Edirne'de Turistleri Taşıyan Yolcu Otobüsü Kamyonetle Çarpıştı: 4 Yaralı
EDİRNE (AA) - Bulgaristan'dan Edirne'ye alışveriş yapmak için gelen turistlerin bulunduğu yolcu otobüsü ile kamyonetin çarpışması sonucu 4 kişi yaralandı.Alınan bilgiye göre, Bulgaristan plakalı CC 2369 AP plakalı yolcu otobüsü, Hamzabeyli - Edirne kara yolunun 8. kilometresinde E.A'nın kullandığı kamyonetle çarpıştı. Kazada kamyonet sürücüsü E.A ile araçlarda yolcu olarak bulunan V.V, T.E. ve A.M. yaralandı. Yaralılar sağlık ekipleri tarafından Edirne Devlet Hastanesine kaldırıldı.Kaza sonrası otobüste bulunan diğer yolcular başka bir araçla gidecekleri yere gönderildi.
Bolu'da Bıçaklı Kavgada Yaralanan Kişi Hastanede Öldü
BOLU (AA) - Bolu'da bıçaklı kavgada göğsünden ve karnından yaralanan kişi hastanede hayatını kaybetti.Alınan bilgiye göre, Murat T. (34), birlikte alkol aldığı iddia edilen arkadaşı Akın Y'yi (30) otomobiliyle Alpagut Mahallesi'ndeki evine bıraktı.Bu sırada ikili arasında henüz belirlenemeyen nedenle tartışma çıktı. Tartışmanın kavgaya dönüşmesi üzerine Akın Y, yanındaki bıçakla Murat T'yi göğsünden ve karnından bıçakladı.Ağır yaralanan ve sağlık ekiplerince Bolu İzzet Baysal Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırılan Murat T, müdahaleye rağmen kurtarılamadı.Cinayet şüphelisi Akın Y. ve akrabası olduğu belirlenen G.E, İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü ekiplerince olay yerinde gözaltına alındı.
İçişleri Bakanı Soylu: "Denizli Valimizin Üslup Özrü Yerinde Olmuştur"
ANKARA (AA) - İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Denizli'de yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirlerine yönelik denetim gerçekleştirirken esnafa sert üslup takındığı gerekçesiyle eleştirilen ve yaptığı açıklamayla özür dileyen Vali Ali Fuat Atik'e ilişkin, 'Denizli Valimizin üslup özrü yerinde olmuştur.' ifadelerini kullandı.Bakan Soylu, Twitter hesabından şu açıklamayı yaptı:'Devletin cemal ve celal yüzü vardır. Biri tevazu ve yumuşaklığı, merhameti, diğeri azameti ve sorumluluğunu anlatır. Yöneticilerimizin vatandaşa yüzü hep cemal olmalıdır. Denizli Valimizin üslup özrü yerinde olmuştur.'
Avrasya Ülkelerinde Kovid-19 Salgınıyla İlgili Gelişmeler
KİEV (AA) - Avrasya ülkeleri Ukrayna, Gürcistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Kazakistan'da yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını etkisini sürdürüyor.Ukrayna Sağlık Bakanı Maksim Stepanov, ülkede son 24 saatte 5 bin 231 kişide virüsün görülmesiyle vaka sayısının 298 bin 872'ye çıktığını bildirdi.Son 24 saatte 35 binden fazla Kovid-19 testinin yapıldığını aktaran Stepanov, ölü sayısının 90 artışla 5 bin 607 olduğunu kaydetti.Stepanov, iyileşen sayısının ise 1264 artarak 125 bin 377'ye ulaştığını ifade etti.Karantina uygulamasının sene sonuna kadar uzatıldığı Ukrayna’da bölgelerin salgın durumuna göre 'yeşil', 'sarı', 'turuncu' ve 'kırmızı'ya ayrılmasına yönelik uygulama devam ediyor. Bölgedeki durum, yapılan test sayısı, yatak doluluk ve vakaların artış oranına göre belirleniyor. Bölgelerde Kovid-19'a karşı farklı tedbirler uygulanıyor.Ülkede, nisan ve mayısta 700'ün altında seyreden günlük vaka sayısı, haziran sonuna doğru 1000'in üzerine çıkmış, ardından düşüşe geçmişti.Vaka sayısı ağustos başında yeniden yükselmeye başlamış, dün 6 bin 410 kişide virüsün görülmesiyle rekor yaşanmıştı.Gürcistan’da günlük vaka sayısı 1000'i geçti Gürcistan Başbakanlığından yapılan yazılı açıklamaya göre, ülkede son 24 saatte yeni bir rekor tabir edilerek 1192 kişide Kovid-19 görüldü ve vaka sayısı 17 bin 518'e yükseldi.Virüsten iyileşenlerin sayısı 233 artarak 8 bin 60'a, hayatını kaybedenlerin sayısı 8 artarak 136'ya ulaştı.Eylül başından itibaren günlük tespit edilen vaka sayılarının gittikçe arttığı ülkede, 6 bin 380 kişi karantinada, 836 kişi hastanelerde ve 1420 kişi ise Kovid-19 hastaları için ayrılmış otellerde gözetimde tutuluyor.Gürcistan'da mart ve nisanda 40'ın altında görülen günlük vaka sayısı, mayıs ve haziranda 20'nin, temmuzda 10'un altına inmiş, ağustos sonunda da hızlı şekilde artmaya başlamıştı.KırgızistanKırgızistan Sağlık Bakanlığının verilerine göre, son 24 saatte 554 kişide Kovid-19 tespit edildi, toplam vaka sayısı 52 bin 44'e çıktı. Ülkede 227 hastanın iyileşmesiyle sağlığına kavuşanların sayısı 45 bin 736'ya ulaştı. Virüsten 3 kişinin hayatını kaybetmesiyle toplam can kaybı 1111'e yükseldi. 4 bin 721 Kovid-19 hastasının tedavisi ise sürüyor.ÖzbekistanÖzbekistan Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada, ülkede Kovid-19 vaka sayısının 211 artarak 63 bin 124'e, virüsten ölenlerin sayısının ise 1 artarak 525'e çıktığı bildirildi.Açıklamada, iyileşenlerin sayısının 121 artarak 60 bin 80 olduğu ve virüs tespit edilen hastaların yüzde 95'inin iyileştiği kaydedildi.Ülkedeki hastanelerde 2 bin 519 hastanın tedavisi sürüyor.Karantina tedbirlerinin 15 Ağustos'tan itibaren aşamalı olarak gevşetildiği Özbekistan'da, ağustos ayının sonundan başlayarak 300'ün altında seyreden günlük vaka sayısı, eylülde yükselişe geçerek 700'ün üzerine çıkarken ekimden itibaren ise 300 civarında gerçekleşiyor.KazakistanKazakistan Sağlık Bakanlığının verilerine göre, son 24 saatte Kovid-19 vaka sayısı 104 artarak 109 bin 406'ya yükseldi.Virüsten iyileşenlerin sayısı 80 artarak 105 bin 1'e, ölenlerin sayısı ise 4 artarak 1792'ye ulaştı.Ülkede 125'i çocuk 2 bin 613 Kovid-19 hastasının tedavisi sürüyor, 81 kişinin durumu ağır, 13 kişinin durumu kritik olarak değerlendiriliyor.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Hacıyev: "Ermenistan Savaş Uçaklarıyla Ateşkesi İhlal Etti"
BAKÜ (AA) - Azerbaycan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Hikmet Hacıyev, Ermenistan ordusunun savaş uçaklarını kullanarak ateşkesi ihlal ettiğini duyurdu.Hacıyev, Twitter hesabından, 'Ermenistan ordusu, ateşkesi alenen ihlal ederek savaş uçaklarını Azerbaycan ordusunun mevzilerini bombalamak için kullandı. Ermenistan tarafına nasıl güvenebiliriz?' mesajını paylaştı. Azerbaycan ve Ermenistan'ın üzerinde anlaştığı insani amaçlı geçici ateşkes, bugün yerel saatle 00.00'da yürürlüğe girmişti.
