Uzmanlara Göre, Paşinyan Halkını Cepheye Çağırarak Azerbaycan'ı Sivil Kayıplardan Sorumlu Tutmaya Çalışıyor
ANKARA (AA) - EKİP - Uzmanlar, Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan'ın halkı 'cephede savaşmaya' çağırmasının Azerbaycan'ı sivil kayıplardan sorumlu tutma çabası olarak da değerlendirilebileceğini söyledi.Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın, Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Başkanı Alev Kılıç ve Yakın Doğu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Pazarcı, Paşinyan'ın Ermenistan vatandaşlarını 'cephede savaşmaya' çağırmasını AA muhabirine değerlendirdi.Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Caşın, Karabağ'da sivillerin hedef alınmasıyla bölgedeki durumun artık uluslararası ceza hukukunun konusu haline geldiğine dikkati çekti.Caşın, bölgede işlenen suçları değerlendirmek için temel olarak Lahey ve Cenevre Sözleşmelerinin hükümlerine bakmak gerektiğini ifade etti.Karabağ'da dolaylı olarak, Azerbaycan ve Ermenistan'ın taraf olmadığı Roma Statüsü ve Uluslararası Ceza Mahkemesini ilgilendirecek suçlar işlendiğine dikkati çeken Caşın, özellikle sivillerin hedef alınmış olmasının ciddi bir savaş suçu olduğunu belirtti.Caşın, ateşkese rağmen Gence'nin 2 kez bombalandığını, çocuk ve sivillerin hayatını kaybettiğini hatırlatarak, Ermenistan'ın muharebe alanındaki hedefler yerine bilinçli olarak sivilleri hedef aldığını dile getirdi.Nürnberg ile Tokyo Uluslararası Ceza Mahkemelerine ve Sırpların Bosna'da yaptığı katliamlara iştirak edenlerin Lahey'de yargılanmalarına atıf yapan Caşın, Karabağ'da da bu savaş suçlarını işleyenlerin bireysel olarak da cezalandırılabileceğini kaydetti.'Sivilleri hedef alın' emri verenler Pinochet gibi yargılanmalıCaşın, Karabağ'da ulusal, etnik ve dini bir grubun kısmen veya tamamen yok edilmesinin amaçlandığını, bunun bir soykırım ve savaş suçu olduğunu vurguladı.Sivillerin ve çocukların sistematik olarak hedef alınmasının cezalandırılması gerektiğini belirten Caşın, 'Sivillerin hedef alınması emrini veren Ermeni yetkililer, (Şilili diktatör Augusto) Pinochet davasında olduğu gibi ferdi sorumluluk davasında yargılanmalı.' dedi. Paşinyan'ın, Türkiye'ye karşı uluslararası toplumu tepki vermeye çağırmasının hedef saptırmak ve işlediği suçları örtmek amacı taşıdığını söyleyen Caşın, NATO'nun sivillere karşı saldırıların durdurulması, Avrupa Birliği (AB) ve Birleşmiş Milletler'in (BM) ateşkese uyulması çağrısı yaptığını hatırlattı.Caşın, şunları kaydetti:'Azerbaycan savaş hukukunun gerekliliklerine riayet ederek savaşı dar tutmak ve kendi topraklarını özgürleştirmek istiyor. Sivillere karşı hassasiyet gösterdiğini ve yaralıları tedavi ettiğini görüyoruz. Buna karşılık, öte yanda cepheyi genişletmek isteyen, işgal ettiği topraklardan çıkma niyeti olmayan ve sivilleri hedef alarak aleni savaş suçu işleyen bir Ermenistan görüyoruz. Ermenistan bu suçları kendi toprağı olmayan, işgal altında tuttuğu bir bölgede işliyor. Sivillere karşı işledikleri suçlar da göz önüne alındığında katledilen o çocukların aileleri de dava açarak Ermenistan yetkililerinin cezalandırılmalarını muhakkak talep edecektir. Bu sadece bu sebeple Azerbaycan ve Ermenistan arasında bir dava konusu değildir.'Roma Statüsünün temel dayanağını oluşturduğu Uluslararası Ceza Mahkemesi, işledikleri suçlara bağlı olarak bireyleri yargılama yetkisini elinde bulunduruyor. Uluslararası hukukta devlet görevlilerinin eylemleri ve aldığı kararlardan kaynaklanan sorumluluğu bir bütün olarak ilgili devlete yüklediği görülüyor.Bu genel kurala istisna getirilen durumlar bulunuyor ve bu istisnaların en önemlisini uluslararası suçlar oluşturuyor. İlgili suçları devlet adına işledikleri yönünde veya yetkililerin emrine uyduklarına yönelik savunma yapılması halinde dahi kişisel ceza sorumlulukları ortadan kalkmıyor. Mahkeme, savaş hukukuna riayet edilmemesi, sivillerin hedef alınması gibi suçlarda ihlali yapan ve emreden kişilerin bireysel olarak cezalandırılmasını sağlıyor. Yargılama sonucunda ortaya çıkan ceza ve tazminatlardan doğrudan ilgili bireyler sorumlu oluyor.'(Paşinyan) Nasıl tutunabilirim diye son çırpınmalarını yapıyor'AVİM Başkanı Kılıç, Paşinyan'ın 'panik içinde' olduğunu belirterek, kamuoyuna 'siyasi, uluslararası temaslar açısından ve askeri olarak güçlüyüz, Azerbaycan'a her zaman karşı durabiliriz' propagandası yaptığını kaydetti. Süreçte bunların hiçbirinin tutarlı ve doğru olmadığının açığa çıktığını aktaran Kılıç, 'Dolayısıyla bu Paşinyan'ın kendi iç kamuoyunda da çok zor duruma düşmesine neden oldu. Paşinyan açıkçası gidici. Nasıl tutunabilirim diye son çırpınmalarını yapıyor. Şimdi kendi halkından medet umuyor. 'Eğer bir şey yapabiliyorsanız hadi buyrun siz yapın' demeye getiriyor.' değerlendirmesinde bulundu. Kılıç, Paşinyan'ın Ermenistan'ın işgal ettiği Azerbaycan topraklarından çekilmeden 'ben müzakere yaparım, diplomatik çözüm ararım' derse bunun bu şekilde çözümü olmayacağını vurguladı.Ermenistan'ın işgal ettiği Azerbaycan topraklarından çekilmesinin uluslararası hukukun ve BM kararlarının bir gereği olduğunu anımsatan Kılıç, 'Eğer (Paşinyan) bunu söylemek istiyorsa, 'ben çekilmeden diplomatik çözüm istiyorum' bu şekilde diplomatik çözüm olmaz, bir görüşme olmaz. Görüşmeler ancak hukuk yeniden sağlandığında işgal ettiği topraklardan çekilmeyi kabul ettiğinde görüşme olabilir.' diye konuştu. Paşinyan Ermeni halkını cepheye çağırarak Azerbaycan'ı sivil kayıplardan sorumlu tutmaya çalışıyorYakın Doğu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Pazarcı da Paşinyan'ın açıklamasının arkasında Karabağ'ı bırakmamak olduğunu ancak Azerbaycan'a ait bu topraklar hakkında yaptığı bu beyanatın özel bir hukuki etkisinin olamayacağını belirtti.Pazarcı, şunları kaydetti:'Paşinyan'ın Ermeni halkını cepheye davet etmesi, Azerbaycan'ı sivil kayıplardan sorumlu tutma çabası olarak da değerlendirilebilir. Bu durum Ermenistan'ın Dağlık Karabağ bölgesinden çıkmamak için elinden geleni yapacağını gösterse de sahadan gelen verilerin onların aleyhine işlediğini görüyoruz. Bu veriler Azerbaycan'ın bir hayli başarılı bir strateji yürüttüğünü gösteriyor.' Pazarcı, Rusya'nın Dağlık-Karabağ meselesindeki rolüne de değinerek, şu değerlendirmelerde bulundu:''Rusya bu bölgede özellikle sınırlarını koruması ve üslere sahip olmasından dolayı Ermenistan üzerinde büyük bir etkiye sahipti. Ancak yaşanan süreçte Rusya bölge üzerinde bütün hesaplarını gözeterek bir tutum alıyor ve burada aldığı tutumda tamamen Ermenistan taraftarı görülmüyor. Bunun nedeni ise Paşinyan'ın Amerikan etkisinde görülmesi. Dolayısıyla Rusya'nın bu meseleye yaklaşımının özü bölgedeki kontrolünü devam ettirebilmek. Bu doğrultuda yaklaşık 30 yıldır Minsk Grubu çerçevesinde ipe un serpiyor.'Dağlık Karabağ konusunun gelinen noktada diplomatik olarak çözülemeyeceğini iddia eden Paşinyan, diplomatik çözüme ulaşılana kadar tüm Ermeni halkının ellerinde silahla savaşması gerektiğini söylemişti.
