Doğu Anadolu'da En Düşük Sıcaklık Ağrı'da Ölçüldü
ERZURUM (AA) - Doğu Anadolu Bölgesi'nde gece en düşük hava sıcaklığı sıfırın altında 28 dereceyle Ağrı'da kaydedildi.Meteoroloji 12. Bölge Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, havanın parçalı bulutlu geçeceği bölgede, sıcaklıklar mevsim normallerinin 2 ila 4 derece üzerinde olacak.Rüzgar, güneyden hafif, zaman zaman orta kuvvette esecek.Gece en düşük hava sıcaklığı sıfırın altında olmak üzere Ağrı'da 28, Kars'ta 23, Ardahan'da 21, Iğdır'da 15, Erzurum'da 13 ve Erzincan'da 11 derece ölçüldü. Gün içinde en yüksek sıcaklıkların sıfırın altında olmak üzere Ağrı'da 14, Ardahan'da 10, Kars'ta 6, Erzurum'da 3, Iğdır'da 2, Erzincan'da 1 derece olması bekleniyor.Kar kalınlığı, kayak merkezlerinden Palandöken'de 105, Sarıkamış'ta 55 ve Konaklı'da 29 santimetreye ulaştı. Bölgede, sabah ve gece saatlerinde kuvvetli buzlanma, don, sis ve pus olayı ile dik ve eğimli bölgelerde çığ tehlikesine karşı vatandaşlar ile yetkililerin dikkatli ve tedbirli olması gerekiyor.
Survivor Meryem Kasap Neden Diskalifiye Oldu! Meryem Kasap Kimdir, Kaç Yaşında, nereli?
Survivor 2021 ünlüler gönüllüler yarışmasında ikinci şok! Ünlüler takımı yarışmacısı Cemal Hünal'ın geçtiğimiz günlerde rahatsızlığından dolayı yarışmaya veda etmişti. Acun Ilıcalı Survivor 2021'e veda eden ikinci ismi de açıkladı: Meryem Kasap. Meryem Kasap neden diskalifiye oldu? Survivor Meryem Kasap neden diskalifiye oldu? Meryem Kasap kimdir, kaç yaşında, nereli? İşte merak edilen soruların cevapları...
Düzce'de 4 Çocuk Sobadan Sızan Karbonmonoksit Gazından Zehirlendi
DÜZCE (AA) - Düzce'nin Çilimli ilçesinde sobadan sızan karbonmonoksit gazından zehirlenen 4 çocuk hastaneye kaldırıldı.Alınan bilgiye göre, Kafyayla köyünde Hüseyin Bıçak'a ait evde bulunan çocuklar Halil İbrahim (10) ve İnci Bıçak (6) ile Gülcan Çelebi (14) ve Duru Eroğlu (12), sobadan sızan karbonmonoksit gazından zehirlendi.Çocukların fenalaşması üzerine durumu fark eden yakınları, durumu sağlık ekiplerine bildirdi.İhbar üzerine gelen 112 Acil Servis ekipleri, 4 çocuğu ilk müdahalenin ardından Düzce Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Merkezi'ne kaldırdı.Tedavisi süren çocukların sağlık durumlarının iyi olduğu öğrenildi.
Trakya Üniversitesi'nde Yağmur Bahçeleri Kuruldu
EDİRNE (AA) - Trakya Üniversitesinin kampüslerine yeşil altyapı uygulamaları kapsamında 'yağmur bahçeleri' kuruldu.Üniversiteden yapılan açıklamaya göre, Balkan, Ayşekadın ve Makedonya yerleşkelerinde kurulan yağmur bahçeleri suyun doğal döngüsünde doğru yönetimine olanak sağlayacak.Bir yüksek lisans tezinden yola çıkılarak ortaya konan ve Mimarlık Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü ve Fen Bilimleri Enstitüsü Uygulamalı Bilimler ve Teknoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Dr. Gökçen Bayrak tarafından yönetilen projede, sel ve su baskınları, su kalitesinde bozulma, yüksek maliyet gibi olumsuz etkilerin de ortadan kaldırılması hedefleniyor.Yağmur bahçelerinin yer seçiminde toprak yapısı, yağmur suyu akış yönleri incelendi, yapılara uzaklık, yeraltı suyu mevcudiyeti, altyapı elemanları, bitki örtüsü ve kirletici kaynaklar gibi etkenler de dikkate alındı.Proje Teknoloji Araştırma ve Geliştirme Uygulama ve Araştırma Merkezi desteğiyle yağmur sularından bakır, çinko, kadmiyum, kurşun, fosfor, florür, klorit, bromat, klorür, bromür, klorat, nitrat, fosfat, sülfat, nitrit analizleri yapılmasına da imkan sağlayacak.-Yağmur bahçeleri nedir?Yağmur bahçeleri çatılardan, yollardan ve kaldırımlardan akan yağmur sularının toprak tarafından emilmesine yardımcı olan alanlar olarak tarif ediliyor.Çevrelerine göre daha alçak yerlere yapıldığından yağmur sırasında suyun kendiliğinden toplandığı yağmur bahçelerine bölgeye özgü bitkiler, kır çiçekleri, bodur ağaçlar, uzun ömürlü çiçekli bitkiler dikilebiliyor.Bu alanlarda biriken yağmur suları bitkilerin kök sistemleri tarafından tutulup ve topraktan yavaşça süzülerek yeraltına ulaştırılıyor.