Cansuyu Derneği, İşgalden Kurtarılan Azerbaycan Toprakları İçin Yardım Çalışması Başlattı
İSTANBUL (AA) - Azerbaycan ordusunun Dağlık Karabağ'da işgalden kurtardığı bölgelerde insani yardım çalışması başlatmak için harekete geçen Cansuyu Derneği yöneticileri, bu kapsamda Azerbaycan'ın Ankara Büyükelçisi Hazar İbrahim'i ziyaret etti. Cansuyu Derneğinden yapılan açıklamada, Dernek Başkan Mustafa Köylü ve beraberindeki heyetin Büyükelçi Hazar İbrahim'i ziyaretinde, Karabağ'a yönelik gerçekleştirilen saldırılar ve bölgedeki insani kriz masaya yatırıldı.Açıklamada görüşlerine yer verilen Büyükelçi Hazar İbrahim hem Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin hem de Türk milletinin verdiği desteğin kendisini çok etkilediğini belirterek 'Cansuyu Derneği’nin ziyaretinden büyük bir onur ve memnuniyet duydum.' ifadesini kullandı. Mustafa Köylü de kardeş ülke Azerbaycan ile dayanışma içinde olduklarını ve bölgeye yardım çalışması planladıklarını aktararak, dernek olarak geçmişten bu yana farklı zamanlarda Bakü ve Karabağ’da yardım faaliyetleri gerçekleştirdiklerini hatırlattı. Köylü, sözlerini şöyle tamamladı:'Şimdi de Yukarı Karabağ'daki gelişmeleri takip ediyoruz. Bu süreçte gösterilen mücadelede Azeri kardeşlerimize destek olmak amacıyla bölgeye bir insani yardım çalışması planlamaktayız. Karabağ ile ilgili neler yapabiliriz, bununla ilgili değerli Büyükelçimizi ziyaret ederek son durum ve bölge hakkında istişarelerde bulunmak istedik.'
Reklam
Arap Ülkelerinin Filistin'e Mali Desteği, Yılın İlk 8 Ayında Yaklaşık Yüzde 82 Azaldı
RAMALLAH (AA) - Arap ülkelerinin Filistin'e yaptığı hibe ve yardımlar, bu yılın ilk 8 ayında yüzde 81,6 azaldı.Filistin Maliye Bakanlığından yapılan açıklamada, 2020 yılı Ocak ayından Ağustos ayına kadar geçen sürede Arap ülkelerinin Filistin bütçesine verdiği desteğin, 38,1 milyon dolar olduğu belirtildi.Geçen yıl aynı zaman diliminde Arap ülkelerinin Filistin bütçesine yaptığı hibe ve yardımlar, 198,33 milyon dolar olarak açıklanmıştı.ABD Başkanı Donald Trump, geçen ay Birleşik Arap Emirlikleri ile İsrail arasında Beyaz Saray'da normalleşme anlaşması için yapılan imza töreninde zengin ülkelerden Filistinlilere ödeme yapmamalarını istemişti.Filistin Maliye Bakanı Şükri Beşşara da temmuz ayında yaptığı açıklamada, bazı kardeş ülkelerin, herhangi bir gerekçe göstermeden Filistin bütçesine yaptıkları hibe ve yardımları askıya aldığını duyurmuştu.Öte yandan, yeni tip koronavirüsün tüm dünya ülkelerinin ekonomilerini etkilemesi ve petrol fiyatlarındaki düşüş nedeniyle de Körfez ülkelerinin bütçeleri olumsuz etkilenmişti.
Reklam
Ermeni Askerlerinin, İşgalden Kurtarılan Fuzuli'den, Silahlarını Bırakıp Kaçmak Zorunda Kaldıkları Ortaya Çıktı
BAKÜ (AA) - Azerbaycan ordusunun işgalden kurtardığı Fuzuli bölgesinde, Ermeni askerlerinin kışlayı bırakıp kaçmak zorunda kaldığı anlaşıldı.Azerbaycan Savunma Bakanlığı, Fuzuli yönünde gerçekleştirilen başarılı operasyonlarda, Ermeni silahlı güçlerinden ele geçirdikleri yerlere ve silahlara ilişkin görüntüleri paylaştı.Görüntülerde, Ermenistan ordusunun çok sayıda tank, zırhlı araç, top, kamyon ve mühimmatı bırakarak kaçtığı görülüyor. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev dün, Azerbaycan ordusunun 27 yıldır işgal altında bulunan Fuzuli kentini kurtardığını açıklamıştı.
Şanlıurfa'da Uyuşturucu Operasyonunda Yakalanan 2 Şüpheli Tutuklandı
ŞANLIURFA (AA) - Şanlıurfa'da uyuşturucu operasyonunda gözaltına alınan 2 zanlı tutuklandı.İl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube ile Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekiplerinin içerisinde uyuşturucu sevkiyatı yapılan bir kamyona yönelik düzenledikleri operasyonda yakalanan 2 şüphelinin emniyetteki işlemleri tamamlandı.Sağlık kontrolünün ardından adliyeye sevk edilen zanlılar, çıkarıldıkları nöbetçi sulh ceza hakimliğince tutuklandı.Şanlıurfa'da, 15 Ekim'de, durdurulan bir kamyonda narkotik dedektör köpek eşliğinde yapılan aramada, 60 paket halinde 31 kilo 500 gram metamfetamin ele geçirilmiş, kamyondaki 2 kişi gözaltına alınmıştı.
Gaziantep'te Bağ Bozumunun Ardından Pekmez Üretimi Başladı
GAZİANTEP (AA) - Gaziantep'in İslahiye ilçesinde bağ bozumunun ardından geleneksel yöntemlerle pekmez kaynatılmaya başlandı.İlçede 50 bin dekarda üretilen ve hasadı yapılan üzüm, geleneksel yöntemlerle pekmeze dönüşüyor.Altınüzüm, Boğaziçi ve Yeşilyurt başta olmak üzere 15 mahallede 'Antep karası', 'hatun parmağı', 'kardinal' ve 'sultani' cinsi üzümlerin hasadının tamamlanmasının ardından bağ bozumu sonrasında geriye kalanların bir kısmı kuru üzüm yapılıyor, bir kısmı ise pekmezlik olarak değerlendiriliyor.Üzüm yetiştiriciliği yapan birçok aile, hem kışın kendi yiyeceklerini ayırıyor hem de fazlasını satarak aile bütçesine katkı sağlıyor.Toplanan üzümler, yıkanıp ezildikten sonra suyu çıkarılıyor, ardından evlerin bahçelerine kurulan dev kazanlarda odun ateşinde kaynatılarak pekmez imal ediliyor. Amanos Dağları eteğindeki Koçcağız Mahallesi sakinlerinden Muzaffer Köklü, gazetecilere, pekmez yapmanın kolay olmadığını, kendi ihtiyaçlarının yanı sıra satmak için 'kabarcık' ,'hatun parmağı' ve 'Antep karası' türü üzümden pekmez ürettiklerini belirterek, pekmezin kilogramının 25 liradan alıcı bulduğunu kaydetti.