Toyota Ve Hino Trucks'tan Hidrojen Yakıt Hücreli Ağır Ticari Araç
İSTANBUL (AA) - Toyota, ağır ticari araçlara olan talebin artmasıyla birlikte Toyota Motor Kuzey Amerika (TMNA) ve Hino Trucks iş birliğiyle Kuzey Amerika pazarı için hidrojen yakıt hücreli elektrikli ağır ticari araç geliştirme kararı aldı.Toyota açıklamasına göre, her iki şirket, Toyota’nın yakıt hücresi teknolojisini ve yeni geliştirilen Hino XL Serisi şasisini kullanarak, zararlı emisyonları olmayan, yüksek kapasiteli bir ağır ticari araç üretecek. 2020 yılının başında Japonya pazarı için geliştirileceği açıklanan 25 tonluk yakıt hücreli elektrikli ağır ticari araç çalışmasının ardından, Kuzey Amerika pazarına yönelik bu yeni çalışmayla Toyota-Hino Trucks işbirliği daha da genişletildi. Açıklamaya göre, yeni yakıt hücreli araç ile ilgili ilk tanıtımın 2021’in ilk yarısında gerçekleşmesi planlanıyor. Sessiz ve güçlü bir performans sunacak olan yakıt hücreli ağır ticari araç, sadece su buharı salımına sahip olacak. Toyota, 20 yılı aşkın yakıt hücresi teknolojisi çalışmalarını Hino’nun ağır ticari araç deneyimiyle birleştirerek yenilikçi ve yüksek kapasiteli bir ürün ortaya çıkaracak. Aynı zamanda Toyota yakıt hücresi teknolojisi, artırılmış menzille birlikte ticari açıdan kullanıma uygun ve çevreci bir çözüm sunacak.
Hazırlık Sınıfında Başarısız Olan Öğrencilere Türkçe Programlara Kayıt İmkanı
ANKARA (AA) - Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezince (ÖSYM), zorunlu yabancı dil hazırlık sınıflarında başarısız olan öğrencilerin Türkçe öğretim yapan yükseköğretim programlarına yerleştirme işlemleri için başvuruları alınmaya başlandı.ÖSYM'nin internet sitesinden yapılan açıklamaya göre, devam etmelerine rağmen zorunlu hazırlık sınıfını 2 yıl içinde başarıyla tamamlayamayıp ilişiği kesilen öğrenciler, başvurmaları halinde başka bir üniversite veya kayıtlarının bulunduğu üniversitede Türkçe öğretim yapılan programların birinci sınıflarına yerleştirilecek. Yerleştirme işlemleri için başvurular, ÖSYM tarafından bugünden itibaren 2 Kasım'a kadar alınacak.Adaylara başvuru öncesinde, ÖSYM'nin internet sitesinde yer alan kılavuzu dikkatle incelemeleri tavsiye edildi.
Adana'da Atlı Polis Birliği Göreve Başladı
ADANA (AA) - Adana'da atlı polis birliği, toplumsal olaylara müdahale tatbikatıyla göreve başladı.İl Emniyet Müdürlüğü Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğüne bağlı olarak kurulan Atlı Birlik Grup Amirliği ekipleri, Merkez Park'ta toplumsal olaya müdahale tatbikatı yaptı.Senaryo gereği, göstericilerin dağıtılması ve kontrol altına alınması gibi olaylara müdahale edilen tatbikatta, bir polis atına Türk bayrağı karşısında selam da verdirdi.Daha sonra kent merkezinde göreve başlayarak park ve caddelerde devriye atan atlı polisler, vatandaşların ilgisini çekti.Bazı caddelerde çocuklar atları sevdi, bazı vatandaşlar da cep telefonlarıyla fotoğraf çekti.'Amacımız, toplumsal olaylarda atlarımızın etkinliğinden faydalanmak'İl Emniyet Müdür Yardımcısı Seyfullah Özdemir, gazetecilere yaptığı açıklamada, atlı birliğin Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü bünyesinde göreve başladığını belirterek, 'Amacımız, kalabalık toplulukların agresif olarak toplumsal olaylara dönüşmesi esnasında, atlarımızın etkinliğinden üst düzeyde faydalanmaktır. İnşallah bundan sonra Adana'da huzur ve güven ortamının tesisinde, aramıza yeni katılan birliğimizin faydasını üst düzeyde alırız.' diye konuştu.Birliğin eğitimi için kente gelen Atlı Birlik Grup Amiri Mahmut Kılınç da atlı polislerin toplumsal olaylarda ve devriye görevlerinde kullanıldığını anlatarak, 'Toplumsal olaylarda fiziki yapıları yüksek olan atlar, kalabalık toplulukları kontrol altına alma veya onları yönlendirme açısından etkin rol oynamaktadır. Atlarımız yaya devriyeye göre daha hızlı hareket edebilmektedir.' ifadelerini kullandı.Atlı polis birliği, park ve caddelerde devriye görevi yapacak, bazı toplumsal olaylara da müdahale edecek.