Fransa, Çad Ordusuna Askeri Mühimmat Desteği Sağladı
ANKARA (AA) - Fransa, Çad ordusuna destek amacıyla askeri mühimmat gönderdi.Fransa'nın Encemine Büyükelçisi Bertrand Cochery, Çad'ın başkenti Encemine'de hafta sonu düzenlenen ve üst düzey yetkililerin katıldığı bir törende yaptığı açıklamada, Çad ordusuna 9 tanktan oluşan askeri mühimmat desteğinde bulunduklarını ifade etti.Fransız yetkilileri, mühimmatlarla birlikte yedek parçalarını da teslim ettiklerini belirterek, ülkede 20 bin Çadlı askere de askeri formasyon vermeye devam ettiklerini hatırlattı.Fransa'nın Nijer, Çad, Moritanya, Burkina Faso ve Mali'de yürüttüğü Barkhane Operasyonu'nda toplam 5 bin 100 asker görev yapıyor. Çad, Barkhane Operasyonu'nun komutanlığına ev sahipliği yapıyor.Operasyonun Mali ayağında aralık sonundan ocak başına kadar 5 askerin hayatını kaybetmesi Fransız kamuoyunda ciddi eleştiri konusu olmuş, operasyonun sona ermesi ya da asker sayısının azaltılmasına ilişkin talepler gündeme gelmişti. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da 19 Ocak'ta yaptığı açıklamada, konunun Encemine'de şubat ayında düzenlenecek G5 Sahel Zirvesi'nde karara bağlanacağını söylemiş ve asker sayısının azaltılmasına yeşil ışık yakmıştı.
Bitlisli Gençler, Yüzeyi Donan Gölde Futbol Oynadı
BİTLİS (AA) - Bitlis'in Adilcevaz ilçesinde gençler, soğuk hava nedeniyle yüzeyi buz tutan Arin Gölü'nde futbol oynayarak eğlendi.İlçeye bağlı Göldüzü köyünde bulunan ve yaz aylarında birçok kuş türüne ev sahipliği yapan göl, kışın da köylülerin oyun alanına dönüştü. Soğuk havanın etkisiyle yüzeyi buzla kapanan göle gelen gençler, tehlikeye aldırış etmeden futbol maçı yaparak eğlenceli anlar yaşadı.Gençlerden Orhan Emen, gazetecilere, kışın buzla kaplanan gölü futbol sahasına dönüştürdüklerini söyledi. Gölün çevresindeki köylerde yaşayanların buzun üzerinde oyunlar oynayarak eğlendiğini dile getiren Emen, 'Gölün çevresi her mevsim ayrı bir güzelliğe bürünüyor. Yazın kuşlar burada konaklıyor. Fotoğrafçıları bu bölgeye davet ediyoruz. Bu güzelliğin tanıtılmasını istiyoruz.' dedi.
Reklam
Türkiye'ye Getirilen 6,5 Milyon Doz Coronavac Aşısı İki Haftalık Analiz Sürecinden Geçecek
ANKARA (AA) - YEŞİM SERT KARAASLAN - Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınıyla mücadele sürecinde Türkiye'de toplumsal bağışıklama için uygulanan ve ikinci partide getirilen 6,5 milyon doz CoronaVac aşısı, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) tarafından yapılacak analiz sonrasında kullanılabilecek.Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu üyesi Prof. Dr. Sema Kultufan Turan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kovid-19 salgınında aşılamayla önemli bir sürece girildiğini söyledi. Türkiye'de klinik çalışmaların ardından 13 Ocak'ta Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'nın CoronaVac aşısının ilk dozunu yaptırmasını takiben 14 Ocak'ta sağlık çalışanlarından başlamak üzere, toplumsal aşılanmanın başladığını hatırlattı.Kısa süre içinde sağlık çalışanları içinde 1 milyon aşılama oranının üzerine çıkıldığını belirten Turan, salgının ancak toplumsal aşılanmanın sağlanmasıyla sonlanabileceğini vurguladı.Toplumsal bağışıklığın sağlanabilmesi için ilk olarak Çinli Sinovac firmasınca üretilen CoranoVac aşısının 3 milyon dozunun, 30 Aralık'ta Türkiye'ye getirildiğini anımsatan Turan, aşılardan rastgele alınan numunelerin Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) laboratuvarlarına sevk edilip 14 gün analiz edildiğini ifade etti.Turan, TİTCK'in, analizleri tamamlanan CoronaVac aşısı için 13 Ocak'ta 'Acil Kullanım Onayı' verdiğini kaydetti.'Bu, güvenlik için yapılan bir önlem'Prof. Dr. Turan, söz konusu inaktif aşıların 10 milyon doz olan ikinci sevkiyatının ilk bölümü olan 6,5 milyon dozu için de güvenlik ve kontrol süreçlerinin başlayacağını anlattı.Bu analiz sürecinin tüm aşılar için geçerli olduğunu vurgulayan Turan, şu bilgileri verdi:'Dışarıdan ülkemize giren her aşı, ilaç ya da ilaç benzeri bir ajan Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu tarafından tetkik edilmeli. Bu, güvenlik için yapılan bir önlem. Ürün, 14 günlük tetkik süresini tamamladıktan sonra aşılamalar gerçekleştirilecek. Bu tamamen halkımız için yapılan ve uygulanan bir prosedürdür. Önceden de böyleydi, şimdi tüm aşıların tetkik edilmesi şart. Tetkik edildikten sonra aşının kişiyle buluşturulması gereklidir; bu, tüm aşılar için geçerlidir.'
