Hatay'da Aile Çay Bahçesinde Toprağa Gömülü Silahlar Ele Geçirildi
HATAY (AA) - Hatay'ın merkez Antakya ilçesinde, toprağa gömülü 2 av tüfeği, kalaşnikof, şarjör ve fişek bulunan aile çay bahçesinin bekçisi gözaltına alındı. İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, Narlıca Mahallesi'ndeki bir aile çay bahçesinde toprağa gömülü silah olduğu bilgisini aldı.Dedektör köpek 'Leydi'nin de katılımıyla bölgede arama yapan ekipler, toprağa gömülü 2 otomatik av tüfeği, kalaşnikof, şarjör ve 15 fişek ele geçirdi.İş yerinin bekçisi Y.H. gözaltına alındı.
Doğum Sancıları Çeken Hastanın İmdadına Ekipler Yetişti
BİTLİS (AA) - Bitlis'te yolu kar ve tipiden kapanan köyde doğum sancıları çeken Naile Kömürcü, sağlık ekipleri tarafından hastaneye ulaştırıldı.Kent merkezine 75 kilometre uzaklıkta Başmaklı köyünde rahatsızlanan 44 yaşındaki hamile kadın, yol kapalı olduğu için hastaneye götürülemeyince, yakınları sağlık ekiplerinden yardım istedi.Paletli ambulansla yola çıkan Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi (UMKE), yola düşen çığ nedeniyle ilerleyemeyince 2 kilometrelik yolu yürüyerek hastaya ulaştı.Evde ilk müdahalesi yapılan Naile Kömürce, köylülerin de desteğiyle ambulansın bulunduğu bölgeye getirildi.Burada paletli ambulansa alınan Kömürcü, Bitlis Devlet Hastanesine ulaştırıldı.Eşi Behçet Kömürcü, AA muhabirine, ekiplerin büyük fedakarlık yaparak köye geldiğini ifade ederek, 'Allah devletimize zeval vermesin. Köyün yakınlarında çığ olduğu için hastaya ulaşmalarında çok sıkıntı çektiler. Hepsine ayrı ayır teşekkür ederim.' diye konuştu.Sağlık çalışanı Necdet Tataş da 13 saat süren zorlu bir yolculuğun ardından hastayı hastaneye ulaştırdıklarını anlattı.Kar ve tipi nedeniyle ilerlemekte zorlandıklarını belirten Tataş, 'Yolun bir kısmını yürüyerek hastamıza ulaştık. Yaptığımız ilk muayene ile durumunun stabil olduğunu tespit ettik. Hastamızı ambulansa kadar götürdük. Hastamızı sağlıklı bir şekilde hastaneye teslim ettik.' dedi.
Şanlıurfa'da Aynı İş Merkezinden 4 Kez Hırsızlık Yapan Zanlı Tutuklandı
ŞANLIURFA (AA) - Şanlıurfa'da aynı iş merkezinden 4 kez hırsızlık yapan zanlı tutuklandı, olay anı güvenlik kamerasınca kaydedildi.Alınan bilgiye göre, merkez Eyyübiye ilçesinde bulunan Zafer İş Merkezi'ndeki 4 iş yerinden 10 gün içinde yapılan hırsızlıklarla ilgili Asayiş Şube Müdürlüğü Hırsızlık Büro Amirliği ekipleri çalışma başlattı.İş yerlerinden masaüstü ve dizüstü bilgisayar, yazıcı, klima, televizyon, halı, semaver, vantilatör, televizyon ünitesi gibi çok sayıda ürünün çalındığını, bir iş yerinden de duvarı delinerek başka iş yerine geçildiğini belirleyen ekipler, bölgedeki 9 güvenlik kamerasınca kaydedilen 250 saatlik görüntüyü izleyerek zanlının B.E. olduğunu tespit etti.Ekiplerce düzenlenen operasyonla yakalanarak adliyeye sevk edilen zanlı, çıkarıldığı hakimlikçe 'iş yerinden hırsızlık' suçlamasıyla tutuklandı. İş merkezinden çalınan eşya sahiplerine teslim edildi. Güvenlik kamerasınca kaydedilen görüntülerde iş merkezine giren zanlının çaldığı eşyayı asansöre yerleştirerek aşağıya inmesi ve dışarı taşıyarak götürmesi yer alıyor.
Boşanma Aşamasındaki Eşini Öldüren Sanığa "Ağırlaştırılmış Müebbet" Hapis İstemiyle Dava
İSTANBUL (AA) - Tuzla'da, boşanma aşamasındaki eşini bıçakla öldürdüğü gerekçesiyle tutuklanan sanık hakkında, 'eşi kasten öldürmek' suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle dava açıldı.Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, Seher Çatalca'nın 14 Aralık 2020'de boşanma aşamasındaki eşi Ceyhun Çatalca'nın Aydınlı'da bulunan evine, çocuklarını teslim etmek üzere gittiği anlatıldı.Sanık Ceyhun Çatalca'nın eşini kapıda beklediği kaydedilen iddianamede, sanığın çocuklarını götürürken poşetleri taşımak için Seher Çatalca ile birlikte evin önüne gelen olayın tanığı Ahmet Çalış'tan yardım istediği kaydedildi.İddianamede, Seher Çatalca'nın bu duruma müdahale ederek 'sen gelme ben kaynanam ile görüşeceğim' dediği, tanık olan Ahmet Çalış'ın da eve çıkmadığı ancak daha sonra evden sesler duymaya başladığı aktarıldı.Tanık Ahmet Çalış'ın bunun üzerine hızla Seher Çatalca'nın yanına çıktığı sırada, şüpheli Ceyhun Çatalca'nın oradan kaçtığı belirtilen iddianamede, Çalış'ın yerde bıçakla yaralanmış şekilde yatan Seher Çatalca'yı kucaklayarak binadan çıkardığı ve ambulans çağırdığı ifade edildi.İddianamede, şüpheli Ceyhun Çatalca'nın alınan tanık ifadeleri ve tüm dosya kapsamına göre, suç tarihinde eşi Seher Çatalca'yı bıçaklayarak öldürdüğü yönünde kuvvetli şüphe oluştuğu savunularak, 'eşi kasten öldürmek' suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılması istendi.Hazırlanan iddianame, gönderildiği Anadolu 9. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi. Sanık Ceyhun Çatalca ilerleyen günlerde hakim karşısına çıkacak.
Güncelleme - Avukatlıktan Hakim Savcılığa Geçiş Sınavına Yönelik Fetö Soruşturmasında 44 Kişi İçin Gözaltı Kararı
ANKARA (AA) - Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 2011'deki avukatlıktan hakim savcılığa geçiş sınavı sorularını sızdırmasına ilişkin soruşturmada gözaltı kararı verilen 44 şüpheliden 32'si yakalandı.Başsavcılıktan yapılan açıklamaya göre, FETÖ üyelerinin, 2011'deki avukatlıktan hakim savcılığa geçiş sınavında sorulara erişerek örgüt mensuplarına dağıttıklarının tespiti üzerine soruşturma başlatıldı.Sınav sorularını alarak hakim ve savcı oldukları, daha sonra da mesleklerinden ihraç edildikleri belirlenen çoğu ByLock kullanıcısı 44 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildi.Ankara Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şubesi ekiplerince Ankara merkezli 23 ilde düzenlenen eş zamanlı operasyonda 32 zanlı gözaltına alındı. Diğer şüphelilerin yakalanmasına yönelik çalışmalar sürüyor.
