Büyükçekmece'de Eğitim Uçağı Düştü
İSTANBUL (AA) - Büyükçekmece'de bir eğitim uçağı boş araziye düştü.Özel bir firmaya ait eğitim uçağının Büyükçekmece'de boş araziye düşmesi üzerine polis, jandarma, itfaiye ve sağlık ekipleri bölgeye sevk edildi.Burun kısmından toprağa gömülü haldeki uçak, ekipler tarafından halat yardımıyla çıkarıldı.Kazada yaralanan pilot da uçağın içinden çıkarıldı.
Nevşehir'de Meydana Gelen Trafik Kazasında Bir Kişi Öldü, İki Kişi Yaralandı
NEVŞEHİR (AA) - Nevşehir'in Acıgöl ilçesinde tarlaya devrilen otomobildeki bir kişi hayatını kaybetti, iki kişi yaralandı.N.H. idaresindeki 06 BGS 89 plakalı otomobil, Nevşehir-Aksaray kara yolu Acıgöl ilçesi yakınlarında kontrolden çıkarak tarlaya devrildi.Araçta bulunan G.H, kaza yerinde yaşamını yitirdi.Yaralanan sürücü ile B.K.Y, Nevşehir Devlet Hastanesine kaldırıldı.
Nasa 26 Ekim'de Ay Hakkında Yeni Bir Keşif Açıklayacak
WASHINGTON (AA) - ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), 26 Ekim'de Ay hakkında 'heyecan verici' yeni bir keşfi açıklayacağını duyurdu. NASA'dan yapılan açıklamada, 2,7 metre aynalı teleskop taşıyan 'Boeing 747SP' tipi uçak olan Kızılötesi Astronomi Stratosfer Gözlemevi'nin keşfinin 'ajansın Ay hakkında daha fazla şey öğrenme çabalarına katkıda bulunacağı' ifade edildi. Açıklamada, 'Ay'ın ilmini anlamak, iç Güneş Sistemi'nin geniş tarihinde parçaları bir araya getirmeye de yardımcı olabilir.' ifadesine yer verildi.Ay'a ilişkin yeni keşfin 26 Ekim Pazartesi günü telekonferansla açıklanacağı belirtildi. NASA, 'Artemis' adlı program çerçevesinde 2024'te Ay yüzeyine bir erkek ve bir kadın astronot göndermeyi planlıyor.
Analiz - Küresel Organik Kriz Ve ABD-Çin Rekabetinin Trajedisi
İSTANBUL (AA) -HÜSEYİN KORKMAZ- Uluslararası düzen, içine girdiği “organik kriz” ile cebelleşirken ortaya çıkan “ara dönem” sistemik istikrarsızlığı yoğun bir şekilde beslemeye devam ediyor. Bu minvalde ABD ve Çin gibi iki büyük gücün rekabeti “stratejik yanılgıların” da tahkim ettiği çatışmalı bir sona doğru ilerliyor. Peki büyük ortak çıkar paylaşmalarına ve aralarındaki ekonomik bağımlılığa rağmen bu iki güç neden bir çatışma zeminine doğru kayıyor? İki gücün birbirinden giderek daha fazla ayrışması yeni bir soğuk savaşın habercisi olduğu gibi Birinci Dünya Savaşı öncesine benzeyen “dengesiz çok kutupluluğun” izlerini de taşıyor.ABD-Çin rekabeti küresel organik krizin bir ürünüSoğuk Savaşın sona ermesiyle beraber ABD’nin uluslararası düzende yakaladığı “tek kutuplu an” uzun sürmedi ve 11 Eylül 2001 tarihinde topraklarına yapılan terör saldırısı sonrasında küresel bir güvenlik krizine girmesine neden oldu. Daha sonra 2008 yılında yaşanan büyük finansal kriz uluslararası düzenin derin bir istikrarsızlık sürecine savruluşunun başlangıcı oldu. Aslında bu iki kriz İtalyan düşünür Antonio Gramsci’nin altını çizdiği total bir “organik krizin” küresel ölçekte ortaya çıkmasına zemin hazırladı. Yani bir dönem egemen olan fikirlerin popülerliğini yitirmesi ve bunların yanında yeni güçlerin yükselişi gibi hususlar bu kriz durumunun en karakteristik özelliklerinden biri.Organik krizde mevcut sisteme dair kurum ve yapılar yerli yerinde ancak işlevsiz. Bu durum aynı zamanda sistemik düzeyde marazi semptomların da ortaya çıkmasına neden oluyor. Küresel salgının yaşandığı bu günlerde sistemik marazi semptomlar kendisini ziyadesiyle hissettiriyor. Öte yandan bu krizin bir başka ürünü olarak ABD-Çin rekabetini de zikretmemiz mümkün. ABD-Çin ilişkileri özellikle ABD Başkanı Donald Trump’ın da büyük çabaları sonucunda 2018 yılından bu yana baş aşağı bir şekilde düşüş eğiliminde. Ticaret savaşları ile başlayan rekabet Hong Kong’da yaşanan olaylar üzerinden gelişirken Tayvan ve Güney Çin Denizi gibi problem alanları ile beraber iyice derinleşerek çatışmanın artık bir olasılık haline geldiği gergin bir düzeye yükseldi. Aslında işin ilginç yanı, ABD ve Çin’in çatışmaya doğru giden gerilimli ilişkisini düzeltmek için başka hiçbir gücün arabulucu olarak devreye girmemesi. Bu konuda diğer güçlerin gösterdiği isteksizlik krizden çıkamayan sistemin dengesiz bir “çok kutupluluk” üretmeye başladığını gösteriyor. Aynen Birinci ve İkinci Dünya Savaşı öncesinde olduğu gibi, güçler dengesinin bozulması sonucunda sistem çok kutupluluk eğilimi içine giriyor. Fakat bu çok kutupluluk bir güç dengesi inşa edebilme açısından son derece kırılgan bir yapıya sahip. Bugün ABD ve Çin’in ayrışmaya dönük yaklaşımları her ne kadar derinleşse de Soğuk Savaş benzeri kategorik iki kampın oluştuğunu söylemek çok zor. Güçler arasındaki ilişkiler esnek ve çok boyutlu. Dolayısıyla bu durum istikrarsızlığın derinleşmesine katkıda bulunuyor.Dengesiz çok kutupluluk ABD-Çin rekabetini derinleştiriyorBu noktada ofansif bir realist olan Prof. John Mearsheimer ve onun kült eseri “Büyük Güçlerin Politikalarının Trajedisi”ne (The Tragedy of Great Power Politics) başvurmakta yarar var. Mearsheimer’ın eseri “devletlerin uluslararası siyasette ana aktörler olduğu ve nihai hedeflerinin hayatta kalmak olduğu önermesine” dayanıyor. 