onedio
Çürük Okulda Dersbaşı
“Hasarlı, yıkılması gerekir” raporuna rağmen 8 yıldır eğitim vermeye devam eden ve belediye ile kaymakamlık arasındaki anlaşmazlık nedeniyle bir türlü yıkılamayan Büyükçekmece Kumburgaz Merkez İlkokulu’nda 600 öğrenci korku içinde ders başı yaptı.
Donmuş Göl Üzerinde Kayak Yapan Adamın Hazin Sonu
Sergey İvanov donmuş olan göl üzerinde kayak takımı ile güzel güzel ilerlemekte iken bir anda çöken buz nedeni ile kendisini suyun içinde buluyor. Kayak sırasında kafasına taktığı GoPro kamerası ile o anlara tanıklık ediyoruz...
Aylardır Tazminatlarını Alamayan Soma İşçileri Ankara’da
Somalı maden işçileri ödenmeyen hakları için Ankara’ya gitti. Çalışma Bakanlığı önünde eylem yapan işçiler hükümete seslenerek “Madenciler burada, hükümet nerede” dedi.301 işçinin hayatını kaybettiği Soma Kömürleri A.Ş’ye bağlı Eynez Ocağı işçileri başta kıdem tazminatları olmak üzere verilmeyen hakları için Ankara’ya gitti. Yetkililer tarafından verilen sözlere rağmen haklarını alamayan ve konu ile ilgili muhatap bulamayan 400 işçi, Türkiye Maden İş Sendikası ile birlikte Çalışma Bakanlığı önüne ulaştı. “Madenciler burada hükümet nerede” sloganını atan işçiler adına Türk-İş Başkanı Ergun Atalay burada bir açıklama yaptı.Çalışma Bakanlığı önünden İleri Haber’e konuşan Somalı maden işçisi Ercan Çetinyılmaz iki buçuk ay önce sorgusuz sualsiz işten çıkarıldığını belirterek, hakları için Ankara’ya geldiğini söyledi. TKİ ile Soma Holding’le görüştüklerini ancak TKİ’nin “Soma Holding’e gidin”, Soma Holding’in ise “Mal varlığımıza tedbir konuldu” bahanesini sunduğuna işaret ederek yetkililerin sürekli topu birbirlerini attıklarına dikkat çekti. Çetinyılmaz, Soma’da son süreçte yaklaşık 3 bine yakın işçinin işten çıkarıldığını aktardı.‘BU SENDİKAYA GÜVENMİYORUM’Birlikte Ankara’ya geldikleri Türkiye Maden İş Sendikası’na da güvenmediğini ifade eden Çetinyılmaz “Ben bu sendikayla buraya gelmeyi hiç istemiyordum aslında. Buraya bunlarla gelmemin sebebi, bu sendika yine bizi yine pazarlayacak mı pazarlamayacak mı onu kontrol etmek için, onu görmek için geldim” dedi. “Burada yine bir tezgah var” ifadelerini kullanan Çetinyılmaz, Ankara ziyaretinin arkasındaki esas teşvikcinin Soma Kömürleri A.Ş olduğunu savundu. Soma Kömürleri ve Türkiye Maden İş Sendikası’nın işbirliği yaparak işçileri kalabalık şekilde Ankara’ya getirmesindeki amacın gövde gösterisi olduğuna işaret eden Çetinyılmaz, işverenle sendikanın ortak bir şekilde Soma Kömürleri’nin mal varlığındaki tedbirin kaldırılması için böyle bir yol denediğini dile getirdi ve “Şantaj” benzetmesi yaptı. Ankara’daki eylem planlarının normalde TKİ ve TBMM ziyareti olduğunu aktaran Çetinyılmaz “Ama şu an aldığım bilgiye göre oralara gidilmekten vazgeçildi. Çalışma Bakanlığı önünde eylem sonlandırılacak sanırım” dedi.Yolculuk esnasında otobüste sendika yöneticileriyle tartışmalar yaşandığını paylaşan Çetiyılmaz sendikanın diğer maden ocaklardan da işçileri eyleme dahil etmek isteyerek kalabalık görünmeyi hedeflediğini ifade etti. Çetinyılmaz öte yandan Soma faciasından bu yana maden ocaklarında herhangi bir önlem alınmamasına da sitem etti.Meryem Yıldırım | İleri Haber
Reklam
Küçük Hamster Çiftin Romantik Bir Günü
Hamster çifti için romantik bir gün kurgulayan adamın onlar için hazırladığı ufak yemek menüsü ile başlayan süreç, güller eşliğinde romantik bir tekne gezisi ve ardından müzik eşliğinde eşsiz bir akşam yemeği ile son buluyor.
Bir Çok Farklı Cinsten Hayvanın Tuhaf Arkadaşlık İlişkileri
Doğada farklı türlerde hayvanların birbirleri ile yakın ilişkilerini içeren bir çok videoya daha önce yer vermiştik. Burada Android'in reklam amaçlı yayınladığı ve bir çok farklı tür ve cinsten hayvanın arkadaşlık ilişkilerine tanıklık edeceğiz.
Reklam
İsveçli Babalar Dünyanın En İyi Babaları mı Diye Sorgulatan Çalışmadan 12 Fotoğraf
İsveç pek çok özelliğiyle insanların hayallerini süslemekte. Bu içeriğimizdeyse bambaşka bir yönünü anlatacağız. İsveç'te bir gelenek var. Bu geleneğe göre, çocuğa ilk 4 ay anne bakıyor. Diğer periyotta ise görevi baba devralıyor ve çocuğun bakımıyla baba ilgileniyor. Bu uygulamanın hem çocuklar için hem de ebeveynler için denge ve uyum getirmesi amaçlanıyor. Bu görev için babalar, çalıştığı yerlerden 'babalık izni' altında bir izin alabiliyorlar. Fotoğrafçı Johan Bävman ise bu güzel olayı, çok güzel bir şekilde fotoğraf karelerine döktü ve Moment adını verdiği çalışmasını ortaya çıkardı.Bu içeriği gören kadınların, eşlerinden beklentileri oldukça artacak gibi..
Helikopterle Geyik Nasıl Yakalanır?
Wyoming Üniversitesi'nde yaban hayatı biyologları doğada bir geyiği helikopter ile yakalıyorlar. Geyiğin sağlığını, neler ile beslendiğini ve doğadaki hareketlerini incelemek adına bir takım çalışmalar yapan biyologlar daha sonra geyiği doğal ortamına bırakıyorlar.