Danıştay Yabancı Uyruklu Tıpta Uzmanlık Öğrencilerine Döner Sermaye Ödemesi Yapılamayacağına Hükmetti
ANKARA (AA) - KEMAL KARADAĞ - Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, yabancı uyruklu tıpta uzmanlık öğrencilerinin döner sermaye ödemesinden yararlanamayacağına karar verdi.Ankara, İzmir ve İstanbul'da yaşayan yabancı uyruklu tıpta uzmanlık öğrencileri, döner sermaye ek ödemesine ilişkin taleplerinin görev yaptıkları üniversitelerce reddedilmesi üzerine dava açtı.İstanbul ve İzmir'deki idare mahkemeleri, döner sermaye ücretlerinin davacı öğrencilere ödenmesine hükmetti, bu kararlar bölge idare mahkemelerince hukuka uygun bulundu.Ankara 11. İdare Mahkemesinin döner sermaye ücretinin ödenmesine yönelik kararı ise istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Ankara Bölge İdare Mahkemesi 7. İdari Dava Dairesince, bu konuda yasal düzenleme bulunmadığı gerekçesiyle kaldırıldı.Ankara Bölge İdare Mahkemesi Başkanlar Kurulu, istinaf mahkemeleri arasındaki aykırılığın giderilmesi istemiyle Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna başvurdu.İdare mahkemeleri ve bölge idare mahkemelerinin kararlarını irdeleyen Kurul, yabancı uyruklu tıpta uzmanlık öğrencilerine döner sermaye ödemesi yapılamayacağına hükmetti.KarardanKurulun kararında 10 Eylül 2014'te Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren İş Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması ile Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına Dair Kanun'un 69. maddesi ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun ek 33. maddesinde yapılan değişiklikle yabancı uyruklu tıpta uzmanlık öğrencilerine de nöbet ücreti ödenmesinin öngörüldüğü hatırlatıldı. Nöbet ücreti ile döner sermaye ödemesinin farklı olduğuna, bunların mevzuatta ayrı ayrı düzenlendiğine işaret edilen kararda, döner sermaye ödemesinin hangi oranlarda ve kimlere yapılacağının 209 sayılı Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun'un 5. maddesinde ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 58. maddesinde yer aldığı belirtildi.İlgili kanunlarda ödeme yapılacaklar arasında tıpta uzmanlık eğitimi alan yabancı uyrukluların sayılmadığı belirtilen kararda, yasal düzenleme bulunmadığından yabancı uyruklu tıpta uzmanlık öğrencilerinin uzmanlık eğitimine devam ederken döner sermaye ödemesinden yararlanmalarının mümkün olmadığı kaydedildi.Bu öğrencilerin, Türk öğrencilerden farklı kontenjanlar kapsamında farklı bir tıpta uzmanlık eğitimi sınavına girerek uzmanlık eğitimine başladıkları ifade edilen kararda, yabancı uyruklu öğrencilerin Türk öğrenciler ile aynı statüde değerlendirilmelerine hukuken olanak bulunmadığı belirtildi.
Reklam
Kuzey Koreli Diplomat Güney Kore'ye İltica Etti
ANKARA (AA) - Kuzey Koreli bir diplomatın, Güney Kore'ye iltica ettiği bildirildi.Güney Kore haber ajansı Yonhap'ın haberine göre, Kuzey Kore'nin Kuveyt'teki Büyükelçiliğinin maslahatgüzarı Ryu Hyun-woo adlı diplomat, ailesiyle Güney Kore'ye sığındı.Ryu'nun, Kuzey Kore'nin Kuveyt Büyükelçisi So Chang-sik'in, Birleşmiş Milletlerin (BM) 2017'de aldığı yaptırım kararının ardından ülkeden sınır dışı edilmesiyle büyükelçiliğe vekalet ettiği bildirildi.Kuzey Koreli diplomatın, Roma Büyükelçiliği maslahatgüzarı Jo Song-gil'in Güney Kore'ye sığınmasından iki ay sonra, Eylül 2019'da iltica ettiği tahmin ediliyor.