Bitlis'teki Köy Yollarında 9 Bin Kilometre Karla Mücadele Çalışması Yürütüldü
BİTLİS (AA) - Bitlis'te karla mücadele ekipleri, vatandaşların mağdur olmaması için dondurucu soğukta karla kaplı köy yollarını açmak için yoğun mesai harcıyor.Ekipler, kentin engebeli coğrafyasında kar kalınlığının yer yer 3 metreyi bulduğu köy yollarında tüm zorluklara rağmen çalışmalarını sürdürüyor.Karla mücadelenin kahramanları, özellikle kırsalda yaşayanların ulaşımının aksamaması için gece gündüz mesai yapıyor.Bitlis'in Yanlızçamlar köyünde yürütülen karla mücadele çalışmalarını inceleyen İl Özel İdaresi Yol ve Ulaşım Hizmetleri Müdürü Ümit Kurtkan, yaptığı açıklamada, karla mücadele ekiplerince sorumluluk sahalarında yol açma çalışmalarının aralıksız devam ettiğini söyledi.Karla mücadelede 9 ekip, 52 iş makinesi ve 75 personel ile 24 saat esasına göre çalıştıklarını anlatan Kurtkan şöyle konuştu:'İlimize bugüne kadar yağan kar 3,5 metredir. Biz de 350 köy, 293 mezra 2441 kilometre yol ağında karla mücadele çalışması yapmaktayız. Karla mücadele çalışmalarında ilk olarak 112 ve jandarma ekiplerine gelen ihbar ve talepleri karşılamaktayız. Ekiplerimiz birçok olaya müdahale ederek kısa sürede köy yollarını ulaşıma açmaktadır. Karla mücadeleyi en fazla vatandaşların yaptığı asılsız ihbarlar etkilemektedir. Asılsız ihbarlar çalışmalarımızı yavaşlatıyor.'İl Özel İdaresinin her zaman hizmet düsturuyla çalışmalarını sürdüreceğini dile getiren Kurtkan, 'Şimdiye kadar 9 bin kilometrelik karla mücadele çalışması yaptık. Toplamda bu bin köye hitap ediyor. Bin köy kadar karla mücadele çalışması yaptık.' ifadesini kullandı.Köylülerden Abdurrahim Sarıdağ ise kardan kapanan yollarının özel idare ekiplerince daima açıldığını belirterek, 'Allah devletimizden razı olsun' dedi.
Reklam
Hrant Dink Cinayetine İlişkin 76 Sanığın Yargılanmasına Devam Ediliyor
İSTANBUL (AA) - Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in öldürülmesine ilişkin FETÖ elebaşı Fetullah Gülen, eski savcı Zekeriya Öz, gazeteciler, jandarma ve eski emniyet görevlilerinin de aralarında bulunduğu 7'si tutuklu, 13'ü firari 76 sanığın yargılanmasına devam ediliyor.İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, tutuksuz sanık eski Trabzon İl Jandarma Alay Komutanı Ali Öz katıldı. Önceki duruşmada alınan ara karar gereği tutuklanan dönemin jandarma görevlisi sanıklar Veysal Şahin ve Volkan Şahin ile başka suçlardan tutuklu bir kısım sanığın da Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile duruşmaya katılımı sağlandı.Duruşmada, müdahil Dink ailesini, avukatları temsil etti. Duruşmada, daha önce belirlenen sanıkların esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmalarının alınmasına devam ediliyor. 'Üstlerimin istediği şekilde yalan ifade verdim'Savunması sorulan Veysal Şahin, cinayetten sonra doldurup imzaladıkları haber kayıt formundaki bilgilerin 6 ay önce aldıkları bilgiler olduğunu belirterek, 'Bunu istemeden imzaladım. Komutanlarımız, 'Bu işin altından kalkamayız, teşkilat zora düşer.' dedi. Ali Öz de böyle emretmiş. Üstlerimin istediği şekilde yalan ifade verdim. Haber kayıt formunda yazmaya yetkili değilim.' dedi. Diğer sanık Okan Şimşek ile birlikte Coşkun İğci ile görüştüklerini ve ona 'kimseye bilgi vermemesi gerektiğini' söylediklerini anlatan Şahin, 'Onu tehdit etmedik. Emir ve talimatla görüştük. Yasin Hayal, Mc Donalds eylemi nedeniyle takip ediliyor idiyse de bu takibi ben yapmadım. Okan Şimşek ile birlikte Yasin Hayal ve Ogün Samast ile cinayet öncesi görüştüğümüz ihbarı doğru değil. Bu şahıslarla irtibatım olmadı. Cinayeti planlama faaliyetim yoktur. İstanbul jandarmasıyla irtibatım yok. Tahliye ve beraatimi talep ediyorum.' diye konuştu. Volkan Şahin : 'Ortada bir yanlışlık var'Savunması alınan Volkan Şahin, iddianamede Trabzon jandarma istihbarat görevlisi olarak gösterildiğini ancak o dönem astsubay çavuş rütbesiyle göreve yeni başladığını öne sürerek, 'Ben karakolda mesleğin birinci yılındaydım. Karakolda asayiş görevi yaptığıma dair belgeler de var, mahkemeye sunulmuştur. Ben istihbarat personeli değilim ve orada görevli herhangi bir personeli tanımıyorum, şubenin yerini dahi bilmiyorum.' dedi. Dink cinayetine yönelik bir haber almadığını, Yasin Hayal, Ogün Samast ve Coşkun İğci'yi tanımadığını, irtibatının da olmadığını savunan Şahin, 'İsmimin istihbaratçı olarak soruşturmaya dahil edilmesine bir türlü anlam verememekteyim. Coşkun İğci'nin bu istihbaratı bana bildirdiği iddiasına dayanan bir delil gösterilmemiştir. Volkan Şahin Trabzon istihbarat şube görevlisi değil asayiş tim komutanıdır. Veysal Şahin'in benim Coşkun İğci isimli şahıstan istihbarat aldığıma dair beyanı yoktur. Coşkun İğci'nin anlatımlarında da istihbari bilgiyi bana verdiğine dair bir beyanı bulunmamaktadır. Bu değerlendirmeyi mahkeme yapmıştır.' ifadelerini kullandı.Belirtildiği gibi kısa boylu ve esmer değil, uzun boylu açık tenli olduğunu aktaran Şahin, 'Bu haber konusunun benimle uzaktan yakından bir alakasının olmadığı ortaya çıkmıştır. Ancak benim ismim nasıl buraya girdi sebebini hala bulamamaktayım. İstihbaratçılar Okan