2001 yılında yayımlanan eserde Mearsheimer, Çin’in stratejik hedefinin Asya’da hegemonya kurmak olduğunu ve ABD’nin de bunu engellemeye çalışacağı sonucuna varmıştı. Ayrıca Çin’in asla barışçıl bir yükselişinin olmayacağına inanan Mearsheimer’a göre güçlenen herhangi bir ülkenin dış politikasında daha agresif olmaması neredeyse imkânsız bir durum.Mearsheimer, ABD-Çin ilişkilerine ve rekabetine dair daha sonra da birçok yazı kaleme aldı. Özellikle son dönemde verdiği röportajlarda [1] Birinci Dünya Savaşı benzetmesi yapan akademisyen “Birinci Dünya Savaşı’ndan önce de Avrupa’da muazzam miktarda karşılıklı ekonomik bağımlılık vardı ve kimsenin savaşa cesaret edemeyeceği yazılıyordu ancak yine de savaş yaşandı” derken Birleşik Devletlerin, Çin’in Asya’da bölgesel bir hegemon olmasına asla müsamaha göstermeyeceğinin özellikle altını çiziyor. Birinci Dünya Savaşı öncesinde de Fas, Balkanlar ve Arnavutluk’ta yaşanan krizler birbirini beslemiş ve devamında 28 Haziran 1914 tarihinde Franz Ferdinand’ın Saraybosna’da öldürülmesiyle büyük bir dünya savaşına evrilmişti. Bu noktada büyük güçlerin birbirlerinin niyetlerinden emin olamama durumu da büyük rol oynamıştı. Mearsheimer’ın akademik geçmişinde “devletler neden güç dengesi ile yetinmez?” sorusuna aradığı yanıt ile ilgili yakın zamanlarda kaleme aldığı “Büyük Yanılsama: Liberal Düşler ve Uluslararası Gerçeklikler” (Great Delusion: Liberal Dreams and International Realities) isimli eseri önemli cevaplar barındırıyor. Mearsheimer, “ABD’nin yükselen bir Çin’e ya da Britanya’nın Birinci Dünya Savaşı’ndan önceki yıllarda yükselen bir Almanya’ya nasıl baktığını düşünün; Amerikan liderleri, Çin’in gelecekteki niyetlerini kesin olarak bilemezler” derken niyetlerin bilinemezliğine ve uluslararası sistemde bir üst otoritenin olmaması durumuna (anarşi) dikkat çekiyordu.Dolayısıyla birbirlerinin niyetlerinden habersiz olan güçlerin nispi olarak yoğun bir güvenlik arayışına girmesi ve bunun sonucunda süreklileşmiş bir rekabet sarmalına kilitlenip kalması son derece doğal. Bugün ABD ve Çin rekabetinde yaşanan gelişmeler de benzer bir rekabet sarmalının giderek daha fazla yoğunlaştığını gösteriyor. Öyle ki iki güç, ülkelerinde bulunan basın mensuplarını göndermeye ve konsolosluklarını kapatmaya varan radikal bir ayrıştırmacı eğilimle hareket ediyor. Aslında bu “niyetlerin bilinemezliği” hususu diğer yandan dengesiz bir “çok kutupluluğu” da besliyor ve sistemin daha savruk hale gelmesine katkıda bulunuyor. Diğer güçlerin de söz konusu rekabetin stratejik fırsatlarına göz dikmesinin sonucunda çatışmaya açık yeni bir normalin tohumları atılıyor.“Çatışma tercih mi yoksa zorunluluk mu?”ABD-Çin rekabetinin oluşturduğu uluslararası ortamla ilgili Birinci Dünya Savaşı benzetmesi yapan tek isim Mearsheimer değil. ABD diplomasisinin yaşayan efsanelerinden biri olan 97 yaşındaki eski dışişleri bakanı ve eski ulusal güvenlik danışmanı Henry Kissinger da ABD ve Çin’in yeni angajman kuralları oluşturmamaları halinde gerginleşen rekabetin Birinci Dünya Savaşı’na neden olan belirsizliğin yeniden ortaya çıkması riskini taşıdığını söylüyor [2]. Kissinger geçen sene de Pekin’de yaptığı bir konuşmada yine benzer şeyler söylemiş ve “Soğuk Savaşın kıyısındayız” demişti [3]. Kissinger, sözlerine Birinci Dünya Savaşı’na atıfta bulunarak 'Bu nedenle, çatışmanın sınırlandırılmadan gelişmesine izin verilirse, sonuç Avrupa’dakinden daha kötü olabilir” diyerek uyarıda da bulunmuştu. Aslında Kissinger 2012 yılında Foreign Affairs için yazdığı “ABD-Çin İlişkilerinin Geleceği” 4 isimli makalede de günümüz ABD-Çin ilişkileri ve bu ilişkinin sistemik etkileri üzerine önemli öngörülerde bulunmuştu.Kissinger, o makalesinde ABD-Çin ilişkilerinin “çatışmaya” dönük bir işaret verdiğini kabul etse de bunun sadece bir “tercih” meselesi olduğunu belirtmiş ve iki ülke arasındaki “üstünlük” mücadelesinin kaçınılmaz olduğunun altını çizerek bunun çözümü için mantıklı ve diplomatik bir çerçeve oluşturulması gerektiğini önermişti. Kissinger ayrıca iki ülke arasında bir çatışma yaşanma ihtimalinin düşük olduğunu vurgulamıştı. Oysa “çatışma” konusundaki fikirlerinin bugün değiştiği görünüyor. Kissinger’ın son dönemde çatışma uyarılarında bulunması ve eleştirilerini yoğunlaştırmasının ardında yatan nedenlerden biri diğeri ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun geçtiğimiz Temmuz ayında 70’li yıllarda Çin ile yumuşama (détente) yaklaşımı içine giren Nixon yönetimi ve dolayısıyla Kissinger’ı hedef alan konuşması.Pompeo, “Komünist Çin ve Özgür Dünyanın Geleceği” [5] isimli bu konuşmasında “Çin’in özgür ve demokratik bir ülkeye evrileceğini düşünen liderlerimizin teorileri doğru çıktı mı?” diyerek eski yönetimleri eleştirmesi dikkat çekmişti. Oysa Kissinger, geçmişten beri ABD ve Çin’in farklılıklarının bilincinde. Ancak Soğuk Savaş döneminde ABD-SSCB gerilimi bağlamında Çin ile ilişkileri geliştirmek stratejik bir zafer olarak görülmüştü. Zaten söz konusu ABD-Çin görüşmeleri ideolojik ve politik hususlardan arındırılmış pragmatik bir çerçevede ilerlemişti. Pompeo’nun sözlerinin hedefinde her ne kadar Obama yönetiminin olduğu bilinse de Kissinger’dan gelen taze açıklamalar, mevcut ABD yönetiminin Çin ile ilişkilerini ideolojik bir zeminde ele alması hususuna Kissinger’ın tepkisel bir cevabı olarak okunabilir.Batı menşeli küresel düzen kritik bir “ara dönem”deKissinger, Çin hakkında yazdığı “Çin Üzerine” (On China) isimli eserinde hem ABD’nin hem de Çin’in “istisnacılığından” (exceptionalism) bahsediyor. “Çin istisnacılığı misyoner değil, kültüreldir” diyen Kissinger’a göre Çin, dünyayı Çinli yapmaya kalkışmaz. Amerikan istisnacılığı ise misyonerdir. Bu gerekçelerle bazı anlaşmazlıkların ortaya çıkmasının mümkün olduğunu düşünüyor. Bu bağlamda Kissinger aynı eserinde “birlikte evrim” (co-evolution) kavramını ortaya atmıştır. Yani Kissinger, Çin’den ABD gibi davranmasının beklenmemesi gerektiğinin altını çizmiştir. Ona göre çözüm rekabet ve işbirliğinin bir arada yürüdüğü bir modeldir. Fakat diğer yandan Kissinger da sistemik bir kriz olduğunu kabul ediyor. “Dünya Düzeni” (World Order: Reflections on the Character of Nations and the Course of History) isimli eserinde dünya düzeni arayışının neredeyse tamamen Batılı toplumların kavramları tarafından tanımlandığını ve bu kavramların artık krizde olduğunun altını çiziyor.Krizde olan uluslararası düzenin büyük oranda 19. ve 20. yüzyılın başlarında Avrupa tarafından inşa edilmiş bir yapıya sahip olduğunu söylemek mümkün. İkinci Dünya Savaşı sonrasında yeniden üretilen düzen, Batı menşeli bir fikri altyapıya sahip. Ancak bugün ağırlığını giderek hissettirmeye başlayan Çin’in sistemik anlamda farklı görüşleri olduğunu biliyoruz. Çok kutuplu ve her