onedio
34. İstanbul Film Festivali Onur Ödülleri Sahipleri Belli Oldu
İstanbul Film Festivali tarafından her yıl sinemaya gönül ve emek veren isimlere takdim edilen Sinema Onur Ödülleri sahipleri belirlendi.34. İstanbul Film Festivali Sinema Onur Ödülleri yönetmen ve yapımcı Yılmaz Atadeniz , müzisyen Cahit Berkay , oyuncu Nebahat Çehre, senarist ve yönetmen Safa Önal ve oyuncu Süleyman Turan ’a takdim edilecek. İstanbul Film Festivali’nin Sinema Onur Ödülleri , 3 Nisan Cuma gecesi Lütfi Kırdar Sergi ve Kongre Sarayı’nda gerçekleştirilecek 34. İstanbul Film Festivali Açılış Töreni’nde takdim edilecek.
Rus Mafya Babalarına Ait Akıllara Zarar 18 Mezar Taşı
Aşağıdaki fotoğraflar, Organizatsiya'nın (Rus mafyası) kendine has bir kültür geliştirdiğinin adeta anıtsal kanıtları. Bu pahalı ve görkemli mezar taşlarını hangi maksatla yaptırdıklarını bilmiyoruz. Ölenlerin hatıralarına saygı ya da bir meydan okuma aracı olabilirler. Belki her ikisi de... Ne var ki, oldukça dikkat çekiciler.
Ankara-Erivan İlişkileri Yeniden Buzdolabında
Türkiye ile Ermenistan arasındaki protokollerin geçerliliğini tamamen yitirmesi, iki komşu ülke arasındaki yakınlaşma çabalarını yeniden rafa kaldırdı. Uzmanlar, gelişmeleri DW Türkçe'ye değerlendirdi.Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan'ın Türkiye-Ermenistan arasında 6 yıl önce imzalanan protokolleri Ermenistan Parlamentosu'ndan geri çekmesiyle Türkiye-Ermenistan arasındaki yakınlaşma çabaları bir kez daha donmuş oldu. İki komşu ülke arasındaki normalleşmenin yakın zamanda gerçekleşmesinin mümkün olmadığını dile getiren uzmanlar, Ermenistan'ın Rusya ile Türkiye'nin ise Azerbaycan ile yakın ilişkilerinin çözümün önündeki en büyük engeller olduğu görüşünde.Ankara ve Erivan arasındaki ilişkiler, bir kez daha tamamen durma noktasına geldi. İki ülke arasındaki sorunların ortadan kaldırılması ve ilişkilerin normalleştirilmesi amacıyla 2007 yılında İsviçre'nin arabuluculuğu ile başlatılan süreç, 10 Ekim 2009'da “Diplomatik İlişkilerin Tesisi Protokolü” ile “İkili İlişkilerin Geliştirilmesi Protokolü”nün imzalanması ile yeni bir aşamaya girmişti.Sarkisyan protokolleri geri çektiBu protokol ile iki ülke arasında 'ortak sınırların açılması', 'iki ülkenin dışişleri bakanları başkanlığında, hükümetler arası komisyon ve alt komisyonlarının çalışma kurallarını hazırlamak üzere bir çalışma grubunun oluşturulması' ve 'hükümetler arası komisyonun ilk toplantılarının düzenlenmesi' kararlaştırılmıştı. Ancak geçen süre zarfında her iki ülkenin tutumu, protokollerin 2010 itibariyle dondurulmasına neden olmuştu.'Ermeni soykırımı' tartışmaları devam ederken 1915 olaylarının 100'üncü yılına denk gelen 2015, iki ülke ilişkilerinin daha da sertleşmeye başladığı bir yıl oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 24 Nisan'da Çanakkale Savaşları'nın 100'üncü yıldönümü dolayısıyla düzenlenecek törenlere Ermenistan'ı da davet etmiş, ancak Sarkisyan'dan olumsuz yanıt almıştı. Ermenistan'ın dondurulmuş bulunan protokolleri ulusal meclisinden geri çekmesi ile de iki ülke arasındaki çözüm umudu bir kez daha rafa kalkmış oldu.“Protokoller ölmüş tü, şimdi gömüldü”Deutsche Welle Türkçe'ye konuşan Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cengiz Aktar, protokollerin ne Türkiye ne de Ermenistan için anlamı kaldığını belirterek, “Protokoller çoktan ölmüştü. Şimdi gömülmüş oldu” diyor. Ermenistan'ın üzerindeki Rusya etkisinin neredeyse hukuki bir hal aldığını dile getiren Aktar, “Rusya şu anda Türk-Ermeni ilişkilerin gelişmesi konusunda herhangi bir girişimde bulunmuyor. Ermeni tarafı da Türkiye'den 2015 dolayısıyla daha mutedil bir açıklama gelmeyeceğine karar verdi. Erdoğan'ın 24 Nisan daveti de rencide edici bulundu” diye konuşuyor.Türkiye'nin ise seçim ortamı nedeniyle iç politikada Ermenistan ile ilgili yumuşak bir adım atmaktan çekindiğini ifade eden Aktar, “Öte yandan Azerbaycan'ın sert tavrı da Türkiye'yi Ermenistan'la ilişki kurmaktan alıkoyan bir faktör. Önümüzdeki 10 yıl boyunca radikal bir değişiklik olmadıkça, Türkiye ve Ermenistan ilişkilerinde bir ilerleme olmayacak” değerlendirmesinde bulunuyor.“ İki tarafın da kaybettiği oyun”Her iki tarafın da ilişkilerin geliştirilmesi için bazı önerilerde bulunduğunu ancak bu önerilerin ilişkilerde iyileşmeden çok gerilimi artırdığını öne süren Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Beril Dedeoğlu da “Ermenistan kendi söylemini uluslararası siyasette dinamik tutmak isterken, Türkiye de hiçbir şey yokmuş gibi davranmayı tercih ediyor” yorumu yapıyor.Türkiye'nin Ermenistan'a yönelik somut adımlar atmamasının arkasında Azerbaycan ile kurduğu güçlü ilişkilerin olduğuna dikkat çeken Dedeoğlu, “Öte yandan bölgede Rusya'nın dahil olmadığı bir yakınlaşmaktan söz etmek mümkün değil. Taraflar jest olarak değerlendirilebilecek küçük adımlar bile atmıyor. Örneğin karşılıklı acıların paylaşılması veya ticaret kanallarının açılmasına dönük adımlar atılabilir. Ama her iki taraf da bu yakınlaşmanın siyasi sonuçlarından çekiniyor. Bu, iki tarafın da kaybettiği bir oyun” diye konuşuyor.Dedeoğlu'na göre, mevcut durumda Türkiye dış politikada Ermeni sorunu üzerinden baskı görmeye, Ermenistan ise Rusya'nın güdümünde kalmaya devam edecek.