Reklam
Sonradan Yerleştiği Köye Muhtar Olan Kadın Hizmet İçin Koşturuyor
KIRKLARELİ (AA) - ÖZGÜN TİRAN - Kırklareli'nde sonradan yerleştiği köye muhtar olan Mürvet Kahraman, kadınların desteğiyle köyü kalkındırmak için mücadele veriyor.Kahraman'ın hayatı, Vize ilçesinin Kızılağaç köyüne av için giden ve köye hayran kalarak yerleşen dayısını ziyaret etmesiyle değişti. Kahraman, ara ara dayısını ziyarete geldiği köyü ve insanlarını çok sevdi.Yöneticilik yaptığı hastaneden 2016 yılında emekli olması sonrası annesiyle Kızılağaç köyüne yerleşen Kahraman, kadınların isteğiyle muhtar adayı oldu.2019'da 4 erkek aday ile girdiği seçimlerde muhtar seçilen Kahraman, başarılı çalışmaları ile herkesin takdirini topluyor.Köyün tüm sorunlarıyla yakından ilgilenen ve ilk olarak köye şebeke suyu getiren Kahraman, boş zamanlarında köyün erkekleri ile kahvede çay içip, bağlama çalan amcalara eşlik ediyor.Kimi zaman evinin bahçesini çapalayan Kahraman, kimi zaman da köyün kadınları ile bir araya gelerek isteklerini dinliyor.'Muhtarlık benim için hayaldi, gerçek oldu'Kahraman, AA muhabirine yaptığı açıklamada, köy hayatını çok sevdiğini söyledi.İstanbul'da yaşamanın artık çok zor olduğunu belirten Kahraman, 'Bu köyün güzelliğini bırakıp bir daha İstanbul'da yaşayamam' dedi.Hayatının ikinci baharını yaşadığını dile getiren Kahraman, şunları anlattı:'1998 yılında dayım buraya av merakıyla geliyor. Daha sonra burasını çok beğeniyor ve burada bir yer alıyor. Daha sonra biz de dayımı ziyarete ve İstanbul'un stresinden biraz uzaklaşmak amacıyla birkaç günlüğüne tatil amacıyla köye geldik. O gün bugündür köyden kopamadık. Annem ile birlikte köye taşındık ve bir ev yaptık. Maceramız bu şekilde başladı.' Kahraman, hayali olan muhtarlığı, köydeki kadınların desteğiyle gerçekleştirdiğini belirterek, 'Çocukluğumdan beri, ben muhtar olacağım, diye bir hayalim vardı. Muhtarlık benim için hayaldi, gerçek oldu.' dedi.-'Başarı tesadüf değil'Başarılarının hiçbir zaman tesadüf olmadığını vurgulayan Kahraman, 'Başarılı olabilmem aslında çok zordu, düşünüldüğünde. Doğma büyüme buralı değilim, dışarıdan buraya yazlıkçı olarak gelmiş biriyim. Köylerde yıllarca alışagelmiş muhtar denince akla sadece erkek geliyor. Fakat ben bu zoru başardım.' diye konuştu. Köyü ve görevini çok sevdiğini anlatan Kahraman, zaman zaman zorlandığını ancak görevini sevgiyle yaptığı için tüm zorlukların üstesinde gelmeyi başardığını ifade etti.Kadınların hizmet konusunda daha duyarlı ve dikkatli olduklarını ifade eden Kahraman, kadın muhtarların sayısının artması gerektiğine işaret etti. Kadınların objektif olduklarını dile getiren Kahraman, 'Daha geniş daha anaç düşünüyoruz. Bugün bir erkek de kadın da benim yanıma gelip derdini anlatabiliyor.' dedi.Köyde çocukluğuna geri döndüğünü belirten Kahraman, herkesin köyüne sahip çıkması gerektiğini ifade etti.
Metropol İmamı, Caminin Kapılarını Kimsesizlere Açtı
İSTANBUL (AA) - HİKMET FARUK BAŞER - Taksim'deki Selime Hatun Camisi imamı Osman Görkem, görev yaptığı caminin kapılarını sokaktaki kimsesizlere açarak, onlara yardım eli uzatıyor.Taksim Meydanı'nın yanındaki camide 18 yıldır imamlık yapan Görkem, görev yaptığı caminin kapısını sokaktaki evsizlere açtı. Görkem, kimsesizlerin ihtiyaçlarını karşılıyor, dertleriyle dertleniyor ve onlara umut ışığı oluyor. Görkem, evsizlerin kullanması için caminin alt katına banyo yaptırdı. Her cumartesi sabahı ise cami önünde sıcak yemek ikramında bulunuyor. Yardımseverlerden topladığı kıyafetleri kendi imkanlarıyla yıkayan Görkem, saç ve sakalı uzayanları da tıraş ediyor.Ayrıca Görkem, evsizlere iş bulup onları sokaktan kurtarıyor, küs olanları aileleriyle barıştırıyor. AA muhabirine açıklamada bulunan Görkem, uzun yıllardır yardıma ihtiyacı olan insanlara yardım ettiğini söyledi. İnsanların sıkıntılarını kendisine dert edindiğini belirten Görkem, 'Uzun yıllardır sokakta kalan insanlara yardım ediyorum ve sıcak çorba, banyo yapma imkanı, kıyafet gibi ihtiyaçlarını karşılıyorum. 6 yılda yaklaşık 60 bin kişiye ulaştım.' diye konuştu.Görkem, kendisine gelen her insana yardımcı olmaya çalıştığını ifade ederek, şöyle devam etti:'Görev yaptığım caminin kapısını sokakta kalan insanlara açtım. Cami, ibadet maksadıyla gelinen mekanın yanında dertlerin dinlendiği, sevinçlerin paylaşıldığı, fakir ile zenginin bir araya geldiği ve kardeşliğin paylaşıldığı bir yerdir. İmam da o caminin görevlisi, rehberi, önderi olması nedeniyle herkese kucak açmakla mesuldur.' 'Gönüllülerimiz her cumartesi gelip bana yardımcı oluyor'Cuma günleri, cuma namazından sonra sokaktaki insanlar için hazırlık yapmaya başladığını anlatan Görkem, camiye gelen insanlara dağıtmak için yemek ve elbiseleri büyük bir özenle hazırladıklarını söyledi.Görkem, cumartesi sabahı insanların caminin önünde toplandığını aktararak, şunları kaydetti:'Sokakta kalan insanlara yemek, elbise, tıraş, banyo olma imkanı sağlarken onlarla iletişime geçiyoruz ve onların dertlerini dinliyorum. Sıkıntısı olanın sıkıntısını dinliyor, iş arayanlara ise iş buluyorum. Bu yardım işine başlarken ilk başlarda tek başımaydım ama şimdi ekipleştim. Gönüllülerimiz her cumartesi gelip bana yardımcı oluyor. Bu gönüllülerin arasında mühendis de var, akademisyen de var, tüccar da var. Her hafta burada dağıttıklarımızı gönüllü insanlar karşılıyor.'
