümüş, Prof. Dr. Handan İnci, Prof. Dr. Turan Karataş, Prof. Dr. Jale Parla, Ömer Türkeş ve Metin Celal Zeynioğlu'dan oluşan Seçici Kurul 6 Şubat 2015 Cuma günü, yaptığı toplantıda; Eserleri ile Türk edebiyatına romanın farklı türlerini getirdiği ve bu farklı türlerle kendisini izleyen genç romancılara yeni uygulama ufukları açtığı; burası ve ötesi, dünyevi ve uhrevi, Doğu ve Batı kutuplarını ustalıkla bir araya getirdiği; Türk romanını dünyada temsil eden ustalarımız arasında yer aldığından 2015 Aydın Doğan Ödülü'nün “Roman' dalında Orhan Pamuk'a verilmesine oy birliği ile karar verdi.Türk insanının kültür ve yaşam kalitesini yükseltmek amacıyla veriliyorAydın Doğan Ödülü, ülkemizde kültür, sanat, edebiyat ve bilim eserlerini yaratıcılarının kişiliğinde, çeşitli dallar için verilen uğraşları, özveriyi, kaliteyi ve mükemmelliğinin yanı sıra emek verenlerin çalışma ve birikimleri ile ulusal ve uluslararası platformda övgü kazananları, mesleklerine başladıkları günden bugüne kadar gösterdikleri başarılar doğrultusunda ödüllendirerek, Türk insanının kültürünü ve yaşam kalitesini yükseltmek amacıyla veriliyor.Orhan Pamuk'un özgeçmişiOrhan Pamuk 1952'de İstanbul'da doğdu. Cevdet Bey ve Oğulları ve Kara Kitap romanlarında anlattığına benzer kalabalık bir ailede, Nişantaşı'nda büyüdü. Otobiyografik kitabı İstanbul'da anlattığı gibi çocukluğundan yirmi iki yaşına kadar yoğun bir şekilde resim yaparak ve ileride ressam olacağını düşleyerek yaşadı. Liseyi İstanbul'daki Amerikan lisesi Robert Kolej'de okudu. İstanbul Teknik Üniversitesi'nde üç yıl mimarlık okuduktan sonra, mimar ve ressam olmayacağına karar verip okulu bıraktı ve İstanbul Üniversitesi'nde gazetecilik okudu. Pamuk, yirmi üç yaşından sonra romancı olmaya karar vererek başka her şeyi bıraktı ve kendini evine kapatıp yazmaya başladı.İlk romanı 'Cevdet Bey ve Oğulları' 1982'de yayımlandı ve Orhan Kemal Roman Armağanı'nı ve Milliyet Roman Ödülü'nü aldı. Pamuk ertesi yıl 'Sessiz Ev' adlı romanını yayımladı ve bu kitabın Fransızca çevirisiyle 1991'de Prix de la Découverte Européenne'i kazandı. Venedikli bir köle ile bir Osmanlı âlimi arasındaki gerilimi ve dostluğu anlatan romanı Beyaz Kale (1985), pek çok dile çevrilerek Pamuk'a uluslararası ününü sağlayan ilk romanı oldu. Aynı yıl karısıyla Amerika'ya gitti ve 1985-88 arasında New York'ta Columbia Üniversitesi'nde misafir öğretim üyesi olarak bulundu. İstanbul'un sokaklarını, geçmişini, kimyasını ve dokusunu, kayıp karısını arayan bir avukat aracılığıyla anlatan 'Kara Kitap'ı 1990'da yayımladı. Fransızca çevirisiyle France Culture Ödülü'nü kazanan bu roman, geçmişten ve bugünden aynı heyecanla söz edebilen bir yazar olarak Pamuk'un ününü hem Türkiye'de hem de yurtdışında genişletti. 1991'de, Pamuk'un Rüya adını verdiği bir kızı oldu. 1994'te, esrarengiz bir kitaptan etkilenen üniversiteli bir genci hikâye ettiği 'Yeni Hayat' adlı şiirsel romanı yayımlandı.Osmanlı ve İran nakkaşlarını, Batı dışındaki dünyanın görme ve resmetme biçimlerini bir aşk ve aile romanının entrikasıyla hikâye ettiği 'Benim Adım Kırmızı' adlı romanı 1998'de yayımlandı. Bu kitapla Fransa'da Prix du Meilleur livre étranger (2002), İtalya'da Grinzane Cavour (2002) ve İrlanda'da International Impac-Dublin (2003) ödüllerini kazandı. 1990'ların ortasından itibaren Pamuk, insan hakları ve düşünce özgürlüğü konularında yazdığı makalelerle Türkiye devletine karşı eleştirel bir tavır takındı. Yurtiçinde ve yurtdışında çeşitli gazete ve dergilere yazdığı edebi, kültürel makalelerden oluşturduğu geniş bir seçmeyi 1999 yılında 'Öteki Renkler' adıyla yayımladı.“İlk ve son siyasi romanım' dediği 'Kar' adlı kitabını 2002'de yayımladı. Kars şehrinde, siyasal İslamcılar, askerler, laikler, Kürt ve Türk milliyetçileri arasındaki şiddeti ve gerilimi hikâye eden bu kitap, New York Times Book Review tarafından 2004 yılının en iyi 10 kitabından biri seçildi. Pamuk'un 2003 yılında yayımladığı 'İstanbul', yazarın hem yirmi iki yaşına kadar olan hatıralarını aktardığı bir hatıra kitabı, hem de kendi kişisel albümüyle, Batılı ressamların ve yerli fotoğrafçıların eserleriyle zenginleştirilmiş, İstanbul üzerine bir denemedir.Kitapları 62 dile çevrilmiş, bütün dünyada on iki milyon satmış olan Pamuk, pek çok üniversiteden şeref doktorası aldı. Alman Kitapçılar Birliği tarafından 1950 yılından beri verilmekte olan, Almanya'nın kültür alanındaki en seçkin ödülü olarak kabul edilen Barış Ödülü, 2005'te Orhan Pamuk'a verildi. Ayrıca 'Kar' Fransa'da her yıl en iyi yabancı romana verilen Le Prix Médicis étranger ödülünü aldı. Aynı yıl Prospect dergisi tarafından dünyanın 100 entelektüeli arasında gösterildi ve 2006 yılında Time dergisi tarafından dünyanın en etkili 100 kişisinden biri seçildi. American Academy of Arts and Letters'ın ve Çin Sosyal Bilimler Akademisi'nin şeref üyesi olan Pamuk, senede bir dönem Columbia Üniversitesi'nde ders veriyor.Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan ilk TürkOrhan Pamuk 2006 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü alarak bu ödülü kazanan ilk Türk oldu. Pamuk 2008'de aşk, evlilik, dostluk, mutluluk gibi konuları bireysel ve toplumsal boyutlarıyla işlediği 'Masumiyet Müzesi' adlı romanını; 2010 yılında ise çocukluğundan başlayarak hayatını ve edebiyatla ilişkisini eksen alan yazı ve röportajlarından oluşan 'Manzaradan Parçalar'ı yayımladı. Pamuk, 2009'da Harvard Üniversitesi'nde verdiği Norton derslerini 2011 yılında Saf ve Düşünceli Romancı adıyla kitaplaştırdı. 2012'de İstanbul'da Masumiyet Müzesi'ni açtı ve müzenin kataloğu 'Şeylerin Masumiyeti'ni yayımladı.Aynı yıl Avrupa kültürüne olağanüstü katkılarından dolayı Danimarka'da Sonning Ödülü'nü aldı. 2013'te ise kitaplarından seçtiği en güzel parçalardan oluşan 'Ben Bir Ağacım' ı yayımladı. Masumiyet Müzesi, Avrupa Müzeler Forumu tarafından 2014 yılında Avrupa'nın en iyi müzesi seçildi.Geçmişten bugüne Aydın Doğan ödülleri1) 1997 Aydın Doğan Ödülü: Roman / Adalet Ağaoğlu2) 1998 Aydın Doğan Ödülü: Soysal ve Beşeri Bilimler / Prof. Dr. Doğan Kuban ve Prof. Dr. Emre Kongar3) 1999 Aydın Doğan Ödülü: Görsel Sanatlar/ Ara Güler4) 2000 Aydın Doğan Ödülü: Şiir/ Melih Cevdet Anday5) 2001 Aydın Doğan Ödülü: Tarih/ İlber Ortaylı6) 2002 Aydın Doğan Ödülü: Klasik Batı Müziği Ankara Devlet Konservatuarı7) 2003 Aydın Doğan Ödülü: Arkeoloji/ Ord. Prof. Dr. Sedat Alp ve Prof. Dr. Altan Çilingiroğlu, Hizmet Ödülü: Türk Eskiçağ Bilimleri Enstitüsü ve Suna-İnan Kıraç Akdeniz Medeniyetleri Araşt. Enstitüsü8) 2004 Aydın Doğan Ödülü: Türk Halk Müziği/ Yücel Paşmakçı, Hizmet Ödülü: İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarı ile Folklor Kurumu9) 2005 Aydın Doğan Ödülü: Kent Mimarisi, Kent Dokusu/ İzmir Konak Meydanı Düzenlemesi ve Kastamonu Tarihi Kent Dokusu İyileştirme Projeleri10) 2006 Aydın Doğan Ödülü: Resim / Adnan Varınca11) 2007 Aydın Doğan Ödülü: Moda Tasarımı /Özlem Süer ve Ümit Ünal12) 2008 Aydın Doğan Ödülü: Heykel /Seyhun Topuz13) 2009 Aydın Doğan Ödülü: Tiyatro/ Genco Erkal14) 2010 Aydın Doğan Ödülü: Sinema/ Nuri Bilge Ceylan15) 2011 Aydın Doğan Ödülü: Türk Halk Müziği/ Mehmet Özbek Hizmet Ödülü: Ege Üniversitesi Devlet Türk Musikisi Konservatuarı16) 2012 Aydın Doğan Ödülü: Öykü/ Selim İleri17) 2013 Aydın Doğan Ödülü: Türk Müziği/ Prof. Dr. Nevzat Atlığ, Türk Musikisi Vakfı18) 2014 Aydın Doğan Ödülü: Fotoğraf / Ozan Sağdıç, Hizmet Ödülü: Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fotoğraf BölümüAA
Reklam
Podyumların İlk Down Sendromlu Mükemmel Modeli
Jamie Brewer… American Horror Story’den tanıdığımız TV oyuncusu ve şu anda podyuma down sendromlu ilk model olarak çıkan, mükemmel kadın… Öyle bir çağdayız ki, neredeyse tüm kadınlar olarak televizyonda veya dergide gördüğümüz o “kusursuz kadına” ulaşmak için çabalıyoruz. Mükemmellik, bize dayatılan bir algı adeta. Jamie Brewer ise, bize güzelliğin makyajdan, saçtan veya pahalı kıyafetlerden ibaret olmadığını; asıl güzelliğin özgüvende ve gerçekçilikte bittiğini kanıtlar nitelikte karşımıza çıkıyor. Brewer, Carrie Hammer’in ‘Role Models Not Runway Models (Podyum Modeli Değil Rol Modeli) projesine destek olmak amacıyla New York Moda Haftası'da podyuma çıktı. Hammer’in tasarımlarından birini taşıyan down sendromlu Jaime Brewer, “İnsanların ben yapabiliyorsam, onların da yapabileceğini düşünmesini istiyorum” açıklamasında bulundu.
Murat Kekilli Özgecan İçin Şarkı Yazdı
Şarkıcı Murat Kekili, Mersin'in Tarsus İlçesi'nde bıçaklanarak öldürülüp cesedi yakılan üniversiteli 20 yaşındaki Özgecan Aslan için şarkı yazdı.Tüm Türkiye’de büyük infial uyandıran Özgecan Aslan cinayetine tepkilerin ardı arkası kesilmiyor. Her kesimden duyarlı kişiler sokağa dökülüp eylem yaparken, cinayetten etkilenen kişiler arasında yer alan şarkıcı Murat Kekilli de vahşice öldürülen Özgecan için şarkı yazdı. Kısa sürede sosyal medya kullanıcıları tarafından yayılan şarkısını gitarıyla seslendiren Kekilli’ye övgü dolu mesajlar yağdı.Murat Kekilli’nin Özgecan için yazdığı şarkının sözleri ise şöyle:‘Gül düştü yüzüne, inceydi kederBüyüdü kalbin küçüldükçeSana Özge dediler, 20′sinde ÖzgeSenin içinde gizlendik bu yüzdenBaşımızın tacısınHer bakışın bir melekÖzgecan cennet sensin, bilmen gerekBaşımızın tacısın,Her bakışın bir melekÖzgecan cennet sensin bilmen gerekGül düştü yüzüneİnceydi kederBüyüdü kalbin küçüldükçeSana Özge dediler, 20 sinde ÖzgeSenin içinde gizlendik bu yüzdenBaşımızın tacısınHer gülüşün bir melekMekanın cennet olsun bilmen gerek’
Reklam
Kadınlardan #ÖzgecanİcinSiyahGiy Çağrısı
Mersin'de vahşice öldürülen 20 yaşındaki üniversite öğrencisi Özgecan Aslan için tüm Türkiye ayağa kalktı. Türkiye’nin dört bir yanında sokağa çıkan kadınlar, kadın cinayetlerine dur demek için bugün siyah giyme kararı aldı.