devletin kendi içişlerine karışılmayan ancak ticari anlamda birbirine yoğun şekilde bağlanmış bir ağ bağlantısı tahayyülü söz konusu. “Bunun mevcut uluslararası sistem içerisinde gerçekleştirilmesi mümkün mü' sorusu ile “ABD-Çin rekabeti neden çatışmaya dönük bir zeminde ilerliyor” sorusuna koşut bir şekilde cevap verilmeli.Dolayısıyla bütün bu bulguların ışığında ABD-Çin rekabetinin uluslararası sistemin “otoritesiz” özelliğinden ortaya çıkan, devletlerin güç maksimizasyonu sonucunda çatışma olasılığı barındıran bir zemine kaydığı görülüyor. Buna ek olarak uluslararası düzenin cebelleştiği organik kriz bu durumu derinleştiriyor. Hem dengesiz çok kutupluluğun oluşumuna katkıda bulunuyor hem de Birleşmiş Milletler (BM) gibi ulus üstü organizasyonların etkisizleşmesine neden oluyor. Güç dengesinde yaşanan bu istikrarsızlaştırıcı dönüşüm, diplomatik yöntemlerin yadsınmasına neden olan yeni bir normali de içinde barındırıyor. Söz konusu dengesiz çok kutuplu yapıyı Gramsci’nin “ara dönem” (interregnum) kavramı ile birlikte açıklamak da mümkün. Yani eski sistemin tedavülden kalkmaya başladığı ancak yenisinin doğamadığı bir dönem.Sonuç olarak Çin, Asya-Pasifik’te hegemon bir güç olmaya çalışırken ABD ise buna kesinlikle müsamaha göstermeyen bir yaklaşıma sahip. ABD’de yapılacak başkanlık seçimlerinden sonra Joe Biden’ın başkanlığa gelme olasılığı da bu stratejik yaklaşımı değiştirmeyecek gibi görünüyor. Zaten Obama döneminde Çin’in üstü örtük bir şekilde çevrelenmesini öngören “Asya Mihveri” (Asia Pivot) yaklaşımı icra edilirken Biden’ın da başkan yardımcısı olduğunu hatırlamak gerekiyor. Dolayısıyla diplomasinin büyük oranda tedavülden kalktığı ve Tayvan gibi meselelerin birer “saatli bomba” haline geldiği şu günlerde ABD-Çin ilişkileri, 70’li yıllarda ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ve Çinli Başbakan Cu Enlay arasındaki müzakerelere benzer bir çabaya her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor.[Dr. Hüseyin Korkmaz ABD-Çin İlişkileri ve Çin’in dış politikası alanlarında bağımsız araştırmacı olarak çalışmaktadır][1] http://www.asahi.com/ajw/articles/13629071[2] https://www.bloomberg.com/news/articles/2020-10-07/kissinger-warns-u-s-and-china-must-set-limits-to-avoid-a-blowup[3] https://www.cnbc.com/2019/11/22/us-china-economic-conflict-could-be-worse-than-wwi-henry-kissinger-says.html[4] https://www.foreignaffairs.com/articles/china/2012-03-01/future-us-chinese-relations[5] https://www.state.gov/communist-china-and-the-free-worlds-future
Gittigidiyor'a Social Media Awards Turkey'den Bronz Ödül
İSTANBUL (AA) - Türkiye’nin öncü e-ticaret sitelerinden GittiGidiyor, sosyal medyanın en iyilerinin belirlendiği Social Media Awards Turkey 2020’de “Online Alışveriş” kategorisinde bronz ödülün sahibi oldu. GittiGidiyor'dan yapılan açıklamaya göre, BoomSonar ve Marketing Türkiye iş birliği ile bu sene 4'üncüsü düzenlenen, Deloitte Türkiye’nin ise değerlendirme sürecine dahil olduğu Social Media Awards Turkey 2020’de ödül sahipleri açıklandı. 50'den fazla sektörde, toplam 46 binden fazla sosyal medya hesabının performansının ölçümlendiği yarışmada GittiGidiyor “Online Alışveriş” kategorisinin “Genel” alt sektöründe bronz ödül almaya hak kazandı. Jüri, markaların 1 Mart 2019-1 Mart 2020 tarihleri arasında ilk kez yayınlanan sosyal medya çalışmaları, dijital projeler ve sosyal medya performanslarını değerlendirdi.Açıklamada görüşlerine yer verilen GittiGidiyor Pazarlama Direktörü Feyza Dereli Fedar, şunları kaydetti: “İnternet ve mobil kullanımındaki artışın, sosyal medyanın yükselişine ivme kattığını görüyoruz. Biz de tüketici davranışlarını yakından takip eden bir platform olarak sosyal medyanın değerini biliyor ve planlamalarımızı buna göre yapıyoruz. Sosyal ağlar bizim için kullanıcılarımıza ve potansiyel tüketicilerimize ulaştığımız önemli bir iletişim aracı. Aldığımız ödülle de sosyal medya yönetimimizde doğru yolda olduğumuzu görmek bizi mutlu etti.” BoomSonar’ın sosyal medya marka ölçümleme ve puanlama sistemi SocialBrands sıralamalarına dayanan Social Media Awards Turkey’nin kazananları canlı yayınlanan ödül töreniyle açıklandı. Yarışma Jüri Ödülleri, SocialBrands Veri Analitiği Ödülleri ve Grand Prix olmak üzere üç temel bölüm ve 24 kategoride gerçekleştirildi.
Vietnam'da Aşırı Yağışların Yol Açtığı Afetlerde Ölenlerin Sayısı 114'E Yükseldi
ANKARA (AA) - Vietnam'da şiddetli yağışların neden olduğu sel ve toprak kaymalarında yaşamını yitirenlerin sayısının 114'e çıktığı bildirildi.Xinhua ajansının haberine göre, Vietnam Doğal Afet Önleme ve Kontrol Merkez Yönetim Komitesinden yapılan açıklamada, ülkenin orta kesimlerini ay başından bu yana etkileyen şiddetli yağışların yol açtığı sel ve heyelanlarda can kaybının arttığı belirtildi.Çoğu Quang Tri, Thua Thien-Hue ve Quang Nam eyaletlerinde olmak üzere ölenlerin sayısının 114'e yükseldiği, 21 kişiden ise haber alınamadığı kaydedilen açıklamada, kayıpları arama kurtarma ile afet sonrası iyileştirme ve tahliye çalışmalarının devam ettiği vurgulandı.Ha Tinh ve Quang Binh'de 46 bin 800 civarında evi su bastığının bildirildiği açıklamada, bu eyaletler ile Quang Tri'de yaşayan yaklaşık 206 bin 800 kişinin de güvenli yerlere tahliye edildiği aktarıldı.Açıklamada, doğal afetlerde 691 bin 100'den fazla büyük ve küçükbaş hayvanın da telef olduğu ya da sel sularında sürüklendiği ifade edildi.Komite, doğal afetlerin aynı zamanda ilgili bölgelerdeki yollarda erozyona ve hasara neden olduğunu kaydetmişti.Vietnam Haber Ajansı'nın haberinde, Vietnam Sanayi ve Ticaret Bakanlığının, afet bölgelerindeki ticari faaliyetleri sıkı bir şekilde denetlerken, izole bölgelere de temel malzemeler tedarik ettiği belirtildi.Haberde, bakanlığa bağlı yetkililerin, doğal afetlerden etkilenen bölgelerdeki kişilerin mal talebini karşılamak için yerel pazarların bir an önce restore edilmesini koordine edeceği bildirildi.