“Azerbaycan ile ticari ilişkiler belirleyici”İstanbul Kültür Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mensur Akgün ise küresel güçlerin Türkiye-Ermenistan yakınlaşmasına ilgisiz davrandığına dikkat çekiyor. ABD, Avrupa Birliği ve Rusya'nın iki ülkenin yakınlaşması için herhangi bir girişimde bulunmadığına işaret eden Akgün, “Şu anda tüm güçlerin farklı ajandaları var. Açıkçası Türk-Ermeni ilişkilerini gündemine alan herhangi bir ülke yok” diyor.Tarafların yakınlaşmasındaki en kritik ülkenin Azerbaycan olduğunun altını çizen Akgün, “Azerbaycan ile duygusallığın ötesinde çok büyük finansal ve ticari ilişkiler var ve bu ilişki her geçen gün gelişiyor. Oysa Ermenistan ile ilişkilerin ticari açıdan da kayda değer bir getirisi olmayacak Türkiye için. Azerbaycan doğalgaz ve petrol kaynakları ile yatırım iklimi ile Türkiye açısından çok daha önemli” diye konuşuyor.Avrupa ülkelerinin de Azerbaycan ile ticari açıdan güçlü bağları olduğunu hatırlatan Akgün, “Dolayısıyla protokollerin gündemden düşmesi ya da 1915'in yüzüncü yılında herhangi bir yakınlaşmanın sağlanmaması, kimseyi çok fazla rahatsız etmiyor. Şu aşamada tüm girişimler durdurulmuş gözüküyor. Kimse Azerbaycan'a rağmen bir çözümü zorlamak istemiyor” değerlendirmesi yapıyor. Türkiye'nin 7 Haziran seçimleri sonrasında Ermenistan'a yönelik yeni bir olumlu hava yakalayabileceğini ifade eden Akgün, “Tüm sıkıntılara rağmen Türkiye'de artık Ermeni soykırımı bir tabu olmaktan çıktı. Bu konuda tartışmalar yapılabiliyor. Bir normalleşme var. Ama yine de iki ülkenin ilişkileri açısından yakın zamanda bir mucize beklememek gerekiyor” diyor.Aram Ekin Duran | Deutsche Welle Türkçe
Almanya Polis Sendikası Başkanı: 'Türkiye’de Yapılanın AB’yle, Almanya’yla Alakası Yok'
Almanya Polis Sendikası Başkanı (DPolG) Rainer Wendt, Türkiye’de olanların, yapılmak istenenlerin AB normlarıyla ve Almanya’daki emniyet standartlarıyla alakası bulunmadığını söyleyerek, “Eylemlerde emri veren kimse sorumluluğu o taşır” dedi.TMBB’deki görüşmeleri ‘kanlı’ geçen ‘İç Güvenlik Paketi’öncesinde AKP milletvekillerine bir bilgi notu gönderilmiş, düzenleme için “AB müktesebatına da uygun” ibaresi kullanılmıştı.Hatta bu yazıda “Avusturya, İtalya, Almanya ve İngiltere gibi ülkelerde her kolluk personeli doğrudan kişinin üstü, eşyası ve aracında arama yapma yetkisine sahiptir. Kimseden izin almasına da ihtiyaç yoktur. Yapılan düzenlemenin, AB müktesebatına uygun olmasının da ötesinde, sınırlama, denetim ve tutanak düzenleme zorunluluğuna tabi tutulmasıyla, AB standartlarından da daha demokratik ve etkin bir denetim ve  uygulama hayata geçirilmektedir”denilmişti.Biz de konuyu ‘örnek’ gösterilen Almanya’nın Polis Sendikası Başkanı (DPolG) Rainer Wendt’le konuştuk.Sayın Wendt, Türkiye’de yeni bir yasal düzenleme Meclis’te. Polisin yetkilerini genişleten bu yasal düzenleme için Almanya’nın model alındığı söyleniyor. Duydunuz mu?Hayır, duymadım, ama Almanya’yı model almalarına sevinirim. Böylece özellikle son yıllarda gördüğümüz hoş olmayan görüntüler azalır umarım.Düzenelemde ‘Polisin gözaltına alma yetkisi 48 saate kadar uzatılabilecek. Bu özellikle toplanma ve gösteri oalylarında polisin elini güçlendirecek’ deniliyor. Almanya’da bu nasıl? Mesela hangi durumda polis göstericiyi gözaltına alabilir?Eğer bir gösteride şiddet olayları meydana gelirse, yani suç işlenirse, örneğin molotofkokteyl, taş veya benzeri şeyler atılırsa bu kişiler elbette ki gözaltına alınır, ancak hemen savcılığa gönderilir ve savcı karar verir. Bu kişi gözaltında kalır mı yoksa salınması mı gerekir karar verilir.Türkiye’deki tasarı, polisin şahıs veya araç aramalarında da yetkilerini genişletecek. Somut bir şüphe olmaksızın şahıs ve araç araması yapabilecek. Almanya’da bu uygulamada yetkileriniz neler?Almanya’da böylesi bir şey mümkün değil. Almanya’da polis araçları sadece trafik kontrolünde durdurabilir, suç takibi kapsamında araç arama yetkisi yok. Sadece ve sadece suç islendigine dair somut bir şüphe varsa polis harekete geçer, kendi kendine arama yapması mümkün değil. Konut aramalarına gelince; öyle bir yetkimiz zaten yok. Sadece bir mahkeme kararı üzerine polis, ev veya işyerlerinde arama yapabilir.Almanya’da polisler ‘gerilim giderme’ dersi alırKısaca bir de polisin eğitimine bakalım. Almanya’da polislik eğitimi nasıl?Almanya’da polislik eğitimi zor bir eğitim, temelden başlanıyor. Bizde polis olurken sadece teknik öğretilmiyor. Birçok yasal düzenlemeyi de okumak ve öğrenmek zorunda polis. Böyle olması da iyi. Ayrıca eğitim sürecinde polis adaylarının sosyal yargı yetisi kazandırılmasına çalışılıyor, çevresiyle iletişim kurma yeteneği geliştiriliyor.Polis, gerilimi giderme, yani ‘deeskalasyon’ prensibiyle hareket etmek üzere yetiştirilir. Sonra çok kültürlülüğe hassasiyet kazanmasına dikkat edilir, o konuda yeteneği geliştirilir. Ayrıca polis, vatandaşın polisidir, bizler polis olarak kendimizi vatandaşın üzerinde bir yerde görmeyiz, öyle bir yerde durmamayı da öğreniriz eğitimde. Vatandaş bizim partnerimizdir, biz ona sadece güvenli biçimde yaşam için destek sunarız.Almanya’da polis başbakan veya bakanların polisi değildirTürkiye’de AKP hükümeti, yeni tasarıyla Almanya ve Fransa’yı model aldığını söyleyerek polisin yetkilerini genişletiyor, oysa genişletilmemiş yetkisiyle bile polisin şiddet uyguladığı yönünde Almanya da dahil Avrupa, Ankara’yı sert biçimde eleştirdi. AKP