Yargı Raydan Çıktı
Ankara Başsavcılığı, TCDD ihalelerine fesat karıştırıldığı ve rüşvet alındığı iddiasıyla genel müdür’ü Süleyman Karaman’ın aralarında bulunduğu 52 kişi hakkında yürüttüğü soruşturmada takipsizlik verdi, kararı veren savcılar Yargıtay üyesi oldu.Cumhuriyet'ten Alican Uludağ'ın haberine göre; 17 ve 25 Aralık rüşvet yolsuzluk soruşturmalarının ardından kritik bir yolsuzluk dosyası daha kapatıldı. Ankara Başsavcılığı, Devlet Demiryolları’nın yaklaşık 210 milyon TL’lik iki ayrı ihalesine fesat karıştırıldığı ve rüşvet alındığı iddiasıyla arasında TCDD Genel Müdürü Süleyman Karaman’ın da bulunduğu 52 kişi hakkındaki soruşturmada takipsizlik kararı verdi. Savcılık, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın danışmanı, eski Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın bacanağı olan ve “iş takipçiliği” yaptığı iddia edilen Cemalettin Haberdar’ın bir ihale sürecinde havaalanında Süleyman Karaman’la görüşmesinde “suç” bulamadı. Kararda adının geçmesine karşın Haberdar’ın ismi şüpheli listesinde yer almadı. TCDD’den yaklaşık 64 milyon Avro’luk feribot ihalesi alan Nursoy Şirketler Grubu’nun patronu Orhan Nurduhan’ın bu süreçte TCDD Vakfı’na 1 milyon 200 TL bağış yaptığını tespit eden savcılık, buna karşılık böyle bir bağışın mevzuata aykırı olmadığını savundu. Dosyada ismi geçtiği iddia edilen 25 Aralık dosyası şüphelilerinden işadamı Mehmet Cengiz’in adı takipsizlik kararında hiçbir şekilde geçmiyor. Dosyanın kapatılmasından üç gün sonra Ankara Başsavcısı Fethi Şimşek ve savcının bağlı olduğu büronun yöneticisi konumundaki başsavcı vekili Veli Dalgalı, Yargıtay üyeliğine atanmış. Takipsizlik kararını cebine koyan Süleyman Karaman, geçen hafta istifa ederek AKP’den milletvekili adayı olmuştu.TCDD soruşturması, 17 Aralık operasyonu sonrası Adli Kolluk Yönetmeliği değiştirilince deşifre olmuştu. Cumhuriyet, 24 Aralık 2013’te bu durumu “Yüksek hızlı soygun” manşetiyle gündeme taşımış, Ankara Başsavcılığı ise dosyanın kapatılacağı iddialarını yalanlamış ve soruşturmanın sürdüğünü iddia etmişti. Ancak başsavcılık, soruşturmayı yürüten ve operasyon aşamasına gelen savcı Hakan Büyükabacı’yı görevden el çektirmişti. Büyükabacı’nın yerine görevlendirilen Memur Suçları Soruşturma Bürosu savcılarından Mustafa Başer’in, soruşturma sonunda TCDD Genel Müdürü Karaman’ın arasında bulunduğu 52 kişi hakkında “Kamu kurum veya kuruluşlarının ihalesine fesat karıştırmak, rüşvet almak ve vermek” suçlarından 12 Aralık 2014 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verdiği ortaya çıktı.Rüşvet iddiasıyla başladıSuç tarihi olarak 2010 tarihine işaret edilen takipsizlik kararı, tamamen bilirkişi raporuna dayandırıldı. Yapılan ihbarlar üzerine TCDD’den ihale dosyalarının başsavcılık tarafından alındığı belirtilen kararda, emekli Sayıştay Uzman Denetçisi Abidin Şahin ve Salih Talu ile eski Sayıştay Başdenetçisi Hüseyin Işık’ın bilirkişi olarak görevlendirildiği anlatıldı.64 milyon Avro’luk ihaleBilirkişi raporuna göre, 9 Temmuz 2008 tarihli 2 adet feribot alımı ihalesini Nursoy AŞ kazandı. Ancak bu süreçte demir-çelik ve gemi imalatında kullanılan sac fiyatlarında düşüş yaşandı. Sadece demir-çelik kalemlerinde yaklaşık 4 milyon 146 bin 338 Avro fark oluştu. TCDD yönetimi, bu nedenle ihaleyi iptal etti. Nursoy şirketinin açtığı dava sonucunda Ankara 4. İdare Mahkemesi, 2009’da ihalenin iptal edilmesi kararının yürütmesini durdurdu. TCDD söz konusu işi, 20 Nisan 2010’da 60 milyon 509 bin 710 Avro fiyat üzerinden Nursoy’a verdi.Ballı ihaleye bağış etkisiBu aşamada ilginç bir gelişme yaşandı. NURSOY AŞ’nin patronu Orhan Nurduhan, TCDD Geliştirme ve TCDD Personeli Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği’ne 2010 yılı 4. ayında ve diğer aylarda toplam olarak 1 milyon 200 bin TL bağış yaptı. Bu bağıştan sonra 1 Haziran 2010 tarihinde Nursoy’a işyeri teslimi yapıldı. Ancak Kamu İhale Kurumu, idare mahkemesinin kararına itiraz edince Danıştay, 8 Kasım 2010 tarihinde ihalenin iptaline karar verdi. KİK de Danıştay kararının ardından ihaleyi iptal etti.Kalan işe ihalesiz projeBu süreçte kalan işin tamamlanması için yeni ihale açmaya gerek görmeyen TCDD, “kamu yararı ve ülke menfaatları”nı gerekçe göstererek, projenin Nursoy şirketi tarafından tamamlanmasına karar verdi. TCDD Yönetim Kurulu, 9 Haziran 2011 tarihinde “Doğrudan Temin Yöntemi” ile ikmal inşaatın 47 milyon 803 bin 249 Avro’yu geçmemek üzere ilk yüklenicisinden teminine hükmetti. Yapılan pazarlıklar sonucunda Nursoy İnş. AŞ, 47 milyon 250 bin Avro toplam bedelle işi tamamladı. İşin toplam maaliyeti ise TCDD’ye 64 milyon 788 bin 874 Avro oldu. kararlarında usule ve mevzuata aykırı bir durum ve kamu zararının olmadığını iddia eden savcılık, Nursoy’un ihale sürecinde TCDD’ye yaptığı bağışı ise şöyle savundu: “NURSOY AŞ tarafından herhangi bir vakfa bağışta bulunulabilir. Buna engel teşkil eden bir hukuki düzenleme yoktur. Bağış da mevzuata aykırı değildir. Bu nedenle bağış işleminde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Bağışların 03108, 03109, 03110 ve 03111 seri No’lu makbuzlar karşılığı tahsil edildiği ve dernek kayıtlarına girdiğinin anlaşılmıştır. Sözü edilen bağış yapılmadığı takdirde NURSOY AŞ’nin işlerinin yapılmayacağına veya ciddi olarak aksatılacağına ilişkin bir tespitin mevcut olmadığı görüldüğünden, Nursoy AŞ’nin adı geçen derneğe yaptığı bağışlar nedeni ile mevzuata aykırı bir durumun söz konusu olmadığı anlaşılmıştır.”