Parkta Halay Çekerek Çalışan Temizlik İşçisi Çevresindekilere Neşe Saçıyor
SİİRT (AA) - Siirt Belediyesi temizlik personeli 24 yaşındaki Faruk Atlağ, parkta halay çekip temizlik yaparak çevresindekilere neşe saçıyor Çocuk yaşta geçirdiği bir kaza sonucu ortopedik engelli olarak yaşamını sürdüren Atlağ, lise eğitimini yarıda bırakarak uzun süre yatalak babasına baktı.Evlenen Atlağ geçimini sağlamak için bir süre günlük işlerde ve inşaatta çalıştı.Eşinin önerisi üzerine düzenli bir iş hayali ile Siirt Belediyesine başvuru yapan Atlağ, Park ve Bahçeler Müdürlüğünde 3 ay önce kura ile işe alındı.Düzenli bir işe kavuşan, evinin geçimini sağlamanın yanı sıra kardeşlerine de destek olan Atlağ, görevlendirildiği Şahinbey Çocuk Dünyası Parkı'nda çevreyi temizlerken cep telefonundan çaldığı müzik eşliğinde halay çekiyor, vatandaşlara kolonya ikram ediyor. Atlağ'ın, neşeli tavırları, işini mutlulukla yapması hem moral veriyor hem de vatandaşlardan takdir topluyor.Belediye personelinin sosyal medyada paylaşılan, temizlik yaparken halay çektiği görüntüler de ilgi görüyor. 'Sağ olsunlar elimden tuttular, beni işe aldılar'Atlağ, AA muhabirine, bu zamana kadar günlük işler yaptığını, Türk Kızılay Siirt Şubesi ve Siirt Gençlik Merkezinde gönüllü olarak faaliyetlerde bulunduğunu söyledi.Personel alımı yapılacağını öğrenince Belediyeye başvurduğunu ifade eden Atlağ, 3 ay önce kura ile yıllardır hayalini kurduğu sürekli bir işe kavuştuğunu belirtti.Atlağ, huzurla çalışıp evine ekmek götürmenin mutluluğunu yaşadığını anlatarak, 'Sabah namazından sonra temizlik yapmaya başlıyorum. İşimi severek yapıyorum. Aşkla şevkle yaptığım iş çevredeki esnaf ve vatandaşların da dikkatini çekiyor.' dedi.'Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Sağ olsunlar elimden tuttular, beni işe aldılar. Onları mahcup etmemek için elimden geleni yapıyorum.' diyen Atlağ, görevini hakkıyla yerine getirmek için gayretle çalıştığını aktardı.'İşimi severek yapmaya devam edeceğim'Atlağ, topluma iyi bir hizmet sunmak için erkenden işe başladığını, parkta temizlik yaptığını, güler yüzle kolonya ikramında bulunduğunu ifade ederek herkesin görevini en iyi şekilde yerine getirmesi gerektiğini belirtti.Halay çekmeyi ve müzik dinlemeyi çok sevdiğini, hobilerini mesleğiyle bütünleştirerek işini daha eğlenceli hale getirdiğini anlatan Atlağ, 'Müzik dinlemek benim için farklı bir duygu. Halay çekiyor, işime daha çok konsantre oluyorum.' diye konuştu.Atlağ şöyle konuştu:'Müzik işimin bir parçası haline gelmiş. Hatta çocuklar başta olmak üzere bazı vatandaşlar da gelip halay çekiyor. Halay çekerken temizlik yaptığım görüntünün sosyal medyaya yansıdığını bir arkadaşımdan öğrendim ve çok mutlu oldum. İşimi severek yapmaya devam edeceğim.''İşini bu kadar severek yapması çok hoşumuza gidiyor'Vatandaşlardan Murat Yolcu, her sabah işe giderken evlerinin karşısındaki parkta görev yapan Atlağ'ın neşeli tavırlarının dikkatini çektiğini söyledi.Atlağ'ın görevini en iyi şekilde yerine getirdiğine şahit olduklarını dile getiren Yolcu, 'Müzik eşliğinde temizlik yapıyor. İşini bu kadar severek yapması çok hoşumuza gidiyor. Temizliği de güzel yapıyor hem de müzik dinleyerek, keyif alıyor. Hatta sosyal medyada görüntüsünü gördüm, çok sevindim. Bir insanın hangi görevde olursa olsun işini severek ve samimiyetle yapması gerekir.' şeklinde konuştu.Esnaf Sabri Yıldırım da iş yerinin hemen karşısında görev yapan Atlağ'ın mahallenin sempatisini kazandığını belirtti.Atlağ'a emeklerinden dolayı teşekkür eden Yıldırım, 'Faruk kardeşimiz son 3 aydır parkın temizliğini yapıyor. Mahallenin sevimli yüzü haline geldi. Kardeşimizi ne zaman görsem temizlik yapıyor. Aynı zamanda müziğin ritmine ayak uydurarak halay çekiyor. Kendisini kutluyorum.' ifadesini kullandı.Parka gelen çocuklardan Erkan Epönder, Atlağ'ı halay çekerken gördüklerinde kendisine eşlik ettiklerini anlattı. 'Faruk ağabey burada temizlik yapıyor. Parka geldiğimizde onun işini severek yaptığını görüyoruz. Küçük bir çöpü bile topluyor. Bu çok hoşumuza gidiyor. Hatta temizlik yararken halay çekiyor, biz de oynuyoruz.' ifadesini kullanan Epönder, temiz bir park için elinden gelen gayreti gösteren Atlağ'a teşekkür etti.
Rus Otel Sahibi, Antalya'da 15 Kişiyle Baskın Yaptı: Kiracısına İşkence Yaparak Senet İmzalatmaya Çalıştı
Antalya'nın Kumluca ilçesindeki Olimpos'ta otel işleten Orhan Kaplan ve 2 personeli, otelin mülk sahibi Rus G.A. ve 15 kişi tarafından darp edildi. Elleri ve ayakları bağlanan, zorla senet imzalatılmak istenen Kaplan, jandarma tarafından kurtarıldı. G.A.'nın oteldeki turistleri kovmaya çalıştığını, kasadaki bin 200 lirayı da aldığını söyleyen Kaplan, saldırganlardan şikayetçi oldu. Saldırı ve darp anları, otelde konaklayan bir kişi tarafından görüntülendi.
Reklam
Diyarbakır'da Tarihi Eser Operasyonunda 3 Zanlı Suçüstü Yakalandı
DİYARBAKIR (AA) - Diyarbakır'da aralarında tarihi İncil ve tablonun da bulunduğu 26 eseri satmak isteyen 3 zanlı suçüstü yakalandı.Valilikten yapılan açıklamaya göre, İl Jandarma Komutanlığınca yapılan çalışmalar sonucu Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde ikamet eden bazı kişilerin ellerinde bulundurdukları çeşitli eski eserleri 500 bin lira karşılığında satmak için müşteri aradıkları yönünde bilgi elde edildi.Merkez Kayapınar ilçesi Bağcılar Mahallesi'nde, tarihi eserleri satmaya çalışan 3 kişi yakalandı.Aramada eski İncil, tablo, 15 obje ve 9 sikke olmak üzere 26 tarihi eser ele geçirildi.Ele geçirilen tarihi eserler muhafaza altına alınarak Müze Müdürlüğüne teslim edildi, 3 zanlı hakkında soruşturma başlatıldı.
Diyarbakır'da Tarihi Eser Operasyonunda 3 Zanlı Suçüstü Yakalandı
DİYARBAKIR (AA) - Diyarbakır'da aralarında tarihi İncil ve tablonun da bulunduğu 26 eseri satmak isteyen 3 zanlı suçüstü yakalandı.Valilikten yapılan açıklamaya göre, İl Jandarma Komutanlığınca yapılan çalışmalar sonucu Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde ikamet eden bazı kişilerin ellerinde bulundurdukları çeşitli eski eserleri 500 bin lira karşılığında satmak için müşteri aradıkları yönünde bilgi elde edildi.Merkez Kayapınar ilçesi Bağcılar Mahallesi'nde, tarihi eserleri satmaya çalışan 3 kişi yakalandı.Aramada eski İncil, tablo, 15 obje ve 9 sikke olmak üzere 26 tarihi eser ele geçirildi.Ele geçirilen tarihi eserler muhafaza altına alınarak Müze Müdürlüğüne teslim edildi, 3 zanlı hakkında soruşturma başlatıldı.
Reklam
Muğla'da Bu Yıl 210 Bin Dekar Tarım Arazisi Sulandı
MUĞLA (AA) - Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürü Kaya Yıldız, Muğla'da bu yıl toplam 210 bin dekar tarım arazisinin sulandığını bildirdi.Yıldız, yaptığı yazılı açıklamada, modern sulamayla tarımda yaşanan verim artışları ve üretim deseninin çeşitlenmesinin, çiftçi gelirlerinin doğrudan ve dolaylı yükselmesini sağladığını belirtti.Bu durumun yoksulluğun azaltılması amacına hizmet ettiğine değinen Yıldız, bir taraftan da yaşam standardını yükselttiği için göçü önlediğine işaret etti.Muğla'da 1 Nisan'da başlayan sulama sezonun 15 Eylül'de tamamlandığını bildiren Yıldız, şunları kaydetti:'Muğla'da 2020 yılı sulama sezonunda problem yaşamadık. Yaptığımız yatırımlarla bunu sürekli hale getirmek ve modern sulama sistemlerini yaygınlaştırmak için çalışıyoruz. Tarım, ülkeler için stratejik öneme sahip. Salgın sürecinde bu çok daha net görüldü. İnşa ettiğimiz baraj ve göletler, sulama kanallarıyla, iletim hatları sayesinde suyu toprakla buluşturuyoruz. Yaptığımız toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleriyle tarım arazilerini büyütüyoruz. Çiftçimizin gelirini, üretim konforunu yükseltiyoruz. Böylece kırsal alanlardan göçün belli ölçüde önüne geçtiğimiz gibi gıda arz güvenliğinin de teminatı oluyoruz. Yapılan sulama yatırımlarına ülke çiftçilerinden çok olumlu dönüşler aldık. Hem suyumuza hem toprağımıza sahip çıkmaya devam ediyoruz.'Çitçilerden üretime devam etmelerini isteyen Yıldız, hep birlikte ülke tarımının daha yukarılara taşınacağını ifade etti.