hükümeti ise “Polis şiddeti Avrupa’da da var” diyor, var mı?Türkiye’de olanların, yapılmak istenenlerin AB normlarıyla ve Almanya’daki emniyet standartlarıyla alakası yok. Öncelikle Almanya’daki polis, Türkiye’deki paramiliter yapıya sahip ve şimdiye kadar orduya bağlı olan jandarmadan çok farklı mesela. Şimdi de jandarma doğrudan Türkiye İçişleri Bakanlığı’na bağlanıyormuş. İlk bakışta bu sivilleşme gibi görünse de, askeri polisin bir parti polisine dönüşmesinden, iktidar tarafından yönlendirilmesinden başka bir şey değil.Almanya’da polis bambaşka işliyor. Almanya’da polisin başında hükümetlerden bağımsız üst düzey memurlar var. Evet Almanya’da da polis, Federal Meclis ve Federal Hükümet tarafından denetlenir, ama onların hiçbirinin polise müdahale etme yetkisi yoktur. Almanya’da ne bir bakan, ne üst düzey bir yetkili, polisin bir operasyonuna, çalışmasına ya da soruşturmasına müdahale edebilir.Almanya‘da başbakan ya da bir bakan gidip de bir savcının soruşturmasına karışmaz, onu etkilemeye kalkışmaz, müdahale etmesi mümkün değil. Almanya’da yasama, yürütme ve yargı çok katı biçimde birbirinden ayrılır. Ve polis de hiçbir partiye itaat etmez, orduya itaat etmez, emir almaz, sadece yasal düzenlemelerde ne yazıyorsa ona bakar, bir politikacının da komandosu da değildir.Bizde kuvvetler ayrılığı çok açık ve netTürkiye’de Gezi eylemleri sırasındaki sert müdahaleler yapılmış, sonrası dönemin başbakanı Erdoğan “Emri ben verdim” demişti. 95 bin polisi temsil eden bir sendikanın başkanı olarak böylesi şeyler duyduğunuzda ne hissediyorsunuz?Bu korkunç bir şey. Almanya’da bir başbakan polise emir verecek, mümkün değil, olmaz öyle şey. Dedim ya bizde kuvvetler ayrılığı çok açık ve net. Polisin siyasi idaresi içişleri bakanlığındadır, ama bakan hiçbir zaman polisin görevine müdahale edemez, konuyu uzmanına bırakır, yoksa siyasi polis teşkilatı oluşur ki biz böyle bir sistemi onaylamıyoruz. O nedenle de kimin iktidarda olduğuna bakmadan, polis, sadece elindeki yasal düzenlemelere bağlı çalışır.Politikacı polise emir vermez, yasa yapar, polis de yasaları izler. Almanya’da hiçbir politikacı bunu yapmıyor, yapmaz da, çünkü bu akıllıca olmaz. Zira kuvvetler ayrılığı ihlal edilmiş olur ki bu da anayasayı çiğnemek anlamına gelir. Mahkemeler bağımsız karar verir, hakimler politikacının ne dediğine bakmaz. Polis yasaları izler, yasayı da politikacı yapar. Bu nedenle Türkiye‘de olanlar Almanya ile uzaktan yakından alakalı değil. Bir de Almanya‘yı örnek aldıklarını söylemeleri tamamen yanlış.
CHP, Obama'nın Seçim Stratejisti ile Anlaştı
CHP, 2008'deki ABD Başkanlık seçimlerinde Barack Obama'ya Başkanlık yolunu açan strateji şirketi ile anlaştı.CHP'nin Tanıtım ve Halkla İlişkilerden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Bekaroğlu, Hürriyet'e yaptığı açıklamada, CHP'nin Benenson Strateji Group ile anlaştığını söyledi.Hürriyet'ten Zeynep Gürcanlı'nın haberine göre Bekaroğlu, şirketin 7 Haziran seçimleri öncesinde CHP için alan araştırması yapacağını, sonuçları yorumlayıp, CHP'nin seçim stratejisine katkıda bulunacağını bildirdi.Bekaroğlu, 'Amerikalılar CHP'nin seçim stratejisini belirlemeyecekler. Ancak yapacakları ya da Türkiye'deki bazı şirketler aracılığıyla yaptıracakları alan araştırmaları ile, yurttaşların CHP'den beklentilerini belirleyecekler. CHP'nin hedef kitlesi kim olduğu, partiden neler beklediklerini, bu hedef kitlenin partiye nasıl yöneltilebileceği üzerinde çalışacaklar. Strateji oluşturulmasında CHP'nin yetkili kurumlarına yardımcı olacaklar' dedi.'STRATEJİYİ AMERİKALILAR BELİRLEYECEK DEĞİL'Bekaroğlu, CHP'nin ideolojisinin, politikalarının partinin yetkili kurumlarında belirleneceğini, ancak seçim öncesi alan çalışması konusunda Benenson Strategy Group'tan destek alınacağını kaydederek, 'Bu şirket, alandan gelen bilgileri yorumlamakta oldukça iyi. Biz de bundan yararlanacağız' dedi.'STRATEJİ BELİRLENECEK, REKLAMCI DA SÖYLEMİ OLUŞTURACAK'CHP yetkili kurullarının, Amerikalı strateji grubunun katkısıyla, seçim stratejisini belirlemesinin ardından, reklam şirketlerinin de bu strateji çerçevesinde söylemi oluşturacağını kaydeden Bekaroğlu, reklam alanında ise Ali Taran'la çalışılmasının büyük ihtimal olduğunu kaydetti.Bekaroğlu, 'Zaten kendi oluşturduğumuz bir reklam grubumuz var. Ayrıca Ali Taran'la da henüz anlaşmayı imzalamadık ama imzalamaya çok yakınız' dedi.BENENSON STRATEGY: OBAMA'YLA ÇALIŞAN ŞİRKETMerkezi New York olan Benenson Strategy Group, alanda kamuoyu araştırması yapılması ve bunların yorumlanmasında uzman bir strateji şirketi.Benenson Group, adını 1996 yılında Bill Clinton'un ABD Başkanlık seçim kampanyasında ilk olarak adını duyurdu. Şirket, 2008 yılında o dönemde senatör olan Barack Obama'yı ABD Başkanlığı'na taşıyan seçim stratejisindeki katkısıyla kamuoyunda adından söz ettirdi.ABD'de özellikle senato seçimlerinde adaylar için yaptığı araştırmalar ve oluşturduğu seçim stratejilerinde uzman olarak bilinen şirket,  ABD dışında da Tayland, Malezya gibi ülkelerde de seçimlerde adaylar ya da partiler için seçim stratejileri oluşturulmasında çalıştı.HILLARY CLINTON DA BENENSON İLE ÇALIŞIYORABD'de 2016 seçimlerinde Demokrat Parti'den Başkan adayı olması beklenen eski Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'un da Benenson ile anlaştığı daha önce açıklanmıştı.