Armstrong'un Çantası Bulundu
Ay'a ayak basan ilk insan olarak tarihe geçen astronot Neil Armstrong'un uzay yolculuğu sırasında kullandığı eşyalar ortaya çıkarıldı.ABD Havacılık ve Uzay Müzesi küratörlerinden Allan Needell, 2012'de ölen ünlü astronotun eşinin, evlerindeki bir dolabı temizlerken içi Apollo 11'in Ay yolculuğu sırasında kullanılan eşyalarla dolu bez bir çanta bulduğunu açıkladı.Armstrong'un eşinin müzeye gönderdiği çantada astronotun 1969'ta Ay yüzeyindeki yürüyüşünü kaydeden kameranın da bulunduğunu belirten Needell, '16 milimetrelik kamera, 20. yüzyılın en önemli karelerini çekmek için kullanılmıştı' dedi.Kameranın içindeki filmler alındıktan sonra Ay'a indirilen modülde bırakılmasının öngörüldüğünü kaydeden Needell, Armstrong ile yol arkadaşları Buzz Aldrin ve Michael Collins'in yolculuklarını hatırlatacak eşyaları beraberlerinde götürme kararı aldığı, kameranın da böylece Dünya'ya geri getirildiğini belirtti.Armstrong'un çantasında, dinlenirken beline sardığı kuşak da bulundu. Çanta ve içindekiler, ABD Havacılık ve Uzay Müzesi'nde sergilenecek. Armstrong, 25 Ağustos 2012'de 82 yaşında hayata veda etmişti.Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi'ne (NASA) katılmadan önce ABD Donanması'nda pilot olarak görev yapan Armstrong, 20 Temmuz 1969'da Ay'a giden Apollo 11 uzay aracının komutanlığını üstlenmişti.Ay'a ilk ayak basışı sırasında Dünya'dan kendisini dinleyenlere telsizden söylediği 'Benim için küçük, insanlık için dev bir adım' sözleriyle hatırlanan Armstrong, bu sözlerin ardından astronot arkadaşı Edvin 'Buzz' Aldrin ile Ay yüzeyinde 3 saat dolaşmıştı.Kaynak: AA
Reklam
"İhale Süreci Boyunca Hiçbir Kulüp Havuzdan Çıkamaz"
Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Yıldırım Demirören, canlı yayında Türk futbolu hakkında sorulan sorulara yanıt verdi.İşte Yıldırım Demirören'in açıklamaları;'FUTBOLUMUZUN GEÇMİŞİNE SAHİP ÇIKIYORUZ''Avrupa'da ilk sırada, dünyada da örneği az olan bir tesisi kazandırdık milli takımımıza. Ben sayın başbakanımıza, cumhurbaşkanımıza, spor bakanımıza teşekkür ediyorum. 80 odalı otelimiz var, federasyon kurulları burada. 5 tane sahamız var, yüzme havuzumuz var. Burası açıldığından bu yana hergün dolu. Seminerlerimizin hepsi burada yapılıyor. Senede 10-15 milyon TL gibi bir tasarruf sağladık. Karşıdadaki 200 dönümü aldık. Oraya da saha yapacağız. Türk futbolu için en önemli adımlardan biridir bu okul. Milli Eğitim Bakanlığı ile çalışıyoruz. Uzun vadeli eğitimli futbolcuları bu okullardan yetiştireceğiz. Müzeyi de buraya yapıyoruz. Gelmiş, geçmiş eski kupalar, madalyalar burada toplanıyor. Futbolumuzun geçmişine de sahip çıkıyoruz.''BEŞİKTAŞ'I BATIRDI GİTTİ, TFF BAŞKANI OLDU' SORUSUNA CEVABI...'Günümüzde gelirler giderleri karşılamıyor. Bütün kulüplerde bu böyle. Biz de federasyon olarak artık mali fair-play getirmemiz lazım. Kulüplerimizi uzun vadeli mali olarak güçlendirmemiz lazım. UEFA'nın dayattığı kulüpler Avrupa'ya gidecekler. Biz ayrıca TFF olarak kendi mali kriterlerimizi de koyacağız. Ben kimseyi suçlamıyorum. Çünkü aynı şeyi ben de yaptım. Gelirler giderlerden az olduğu sürece belli mali kriterlerin içine kulüpleri sokmamız lazım.''TFF TÜRK FUTBOLCUNUN LİDERİYSE...''Vizyonumuz var, misyonumuz var. Maçı kaybeden federasyonu suçluyor. Türk futbolunu bizler idare ediyoruz. Bunu herkes bilmeli. Konuşulanlar var. Tasvip etmiyorum konuşulanları. Bizler veya kulüp başkanları bir camiayı idare ediyor. Söylenen lafın nereye gittiğini iyi bilmemiz lazım. Tabii eksiklermiz var. Ama biz futbolu tartışmıyoruz, hakemi tartışmıyoruz.''HAKEM HATASI OYUNUN DOĞASINDA VAR''Kimse Avrupa'da hakem hatasını tartışmıyor. Herkes ileriye bakıyor. Hakem hatası oyunun doğasında var ve olacak. Kulüplerimizin ben değil, biz diye hareket etmesi lazım. Kamuoyunun yönlendirdiği değil, kamuoyunu yönlendirmemiz lazım başkanlar olarak. Benim ve yönetim kurulumuzun kulüplerden bir çekincemiz yok. Art niyetli bir hakemimiz varsa, sonuna kadar gideriz ama hakem hatası için... Eskiden kurtulmamız lazım. Tehditlerle bir yere gidilmez. TFF'nin ağırlığını herkesin kabul etmesi lazım. Kafaların değişmesi lazım.''PASSOLİG SAYESİNDE KAVGALAR AZALDI''TFF kurallarla yürütülüyor. Bizim vereceğimiz cezalar bunlar, 50 gün - 100 günlük cezalar. Ben buradan savcılarımızı göreve çağırıyorum. Dava açmaları lazım. Bakın bugün e-bilet, Passolig sayesinde kavgalar, küfürler azaldı. 6222 de devreye girer, yöneticilerimiz bilinçli olursa hepsi düzelecektir. Sezon başında basının büyük kısmı kötü beyanatları kullanmayacaklarını söyledi. Ancak yüzde 90'ı kullanıyoruz. Bunun için bilinçli olmalıyız.''SEYİRCİ E-BİLET'TEN DOLAYI AZALMADI'İstemediklerimizin çoğu gelmiyor. Çok memnunuz. Kötüler ayıklanıyor. Passolig ve e-biletten dolayı seyirci azalmadı. Bugün passolig adadei 800 bini geçti. 11 bin 500 ortalamadan 6 binlere düşüldü, şimdi 8 binlere çıkıldı. Büüyk takımları çıkartın Anadolu ortalaması 4 bin-5 bin kişiye oynuyor. Aslında basit bir uygulama. Aksilikler olmuş olabilir. Bize gelen tepkileri hemen düzeltiyoruz. Sezon sonu geldikçe insanlar maça gitmeye yeniden başlayacak.'MENAJERLİK SİSTEMİYLE İLGİLİ BİR ÇALIŞMA YAPABİLİRİZ''Yeni bir menajerlik sistemi getirdik. Benim döneminde futbolcu kardeşini babasını getiriyordu. Yöneticilerimizin bilinçli olarak hareket etmesi lazım. Biz federasyon olarak diyoruz ki, kulüplerimiz şeffaf olmalı. Federasyon mali kriterleri olarak artık bunları kabul etmeyeceğiz. Bizle ilgili değil ama belki menajerlik sistemiyle de ilgili bir çalışma yapabiliriz.''YERLİ FUTBOLCULARIMIZ KUSURA BAKMASIN''Biz ne karar aldıysak yabancıyla ilgili, kulüplerle beraber aldık. Biz bunu düşürürken sorduk. Ama ben de azalsın istiyordum. Ancak