Sivas'ta Otomobil Devrildi: 1 Ölü, 5 Yaralı
SİVAS (AA) - Sivas'ın Kangal ilçesinde otomobilin devrilmesi sonucu bir kişi öldü, 5 kişi yaralandı. Hatice Çiçekal (34) yönetimindeki 78 SU 028 plakalı otomobil, Kangal-Divriği kara yolunun Mürsel köyü Çeşme mevkisinde şarampole devrildi. Kazada sürücü ile otomobilde bulunan Saray (65) ve Sümeyye Çiçekal (26), Ayşe (37) ve Aysima Nihal (1) ile Muhammed Berkay Kürekçi (18) yaralandı. Kangal Devlet Hastanesine kaldırılan yaralılardan Kürekçi, müdahaleye rağmen kurtarılamadı.
Reklam
Bakan Koca: 'Koronavirüs Salgını Tüm Ülkede Yeniden Tırmanışa Geçti'
Koronavirüs salgınının Türkiye genelinde yeniden tırmanışa geçtiğini açıklayan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 'Bursa şu an salgının başından bu yana en kritik günlerini yaşıyor. Eylül ayının ortalarına kıyasla günlük vaka sayısı yaklaşık 3 kat artmıştır' dedi. Koca, İstanbul Büyükçehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile de görüşeceğini belirtti.
"Korucuyu Aile" Afganistanlı 3 Gencin Dilleri Ve Gönüllerine Tercüman Oldu
ERZURUM (AA) - FAHRETTİN GÖK - Erzurum'daki Çocuk Destek Merkezinde (ÇODEM) kalan Afganistanlı 3 gencin sıcak yuva özlemi, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının 'Koruyucu Aile Projesi' kapsamında, kurum bünyesinde tercüman olarak görev yapan Fatih Dursun'un başvurusuyla sona erdi.İl Müdürlüğünde tercüman olarak çalışan Dursun, ülkelerinde yaşanan iç savaş nedeniyle yaklaşık 2 yıl önce Türkiye'ye gelen ve derslerinde başarılı olan Afganistanlı Fazıl Ahmad, Özmuhammed Bağri ve Amir Kasimi'nin koruyucu ailesi olmak istediklerini kurum yetkililerine iletti. Başvurunun kabul edilmesinin ardından eşi Rafiye ile ÇODEM'e giden Dursun, 16 yaşındaki Ahmad, Bağri ve Kasimi'yi aldıktan sonra aracıyla kurumdan ayrıldı.İl Müdürü Cemil İlbaş, AA muhabirine, kentte 56'ncı koruyucu aileye kavuştuklarını, kimsesiz çocukların koruyucu ailelere verilmesi konusunda çalışmalarının devam ettiğini söyledi. Koruyucu aile olmak isteyenlerin başvuruları incelendikten sonra çocukların ailelerin yanına yerleştirildiğini belirten İlbaş, 'Tabii bunların izleme süreçleri oluyor. Bizim ailelere küçük de olsa bir desteğimiz söz konusu.' dedi. 'Çocuklar onu baba gibi gördü'Bakanlığın, 'kimsesizlerin kimsesi olma' konusunda önemli çalışmalar yaptığını vurgulayan İlbaş, şöyle devam etti:'Dezavantajlı kimselere hizmet etmekten gurur duyuyoruz. Koruyucu aile de hizmet alanlarımızdan birisi, belki de en güzeli diyebilirim. Çünkü çocuklar ailelere kavuşuyor. Bir balığın suya duyduğu ihtiyaç kadar bir çocuk da aileye ihtiyaç duyuyor. Hem fiziksel hem de kişilik ve ahlaki gelişimini aileden çok şeyler alarak bütünleştiriyor. Kurumumuzda tercüman olarak çalışan arkadaşımız çocuklarla çok güzel bir muhabbet kurdu. Çocuklar da onu baba gibi gördü, o da bir baba gibi davrandı. Aile olarak çok ciddi ilgi gösterdiler. Bugün 3 çocuğumuzu bu ailemizin yanına mutlu ve heyecanlı şekilde yerleştiriyoruz. Çocuklar lise 1 ve 2. sınıfta okuyor. Bu çalışmalarla çok güzel sonuçlar elde ediyoruz. Onlar artık bu ailemizin çocukları.''Eğitimleri süresince sevgi bağı daha fazla gelişti'Fatih Dursun ise 2 yıldır eğitimlerini üstlendiği gençlerin derslerinde başarılı olmalarının koruyucu aile sürecinde önemli etken olduğunu dile getirdi. Çocukların eğitimleri sırasında aralarında bir sevgi bağı oluştuğunu anlatan Dursun, şu ifadeleri kullandı:'Onların gösterdiği sıcaklık, okullarındaki başarı ve bu süre içindeki iletişimimiz sonucu karşılıklı duygusallık gelişti. Biz de bunu aynı çatı altında devam ettirmek istedik. Çocuklar da bundan mutlu olacak. Eşimle çok heyecanlıyız. Kurumda onların tercümanlığını yaptım, bundan sonra farklı bir şekilde tercümanları olacağız. Herhangi bir sıkıntı yaşamadan onları eve götürüyor olmamız çok hoş bir duygu. Çok şanslıyız diyebilirim. Okuldaki eğitimleri sırasında onlara yardımcı olmaya çalışıyordum. Eğitimleri süresince sevgi bağı daha fazla gelişti. İnşallah diğer çocukları da başka aileler alır ve sahipsiz çocuklara evlerinde bakarlar.''Bir anda üçüzlerim oldu'Rafiye Dursun da gençlere öz evladı gibi bakacağını vurgulayarak, 'Ben onlara üçüzlerim diyorum, bir anda üçüzlerimiz oldu. Allah hayırlı etsin, gururluyuz. Eşim bana durumu anlattığında hiç farklı bir tepki göstermedim, olgunlukla karşıladım. Bu bir emanet sonuçta, Erzurum'a geldiklerinde biz zaten bu emaneti üstlenmişiz.' diye konuştu. 'Şimdi hem anne hem de babamız var'Fazıl Ahmad ise yaklaşık 2 yıl önce geldiği Erzurum'da ÇODEM'e yerleştirildiğini anlatarak, 'Hem eğitim hem de diğer konularda herhangi bir sıkıntı yaşamadık. Zamanımızı iyi bir şekilde değerlendirdik. Koruyucu aileye gittiğimiz için mutluyuz.' ifadesini kullandı.Özmuhammed Bağri ise Türkiye'de bir ailesi olduğu için mutluluk yaşadığını belirterek, 'Hocamız hep yanımızda olacak. Önce tercümanımızdı, şimdi hem anne hem de babamız var. Allah'a şükür çok iyi oldu.' dedi.
Reklam
Samsun'da 5 Kilogram Uyuşturucuyla Yakalanan 2 Kişi Gözaltına Alındı
SAMSUN (AA) - Samsun'un İlkadım ilçesinde düzenlenen operasyonda 5 kilo 395 gram uyuşturucu ele geçirildi, 2 şüpheli gözaltına alındı.İl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri, 'torbacı' olarak tabir edilen sokak satıcılarına yönelik çalışma yürüttü.İlyasköy Mahallesi'nde irtibatlı olduğu kişilere uyuşturucu sattığı bilgisi edinilen B.K'nin ikametine operasyon düzenleyen ekipler, 2 kilo 301 gram esrar ele geçirdi.B.K. ile birlikte hareket ettikleri belirlenen C.K'nin ikametinde de arama yapan ekipler, burada da 3 kilo 94,55 gram daha esrar buldu.Polis, B.K. ve C.K'yi uyuşturucu ticareti yaptıkları iddiasıyla gözaltına aldı.