Reklam
2014'te 118 Bin 14 Kadın Şiddet Gördüğü İçin Polise Başvurdu
Türkiye'de geçen yıl 118 bin 14 kadın şiddet gördüğü gerekçesiyle polise başvurdu. Halen 24 bin 444 kadına geçici koruma tedbiri uygulanıyor. Şiddet gören 125 kadın kimliğini değiştirdi.Mersin'in Tarsus ilçesinde üniversite öğrencisi Özgecan Aslan'ın öldürülmesinin ardından kadına yönelik şiddet ve bunun önlenmesine ilişkin çalışmalar yeniden gündeme geldi.Emniyet Genel Müdürlüğünün verilerine göre, 2013 yılında 82 bin 205 kadın şiddet gördüğü gerekçesiyle polise başvurdu. Geçen yıl şiddet gördüğü gerekçesiyle polise başvuran kadın sayısı 2013'e göre 35 bin 809 arttı ve 118 bin 14'e çıktı.Geçen yıl 77 bin 288 kadın hakkında 'geçici koruma tedbir kararı' alındı.Halen  38 kadın 'yakın koruma', 24 bin 406 kadın 'çağrı üzerine koruma kararı' olmak üzere, toplamda 24 bin 444 kadın için geçici koruma tedbiri uygulanıyor.Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında verilen koruma kararları gereğince, Şubat 2013'ten bu yılın Ocak ayı sonuna kadar, şiddete uğrayan 125 kadın kimliğini değiştirdi.Sarp Özer - Serdar Açıl, AA
Reklam
Carmelo Anthony Sezonu Kapattı
New York Knicks'in yıldızı Carmelo Anthony, sezonun geri kalanında forma giyemeyecek.NBA takımlarından New York Knicks'in yıldızı Carmelo Anthony, sol dizinden geçireceği operasyon nedeniyle sezonun geri kalanında forma giyemeyeceğini açıkladı. Anthony'nin bu kararı almasında, bu sezon beklentilerin çok altında kalan New York Knicks'in playoff şansını yitirmesi de etkili oldu.Birkaç aydır sol dizindeki ağrılara rağmen sahaya çıkan Anthony, geçtiğimiz haftasonu New York'ta oynanan All-Star maçında da 30 dakika sahada kalmıştı. New York Knicks, bu sezon Anthony'nin oynamadığı 13 maçta hiç galibiyet alamazken, geri kalan maçlarda 10 galibiyet, 30 mağlubiyetlik bir derece elde etti. Knicks 10-43'lük derecesiyle NBA'deki en kötü galibiyet yüzdesine sahip takım konumunda bulunuyor.Eurosport
Dünyanın En Büyük 10 Türü
etiket
Milyonlarca yıl önce Dünya üzerinde şu an fosil yakıtları olarak kullandığımız binlerce hayvan türü yaşıyordu. Bu videodaki hayvanlar arasında; şu ana kadar yaşamış uçabilen en büyük böcek türü, en büyük eklem bacaklı, en büyük yılan türü olan titanoboa, karada yaşamış en büyük yırtıcı dinozor olan Spinosaurus, köpek balıklarına benzeyen ve okyanuslarda yaşamış en büyük yırtıcı olan megalodon, yaşamış en büyük kara canlısı olan amphicoelias veya tüm dünya'da yaşamış ve hala yaşıyor olan en büyük hayvan olan mavi balina vardır.
EPDK, Akaryakıtta Tavan Fiyat Uygulama Kararı Aldı
Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK), akaryakıtta yeniden tavan fiyat uygulama kararı aldı.EPDK'dan yapılan yazılı açıklamada, 'Kurumumuz bugünkü kurul toplantısında, dağıtım şirketlerinin akaryakıt fiyat oluşumlarında belirlenen fiyat metedolojisine uymamaları nedeniyle, 5015 Sayılı Petrol Piyasası Kanunu ilgili hükümleri gereğince tavan fiyat uygulama kararı almıştır. Alınan karar Resmi Gazete yayımlanmasına müteakip yürürlüğe girecektir. Kurul kararı gereği benzinde rafineri çıkış fiyatının üzerine eklenecek marj 34 kuruş/litre, motorinde ise rafineri çıkış fiyatının üzerine eklenecek marj 37 kuruş/litre olarak sınırlandırılmıştır. Bu şekilde pompa fiyatında 9-10 kuruş/litre mertebesinde indirim oluşmaktadır' denildi.DHA
Reklam
Denizli'de Kaybolan Pilot Üsteğmen'den Kötü Haber
Büyük Menderes Nehri'nde 16 gün önce botun alabora olması sonucu kaybolan Pilot Üsteğmen Burak İz'in cesedi bulundu.Denizli'nin Sarayköy ilçesi'nde, ördek avlamak için gittiği Menderes Nehri'nde bindiği lastik botun ağaç dalına takılıp devrilmesi sonucu kaybolan Kara Pilot Üsteğmen Burak İz'in cesedi, kaybolduğu yere 15 kilometre meseafedeki Feslek Regülatörü'nde bulundu.Arama kurtarma ekiplerince, botun alabora olduğu bölge ile Buharkent ilçesindeki Feslek Regülatörü civarındaki çalışmalara bu sabah tekrar başlandı. Kıyı şeridini kontrol eden jandarma ekipleri regülatör bölgesinde su yüzeyine çıkan cesedi fark etti.Üsteğmen Burak İz'in cesedi Denizli Büyükşehir Belediyesi ve AFAD ekipleri tarafından kıyıya çıkarıldı. Cenaze aracına konulan İz'in cesedi, savcılık incelemesi için Buharkent'teki sağlık merkezine götürüldü. Denizli'nin Sarayköy ilçesinde 3 Şubat'ta, Büyük Menderes Nehri'ne açılan botunun alabora olması sonucu Kara Pilot Üsteğmen Burak İz kaybolmuş, üç kişi ise kendi imkânlarıyla kurtulmuştu.Ajanslar
'Kod Adı: K.O.Z.' Gişede Hayal Kırıklığı Yarattı