İhü'yü "Kampüs Üniversite" Kimliğine Kavuşturan Külliye Açılıyor
İSTANBUL (AA) - ZEYNEP RAKİPOĞLU - İbn Haldun Üniversitesini (İHÜ), teknolojik imkanlarla donatılan modern fakülte binaları ve derslikleri, kongre ve konferans salonları, yurtları, kütüphanesi, yeşil alanları ve sosyal donatılarıyla 'kampüs üniversitesi' hüviyetine kavuşturan külliye 19 Ekim Pazartesi günü hizmete açılıyor. Mimar Sinan'ın en önemli eserlerinden olan Üsküdar Atik Valide Sultan Külliyesi yerinde incelenerek projelendirilen ve temeli 22 Ekim 2018'de atılan İbn Haldun Üniversitesi Külliyesi'nin yarın gerçekleştirilecek 1. faz açılışına, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımı bekleniyor. Öğrencilerin ve akademik kadronun ders ve ders dışı tüm ihtiyaçlarını karşılayan külliye ile İHÜ, yeni teknolojik imkanlarla donatılan modern fakülte binaları ve derslikleri, kongre ve konferans salonları, yurtları, kütüphanesi, yeşil alanları, spor alanları, etkinlik ve dinlenme alanları, bisiklet yolları ve parkları gibi sosyal donatılarıyla 'kampüs üniversitesi' kimliğine kavuşuyor. Eğitim-öğretime dair fiziki imkanlar ve sosyal donatılarKülliyenin 1. fazında inşası tamamlanan mevcut binalarda 12, 20, 30 ve 54 kişilik olmak üzere farklı büyüklüklerde 101 sınıf, 4 bilgisayar laboratuvarı ve 1 psikoloji laboratuvarı bulunuyor. Ayrıca külliyede, 180'er kişilik 2 amfi, daha çok hukuk fakültesi öğrencilerinin kullanacağı konsept bir sınıf ve 412 kişilik konferans salonu yer alıyor. Öğrenci kulüplerinin ve öğrencilerin sosyal faaliyetlerinde kullanımı için 837 metrekarelik kapalı bir alanın ayrıldığı külliyede, fakülte ve diller okulu kantinlerinin yanı sıra merkez kafeterya da hizmet verecek. 734 öğrenci kapasiteli yurtİbn Haldun Üniversitesi Külliyesinde, 361 kız, 382 erkek olmak üzere 743 öğrencinin konaklayabileceği bir yurt da bulunuyor. Odaların 3 kişilik olduğu yurt binasının içerisinde aerobik ve fitness salonları, hobi mutfakları, okuma alanları ve dinlenme alanları yer alıyor. Yurt binalarının kuzeyinde ise halı saha, basketbol sahası ve tenis kortu bulunuyor. Yurtlar bölgesinden fakülte bölgesine uzanan ve fakülte bölgesi çevresini dolanan bisiklet yolu, Türkiye'nin en uzun bisiklet yoluna sahip olan Başakşehir Belediyesinin bisiklet yoluna entegre oluyor. Külliyede 100 civarında bisiklet parkı bulunuyor. Ayrıca 'engelsiz üniversite' kriterlerine uygun inşa edilen külliyede tüm yol ve kaldırım birleşim yerleri hemyüz yapılarak engelli geçişi kolaylaştırıldı ve görme engelliler için yönlendirme uygulamaları yapıldı.65 bin metrekare yeşil alan Kullanıma açılacak 1. fazında 138 bin 62 metrekare açık, 67 bin metrekare kapalı alan bulunan külliyede, 65 bin metrekare yeşil alan yer alırken, 4 bin 500 metrekarelik bir alana birçok meyve türünden 124 meyve ağacı dikildi.Yapımı devam eden ve 2021 yılı sonunda tamamlanması planlanan Halkalı-İstanbul Havalimanı hattının İbn Haldun Üniversitesi durağı külliyenin giriş binasına 700 metre mesafede bulunuyor. Üniversitenin ana girişinde yer alan otobüs durağı da bölge otobüslerinin güzergahı arasında yer alacak. Klasik Türk mimarisi örnek alınarak inşa edilen ve en fazla 4 katlı binaların yer aldığı külliyede, Türk-İslam mimarisinde önemli yeri olan iç ve dış avlular teşkil edilerek nitelikli peyzaj düzenlemeleri de yapıldı.Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında Güz-2020 Dönemi derslerinin uzaktan eğitimle devam ettiği süreçte İbn Haldun Üniversitesi Külliyesi ve kütüphane imkanları, öğrencilerin, akademisyenlerin ve araştırmacıların kullanımına açık olacak.Külliyenin 2. ve 3. faz planlamalarıKülliyenin, inşaatı devam eden 2. ve 3. fazlarında ise İbn Haldun Korusu, Spor Merkezi, Öğrenci Yaşam Merkezi, yurt binaları ve fakülte binaları yer alacak. 12 Ekim'de temeli törenle atılan Spor Merkezinde, kapalı basketbol sahası ve halı saha, kapalı yüzme havuzu, tenis kortu, güreş salonu, fitness salonları, okçuluk alanı, sauna, buhar odası ve tuz odasının yer alması planlanıyor. Ayrıca, İbn Haldun Korusu olarak isimlendirilen vadide hobi bahçeleri oluşturulacak. 'Osmanlı ve Selçuklu medrese anlayışını yansıttık'Külliyeye ilişkin AA muhabirine açıklamada bulunan İHÜ Rektörü Prof. Dr. Recep Şentürk, kampüsün üniversitenin 'fikri bağımsızlık' mottosunu ve eğitim felsefesini yansıtacak bir mimari tasarımla inşa edildiğini söyledi. Üniversitenin eğitim anlayışını 'gelenekli yenilikçilik' olarak tanımlayan Şentürk, bir taraftan yenilikçi ama aynı zamanda geleneği de sürdüren bir yenilikçilik anlayışıyla eğitim müfredatını kurguladıklarını, kampüsün mimarisinin somut olarak bu anlayışı yansıttığını ifade etti. Külliyenin Osmanlı-Türk mimarisi örnek alınarak inşa edildiğini dile getiren Şentürk, 'Revaklar, iç avlular var. Osmanlı ve Selçuklu medrese anlayışını yansıttık. İç avlulardaki 6 köşeli kırmızı tuğlalar da Osmanlı eğitim mimarisini yansıtıyor. Külliye planlanırken mimarlarımız Atik Valide Külliyesi, Fatih ve Süleymaniye medreselerini incelediler. Buralardaki mimari anlayışı modern dünyaya taşıdılar.' diye konuştu. Kampüsün ortasında bir fütüvvet havuzu olduğunu aktaran Şentürk, şu bilgileri verdi:'Bu fütüvvet havuzu da İbn-i Haldun'un değerlerinden bir tanesi olan fütüvveti yansıtıyor. 