Çıralı, Turist Ağırlamaya Devam Ediyor
ANTALYA (AA) - Antalya'nın Kemer ilçesindeki Çıralı turizm bölgesi, yerli ve yabancı turistleri ağırlamaya devam ediyor. Kemer Belediyesinden yapılan açıklamaya göre, denizi, sahili, doğal güzellikleri ve tarihi zenginlikleriyle tatilcilerin ilgisini çeken Çıralı, sakin ve doğal ortamıyla özellikle yeni tip koronavirüs (Kovid-19) sürecinde en fazla tercih edilen bölgelerden biri oldu. Yat turların yapıldığı bölge, caretta caretta yuvalarının koruma alanı olmasıyla da dikkati çekiyor. Çıralı'nın yer aldığı Ulupınar Mahallesi Muhtarı Habib Altınkaya, bölgenin korunması, gelecek nesillere taşınması için önemli hizmetlerde bulunulduğunu belirtti. Ulupınar Çıralı Koruma Kooperatifi ile imzalanan protokol kapsamında bölgede çalışan 4 personelin maaşının Kemer Belediyesince ödendiğini kaydeden Altınkaya, bu durumun örnek bir davranış olduğunu ifade etti. Altınkaya, bölgenin temiz tutulması için de gereken özverinin sergilendiğini bildirdi. Çıralı'da turizm işletmeciliği yapan Erdal Köylüoğlu da 1980'den bu yana turizmle ilgilendiklerini kaydetti. Bölgenin eşsiz bir doğaya hakim olduğunu vurgulayan Köylüoğlu, altyapı sorununun da en kısa zamanda çözülmesini beklediklerini belirtti.İşletmeci Mehmet Ütü, salgın sürecinde tedbirler konusunda gereken özeni gösterdiklerini ifade etti.İsviçre'den Çıralı'ya tatil için gelen Nuray Celayir Allak da Çıralı'daki ortamı çok sevdiğini dile getirdi.Bölgenin temiz sahile ve denize sahip olduğuna değinen Allak, Çıralı'yı herkese tavsiye ettiğini kaydetti.
Reklam
Anadolu Isuzu Grı Kılavuzuna Uyumlu İkinci "Sürdürülebilirlik Raporu"Nu Yayınladı
İSTANBUL (AA) - Anadolu Isuzu Genel Müdürü Tuğrul Arıkan, sürdürülebilirlik eksenindeki taahhütleri ile 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na katkılarını pekiştirmeye devam edeceklerini aktardı. Anadolu Grubu'ndan yapılan açıklamaya göre, Anadolu Isuzu, çevresel etkisini en düşük düzeye düşürmeyi öngören sürdürülebilir büyüme anlayışı ile sosyal, çevresel ve ekonomik alanlardaki performansını iyileştirmeye devam ediyor. Uzun vadeli bakış açısıyla ortaya koyduğu iş ve sürdürülebilirlik stratejileri paralelinde tüm paydaşları ve toplum için artı değer yaratmayı hedefleyen Anadolu Isuzu, bu doğrultuda yürüttüğü çalışmalara yer verdiği ikinci 'Sürdürülebilirlik Raporu'nu yayınladı. Açıklamada görüşlerine yer verilen Anadolu Isuzu Genel Müdürü Tuğrul Arıkan, Anadolu Isuzu’nun 2019 yılında ekonomik, sosyal, kurumsal yönetişim ve çevre eksenlerinde değerli başarılara imza attığını belirterek sürdürülebilirlik eksenindeki taahhütleri ile 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na katkılarını pekiştirmeye devam edeceklerini vurguladı. Arıkan, 'Sürdürülebilir gelişme ve kalkınma, Anadolu Isuzu’nun stratejisinin temel bir öğesi. Anadolu Isuzu olarak müşteri beklentilerine odaklanıyor, kişisel talepleri karşılamayı, müşteri deneyimini yeni ufuklara taşımayı ve fark yaratmayı hedefliyoruz. Dijitalleşmeye yönelik çalışmalarımızla geleceğe yönelik olarak kapsamlı yapılanmalar ve yatırımlar gerçekleştiriyoruz. Dijitalleşme, akıllı ürünler ve elektrikli araçlara geçişi ana stratejik yönelimlerimiz olarak kabul ediyoruz. Müşteri beklentilerini odak noktasına alan, kişisel talepleri karşılamayı, müşteri deneyimini yeni ufuklara taşımayı ve fark yaratmayı hedefleyen dijitalleşme çalışmalarımız, geleceğe yönelik olarak kapsamlı yatırımlar için bizi teşvik ediyor.' ifadelerini kullandı.'Sektördeki varlığımızı geliştirmek sürdürülebilirlik yaklaşımımızın temel hedeflerinden biri'İnsana dokunan ve fayda sağlayan çalışmalara odaklandıklarını belirten Arıkan, şöyle devam etti:'Sahip olduğumuz değerler ve kurum kültürümüz ışığında dil, din, ırk ve cinsiyet farkı gözetmeden 'önce insana' hizmet etme yaklaşımını benimsiyoruz. Fırsat eşitliğinin sağlanması ve çeşitliliğin oluşturulmasına önem veriyoruz. Bu doğrultuda belirlediğimiz istihdam politikası sonucunda, 5 yılda çalışan kadın sayımızı toplam çalışan sayısı içinde yüzde 2,5 artırdık. Çevreye karşı sorumluluğumuz doğrultusunda çevre dostu teknolojileri üretim süreçlerine entegre ettik. Ürün yaşam döngüsü boyunca oluşan çevresel etki alanlarını çevre politikamızın temeli olarak görüyor, üretim faaliyetlerimizin tüm aşamalarında çevresel ayak izimizi sürekli ölçümleyerek azaltmaya odaklı projeler geliştiriyoruz.'Anadolu Isuzu’nun, Mart 2020’de başlayan pandemi sürecini doğru bir yaklaşımla yönettiğini ve mali sağlığını koruduğunu vurgulayan Arıkan, 'Pandemi ile hayatlarımızı dönüştüren yeni normalde daha da güçlendik. Müşterimize daha yakın olmaya ve müşteri memnuniyetini geliştirmeye odaklandık. Bu alana yapmakta olduğumuz yatırımların önümüzdeki dönemde dış pazar varlığımızı önemli oranda geliştireceğini düşünüyoruz. Ticari araç üretimi alanındaki varlığımızı yenilikçi yaklaşımımız desteğinde geliştirmek, kurumsal stratejimizin olduğu kadar sürdürülebilirlik yaklaşımımızın da temel çıpalarından ve hedeflerinden biri.' açıklamasında bulundu.Üretim-ticaret-hizmet döngüsündeki çevresel etkiyi azaltmayı hedefliyor Açıklamaya göre, sürdürülebilirliği, faaliyet döngüsü kapsamında ekonomik, çevresel ve sosyal eksenlerde içselleştiren Anadolu Isuzu, tasarladığı çok sayıda proje ve inisiyatifi paydaşları ile yakın iş birliği içinde hayata geçiriyor. Ürettiği yenilikçi, kaliteli ve güvenli araçlarla, yerkürenin farklı noktalarında milyonlarca insana mobilite ve lojistik çözümleri sunan Anadolu Isuzu, toplumun sürdürülebilir kalkınmasına çok yönlü katkıda bulunuyor. Tüm kaynakların doğru ve verimli kullanımına odaklanan Anadolu Isuzu, üretim-ticaret-hizmet döngüsündeki çevresel etkiyi azaltmayı hedefliyor. İklim değişikliği konusunda sorumlu bir yaklaşım benimsiyorÇevre dostu teknolojileri üretim süreçlerine entegre eden Anadolu Isuzu, ürün yaşam döngüsü boyunca oluşan çevresel etki alanlarını çevre politikasının temeli olarak görüyor, üretim faaliyetlerinin tüm aşamalarında çevresel ayak izini sürekli ölçümleme ve azaltma odaklı projeler geliştiriyor. Anadolu Isuzu faaliyetlerden kaynaklanabilecek emisyonların, su kirliliğinin, tehlikeli ve tehlikesiz atıkların çevresel etkilerinin kaynağında azaltılması, geri kazanımının geliştirilmesi ve teşvik edilmesini amaçlıyor. Türkiye ve Avrupa’da yayınlanan çevresel mevzuatları yakından takip eden Anadolu Isuzu’nun fabrikasında ISO 14001 Çevre Yönetim Standardı çerçevesinde yapılandırılmış Çevre Yönetim Sistemi bulunuyor. Şirket faaliyetlerinin ISO 14001 Çevre Yönetim Standardı’na uyumu, bağımsız periyodik dış denetimlerle takip ediliyor ve doğrulanıyor. İklim değişikliğiyle mücadele kapsamında enerji tüketimi ve emisyon miktarları sürekli izleniyor, planlanan enerji verimliliği projeleriyle tüketimlerin azaltılması ve sera gazı emisyonlarının düşürülmesi hedefleniyor. Satış sonrası hizmetler yapılanmasını geliştirmeye devam ediyorAnadolu Isuzu, hizmet sunduğu tüm segmentlerde müşterilerinin satış sonrası talep ve beklentilerini, Türkiye’nin dört bir yanındaki hizmet ağı ile hızlı ve mükemmel bir şekilde karşılamaya odaklanıyor. Asıl hizmetin satıştan sonra başladığının bilincinde olan Anadolu Isuzu, 2019 yılında da satış sonrası hizmetler yapılanmasını geliştirmeye devam etti. Müşteriler ile yapılan memnuniyet anketlerinden elde edilen sonuçların ışığında, Anadolu Isuzu müşteri memnuniyet oranını 2019 yılında da yüksek seviyeye ulaştırmayı başardı. Tüm müşterilerine kişiselleştirilmiş ve özel hizmet vermeyi kendine görev edinen Anadolu Isuzu, müşteri beklentilerini karşılamak ve müşterinin taleplerini daha yakından dinlemek için 2019 yılında toplamda 17 bin adet anket yaptı ve müşteri memnuniyetini titizlikle takip etti. Güçlü CRM yapısı ile müşterilerini her kanaldan izleyerek sadık bir müşteri kitlesi oluşturan Anadolu Isuzu, pazardaki yeni müşterilere ulaşma yönünde hızlı ve emin adımlarla ilerliyor.