Gezi eylemleri ve 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonlarını iktidarın gözünden anlattığı yorumları yapılan ‘Kod Adı: K.O.Z.’ filmi gişede beklediği başarıyı yakalayamadı. Filmin yönetmeni Celal Çimen’in Recep İvedik’in rekorunu kırma hayalleri de suya düştü.13 Şubat’ta vizyona giren film, Box Office Türkiye’nin açıkladığı rakamlara göre ilk üç günde sadece 127 bin 743 kişi tarafından izlendi. Amerika’da film eleştirmenlerinin yerden yere vurduğu ‘Grinin 50 Tonu’ filmi, Kod Adı: K.O.Z.’u ikiye katlayarak 13-15 Şubat tarihleri arasında 292 bin 492 kişiye ulaştı.315 kopyayla tüm Türkiye’de gösterime sokulan filmin yönetmeni Celal Çimen, vizyon öncesinde 1 milyon seyirci hedefini mütevazı bulmuş ve Şahan Gökbakar’ın 7 milyon 369 bin kişi tarafından izlenen Recep İvedik 4 filmini geçeceklerini iddia etmişti.Ancak Türkiye rekorunu elinde bulunduran Recep İvedik 4 filmi ilk üç günde 1 milyon 641 bin 474 seyirciye ulaşmıştı.Ücretsiz gösterimTaraf yazarı Hayko Bağdat’ın Twitter hesabından paylaştığı görselde, Sinema X adlı bir salondaki film afişinin üzerinde, “18-25 Şubat tarihleri arasında tüm halkımıza ücretsizdir” ibaresinin yer aldığı görülüyor.Diken
River Plate, Libartadores Kupası Maçına Cinsel Gücü Artırıcı İlaç ile Çıkacak
Arjantin'in dünyaca ünlü kulübü River Plate, Libartadores kupasında bu gece sabaha karşı Bolivya'nın San Jose takımı ile oynayacağı karşılaşmaya cinsel gücü artırıcı hap desteği ile sahaya çıkma kararı aldı.Kulüp doktoru Pedro Hansing, River Plate'nin San Jose karşısına deniz seviyesinden 3 bin 700 metre yükseklikte bulunan bir statta bu maça çıkacağına dikkat çekerek futbolcuların nefesini açmak için onlara cinsel gücü artırıcı bir kokteyl hazırladığını söyledi. Doktor Hansing La Red radyosuna yaptığı açıklamada, Bolivya'da sadece rakibe karşı değil bulunduğumuz seviyede oksijene karşı da mücadele edeceklerini vurgulayarak bu ilacın bu bağlamda kurtarıcı rol oynayabileceğine işaret etti.Arjantin basını FIFA'nın futbolcular arasında cinsel gücü artırıcı ilaç kullanımına karşı herhangi bir yaptırımı olmadığını ve bu ilacın doping listesinde göstermediğini yazdı.Kaynak: DHA
Reklam
Diyet Yapanların ve Canan Karatay'ın Kesinlikle Bakmaması Gereken 14 Fotoğraf
Manzara ve reklam fotoğrafçısı Carl Warner uzun yıllardır aynı tarz fotoğrafları çekmekten sıkılınca, yeni bir arayışa girmiş ve 'Yemek Manzaraları' anlamına gelen 'Foodscapes' adını verdiği çalışmalarına başlamış. Sanatçının benzersiz çalışmalarına aşina olanlar hemen hatırlar. Warner daha önce:  Soğan, maydanoz, biber ve mısırlarla dünyanın yedi harikasından biri olan Hindistan'daki Tac Mahal'i; karpuz, brokoli ve kepekli ekmeklerle de İngiltere'nin başkenti Londra'yı inşa etmişti. Bu kez de yeni çalışmaları ile döktürmüş. Beğeneceğinizi umuyoruz.
3D Yazıcılar Yaygınlaşıyor
Üç boyutlu malzemelerin basılmasını sağlayan 3D yazıcılar, organ basımından yemek üretmeye kadar birçok alanda kullanılmaya başlanıyor. Üç boyutlu baskı alabilen yazıcıların geçmişi 1980'li yıllara kadar dayanıyor. Önceleri büyük, pahalı ve ağır olan bu cihazların temel görevi genelde plastik benzeri malzemeler kullanarak çeşitli araçlar üretmekti. Temel mantığı kağıt üzerine baskı yapan yazıcılarla aynı olan 3D yazıcılarda mürekkep yerine farklı materyaller kullanılıyor. Kağıt basan sürümlerine göre bir diğer fark ise baskıların 3 boyutlu yapılabilmesi. Zamanla ve teknolojinin yardımı ile küçülen, fiyatları ucuzlayan ve tabana yayılan bu cihazlar günümüzde yurtdışında birçok alanda kullanılıyor. Halen az sayıda üretilmesi gereken endüstriyel parçalar için kullanılsa da 3D yazıcıların geleceği parlak görünüyor. Üretim anlamında devrim getirecek özellikleri bulunan 3D yazıcılar birçok anlamda endüstriyel üretim tekniklerini değiştirebilecek potansiyele de sahip. Şimdilik ağırlıklı olarak polikarbon ve türevlerinde malzemeler kullanan yazıcılar ağırlıklı olarak üretiliyor olsada, çikolata basabilen, canlı dokuları baskı malzemesi olarak kullanan henüz geliştirme aşamasında olan yazıcılar da var.Fiyatlar değişkenGünümüzde 300-500 dolardan başlayıp birkaç bin dolara kadar satılan 3D yazıcılar bulunuyor. Yazıcıların fiyatı baskı teknikleri, kullandıkları malzeme ve karmaşıklıklarına göre değişiyor. Yazıcıların büyük bir çoğunluğu yurtdışında üretiliyor. Birkaç örnek de olsa Türkiye'de 3D yazıcı üretimi yapan firmalar var. Ancak bunların çoğu endüstriyel alanda kullanılan ürünler. Tabaka mantığı ile çalışan yazıcılarda baskı alınabilmesi için basılacak şeklin 3 boyutlu halinin dijital sürümünün hazırlanması gerekiyor. Bu tarz 3 boyutlu dökümanların büyük bir kısmı internette bulunabiliyor. Ancak spesifik bir parça baskısı almak için bu parçanın üç boyutlu halinin bulunması gerekiyor. Birçok alet ve parça üretilebiliyorÖzellikle büyük bir makineye ait tek bir parçanın üretilmesinin maliyetli ya da mümkün olmadığı durumlarda 3D yazıcılar kullanılıyor. Ağırlıklı olarak polikarbon malzeme kullanan bu yazıcılarda geçtiğimiz günlerde ön ayakları olmayan bir köpek için protez bacak üretilmişti. Benzer şekilde insanlar için de protez uzuv, aparat ya da benzeri parçalar üretilebiliyor.Karmaşık üretim yapılamıyor3D yazıcılar üretim tekniği olarak katman mantığına sahip olduğu için içinde elektronik, mekanik ya da benzeri farklı materyallerin bulunduğu nesneleri basamıyor. Bilim insanları ve mühendisler bu konu üzerinde çalışıyor olsa da henüz karmaşık ve farklı malzemelerden üretilen nesneler basabilen yazıcılar bulunmuyor.Organların basımı gündemdeBilim insanlarının 3D yazıcıları organ basma amaçlı kullanmak üzere yaptığı çalışmalar