İzmir Liman ihalesiSoruşturma konusu diğer ihale ise Limanlar Dairesi Başkanlığı tarafından İzmir Limanı için talep edilen 3 adet lastik tekerlekli mobil liman vinci ihalesi oldu.TCDD yönetiminin ihaleyi onaylamadan önce Binali Yıldırım’ın bacanağı ve İzmir Liman soruşturması şüphelilerinden de olan Cemalettin Haberdar’ın TCDD Genel Müdürü Süleyman Karaman ile Sabiha Gökçen Havalimanı VIP Salonu’nda görüştükleri tespit eden savcılık, bunu normal karşıladı.Hakkında takipsizlik kararı verilen 52 kişiden, dikkat çekici bazıları şöyle: TCDD Genel Müdürü Süleyman Karaman, TCDD Genel Müdürü Özel Kalem Müdürü Baykal Tul, Emlak İnşaat Daire Başkanı Suat Altın, YHT Bölge Müdürü Erol Tuna Aşkın, TCDD Vakfı Genel Müdürü Yavuz Kıran, TCDD Genel Müdür Yardımcısı Erol İnal, TCDD Limanlar Daire Başkanı Muhsin Yılmaz, Belen İnşaat’ın sahibi Hasan Dağcı, Nursoy Şirketler Grubu sahibi Nursoy Nurduhan, TUR İnşaat hasibi Turgut Türkeş...
Apple, BBC’nin Ünlü DJ’ini Bünyesine Kattı
BBC, 10 yılı aşkın süredir radyo programı Radio 1’i sunan ödüllü radyo programcısı DJ Zane Lowe’nin işinden ayrıldığını ve bundan sonraki kariyerine Apple’da devam edeceğini açıkladı. Jay-Z, Eminem, Kanye West ve daha birçok ünlü yıldızı programında ağırlayıp canlı programlar hazırlayan Lowe’nin Apple’daki görevi şu an için belli olmasa da ortalıkta konuşulan söylentilere göre Lowe, Apple’ın bu yaz kullanıma sunulacağı söylenen çevrim içi müzik servisinde görev alacak. Lowe’nin Apple’ın çevrim içi servisine müzik endüstrisinin ikonlarından Jimmy Iovine ve Dr.Dre. ile birlikte katkı sağlaması bekleniyor. BBC’deki son programını 5 Mart’ta yapacak olan Lowe, BBC ile ilişiğini kestikten sonra Apple’ın Kaliforniya’daki yerleşkesine gidip çalışmalarına başlayacak.LOG
Reklam
Dünyanın İlk Drone Gösterisine Hazır Olun
Drone’lar büyüdü, gelişti, yeni yetenekelere kavuştu. Dahası, artık kendi gösterilerini düzenleyecek hale bile geldi. Amsterdam Arena’da düzenlenecek dünyanın ilk drone gösterisi, seyircilere unutulmaz dakikalar yaşatmaya hazırlanıyor.Hollandalı şirket Fijuze’nin düzenleyeceği AIR isimli gösteri, Amsterdam Arena’da yüzlerce drone’un büyüleyici hareketlerine sahne olacak. Gösterinin ne zaman düzenleneceği veya içeriğinin ne olacağına dair henüz bilgi bulunmuyor ancak yayınlanan tanıtım fragmanından çok büyük bir şeyin bizi beklediğini söyleyebiliriz. LOG
Savcı Zekeriya Öz: 'Ergenekon Soruşturması Bana Tesadüfen Geldi'
Türkiye kamuoyunun Ergenekon davasıyla tanıdığı, 17-25 Aralık soruşturmalarını takip eden süreçte görevden uzaklaştırılan savcı Zekeriya Öz ilk mülakatını BBC Türkçe'ye verdi.Zekeriya Öz, Türkiye'de son yılların üzerine en fazla konuşulan, tartışılan savcısı.Türkiye Öz'ün adını Ergenekon davasıyla tanıdı.Operasyonların ardından kamuoyunun bir bölümüne göre derin devletin üzerine cesaretle giden bir savcı, diğer bir bölümüne göreyse bir siyasi operasyon adına hukuksuzluklara imza atan bir hukukçuydu.Bu dönemde hükümet, davaya ve davanın savcısı Öz'e açıktan destek çıkıyordu.Ergenekon'un ardından ODA TV davasıyla da gündemdeydi Öz.2013'e gelindiğindeyse, 17 Aralık tarihinde, yolsuzluk ve rüşvet iddiasıyla soruşturma yürüten savcılardan sorumlu Başsavcı vekiliydi.Ergenekon ve ODA TV davaları döneminde hükümet tarafından örnek gösterilen Öz, 17-25 Aralık ardından hükümetin gözünde, hükümete karşı siyasi operasyonun parçası bir isme dönüşmüştü.Önce düz savcı olarak Bolu'ya atandı, daha sonra da hakkında başlatılan soruşturma tamamlanıncaya kadar görevden uzaklaştırıldı.Savcı Öz hakkında bugüne kadar çok şey konuşuldu, çok tartışıldı.