8 köşeli bir Selçuklu fütüvvet yıldızı havuz şeklinde inşa edilmiştir. Bu da yine Selçuklu ve Osmanlı'dan bize kalan bir mimari öge. Burada da fütüvvetin 8 değeri havuzun etrafında yansıtılmış oldu. Fütüvvet karakter eğitimi anlamına geliyor. Yani özgeci, diğerkamcı, kendi menfaatini bencil bir şekilde önceleyen değil başkalarını önceleyen, topluma, ülkeye ve insanlığa hizmeti önceleyen bir ahlak anlayışı. Genel olara dünyada eğitim sisteminde liberal ahlak anlayışı hakim. Bir taraftan akademik eğitim diğer taraftan liberal ahlak anlayışı veriliyor. Liberal ahlak anlayışı da bireyin özerkliğine dayalı. Biz ise bu liberal gençlik ahlakına alternatif olarak İslam medeniyetinden, kültürümüzden ve tarihimizden tevarüs ettiğimiz fütüvvet gençlik ahlakını öğrencilerimize sunmak istiyoruz. Bunu da külliyemizin ortasına inşa ettiğimiz 8 köşeli fütüvvet havuzuyla sembolize etmiş olduk. Havuzun etrafında bu değerler yazılı.' Prof. Dr. Şentürk, külliyede modern teknik imkanları da kullandıklarını, akıllı sınıflar, konferans sınıfları, öğrenci merkezleri ve çok amaçlı alanlar oluşturduklarını kaydetti.'Ağaçlar büyüdüğünde orman içinde bir külliye görünümü oluşacak'Külliyenin 1. etabında 5 bina inşa ettiklerini belirten Şentürk, 'Giriş binamız var. İslam felsefesindeki varlığın ve bilginin 7 mertebesini sembolize eden bir giriş kapısı var. Öğrenci Merkezimizin içerisinde büyük etkinlik salonları ve öğrenci kantini bulunuyor. İnsan ve Toplum Bilimleri binası, İşletme Fakültesi binası, Diller Okulu ile Rektörlük ve yönetim binası inşa edildi. Kız ve erkek olmak üzere 2 yurt binasının inşası bitti. Bu hafta içerisinde Spor Merkezinin temelini attık. İçinde kapalı yüzme havuzu, tenis, okçuluk ve diğer sportif faaliyetlerin yapılacağı alanlar yer alacak.' ifadelerini kullandı.Prof. Dr. Şentürk, külliyeye 3-4 kattan yüksek bina inşa edilmeyeceğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:'Külliyemizde ağaçlardan yüksek bina olmayacak, daha doğal bir ortam olacak. Külliyenin üzerine oturduğu alan yaklaşık 500 dönüm bir alan. Peyzaj çalışmaları hızla ilerliyor. Şu anda 4 bini aşkın ağaç dikilmiş durumda. Özel olarak bir meyve bahçesi oluşturuyoruz. Ayrıca hobi bahçeleri tasarlıyoruz. Bu ağaçlar büyüdüğünde orman içinde bir külliye görünümü oluşacak. Burası hem fiziki imkanlarıyla hem de içindeki yüksek seviyeli akademik araştırmalarla uluslarası bir düzeyde mükemmeliyet merkezi olarak ülkemize hizmet verecek.' 'Öğrenci sayısı arttıkça 2. faza geçilecek'Üniversitenin öğrenci projeksiyonunun 5 bini aşmayacak şekilde planlandığını, bunun yüzde 25'inin lisans, yüzde 75'inin de yüksek lisans ve doktora öğrencisi olacağını kaydeden Şentürk, şu anda yaklaşık 1500 öğrenci olduğunu, mevcut haliyle külliyenin kapalı mekanlarının yeterli olduğunu söyledi. Öğrenci sayısı arttıkça 2. faza geçileceğini belirten Şentürk, sözlerini şöyle tamamladı:'Yeni fakülte ve yurt binaları ilave edilecek. Şu anda bir cami inşaatının projesi yapılıyor. Daha büyük bir üniversite kütüphanesi yapılacak, onun yanına da Cumhurbaşkanlığı Kütüphanesi inşaatı. Şu anda üzerinde çalışmalar devam ediyor. Çünkü amacımız araştırma üniversitesi olmak. Bu da ancak çok zengin bir kütüphaneyle mümkün olabilir. Kütüphanemizin içerisinde Dijital İnsan Bilimleri Merkezi kuracağız. Böylece kütüphane alanındaki dijitalleşmeyi takip edeceğiz. Dijital datalar toplanacak ve öğrencilerimiz kolaylıkla kaynaklara ve verilere hızla ulaşacak. Dünyadaki son gelişmelere göre tasarlanmış bir kampüs ve kütüphane, çalışma mekanları, sosyal faaliyet ve spor alanlarını kurmuş olacağız.'
Reklam
Azerbaycan, Rus Medyasından Dağlık Karabağ'daki Gelişmelere Tarafsız Yaklaşmasını Bekliyor
BAKÜ (AA) - RUSLAN REHİMOV - Azerbaycanlılar, Rus medyasının Azerbaycan ordusunun topraklarını kurtarmak için başlattığı operasyona ve Dağlık Karabağ'daki gelişmelere tarafsız gözle bakmasını bekliyor.Dağlık Karabağ'daki gelişmeleri yakından takip eden ve ilgili haber akışını artıran Rus medyası, genel olarak Ermenistan'ın işgalci politikasını haklı gösteren bir yol izliyor.Televizyonlardaki tartışma programlarına da daha çok Ermeni asıllı ve Ermenistan yanlısı uzmanları davet eden Rus medyası, Azerbaycanlı uzmanlar ve konuya objektif yaklaşan Rus uzmanların görüşlerine neredeyse hiç yer vermiyor.Rus televizyonlarındaki tartışma programlarında sadece Azerbaycan devlet yetkilileri değil, başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere Türk yetkililer de suçlanıyor ve hedef gösteriliyor.Azerbaycan ordusunu, 'saldırgan', işgalci Ermenistan güçlerini ise 'mağdur' göstermeye çalışan Rus medyası, bazı durumlarda Ermenistan ordusunun saldırılarında zarar gören Azerbaycan'a ait sivil yapılar Ermenilere aitmiş gibi yayınlıyor.Ermenistan'ın Azerbaycan'a saldırılarında 60 sivilin ölmesine, 270 civarında sivilin yaralanmasına çok az değinen Rus medyası, genel olarak haberlerini Dağlık Karabağ'daki Ermeni nüfusun sözde mağduriyeti üzerinde kuruyor. Bazı Rus ajanslarının, Ermenistan ordusunun Gence'ye düzenlediği füze saldırısıyla ilgili haberi, saldırıda 10 sivilin ölmesine, resmen de açıklanmasına rağmen 'Gence'ye füze saldırısında yaralılar var' başlığıyla sunması dikkati çekti.'Azerbaycan Stepanakert'e saldırdı' başlıklı