getirdiğimiz bu sistemin hatalar verdiğini gördük. Fatih Terim de buna karşı olduğunu söylüyordu. Hocamız 9 ay, 1 seneye yakın bir çalışma yaptı. Biz de şunu gördük, yabancı azalınca yerli oyuncunun fiyatı arttı, yerli oyuncular kendine bakmamaya başladı, rekabet azaldı... Profesyonelliği tam beceremiyor yerli oyuncularımız, kusura bakmasın. Onun için de değiştirdik. Ancak mali kriterlerle de alakalı. Ancak burada taksitli borcu saymıyoruz. Bu Fatih Hoca'mızla getirdiğimiz bir devrimdi. Muhakkak aksaklıklar olacaktır ama bu 4 yıl uygulanacak. Eksiklerimiz varsa, arada rötuşlar olur. Her yabancı için federasyona bir ücret ödenecek.''UEFA KRİTERLERİ KULÜPLERİMİZİ ETKİLEYECEK''UEFA kriterleri kulüplerimizi etkileyecek. Her kulübümüz için inceleme yapılıyor. Önemli olan sadece Avrupa'ya gidecek olan kulüplerimiz değil. Avrupa'ya gitmeyecek olan kulüplerin de yeni TFF kriterlerine uymasını istiyoruz. Bu PTT 1. Ligi için de geçerli.''YAYIN HAVUZUNDAN ÇIKAN BİR KULÜP...''Kulüplerimizin bütçelerinin en büyük gelir kalemi yayın kuruluşundan gelen paralar. Bir kulüp isterse havuzdan çıkamaz. Hiçbir kulüp ihale süresince çıkamaz. Çıkan bir kulüp olursa, hiçbir maçını yayınlatamaz.''HEPİMİZİN GAYESİ...'Biz gerçekten ihtiyacı olan 2., 3. lig kulüplerimize destek vereceğiz. Bizim yayından aldığımız yüzde 12'mize bakmasın. Hep beraber bu sorunları çözelim. Hepimizin gayesi mali sorunları çözmek. Türkiye Kupası da bunun en önemli noktalarından... Hepimizin yayıncı kuruluşlara teşekkür etmesi lazım. Kupa için bir statü değişimi olacaksa hep beraber karar vereceğiz. Biz bu statüyü yayıncı kuruluş ile oturarak karar verdik. Biz artı olarak kupa finaline 5 milyon TL ödül koyduk.'FUTBOL HAKEM KONUŞMAKLA KURTULMAZ''Biz ihtiyaç olan yerlere gidip, kendimiz yatırım yapacağız. Bugün altyapıya bir kulübün önem vermesi için senede 10 milyon TL para harcaması lazım. Sahaların artması, zeminlerin düzeltilmesi lazım. Futbolun kurtulması hafta sonu konuşulan hakem değil. Altyapıya önem vereceğiz.''ZEMİNDE SORUMLULUK BİZE AİT DEĞİL''Bizler, federasyonlar maçı oynatmakla yükümlüyüz. Zemin kötü dediğimiz her yerde futbol oynanadığı sürece, biz de oynatmak zorundayız. Zeminlerle federasyonun alakası yok. Kulübün ya da Gençlik Spor Kulübü'nün sorumluluğunda... En yeni statlarımızndan biri TT Arena, senelerce zemini bitmedi, Mersin aynı, Kayseri aynı. Bizler bir ekip, danışmak ekip getireceğiz. Ancak sorumluluk bizde değil.''%30'A YAKIN PERSONEL TASARRUFUNA GİTTİK''İki üyemiz toplantılara katılmıyor. İki üyemiz istifa etti, milletvekili adayı olacak diye. Mehmet Baykan ve Ergün Tekin... Biz geldiğimizden bu yana, yüzde 30'a yakın personel tasarrufuna gittik. Federasyonun yapısı çok iyi. Ama ben hatır için işe alınılmasını sevmiyorum. Bizim yönetimimizdeki federasyonumuz mali açıdan en güçlü zamanını yaşıyor.''HACIOSMANOĞLU CEZASINI ALIR''Burada bizlerin verdiği cezalar yeterli değil. Savcılarımızın da devreye girmesi lazım. Futbolun içinde yapacağınız her şey 6222'ye girer. Maç öncesi hakemi aramak yanlış yerlere gidebilir. Sadece İbrahim Bey için konuşmuyorum. Biz konuştuklarımızı çok tartmalıyız. Yarın başka başkan arar, yarın futbolcu çıkıp arar... Bunun altından nasıl kalkacağız... Aramaya devam ederse, ona göre cezasını alır. Ne kadar yaparlarsa, federasyon da cezasını verir.''BÜLENT YILDIRIM'I ARADIM''Bülent Hoca konuşur konuşmaz aramıştı. Biz bütün alternatifleri düşündük. Ben bütün hakemlerime güveniyorum. Art niyetli bir hakem varsa, bulalım hep beraber ortaya çıkaralım. 3 alternatifimiz vardı. Maçı ertelemek, hakem değiştirmek ya da aynı hakemle devam etmek... Biz hepimiz hakemimizle devam etmekten yanaydık. Ben de aradım Bülent Hoca'yı. UEFA da aynı hakemle devam etmemiz önerisinde bulundu. Bülent Hoca gibi değerler kolay kazanılmıyor. Biz de ona güveniyoruz. Hata da yapabilirdi. Bizim baktığımız şey futbol, kulüpler bunun bir parçası..''KULÜPLER, MHK'YI KENDİ SEÇSİN''Hakemlerin telefon numaraları değişmedi. Kesinlikle değiştirmem. Yine hakemleri Perşembe açıklayacağız. Ben hakemlerime güveniyorum. Kulüpler istiyorsa MHK'yi seçsin. Bakın, anlaşamayacaklar... Keşke MHK'yi seçseler. Anlaşmaları zor, keşke yapsalar. Ama bu düşünceyle yapamazlar. Biz zaten Eskişehir'deki Anadolu Üniversitesi ile başladık. Hakem adayları orada eğitimlerine başladı. Bu yayılabilir. Biz buna açığız. Zekeriya Hoca'ya istifasından sonra 'Beni neden aramadın?' dedim. O da 'Arasam vazgeçerdim' dedi. Zekeriya Hoca'ya hizmeti, Yusuf Hoca'ya da kabul ettiği için teşekkür ediyorum. Eğer kulüplerimiz, futbolumuz hakemler yüzünden kötüyse gelsinler MHK'yi seçsinler.''MELO BENİM MUHATTABIM OLAMAZ''Melo benim muhattabım olamaz, ben de onun olmamam lazım. Çok değerli bir camianın oyuncusu. Benim Melo ile bir problemim yok. Çok önem verdiğim bir camianın oyuncusu olduğu sürece bir problemim yok.''F.BAHÇE'YE NEDEN YAKIN OLAYIM''Federasyon başkanı olarak herkese eşit mesafedeyim. Fenerbahçe'ye neden yakın olayım? Bir kere ben Beşiktaşlı'yım. Ama konumum nedeniyle herkese eşit uzaklıktayım. Galatasaray, Fenerbahçe büyük saygı duyduğum büyük camialar. Benim eşim Oflu, çocuklarım Karadeniz kanı taşıyor. Ben İnegöllü'yüm, Bursa'ya niye kastım olsun. Herkesle mesafem aynı...''DEPLASMAN YASAĞI KALKMASI LAZIM''Seyirci yasağı için 4 kulübün anlaşması lazım ve İl Güvenlik Kurulu'nun da onay vermesi lazım. Kalkması da lazım artık...''TEPKİLERDEN NEDEN ÇEKİNEYİM?'' Ben Avrupa'da da sordum, federasyon başkanları maça gitmiyor. Neden bir tepkiden çekineyim. Ben İstanbul'da yaşıyorum. Bu sefer İstanbul'dakilere gideceğim, Anadolu'dakilere gidemeyeceğim. Artık buraları geçmemiz lazım.''ADAY OLMAMA GEREK YOK''Seçimler Haziran sonu olacak. Ben başkanım aday