Kars'taki Asırlık Koç Katım Geleneği Renkli Görüntüler Oluşturdu
KARS (AA) - Kars'ın Arpaçay ilçesindeki besicilerin sürdüğü koç katım geleneğinde, koçlarını süsleyerek sürüye katmaları renkli görüntüler oluşturdu.İlçenin Koçköy köyünde besicilik yapan vatandaşlar asırlardır yaşatılan koç katım geleneğini sürdürüyor. Kuzuların kışın soğuğa ve açlığa dayanıksız oluşlarından dolayı, koyunların yavrulama zamanlarının denetim altına alınması amacıyla mayıs ayında sürülerden ayrılan koçlar, sonbaharda sürüye dahil ediliyor. Sonbaharda ise koçlar bayram havasında geçen etkinlikte davul, zurna, kaval eşliğinde sürüye katılıyor.Bu gelenek çerçevesinde Arpaçay ilçesinde çobanlarca şu sıralar yayladan indirilen sürüler için köy sakinleri bazı hazırlıklar yaptı. Köy sakinleri önce çeşitli renklere boyadıkları, ardından bereketin sembolü yiyeceklerden elma, nar ve şekerlemeleri boyun ve boynuzlarına taktıkları koçları süsleyip sürüye kattı.Koçköy sakinlerinden Alparslan Bakar, gazetecilere, köyde koç katımının eylülde başladığını ve ekimin sonuna kadar peyderpey devam ettiğini anlattı.Koçların boyalarla süslenip, boynuzlarına elmalar takıldığını ifade eden Bakar, 'Köyümüz koçuyla anılan bilinen bir yer, koç katımında erkek çocukları koçun üzerine bindirdik amacı koyunların erkek doğurması. Bugünkü koç katım günü besicilerimizden Ümit Bey'in sırası, koçları süsleyerek sürünün gelmesini bekledi. Süslenen koçlar daha sonra Türk bayrağının altından geçirilerek sürüye dahil edildi.' dedi.Sürü sahibi Ümit Biçer ise asırlardır koç katım geleneğini sürdürdüklerini dile getirerek, 'Atadan, dededen gelen geleneği sürdürüyoruz, eskiden beri hayvancılıkla uğraşıyoruz. Ekim ayı geldiğinde koyunlarımız yayladan gelir, koçlarımızı boyayıp boynuzlarına elmasını takıp süslüyoruz. Komşularımızı davet edip koçları davul zurna eşliğinde sürüye dahil ederiz.' diye konuştu.
Analiz - Körfez-İsrail Normalleşmesi Bölgede Yeni Dengelerin Oluşumuna Zemin Hazırlıyor
İSTANBUL (AA) -NECMETTİN ACAR- Başta Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) olmak üzere Körfez ülkelerinin son dönemde İsrail’le zaten normal olan ilişkilerini alenileştirme kararı alması Orta Doğu bölgesindeki güç ve güvenlik mimarisinde yeni dengeler ortaya çıkaracak bir potansiyel taşıyor. BAE-Suudi ekseni, son dönemde takip ettiği politikalarla, bölgenin geleneksel ağırlık merkezini Kahire’den uzaklaştırarak Körfez ülkelerini Orta Doğu'nun yeni hegemon gücü haline getirme çabası Mısır, Ürdün ve Irak gibi ülkelerde derin bir rahatsızlığa neden oldu. Türkiye ve Katar’ın, Körfez bloğunun bölgesel politikalarından duyduğu rahatsızlığa ilaveten bölgenin sayılan önemli aktörlerinin de Körfez-İsrail yakınlaşmasını kendi çıkarları açısından bir tehdit olarak algılaması, bölgede oluşacak yeni dengelerin en önemli habercisi.Körfez-İsrail yakınlaşmasını takiben bölgede oluşabilecek yeni dengelerin ilk işareti 13 Ekim’de Mısır, Ürdün ve Irak Dışişleri Bakanları arasında Kahire’de düzenlenen üçlü zirve oldu. 14 Ekim’de Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın Mısır’a yönelik mesajları, 22 Eylül’de el- Fetih ve Hamas yetkililerinin Ankara’da gerçekleştirdikleri uzlaşma gündemli toplantı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Şeyh es-Sabah’ın vefatı üzerine Kuveyt’e düzenlediği taziye ziyareti de oluşabilecek bu yeni dengenin işaretleri olarak okunmalıdır.Orta Doğu’nun geleneksel ağırlık merkezi Kahire’den uzaklaşırkenSon dönemde küresel siyasetin gündemine her ne kadar ağırlıklı olarak Doğu Akdeniz ve Kafkaslardaki gerginlikler hâkim olsa da Orta Doğu bölgesinde birbiri ardınca tarihi kırılmalar meydana geliyor. İlk olarak Körfez-İsrail normalleşmesi ile bölge siyasetinde önemli bir kırılma yaşanırken, ikinci olarak normalleşme anlaşmasının da doğal bir sonucu olarak Arap dünyasının ve Orta Doğu bölgesinin geleneksel ağırlık merkezinin Kahire’den uzaklaştığına şahit olduk. Her iki gelişme de bölge güç ve güvenlik mimarisinde önemli sonuçlar ortaya çıkaracak jeopolitik dönüşümlerdir.Aslında bölgenin geleneksel ağırlık merkezi bir süredir Kahire’den uzaklaşmaktaydı. Özellikle Arap Baharı sürecinde Mısır’ın içeride yaşadığı istikrarsızlıklar ve ulusal gücünün azalması, üstüne Körfez’in statükocu bloğunun Bahreyn müdahalesi, Yemen savaşı gibi agresif politikaları, Riyad-Dubai eksenini bölge siyasetinde öncelikli bir konuma yükseltmişti. 3 Temmuz 2013 tarihinde gerçekleşen darbenin ardından iktidara gelen Sisi yönetiminin ekonomik, diplomatik ve siyasi açıdan Körfez monarşilerine dayanmak zorunda kalması, bölgedeki güç dengesinin üzerinde önemli sonuçları olmuştu. Kızıldeniz’deki Tiran ve Sanafir adalarının Suudi Arabistan’a terk edilmesi, Mısır’ın Yemen savaşı ve Katar krizinde Körfeze eklemlenmek zorunda bırakılması ve son olarak Libya’da, Körfez’in bölgesel politikaları için Mısır ordusunun sahaya sürülmeye zorlanması Kahire’nin bölgesel güç denklemindeki rolünün azalmasının en önemli göstergeleri/sonuçlarıdır. Tüm bu gelişmelere ilaveten Körfez-İsrail normalleşmesi, Orta Doğu bölgesinin geleneksel ağırlık merkezini kesin bir şekilde Kahire’den uzaklaştırdı. Son dönemde yaşanan bu gelişmelerle Mısır sadece Arap-İsrail ilişkilerinde ve Filistin meselesindeki ayrıcalıklı konumunu kaybetmekle kalmadı; bu gelişmeler aynı zamanda Mısır’ın bölge jeopolitiğindeki eşsiz konumunu sarstı ve bölgedeki askeri avantajlarını da yok etti.Bölgesel düzlemde Mısır’ın yaşadığı bu kayıpların sebeplerinden üç tanesi özellikle öne çıkıyor; Suudilerin Kızıldeniz kıyısına inşa etmeyi düşündükleri devasa turizm merkezi (NEOM), Körfez enerji kaynaklarının Kızıldeniz’in bay-pas edilerek Doğu Akdeniz’e taşınmasına yönelik projeler ve İran-Körfez rekabetinde Mısır’ın askeri, demografik ve entelektüel avantajlarının kaybolması.