devam ediyor. Japonya'da yapılan çalışmanın sonuçlarına göre önümüzdeki 3 yıl içinde canlı hücreler 3D yazıcılarda basılıp organ haline getirilecek. Tokyo Hastanesi Üniversitesi'nde yapılan çalışmalar sonuç verirse kulak ve benzeri nisbeten basit yapıya sahip organlar yazıcılardan basılabilecek.Yiyecek baskısı3D yazıcıların bir diğer kullanım alanı ise yiyecek basmak. Üzerinde çalışılan konulardan biri olan olan yiyecek baskısı ile ilgili bazı adımlar da atıldı. Örneğin pizza yapabilen ve çikolata basabilen yazıcılar bulunuyor. Bunları bir adım öteye taşıyıp farklı içerikleri bir araya getirebilecek yazıcılar üzerinde de çalışmalar yapılıyor.Silah da basılabiliyor3D yazıcılar zaman zaman kötü amaçlar için de kullanılabiliyor. Geçtiğimiz aylarda dünyanın farklı yerlerinde bu yazıcıları tabanca tüfek gibi silahların üretimi için kullananlar oldu. Bu konuda firmalar ve devletler çeşitli önlemler almaya çalışsa da bu tarz üretimlerin önüne geçmek zor görünüyor. Türkiye'deki durumDünyanın tersine Türkiye 3D konusuna biraz mesafeli duruyor. Yazıcı fiyatlarının dövize endeksli olması, malzemelerin pahalı olması ve nispeten teknik bir özellik taşıması bu ürünlerin Türkiye'deki gelişimini olumsuz etkiledi. 3D yazıcılar konusunda çalışmaları bulunan 3Dörtgen firmasının Genel Müdürü Furkan Bakır, Türkiye'nin bu cihazlarla geç tanıştığını düşünüyor. 'Türkiye birçok teknolojide olduğu gibi 3D yazıcılarla da kısmen geç tanıştı. Ancak bu gecikmeyi avantaja dönüştürmeye oldukça yakınız' diyen Bakır sözlerine şöyle devam etti:Yurtdışındaki uygulamaları ve deneyimleri iyi okumak ve edinimleri kullanarak hızlı ilerleyebilirsek hem 3D Yazıcı teknolojisinin sahiplenilmesi konusunda hem de yenilikçi uygulamaları hayata sokma konusunda lider olmamız mümkün.Özellikle geçen yılın üçüncü çeyreğinden itibaren eğitim sektöründe yoğun bir talep var. Üniversiteler yeni yıl bütçelerine 3D yazıcıyı kesinlikle ekliyorlar. Fiyatların ucuzlamasıyla erişilebilir duruma gelen cihazlar, eğitim sektöründe de yeni olanaklar sağlıyor. Kasım ayında gerçekleşen Türkiye’nin ilk Maker Faire’inde 3D Yazıcılar en çok ilgiyi gören cihazlar oldular. Bu cihazların “yeni nesil üretim hareketi” olan Maker Hareketi bünyesinde Türkiyede de ilgi görmesi çok umut verici.Furkan Bakır'a göre sektörün en önemli sorunu bilinirlik. Bakır bu cihazların sadece bir makine olmadığının anlaşılması gerektiğinin altını çiziyor ve kanun yapıcıların da bu cihazları düzgün tanımadığını belirtiyor:Sektörün en büyük sorunu doğru bilinirlik. Her ne kadar hakkında onlarca haber de yapılsa, konu hala oldukça yeni. Bu da insanların bu teknolojiye devrim olarak bakmasını geciktiriyor. 3D yazıcının sadece bir makine değil, üretimde bir devrim olduğunun anlaşılması gerekiyor. Üretici ve tüketici kavramlarının saydamlaşıp birbirine girdiği bir durumla karşı karşıyayız. Böyle bir durum ise sosyal, politik ve ekonomik en temel yapılarda bile değişikliğe sebebiyet verebilir. Gelir, emek ve mülkiyet sahipliği gibi konular yeniden tartışılacak. Bu nedenle 3D Yazıcılara sadece bir makine diye bakmamak gerekli.3D Yazıcılar kanunu yapıcılar tarafından da düzgün tanınmıyor. Güvenlik ve mülkiyet hakları konusunda yeni yasa veya regülasyonlar çıkarılmalı.Türkiye'de faaliyet gösteren bir diğer 3D baskı teknolojileri firması olan İKİZİN Genel Müdürü Birkan Şahi bu ürünlerin ağırlıklı olarak prototip üretme amacıyla kullanıldığını ifade ediyor:3D yazıcılar özellikle prototip üretme konusunda yoğun ilgi görmektedir. Güçlü olduğumuz sağlık sektöründe de kullanımı başlanmış olup bu alanda kendine büyük bir pazar payı bulacağı ortadadır. Aynı zamanda çikolata üreten 3D yazıcının da ortaya çıkışı ile birlikte gıda sektöründe de büyük değişimlere yol açacağını ön görmekteyim. Özellikle üretim yapan fabrikaların otomasyon süreçlerinde bu tip yazıcıların olanaklarından yararlanarak daha az iş gücü ile yalın üretim için denemelere başladıklarını da duymaktayız.Şahi, yazıcıların yurtdışından ithal edilmesini ve işgücünün olmamasını önemli bir sorun olarak görüyor:3D yazıcıların ülkemize ithal ediliyor konumda olması maalesef bu sektörün de birkaç yıl boyunca teknoloji sektörü gibi yurtdışına bağımlı kalacağını göstermektedir. Yerli 3D yazıcı üretimi ile ilgili birçok firma araştırma geliştirme faaliyetine geçmiştir ancak henüz sanayi tipi baskı yapabilecek düzeyde makinelerin ortaya çıkmadığı aşikardır. Aynı şekilde 3D yazıcıyı kullanmayı bilen iş gücünün olmaması yine sektörün hızla gelişmesine bir engel teşkil etmektedir.Al Jazeera Turk
Reklam
İyi Hal Nedir, Neden Uygulanır?