Şimşek ve diğerlerine mahkeme başkanı sordu. Benim bu haber konusuyla bir alakam olmadığını beyan ettiler. İstihbarat personeli ve Coşkun İğci ile bir irtibatım yok. Ortada bir yanlışlık var.' şeklinde savunma yaptı.Kendisine Hrant Dink cinayeti ile ilgili bir şey söylenmediğini ve Hrant Dink ismini meydana gelen ölüm olayına kadar duymadığını anlatan Şahin, 'Bundan önce ne iş yaptığını, kim olduğunu bilmiyordum. FETÖ ile ilgili ne bende ne ailemde bir bağlantı vardır. Örgüt kapsamındaki kriterlerle hiçbir alakam ve suçlama yoktur. Jandarma personeliyim. İhraç edilmedim. Tarafıma yapılan suçlamaları kabul etmiyorum. Tahliyemi ve beraatimi talep ediyorum.' savunmasını yaptı. Duruşma sanıklardan Hamdi Egbatan'ın savunmasıyla devam ediyor. Esas hakkındaki mütalaadanİstanbul Cumhuriyet Savcısı tarafından celse arasında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesine sunulan esas hakkındaki mütalaada, cinayet döneminde Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı C Şube Müdür Yardımcısı olarak görev yapan Ali Poyraz hakkında, 'FETÖ silahlı terör örgütüne üye olmak' ve 'görevi kötüye kullanma' suçlarından 8 yıldan 16 yıla kadar hapis cezası isteniyor.Mütalaada, yine cinayet döneminde İstanbul İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü Terör Olayları Kısım Amiri (Yüzbaşı) olarak görev yapan Ali Barış Sevindik'in, 'Anayasa'yı ihlal' suçundan ağırlaştırılmış müebbet, 'kasten öldürme' suçundan müebbet, 'FETÖ silahlı terör örgütüne üye olmak' suçundan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.Sanıklar dönemin İçişleri Bakanlığı Mülkiye Başmüfettişleri Mehmet Ali Özkılıç ve Şükrü Yıldız'ın Trabzon Emniyet Müdürlüğü ve Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanlığında görevli sanıkları korudukları, FETÖ'nün amaçları doğrultusunda hareket ettikleri belirtilen mütalaada, Mehmet Ali Özkılıç'ın 'FETÖ'ye üye olmak' ve 'görevi kötüye kullanmak' suçlarından 8 yıldan 16 yıla, sanık Şükrü Yıldız'ın 'yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs', 'FETÖ üyeliği' ve 'görevi kötüye kullanmak' suçlarından 10 yıldan 20 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.Sanık polis memuru Muhittin Zenit'in faillerle irtibatlı olarak Dink'in öldürülmesine yardım ettiği belirtilen mütalaada, bu kişinin 'tasarlayarak kasten öldürmeye yardım etmek', 'FETÖ'ye üye olmak', 'resmi belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek' ve 'görevi kötüye kullanma' suçlarından 25 yıl 9 aydan 43 yıl 6 aya kadar hapis cezasına çarptırılması talep ediliyor.Mütalaada, cinayet döneminde Trabzon Emniyet Müdürü olan sanık Reşat Altay'ın 'kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi', 'resmi belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek' ve 'görevi kötüye kullanma' suçlarından toplam 23 yıl 3 aydan 33 yıl 6 aya kadar hapisle cezalandırılması istenirken, cinayetten önce Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı olarak görev yapan sanık Sabri Uzun, eski İstanbul İstihbarat Şube Müdürü tutuksuz sanık Ahmet İlhan Güler, cinayetten önce dönemin Trabzon İstihbarat Şube Müdürü Engin Dinç ve dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah hakkında 'görevi kötüye kullanma' suçundan 3 aydan birer yıla kadar hapis cezası öngörülüyor.Dönemin Trabzon İl Jandarma Komutanı Ali Öz'ün,'Anayasa'yı ihlal' suçundan ağırlaştırılmış müebbet ve 'kasten öldürme' suçundan müebbet, diğer suçlardan 10 yıldan 24 yıla kadar hapsi talep edilen mütalaada, diğer sanıkların da benzer suçlardan 15 yıl ila müebbet hapis cezaları arasında değişen oranlarda mahkumiyetlerine karar verilmesi isteniyor.Mütalaada, 11 sanık hakkında ise tüm suçlardan beraat kararı verilmesi talep ediliyor.Firari sanıklar FETÖ elebaşı Fetullah Gülen, Adem Yavuz Arslan, Ekrem Dumanlı, Coşgun Çakar, Halil İbrahim Koca, Mehmet Akif Yılmaz, Mehmet Faruk Mercan, Metin Canbay, Ömer Faruk Kartın, Serkan Şahan, Yılmaz Angın, Yunus Yazar ve Zekeriya Öz'ün dosyalarının ayrılması talep edilen mütalaada, sanık Şeref Ateş hakkında ise yargılama devam ettiği sırada vefat ettiği için dava dosyasının düşürülmesi isteniyor.Mütalaanın ardından ara celselerde mahkeme heyeti, tutuksuz sanıklar Veysal Şahin, Volkan Şahin ve Okan Şimşek hakkında yakalama kararı çıkardı. Yakalama kararları doğrultusunda 3 sanık da tutuklandı. Böylece dosyada tutuklu sayısı 7'ye yükseldi.
Reklam
Güncelleme - Ankara Merkezli 3 İlde Düzenlenen Deaş Operasyonunda 10 Zanlı Yakalandı
ANKARA (AA) - Ankara merkezli 3 ilde terör örgütü DEAŞ'a yönelik operasyonda yabancı uyruklu 10 şüpheli yakalandı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamaya göre, Suriye ve Irak'taki çatışmalarda ölen DEAŞ'lıların yakınlarına 'kefele' adı altında para dağıtan örgüt mensuplarının deşifresine yönelik fiziki ve teknik takip yürütüldü. İhbar ve gizli tanık ifadesi doğrultusunda bir yabancı uyruklunun örgüt mensuplarınca öldürülmesi olayına da karıştıkları tespit edilen yabancı uyruklu 10 şüpheli hakkında 3 ilde gözaltı kararı verildi.Ankara Emniyet Müdürlüğü TEM Şubesi ekiplerinin düzenlediği operasyonla zanlıların tümü yakalandı.