Reklam
Reklam
Vodafone, Dijital Sım Kart Esım'i Müşterilerine Sundu
İSTANBUL (AA) - Vodafone, akıllı telefonlardaki tamamen yerli üretim yeni nesil dijital SIM kart eSIM'i faturalı ve faturasız tüm bireysel müşterilerinin hizmetine sundu. Vodafone'dan yapılan açıklamaya göre, Türkiye'nin dijitalleşmesine liderlik etme vizyonuyla faaliyet gösteren Vodafone, müşterilerine en iyi dijital deneyimi sunma hedefiyle hayata geçirdiği ürün ve hizmetlere bir yenisini daha ekledi. Vodafone, akıllı telefonlardaki tamamen yerli üretim yeni nesil dijital sim kart eSIM'i faturalı ve faturasız tüm bireysel müşterilerinin hizmetine sundu. Fiziksel SIM kartların yerine geçecek olan eSIM, uzaktan yönetilebilen ve programlanabilen teknolojisiyle Vodafone müşterilerinin hayatını kolaylaştıracak. Vodafone müşterileri, eSIM destekli akıllı telefonları için mevcut SIM kartlarını eSIM ile değiştirebilecekleri gibi, yeni numara ya da hat taşıma işlemlerinde yeni SIM’lerini eSIM olarak tercih edebilecek.'eSIM, müşterilerimizin hayatını kolaylaştıracak' Açıklamada görüşlerine yer verilen Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Engin Aksoy, bir 'teknoloji iletişimi şirketi' olarak müşterilerinin dijitalleşmesine önem verdiklerini belirterek, şunları kaydetti: 'Vodafone olarak, en önemli önceliklerimizden biri de dijital bir marka olmak. Her şeyin hızla dijitalleştiği dünyamızda müşterilerimizin dijital yol arkadaşı olmayı hedefliyoruz. Onların ihtiyacını anlayan ve hayatlarını kolaylaştıran dijital çözümler sunmaya odaklanıyoruz. Faturalı ve faturasız tüm bireysel müşterilerimizin hizmetine sunduğumuz, tamamen yerli üretim yeni nesil dijital SIM kart eSIM ile akıllı telefonlar artık fiziksel bir SIM karta gerek kalmadan kullanılabilecek. Müşterilerimiz, eSIM destekli akıllı telefonları için mevcut SIM kartlarını eSIM ile değiştirebilecekleri gibi, yeni numara ya da hat taşıma işlemlerinde yeni SIM'lerini eSIM olarak tercih edebilecekler. BTK düzenlemelerine uygun olarak geliştirdiğimiz ve tamamen dijital olarak çalışan eSIM teknolojisiyle müşterilerimize daha esnek, daha güvenli ve daha çevreci bir çözüm sunuyoruz. Vodafone olarak, müşterilerimizi geleceğin heyecan verici dünyasına hazırlayacak ayrıcalıklı ürün ve hizmetler sunmaya devam edeceğiz.'Hayatı kolaylaştırıyorFiziksel SIM karta ihtiyacı ortadan kaldıran eSIM, çalınma ya da kaybolma riski olmadığı için daha güvenli kullanım imkanı sunuyor. Kullanıcılar, biri nano SIM kart, diğeri eSIM olmak üzere aktif olarak iki SIM kart kullanabiliyor. Ayrıca, birden fazla eSIM profili yükleyerek özellikle yurt dışı gezilerinde SIM kart takıp çıkarmak yerine telefonlarında aktif olmasını istedikleri hücresel planı seçebiliyorlar. Tamamen dijital olan eSIM, çevrenin korunmasına da katkı sağlıyor. Ek ücret alınmıyor Kullanıcıların eSIM teknolojisinden yararlanabilmek için eSIM destekleyen bir akıllı telefona sahip olmaları gerekiyor. eSIM destekli tüm akıllı telefon markalarıyla çalışmaya hazır olan Vodafone, bu modellerin sayısı arttıkça hizmetin erişimini de genişletmeyi hedefliyor. eSIM almak isteyen müşterilerin Vodafone mağazalarını ziyaret etmeleri yeterli oluyor. eSIM işlemleri için herhangi bir ek ücret talep edilmiyor.
Cezaevlerinde E-Görüş Dönemi Başlıyor
ANKARA (AA) - Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, cezaevlerinde dijital dönüşümü başlatacak Akıllı Teknolojilerin Ceza İnfaz Kurumlarına Entegrasyonu Projesi ile artık hükümlülerin eş, çocuk, aile ve yakınlarıyla görüntülü görüşebileceklerini, elektronik sayım yapılacağını, elektronik ortamda sağlık hizmetlerine erişileceğini, dilekçe hakkının kullanılacağını bildirdi. Adalet Bakanlığı ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı iş birliğinde ceza infaz kurumlarında dijital dönüşümü başlatan ve pilot uygulaması Ankara Sincan Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda gerçekleştirilecek Akıllı Teknolojilerin Ceza İnfaz Kurumlarına Entegrasyonu Projesi tanıtım toplantısı, Sheraton Otel'de yapıldı. Törene, Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu, Türk Telekom Genel Müdürü Ümit Önal katıldı. Konuşmasına, koronavirüs salgını döneminde özveriyle çalışan cezaevi personeline teşekkür ederek başlayan Bakan Gül, sağlık çalışanları başta olmak üzere süreçte hizmet verenlere şükranlarını sundu. Kamusal hizmetlerin sunumunda temel kriterlerinin vatandaş memnuniyeti olduğunu belirten Gül, AK Parti'nin göreve geldiğinden bu yana hep insanı merkeze koyan reform adımları attığını söyledi.E-dönüşüm kapsamında hayata geçirilen uygulamalarla vatandaşların hizmetlere en hızlı, en az maliyetle ulaşmasının amaçlandığını aktaran Adalet Bakanı Gül, Yargı Reformu Strateji Belgesi'nde de yargıda dijital dönüşümün hedeflendiğini anlattı. Gül, esas amaçlarının, vatandaşların yargısal hizmetlere daha az masrafla, daha kolay ulaşmasını sağlamak olduğunu kaydetti.'Hükümlü yakınları açısından da çok faydalı olacağına inanıyoruz'Ceza infaz kurumlarında da insanı temel alan tüm yaklaşımlara büyük hassasiyet gösterdiklerini belirten Gül, şunları söyledi: 'Bu proje ile artık hükümlüler eş, çocuk, aile ve yakınlarıyla irtibatlarını sağlayabilecek, bağlarını güçlü tutacaklardır. Bu imkanın, aynı zamanda hükümlülerin rehabilitasyonuna da katkı sağlayacağına inanıyoruz. Görüntülü görüşme imkanının, hükümlü yakınları açısından da çok faydalı olacağına inanıyoruz. Yakınları hükümlülerle görüntülü görüşecekler, böylece seyahat etmek, masraf yapmak zorunda kalmayacakları gibi bir ilden başka bir ile gitme ya da rahatsızlığı, hastalığı nedeniyle gidemeyecek olanların yakınlarıyla görüşme imkanına sahip olması sağlanacak. Çocukların cezaevinin o ortamına girip örselenmesini önleyecek şekilde görüntülü görüşme yapılması da çocuğun üstün yararına matuf çok önemli adım olarak değerlendirilmeli. Salgın süreci de projenin ne kadar anlamlı olduğunu ortaya koymuştur.' 'Hükümlüler sistemi parmak iziyle girecek'Adalet Bakanı Gül, görüntülü görüşmenin yanı sıra elektronik sayım, sağlık hizmetlerine erişim, dilekçe hakkının kullanılması, kitaplara erişim, kantin siparişi ve ödemeleri gibi çok önemli hizmetlerin de projede yer aldığını ifade etti. Gül, artık cezaevlerindeki kantin siparişinin elektronik ortamda yapılacağını, bu nedenle artık kurumlardaki emanet para bürolarının ortadan kaldırılacağını bildirdi. Hükümlülerin sisteme parmak iziyle gireceğini ve tüm taleplerini ilgili yere ulaştıracağını kaydeden Gül, projenin personele de önemli katkı sağlayacağını, personelin artık diğer alanlardaki faaliyetlere daha fazla zaman ayırabileceğini söyledi. Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Yılmaz Çiftçi de proje ile tutuklu ve hükümlülerin odalarına yerleştirilecek cihazlarla görüntülü görüş yapılmasının sağlanacağını belirtti. Çiftçi, bunun yanı sıra e-doktor, e-kütüphane, on-line kantin alışverişi, parmak izi ile hızlı sayım gibi uygulamaların hayata geçirileceğini, sistem üzerinden kantin siparişi verip ödemelerin bu yolla yapılacağını, bakanlık iletişim uygulamasıyla dilekçe ve e-posta gönderilmesinin sağlanacağını anlattı.