haberi servis eden başka bir ajans ise Gence'ye yapılan saldırıyı 'Azerbaycan Gence'de 10 kişinin ölmesinden Ermenistan'ı sorumlu tutuyor' başlığıyla yayınlayarak saldırının sorumlusunun net olmadığı izlenimi yaratmaya çalıştı.Komsomolskaya Pravda gazetesinin internet sitesindeki bir haberde ise Ermenistan'ın Gence'ye saldırısında yıkılan binanın fotoğrafı, 'Azerbaycan ordusunun Stepanakert'e saldırısında yıkılan bina' başlığıyla servis edilmesi Azerbaycan halkında tepkiye neden oldu.Tepkilerin ardından düzeltme veren Komsomolskaya Pravda, özür dilemek zorunda kalmıştı.Rus medyası, Gence'ye balistik füzelerle yapılan ve aralarında çocukların da bulunduğu 13 sivilin yaşamını yitirdiği son saldırıyı da net başlıklarla duyurmadı.Saldırı, bazı Rus haber sitelerinde 'Azerbaycan Gence'ye füze atıldığını açıkladı' şeklindeki başlıklarla yer aldı. Olayın yaşanmasına ilişkin fotoğraf ve görüntü olmasına ve olay yerinde canlı yayınlar yapılmasına rağmen Rus haber sitesi açıklamalar üzerinden duyurmayı tercih etti.İlham Aliyev, tepkisini dile getirmiştiCumhurbaşkanı İlham Aliyev de Rus medyasının Azerbaycan karşıtı yayınlarına tepkisini dile getirmişti. Aliyev, Rus RBK kanalına verdiği röportajda, muhabirin, 'Bakü'de çok sayıda Türk bayrağı gördüm fakat hiç Rusya bayrağı görmedim' şeklindeki değerlendirmesine şu yanıtı vermişti:'Son günlerde önde gelen Rus kanallarındaki Azerbaycan karşıtı güçlü propaganda, tartışma programına katılanların bazılarının manipülasyonu, katılımcılar arasında dengenin sağlanmaması, Azerbaycan halkına ve cumhurbaşkanına hakaretler Rusya'nın prestijini artırmaz. Rusya ile ilişkileri geliştirmeyi planlıyoruz. Ancak bu dönemde Rus medyasının bize karşı enformasyon saldırısı, kamuoyunun Rusya'ya bakışına büyük darbe vurdu.' 'Rus medyası çifte standartlardan vazgeçmeliMedya uzmanı Doç. Dr. Aynur Kerimova, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Rus medyasının Azerbaycan'la ilgili haberlerde genel olarak gazetecilik ilkelerinin dışında tutum sergilediğini belirtti.Bunun nedenlerinden birinin, Rus medyasında yönetici pozisyonundaki Ermeni kökenli çok sayıda gazetecinin çalışması olduğuna dikkati çeken Kerimova, 'Ermenistan'ın çıkarları doğrultusunda, Azerbaycan karşıtı haberler yapıyorlar. Azerbaycan'ın Rusya ile kapsamlı iş birlikleri var. Gazetecilik mesleğinin gerekliliği olan tarafsız, dengeli ve objektif haberler yapmalarını bekliyoruz.' dedi. Medya uzmanı Rizvan Genberli de Rus medyasının Dağlık Karabağ'daki gelişmelerle ilgili olumsuz yaklaşımının bugüne özgü bir olgu olmadığını fakat Azerbaycan ordusunun topraklarını kurtarmak için başlattığı operasyonun ardından Rus basınındaki yanlı tutumun daha da belirginleştiğini kaydetti.Genberli, bunun nedenlerinden birinin Türkiye'nin bu haklı davasında Azerbaycan'ın yanından olduğunu açıkça beyan etmesi olduğunu belirterek Azerbaycan ordusunun kısa sürede elde ettiği askeri başarının Rus gazeteci ve yorumcuları rahatsız ettiğini kaydetti.Rusya'nın Dağlık Karabağ sorununun çözüm sürecini yürüten Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Minsk Grubunun eş başkanlarından biri olduğunu hatırlatan Genberli, 'Her ne kadar Rusya devleti tarafsız olduğunu açıklasa da Rus medyası tarafsızlık bir yana, dengeli yaklaşım sergilemekte de zorlanıyor, etki gücünü kullanarak Azerbaycan karşıtı haberlerle kamuoyu oluşturuyor. Rus gazeteciler Azerbaycan'ın haklı durumunu önemsemiyor, işgal gerçeğini görmek istemiyor. Rus medyası, Dağlık Karabağ ve Azerbaycan topraklarının işgali konusunda çifte standartlardan vazgeçmeli, gerçekleri yazmalı ve göstermelidir.' diye konuştu.
Patara'nın Kum Tepeleri Turistlere Çöl Deneyimi Yaşatıyor
ANTALYA (AA) - TALİP DEMİRCİ - Antalya'nın Kaş ilçesi sınırlarındaki Patara Plajı, kilometrelerce uzanan eşsiz sahilinin yanı sıra çölleri anımsatan kum tepeleriyle de ziyaretçilerini etkiliyor.Tarihi ve doğal güzellikleriyle her yıl milyonlarca turisti ağırlayan Antalya, ziyaretçilerine şelalelerden, su altı mağaralarına kadar farklı seçenekler sunuyor.Kentte turistlerin en fazla merak ettiği yerlerden biri de Kaş ilçesindeki, Likya Birliği'nin başkenti olan ve tarihi binlerce yıl önceye dayanan Patara Antik Kenti'nin yanındaki kum tepeleri. Antik kentin içinden geçerek kum tepelerine ulaşan tatilciler, benzeri, çöllerde yaşanan tozlu bir yolculuğa çıkıyor. Nesli tükenme tehdidi altındaki caretta carettaların da önemli yuvalama alanlarından olan Patara Plajı'na bakan kum tepelerine uzanan turistler, adeta bir fotoğraf stüdyosuna dönüşen bölgede, eşsiz gün batımını izlemenin keyfini yaşıyor. Atlı ve develi safari turları düzenleniyorYeşilçam'ın birçok filmine de ev sahipliği yapan kum tepelerinde, atlı ve develi safari turlarına da katılan turistler, ardından denize girerek unutulmaz bir gün yaşıyor. İzmir'den tatile gelen Kemal Doyuran, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kum tepelerinin çok ilgi çekici olduğunu söyledi.Hayatında ilk defa çölleri andıran bir kum tepesine geldiğini anlatan Doyuran, 'Gün batımını izlemeye geldik. Çok keyifliydi. Bizim için farklı bir deneyim oldu.' dedi.Muğla'dan karavanıyla tatile çıkan Sinem Bahçeci ise herkesin bir kez de olsa Patara kum tepelerini görmesi gerektiğini kaydetti.