Orta Ve Doğu Karadeniz'deki Su Kuşları Sayılıyor
SAMSUN (AA) - Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Ornitoloji (kuş bilimi) Araştırma Merkezi ile Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü iş birliğinde 'Kış ortası su kuşu sayımı' gerçekleştiriyor. OMÜ Öğretim Üyesi ve Ornitoloji Araştırma Merkezi görevlisi Doç. Dr. Kiraz Erciyas Yavuz, AA muhabirine, Batı Palearktik ve Güneybatı Asya'da Uluslararası Sulak Alanları Koruma Kurumunca (Wetlands International) her yıl ocak ile mart ayları arasında kış ortası su kuşu sayımı yapıldığını söyledi.Bu yıl dünyada 55, Türkiye'de ise 34'üncüsü gerçekleştirilen ve en uzun soluklu izleme çalışmalarından biri olan kış ortası su kuşu sayımının devam ettiğini anlatan Yavuz, kuzey yarım kürenin büyük kısmının katıldığı sayımların Türkiye genelinde 130 alanda gerçekleştirildiğini belirtti.Sulak alanlarda kışlayan su kuşu tür ve popülasyonunu tespit etmeyi amaçladıklarına işaret eden Yavuz, 'Her yıl tekrarlanan bu sayımlarla su kuşu popülasyon trendinin yıllara göre nasıl değişiklik gösterdiği belirlenebilmektedir. Sayımlarla elde edilen veriler tür koruma çalışmalarına, korunan alanlarının ilan edilmesine ve dünyadaki su kuşu popülasyonlarının izlenmesine rehberlik ediyor.' dedi.Yavuz, kış ortası su kuşu sayımının Kızılırmak Deltası, Yeşilırmak Deltası, Ladik Gölü, Amasya Yedikır Barajı, Tokat Kaz Gölü, Almus Barajı, Derbent Barajı, Altınkaya Barajı, Sinop Sarıkum Gölü, Sinop kıyıları, Samsun kıyıları, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize ve Artvin kıyıları olmak üzere 16 alanda sürdürüldüğünü dile getirdi.Sulak alanların kış aylarında büyük gruplar halinde kışlayan su kuşlarına önemli barınma alanı sunduğunu aktaran Yavuz, 'Kuşları izlemek, onların sayılarındaki artışı ve azalışı tespit etmek doğayı koruma açısından son derece önemlidir. Çünkü kuşlar aynı zamanda doğayı koruma çalışmalarında erken uyarı sistemi işlevi görüyor.' diye konuştu.İzlenen alanlarda en fazla tür çeşitliliğinin Kızılırmak Deltası'nda bulunduğuna dikkati çeken Yavuz, şunları kaydetti:'Sayımlara 16 Ocak'ta Kızılırmak Deltası'nda başladık. Yeşilırmak Deltası, Sarıkum Gölü, Kaz Gölü, Almus Barajı, Sinop, Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize ve Artvin kıyılarında sayımları tamamladık. Kızılırmak Deltası'nda bu yıl sakarmeke az görülürken, yeşilbaş ise en fazla olandı. Yaklaşık 97 bin su kuşu sayıldı alanda. Geçen yıllardaki çok sayılan elmabaş, boz ördek ve Macar ördeği bolluğu yoktu. Ayrıca salgın nedeniyle sokağa çıkma kısıtlamasının olduğu günlerde dahi Kızılırmak ve Yeşilırmak deltalarında avcı sayısı çok fazlaydı. En fazla sayılan türler ise çamurcun, sakar meke, yeşilbaş, gümüş martı, karabatak, karabaş martı, kızkuşu, bahri, tepeli patka ve karagerdanlı dalgıç oldu.'Yavuz, besin zincirinin önemli halkalarını oluşturdukları için kuşların sıklıkla ekosistemin sağlık ve işlerliğinin belirlenmesinde biyoindikatör (çevresel kirliliğe yaşam fonksiyonlarını değiştirerek veya toksinleri vücudunda biriktirerek cevap veren canlılar) olarak kullanıldığının altını çizerek, 'Sulak alanlar söz konusu olduğunda kuşlar, en sık kullanılan göstergeler arasında yer almaktadır. Kış ortası su kuşu sayımı, su kuşu popülasyonlarındaki değişikliğin yanı sıra sulak alan ekosistemlerindeki değişimlerin uzun dönemde izlenebilmesi için kullanılan temel yöntemlerden biridir.' ifadesini kullandı.
Ormanya Sakinleri Beyaz Örtüyle "Daha Görünür" Oldu
KOCAELİ (AA) - TAHİR TURAN EROĞLU - Avrupa'nın en büyük doğal yaşam parkı olan Ormanya, kar yağışının ardından oluşan beyaz örtü üstünde yaban yaşam alanındaki türlerin daha net gözlemlenmesine imkan sunuyor.Kartepe ilçesinde doğal çevresiyle 2 bin dönümlük alana yayılan meşe, akçaağaç, gürgen, kayın, ıhlamur ağaçlarının oluşturduğu orman yapısına sahip Ormanya'da, diğer mevsimlerde ağaçların arasında kamufle olan geyikler, karın üstünde daha belirgin hale gelerek adeta görsel şölen sunuyor.Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Doğal Yaşam Alanları Şefi Önder Alioğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Yaban Yaşam Alanında 9 ayrı bölgede kızıl geyik, ala geyik, yılkı atı, karaca, dağ ceylanı gibi yaban hayvan türlerinin yaşadığını söyledi.Alandaki yaban hayvanı türlerine ilişkin bilgi veren Alioğlu şöyle devam etti:'2 kızıl geyik sürüsü bulunuyor. Şanlıurfa dağ ceylanlarının bulunduğu bir alanımız mevcut. Ana vatanı Türkiye olan ala geyiklerimiz var. Bu alanlarda, Yaban Hayatı Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezimize Doğa Koruma ve Milli Parklar ekipleri ile vatandaşların getirdiği yaralı yaban hayvanlar var, aynı şekilde bölgede popülasyonu azalan hayvanları da burada çoğaltarak tekrardan bölgelerine aşılamasını yapmaktayız. Burada her türlü klinik tedavisi ve benzeri uygulamalar gerçekleşiyor, 24 saat gözetim altındalar. Alanları çok geniş olduğu için refah seviyesinde yaşamlarına devam edebiliyorlar. Tedavisini yaptığımız hayvanlarda inaktif çip uygulaması kullanıyoruz. Bu sayede tedavisini yaptığımız hayvanlar hakkında hasta geçmişi oluşturmakta, gördüğü tedavileri dosya olarak raporlamaktayız.' 'Alanımız yaban hayatı gözlemlemek isteyenlerden ilgi görüyor'Alioğlu, hayvan türlerinin kış aylarında yem rasyonu (bir hayvanın 24 saatlik periyot için besin maddeleri ve enerji gereksinimini sağlayan toplam yem miktarı) biyolog ve veteriner kontrolleri kapsamında farklı ve özel bir bakımla yaşamlarını sürdürdüğünü anlattı.Kış dönemine hayvanların her an bakıcıların gözetimi altında olduğunu dile getirerek mevsime uygun pelet yem, çayır otu ve yonca şeklinde farklı yem rasyoları uyguladıklarını kaydetti.Alioğlu, kar yağışıyla yaban hayvanlarını gözlemleyebilmenin daha kolay hale geldiğine işaret ederek konuşmasını şöyle sürdürdü:'Alanımız, ağırlıklı meşe ağaçlarının bulunduğu bir orman. Meşe ormanı içinde geyikleri seçmek zor olabiliyordu. Doğa tutkunları, doğa fotoğrafçıları alanımızı ziyaret edip görüntüler alıyorlardı fakat şu anda beyaz örtü üzerinde çok daha güzel, yaban hayatı daha iyi simgeleyen, ortaya çıkaran görüntüler alabiliyorlar. Ziyaretçilerimiz gezerek bunları görme fırsatı bulabiliyor. Ziyaretçilerimizin çok yoğun ilgisi var. Alanımız, yaban hayatı gözlemlemek, bu kadar yakınına ulaşabilmek imkanı sağladığı için, bir taraftan da hayvanların özgür ve refah seviyesi yüksek şekilde dolaşabildiği için çok yoğun ilgiyle karşılaşıyor.'Ormanya'da son bir haftada kar kalınlığının yer yer yarım metreyi geçtiğini belirten Alioğlu, alan içindeki Yeşilgöl, Saklıgöl ile Nilüfer göletinin de hava sıcaklığının sıfırın altında 12 dereceye düşmesiyle buz tuttuğunu, bunun da alana ayrı bir güzellik kattığını sözlerine ekledi.