olmama gerek yok. Benim yönetimim vizyon ve misyon sahibi kişilerden oluşur. Korkmayan insanlardan oluşuyoruz. Kimseden korkumuz yok.''Belli bir süre etkilendik ama atlattık sonunda... Adil bir çözüm oldu ki her şey normal gidiyor. Müdahil olacaklar konusunda şikayetler oldu ancak UEFA cevabını verdi.''UEFA VE FIFA'DA TÜRK YOK, ÜZÜLÜYORUM''UEFA'da FIFA'da bir tane Türk yok, bunu üzülerek söylüyorum. Bir tane profesyonel olarak çalışan Türk yok. Avrupa'nın 6. büyük futbol ülkesiysek orada olmalıyız. O işler Fatih Hoca'ya aittir. Fatih Hoca karar verir.''KARARLARIN ADİL OLDUĞUNA İNANMAMIZ LAZIM'Biz adiliz. İnsanların birbirlerine güvenmesi lazım. Kararların adil olduğuna inanmaları lazım. İyiyi alkışlamayı kabullenmemiz, kabul etmemiz lazım. Başarıyı alkışlamayı bilmeliyiz. Bizler geçiciyiz. Camialar kalıcı... Basının da bunun içerisine girmesi lazım. Onun için bu makama saygıyı kabul etmemiz lazım. Hep keşkelerimiz var. Muhakkak hayatta keşkelerimiz vardır. Olmamasına imkan yok ama önemli olan bu keşkelerden ders alabilmek. Özür dilemesini bilmek çok önemli bir erdem.'DUYUMA İNANAN BİR TOPLUM HALİNE GELDİK'Buradaki önemli unsurlardan biri, maç görüntülerin kanallara verilmemesi... Bu bahane değil ama saygı çerçevesinin çok dışına çıkıyoruz. Kişilik haklarına yapılanları kabul etmiyorum. Biz 'Duyum aldım' lafına inanan bir toplum haline geldik. Türkiye'de malesef siz ispat etmek zorundasınız. Söyleyenin ispat etmesi lazım. Sana biri söylediyle isim verin.'SAVCILARIMIZIN DEVREYE GİRMESİ ŞART'Ekmek yediğimiz yere zarar veriyoruz. Ben buna önem veriyorum. Biri hakkında bir lafı söylemek çok kolay tabi. Bu laf nerelere gidiyor tartmamız lazım. Bunun için savcılarımızın devreye girmesi şart...'UEFA BUNLARIN HEPSİNİ TAKİP EDİYOR''Futbol prestijimiz iyi değil. Avrupa'nın bir ülkesinde bu kadar konuşan başkan, yönetici gördünüz mü? Avrupa'da konuşulanları, burada konuşulanlar gördünüz mü? UEFA bunların hepsini takip ediyor. Önce birbirimize saygımız olsun. Dışarıdan saygı beklemeyelim. Lig çok güzel gidiyor. İlk yarının ortalarına doğru futbol kalitemiz de artmaya başladı. Sonuna kadar da böyle gidecek gibi.'AİLEM DE 'YETER YILDIRIM' DİYOR'Tabii ki hatalarım oldu. Herkesin hayalini kurduğu şeyleri yaptım. Eleştirye açığım. İlk eleştiriyi babamdan alırım. Onlardan destek alıyorum ama onlar da en son ''Yeter Yıldırım'' diyorlar.'BEŞİKTAŞ'TAN LOCA ALACAĞIM'Beşiktaş'tan bir loca alacağım. Fikret Orman'la konuştuk. Alacağım hakkında da konuştuk. O konu da sonuçlanacak.Ligradyo
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
Hakan Fidan'ın şahsı ayrı konu fakat 'MİT Müsteşarı'nın bir partiden aday olmasını ben de olumlu bulmadım. Yüksek yargı, MİT ve Genelkurmay gibi özelliği olan kurumlardaki görevlilerin iç politikaya mesafeli durmaları gerektiğine inanırım da ondan.Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay gibi yüksek yargı kurumlarının başkan ve üyeleri görevlerinden ayrılarak veya hemen emekli olur olmaz siyasete girmemelidir. Görevlerini siyasi saiklerle yaptığı kuşkusu doğar çünkü. MİT ve Genelkurmay Başkanlığı gibi kurumlar için de böyle. Amerikan, İngiliz, Fransız yargı kurumları veya istihbarat teşkilatları ülkelerindeki hangi partiye yakındır?!
Reklam
Ece Temelkuran: '12 Eylül'ün Başarısı Kendini Bile Unutturması'
Ece Temelkuran yeni romanı ‘Devir’ ile, Türkiye'yi 12 Eylül 1980 darbesine götüren olayları iki çocuğun gözünden anlatıyor.Ebeveynleri, kimlikleri, siyasi inançlarıyla varoluş mücadelesi verirken, bu iki çocuk, Ankara’nın Kuğulu Park’ındaki kuğuları kurtarma gayretiyle, onlara sunulan gerçekler ve kurgular arasında kendi doğrularının peşinden gidiyor.Roman, 80 darbesi dönemi için bir politik hafıza tazeleme çalışması yaparken, aslında bir yandan da Türkiye’nin şimdiki politik hafızasının nasıl oluştuğuna dair soru işaretleri doğuruyor.Neleri biliyoruz, neleri bilmemiz istenmiyor, bizden ne saklanıyor? Ya da bizden sonrakilere biz ne devredeceğiz?Ece Temelkuran  BBC Türkçe'ye anlattı:Bu kitap 12 Eylül'ü yaşamamış birine ne söylemiş olacak?Ben hafızanın yaşanan şeylerle ilgili olduğunu düşünmüyorum. Bir şeyi hatırlamak illa o olayları yaşamayı gerektirmiyor. Yaşamış olmak da doğru hatırlamayı da gerektirmiyor. Dolayısıyla bugünün insanlarına o dönemin ne kadar bu dönem olduğunu, o günleri yaşayanların da eksik aktardıklarını hatırlatmak istedim. O günler aslında bugünler biraz da, o yüzden “Devir”in zamanı gelmişti.Peki o döneme dair eksik anlatılanlar neydi?Kitabın sloganı 'Unutulmayacak olanlar kalır ama ya hatırlamayacaklarımız?' bir kelime oyunu değil, bu ülkenin temel meselesi. Bugün de o gün de, o günlerden çok öncesinde de hep aynı şey oldu. Ölümlerle işaretlenmiş, insanların eksilmesiyle çentik atılmış bir tarih bu. Hepsi için “Unutulmayacaklar” diye bağırdık, bizden öncesi nesiller de bağırdı. Evet unutulmadılar, onların hepsinin ismini biliyoruz, ölümlerini unutmuyoruz ama hatırlamak sadece hesap sormak hıncıyla gerçekleşebilecek bir hedef değil. O gün sokakta süren başka bir hayat vardı ve o hayat aslında Türkiye’deki o dönemin siyasi atmosferini, ruhunu yaratıyordu. Tıpkı bugün başat olaylar dışındaki birçok şeyin, dönemin ruhunu atmosferini yaratması gibi. Hikayemizin tamamlanması için hatırlamaya değer bulmadığımız hayatın kendisine geri dönmemiz gerekiyor. İsimsiz ölülerin isimsiz hayatlarına.Kitapta döneme devrimcilerin açısından bakıyorsun, onların hafızalarına gitmişsin. Peki o dönemi yaşayan milliyetçilerin hafızaları, o taraf eksik değil mi?O da eksik kalsın. Benim yazarlığımla ziyaret etmek istediğim bir trajedi değil onlarınki. Kalbî bir mesele sonuçta. O kadar da soğukkanlı bir romancı, öyle bir insan değilim ben. Öyle bir insan değilken öyleymiş gibi yapmak samimi olmazdı.'