Öz basında ilk kez BBC Türkçe'ye konuştu.Zekeriya Öz'e Ergenekon ve ODA TV davalarıyla ilgili detaylı sorular sorduk ancak Ergenekon ana davasının Yargıtay aşamasında olduğunu, ODA TV davasının ise sürdüğünü belirterek, bu sorular içinden sadece bu davaların içeriğini etkilemeyeceğini düşündüğü bazılarını yanıtlamanın doğru olacağını söyledi.Ergenekon'la ilgili bazı genel sorulara cevap verdi.17-25 Aralık operasyonlarından paralel yapı iddialarına, diğer birçok sorumuzu ise yanıtladı.Kamuoyu sizi Ergenekon davasıyla tanıdı. Biz de Ergenekon davasıyla ilgili bazı sorular sormayı çok isteriz. Sizin açınızdan hukuki anlamda bu dava hakkında konuşmanın bir mahsuru var mı?Ergenekon, ODA TV tarzı bu davalar şu an itibariyle derdest. Ergenekon bitti ama şu an itibariyle Yargıtay'da temyiz aşamasında. ODA TV davası devam ediyor. Bunların içeriğiyle ilgili şu aşamada konuşmak hem etik olmayabilir, hem de davayı etkilemeye yönelik algılama oluşabilir.Biz de o zaman davaların içeriğinden ziyade bazı genel sorular soralım.Evet, sorabilirsiniz.Ergenekon soruşturması nasıl başladıÇok kısaca Ergenekon davasının nasıl başladığını ve sizin sürece nasıl dahil olduğunuzu anlatabilir misiniz?2007 yılı, Haziran ayıydı. Ümraniye'de bir gecekonduda bombalar bulunmuştu. Bombalar bulunduğunda Ergenekon veya herhangi bir şey yoktu. Dosyanın da UYAP sisteminden bana verildiğini odama gidince öğrendim.Gözaltında üç kişi vardı. Bunların bir tanesi emekli astsubaydı. Daha sonra bu bombalarla irtibatlı üç dört kişi daha tespit edildi. Bu aşamadan sonra elde edilen deliller ardından, dördüncü, beşinci günü bir adreste yine, birçok bomba, Eskişehir'de bomba, plastik patlayıcı maddeler bulununca soruşturmayı biraz daha derinleştirme ihtiyacı hissettim.Tabi çıkan dokümanlar var bazı kişilerde. Ergenekon ismi ilk orada geçiyordu. Daha sonra Ergenekon'la ilgili ciddi araştırmalar yaptım, beş altı ay boyunca uğraştım. Emniyet'in eski arşivlerine baktım.Geçmişte bununla ilgili varsa soruşturmalar onların evraklarını buldum. Sonuç itibarıyla da Ergenekon ismi aslında yedi ay sonra duyuldu. Ocak ayında ilk büyük operasyon dediğimiz operasyonda duyuldu.Bu davanın bana verilmesinde iddia edildiği gibi herhangi bir seçim tarzı yoktur. Tamamen başsavcının dahi bilgisi olmadan UYAP sistemine attığı, sistemin otomatik dağıttığı bir soruşturmadır.Ergenekon'un, Türkiye'deki gizli bir yapılanma olduğunu, bu yapılanma içinde profesörlerden rektörlere kadar, askerlerden sivillere kadar, siyasetçiden belediye başkanına kadar, çok değişik kişi kurum ve sivil toplum örgütleriyle irtibatlarını ve onların bu yapı içinde olduğunu fark ettik ve bununla ilgili de soruşturmalar yürütüldü. Dört yıl boyunca da bu soruşturmalarda bizzat ben fiilen bulundum.Birçok dava açıldı. Sonuçta mahkeme beş yıl sonra karar verdi. İlk davadan itibaren beş yıllık bir süre içinde karar verdi. Birçok kişi çeşitli cezalara mahkum oldu. Bu karar Yargıtay aşamasındadır.'Radyodan duydum'Kamuoyunun bir bölümü bu davanın önceden planlandığını ve dava sürecinin de siyasi bir süreç olduğunu düşünüyor. Siz bu soruşturmanın tesadüfen size geldiğini ve dava başladıktan sonra bu kadar kapsamlı hale geldiğini mi söylüyorsunuz?Bu soruşturmanın tesadüfen bana geldiği dönem, Beşiktaş'taki görevimde üçüncü yılı doldurduğum için tayinimin çıkacağını beklediğim bir dönemdi. Akabinde bu olayları radyodan duyduk. Ümraniye'de 28 tane el bombasının bulunduğunu duyduk. Daha sonra adliyeye geldiğimizde dosyayı masamın önünde buldum.Bu dosyanın ilk başlangıcı da çok ilginçtir. Bu ihbar, Trabzon İl Jandarma'ya yapılıyor. Trabzon İl Jandarma, İstanbul İl Jandarma'ya bildiriyor. Onlar polis mıntıkası diye polise bildiriyor, polis gidiyor arama yapıyor. Daha sonra bombaları buluyorlar, bombalarla ilgili gözaltı ve arama kararı isteyecekler, Ümraniye savcılığı diyor ki, 'Bu işe özel yetkili savcılık izin versin, biz gece arama izni vermeyiz.' Bizim Beşiktaş'taki nöbetçi savcımıza geliyorlar, o da arama kararı veriyor. Üç kişiyi gözaltına aldırıyor.Ertesi gün başsavcı normalde bizde nöbette gelen olayları, nöbetçi savcıya verir ama çok olay gelirse de o savcıya değil diğer savcılara da verilir. Onun nöbetinde çok fazla olay olmuştu.Sabahleyin de bana geldi. Aradan iki gün geçti. İrtibatlı olduğunu düşündüğüm, bombalarla irtibatlı olduğuna dair deliller bulunan emekli bir askeri şahsı, Danıştay olayında da ismi geçmişti, bu şahsı gözaltına alması için emniyete talimat verdim. Onlar uygulamamak için bahaneler ileri sürdüler. Daha sonra, bu bahanelerden sonra yazılı talimat verdim, Cuma günüydü.Bu dosya Çarşamba bana geldi. İkinci, üçüncü günü, birden o dönemin başsavcı vekilimiz olan Turhan Bey (Çolakkadı) telefonla aradı. 