Reklam
Fabrikada 'Süt Banyosu' Yapanlara İstenen Ceza Belli Oldu
Konya'da çalıştıkları süt toplama merkezinde kazanda sütle banyo yapan ve bu anları görüntüleyerek sosyal medyada paylaşanlar uzun süre konuşulmuştu. Tutuksuz 2 sanık hakkında hazırlanan iddianamede kabul edildi. Sanıklara 'zehirli madde katma' suçundan 2'şer yıldan 15'er yıla kadar hapis cezası talep edildi.
Reklam
Fetö Firarisi Eski Savcı Zekeriya Öz'ün "Tehdit" Davasında Karar
İSTANBUL (AA) - Fetullahçı Terör Örgütü'ne ( FETÖ ) yönelik soruşturma kapsamında firari olarak aranan ve meslekten ihraç edilen eski savcı Zekeriya Öz'ün, Dubai'de yaptığı tatilin masraflarını ödediğine ilişkin belge verilmesi için azmettirdiği gerekçesiyle yargılanan sanıklar Tayfun Aktaş ve Aytaç Ocaklı 'tehdit' suçundan 1 yıl sekizer ay hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme, sanıkların cezalarının hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verirken, Öz'ün dosyasını ayırdı. Bakırköy 5. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, tutuksuz sanık Tayfun Aktaş ile tarafların avukatları katıldı.Duruşmada son sözleri sorulan sanık Tayfun Aktaş, firari sanık Zekeriya Öz ile hiçbir alakası ve yakınlığı olmadığını ifade ederek, beraatini istedi.Şikayetçilerin avukatları da söz alarak, sanıkların cezalandırılmasını talep etti.Dosyayı karara bağlayan mahkeme heyeti, sanık Zekeriya Öz’ün halen arandığı için savunması alınamadığından dosyasının ayrılmasına ve hakkındaki yakalama kararının devamına hükmetti.Sanıklar Aytaç Ocaklı ve Tayfun Aktaş'ın, katılan Halil İbrahim Demirhan'a karşı 'birden fazla kişiyle birlikte tehdit' suçunu işlediklerinin sabit olduğuna karar veren mahkeme heyeti, sanıkları ikişer yıl hapis cezasına çarptırdı. Sanıklar Ocaklı ve Aktaş'ın yargılama safhasındaki davranışlarını indirim sebebi sayan heyet, sanıklara verilen cezayı 1 yıl sekizer aya indirdi.Mahkeme heyeti, sanıkların sabıkasız oluşunu, maddi bir zararın olmamasını, kişilik özelliklerini, duruşmalardaki tutum ve davranışlarını göz önüne alarak, haklarındaki hükmün açıklanmasını geriye bırakılmasına karar verdi.Sanık Aytaç Ocaklı hakkında katılan Halil İbrahim Demirhan'a karşı, 'aracı ölümüne neden olabilecek şekilde emniyet şeridinde hızlı kullanmak suretiyle tehdit' suçunu işlediği iddiasıyla dava açıldığını anımsatan heyet, sanığın, isnat edilen suçu işlediği hususunda cezalandırılmasına yetecek yeterli ve inandırıcı delil olmadığından beraatine hükmetti.Mahkeme Başkanı Alper Elmas, sanık Tayfun Aktaş ile ilgili karara muhalefet şerhi koydu. Mahkeme tutanağına yazılan şerhte, 'Sanık Tayfun Aktaş'ın üzerine atılı tehdit suçunu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin, inandırıcı ve somut delil elde edilemediğinden, üzerine atılı müsnet suçtan beraati görüşünde olduğumdan çoğunluğun tehdit suçundan cezalandırılması yönündeki kararına muhalifim.' denildi.İddianamedenBakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, İstanbul 72. Asliye Ceza Mahkemesince Tayfun Aktaş ve Aytaç Ocaklı hakkında, Ali Demirhan ile Halil İbrahim Demirkan'ı 'tehdit etmek' suçundan dava açıldığı anlatılmıştı.İddianamede, bu davadaki sanıkları azmettiren kişi olarak 'tehdit' suçuna iştirak ettiği gerekçesiyle suç tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekili, soruşturma sırasında ise Bolu Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapan Zekeriya Öz hakkında da ayrıca şikayette bulunulduğu kaydedilmişti.HSYK Teftiş Kurulu Başkanlığının da Öz hakkındaki bu şikayet dilekçeleri ile soruşturma dosyasındaki ifade tutanaklarını, yetkili ve görevli Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği ifade edilmişti.Öz'ün azmettirmesiyle sanıklar Tayfun Aktaş ve Aytaç Ocaklı'nın, Ali Demirhan'dan Dubai masraflarının ödendiğine dair belge vermesi isteğinde bulunduğu belirtilen iddianamede, 'istenilen belgede masrafların Zekeriya Öz tarafından ödendiğine ilişkin bildirimde bulunulmasını' talep ettikleri kaydedilmişti.İddianamede, şunlar kaydedilmişti:'Tayfun Aktaş ve Aytaç Ocaklı, istedikleri sonucu elde etmek için 'bu işin sonunun kötü olacağı, haklarında soruşturma dosyaları hazırlanacağı, iş birliğine yanaşılmaması halinde kendilerine hayatı zindan edecekleri' şeklinde müştekileri tehdit eyleminde bulunmuşlardır. Hatta yapılan mücadeleyi savaş olarak yorumlayan sanıklar Aktaş ve Ocaklı, hükümetin düşürüleceğini, yanlış tarafta olduklarını, sonunda durumlarının iyi olmayacağını, istedikleri belge ve bilgileri vermelerinin doğru olacağını belirterek, tehdit eylemini sürdürmüşlerdir. Suç tarihinde Cumhuriyet Başsavcıvekili olarak görev yapan Zekeriya Öz'ün var olduğu tahmin edilen idari ve yargısal gücüne dayanarak yapılan tehdidin müştekiler üzerinde inanılır olmasını sağlamaya çalıştıkları, istenilen sonucun sağlanması için Öz'ün talimatı ve yönlendirmesi ile tehdit eyleminde bulundukları sonuç ve kanaatine varılmıştır.'İddianamede, sanıklar Zekeriya Öz, Tayfun Aktaş ve Aytaç Ocaklı'nın 'tehdit' suçundan ikişer yıldan beşer yıla kadar hapis cezasına çarptırılmaları istenmişti.
Şanlıurfa'da Uyuşturucu Operasyonunda 11 Şüpheli Gözaltına Alındı
ŞANLIURFA (AA) - Şanlıurfa'da uyuşturucu operasyonunda 11 zanlı gözaltına alındı.İl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şubesi ekiplerince uyuşturucu kullanımı ve satışıyla mücadele çalışmaları kapsamında, merkez Haliliye, Eyyübiye ve Karaköprü ilçelerinde belirlenen adreslere eş zamanlı operasyon düzenlendi.Adreslerde yapılan aramalarda, 5 kilogram esrar, 101 gram bonzai, 6 gram metamfetamin ve 10 bin 100 uyuşturucu hap ele geçirildi.Operasyonda, uyuşturucu ticareti yaptıkları iddiasıyla 11 şüpheli gözaltına alındı.