İsimsiz ölüler var' dedin... Ölülerin 'isimsizleştirilmeleri' veya sıradanlaştırılmalarını iktidarların bilinçli bir politikası olarak mı görüyorsun?Türkiye’deki en önemli kırılma noktasının herhalde yakın tarihte Denizlerin öldürüldüğü zaman, 1971 darbesi olduğunu tahmin ediyorum. İlk kez saygı duyulan, öğrenci denilen genç insanların herkesin gözü önünde göz göre göre engellenemez bir şekilde asılması diye bir şey yaşandı.Sanıyorum o zaman Türkiye’nin muhayyilesinde iyinin ve güzelin gözler önünde katledilmesiyle ilgili bir dönüm noktası oldu o. Ondan sonra, 1971’den, özellikle 75’ten sonraki dönem bütün ölümlerin giderek anlamsızlaştığı, giderek sıradanlaştığı bir dönem.Sonra zaten 80’lerde ve esasen 90’larda Kürt meselesi sebebiyle ölümün sıradanlaştırıldığı, “düşmanın” insanlık dışı ilan edildiği dönem. Üç öğrenci öldürüldü diye bir ülke ayağa kalkıyor 71’de ama bugün bir öğretmen öldürülüyor, adamın teki gevşek gevşek “Allah rahmet eylesin” diyor. Ben de “Siz ne zaman bu kadar zalim oldunuz?” diye soruyorum. Bu soru insanların aklında kalıyor. Lafın müthişliğinden değil, herkesin hissettiği bu çünkü, o yüzden. Bu siyasi dönemin temel meselesini anlatıyor: Zalimlik ve zalimliğin karşısında nutku tutulan kitleler. Herkes şimdi merak ediyor, bu işler nasıl buraya geldi? E işte o seller bu çamurları getirdi. Gözümüzün önünde on yıllarca insanlar katledildi ve biz sanki ölenler insan değilmiş gibi hissetmeyi öğrendik.Türkiye’nin tarihi kimliği oluşturulurken de böyle bir dağılmadan söz edilebilir mi? Örneğin yakın tarihteki Kürt meselesi ve çözüm süreci...Ermenilerle de, Kürtlerle de ilgili Türkiye’de unutturma sorunu yok bana sorarsan. Daha ziyade bir bellek imalatı var. Yalanlardan, belki de kitlelerin inanarak rahatladığı yalanlardan kurulu bir bellek imalatı. Öte yandan şimdi tarihsel bir süreç yaşıyoruz Kürt meselesiyle ilgili ve fakat kimse bilmiyor ne olup bittiğini. Bunu söylediğim için çok kızanlar olmuştu vaktiyle ama şimdi örneğin Selahattin Demirtaş da bu soruna değiniyor. Şeffaflık meselesi. Bir savaş yanlış bir bellekle beslendi. Peki ya barış olacaksa o nasıl bir bellekle beslenecek? Biz hangi cümlelerin üzerine barışa varmış olacağız? Bilmiyoruz. Bir sabah kalkacağız ve “Bitti mi?” diyecekler. Bu cümle nasıl olacak da bir sabah kalkıp duyduğumuz şey “Kürtler bölücüdür” cümlesinden daha sağlam olacak?Peki bu çözüm sürecinde ülkenin doğusu ile batısı arasında farklı bellekler var denebilir mi? Mesela çözüm süreci, Türk ve Kürt hafızalarında nasıl şekilleniyor?Doğu’nun bu konuda bambaşka bir belleği var, Batı'nın bambaşka bir belleği var. Doğu durmadan hayret ediyor “Nasıl bilmezler” diye. Zira Diyarbakır’da çocukların bile bildiği tarihi, burada siyasi analistim diyen adam bilmiyor, bilmek istemiyor. Bunu doğuya ilk kez giden ve gerçekten oradaki insanlarla konuşan herkes görecektir ki, orada bir zaferler, mağlubiyetler tarihi, tepelerin kendi içinde bir savaş tarihi, destanlar, kahramanlar... Bu savaş etrafında oluşturulmuş başka bir tarih var ve batıdaki insanların bundan azıcık bile haberi yok. Dolayısıyla bu çözüm sürecinin biraz da zora gireceğini düşünmemin nedeni o. Bu iki tarihi birleştirmediğimiz sürece, en azından biraz olsun birbirinden haberdar etmediğimiz sürece, bugün konuşulan hiçbir sözcüğün iki tarafta aynı karşılığı vereceğini, aynı şekilde tınlayacağını düşünmüyorum ben.Peki o zaman Doğu ile Batı’nın ortak belleği nasıl oluşturulacak?İnsanların hikayelerini anlatmaları gerekiyor. Ben Ermeni meselesiyle ilgilenirken, kitap yazmaya çalıştığım dönemde bunu gördüm. Hikayeleri anlatmak gerekiyor, ismini koymadan. O hikayeler anlatıldığı zaman bir ortaklaşmaya gidilebiliyor. Benim söylediklerim elbette reel politiğin dışında, insani bir mesele ama bu insani meselenin de o anlaşmazlık duvarında bir çatlak oluşturacağını düşünüyorum.O dönem solda aktif olanlar “Yeni solcular, Kürt meselesiyle eski solcuların hiç ilgilenmediğini düşünür” diyorlar. Ve bu algının yanlış olduğunu da 70'lerdeki siyasi pozisyonları, yazıp çizdikleriyle gösteriyorlar. Kendi ifadeleriyle de bu hafıza yeni nesil solculara aktarılmamış. Peki neden?Bu konularda ahkam kesmek pek iyi değil. Hem bana düşmez hem de mesele hala kavgalıdır, sulh olmamıştır. Ama Sol öyle bir işkence tezgâhından geçti ki, hikayelerini birleştirip tek bir hikayede anlaşacak zamanları olmadı. Bir de tabii üzerinde anlaşılmış bir ortak Sol tarih yok gibi bir şey. Anlatmak istemiyorlar. İşin garip tarafı yenilgileri, zaafları, hataları kolay kabul ediyorlar da iş zaferleri, yaptıkları işleri anlatmaya gelince çekiniyorlar. Sol terbiyedendir herhalde, övünmek istemiyorlar. Ama neler yapılabileceğini tekrar ve soğukkanlılıkla anlatmalılar bana sorarsanız. Bu konuda “Tarihle Söyleşiler” kitabını öneririm. Yeni bir dizi , devam ediyor.Ama sonuçta şunu da unutmamalı: 12 Eylül hakikaten modern tarihin en başarılı siyasal projelerinden bir tanesi. Bir darbe olarak kendi varlığını bile unutturmuş bir siyasal proje. Öyle ki insanlar darbeyi kendilerinin seçtiğine bile inandılar epey bir süre. Hatta o kadar başarılı ki bugün sergilenen “darbeyle yüzleşme” adlı komediyi bile aslında hala darbenin kendisi yönetebiliyor! O kadar ki darbenin esas mağdurlarını bu komedide figüran haline getirebiliyor.Kitabında Fatsa olaylarına da sık sık atıf yapıyorsun. O dönemlerde çok güçlü bir sol damarı olan Karadeniz, Fatsa deneyiminin yaşandığı Karadeniz, şimdi AKP’nin en güçlü olduğu bölgelerden biri. Ne oldu Karadeniz’in o sol hafızasına? Darbeler sonrası bilinçli politik tercihlerden dolayı hafızaların silinmesinden söz edilebilir mi?O dönemde çok büyük şeyler yaşanıyor. Başka