İğneada Açıklarında Hamsi Avına Lodos Engeli
KIRKLARELİ (AA) - Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yasaklı alan dışında bırakılan Kırklareli'nin Demirköy ilçesine bağlı İğneada beldesine gelen yaklaşık 250 balıkçı teknesi, şiddetli lodos nedeniyle denize açılamıyor.Bakanlık tarafından İstanbul Boğazı'nın tamamında ve Karadeniz'de (İstanbul'un Sarıyer ilçesi Kumköy Aslan Burnu'ndan, Gürcistan sınırına kadar olan kara sularında) hamsi avcılığının 28 Ocak'a kadar durdurulması üzerine balıkçılar rotalarını İğneada açıklarına çevirmişti.Yaklaşık 20 gündür İğneada'da bol miktarda hamsi avlayan tekneler, hava muhalefeti nedeniyle 3 gündür denize açılamıyor.Trabzon, Balıkesir, İstanbul ve Samsun'dan bölgeye gelen balıkçılar limandaki bekleyişlerini sürdürüyor.Limanköy Su Ürünleri Kooperatif Başkanı İbrahim Metin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, şiddetli lodos nedeniyle denize açılamayan teknelerin limanda beklediklerini söyledi.Denize açılamayan balıkçıların ağlarını onardıklarını belirten Metin, balıkçıların dört gözle havaların düzelmesini beklediklerini ifade etti.
Beş Asırlık Tarihi Maraş Çarşısı'nın Dış Cephesi Yenileniyor
KAHRAMANMARAŞ (AA) - ÖMER FARUK SALMAN - Türkiye'nin en büyük çarşıları arasında yer alan, 500 yıllık Tarihi Maraş Çarşısı'nın dış cephesini yenileme çalışması başlatıldı. 1500'lü yıllarda Dulkadirli Beyi Alaüddevle tarafından inşa ettirildiği belirtilen kapalı çarşı, kentin en eski ticaret alanlarından biri olarak dikkati çekiyor. 'Eski Maraş' bölgesinde yer alıp 8 açık girişi bulunan kapalı çarşıda bakırcılar, semerciler, saraçlar ve demirciler başta olmak üzere, geçmişten bugüne yörenin ticari hayatına şekil veren meslek dalları icra ediliyor. Çarşının ticari varlığını geliştirmesi ve tarihi özelliğini koruması adına daha önce iç kısmını restore eden ve 98 dükkanı daha cazip hale getiren Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi, yakın zamanda başladığı dış cephedeki 18 iş yerinde revize çalışmalarını sürdürüyor. Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanı Hayrettin Güngör, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 'kadim tarihe sahip kentin' geçmişten bugüne birçok medeniyete ev sahipliği yaptığını belirtti.Tarihi dokunun önemli mekanlarından birinin kapalı çarşı ve kale civarı olduğunu anlatan Güngör, Maraş Kalesi'ndeki restorasyondan sonra kapalı çarşının da dış cephesini iyileştirme çalışmalarına başladıklarını ve burada tarihi dokuyla uyumlu bir proje geliştirdiklerini ifade etti.'Buradan kaleye bir bayrak yolu oluşturacağız'Esnafın görüşlerini aldıktan sonra kuruldan izin alıp ihale yaptıklarını belirten Güngör, 'Bugün gördüğünüz kapalı çarşının üstündeki yüksek olan katları yıkacağız. Aynı zamanda Ulu Cami ve İş Bankası arasındaki kısmı da tarihi dokumuzla bütünleşmiş ve uyumlu cephe iyileştirmesi yapacağız.' dedi.Göngör, tekke bölgesi için de Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum'un bir proje geliştirdiğini belirterek 'İnşallah buranın cephesi iyileştirildiğinde ve tekkedeki kentsel dönüşüm tamamlandığında burası tarihi dokuya uygun bir alan olacak. Buradan kaleye bir bayrak yolu oluşturacağız. Ulu Cami'nin ve kalenin, kurtuluş mücadelesinde son derece önemli yeri var.' diye konuştu.Esnafın önerisiyle alandaki çalışmaların 23.00-06.00 saatlerinde yürütüldüğünü anlatan Güngör, bu sayede esnafın da işlerinin aksamadığını ifade etti.Başkan Güngör, iyileştirme çalışmaları sonrası esnafın daha cazip bir ortamda faaliyet göstereceğine inandığını sözlerine ekledi.