'Bu dosyayı kim vermiş sana, bu dosya sana nereden geldi, benim imzam mı var, ben mi vermişim, nasıl vermişim, bu dosyayla ilgili her şey medyada yer alıyor' dedi.Ben de kendisine dosyanın bana iki gün önce geldiğini, dosyada hiçbir şey olmadığını yani sadece üç kişinin gözaltında olduğuna dair bir belge olduğunu, başka bir şey olmadığını, bir de arama kararı olduğunu, bunun dışında dosyayla ilgili hiçbir bilgi olmadığı için, bizim bilgi verme ihtimalimizin de olmadığını söyledim. Daha sonra kendisi bana Ferhat Sarıkaya'dan beter olacağımı söyledi. Ben de 'Beni niçin aradığınızı anladım, bir şahsın gözaltına alınmasını istediğimiz için talimat verdiğim için beni aradığınızı anladım, benim için iş yapmayıp terfi etmektense iş yapıp sürülmek bir şereftir' dedim.'Sızıntılarla ilgili 200 suç duyurusu yaptım'Gizli tanıkların davadaki etkisi önemli tartışma başlıklarından biriydi. Bu tanıkların birçoğunun güvenilmez tanıklar olduğu iddia edildi. Ve bu tanıkların hem beyanlarının kendileri, hem de o beyanlarının ciddiye alınış şekli eleştirildi. Gizli tanıkların Ergenekon davasındaki etkisi nedir?Her davada gizli tanık olabilir. Bu davada da belki yüzlerce kişi geldi, gizli tanık olmak isteyen oldu. Biz hemen hemen yüz kişi dinlemişsek, bunların 5-6 tanesine veya 10 tanesine itibar etmişizdir. Hiçbir zaman da hiçbir dosyada, ben hatırlamıyorum da, bir gizli tanığın sırf beyanlarına istinaden hiçbir operasyon yapılmaz. Gizli tanık bir olay anlatır, o olay doğruysa, onun adli belgeleri varsa geçmişe yönelik çalışmaları yapılır. O beyanları destekleyici bilgi, belge vermişse, soruşturmalarda deliller o yöndeyse ona yönelik çalışmalar yapılır.Ben Ergenekon sürecinde bir gizli tanık beyanından hiç kimsenin gözaltına alındığını bilmiyorum.Ergenekon ve Oda TV davaları sürecinde gizli kalması gereken bazı bilgilerin bazı medya organlarına yansıdığını gördük. Kamuoyunun bir bölümü bu durumdan savcıları sorumlu tuttu. Siz ortaya çıkan bu tablonun nedeninin ne olduğunu düşünüyorsunuz?Zaman zaman bu konularla ilgili geçmişte iddialar oldu. Hakkımızda soruşturmalar da açılmış olabilir ve incelemeler yapılmış olabilir. Ancak yanlış hatırlamıyorsam şahsım olarak soruşturmanın gizliliğini ihlalle ilgili 200 tane suç duyurusunda bulunduğumu hatırlıyorum. O dönem itibariyle bütün gazeteler vardı. Yani o dönem bu soruşturmanın gizliliğini ihlal eden kimse, hangi gazete ise, hangi kanal ise...Bizim asıl işimiz bu değil ama bunlarla ilgili bütün mahkemeler, suç duyurusunda bulunduğumuz için bize soruyordu. 'Bu soruşturmanın içeriği ile ilgili midir, değil midir' diye soruyorlardı. Bazen de öyle haberler çıkıyordu ki, hiç bizim dosyamızda yok ama onlarla ilgili de davalar açılmış... Biz ciddi bir soruşturma yapıyoruz ama bir yandan da her gün 10-15 tane böyle mahkemeye veya savcılığa cevap veriyorduk.'Erdoğan'ın bu davanın savcısıyım demesinden rahatsız oldum'Hükümet sizce Ergenekon davası döneminde yargıyı etkiledi mi?Yargıyı etkileyici çok ciddi bir tavırları ve baskıları olmadı. Girişimler oldu veya hukukun prensiplerini bilmeden bazı açıklamalar oldu. 'Ben bu davanın savcısıyım' diyerek aslında bizim adli mecrada yürütülmüş bir davanın sanki siyasi bir ayağı varmış gibi olduğunu vurguladılar. Biz bayağı sıkıntıya girdik ama siyasetçiler hukuktaki bu davaların tarafsızlık şeylerini belki çok ayrıntılı bilemeyebilirler. Veya kötü niyetle de yapmamış olabilirler. Onları ben bilmiyorum. Bunun dışında yargıyı etkileyecek bir şey olmadı. Sonraki süreçlerde bu tür şeyler, girişimler olmuş olabilir. İlerleyen süreçlerde, belirli şeyler duydum ama ben oradan ayrıldıktan sonra.Siz, sayın Erdoğan'ın bu açıklamasından kişisel olarak rahatsız mı oldunuz?Bir savcı olarak biz hiçbir partinin, hiçbir kişi ve kurumun savcısı değiliz. Cumhuriyetin savcısı olarak görev yapıyoruz. Tamamen tarafsız, tamamen bağımsız... Yaptığımız bütün işlemler, bütün soruşturmalar, soruşturma içindeki işlemlerin tamamı itiraza, denetime, temyize, her türlü kontrole tâbi. Biz bu şartlarda işlem yapıyoruz. Ama yaptığımız işlemin başkası tarafından sahiplenilmiş olması adli olarak yürüyen bir işin sanki siyasi bir mecrada yürütülüyormuş gibi bir algı oluşmasına sebep oldu. Bu da tabii beni şahsen rahatsız etti. Çünkü soruşturmaları kanunlar için, bu millet için, bu devlet için, kamu adına, bu Cumhuriyet için yapıyoruz. Kimsenin keyfi veya şahsi talimatıyla bir savcının böyle bir şey yapması mümkün değil.'Hükümet davayı istifade ettiği için sahiplendi'Recep Tayyip Erdoğan'ın Ergenekon davasını destekler birçok açıklamasının olduğunu biliyoruz. Bunun yanında doğrudan sizden övgüyle bahsettiği sözleri de olmuştu. Hatta kendi özel (makam) aracı sonradan size verildi. Bugünse Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ve hükümetin gözünde siz hükümeti darbe ile devirmeye teşebbüs etmiş bir ekibin mensubusunuz. Sizce ne oldu da size yönelik bu tavırda böylesine keskin bir dönüş oldu?Biz Ergenekon'dan önce terör davalarına baktık, o dönem itibariyle CIA ajanı, MOSSAD ajanı tarzı suçlamalara maruz kaldık, Ergenekon'dan önce AK Parti düşmanı diye şikayet edildik. Bizzat başsavcımız 'AK Parti düşmanı olduğun için şikayet ettiler' dedi. Ergenekon'da da AK Partili diye şikayet ettiler.Ben yaptığım bir soruşturmanın