İlk olarak, Kızıldeniz geleneksel olarak Mısır’ın nüfuz sahası iken son dönemde Yemen savaşı ve Vizyon 2030 projesi ile Körfez aksının yakından ilgilendiği bir bölge olmaya başladı. Bu dönemde Körfez ülkelerinin Kızıldeniz’i bir iç deniz haline getirmek için yoğun bir çaba içine girdiklerine şahit olduk. Suudilerin Kızıldeniz’deki insansız 50 adayı seçkin bir turizm merkezine dönüştürmeyi de içeren projenin toplam alanı 34 bin kilometrekare olup (yaklaşık Belçika kadar) Maldivler, Seyşeller, Bali ve Hawaii’nin toplam büyüklüğü kadardır. NEOM projesi, milli geliri önemli ölçüde turizm gelirlerine bağlı olan Mısır için ciddi ekonomik zorluklara yol açacaktır. Mısır’ın, Suudilerin bu alanda yapacakları trilyon dolarlık bir yatırımla rekabet edebilmesinin imkânsız olması, bölgedeki ekonomik avantajların Körfez’e kaptırılması sonucunu doğuracaktır. İsrail’in Kızıldeniz’e çıkış kapısı olan Akabe körfezinin ağzındaki Tiran ve Sanafir adalarının Suudilere kaptırılması da Kızıldeniz jeopolitiğinde Mısır’ın azalan gücünün başka bir işaretidir.İkinci olarak, Körfez-İsrail yakınlaşmasıyla, yaklaşık 150 yıldan beri küresel enerji ve ticaret için hayati önemde olan Süveyş kanalı, İsrail üzerinden Körfez’den Doğu Akdeniz’e oluşturulacak yeni alternatif rotalarla bu önemini kaybedecektir. Suudi hava sahasının İsrail uçaklarına açılması, İsrail-Körfez arasında yeni raylı sistemler ve petrol boru hatları projeleri, Süveyş’in hem jeopolitik önemini hem de Mısır ulusal refahı için sağlaması beklenen katkıyı anlamsız kılacaktır. Bu noktada Sisi’nin darbe ile yönetime geldiğinde Mısır’ın kıt kaynaklarından 8 milyar dolardan fazla para harcayarak Süveyş kanalını genişlettiğini hatırlatmak gerekiyor. Son dönemde yaşanan bu gelişmeler hem Süveyş kanalının geleneksel önemini azaltacak hem de Sisi yönetiminin yaptığı bu büyük yatırımı çöp haline getirecek bir potansiyel taşıyor.Son olarak Mısır yaklaşık elli yıldan bu yana Körfez-İran rekabetinde Körfez güvenliğinin en önemli dayanaklarından biri olmuştur. Körfezin statükocu ekseni açısından, bu yönüyle, Mısır, Körfez güvenliğinin ve istikrarının en önemli güvencesidir. Özellikle günümüze kadar, İran’ın Levant bölgesinde ve Doğu Akdeniz’deki nüfuzunu sınırlayabilecek yegâne aktör olması, Mısır’ı Körfez açısından vazgeçilmez kılan önemli faktörlerden biriydi. Ancak Körfez-İsrail yakınlaşması hem İran’ın bölgede askeri olarak dengelenmesinde hem de İran nüfuzunun Doğu Akdeniz ve Levant’da sınırlandırılmasında Mısır’ın bu ayrıcalıklı rolünü ortadan kaldırdı. Çünkü İsrail, hem askeri kapasitesine hem de Batı ile kurduğu yakın ilişkilere güvenerek gerektiğinde Suriye, Lübnan, Irak ve bölgenin diğer ülkelerinde hava saldırıları ile İran karşısında sahada etkili bir mücadele yürütebiliyor. Son dönemde Mısır ordusunun Körfez ekseni tarafından Libya çöllerinde Mısır ulusal çıkarı için hiçbir değeri olmayan bir mücadeleye zorlanması da Mısır’ı geleneksel nüfuz alanlarından uzak tutma çabalarından biri olmuştu.Türkiye’nin bölge siyasetinde yükselen profiliArap Dünyası’nın ve Orta Doğu’nun geleneksel ağırlık merkezinin Kahire’den uzaklaşmasına yol açan ikinci etken Türkiye’nin bölge siyasetinde yükselen profilidir. Doğu Akdeniz, Kafkaslar ve Orta Doğu bölgesindeki kriz alanlarında Türkiye’nin artan ağırlığı bölgede Türkiye’nin dışlandığı bir politikanın başarı şansını azaltmakta. Orta Doğu özelinde Filistin meselesinde Türkiye’nin Körfez ve Mısır’ın geleneksel ağırlığına meydan okuyacak bir kapasiteye ulaşması bu kanaatin en önemli göstergesidir.Geçtiğimiz Ağustos ayı itibarıyla Körfez’in İsrail ile normalleşme girişimleri ortaya çıktığında hem ülkemizde hem de küresel ölçekte Katar’ın da Körfez ekseni gibi İsrail’le normalleşeceği, Türkiye’den uzaklaşarak Körfez ekseninin peşine takılacağına dair çok sayıda analiz yayımlandı. Ancak gelinen süreçte Katar’ın takip ettiği politika bu varsayımları haklı çıkarmadı. Üstelik son dönemde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kuveyt ve Katar ziyaretleri ile Türkiye, Körfez’de İsrail ile normalleşmeden rahatsız olan önemli bir aktör Kuveyt’le ilişkilerini güçlendirmeye başladı. Bu son girişim, Körfez’de Filistin meselesindeki çatlağı derinleştirecek bir sonuç doğuracaktır. Bir taraftan Filistin meselesine sırtını dönme pahasına İsrail ile ilişkileri normalleştirme politikası takip eden BAE-Suudi ekseni, diğer taraftan İsrail’e mesafeli durarak Filistin davasına sahip çıkan Katar ve Kuveyt. Türkiye’nin bu iki Körfez ülkesi ile geliştirdiği yakın ilişkiler bölge siyasetindeki rolünü güçlendiriyor. Eylül ayı sonunda Filistinli gurupların (el-Fetih ve Hamas) Ankara’da gerçekleştirdikleri buluşma ise uzun yıllardır bu tür diplomatik girişimlerin mekânı olan Kahire’nin bölgesel meselelerdeki azalan önemini simgeleyen başka bir olay olmuştur.Bölgede oluşması muhtemel yeni dengelerKörfez’in İsrail ile normalleşerek Orta Doğu bölgesinin siyasi, ekonomik ve diplomatik merkezi haline gelme girişimi, bölgenin tüm aktörleri tarafından ciddi bir rahatsızlık kaynağı olarak görülüyor. Mısır, Ürdün ve Irak Dışişleri Bakanlarının Kahire’de düzenledikleri ve bu yıl üçüncüsü gerçekleşen zirve ile bu ülkeler bölgede oluşum aşamasında olan askeri, ekonomik ve diplomatik yeni bir bloğun işaret fişeğini ateşlemiş oldular. Her üç ülke de, başta Filistin meselesi olmak üzere bölge siyasetinden dışlanmışlık