Reklam
"Kapadokya Yaşayan Miras Müzesi" Ziyaretçileriyle Çevrim İçi Buluşuyor
NEVŞEHİR (AA) - BEHÇET ALKAN - Nevşehir'in Avanos ilçesinde, bölgenin kültür ve geleneklerinin tanıtıldığı 'Kapadokya Yaşayan Miras Müzesi' yeni tip koronavirüs (Kovid-19) ile mücadele sürecinde ziyaretçileriyle çevrim içi buluşuyor. UNESCO tarafından 2003 yılında kabul edilen 'İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası' sözleşmesi kapsamında Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi (NEVÜ) tarafından Avanos ilçesindeki tarihi Hacı Nuri Bey Konağı'nda oluşturulan müze, ziyaretçilerini dijital ortamda kabul ediyor.NEVÜ Fen Edebiyat Fakültesi Türk Halk Bilimi Bölümü öğrencileri çevrim içi ziyaretle hem bölgenin kültür, sanat ve geleneklerini tanıtıyor hem de unutulmaya yüz tutmuş birikimin gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlıyor.NEVÜ Türk Halk Bilimi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Adem Öger, AA muhabirine yaptığı açıklamada, salgın nedeniyle konuklarla buluşma imkanının ortadan kalkan müzenin ekranlara açıldığını belirtti.Nevşehir Milli Eğitim Müdürlüğü ile iş birliği halinde randevu verilen okulların öğrencileri ve meraklılarla uzaktan bağlantı aracılığıyla buluşulduğunu anlatan Öger, Anadolu kültürünün izlerini taşıyan aşıklık geleneği, masal anlatımı, Hacivat-Karagöz gölge oyunu başta olmak üzere çeşitli etkinliklerin sanal ortama taşındığına dikkati çekti.Evlere konuk oluyorlarEvlerine konuk olunan öğrencilerin, hem hoş vakit geçirdiklerini hem de kültürel miras unsurlarını dinleyerek öğrenme şansı elde ettiklerini dile getiren Öger, şöyle konuştu:'Bu küresel salgın bizi birçok noktada değiştirdiği gibi müzecilik anlayışında da farklı bir boyuta taşıdı. Artık sanal, dijital ve mobil müzecilik kavramları hayatımıza girdi. Müzeler, takipçileri ve ziyaretçileri ile uzaktan uzağa da olsa bir araya gelebiliyor. Müzemizdeki atölye çalışması ve etkinlikleri bu süreçte gerçekleştiremiyoruz. Biz de öğrencilerimizin evlerine konuk olalım istedik. Müzedeki, anlatım ve icraları dijital müzecilik anlayışı içinde elektronik ortama taşıyarak örgün öğretim kurumlarında okuyan öğrencilere ulaşamaya çalışıyoruz. Haftanın belirli günleri öğrencilerle müze rehberlerimizi 'camdan cama' buluşturuyoruz.'Müzede görevli öğrencilerden Aynur Ögenç de müzeden gerçekleştirilen canlı yayınlara ilgiden memnun olduğunu ancak normal günlerin özlemini yaşadığını ifade etti.Ögenç, bu sürecin bir an önce sona ermesini istediğini belirterek 'Kovid-19 süreci öncesinde ziyaretçilerimizle daha etkileşimli performanslar sergiliyorduk. Müze bahçesinde oyunlar oynayıp masallar anlatıyorduk, topaç çeviriyorduk. Bu süreçte onlardan uzak kaldık. Biz de müzeyi dijital müze etkinliğiyle 'camdan cama' aktararak buluşmaya başladık. Bu süreç biraz duyguları donuklaştırdı, ziyaretçilerle birebir atmosfer varken şimdi camın donukluğu var ama yine de ilgi çok güzel.' dedi.NEVÜ Türk Halk Bilimi Bölümü Öğretim Üyesi Araştırma Görevlisi Yücel Özdemir ise salgın nedeniyle kalabalık ortamların sakıncalı hale geldiğini, dijitalleşmenin kaçınılmaz bir olgu olarak yaşama girdiğini vurguladı.
Bariyerlerde Geziyor: Trafik İhlali Yapanlar Robota Yakalanacak
İzmirli girişimci Üzeyir Akova, otoyol kenarlarındaki bariyerlerde hareket edebilen, emniyet şeridi ve hız sınırı ihlallerini tespit edebilen bir otonom robot geliştirdi. Kaza riskinin en az indirilmesini amaçladığını belirten Akova, projesinin Türkiye’de bir ilk olduğunu söyledi.