ne siyasi sonuçlarını düşünürüm bir savcı olarak, ne de toplumdaki algının nasıl gelişeceğini. Biz sadece kanunu eşit olarak herkese uygulamak gibi bir mükellefiyet içerisindeyiz. Bunun dışında toplumsal algı, işte siyasal düşünce bizi bağlamaz. Yani beni bağlamadığı gibi normalde hakim, savcıları da bağlamaz. O dönem itibariyla dediğim gibi bu davalar Türkiye'nin önünü açtı. Türkiye'de cinayetler bıçak keser gibi kesildi. Faili meçhuller durdu. Ekonomik ciddi düzelmeler sağlandı ve belli yerlerde bu dava ile ilgili övücü sözler; siyasetçiler, bakanlar, başbakanlar tarafından söylenip, sahiplenilmiş oldu. Ancak tabii bu dava onlar sahiplendiği için olmadı. Ama onlar bu davadan biraz da siyasi olarak istifade ettikleri için veya istifadelerine, menfaatlerine uygun düştüğü için bunlar bu davayı sahiplendi.Peki sizin Ergenekon davası döneminde AKP hükümetini desteklemeniz söz konusu muydu? Eğer öyleyse neden bu desteği sonlandırdınız?Ben bir Cumhuriyet savcısı olarak göreve başladığım 1995 yılından beri hiçbir siyasi partinin destekçisi ve sempatizanı olmadım. Konjonktür gereği seçimlerde her vatandaş gibi oyumuzu kullanmışızdır ondan sonra hiçbir siyasi kimlik bizim içim önem arz etmez. Benim hiçbir zaman AK Parti'ye destek vermem gibi bir şey olmamıştır. Hiçbir partiye olmadı.Tuncay Özkan'ın tweetini RT'lemesiSon dönemde sosyal medyayı yoğun olarak kullanmaya başladınız. Hatta dönem dönem Ergenekon ve ODA Tv sanıklarına benzer söylemlerle hükümeti eleştirdiğinizi görüyoruz. Bu, kamuoyunun bir bölümü açısından ilginç bir görüntü yaratıyor. Bununla ilgili ne söylemek istersiniz?Hükümeti eleştirme bâbında değil de, benim genelde üzerinde durduğum konular demokratikleşme, demokrasinin yaygınlaşması, temel hak ve özgürlüklerin her insanın bilerek ve şuurlu olarak bu hakları kullanmasını temini, yargının bağımsız olmasıdır.17 Aralık'tan sonra bazı gazeteciler, hakkımda asılsız tweetler atmaya başladı. Ben de baktım tekzip yazmak veya prosedür uzun sürüyor, onlara anında cevap verdim. Sonra da baktım halkın ciddi bir teveccühü var. İnsanların gerçekten çok sevdiğini ve attığım tweetlere değer verdiğini fark ettim. Zamanla ortaya çıkan hukuksuzluklarla ilgili ve hukukun nasıl olması gerektiğiyle ilgili tweetler paylaşmaya devam ettim. Aynı zamanda hukuksuzlukları kime karşı, kimin için yapıldığına bakmaksızın, ayrım gözetmeksizin, yaptım. Veya doğru söylediğini, gerçeği ifade ettiğini düşündüğüm kişilerin üzerindeki etiket, isim kim olduğuna bakmaksızın da bunların kamuoyuyla paylaşılması veya ben bu görüşü beğeniyorum veya bu insan böyle demiş, böyle dediyse doğru olabilir veya doğru olmayabilir ama bu böyle demiş. Retweet yapmanın zaten şeyi odur, ben buna katıldım, katılmadım değil, bir kişinin görüşünün kamuoyunda duyulmasını sağlamak.RT ederken kimin yazdığından ziyade içeriğine bakarak mı RT ediyorsunuz?Ben içeriğine bakarım, bazen beni sevmediğini düşündüğüm bir kişinin dahi tweetlerini retweet yapabilirim.Geçtiğimiz günlerde Tuncay Özkan'ın hükümeti eleştiren bir tweetini RT ettiniz. Hakkında ağırlaştırılmış müebbet cezası istediğiniz birinin tweetini belli ki içeriğine de katılarak RT etmeniz ilginç bir tablo ortaya çıkarmıyor mu?Ben hiç bir dosyada, önüme gelen dosyada, dosyasına baktığım kişiyi kendime düşman olarak görmüyorum. Ben işimi yapıyorum, profesyonelce bu işleri yapıyoruz. Karşımızdaki kişinin kim olduğuna bakmıyoruz. Daha sonra da o dosyayla bütün irtibatımızı koparıyoruz. Dosya elimizden çıktıktan sonra o kişiler bizim düşmanımız değil.Yarın: Savcı Zekeriya Öz, Gülen cemaati hakkında neler söyledi?Mahmut Hamsici - BBC Türkçe
Amazon'un İHA Projesi Suya Düştü
ABD, şirketlerin insansız hava aracı kullanımına sınırlama getirdi. Amazon gibi, İHA ile taşımacılık yapacak teknoloji firmalarının hayalleri suya düştü.Amazon'un yaklaşık iki yıl önce öne sürdüğü ve Alibaba gibi diğer e-ticaret devlerinin takip ettiği İHA ile taşımacılık, şirketler için ABD'de hayale dönüşebilir. FAA, havacılık güvenlik standartlarını korumayı amaçladığı yeni düzenlemede paket taşıyıcı İHA'ların havalanmasını zorlaştıracak kurallar da getirdi.FAA'nın belirlediği kurallara göre taşımacılık için kullanılacak İHA en fazla 25 kg olabilecek ve sadece gündüz vakti veya gün batımında havalanabilecek. Dahası, İHA pilotun görüş alanında kalacak mesafede uçurulmak zorunda. Bu mesafede ise yerden en fazla 150 metre olarak belirtildi. İHA’ların maksimum hızı ise saatte 160 km olarak belirtildi.Belirlenen kurallar, Amazon'un yanı sıra ABD'de İHA ile taşımacılık yapmayı hayal eden teknoloji firmalarının hayallerini suya düşürdü. Guardian'a açıklama yapan Amazon küresel kamu politikası başkan yardımcısı Paul Misener, 'FAA'nın sektörün ve müşterilerin ihtiyaçlarını karşılamak için resmi süreci tanımlaması gerektiğini' ifade etti.FAA'nın açıkladığı düzenlemelerin ardından İHA'ların ticari taşımacılık değil ancak arama ve kurtarma görevleri ile inşaat ve limanlarda kullanılması bekleniyor. FAA, İHA pilotlarının en az 17 yaşında olması gerektiğini ve her iki yılda bir geçerlilik testini vermeleri gerektiğini de şart koştu.Al Jazeera Turk