bir hayata ilişkin çok büyük deneyler de yaşanıyor. Topu topu 8 ay sürmesine rağmen Türkiye siyasi tarihinde çok önemli yeri var Fatsa deneyiminin. Tıpkı Yeni Çeltek gibi. İnsanlar gerçek anlamda kendi kendilerini yönetmeye başlıyor. Faşizmin de en korktuğu şey başka bir hayatın mümkün olduğunu gösterebilen bu tür deneyler.Darbeden sonra, başka bir hayatın mümkün olduğunun kanıtlanabildiğini gösterdikleri için Fatsalılara özel muamele yapılıyor. Neredeyse birer birer insanlar yerlerine yenileri konarak sürülüyor Fatsa’dan. Çünkü o hayatın hatırlanmasından çok korkuluyor. Hala da öyle.Türkiye tarihinin yakın döneminde, özellikle son 10-15 yılda sol kesim içinde aydın dediğimiz kişiler, hafızaların yok edilmesinde nasıl bir rol oynadı sence? Entelektüeller geçmişte yaşananların canlı tutulması için çaba göstermediler mi?Hannah Arendt’in bir kavramı var. Türkçe’ye ‘hizalanma’ olarak çevriliyor. Bu toprakların münevver sınıfına dair böyle bir geleneği var. Sanıyorum hayatta kalmak için “hizalanıyorlar”. Daha kolay hizalanıyorlar. Ya da hizalananlar daha çok sesleri duyulduğu için biz onları duyuyoruz belki de. Hizalanmayı reddedenler, yani siyasi iktidarın çizgisinde hizalanmayı reddedenler o kadar yok ediliyorlar ki onları hiç duymuyoruz.Dolayısıyla elimizde, AKP’nin Türkiye’ye demokrasi getirdiğini bas bas bağıran ve buna var gücüyle entelektüel mühimmat sağlayan ve kendilerine aydın diyen insanlar bulunuyor. Gezi bu konuda çok iyi bir turnusol kağıdıydı. Hem iktidara, hem de bu tür bir elit sınıfta kalmak için ne gerekiyorsa onu yapan aydın sınıfına bir cevaptı. Yani onları da moral olarak alaşağı eden bir eylemlilikti.Gezi nasıl hatırlanacak ileride?Gezi bizim açımızdan yakın zaman olduğu için bir sürü güzel, komik ayrıntısıyla hatırlıyoruz. Ama muhtemelen Gezi’yi Berkin'le, Ali İsmail Korkmaz’la ve diğer öldürülen çocuklarla hatırlayacak insanlar. 80 de biraz böyle. İşkenceyle, ölümle hatırlanıyor ama o dönemde gerçek bir hayat var. Tıpkı bizim şu an yaşadığımız gibi. Bu gündelik hayatın hafifliği, bayağılığı veya komedisi de var. Gezi’de de böyleydi. Bu hikayenin tamamı anlatılabilecek mi, ben de merak ediyorum.Romanda da çocuk karakterlerden Ali de Alevi bir aileden geliyor ve romanın bazı kısımlarında uçurtmaya, uçurtma ipine atıf var. Okurken benim aklıma Berkin Elvan geldi.. Peki sen bu karakteri yazarken Berkin Elvan ne kadar aklındaydı?Herkes gibi Berkin’in ölümü beni çok etkiledi. Ve doğal olarak girdi kitaba. Ama “Bu Berkin Elvan’dı” demem, ayıp olacağı için öyle demem. Ama kitabın yazılışını anlattığım bir pano yaptım. Yazılı ve resimli, Berkin orada epey var. Zaten bu kitabın ismini Devir koymamın bir nedeni de o oldu.Aynı günlerde, Taylan Özgür’ün fotoğraflarına bakıyordum. Berkin’in fotoğrafıyla Taylan Özgür’ün fotoğrafını yan yana koydum. “Ne kadar benziyorlar” dedim, hem gülüşleri, hem kaşları... Bir an dedim ki “Hep aynı çocuklar ölüyor”, hep devrediyor hikaye...Bu kitabı Gezi için yazmadım, ama Gezi olmasaydı ben asla yazmazdım. Çünkü bir önceki neslin bir sonraki nesle devredeceği bir şey olsa bile devredecek insanlar orada mı bilemezdim. Gezi olunca bir şeyleri hatırlamanın ve anlatmanın hala bir anlamı var diye düşündüm.Gezi’dekiler nasıl bir bellek oluşturdular bu dönemde?Gezi’ye katılan gençler arasında 1980 darbesinin de ne olduğunu bilmeyenler vardı. Onlar -bu gerçek bir hikayedir- Kuğulu Park’taki kuğuları gazdan kurtarmaya çalıştılar. Tıpkı kitaptaki Ali ile Ayşe’nin Kuğulu Park’tan kurtarmaya çalışması gibi. Dolayısıyla içimizde, zamana bağlı olmayan ve devreden bir şey mi var acaba? Bunu bir soru olarak ortaya atıyorum ve eğer varsa devredilecek bir şey, devir alacak olanlar geldi gibi geliyor bana.Ama devir alacak olanları iktidarlar belirliyor, şekillendiriyor olabilir mi? Siyasal İslam’ı odağına alan ve kendisini ‘Evlad-ı Osmanlı’ olarak tanımlayan yeni genç bir kuşak da şimdi Yeni Osmanlıcılık hafızasını tazeleyerek kendilerine kendi iradeleriyle kendilerini tanımlıyor.1923’te Batı’ya bakan, yönü Batı’ya çevrilmiş bir devlet kuruldu. Devlet zoruyla bir modernizm seferberliği başlatıldı. Bu da bu ülkenin kimliğinde, muhayyilesinde ciddi rahatsızlıklar yarattı.Birincisi Türkiye bir yer midir? Bize hep “Türkiye Doğu ile Batı arasında bir köprüdür” diye anlatıldı. O zaman biz hep köprüde yaşıyoruz. Köprü nereye göre tarif edilir? Hangi ayağına göre tarif edilir? Cumhuriyet bunu Batı ayağına göre tarif etmeyi tercih etti. Tanzimat’la başlayan dönemden itibaren de böyleydi. Fakat bu yeni dönemde, Yeni Osmanlıcılık ve Osmanlı referanslarıyla birlikte köprüyü Doğu ayağıyla tarif etmenin bu ülkeye daha iyi geleceğine dair bir kanaat oluştu. Ben Türkiye’nin kurulduğundan beri böyle varoluşsal vakum içinde olduğunu düşünüyorum. Aynı anda Doğu ve Batı’dan, iki taraftan birden çekiliyor. Ama bu iktidar, vakumdaki bu insanların Batı’nın karşısında kendini aşağılanmış hissetmesini başka bir hastalıklı duyguyla tedavi etmeye karar verdi.Doğu’nun karşısında kendini büyük görme hastalığıyla. Ülke kimliğinin Osmanlı referanslarını yeniden icat edilmesi, hatta yeniden imal etmesi bir hastalığın başka bir hastalıkla tedaviye çalışılması gibi bir şey.Üstelik zaten Osmanlı'yla, geçmişle hafıza ilişkimiz çok şizofrenikti. Hem Osmanlının torunlarıyız hem de değiliz. “Osmanlı çok kötüdür, onlar zevke sefaya düşkündü, kaplumbağalar üstünde mumlar yakılıyordu, sonra Atatürk geldi bizi kurtardı şimdi çok çalışacağız Batılılar gibi olacağız.” Karikatürize edersek böyledir muhayyilenin kuruluşu. Ama aynı muhayyilede Osmanlı ihtişamı, aldığı topraklar vesaire bulunur. “Biz Osmanlı’nın nesi oluyoruz?” meselesi Türkiye’nin muhayyilesinde hep sorunluydu zaten.