Muğla'da Otomobil Denize Devrildi: 2 Yaralı
MUĞLA (AA) - Muğla'nın Fethiye ilçesinde denize devrilen otomobildeki 2 kişi yaralandı. Ekrem Gök (23) idaresindeki 48 AAD 433 plakalı otomobil, Karagözler Mahallesi Fevzi Çakmak Caddesi'nde denize devrildi. Kazada, sürücü Gök ile Masuma Rzayeva (21) yaralandı.Kendi imkanlarıyla otomobilden çıkan yaralılar, 112 Acil Servis ekibince Fethiye Devlet Hastanesine kaldırıldı.Yaralıların sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi.
Reklam
Salgın Hastanesinin Hemşireleri Var Güçleriyle Çalışıyor
MALATYA (AA) - VOLKAN KAŞİK - Malatya'da yeni tip koronavirüsle (Kovid-19) mücadelede en ön safta yer alan hemşireler, virüse yakalanan hastaların hayatını kurtarabilmek için canla başla çalışırken, vatandaşlardan da daha dikkatli olmalarını bekliyor. Salgın hastanesine dönüştürülen Malatya Turgut Özal Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görevli doktorların en büyük yardımcısı hemşireler, salgınla mücadelede hastaları iyileştirebilmek için büyük çaba sarf ediyor.Türkiye'de kararlılıkla yürütülen Kovid-19 ile mücadelede ön cephede yer alan, görevini en iyi şekilde yerine getirebilmek için gayret gösteren sağlık personelleri, vatandaşların maske, sosyal mesafe ve temizlik kurallarına uyarak tedbiri kesinlikle elden bırakmamasını istiyor.Yoğun bakım servisinde görevli hemşire Buket Yıldız, AA muhabirine yaptığı açıklamada, marttan bu yana zorlu bir süreç yaşadıklarını ifade etti.Yıldız, 22 yıllık meslek hayatının en yoğun dönemlerinden birini yaşadığının altını çizerek, şöyle devam etti:'Yoğun bakım servisinde ise 18 yıldır çalışıyorum ancak 18 yılın en zor sürecini yaşıyorum. Yoğun bakımda yaşadıklarımızı videoya çekebilsek de insanlar hastaların, bizlerin neler yaşadığını görseler, o zaman evden dışarı bile çıkmak istemeyeceklerdir. İnsanların su içerken ne kadar zorlandıklarını, bir yudum suyu içerken bile 'nefes alamıyorum' diye yardım istediklerini, nefes alamadıkları için yemek yemekten, su içmekten vazgeçtiklerini görse hiç kimse evinden dışarı çıkmaz. Salgının ne kadar önemli olduğunu böylece daha iyi anlayabilirlerdi.' Yıldız, hastaları taburcu ettiklerinde veya normal servise çıkarttıklarında çok büyük mutluluk yaşadıklarını ifade etti.'Gerçekten zor bir süreç hala da çok zorlanıyoruz'Salgın sürecinde çok ilginç olaylarla da karşılaştığını anlatan Yıldız, şöyle devam etti:'Bir aile vardı onları unutamıyorum. Çocukları İstanbul'da. Anne ve babası virüse yakalanmasın diye Malatya'ya gönderiyor ama yolculuk sırasında Kovid-19'a yakalanıyor. İkisi ayrı ayrı odalarda kaldı. Teyzemizi taburcu ettik ama amcayı kaybettik. Kaybettiğimiz amcadan hiç haberi yoktu eşinin. Oğlu İstanbul'dan gelip babasının cenazesini aldı ama annesini bile göremeden gitti.'Yıldız, hastaları taburcu ederken alkışlayarak uğurladıklarını hatırlatarak, 'Hastalarımızı taburcu ederken alkışlayarak çıkarıyorduk, o teyzemiz, 'Ben gelin olurken bile bu kadar mutlu olmamıştım, heyecanlanmamıştım çok sevindim.' dedi. Hala telefonla arayıp bizleri soruyor. Bize 'Ben eşimi kaybettim ama siz bana canımı bağışladınız.' diyor. Bu gibi o kadar çok olay yaşadık ki... Gerçekten zor bir süreç hala da çok zorlanıyoruz.''Herkesin daha dikkatli olması gerekiyor'Yıldız, beraber mesai yaptığı bir arkadaşının Kovid-19'a yakalandığını, bundan çok etkilendiğini belirterek, şunları kaydetti:'Arkadaşımın testinin pozitif olduğunu nöbetteyken öğrendik. Hayatımda çaresiz olduğum zamanlar olmuştur ama bu kadar çaresizliği ilk defa yaşadım. Arkadaşımızı nöbetten eve gönderdik, evde ciddi solunum sıkıntısı oldu. Diğer hastalar gibi yemeye, içmeye hali yoktu ve nefes almakta zorlanıyordu. Onu kaybetmekten çok korktuk. Hastalığı atlattı ama çok zorlandık. Arkadaşımızın pozitif olduğunu gördüğümüzde hepimizin bu hastalığa yakalanma ihtimalinin arttığını gördük. Şu anda da öyle. Çevremizde doktor, hemşire ve yardımcı sağlık personeli arkadaşlarımızdan pozitif olan çıkıyor. Çember herkes için giderek daralıyor. Herkes bir gün Kovid-19 pozitif olabilir, o nedenle herkesin daha dikkatli olması gerekiyor.''Bizi çok yoran bir süreç geçiriyoruz'Hemşire Gökçe Hatun Uzun ise salgının başından bu yana mücadelelerinin sürdüğünü söyledi.Yaşadıkları sürecin çok zor olduğunu aktaran Uzun, 'Psikolojik açıdan bizi çok yoran bir süreç geçiriyoruz. Sürece zamanla alıştık ama hala kabullenemediğimiz çok farklı manzaralarla karşılaşıyoruz. Bu zamana kadar yükümüz hep ağırdı. Yoğun bakım yaşam ile ölüm arasındaki çizgi. Kovid-19 sürecinden sonra bedensel yükümüzün üzerine psikolojik yükümüzün daha da arttığını gördük.' şeklinde konuştu.Yoğun bakımda saatlerce özel tulumlarla görev yaptıklarını anlatan Uzun, şunları kaydetti:'Saatlerce kaldığımız odadan arkadaşımla aynı anda odadan çıktık, göz göze geldiğimizde ağladık. 'Ne zamana kadar sürecek bu durum, nereye kadar gücümüz yetecek?' diye düşündük. Dualar içerisinde çalışıyoruz. İyileşen her hastamız bizim için motivasyon kaynağımız oluyor. Kurtarılamayanlar için ise çok üzülüyoruz. Empati, hemşireliğin birinci kuralı.' 'İzolasyonu daha çok artırmalıyız'Hastanenin yeni doğan yoğun bakım servisinde görev yapan hemşire İclal Berber ise 28 yıllık meslek hayatının 24 yılını yeni doğan bölümünde geçirdiğini söyledi.Salgın nedeniyle yoğun bir dönem geçirdiklerini dile getiren Berber, riski az olan bölüm gibi görünseler de son dönemde yeni doğanlarda da Kovid-19 pozitif vakalarına rastlandığını ifade etti.Bebeklerin büyükler gibi virüsü ağır geçirmediğini anlatan Berber, sözlerini şöyle sürdürdü:'Bebeklerimizin genel durumları iyi, taburcu ettiklerimiz var. Şu ana kadar 4 pozitif vakamız oldu ama yeni doğanlarda pozitif olabildiği için insanların kendilerine daha çok dikkat etmeleri lazım. İzolasyonu daha çok artırmalıyız. Anne baba pozitifse bebek de pozitif çıkıyor. O nedenle anne ve babaların kendilerini iyi korumaları gerekiyor. Maske, mesafe ve hijyen çok önemli. Artık yeni doğanlarda da Kovid-19 pozitif vakalar çıktığı için özellikle anne ve babalar ile gebeleri dikkatle uyarıyoruz. Lütfen kendilerine dikkat etsinler.'