Reklam
Aydın'da "Sahra" Ve "Solmaz" Adı Verilen Kuraklığa Dayanıklı Pamuk Tohumu Geliştirildi
AYDIN (AA) - FERDİ UZUN - Aydın'da bir firmanın TÜBİTAK desteği ve üniversite iş birliğiyle geliştirdiği kuraklığa dayanıklı pamuk tohumları, toprakla buluşmayı bekliyor. Koçarlı ilçesinde tohum ıslahı üzerine Ar-Ge çalışmaları yapan Özaltın Tarım, 2010 yılında kuraklığa dayanaklı pamuk çeşidi üzerine araştırmalara başladı.Adnan Menderes Üniversitesi Öğretim Üyesi (ADÜ) Prof. Dr. Hüseyin Başal, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sami Doğanlar ve Nazilli Pamuk Araştırma Enstitüsünden Dr. Volkan Sezener'den destek alan firma, hazırlanan projeyi TÜBİTAK'a sundu.Projenin kabul edilmesi ile 10 yıl süren çalışma sonucunda suya daha az ihtiyaç duyan pamuk tohumu türleri 'Sahra' ve 'Solmaz' geliştirildi. Tarım ve Orman Bakanlığından üretim ve satış izni alan firma, Tohumluk Tescil ve Sertifikasyon Merkez Müdürlüğüne de tescil başvurusu yaptı.Mart ayında başlayacak ekim sezonunda ülke genelinde pilot bölgelerde toprakla buluşacak tohumların Türkiye'nin yanı sıra pamuk üreticisi ülkelerde de pazarlaması yürütülecek.AA muhabirine açıklama yapan Özaltın Tarım Ar-Ge ve Üretim Müdürü Cenk Peynircioğlu, yeni pamuk çeşitlerini çiftçilerin kullanımına hazır hale getirdiklerini söyledi.Çalışmanın başından sonuna yerli bilgi ve teknoloji birikiminin kullanılması dolayısıyla sevinçli olduklarını belirten Peynircioğlu, '1000 tane kombinasyon içerisinden 50 bin bitki çıktı. Bu 50 bin bitki, teker teker seçilerek genlerindeki kuraklığa dayanıklılık özellikleri incelendi. Kuraklığa dayanaklı pamuk çeşidini geliştirmiş bulunmaktayız.' dedi.Pamuk türlerinin 'kuraklığa dayanıklı' olduklarını vurgulamak amacıyla 'Sahra' ve 'Solmaz' isimlerini verdiklerini aktaran Peynircioğlu, 'Yaptığımız çalışmalarda tam sulama ve yüzde 50 kısıntılı sulama şartını karşılaştırdık. Pamuğun ihtiyacı olan suyun yüzde 50’sini verdiğimizde her canlıda olduğu gibi bir miktar kayıp oluyor. Yüzde 50’lik bir sulamada maksimum yüzde 5-10 verim kaybı gördük. Yani tarlasına yüzde 50 su veren bir çiftçi istediği ürünü alabilecek. Türkiye’de ilk olan bu genotiplerin dünyada da örneklerinin çok az olduğunu gördük. Bununla da gurur duyuyoruz.' ifadelerini kullandı. Yılda 300 ila 1000 ton tohum ihracatı yaptıklarını belirten Peynircioğlu, 'Geliştirdiğimiz bu iki yeni çeşitle birlikte ihracatımız daha da artacaktır çünkü sadece ülkemizde değil dünyada da kuraklık sıkıntısı var. Her ülke ve her çiftçi bir arayış içerisinde, dolayısıyla tüm dünya için bu tohumlar ilaç olacaktır. Hem iç piyasada hem de yurt dışında çokça talep göreceğine inanıyoruz.' diye konuştu. 'Gen kaynağı olarak kullanılacak'ADÜ Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Başal da bu tür çeşitleri ortaya çıkarmak için böylesi uzun süreçlerin gerekli olduğunu söyledi.İki çeşidin verim ve lif kalitesi olarak farklı olduğuna dikkati çeken Başal, şöyle devam etti:'Klasik ve modern ıslahı birlikte kullanarak bu çeşitleri geliştirdik. Verimi belirleyen en önemli kriter sudur. Kuraklık yıllarında sulama suyunda kısıtlama yapmak zorundaysanız bu çeşitteki verim kaybı diğer çeşitlere göre daha düşük olacaktır. Bundan sonra yeni bir çeşit geliştirileceği zaman bu çeşitler güvenli olarak gen kaynağı olarak kullanılacak. Yani melezlemede ana ve baba çeşit olarak da kullanılacak. İki çeşidin özellikleri farkı. Alternatif sunmak istedik. Verimleri ve lif kaliteleri arasında farklar var. Üreticiyi sadece tek çeşide maruz bırakmak yerine istediğini tercih etsin istedik.'Aydın Tarım İl Müdürü Ahmet Ökdem ise pamuk tohumunun üretilmesinden dolayı mutlu olduklarını, tohumun tarlada yeşereceği ve hasat edileceği günleri umutla beklediklerini dile getirdi.