Şimdi yeni bir kimlik mi yaratılıyor?Evet, yeni bir kimlik yaratılıyor. Ve bu kimlik için eksiltilmiş ve arzuya göre abartılmış bir takım terkiplerle yeni bir Osmanlı yarattılar. Ve yeniden keşfettikleri bu geleneğe bağlılıklarını ilan ettiler.Ama büyük bir destek de görüyor bu.Peki Türkiye’nin bu dönemine baktığında, ileriye ne devredilmesini istersin?Ben bundan sonra sözsüz bir isyanın olabileceğini düşünüyorum. Çünkü insanlar Gezi’de söze dair bütün imkanlarını kullanarak bütün dertlerini anlattılar. Gerçekten akıl almaz bir kelime haznesiyle, bir ifade zenginliğiyle her şeyi söylediler. Bunun üzerine söylenecek, yeni söylenecek, 'Eksik kaldı şunu da söyleyelim' denecek pek bir şey olduğunu zannetmiyorum.Gezi’nin şiddetinden şikayet edenler bence Gezi’deki insanları mumla arayacaklar. Çünkü tıpkı 1980’de olduğu gibi bu ülke sözcüklerini hızla unutmaya devam ediyor. Sözcüklerini unuttuğu için de düşünmeyi unutmaya devam ediyor.Ben bundan sonra gelecek isyanın sözsüz öfkeyle, nefretle dolu, öfkesinin nedeninin açıklamayı reddeden bir isyan olacağından korkuyorum. Pazarlık etmeyecek olan bir isyana dair endişelerim var.Çağıl Kasapoğlu | BBC Türkçe
Konya'da At Katliamı
Konya’nın Emirgazi ilçesi İkizli Köyü’nde akıllara durgunluk veren bir olay yaşandı. İddiaya göre İkizli köyü’nde yaşayanlar, ekinlerine zarar verdikleri gerekçesiyle, bir kısmı sahipli olan 12 tane atı, akşam saatlerinde kurşuna dizerek öldürdüKonya’nın Emirgazi ilçesine bağlı İkizli Köyü, vicdani sorumlulukları sorgulatan bir olayla karşı karşıya kaldı. Köylüler, bir kısmı sahipli, genelde sürü psikolojisiyle, birlikte dolaşan ve iddiaya göre ekinlerine zarar veren 12 atı, Pazar akşam saatlerinde kurşuna dizdi. Gece yarısı, yakın köylerden biri olan Öbektaş Köyü’nden bir vatandaş, durumu Emirgazi Jandarma ekiplerine, İlçe Tarım Müdürlüğü’ne ve Sivil Toplum Kuruluşları’nın temsilcilerine bildirdi. Olay yerine gelen Jandarma ekipleri, İlçe Tarım Müdürlüğü ekipleri ve Sivil Toplum Kuruluşları temsilcileri, olay yerinde incelemelerde bulundu. Biri hamile ve biri tay, 12 atı kanlar içinde bulan yetkililer, kurşunlama olayının geniş bir alanda yaşandığını gözlemledi. Hamile at, vurulmanın etkisiyle doğuma başlarken, ortaya içler acısı görüntüler çıktı. Diğer atlar olay yerinde hayatını kaybederken yaralı tay hayata tutunmaya çalıştı. Sivil Toplum kuruluşları yetkilileri, Jandarma ekipleri ve İlçe Tarım Müdürlüğü ekipleri araç bularak tayı, Selçuk Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi’ne getirdiler. Uzun süren tedavi ve ameliyat sonunda tay da kurtarılamadı.'İKİZLİ BU VEBALİ NASIL ÖDEYECEK?’Mevlana Doğayı ve Hayvanları Koruma Derneği (HAYDOSEV) Başkanı Gonca Cansoy, yaptığı açıklamada; “Bu bir vahşettir. Gecenin bir yarısı kalkıp gittik ve gördüğümüz manzara karşısında şoke olduk. 12 tane attan 11’inin cansız bedeniyle karşılaştık. 1 tay da ağır yaralıydı. Onu Selçuk Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi’ne getirerek tedavi altına alınmasını sağladık. Ama maalesef tayımızı da kurtaramadık. Bunu yapanlar cezasız kalmayacak. Masum canlara kıymanın bir bedeli olmalı. Bunu yapanlar cezalarını çeksinler. Biz de bunun için elimizden geleni yapacağız. İkizli köyü bu yaşanan vahşetin vebalini nasıl ödeyecek merak ediyoruz. Adalet yerini bulsun” şeklinde konuştu.Jandarma ekipleri, olay yerinde ve İkizli Köyü’nde geniş çaplı soruşturma başlattı.
Reklam
Hapishaneye Düşmüş 11 Ünlü Kadın ve İşledikleri Suçlar
Hapse girmek, neredeyse herkesin dünyada en çok korktuğu şeylerden biridir. Özgürlüğün bitmesi, düşük hayat koşulları, demir parmaklıklar arkasında geçen günler herkes için aşırı zor olsa da; oldukça lüks günler geçirmeye alışmış ünlü hanımlar için bu daha da garip bir travmaya dönüşebiliyor. Bir çok ünlü kadın birbirinden değişik suçlara imza atıp bu zorlu süreci yaşadılar. Kısa ya da uzun dönem hapishane ranzasında yatmış o 11 ünlü kadın;
‘Direnme Hakkı Evrensel Haktır, Zulme Teslim Olmak Bizim Kitabımızda Yoktur’
Partisinin grup toplantısında konuşan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, 'direnme hakkı evrensel bir haktır. Baskıya zülme karşı direnmektir. İnancımızda da vardır. Zulme teslim olmak bizim kitabımızda yoktur' dedi.Kılıçdaroğlu, parti grubunda yaptığı konuşmada hükümete yönelik sert eleştirilerde bulunurken, Şanlıurfa ziyaretinde gittiği bir çocuk hastanesinden fotoğrafları gösterdi.İşte Kılıçdaroğlu'nun konuşmasından satırbaşları:'MÜZEYYEN SENAR'A RAHMET DİLİYORUZ'Yanık Ömer'i onun kadar güzel yorumlayan ikinci bir sanatçı hiç görmedim. Olağanüstü güzel bir sesi vardı. Biz hep sanatçıları öldükten sonra anarız. Ama aslında sanat bir toplumun yaşam kalitesini belirleyen temel unsurdur. Hani büyük önder diyor ya 'sanatsız kalan bir toplumun hayat damarlarından birisi kopmuş demektir'Eğer sanatı yüceltirsek emin olun tasada ve kıvançta beraber olan bir toplumu yeniden inşa etmiş oluruz. Kendinizi bir sinema salonunda düşünün. Bir film oynuyor. Cinsiyetimiz inancımız ne olursa olsun. o filmi izleyenlerin tamamı beraber hüzünlenirler, sevinirler. O nedenle sanat bir toplumu kaynaştıran en önemli unsurdur. Sanata ve sanatçıya her zaman değer vermek zorundayız. Elbette ki sanatçı toplumun aykırı insanıdır. O bizim önümüzde yürüyen insandır. O nedenle onun aykırı düşüncelerine de hep beraber saygı göstermek durumundayız. Bilim insanları sanatçılar bir toplumun entelektüel birikimini yansıtır. Bu vesileyle bir kez daha Müzeyyen Senar'a Allah'tan rahmet diliyoruz.'MESAFEYİ SIFIRLAMAMIZ GEREKİYOR'Evvel ki hafta Bursa’daydım. Geçen hafta sonu Şanlıurfa’daydım. Şanlıurfa’ya gititm, sohbet ettim konuştum. Değişik alanlara mekanlara girdim. Bir gerçeği gördük. Elinizi uzattığınız zaman