algısı ile İsrail-Körfez yakınlaşmasının kendi çıkarlarına vereceği olası zararları engellemek istiyor. Nitekim bu toplantıda görüşülen Irak’tan Akabe körfezine bir petrol boru hattı projesi, Körfez’in İsrail’in Aşkelon limanı üzerinden Doğu Akdeniz’e uzanacak boru hattına yönelik önemli bir meydan okumadır. Çünkü Irak’ın Ürdün ile kara sınırı, İsrail ile Körfez arasında doğrudan bir kara bağlantısını kesiyor. Ürdün’ün Körfez karşıtı bir blokta yer alması Körfez-İsrail ilişkilerindeki derinleşmeye önemli bir darbe vuracaktır. Mısır’ın bölgede alternatif blokların oluşumu için başlattığı diplomatik girişimler, Körfez ülkelerinin, içinde bulundukları ekonomik krizle de bağlantılı olsa da, Sisi yönetimini fonlamayı kesmelerinin en önemli sebeplerinden.Türkiye, bu süreçte bir taraftan Katar ve Kuveyt’le ilişkilerini sıkılaştırma politikası takip ederek BAE-Suudi eksenini dengelerken diğer taraftan geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın’ın Mısır’a yönelik mesajları ile son dönemde bölgede yaşanan gelişmelerle önemi azalan Mısır ile yakın ilişkiler kurma niyetini gösteriyor. Türkiye ve Mısır arasında buzları eritecek bir yakınlaşma Körfez-İsrail yakınlaşması ile bölgede oluşan dengesizliği bertaraf edebilecek bir girişimdir.Bölge siyaseti yakından takip edildiğinde son dönemde Körfez-İsrail yakınlaşmasının, başta Türkiye, Mısır ve Irak olmak üzere bölgedeki tüm aktörler nezdinde ciddi bir rahatsızlık ortaya çıkardığı kolaylıkla anlaşılabilir. Özellikle Körfez ülkelerinin iddialı ve maceracı politikalarının en önemli hamisi konumundaki Trump yönetiminin yaklaşan ABD seçimleri nedeniyle bir belirsizlik içinde olması bölgede Körfez-İsrail yakınlaşmasını kendi ulusal çıkarları açısından tehdit olarak algılayan aktörlerde bir hareketlenmeye sebep oldu. Şimdilik bazı işaretlerini gözlemlediğimiz Orta Doğu bölgesindeki muhtemel yeni dengelerin, ABD seçimleri sonucuna da bağlı olarak, önümüzdeki dönemde daha görünür bir hal alacağını söyleyebiliriz.[Dr. Necmettin Acar Mardin Artuklu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü başkanıdır]
Avrasya Ülkelerinde Kovid-19'La İlgili Gelişmeler
NUR SULTAN (AA) - Ukrayna, Ermenistan, Gürcistan, Kazakistan ve Özbekistan'da yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını etkisini sürdürüyor.Ukrayna Sağlık Bakanı Maksim Stepanov, ülkede son 24 saatte 7 bin 517 kişide virüsün görülmesiyle günlük en yüksek rakamın saptandığını, vaka sayısının 330 bin 396'ya çıktığını bildirdi.Son 24 saatte 63 binden fazla Kovid-19 testinin yapıldığını aktaran Stepanov, ölü sayısının 121 artışla 6 bin 164 olduğunu kaydetti.Virüse yakalanan 1032 kişinin hastaneye kaldırıldığını belirten Stepanov, iyileşen sayısının ise 2 bin 680 artarak 137 bin 578'e ulaştığını ifade etti.ErmenistanErmenistan Sağlık Bakanlığının verilerine göre, son 24 saatte 2 bin 474 kişide Kovid-19 tespit edilmesiyle günlük en yüksek rakama ulaşıldı, toplam vaka sayısı 73 bin 310'a çıktı.Kovid-19 nedeniyle 14 kişinin yaşamını yitirdiği ülkede, ölü sayısı 1145'e yükseldi.Ülkede bugüne kadar 50 bin 276 Kovid-19 hastası iyileşti, 21 bin 560 kişinin ise tedavisi sürüyor.Gürcistan Gürcistan Başbakanlığından yapılan açıklamada, ülkede son 24 saatte 1759 kişide Kovid-19 tespit edilerek günlük vakalarda en yüksek sayıya ulaşıldığı, toplam vaka sayısının 24 bin 603'e yükseldiği belirtildi.Açıklamada, sağlığına kavuşanların sayısının 350 artarak 9 bin 751'e, hayatını kaybedenlerin sayısının 5 artarak 183'e ulaştığı kaydedildi.Eylül başından itibaren günlük tespit edilen vaka sayılarının gittikçe arttığı ülkede, 4 bin 408 kişi karantinada, 3 bin 155 kişi hastanelerde ve 1848 kişi ise Kovid-19 hastaları için ayrılmış otellerde gözetimde tutuluyor.KazakistanKazakistan Sağlık Bakanlığının verilerine göre, son 24 saatte Kovid-19 vakası sayısı 179 artarak 110 bin 86'ya yükseldi.Virüsten iyileşenlerin sayısı 108 artarak 105 bin 493'e, ölenlerin sayısı ise 5 artarak 1811'e ulaştı.Kovid-19 belirtileri bulunan test sonuçları negatif olan zatürre vakası sayısı son 24 saatte 186 artarak 36 bin 567'ye çıktı.Zatürreden 27 kişini iyileşmesiyle sağlığına kavuşanların sayısı 28 bin 390'a ulaştı, ölenlerin sayısı 1 artarak 391'e yükseldi.Öte yandan Ülkenin Sıhhi Başhekimi Yerlan Kiyasov, sınırlarda salgına karşı önlemlerin alınmasına ilişkin yeni kararname yayımladı.Kararnameye göre, 27 Ekim'den itibaren havayoluyla Kazakistan'a gelen yabancılar için ülkeye girişte geçerlilik süresi 3 günü geçmeyen Kovid-19 test sonuçlarını gösteren belge zorunluluğu getirildi. Bu uygulamaya yabancı heyet üyeleri, uluslararası örgüt temsilcileri, onların aileleri, uluslararası yük taşımacılığı yapanlar tabi tutulmayacak.Yurt dışından ülkeye dönen ve yanında Kovid-19 test sonuçlarını gösteren belge bulundurmayan Kazak vatandaşları 2 günlük süreyle test yaptırmak üzere karantinaya alınacak.ÖzbekistanÖzbekistan Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada, dün akşamdan beri ülkede Kovid-19 vakası sayısının 115 artarak 64 bin 633'e, virüs kaynaklı ölen sayısının ise 1 artarak 541'e çıktığı bildirildi.Açıklamada, iyileşenlerin sayısının 76 artarak 61 bin 734 olduğu ve şimdiye kadar virüs tespit edilen hastaların yüzde 95'inin iyileştiği aktarıldı.Ülkede hastanelerde 2 bin 358 hastanın tedavisi sürüyor.Karantina tedbirlerinin 15 Ağustos'tan itibaren aşamalı olarak gevşetildiği Özbekistan'da, ağustos ayının sonundan başlayarak 300'ün altında seyreden günlük vaka sayısı, eylülde yükselişe geçerek 700'ün üzerine çıkarken, ekimden itibaren ise 300 civarında gerçekleşiyor.
Reklam