Kırıkkale'de Sağlık Çalışanları İçin Cerrahi Maske Üretimi Devam Ediyor
KIRIKKALE (AA) - MUHAMMET FATİH GÖKMEN - Kırıkkale'de hayata geçirilen atölyede, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınıyla mücadele sürecinde sağlık çalışanları için cerrahi maske üretimi aralıksız devam ediyor.Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay'ın koordinasyonunda Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler, Hazine ve Maliye, Milli Eğitim, Milli Savunma ile Sanayi ve Teknoloji bakanlıklarının katkılarıyla kurulan Kırıkkale Halk Eğitim Merkezi Cerrahi Maske Üretim Atölyesi'nde geçen yıl mayısta üretim başladı.Makineler için gerekli bütçenin Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca karşılandığı atölyede, maske üretiminde kullanılacak malzemeler de Devlet Malzeme Ofisince (DMO) ücretsiz sağlandı.Sağlık Bakanlığına bağlı kurumların ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla başlanan maske üretimi, salgının yoğun olduğu dönemlerde günlük 3 milyon üretim rakamına ulaştı. Bugüne kadar üretilen 160 milyon cerrahi maske, DMO kanalıyla Sağlık Bakanlığına teslim edilerek salgın sürecinde sağlık personelinin maske ihtiyacının önemli kısmı karşılandı.İl Milli Eğitim Müdürü Yusuf Tüfekçi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Mart 2020 itibarıyla salgının ülke genelinde yayılmaya başlamasıyla maske ihtiyacının da ortaya çıktığını hatırlattı. Bu süreçte Cumhurbaşkanlığının koordinasyonunda bakanlıkların bir araya gelerek Kırıkkale'de bir maske atölyesi kurulması kararı alındığını anımsatan Tüfekçi, şunları kaydetti:'MKEK tarafından tamamen yerli makineler üretildi ve İŞKUR kanalıyla personel temini gerçekleştirildi. DMO tarafından da malzemeler temin edilerek ilk olarak merkezdeki Halk Eğitim Merkezi Atölyesi'nde üretimlere başladık. O süreçte 3 vardiya şeklinde 7 gün 24 saat çalışarak salgının en yoğun olduğu dönemde günlük 3 milyon maske üretimine ulaştık. Zamanla süreçte maske üretiminin de artmasıyla biraz daha rutine alarak yeni yerimiz Organize Sanayi Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Maske Atölyesi'nde üretimlerimize devam ediyoruz.''Sağlık Bakanlığımızın yüzde 50'nin üzerinde maske ihtiyacı Kırıkkale'den karşılandı'Tüfekçi, atölyede İŞKUR aracılığı ile gelen kursiyerlerin yanı sıra öğrencilerin öğretmenlerin koordinesiyle hem staj hem de üretime katkı yapmasının da sağlandığını dile getirerek, 'Üretim sürecinde Kırıkkale'de çoğunluğu kadın 2-3 bin civarında kişiye istihdam sağladık. Şu anda 250 personel aktif çalışarak maske üretimine katkı sağlıyor. Bugün itibarıyla maske üretimimiz 160 milyonu aştı.' dedi.Maskelerin 3 katlı olduğunu ve orta katta süzgeç özelliği yoğun bir kumaş bulunduğunu aktaran Tüfekçi, 'Burada üretilen maskeler DMO aracılığıyla Sağlık Bakanlığına gönderiliyor. Bu süreçte Sağlık Bakanlığımızın yüzde 50'nin üzerinde maske ihtiyacı Kırıkkale'den karşılandı.' ifadelerini kullandı. Tüfekçi, üretim sürecinin ne zamana kadar devam edeceklerini bilmediklerini, temennilerinin tüm dünyanın bir an önce salgından kurtulması olduğunu sözlerine ekledi.
Reklam
Sabiha Gökçen Havalimanı Kargo Uçuşları, Kovid-19'A Rağmen Sekteye Uğramadı
İSTANBUL (AA) - TANSEL PARLAK - İstanbul Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı'nda 2020'de icra edilen kargo seferleri, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınına rağmen önceki yıla göre arttı.Dünyayı etkisine alan Kovid-19 salgınının en çok etkilediği sektörlerin başında hava yolu taşımacılığı geliyor. Salgının yayılımını engellemek amacıyla birçok ülkede seyahat kısıtlamalarına gidilirken bu durum hava yolu şirketlerine büyük yolcu ve gelir kayıpları olarak yansıdı. İstanbul Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı (İSG), salgın nedeniyle yolcu kaybetmesine rağmen kargo taşımacılığında önceki yıla göre hız kesmedi.İSG yetkililerinden alınan bilgiye göre, geçen yıl Sabiha Gökçen Havalimanı'ndan 1519 kargo uçuşu icra edildi. Önceki yıl, havalimanından 1517 kargo uçuşu yapılmıştı.Geçen yıl yapılan 1519 kargo uçuşun 1288'ini uluslararası kargo uçuşları oluşturdu. Bu seferlerle toplamda 40 bin 410 ton yük taşındı. Koronavirüs salgını nedeniyle ara verilen seferlerin, 1 Haziran'da alınan önlemlerle yeniden başlatıldığı Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı'nda 2020'deki toplam yolcu sayısı önceki seneye kıyasla yüzde 52 azaldı.Kargo taşımacılığında yeni yatırımlar Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı otoritesi Havaalanı İşletme ve Havacılık Endüstrileri AŞ (HEAŞ) ile DHL Worldwide Express Taşımacılık AŞ arasında, kargo hizmetlerinin yürütülmesi adına kiralama ve inşaat yatırımı için ön protokol imzalandı.Yıl sonuna doğru hizmete açılması planlanan ikinci pist ve ekleri projesi kapsamında, 25 bin metrekare toplam alanın yaklaşık 8 bin 660 metrekarelik bölümünde taşımacılık hizmetleri yapılacak.