Özgecan Aslan cinayetinden sonra bu tür davalardaki 'iyi hal indirimi' tartışılıyor. Hâkimler neredeyse tüm davalarda indirim uyguluyor. Ceza hukukçusu Yılmaz Yazıcıoğlu'na göre bunun sebebi, hâkimlerin kendi içlerinde yarattıkları 'toplumsal baskı'. İyi hâl indirimi, yargılamalardaki temel unsurlardan biri. Hâkim takdirinde olan bu uygulamada, hangi hallerde cezanın ne kadar indirileceği kanunlarda açık olarak belirtiliyor. Amaç ceza alan sanığın ıslahı, topluma kazandırılması ve bu suçu tekrarlamamasının sağlanması gibi gerekçelerle açıklanıyor. Ama üniversite öğrencisi Özgecan Aslan'ın vahşice öldürülmesinin de yarattığı hassas ortamda kamuoyuna yansıyan uygulamalar, hem vicdanları yaraladığı, hem de failleri cesaretlendirdiği yönünde tartışmalara da sebep oluyor.  Ceza hukukçusu Doç. Dr. Yılmaz Yazıcıoğlu, iyi hâl indirimi uygulamasında yaşanan sıkıntıları Al Jazeera’ye değerlendirdi. Yazıcıoğlu, hak etmeyen suçluların takdiri indirimden faydalandırılmasından hâkimleri sorumlu olduğu görüşünde:“Bizde maalesef her şey sıradanlaştığı için, herhalde hâkimler kendileri üzerinde bir baskı görüyorlar. Yaptıkları yargılamaların yüzde 99’unda cezayı takdiren indiriyorlar. Kişinin bunu hak edip hak etmemesine, olaya, faile bakılması gerekiyor. Sorun tamamıyla bizdeki hâkimlerin kendi kişiliklerinden, olaya bakışlarından, dünya görüşünden kaynaklanıyor. Bence hâkimlerin kendi içlerinde yarattıkları toplumsal baskıdan dolayı…O kadar çok davaya bakıyor ki hâkimler, yanlış yapmamak adına yanlış yapmayı tercih ediyorlar. Bir kişi [takdiri indirimi] hak edecekken vermemek yerine, hak etmeyene vermeyi tercih ediyorlar.”“İsviçre’de cezayı tamamen kaldırma yetkisi var”Yazıcıoğlu, dünyanın her yerinde takdiri indirim sebeplerinin uygulandığını belirtti:“Burada biz hâkime indirim hakkı veriyoruz. İsviçre’de hâkim 5 yıla kadar olan cezalarda gerekli görürse cezayı tamamen kaldırma yetkisi veriliyor. Dünyanın her yerinde cezaların faillerin kişiliğine uydurabilmesi, objektiflikten sübjektifliğe geçip bireyselleştirilmesi için takdiri indirim sebepleri kabul edilir. Olması da gerekir. Mesele iyi kanun-kötü kanun değil. Kanunlar üç aşağı beş yukarı aynı. İyi uygulama-kötü uygulama vardır. Türkiye’de de kırmızı-sarı-yeşil ışık var, Almanya’da da, İtalya’da da, ABD’de de var… Önemli olan sürücülerin ona ne kadar riayet ettiği. Hâkimlerin olaya bakışı… Ben sosyolojik ve psikolojik baskı altında olduklarını düşünerek otomatik olarak uyguladıklarını düşünüyorum. O kadar kahredici olaylara uyguluyorlar ki, inanılır gibi değil… Ama kendi telefonuna telefon dinleme kararı veren hâkimlerden oluşan bir ülkede bulunuyoruz.”Haksız tahrik indirimiYazıcıoğlu, iyi hal indiriminin tahrik indirimiyle karıştırılmaması gerektiğini vurguladı. Ancak haksız tahrik indiriminden yararlandırılan bütün faillere genelde takdiri indirim sebeplerinin uygulandığını da belirtti:“Tahrik kişinin o suçu işlemesindeki nedeni ortaya koyar. Suç işleyen kişi, kendisine karşı acı, elem ve kötü bir duruma sokan harekete karşılık tepki olarak yapıyorsa, o tahrik indiriminden yararlanabilir.  Haksız tahrik indiriminden yararlandırılan bütün faillere de genelde takdiri indirim sebepleri uygulanır. Bu da aslında yanlış. Suçu işleyen kişi haksız edimin kendisinde yarattığı tepki nedeniyle suç işliyor olabilir ama kişiliğinde takdiri indirim uygulanmamasını gerektirecek bir sürü sebep olabilir. Otomatiktir bazı şeyler…”“Eğitim ve denetim sağlanmalı”Yazıcıoğlu, hâkimlerin denetlenmesinin ve eğitilmesinin önemini vurguladı:“Hakimlerin bu yetkilerini kısıtlamak çok fena olur. Önemli olan hâkimlere izanlı davranmalarını sağlayacak eğitimi ve denetimi sağlamaktır. Aslında bu takdiri indirim sebeplerini uygularken her karar gerekçeli olmalıdır. Hâkim niçin takdiri indirim sebebini uyguladığını anlatmak için gerekçe yazmak zorundadır. Bu da Yargıtay’ın denetimine tabidir.”Yargıtay’ın denetiminde de sıkıntılar yaşanabileceğini belirten Yazıcıoğlu, “Yargıtay’ın bunu denetleyip bozduğu birkaç hadise var. İstisnalar kaideyi bozmaz. Ama genelde onlar da yargılama sırasında o sanıkla yüz yüze gelemedikleri için o sanığa uygulanan takdiri indirim sebebini ancak gerekçeden denetleyebilirler. Ama bazen gerekçeye yansımayan durumlar da oluyor. Bu yetkiyi hâkimden alabilirsiniz. O zaman insan haklarına saygılı, demokratik hukuk devleti olma ilkesinden uzaklaşırsınız” dedi.“Cezanın infazında sulandıran bir toplumuz”Türkiye’de cezanın infazı konusunda da sorunlar yaşandığını söyleyen Yazıcıoğlu, “Dünyada bize yakışan bir laf var: Türk gibi başla, İngiliz gibi bitir. Yargılamayı çok ciddi ve hızlı olarak yaparız, sonuna kadar takipçisiyiz diye başlayıp, cezanın infazında son derece sulandıran bir toplumuz” dedi.Al Jazeera Turk
Apple'dan Sanal Gerçeklik Gözlüğü
Apple'ın aldığı bir patente göre firma sanal gerçeklik gözlüğü üzerinde çalışmalar yapıyor. Gözlük iPhone modelleriyle beraber kullanılacak.ABD Patent Dairesi’ne Apple tarafından yapılan bir başvuru ve alınan bir patente göre firma sanal gerçeklik gözlüğü üzerinde çalışıyor. Ortaya çıkan patente göre iPhone telefonlarıyla çalışacak olan sanal gerçeklik gözlüğü Samsung’un Gear VR ürününe benziyor.'Kafaya takılan ekran sistemi’ olarak adlandırılan sanal gerçeklik gözlüğü iPhone telefonlarıyla beraber kullanılıyor. Patent başvurusundaki çizimlere göre üzerinde kulaklık olan sistemle ilgili aksesuarlar da bulunuyor. Gözlükle beraber çıkarılabilir pil ve uzaktan kumanda gibi aksesuarlar da üretilebilecek.