Reklam
Gala Gölü'nün "Pembe Tüylü Misafirleri" İzleyenleri Hayran Bırakıyor
EDİRNE (AA) - HAKAN ŞAHİN - Türkiye'nin önemli kuş göç yolları arasında bulunan Edirne'deki Gala Gölü Milli Parkı binlerce flamingoya ev sahipliği yapıyor.Türkiye'nin en önemli sulak alanlarından Meriç deltasını da barındıran Gala Gölü Milli Parkı'na her yıl kış mevsiminde konaklamak için gelen beyaz kuğu, ördek ve kazlara bu sene binlerce flamingo da eşlik etti.Pembe tüyleri ve zarif yapısıyla dikkati çeken, 'sulak alanların narin kuşu' olarak bilinen flamingolar izleyenlere görsel şölen sunuyor.Trakya Üniversitesi (TÜ) Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Kuş Bilimci Mustafa Kaya, AA muhabirine yaptığı açıklamada, milli parkın, Türkiye'nin Avrupa, Asya ve Afrika kıtaları arasındaki kuş göç yolları üzerinde köprü görevi gördüğünü söyledi.Kaya, Türkiye'de 484 civarında kuş türü görüldüğünü, bunlardan 350'den fazlasının Türkiye'de kuluçkaya yattığını ifade etti. Milli park 5 binden fazla flamingoyu misafir ediyorGala Gölü Milli Parkı ve çevresindeki sulak alanlarda ise 217 civarında kuş türü bulunduğunu anlatan Kaya, 'Bölge, Türkiye ve dünyanın önemli kuş yaşam alanlarından biri. Kuzeydeki sulak alanların donmasıyla besin sıkıntısı çeken flamingolar güneye doğru gelir, en uygun ortam da Gala Gölü olunca burada konaklarlar. Burada uygun yaşam alanını bulur ve rahatsız edilmezler. Bu sene flamingoların gelmesiyle gölde ayrı bir güzellik yaşanıyor. Milli park 5 binden fazla flamingoyu misafir ediyor. Bu sayı bazı yıllar 10 bine yaklaşıyor.' dedi.Göldeki flamingoların dünya genelinde tanımlanan 6 flamingo türünden biri olduğunu belirten Kaya, son 10 yıldır milli park ve çevresindeki sulak alanlarda çok sayıda pelikan, kuğu ve flamingonun kışı geçirdiğini dile getirdi. Kaya, son günlerdeki yağışların kuruyan sulak alanlara çok iyi geldiğini, bu sayede göçmen kuşların konaklama fırsatı bulduğunu sözlerine ekledi.
Analiz - İstikşafi Görüşmelerin Başarısı Yunanistan'ın İyi Niyetine Bağlı
İSTANBUL (AA) -HACI MEHMET BOYRAZ- Son zamanlarda sık sık gündeme gelen istikşafi görüşmeler, diplomasi terminolojisinde, en az iki ülke arasındaki siyasi, ekonomik veyahut diğer alanlardaki sorunlara kalıcı çözümler bulunması ya da en azından sorunların daha fazla büyümemesi adına yürütülen görüşmeleri ifade etmek için kullanılır. Bu görüşmelerdeki temel prensip, taraflar arasındaki sorunun ya da sorunlar dizisinin sahada değil, masada diplomatik yollardan çözülmesidir. Bunun için tarafların aktif şekilde yer aldıkları çeşitli diyalog mekanizmaları oluşturulur ve genelde dışişleri bakanlarının önderlik ettiği teknik heyetler belirli aralıklarla bir araya gelerek yüz yüze görüşmeler yapar ve sorunların nasıl çözülebileceğini istişare ederler. Böylece sorunların zaman içinde diyalog yoluyla çözüme kavuşacağı umulur.Türkiye ile Yunanistan arasındaki istikşafi görüşmelerTürkiye ile Yunanistan arasındaki istikşafi görüşmeler ise Ege sorunları başta olmak üzere ikili ilişkilerde uzun yıllardan beri var olan kronik siyasi sorunların ve zaman zaman ortaya çıkan akut krizlerin diyalog yoluyla çözülmesi amacıyla yürütülüyor. Bu kapsamda, iki ülkeyi savaşın eşiğine getiren meşhur Kardak krizi sonrasında, dönemin siyasi elitlerince başlatılan diyalog sürecini belirli bir diplomatik formata oturtabilmek için, istikşafi görüşmeler ilk kez 2002 yılında başlatıldı. Bu görüşmelerin sonuncusu ise 1 Mart 2016 tarihinde Atina’da dönemin dışişleri müsteşarlarınca gerçekleştirilmişti. O günden beri iki ülkenin özellikle Doğu Akdeniz’de sıcak temasa varacak derecede doğrudan karşı karşıya gelmesinden ötürü yeni bir istikşafi görüşme yapılmadı. Zaten Türk-Yunan ilişkilerinde öylesine derin siyasi sorunlar var ki bugüne kadar yapılan 60 istikşafi görüşmeden bu sorunların çözümüne dair elle tutulur olumlu bir sonuç çıkmadı. Fakat iki komşu ülke arasındaki ilişkilerin son yıllarda her geçen gün daha da kötüye gitmesi üzerine, taraflar en azından gerilimi daha fazla tırmandırmamak için, 25 Ocak’ta yeniden masaya oturma kararı aldılar.Diğer taraftan, geçen yılın son altı ayında Avrupa Birliği (AB) Konseyi dönem başkanlığını yürüten Almanya Türkiye ve Yunanistan arasında istikşafi görüşmelerin tekrar başlatılması için yoğun bir çaba sarf etti. Buna karşın, istikşafi görüşmelerin yeniden başlamasına dair olumlu bir hava yakalanmışken, Atina yönetiminin Ağustos ayında Mısır ile münhasır ekonomik bölgelerin (MEB) sınırlandırılması için bir anlaşma imzalaması üzerine, Alman hükümetinin tüm çabaları boşa gitti. Bunun yanı sıra, iki ülkenin üyesi olduğu NATO da bölgedeki gergin ortamı yumuşatıp Türkiye’yi ve Yunanistan’ı masaya çekebilmek için, geçen yıl Türk ve Yunan askeri heyetleri arasındaki görüşmelere ev sahipliği yaptı. Dolayısıyla 25 Ocak’ta gerçekleşmesi beklenen istikşafi görüşmelerin bir anda ortaya çıkmadığını ve aslında bu görüşmelerin ön hazırlığının uzun zamandan beri devam ettiğini söyleyebiliriz.Bunların yanı sıra, Türk ve Yunan heyetleri arasında gerçekleştirilen istikşafi görüşmelerin gündemi genelde gizli tutulsa da, masada hangi konuların konuşulduğunu tahmin etmek çoğu zaman zor olmasa gerek. Zira iki ülke çok uzun zamandan beri, Adalar denizi olarak da bilinen Ege’de Yunanistan’ın deniz ve hava alanlarını tek taraflı genişletmek istemesinden ötürü sık sık karşı karşıya geliyor. İki ülke aynı şekilde, özellikle 2010’lu yılların ikinci yarısı itibariyle, Doğu Akdeniz’de de benzer sorunlardan ötürü sık sık karşı karşıya gelmeye başladı. Haliyle 25 Ocak 2021 tarihinde İstanbul’da bir araya gelecek Türk ve Yunan heyetlerinin gündeminde bu konu başlıklarının yer alması bekleniyor.