insanları kazanıyorsunuz. Sohbet ettiğiniz zaman kazanıyorsunuz. Siyasetçiyle vatandaş arasındaki mesafeyi sıfırlamamız gerekiyor. Onların yanında sorunlarıyla beraber çözüm önereceksiniz. Yanında duracaksınız. Beraber konuşacaksınız. Şanlıurfa’nın bir özelliği var tabi, peygamberler şehridir Şanlıurfa. Dünyanın en zengin kültürünü bağrında yaşayan bir şehirdir. Harran Ovası, Şanlıurfa’da. Göbeklitepe de Şanlıurfa’da. Bunların içinde Şanlıurfa ne durumunda?'SURİYELİLER 20 LİRAYA ÇALIŞIYOR'Sabahın erken saatinde amele pazarı denen bir yere gittik. Şanlıurfalılar orada iş bekliyorlar. Birisi gelecek diyecek ki 'Gelin sizi şu işte çalıştıracağım.' Kaç lira? 60 lira. Hepiniz iş buluyor musunuz diye sordum, hayır Suriyelilerden sonra iş bulamıyoruz. Neden iş bulamıyorsunuz? Çünkü Suriyeliler 20 liraya çalışıyor, biz nasıl 60 liraya nasıl çalışalım… İnsanları açıkça açlığa mahkum ediyorsunuz. 8 saat 10 saat önemli değil diyor, yeter ki 60 lira alalım evimize parayla gidelim. Bu bile mümkün değil. şu soruyu tüm Şanlıurfalı kardeşimin kendisine sormak istiyorum. Suriye’yle bizim bir kavgamız yok. Suriyeli vatandaşla da hiçbir kavgamız yok. Tam tersine akrabalarımız onlar bizim. O zaman tablo nedir? Sorumlu kimdir? Suriye’yi kan gölüne çeviren kimdir? Hangi siyasi iktidar bunu yaptı, açlığa mahkum etti. 60 lirayı bile elinizden aldılar. Bunu düşünmelerini istiyorum. Bu tablonun arkasında net açık Adalet ve Kalkınma Partisi’ni görecekler.'OY KULLANIRKEN...'Oradan ayrıldım hayvan pazarına gittim. Oturduk sohbet ettik, dertlerini dinledik. Yine Şanlıurfalı kardeşlerime sesleniyorum. Bana söyledikleri için buradan sesleniyorum. Hiçbir AKP milletvekili, 10 AKP milletvekili var. Hiçbir AKP milletvekili hiçbir milletvekili CHP dışında bugüne kadar hayvan pazarına gidip vatandaşlarla konuşup onların dertlerini dinlememiş. İlk giden genel başkan CHP genel başkanı. Perişan olduk, mahvolduk diyorlar. 'Suriye sınırına bu hükümet neden sahip çıkmıyor' diyorlar. 'Yol geçen hanına döndük' diyorlar. Şikayetlerini ediyorlar. Bende onlara şunu söyledim. Madem ki bugüne kadar 12 milletvekili verdiniz, bir vekili bile CHP’ye vermediniz, önümüzdeki seçimlerde oy kullanırken 'Elinizi vicdanınıza koyarak oy kullanın' dedim.'BU FATURAYI ŞANLIURFA ÖDÜYOR'Oradan yaş meyve sebze haline gittik. Sayın başkana teşekkürlerimi sunuyorum. Oradaki vatandaşlarla oturup konuştuk, dertlerini dinledik. Aynı sorun onlarda da var. oradan çocuk hastanesine gittik. Çocuk hastanesine gelmeden önce Suriye ile ilgili Şanlıurfa’yla ilgili konulara değerlendirmek isterim. Dört yıldır Suriye’de iç savaş var. Bir milyon 700 bin Suriyeli Türkiye’de mülteci. Bunun 250 bini Şanlıurfa’da yaşıyor. 20 liraya iş buluyorlar, Şanlıurfalı aç. Bu faturayı kim ödüyor, Şanlıurfalı ödüyor. Hiçbir Şanlıurfalı Suriye’nin iş içine karışmaktan yana değil, kavgadan yana değil. ben Şanlıurfalılara söz veriyorum, CHP’lilerin iktidarında Ortadoğu’ya barışı getireceğiz, Türkiye Cumhuriyeti olarak, ben de Başbakan olarak. Asla ve asla savaştan kavgadan yana olmayacağım. İnsanları silahlandırmadan yana olmayacağım. Suriye’ye de Irak’a da her tarafa barışı getireceğim'BABA OCAĞINA GERİ DÖN' DİYECEĞİZSuriyeli kardeşlerime diyeceğim ki, bir milyon 700 bin kardeşim, git kardeşim, baba ocağına geri dön, sana her türlü yardımı yapacağız. Sana şu ana kadar 5,5 milyar dolar harcadık, helali hoş olsun. Ama CHP iktidarında 'Suriye’ye huzur geldi, git kardeşim kendi ülkende çalış diyeceğiz.'Sadece ihracattan Şanlıurfa’nın kaybı 81 milyon dolar, iş adamları perişan, esnaf da perişan. Bakın protesto edilen senet… Yüzde 21. 62 milyon, 62 trilyon Şanlıurfa’da. Türkiye ortalamasının iki katı. Niye protesto edilir, ödenemediği için. Adamın maddi gücü yerinde olsa ödemez mi, demek ki ödeyemiyor. Demek ki sıkıntı var. bu iktidar çözer mi? Hayır çözemez. Bu iktidarın zaten kendisi sorunun kaynağıdır. Çözümün odağı ve kaynağı CHP’dir herkes bilsin.'BİRİ SORUNLARINIZI DİLE GETİRDİ Mİ?'Ben diyorum bunların işi başka. Bunlar ayakkabı kutularını koruyorlar, vatandaşın derdiyle mi ilgilenecekler? GAP için özel kanun çıkardılar. İşsizlik sigortası fonundan da para aldılar. Onu da başka yerde harcadılar. GAP hala su bekliyor. O zaman sormak gerekir. 12 milletvekili verdiniz Şanlıurfalılar, birgüne bir gün bir milletvekili oy verdiğiniz milletvekili bir gün çıkıp da Şanlıurfa’nın sorunlarını dile getirdi mi? Hiç kimse getirmedi. Bizim bir milletvekilimiz bile yok, ama biz sorunlarınızı burada adam gibi söylüyoruz. O sorunları çözmek için de size söz veriyoruz.Elektrikle ilgili şöyle bir sorunu var Urfalı çiftçinin. 'Devlet elektrik getirmişse 24 kuruştan' alıyorum diyor. Ama su yoksa, kuyuyu kazıyorum, elektrik hattını ben çekiyorum, benden de 90 kuruş alıyor. Niye alıyor diyor, 'beni niye cezalandırıyorum' diyor. Elektrikse masrafı ben yapmışım, o zaman benim elimi kolumu niye bağlıyorsun? Bunların görevi budur zaten. Bunlar vatandaşı sorunun içine atarlar. Sonra da ellerini havada tutarlar, bunlar sana el uzatmazlar. Sana uzanacak el halk partisinin elidir, CHP’nin elidir. Biz senin sorununu bire bir biliyoruz, yaşıyoruz.'İŞTE DEVRİMİNİZ BU?'Oradan çocuk hastanesine gittik. Size iki fotoğraf göstereceğim. Bu çocukların yattığı iki oda. Odalar altı metrekare. Odalarda 9 çocuk ve anneleri beraber tedavi görüyorlar. Diyorlardı ya sağlıkta devrim yaptık. İşte devriminiz bu sizin. Anneler diyor ki çocuklar zaten burada hasta olur. Hekimler yer yok diyorlar. Buradan özellikle bu hastanelerde çalışan, bütün hekim kardeşlerime ve sağlık çalışanlarına yürekten teşekkür etmek isterim. Onları hep beraber alkışlayalım. Kişi başına düşen doktor sayısında Şanlıurfa 81’nci sırada en geride.
Reklam