Reklam
Dedesi Aliya'nın Fikirleri Yol Göstericisi Oldu
SARAYBOSNA (AA) - ZLATAN KAPİC/ALMİR TERZİC - Bağımsız Bosna Hersek'in ilk cumhurbaşkanı merhum Aliya İzetbegoviç'in torunu Nadja Berberovic Dizdarevic, dedesinin fikirlerinin, hayatındaki bir nevi ahlak pusulası olduğunu söyledi.Boşnak liderin vefatının 17. yılı öncesinde AA muhabirine dedesini anlatan Dizdarevic, hayatını dedesinin eserleri ışığında anlamlandırdığını belirterek 'Onun fikirleri bana köklerimi ve kişiliğimi hatırlatıyor. Onlar, hayatımdaki bir tür ahlak pusulası oldu.' dedi.Dedesinin son derece karizmatik, onurlu ve karakterli biri olduğunu anlatan Dizdarevic, 'Aliya İzetbegoviç benim gözümde sadece siyasetçi ya da lider değil. Ben onu her şeyden önce filozof bir aydın olarak görüyorum. Genç yaşından beri özgür ruhlu bir asi ve tutkulu bir okuyucuydu.' diye konuştu.Dizdarevic, Aliya'nın eserlerinin ve hayata dair tutumunun, İslam geleneği ve aynı zamanda Avrupa köklerine dayandığının altını çizerek 'Her ikisi de onun ruhunu ve fikirlerini zenginleştiriyordu. Aliya İzetbegoviç benim için özgür ruh ve düşüncenin sembolüdür.' ifadelerini kullandı.Saraybosna'daki Aliya İzetbegoviç Müzesi'nin müdürlüğünü yapan Dizdarevic, bu yıl da Aliya'nın ölüm yıl dönümü kapsamında bir dizi program tertip ettiklerini; salgın tedbirleri kapsamında bu yıl daha düşük katılımlı bir anma etkinliği ve fotoğraf sergileri yapacaklarını anlattı.'Dedem benim idolüm'Dedesi Aliya'nın, kendisinin idolü olduğunu vurgulayan Dizdarevic, 'Onun torunu olmaktan ve adını taşıyan müzede düzenlenen faaliyetler aracılığıyla hayatını adadığı ahlaki değerleri daha geniş kitlelere duyurabilmekten dolayı da gururluyum.' dedi.Dizdarevic, Aliya İzetbegoviç Müzesi'ni ziyaret edeceklerin, merhum Boşnak liderin sosyal, siyasi ve entelektüel yaşamı hakkında çok daha fazla bilgi edinebileceğini sözlerine ekledi.'Doğu ile Batı arasında denge sağlayan bir lider'Müzede görev yapan tarihçi Admir Lisica da bugünkü jeopolitik dünya ilişkilerine bakıldığında, Aliya İzetbegoviç gibi Doğu ile Batı arasında denge sağlayan liderlerin sayısının çok az olduğunu vurguladı.Aliya'nın diplomasideki ilk adımlarının ne bölge ne de Bosna Hersek kamuoyu tarafından yeterince bilindiğini kaydeden Lisica, Aliya'nın Bosna Hersek'in bağımsız bir ülke olmasından önce Avusturya ve İran, ardından Türkiye ve ABD'ye çok önemli ziyaretler gerçekleştirdiğini ifade etti.Boşnak gençlerin en çok Aliya'nın savaştaki rolüyle yakından ilgilendiğini anlatan Lisica, 'Yurt dışından gelen gençlerimiz burada edindikleri bilgileri yaşadıkları ülkelerde yaşıtlarıyla paylaşıyorlar. Bu, Aliya'nın fikirlerinin gelecek nesillere de aktarılmasında önemli bir husus.' dedi.'Çok mütevazı bir liderdi'Bosna'daki savaşta Müslüman Boşnaklarla aynı safta yer alıp bağımsız Bosna Hersek için hayatını kaybeden Sırp kökenli Cedomir Domuz'un eşi Vesna ise o dönemde tanışma imkanı bulduğu Aliya'nın son derece mütevazı bir lider olduğunu anlattı.Eşinin Müslümanlarla birlikte ülkeyi savunma kararının ardından Cedomir'in Sırp dayısı tarafından evlerinin yıkıldığını söyleyen Vesna Domuz, 'O dönem kalacak yerimiz yoktu. Görüşmeye gittiğim herkes beni saatlerce bekletirken tek bir mektupla yardım istediğim Aliya beni iki gün sonra makamında kabul etmişti.' ifadelerini kullandı.Vesna Domuz, Aliya İzetbegoviç'in hayal ettikleri gerçekleşmiş olsaydı bugün Bosna Hersek'in durumunun çok daha iyi olabileceğini sözlerine ekledi.Bosna Hersek'in Bosanski Samac şehrinde 8 Ağustos 1925'te doğan Aliya İzetbegoviç, 19 Ekim 2003'te Saraybosna'da vefat etti.
Azerbaycan Ordusu "Yenilmez Ermenistan Ordusu" İmajını Yok Etti
BAKÜ (AA) - RUSLAN REHİMOV - Azerbaycan ordusunun topraklarını kurtarmak için başlattığı operasyonda Ermenistan'a vurduğu ağır darbeler, yıllardır oluşturulan 'yenilmez Ermenistan ordusu' imajını yok etti. Operasyonların ilk günlerinde Azerbaycan ordusunu durdurdukları yönünde açıklamalarda bulunan Ermeni yetkililer, artık büyük kayıplar vererek geri çekildiklerini kabul ediyor. Ermenistan tarafı asker kayıplarını yaklaşık 700 olarak gösterse de Azerbaycan güvenlik makamları bu rakamın binlerce olduğunu belirtiyor. Ermeni yetkililerin çatışma alanlarında kalan cesetlerin can kaybı listesine eklenmediği yönündeki açıklamaları da Azerbaycanlı yetkililerin açıklamalarını doğrular nitelikte. Azerbaycan ordusunun yaklaşık 30 yıldır güçlendirilen savunma hatlarını kısa sürede geçmesi, eski Ermenistan Savunma Bakanı Seyran Ohanyan'ın adı ile ilişkilendirilen ve 'hiçbir zaman geçilemez' diye nitelendirilen 'Ohanyan hattı'nın da bir efsaneden ibaret olduğunu ortaya koydu.Ermenistan'ın yıllardır oluşturduğu kalınlığı 1 metreyi geçen beton mevziler, mayın tarlaları ve tel örgülerden oluşan hat, Azerbaycan ordusunu durduramadı ve 'daha az can kaybı, daha çok sonuç' ilkesiyle dikkatli hareket eden Azerbaycan askerleri, iki hafta içerisinde yaklaşık 60 yerleşim birimine ve çok sayıda stratejik tepeye bayrak dikti. Erivan yönetimi bazı bölgelerden 'taktik icabı' geri çekildiklerini öne sürse de Ermenistan ordusunun kaçarken bıraktığı çok sayıda silah ve mühimmat, yöneticilerini yalanlıyor. Azerbaycan ordusu, Ermenistan'a ait çalışır durumdaki 36 tankı ve 24 piyade zırhlı aracı ele geçirmiş bulunuyor. Bu tanklardan bazıları Azerbaycan askerlerince Ermenistan'a karşı operasyonlarda kullanılıyor. Ermenistan ordusu, işgal altındaki Dağlık Karabağ ve etrafındaki bölgelere yerleştirdiği tank, zırhlı araç, füze ve topçu bataryalarının büyük kısmını kaybetti. SİHA'lar Azerbaycan'ın başarısında büyük rol oynadıAzerbaycan ordusunun başarısında son dönemlerde Türkiye ve İsrail'den aldığı silahlı insansız hava araçları (SİHA) büyük rol oynadı.Azerbaycan Savunma Bakanlığının operasyon süresince paylaştığı görüntülerde, Ermenistan'a ait çok sayıda tank, zırhlı araç ve ateş noktasının tam isabetle imha edildiği görülüyor.Sadece Türk yapımı SİHA'larla imha edilen Ermenistan tank, zırhlı araç ve füzelerinin maddi değeri 1 milyar doları geçti. Savaş alanları, demir yığını haline gelen Ermenistan ordusuna ait yüzlerle askeri araçla dolu. Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in verdiği bilgilere göre bugüne kadar imha edilen ve ele geçirilen Ermenistan silahların maliyeti 2 milyar doları aşmış bulunuyor.Azerbaycan Savunma Bakanlığının açıklamalarından derlenen bilgilere göre, 27 Eylül'den 18 Ekim'e kadar Ermenistan'ın yaklaşık 300 tank ve zırhlı aracı, 300'den fazla top ve füze sistemi, yaklaşık 70 hava savunma sistemi, 16 komuta yönetim ve gözlem mıntıkası, 8 mühimmat deposunu, yaklaşık 200 askeri kamyon ve aracı Azerbaycan ordusunca imha edildi.Sivil yerleşim birimlerini hedef alan 2 balistik füze sisteminin ve iki S-300 hava savunma sisteminin nokta atışıyla imha edilmesi de Azerbaycan ordusunun çatışmalarda elde ettiği başarılardan biri olarak gösteriliyor. Çatışmalarda bazı Ermenistan askerleri beyaz bez kaldırarak Azerbaycan ordusuna teslim oldu. Ermenistan yetkilileri, askerlerinin esir olduğunu kabul etseler de esirlerin sayısı ve nerede oldukları konusunda bilgiye sahip olmadıklarını belirtiyor.Azerbaycan ordusunun ilerleyişi sürerken Ermenistan ordusunda firarların arttığı gözlemleniyor. Dağlık Karabağ'ın sözde Ermeni yönetimi, firarları önlemek için bölgeden çıkışlara yasak getirdi. Ermenistan'ın askeri kayıplarının ülke ekonomisini zora sokacağı, çatışmalar bittikten sonra ise siyasi krizlere neden olacağı öngörülüyor.