Mesleki Yeterlilik Kurumu 15. Olağan Genel Kurulu Yapıldı
ANKARA (AA) - Mesleki Yeterlilik Kurumu (MYK) Başkanı Adem Ceylan, 'Hükümetimizin 2023 yılı için belirlediği 1 milyon 500 bin mesleki yeterlilik belgeli iş gücü hedefi doğrultusunda çalışmalarımızı etkin bir şekilde sürdürüyoruz.' ifadelerini kullandı.MYK'den yapılan yazılı açıklamaya göre, Kurumun 15'inci Olağan Genel Kurulu Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakan Yardımcısı Adnan Ertem, işçi ve işveren konfederasyonları ile meslek kuruluşları temsilcilerinin katılımıyla dün yapıldı. Kurumun konferans salonundaki Genel Kurulun açılış konuşmasını yapan MYK Başkanı Ceylan, çalışma hayatına nitelikli ve belgeli iş gücü kazandırmak, üretimde etkinlik ve verimliliği artırmak, iş kazalarını asgariye indirmek amacıyla çalışmalarına aralıksız devam ettiklerini belirtti.Sınav ve belgelendirmeye 820 milyon lira destekMYK'nin paydaşı olan tüm tarafların katkılarıyla hedeflerine emin adımlarla yürüdüğünü ifade eden Ceylan, şunları kaydetti:'Ulusal meslek standardı sayısında 856'ya, ulusal yeterlilik sayısında 510'a, uluslararası akredite sınav ve belgelendirme kuruluşu sayısında 233'e, mesleki yeterlilik belgeli iş gücü sayısında 1 milyon 220 bine, çalışanlara ve işverenlere sağlanan sınav ve belgelendirme desteği tutarında ise 820 milyon liraya ulaştık. Hükümetimizin 2023 yılı için belirlediği 1 milyon 500 bin mesleki yeterlilik belgeli iş gücü hedefi doğrultusunda çalışmalarımızı etkin bir şekilde sürdürüyoruz.'MYK Yönetim Kurulunun ibra edildiği Genel Kurulda, Kurumun 2019 mali yılı kesin hesabı ve 2021 yılı bütçeleri oy birliği ile kabul edildi.
Reklam
Afad'ın Van Teşkilatı, 9 Yılda Yenilenen Ekipmanıyla Güven Veriyor
VAN (AA) - NECAT HAZAR - Van'da 23 Ekim 2011'de yaşanan depremden hemen sonra enkaz altında kalanları kurtarmak için harekete geçen Van İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü, 9 yılda teknik ekipmanını yenileyip lojistik imkanlarını geliştirerek olası doğal afetlere en kısa sürede müdahale edebilecek imkanlara kavuştu.Depremden kısa süre sonra yıkılan binaların bulunduğu bölgeye ulaşan, insanları kurtarabilmek için tüm imkanlarını seferber eden AFAD ekipleri, saatler süren çalışmalar sonunda enkazların altından yüzlerce kişiyi kurtararak depremin adeta kahramanları oldu.'Sesimi duyan var mı?' çağrısıyla enkaz altındaki insanlara ulaşmaya çalışan AFAD ekipleri, bir taraftan da evleri yıkılanların beslenme, barınma ve ısınma ihtiyaçlarının karşılamak için devletin tüm imkanlarını seferber etti. Van depreminde başarılı bir sınav veren İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü, 2011'den bu yana devletin sağladığı imkanlarla teknik ekipmanını yeniledi, aynı anda binlerce kişinin ihtiyacının karşılanabileceği bölgenin en büyük lojistik depolarından birini kurdu. Bu sayede doğal afetlerin yanı sıra boğulma, trafik kazası gibi olaylara kısa sürede müdahale etme imkanına kavuşan Müdürlük, 23 Şubat'ta Başkale ilçesinde yaşanan sarsıntıda kısa sürede vatandaşların sıcak yemek, geçici barınma ve ısınma sorununu çözerek devletin gücünü ve şefkat elini depremzedelere hissettirdi.'Van birlik ve beraberlikle tekrar ayağa kaldırıldı'İl Afet ve Acil Durum Müdürü Osman Uçar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 644 kişinin yaşamını yitirdiği 23 Ekim ve 9 Kasım depremleriyle yıkılan Van'ın, devletin gücü, vatandaşların birlik ve beraberliğiyle tekrar ayağa kaldırıldığını söyledi. Depremin ardından insanların bilinçlenmesini sağlamak amacıyla eğitim seferberliği başlattıklarını belirten Uçar, nüfusa oranla eğitim verenlerin sayısı bakımından Türkiye'de ilk sırada yer aldıklarını vurguladı. Türkiye'de Van'ın da aralarında bulunduğu 27 bölgede lojistik depoların kurulduğunu anlatan Uçar, şöyle devam etti:'Depomuzda 25 bin çadır, 8 bin katlanır yatak, 100 bin battaniye ve olası afet durumlarda kullanılacak binlerce yaşamsal malzeme bulunuyor. Hükümetimizin büyük özverisi ve AFAD Başkanlığımızın koordinesinde kurum ve kurumların iş birliğiyle çok güzel, çok büyük hizmetler verildi. Lojistik anlamda da görülen aksaklık ve eksikler, hükümetimiz ve AFAD Başkanlığımız tarafından hızlı şekilde programa alınarak giderildi. 2011 depreminde en çok ihtiyaç duyulan demirbaş çadırdı ve bunu karşılamak için diğer illerden buraya sevkiyat yapılmıştı. Şimdi depomuzda afet durumunda ihtiyaç duyulacak malzemeler hazır bulunduruluyor. Afet anında malzemeler 12 dakikada yola çıkar ve vatandaşlarımıza ulaştırılır. Bunun yanında araç ve gereç anlamında da eksiklikler giderildi.''Lojistik depoların önemini son depremlerde gördük'Yenilenen teknik ekipmanı ve geliştirilen lojistik imkanlarıyla Van, Hakkari, Bitlis, Muş, Siirt ve Ağrı'ya hitap edecek duruma geldiklerini ifade eden Uçar, 23 Şubat'ta Başkale'de yaşanan ve Özalp ilçesine bağlı bazı kırsal mahallelerde de etkili olan depremde lojistik deponun öneminin görüldüğünü vurguladı.Vatandaşların ihtiyaç duyduğu malzemelerin kısa sürede deprem bölgesine ulaştırıldığını dile getiren Uçar, şunları kaydetti:'Başkale ilçemizdeki depremde bize 150 kilometre uzaklıktaki bölgeye aynı gece 400 çadır kurarak vatandaşımızı yerleştirdik. Depremden 2 saat sonra insanların iaşe ihtiyacını karşılayarak lojistik deponun önemini gösterdik. Depomuz online sistemle çalışıyor. AFAD Başkanlığı koordinesinde sistem üzerinde buradaki malzemeler takip ediliyor. Yine lojistik deponun alanında bulunan konteynerleri kısa sürede afetzedelerimize teslim ettik. Bu da işin ne kadar hızlı, sağlıklı ve koordineli yürüdüğünün bir örneği olarak gösterilebilir.''Depremden sonra müdahale kapasitemizi artırdık'Van İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü Birlik Müdürü Sadi Ekin ise depremlerden sonra müdahale kapasitesinin artırılması için AFAD Başkanlığı tarafından hafif, orta ve ağır tonajlı arama kurtarma araçları tahsis edildiğini belirtti.Personelin hizmet içi eğitimlerinin aralıksız sürdürüldüğünü anlatan Ekin, 'Başkale ve Özalp depremlerinde kısa sürede araç ve ekiplerle afet bölgesine ulaştık. İyileştirme çalışmalarına katkı sunduk. Personelimiz 2011'de ciddi bir tecrübe kazanmıştı ve daha profesyonelce bir müdahale gerçekleştirdi.' dedi.