Yeni Okuma Fişleri: 'Ali, Kartopu Oynama. Suna, Minibüse Binme'
Çizer, yazar, bisikletsever ve Açık Radyo programcısı Aydan Çelik , Türkiye’nin artık trajikomik demenin çok ötesine giden sürreel gündemine uygun düşecek şekilde yeni okuma fişi önerileri sundu, “Oynama Ali, kartopu oynama”Facebook hesabı üzerinden son çizimini paylaşan Çelik’in tek kare ve dört çerçevelik “Cin Ali Hayatta Kalma Kılavuzu” karikatüründe Özgecan Aslan, Berkin Elvan ve Nuh Köklü’nün öldürülmeleri ile Bülent Arınç’ın “Kadın herkesin içinde kahkaha atmayacak” açıklamasına atıfta bulunuluyor.Cin Ali ve Suna, ilkokul 1. sınıfta okuyan arkadaşlarına alışılageldiği gibi, “Ali at, topu at”, “Koş, Suna koş” şeklinde selenmiyorlar.Yeni okuma fişlerinde Ali ve Suna ülkenin dipsiz bir distopya haline gelen dönüşümünü yeni okuma fişleri ile dile getiriyorlar.Yeni okuma fişlerinde;“Oynama Ali, kartopu oynama”Nuh Köklü‘nün arkadaşları ile yaşadığı Yeldeğirmeni’nde kartopu oynarken “Camıma kar geliyor” bahanesi ile gruba saldıran bir esnaf tarafından kalbinden bıçaklanarak öldürülmesi, “Oynama Ali, kartopu oynama ”“Binme Suna, minibüse binme”Özgecan Aslan‘ın, Mersin’in Tarsus ilçesinde bulunan Çağ Üniversitesi’nden evine dönmek üzere dolmuşun şoförü tarafından kaçırılarak vahşice öldürüldükten sonra yakılarak dere kenarına atılması, “Binme Suna, minibüse binme ”“Gitme Ali, ekmek almaya gitme”Berkin Elvan’ın, Gezi Parkı Nöbeti sırasında İstanbul Okmeydanı’ndaki evinden ekmek almak üzere çıktığı sırada polisin hedef alarak başına attığı biber gazı fişeği ile katledilmesi, “Gitme Ali, ekmek almaya gitme ”“Gülme Suna, kahkahayla gülme”ve Bülent Arınç’ın 2014 Temmuz’unda Bursa’da partisinin bir etkinliğinde konuşurken, “Kadın iffetli olacak, herkesin içerisinde kahkaha atmayacak” açıklaması ise, “ Gülme Suna, kahkahayla gülme ” şeklinde yeni okuma fişlerinde kendisine yer buluyor.Alper Tolga Akkuş| Yeşil Gazete
'Molotofu Savunmak Partilerin İşi Olamaz'
Başbakan Davutoğlu, belediye başkanlarıyla buluşmasında yeni düzenlemeleri anlattı. Aralarında borçların ertelenmesi ve yapılandırılması da var, Suriyeliler için ek bütçe de.AK Parti'li belediye başkanlarıyla 'istişare ve yönlendirme' toplantısına katılan Başbakan Ahmet Davutoğlu, AK Parti'li belediyelerle AK Parti'li olmayan belediyeler arasında ayrıma izin vermediklerini söyledi; 'Nepotizmden kesinlikle uzak durunuz' diyerek başkanları uyardı. Davutoğlu ayrıca, 'Şehirlerimizi torunlarımızı düşünerek kuralım' dedi. Davutoğlu belediyelere bazı müjdeler de verdi, konuşmasından satır başları şöyle:   'Bursa’daki istişarelerle il özel idareleri, büyükşehir belediyeleri ve belediyelerin borçlarıyla ilgili kesintiler 6 ay ertelendi.''Kapanan belediyelerden devreden borçlar bir yıl ertelendi. Mazeret kalmadı, borcunuz yok ve hizmet etmek artık göreviniz. Bir yıl bittiğinde de tekrar değerlendirme yapacağız ve bu borçlar yapılandırılacak. Yavaş yavaş ödeyeceksiniz ama hizmeti hızlı hızlı yapacaksınız.''Büyükşehir belediye başkanlıkları, ilçe belediye başkanları hangi partiye ait olursa olsun aynı muameleyi yapmak zorundadır, hizmet götürmek sizin görevinizdir. Mesela son olarak İzmir’de gördük, belli AK Partili belediyelere neredeyse yazılı olarak hizmet yapılmayacağı söyleniyor. Biz bunu yapmadık. Seçime kadar oy talep eder hizmet yaparız, sonra yapmayız gibi bir anlayışımız yok. Saygı duyarız ve ayrım gözetmeyiz. Kim nasıl partizan davranırsa davransın, her vatandaşımız kutsal ve kime oy vereceği sandıkta gizlidir. Herhangi bir ilçeye dönük ayrımcılık yapılırsa gerekli hukuki işlem hemen yapılacak. Merkezden yapılıp büyükşehire bildirilecek, buradan uyarıyorum. Diğer 12 farklı belediyeden olan büyükşehir belediye başkanlarını da buradan uyarıyorum.''Belediyelerin sadece merkezi bütçeden talep eden yapılar haline gelmesini değil kendi öz bütçelerinden yararlanmalarını istiyoruz. Özel bir çalışmamız var, yasal düzenleme de olacak. Belediyelerimizin öz gelirleri artacak, bu da seçim sonrası atacağımız adımları şimdiden planladığımız anlamına geliyor.''Bazı şehirlerimizin beklenen hizmetlerin ötesinde bir sorumlulukla karşı karşıya kaldıklarının farkındayız. Mesela Suriye’den gelen kardeşlerimizin yoğunlukta olduğu iller. Savaştan kaçıp gelene kucağımızı açmak bizim için dini, milli vazifedir. Avrupa’da yabancı düşmanlığı tırmanırken, biz ağırlamaya devam ediyorsak bu bizim için övünç meselesidir. Sabah imzaladığım bir kararla Hatay, Gaziantep, Şanlıurfa ve Kilis’e bu kardeşlerimizin getirdiği ek yük için 60 milyon lira TL bu sabah gitti.'Davutoğlu ayrıca, Mersin'de 20 yaşında katledilen Özgecan Aslan'ı da hatırlattı, belediye başkanlarının ilk görevi kadına karşı şiddetle mücadele olacaktır' dedi; 'Özgecan kızımızın adını Antalya’da açtığımız gençlik merkezine veriyoruz. Sembolik olarak Özgecan’ın ismini yaşatmanız için sizlere tavsiyede bulunuyorum' diye de ekledi.'Hiçbir tecrübeyi unutmayız'Başbakan Davutoğlu, Meclis’te vekiller arasında yaralanmalarla sonuçlanan kavgalar ile çözüm süreci aşamasında HDP ve hükümet arasında gerginliğe neden olan iç güvenlik paketinin de arkasında durmaya devam etti.“İnşallah iki gün önce olduğu gibi Meclis’in vakarına aykırı görüntüler olmaz. 6-7 Ekim ve Gezi provokasyonları sırasında nasıl sahneler gördük. Diyarbakır’ın sokakları ne hale getirildi. Güneydoğu’da nasıl bir vandalizm sahnelendi, hepimizin gözleri önünde. Biz yaşadığımız hiçbir tecrübeyi unutmayız ve o dersi siyasi hayata geçiririz.''Molotofu savunmak partilerin işi olamaz''6-7 Ekim’de şehirleri yakıp yıkıldıktan sonra hükümete meydan okuyan CHP ve MHP’ye soruyorum: Biz toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hakkı sırasından ortaya çıkacak sorunları engellemek istiyoruz. Kimse elde Molotof, yüzde maske, demir bileyeler, sopalarla bir kalkışma psikolojisi ile halkı silahlı mücadeleye tahrik ederek Suriye’ye benzer görüntüler yapmak isterse devlet gereken önlemleri alır. Güzelim Diyarbakır’ı güzelim Halep haline getirmelerine izin vermeyiz. Şimdi Meclis’te çok ilginç bir koalisyon oluşmakta olduğunu ibretle izliyoruz. 6-7 Ekim’in provokatörü HDP’lilerle CHP yan yana geldi. Birlikte Meclis’in o vakur ortamını kirlettiler. Arkasından da MHP bunlara destek verdi. Bir yerde HDP ve MHP aynı anda karşı çıkıyorsa biz doğru yoldayız demektir. Onlara da arkadan CHP ve paralel destek veriyorsa tam da doğru yoldayız demektir. Molotof kokteylini savunmak herhalde siyasi partilerin işi olamaz. Terör örgütlerinin, provokatörlerinin işi olabilir ama…'Davutoğlu, HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş'a da seslendi, 'Çözüm sürecinde bir ivme kazanmışken Meclis'teki görüntülerle neden tahrik ediyorsunuz? Sizin meseleniz özgürlükler mi çözüm sürecini provoke etmek mi?' sorularını sordu.Al Jazeera Turk
Reklam