Asırlık Nazmiye Nine Yıllara Meydan Okuyor
DÜZCE (AA) - CEM ALİ KUŞ - Düzce'nin Akçakoca ilçesinde yaşayan ve nüfus kayıtlarına göre 100 yaşında olan Nazmiye Özdemir, fındık ayıklayarak, bağ bahçe işleriyle uğraşarak ve ev işlerinde ailesine yardım ederek adeta gençlere taş çıkartıyor.İlçeye bağlı Ortanca köyünde doğup büyüyen, 7 çocuğu ve 24 torunu olan Özdemir, yaşamında bir asrı geride bıraktı.Nazmiye nine, sağlıklı kalmanın ve uzun yaşamanın sırrını her gün tükettiği yoğurt, su ve doğal yiyeceklerin yanı sıra yemek öğünlerini vaktinde yemesine bağlıyor. Torununun torununu da gören Nazmiye nine, ilerlemiş yaşına rağmen fındık ayıklıyor, bağ bahçe işleriyle uğraşıyor ve ev işlerinde ailesine yardım ediyor.'Halime şükür olsun'Nazmiye Özdemir, AA muhabirine yaptığı açıklamada, eşini 46 yıl önce kaybettiğini ve çocuklarıyla yaşamını sürdürdüğünü söyledi.Genel anlamda bir şikayetinin bulunmadığını dile getiren Özdemir, 'Sağlık durumum iyi, bir hastalığım yok. Evin önündeki bahçeye iniyorum. Yanıma ziyarete gelenler oluyor ama koronavirüs nedeniyle çok kişi gelmiyor.Halime şükür olsun.' diye konuştu.Özdemir, geçmişte tarlada çalıştıklarını anlatarak, 'Eskiden, köydeyken sırtımızda eve ekmek yapmak için odun getiriyorduk ama çarşıya geldikten sonra getirmedim. O zamanın şartları neyi gerektiriyorsa onları yaptık.' dedi. Kendi yemeğini kendisinin pişirebildiğini belirten Özdemir, 'Her şeyim var. Mecbur kaldığım zaman yemek yapıyorum ama genelde gelinim bana yemek getiriyor. Yoğurt, kahvaltı tarzı şeyler yerim. Genelde yemek seçmem.' ifadesini kullandı.'Her zaman mutlu, enerjik ve kendi halinde'Halit Özdemir de annesinin sağlıklı beslendiğini ve uyku düzenine dikkat ettiğini söyledi. Annesinin yoğurt sevdiğini ve bol su tükettiğini dile getiren Özdemir, 'Yemeğini devamlı zamanında yemeye çalışır. Az yemek yer. Uykusunu güzel uyur, erken yatar. Evde evlatlarından bir sıkıntı görmedi, onu hiç üzmedik. Mutlu olduğu için belki de bir asır yaşadı. Gün içinde evin önüne çıkıyor. Komşularımız yanında oturuyor, halini hatırını soruyorlar.' diye konuştu.Talibe Özdemir ise kayınvalidesinin tarlaya gittiği zaman sebze ve meyvesini kendisi topladığını anlatarak, 'Sabah erken kalkar. Kahvaltısını hazırlar ve devamlı saatinde yemek yer. Devamlı hareket eder ve bir şeylerle uğraşır. Her zaman mutlu, enerjik ve kendi halinde.' dedi.
Gastronomi Şehrinin Keşfedilmemiş Lezzeti: "Patlıcan Böreği"
AFYONKARAHİSAR (AA) - ARİF YAVUZ- Afyonkarahisar'da taş fırında toprak tepside pişirilen ve içerisinde hamur işi olmayan keşfedilmemiş yöresel lezzeti 'patlıcan böreği' damaklarda eşsiz bir tat bırakıyor.Gaziantep ve Hatay'ın ardından UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı'na dahil olan Afyonkarahisar'ın yöresel lezzeti patlıcan böreği, yapılışının zahmetli olmasının yanı sıra içerisinde hamur bulunmamasıyla dikkati çekiyor.Kızartılmış patlıcan, soğan, yumurta ve kıymanın toprak tepsiye serilerek taş fırında pişirilen patlıcan böreği, üçgen şeklinde kesilerek servis ediliyor. Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Meslek Yüksekokulu Aşçılık Programı Öğretim Görevlisi Tansu Çelik, AA muhabirine, patlıcan böreğini özel kılan unsurun, Erenler Mahallesi ile Hocalar ilçesinde atalık tohumlardan yetiştirilen ve semt pazarlarında 'kuzu eti' diye satılan lezzetli patlıcanlardan yapılması olduğunu söyledi.Adını böbrek gibi kesilmesinden alıyorKentte çok sayıda patlıcan yemeği bulunduğunu ancak sıra ve davet organizasyonlarının olmazsa olmazının bu börek olduğunu dile getiren Çelik, şöyle konuştu:'Türk mutfağında börek, ince yufkalardan ve sebzelerden oluşan bir hamur işidir. Ancak gastronomi şehri Afyonkarahisar'ın patlıcan böreği ise içerisinde un barındırmayan bileşenlerinde soğan, yumurta ve kıymadan oluşan hafif bir sebze böreğidir. Afyonkarahisar'da bu yemeğe patlıcan böreği denmesinin sebebi de 'börek mantığı' ile düşünülüp kenarları yüksek bir tepsiye harcının yayılması ve fırında pişirilmesinin ardından börek şeklinde kesilerek servis edilmesinden adını alıyor.' Çelik, patlıcan böreğinin coğrafi işaretle tescillenmesi için çalışma yapıldığını da anımsattı. 'Müşterileriden çok güzel geri dönüşler alıyoruz'Şehirde yöresel yemeklerin yapıldığı restoranın sahibi Ayşe Safkurşun ise 'Şehrimize özgü bu yemeğimiz genellikle ara sıcak olarak biliniyor. Restoranımızda bu yemeğimizi sürekli yapıyoruz. İlk defa tadacak müşterilerimiz öncesinde hamur işi şeklinde geleceğini düşünüyor. Daha sonra lezzeti tattıklarında ise müşterilerimizden de çok güzel geri dönüşler alıyoruz. Hatta bazı insanlardan ilginç bulanlar da oluyor. Tadını beğenenler bazen ellerine aldıkları kağıt ve kalemlerle 'Ayşe hanım lütfen tarifini yazar mısınız?' diye ricada bulunuyor.' yorumunda bulundu.
Reklam