Antalya Akvaryum Kovid-19 Tedbirleriyle Ziyaretçi Ağırlıyor
ANTALYA (AA) - Antalya'da, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) önlemleri kapsamında Antalya Akvaryum ziyaretçilerini ağırlamaya devam ediyor.Antalya Akvaryum, barındırdığı deniz canlılarıyla kente gelenlerin ilgi gösterdiği yerler arasında bulunuyor.Türkiye'nin en uzun tünel akvaryumlarından birini bünyesinde barındıran işletmede yer alan Kar Dünyası, Wildpark ve bal mumu heykel müzesiyle ziyaretçilerin farklı bir deneyim sunuyor.İşletmede Kovid-19 tedbirleri de üst seviyede tutuluyor. Ziyaretçiler tedbirlere uymaları konusunda uyarılıyor. Düzenli ilaçlama çalışmalarının yapıldığı tesiste, ziyaretçilerin gün boyu yoğun olarak temas ettiği alanlar ile akvaryum camları özel sıvılarla dezenfekte ediliyor. Antalya Akvaryum Genel Müdürü İsmail Arık, salgın sürecinde ziyaretçi sayısının düşeceğini ön gördüklerini, buna uygun şekilde tedbirleri almaya çalıştıklarını söyledi.Salgın dönemindeki beklentilerinin üstünde bir rakamla sezonu geride bırakacaklarını anlatan Arık, şunları kaydetti:'Salgın nedeniyle gerekli tüm önlemleri aldık. Misafirlerimize bu konuda güven verdik. Zaman zaman sosyal sorumluluk projeleri ve kampanyalar yapıyoruz. Bu yıl 21-29 Kasım döneminde tüm öğretmenlerimizi ücretsiz, yakınlarını da indirimli olarak misafir edeceğiz. Ayrıca aralıkta tüm sağlık çalışanlarımızı da işletmemizde ücretsiz şekilde ağırlamaya hazırlanıyoruz. Her iki kampanyamız da Türkiye çapından gelen tüm misafirlerimiz için geçerli olacak.'
Reklam
Aile, Çalışma Ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Yaşlılar İçin "Yagep" Projesini Başlatıyor
ANKARA (AA) - BURCU ÇALIK- Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca başlatılacak 'Yaşlılar için Gündüz ve Evde Bakım Hizmetlerinin Geliştirilmesi Projesi' (YAGEP) ile bölgesel farklılıkların gözetildiği, Türkiye'ye özgü yeni bir yaşlı bakım modeli geliştirilecek. AA muhabirinin edindiği bilgilere göre, Bakanlık Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü ile Avrupa Birliği ve Mali Yardımlar Dairesi Başkanlığı iş birliğinde, AB Türkiye Delegasyonu desteğiyle gelecek yıl YAGEP'in hayata geçirilmesi planlanıyor. Yaşlı vatandaşlar için özellikle evde bakım ve gündüz hizmetlerinin yaygınlaştırılması, aktif yaşlanma konularında yeni uygulamaların başlatılmasının hedeflendiği proje ile yaşlılara yönelik merkezi ve yerel kurumların kapasiteleri ve hizmet kaliteleri bütüncül bir yaklaşımla geliştirilecek. Bu amaçla projenin ilk ayağında yaşlılara hizmet veren 10 gündüz merkezinin güçlendirilmesine yönelik malzeme ve ekipman desteği sağlanacak. Türkiye'ye özgü yaşlı bakım modeli geliştirilecek Bakanlık, proje kapsamında ayrıca 'Türkiye'ye Özgü ve Bölgesel Nitelikli Entegre Yaşlı Bakım Modeli'ni hayata geçirecek. Söz konusu çalışmada kurumsal bakımın yanında evde bakım ve gündüz hizmetlerini odağa alan, yaşlı vatandaşlar için sosyal hayatın içerisinde, aktif yaşlanmayı destekleyen yapı ve alanların oluşturulması hedefleniyor. Bakanlık, Türk aile yapısına uygun, bölgelerin özelliklerine göre farklılık gösterecek yeni bakım modelinin geliştirilmesine yönelik çalışmalarda farklı ülkelerdeki örnekleri de inceleyecek. Bu çerçevede farkındalık etkinlikleri, çalıştay ve personel eğitimleri de düzenlenecek. Ayrıca Türkiye'ye Özgü ve Bölgesel Nitelikli Entegre Yaşlı Bakım Modeli'nin geliştirilmesine yönelik çalışmalara ışık tutması amacıyla yaşlı bakım araştırması yapılacak.
Hatay'da 5 Hırsızlık Şüphelisi Tutuklandı
HATAY (AA) - Hatay'ın Samandağ ve Arsuz ilçelerinde, hırsızlık yaptıkları gerekçesiyle gözaltına alınan 5 zanlı tutuklandı.Jandarma ekipleri, Samandağ ilçesi Meydan Mahallesi ile Arsuz ilçesi Kale Mahallesi'ndeki 13 hırsızlık olayının aydınlatılmasına yönelik çalışma başlattı.Adresleri belirlenen şüphelilerin ikametlerine düzenlenen operasyonda 5 şüpheli gözaltına alındı.İşlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen zanlılar, çıkarıldıkları nöbetçi sulh ceza hakimliğince tutuklandı.