İkili ilişkilerde derin sorunlarTürk-Yunan ilişkilerindeki derin sorunların başında hiç şüphesiz Ege denizindeki sorunlar zinciri geliyor. Bu sorunların ilki, her iki tarafın karasularını ve kıta sahanlığını kapsayan deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasıyla ilgili. Bu bağlamda Türkiye ve Yunanistan arasındaki deniz sınırı, bugüne kadar bir anlaşmayla belirlenmediği için, iki ülkenin karasularının Ege’deki genişliği 6 deniz mili olarak kabul ediliyor. Buna karşın Yunanistan bölgede sahip olduğu bazı adaları ve hatta adacıkları ön sürerek karasularını 12 mile çıkarmak istiyor. Burada Yunanistan’ın üzerinde hak talep ettiği adaların Türk sahillerinden çıplak gözle bakıldığında bile rahatlıkla görülebilecek kadar yakın olduğu dikkate alınırsa, bu talebin gerçekleşmesi halinde açıkça Türkiye’nin yetki alanı daralacak ve hakları gasp edilecektir. Zaten bu nedenle Türkiye, 1995 yılından beri, böyle bir kararın uygulamaya geçirilmesini açıkça savaş sebebi (casus belli) sayacağını vurguluyor. Ayrıca denizlerdeki bu duruma paralel olarak, Yunanistan Ege’de hava yetki alanlarına dair de benzer bir tutum sergiliyor ve şu anda 6 mil olan ulusal hava sahasını 10 mile çıkarmak istiyor. Dolayısıyla Türkiye Yunan hükümetinin her iki talebine de karşı çıkıyor ve mevcut düzenlemelerin aynen devam etmesini istiyor.Ege’de Türkiye ve Yunanistan’ı sık sık karşı karşıya getiren bir diğer sorun, 1923 Lozan ve 1947 Paris anlaşmalarıyla doğu Ege adalarının silahsızlandırılmış statüsünün ihlaliyle ilgili. Bu anlaşmalar kapsamında Yunanistan ilgili adaları silahsızlandırmayı taahhüt etmişse de, son yıllarda adaları silahlandırarak açıkça mütecaviz bir politika izlemeye başladı. Öyle ki sadece 2020’nin Eylül ayında Yunan hükümeti, bahsi geçen anlaşmalara aykırı şekilde, Meis adasına askeri unsur konuşlandırdı, Sakız adasında askeri tatbikatlar düzenledi, Limni adasında atış eğitimleri icra etti ve aralarında Rodos’un da bulunduğu bazı adaların etrafında hava tatbikatları gerçekleştirdi. [1] Türkiye ise Yunanistan’ın bu mütecaviz politikasına mütekabiliyet ilkesince cevap vermek için bölgeye askeri unsurlarını yönlendirerek caydırıcılık teşkil etmeye çalışıyor.Sadece yukarıda bahsi geçen üç sorun bile birlikte ele alınıp değerlendirildiğinde, Türkiye’nin bölgeye dair önceliğinin kendi egemenlik haklarına zarar verecek bir durumun ortaya çıkmasını engellemek olduğu anlaşılıyor. Bunun yanı sıra Türkiye, Yunanistan’ın taraf olduğu ve sık sık gönderme yaptığı 1982 tarihli Birleşmiş Milletler (BM) Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne taraf olmadığı için, bu anlaşma hükümlerinin kendisi üzerinde herhangi bir bağlayıcılığı bulunmadığını dile getiriyor. Bunun tersine Yunanistan ise bu anlaşma üzerinden kabul edilmesi mümkün olmayan taleplerde bulunarak hem uluslararası hukuku çiğniyor hem de Türkiye’nin egemenlik haklarına zarar vermeye çalışıyor. Bu da doğal olarak Türkiye’nin tepkisini çekiyor. Netice itibariyle Atina yönetimi, Ege’de sürekli gerilimi tırmandırmaya ve Ankara’yı tahrik etmeye yönelik genel tutumundan vazgeçmedikçe, Türk-Yunan ilişkilerinde kalıcı bir barışın inşası söz konusu değil.Doğu Akdeniz’de GKRY-Yunanistan işbirliği sorunları derinleştiriyorİki ülke arasında Ege’de uzun yıllardan beri devam eden gerginlik, 2010’lu yılların ikinci yarısı itibariyle Doğu Akdeniz’e de sıçramış vaziyette. Zira bölgede keşfedilen ve ekonomik değerinin yüksek olduğu tahmin edilen hidrokarbon kaynakları, gerek Yunanistan’ın gerekse bölgedeki işbirlikçisi Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin (GKRY) iştahını kabarttı. Nitekim Yunanistan’dan açıkça destek alan Rum yönetimi, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin ve KKTC’nin uluslararası hukuka dayalı haklarını ihlal ederek tek taraflı ilan ettiği parsellerle, uluslararası enerji şirketlerine arama ve sondaj yapma yetkileri verdi. Bu bağlamda Rumlar Doğu Akdeniz özelinde kalması gereken ve bölgeye mücavir ülkeler arasında çözülmesi gereken bir meseleyi çok aktörlü, küresel bir mesele haline getirerek çözümü daha da zorlaştırdı. Fakat iki ülke bununla da yetinmeyerek, Türkiye’yi bölgesel denklemden tamamen dışlamak için, 2019 yılında “Doğu Akdeniz Gaz Forumu” adı altında bölgesel bir oluşuma öncülük ettiler. Geçen süre zarfında aralarında İsrail, İtalya ve Mısır gibi birçok ülkenin de yer aldığı resmi bir bölgesel örgüt haline dönüşen bu yapılanmanın amacı her ne kadar Doğu Akdeniz’de “bölgesel işbirliğinin güçlendirilmesi” şeklinde lanse edilse de, bölgenin kilit aktörleri arasında yer alan Türkiye’nin davet edilmemesi asıl amacı ortaya koyuyor.Doğu Akdeniz özelinde Türk-Yunan ilişkilerinde yıllardan beri çözüm bekleyen bir diğer sorun ise Kıbrıs meselesi. Halihazırda İngiltere ile birlikte garantör ülke oldukları için ada üzerinde belirli sorumluluklara sahip olan Türkiye ve Yunanistan, mevcut durum itibariyle Kıbrıs meselesinin çözümü konusunda taban tabana zıt görüşlere sahipler. Bu bağlamda Türkiye, en son 2018 yılında Crans Montana’da yürütülen fakat Rum tarafının taviz vermeyen tutumundan ötürü çıkmaza giren federasyon modeline artık destek vermiyor. Bunun yerine Türkiye, federasyon yerine, artık iki devletli çözüm gibi yeni çözüm modelleri arayışını destekliyor. Burada, Türkiye’nin açık yüreklilikle destek verdiği ve Kıbrıslı Türklerin onayladığı 2004 yılındaki Annan Planı’nın Rumlar tarafından reddedilmesiyle Rum yönetiminin