Reklam
Beşiktaş'tan Tolga İçin Açıklama
Beşiktaş Doktoru Ertuğrul Karanlık, Bursaspor maçında sakatlanarak oyundan çıkan Tolga Zengin’in sağlık durumu hakkında BJK TV’ye açıklamalarda bulundu.Karanlık’ın açıkmaları şöyle:'Kalecimiz dünkü maçın ilk dakikalarında bir sakatlık yaşadı. Ambulansla hastaneye götürdük. MR çektirdik. Durumunu tesiste değerlendirdik. Dizindeki iç bağında bir problem olduğunu tespit ettik. Tolga’nın kramponu maçta çime takılıyor ve oyuncumuzun dizi dönüyor. Oyuna devam etmesi mümkün değildi. Soyunma odasında durumuna baktım ve çapraz bağlarında sıkıntı beklemediğimi söyledim.Tolga’da iç bağ zedelenmesi var. Orta dereceli bir sakatlık bu. En kısa zamanda takıma geri vermek istiyoruz.''Ramon Motta'da pubis şüphesi vardı'Motta'da pubis şüphesi vardı. Sol pubiste yüzde 90 iltihap vardı. Bu durum koşmasına ve şut çekmesine engel çıkarıyordu. İğnelerle tedavi yaptık. Dün de maçtan önce bir çalışma yaptık. Ağrılarının olmadığını öğrendik ve iltihabının çözüldüğünü görünce oynamasına karar verdik.'Sporx
İran'dan Milli Arama Motoru
İran, milli arama motoru Yooz'u devreye soktu. Proje yöneticisi Nakavi'ye göre Yooz, 'Batı ülkeleri tarafından İran’a uygulanan internet kısıtlamalarını etkisiz bırakacak.'Mehr Haber Ajansı’na göre, proje yöneticisi Mehdi Nakavi, milli arama motorunun Batı ülkeleri tarafından İran’a uygulanan internet kısıtlamalarını etkisiz bırakacağını söyledi.Nakavi, İran İletişim ve Enformasyon Bakanlığınca geliştirilen arama motorunun, ilk aşamada, '1 milyar Farsça site arama kapasitesine sahip' olduğunu belirterek, “İkinci aşamada Farsça, Arapça ve İngilizce sitelerin de eklenmesiyle Yooz’un kapasitesi 6 milyara yükselecek. Son aşamada ise 24 milyon internet sitesi arama kapasitesine sahip olacak” ifadelerini kullandı.İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, geçen yıl yaptığı bir açıklamada, 'milli internet' çalışmalarının hızlandırılmasını istemişti.Ahmet Dursun, AA
Reklam
Tecavüz İdam Cezasının Olduğu Ülkelerde Daha Yaygın
Mersin’in Tarsus İlçesi’nde Özgecan Aslan’ın üç kişi tarafından bıçaklanıp öldürülerek yakılması, tecavüz ve kadın cinayetlerine karşı idam ve hadım cezalarını gündeme getirirken tecavüzün idam cezasının olduğu ülkelerde de hayli yaygın olduğu verilerle sabit.
Paris Sokaklarını Olağanüstü Sanat Eserleri ile Süsleyen Sanatçıdan 11 Mizah Yüklü Çalışma
Gümüş bir boğa kafasının bulunduğu çeşme bir anda yarı insan yarı boğa olan bir minotaura dönüştü. Bir ara yolun sonunda bulunan eski köşe duvarı, devekuşları için kalemini salladı ve renkler havada uçuştu. Eğer bunun gibi garip durumlar size tanıdık geliyorsa, büyük ihtimalle Paris'te yaşıyorsunuz ve Fransız sanatçı Charles Leval'ı tanıyorsunuz demektir. Çalışmalarına Levalet ismiyle devam eden sanatçı, hayvan ve insan biçimli ilginç çizimleriyle Paris'in sokaklarını bir açıkhava sergisine dönüştürüyor. Bu eserlerin şehrin hangi bölgesinde bulunduğu çok önemli çünkü genellikle her iş çevresiyle öyle ya da böyle, bir etkileşim içerisine giriyor.Levalet'i internet sitesi üzerinden ve 2015 yılında yaptığı çalışmaların da bulunduğu Facebook sayfasından takip edebilirsiniz. Sokaklarda sanatını icra etmediği zamanlarda, Levalet bir sanat öğretmeni olarak çalışıyor. Hem sanat öğreten, hem de halkın her gün görebileceği noktalara sanat eserleri yaapan bu sanatçı, aslında dünyanın daha çok sanata ihtiyacı olduğunun en büyük göstergesi.'Sokaklar istila etmem gereken yaratıcı bir uzaydı' diyen Levalet'in harika işleri;
TFF'den Önemli Değişiklik
Türkiye Futbol Federasyonundan yapılan açıklamada Disiplin Talimatnamesinde önemli bir değişikliğe gidildiği ifade edildi.TFF Yönetim Kurulu'nun 13.02.2015 tarih ve 57 sayılı toplantısında aldığı karar ile Futbol Disiplin Talimatı'nın 36. maddesinde değişiklikler yapıldı.Futbol Disiplin Talimatı'nın 36. maddesinde yapılan değişiklik ile futbolcuların, kulüp yöneticilerinin, görevlilerinin ve diğer kişilerin her türlü iletişim araçları, sosyal medya, her türlü basın yayın organı ve sair şekilde müsabaka hakemleri ile sportmenliğe veya spor ahlakına aykırı olarak irtibat kurmaları yasaklanmış olup; ayrıca sportmenliğe ve spor ahlakına aykırı şekilde kendisi ile irtibat kurulan başta hakem, gözlemci, temsilci, saha komiserleri olmak üzere müsabaka görevlilerine, görevlilere bu durumu derhal TFF'ye bildirme yükümlülüğü getirilmiştir.Sporx
Reklam