Traktör İhracatında Artış Gözlemlendi
SAKARYA (AA) - İBRAHİM YOZOĞLU - TürkTraktör Genel Müdürü Aykut Özüner, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle şubat ayında durağanlaşan traktör pazarının, mayıs-hazirandan sonra tekrar hareketlendiğini; ihracat rakamlarında da artış gözlemlediklerini belirtti.Özüner, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yılın ilk 8 ayında 18 bin traktör ürettiklerini söyledi. Üretim rakamlarında, geçen yıla göre yüzde 37'lik artış olduğuna dikkati çeken Özüner, 'Bu artışın ana sebebi ağırlıklı olarak iç pazarda artan talepten kaynaklı. İlk 8 ayda 10 bin 800 adet iç pazarda satışımız oldu. Pazarda 22 bin 300 adet ile yüzde 47'lik bir payımız var.' dedi. Bu yılın ilk 8 ayında 7 bin 900 traktör ihracatı gerçekleştirdiklerini belirten Özüner, geçen yıla göre ihracatta bir miktar azalma gerçekleştiğini anlattı. Kovid-19 döneminde yurt dışı pazarlarının daha uzun süre etkilenmesinden dolayı ihracatta bir miktar azalma olduğunu belirten Özüner, şöyle devam etti:'Özellikle mayıs-hazirandan sonra ihracat rakamlarında da siparişlerde de tekrar artış gözlemlemeye başladık. Yılın son 4 ayına geldiğimizde ise yoğun bir şekilde ihracat pazarlarına üretimimizi artırmaya devam ediyoruz. Geçen yıl ilk 8 ayda ihracatta 10 bin 4 adet sattık bu sene de yaklaşık 7 bin 950 adet sattık. Yüzde 20'lik bir daralma gerçekleşti ama bunun önemli bir nedeni özellikle şubat ile nisan döneminde yurt dışı pazarların Kovid'den daha çok etkilenmiş olması. Bu kayıp özellikle şubat-nisan döneminde gerçekleşti. Mayıstan sonraki ihraç taleplerine baktığımızda aslında aylık temposu geçen seneye paralel bir şekilde devam ediyor. Yıl sonunda da yaklaşık ihracatın 11 bin ila 12 bin 500 aralığında olacağını tahmin ediyoruz. Geçen yıl 14 bin 900 adet gerçekleşmişti.' Türkiye traktör pazarının yurt dışına göre daha hareketli olduğunu vurgulayan Özüner, Türkiye'nin aldığı önlemler sayesinde iç piyasada talep durgunluğu yaşamadıklarını aktardı. Türkiye Kovid-19 dönemini çok daha iyi yönettiÖzellikle çiftçi açısından 2020'nin olumlu bir yıl olduğunu dile getiren Özüner, bu sene iç pazardaki talebin iyi olmasının birkaç sebebi olduğunu anlattı. 'Kovid döneminin özellikle Türkiye'de çok uzun negatif bir etkisi olmadı. Talep sene başında başladığı gibi zaten devam ediyordu. Dolayısıyla diğer Avrupa ülkelerine kıyasla Türkiye Kovid dönemini çok daha iyi yönetti.' diyen Özüner, şunları kaydetti: 'İkincisi, tarımı ve çiftçiyi etkileyen faktörlerin hep olumlu seyretmesi, devlet desteklerinin yoğun bir şeklide devam etmesi... İlk 6 ayda 16 milyar liralık ödeme yapıldı. Ziraat Bankasının düşük faizli kredisi sene başından beri çiftçiye destek oluyor ama en önemlisi ürün fiyatlarında yaklaşık yüzde 20'lik bir artış gerçekleşti. Girdi fiyatları 2017-2018'de dövizle birlikte çok yükselmişti o da normalize oldu. Bu sene genel olarak yağış, verimlilik rekolte de iyi. Dolayısıyla bütün bu faktörlerden dolayı çiftçinin gelirinde de olumlu bir yansıma var. Bizim gibi tarım sektöründeki şirketleri de olumlu etkiliyor. Bu yıl tarım sektörü açısından da bizim açımızdan traktör satışı açısından da iyi bir yıl olarak geçtiğini söyleyebilirim.' Özüner, bu yıl ürettikleri 18 bin traktörden 7 bin 900'ünü ihraç ettiklerini söyleyerek, Türkiye'den yapılan toplam traktör ihracatının yüzde 89'unu TürkTraktör'ün gerçekleştirdiğini bildirdi. Bu yıl sonunda iç pazarın traktör satışlarının 41-46 bin adet seviyelerinde olacağını beklediklerini vurgulayan Özüner, 'Geçen yıl bu 26 bin adetti. Dolayısıyla ilk 8 aydaki gördüğümüz pazardaki ürünlerin sene sonuna kadar devam edeceğini öngörüyoruz. Bizim şu anki pazar payımız yüzde 47, gene pazar payımızı bu seviyelerde korumayı hedefliyoruz. İhracatta da 12 bin 500 aralığında yılı kapatmayı öngörüyoruz.' diye konuştu.Türkiye'de koronavirüs vakası görülmeden önce ortaklarının dünyanın birçok yerine iş yaptığı için bu konuda bilgilendiklerini anlatan Özüner, şubat ayında hemen pandemi kurulu kurduklarını anlattı.Pandeminin etkisinin Türkiye'de görülmeye başlamasıyla o dönemde 3 hafta fabrikayı kapattıklarını aktaran Özüner, bu dönemde üretim alanlarında birçok tedbir alma fırsatı yakaladıklarını dile getirdi. Özüner, üretimde bugün hala bütün tedbirleri uygulamaya devam ettiklerini belirterek, 'Kendi sektörümüzde TSE Covid19 Güvenli Üretim Belgesi alan ilk firma biziz. Bu belgeyi hem Ankara hem Sakarya fabrikamız için aldık. Bu da yaptığımız bu uygulamaların oturduğunu, sürdürülebilir olduğunu gösteriyor.' dedi.
Rusya'da Kovid-19 Vaka Sayısı 1 Milyon 463 Bini Geçti
MOSKOVA (AA) - Rusya'da yeni tip koronavirüs (Kovid-19) vakası sayısı 1 milyon 463 bin 306'ya, ölenlerin sayısı 25 bin 242'ye yükseldi.Rusya Koronavirüs Enfeksiyonu Kontrol ve Önleme Merkezinden yapılan açıklamaya göre, son 24 saatte 15 bin 971 kişi virüse yakalandı ve böylece Kovid-19 vaka sayısı 1 milyon 463 bin 306'ya çıktı.Ülkede Kovid-19 nedeniyle ölenlerin sayısı 290 artarak 25 bin 242'ye, sağlığına kavuşan sayısı da 11 bin 428 artışla 1 milyon 107 bin 988'e ulaştı.Rusya genelinde yeni vakaların yüzde 25,9'unda hastalık belirtileri görünmezken, vaka sayısındaki günlük artış oranı yüzde 1,2'den yüzde 1,1'e indi.Rusya genelinde vaka sayısındaki günlük artış yüzde 1,1 olurken, yeni vakaların yüzde 25,8'inde semptom görülmedi.Son 24 saatte 512 bin test yapıldıBaşkent Moskova'da son 24 saatte Kovid-19 vakası sayısı 4 bin 413 artarak 381 bin 430'a, yaşamını yitirenlerin sayısı ise 66 artışla 6 bin 187'ye yükseldi.Rusya İnsan Sağlığı ve Tüketici Haklarını Koruma Servisi, son 24 saatte 512 bin Kovid-19 testinin yapılmasıyla toplam test sayısının 55 milyon 600 bini geçtiğini duyurdu.Rusya'da Kovid-19Rusya'da ilk Kovid-19 vakaları 31 Ocak'ta tespit edilmiş, ilk virüs kaynaklı ölüm ise 19 Mart'ta kaydedilmişti.Ülkede, salgının başlamasında bu yana 20 Ekim'de 16 bin 319 kişide virüsün tespit edilmesiyle en yüksek günlük vaka sayısı, dün de 317 kişinin hayatını kaybetmesiyle en yüksek günlük ölü sayısı görülmüştü.Rusya'da 1 Eylül'de yeni eğitim öğretim yılı başlamış, okullarda maske ve sosyal mesafe zorunluluğu getirilmemişti.
Reklam