adadaki apaçık bölünmüşlüğe rağmen son yıllarda Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon kaynaklarından tek başına istifade etmeye çalışması birlikte değerlendirilirse, Türkiye’nin bu pozisyon değişikliğinde ne kadar haklı olduğu daha iyi anlaşılabilir. Bunların tam tersine, Kıbrıs adasındaki Rumların siyasi hamisi konumundaki Yunanistan ise federasyon modelinde hâlâ ısrar ediyor ve alternatif bir modele karşı çıkıyor. Dolayısıyla 25 Ocak’taki görüşmelerde Kıbrıs meselesi gündeme gelse bile, tarafların konuya dair bir fikir birliğine varması pek mümkün görünmüyor.Bunların dışında, Yunanistan ve Doğu Akdeniz’deki siyasi işbirlikçisi GKRY, Türkiye ile var olan sorunlarını bahane ederek uzun zamandan beri Türkiye’nin AB üyelik sürecini de engelliyor. Öyle ki “üye dayanışması” adı altında iki ülke, uzun zamandır AB kurumları nezdinde yoğun bir kampanya yürütüyor ve Türkiye aleyhinde kararlar aldırmaya çalışıyor. Nitekim birliğin yasama organlarından Parlamento’nun sık sık Türkiye’ye yaptırım çağrıları yapması ve AB Dış İlişkiler Konseyi’nin Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerinden ötürü Türkiye aleyhinde bazı yaptırım kararları alması, bu ortak çabanın birer sonucu olarak görülebilir. Öte yandan ikili ilişkilerde devam eden bu sorunun aşılması, doğrudan Kıbrıs meselesinin çözümüne bağlı.Sonuç olarak, Türkiye ve Yunanistan arasında Ege ve Doğu Akdeniz’de uzun zamandan beri devam sorunlara gerçekçi çözümler bulunması ve her iki bölgede kalıcı barışın inşa edilebilmesi için, Yunanistan’ın sadece kendi çıkarlarını önceleyen haksız tutumundan vazgeçmesi gerekiyor. Aksi takdirde, iki taraf birbiriyle ne kadar sık görüşürse görüşsün, bu görüşmeler ikili ilişkilerdeki mevcut sorunlara kalıcı çözümler getirmekten ziyade, bu sorunların daha fazla büyümesini engellemekten öteye geçemeyecektir.[Hacı Mehmet Boyraz Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde doktora tez çalışmalarına devam etmektedir][1] http://www.mfa.gov.tr/site_media/html/denizcilik/Yunanistan-in-12-Eylul-2020-tarihinden-itibaren-Dogu-Akdeniz-ve-Ege-Denizi-nde-Gerginligi-Artirici-Adimlari.pdf
Kayak Merkezlerinde Son Durum
KASTAMONU (AA) - Kayak merkezlerinde yapılan ölçümlere göre, en fazla kar kalınlığı 120 santimetreyle Hakkari Kayak Merkezi'nde kaydedildi. AA muhabirinin Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerinden derlediği bilgilere göre, kar kalınlığı Hakkari Kayak Merkezi'nde 120, Palandöken'de 107, Kartalkaya'da 102, Yedi Kuyular'da 94, Haserek'te 80, Ovacık'ta 75, Kartepe'de 66, Uludağ'da 65, Ergan'da 61, Sarıkamış'ta 57, Sarıkamış'ta 55, Nemrut Dağı'nda 54, Hazarbaba'da 50, Murat Dağı'nda 47, Erciyes'te 45, Konaklı'da 43, Ilgaz'da 42, Zigana'da 36, Çambaşı'nda 26, Ladik'te 23, Keltepe'de 20, Elmadağ, Yalnızçam ve Yıldıztepe'de 19, Davraz'da 14, Muş'ta 13, Denizli'de 12 ve Kop'ta 11 santimetre ölçüldü.Bazı kayak merkezlerinde en düşük ve en yüksek hava sıcaklık tahminleri ise şöyle:Merkez 22.01.2021 En düşükEn yüksekErciyesS-11 -3IlgazS-9-2Kartalkaya S-8-2KartepePB-2 2Nemrut Dağı PB-17-11PalandökenAB-19-4SarıkamışÇS-21-9UludağAB-6 1YıldıztepeP-7 1(S: Sisli: PB: Parçalı bulutlu, AB: Az bulutlu: ÇS: Çok soğuk, P: Puslu )
Bodrum'un Yüksek Gelirli Düğünlerin Merkezi Olması Hedefleniyor
MUĞLA (AA) - Uluslararası Düğün Profesyonelleri Derneği Avrupa ve Asya'dan sorumlu Başkanı Murtaza Kalender, Bodrum'u düğün sektöründe daha üst seviyelere taşımak için çabalayacaklarını söyledi. İlçedeki bir otelde düzenlenen etkinliğe katılan Kalender, Bodrumlu turizmci Fatih Öztarakçı'yı derneğin Bodrum Bölge Başkanlığına atadı. Öztarakçı'ya atamasıyla ilgili mazbatası, Kalender tarafından takdim edildi.Kalender, etkinlikte gazetecilere, düğün sektörünün dünyada 300 milyar dolarlık pazar hacmi olan bir sektör olduğunu söyledi.Bodrum'u bu sektörde daha üst seviyelere taşımayı amaçladıklarını belirten Kalender, 'Bodrum her anlamda müthiş bir düğün destinasyonu. Burası çok önemli bir yer. Hedefimiz önümüzdeki yıl en az 50 ayrı yüksek gelirli nitelikli düğünü Bodrum'a getirmek. Bodrum'daki turizmci paydaşlarımızla iş ortaklarımızla birlikte hedefimiz bu.' diye konuştu.Uluslararası Düğün Profesyonellerini 5-8 Eylül'de İstanbul'da bir araya getireceklerini anlatan Kalender, bu toplantıyı bir sonraki yıl Bodrum'da yapmayı planladıklarını dile getirdi.Derneğin Bodrum Bölge Başkanı Fatih Öztarakçı da düğün organizasyonlarının önem arz eden ve yatırım isteyen riskli bir çalışma olduğuna işaret etti.Düğün sahiplerinin bu nedenle en iyi referansla çalışmak istediğine dikkati çeken Öztarakçı, 'Murtaza Kalender başkanımızın Avrupa ve Asya'dan sorumlu olması bizim için çok büyük avantaj sağlıyor. Başkanımız 1,5 ay önce Meksika'daydı, oradaki bütün düğün profesyonelleriyle görüşüp organizasyonu Yunanistan ve İspanya'dan alarak İstanbul'a getirdi.' dedi.Bodrum'u düğün piyasasında ön plana taşımak istediklerine değinen Öztarakçı, 'Eylül'de 300'e yakın düğün profesyoneli İstanbul'a geliyor. Bu kişiler dünyadaki bütün nitelikli düğünleri organize eden kitleler. Biz bu kitlelerin konferansında 12 dakika Bodrum tanıtımı yapacağız. Bodrum'u ön plana çıkararak bu yarışta ön planda olduğumuzu, düğün talebine cevap verebilecek nitelikte olduğumuzu belirteceğiz. Biz buna inanıyoruz. Bu yıl burada hazır yapacağımız iki düğünümüz vardı ancak salgın nedeniyle askıya aldık. Bodrum'un kentsel kimliği var. Düğün yapmak için en büyük avantajda buna sahip olmak. Bu avantajları iyi kullanmamız gerekiyor. Bodrum artık marka bir şehir.' diye konuştu.
Reklam