Macerasever Turistlerin Artos Dağı'nın Zirvesindeki Kayak Görüntüleri Nefes Kesti
VAN (AA) - NECAT HAZAR - Van'ın Gevaş ilçesinde bulunan 3 bin 550 metre yüksekliğindeki Artos Dağı'nın zirvesine tırmanarak kayak yapan turistler, doğal pistlerin Van Gölü manzarasıyla bütünleşen manzarasına hayran kaldı. Kayak tutkunu Fransız Clarisse Bauwens ile İsviçreli Jules Dutour, aralarında Türkiye'nin de bulunduğu farklı ülkelerdeki 400'e yakın rotada kayak yapmak için karavanlarıyla yola çıktı.Bir yılı aşkın sürede 14 ülkeye giderek farklı yükseklikteki dağlarda kayak yapan iki arkadaş, Yunanistan'da tanıştıkları Antoine Cretinon ve Lucie Ginet'le aralık ayında Türkiye'ye geldi. Birçok yeri gezdikten sonra Van'a ulaşan 4 macerasever turist, metrelerce karın bulunduğu Gevaş ilçesinde yer alan 3 bin 550 metre yüksekliğindeki Artos Dağı'na tırmanmaya karar verdi.Yaklaşık 4,5 saat süren zorlu tırmanışla zirveye ulaşan turistler, kısa molalarla sarp yamaçlar ve yüksek eğimli yerlerden kayakla slalom yaparak iniş yaptı.Turistlerin Van Gölü'nün eşsiz manzarasına karşı kayak yaparken kaydettikleri görüntüler nefes kesti. 'Kendimizi Norveç'te gibi hissettik'Turistlerden Jules Dutour, AA muhabirine yaptığı açıklamada, en güzel ve eğlenceli kayak tecrübelerinden birini Van'da yaşadıklarını söyledi.Kayak turunu planlarken yaptıkları araştırma sırasında Artos Dağı'nı belirlediklerini anlatan Dutour, şöyle konuştu:'Burada kayak yaparken kendimizi Norveç'te gibi hissettik. Artos Dağı'ndan Van Gölü'ne karşı muazzam bir manzaraya karşı kaymak çok güzel. Dünyanın başka bir yerinde böyle bir imkan yok. Çok güzel bir kar ve hava var. Nerede kayak yapılır, nerede adrenalin yaşanır diye araştırma yaparken burayı bulduk. Yunanistan'dan sonra aralık ayı başında Türkiye'ye geldik. Türkiye'de 3 ay kalacağız ve kayak yapılacak tüm dağları gezeceğiz.'Lucie Ginet ise Artos Dağı'ndan Van Gölü'nün eşsiz manzarasına karşı kayak yapmanın kendileri için güzel bir anı olduğunu belirtti. Beklemedikleri kadar iyi bir zamanlama olduğunu aktaran Ginet, 'Hava çok güzel, kar muhteşem. Kendimizi Norveç'te hissettik. Dağa 4 saate tırmandık. Tırmanmadan önce haritadan gideceğimiz yönü belirliyor ve çok riskli yerlerden geçmemeye dikkat ediyoruz.' dedi. Antoine Cretinon da Türkiye'de gittikleri her yerde çok iyi karşıladıklarını ifade ederek, 'Burada insanlar çok sıcak kanlı. Artos'a tırmanırken geçtiğimiz köydeki çocuklar bizimle yakından ilgilendi. Onlarla birlikte kayak yaptık, malzemelerimizi anlattık. Dilimizi bilmeseler bile hep bir şeyler anlatmaya, bizimle bir şeyler paylaşmaya çalıştılar. Bu maceralarımızı sosyal medya hesaplarımızdan paylaşıyoruz.' ifadelerini kullandı.
Arakanlı Mülteciler, Yurtlarına "Güvenli Ve Sürdürülebilir" Dönüş Taleplerini Yineliyor
ANKARA (AA) - ZUHAL DEMİRCİ - Arakanlı aktivistler, Myanmar'daki baskı ve şiddetten kaçarak komşu Bangladeş'e sığınan mültecilerin yurtlarına yeniden dönüşü sürecine ilişkin başlatılan görüşmelere Arakanlıların da dahil edilmesi gerektiğini belirterek, güvenli, onurlu ve sürdürülebilir bir dönüşün 'geri dönüşün temel çizgisi' olduğunu savunuyor.Arakan Rohingya Ulusal Örgütü (ARNO) Kıdemli Üyesi Dr. Hla Myint, Burma İnsan Hakları Ağı (BHRN) İcra Direktörü Kyaw Win ve Avrupa'daki Arakanlı Müslümanları destekleyen Özgür Rohingya Koalisyonu Kurucu Ortağı Nay San Lwin, Çin'in öncülüğünde, Arakanlı mültecilerin yurtlarına yeniden dönüş sürecinin başlaması için Myanmar ile Bangladeş arasında yürütülen görüşmelerle ilgili AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu. ARNO kıdemli üyesi Myint, mülteci kamplarındaki her bir Arakanlının evine olabildiğince erken dönmek istediğini ancak Myanmar otoritesinden Arakanlıların ülkelerine geri dönebilmesi için herhangi bir siyasi irade görmediklerini belirtti. 'Myanmar elverişli bir ortam yaratmadı ve Myanmar'ın tutum değişikliğini gösteren herhangi bir kanıt da yok.' diyen Myint, Myanmar'ın, bu kişilerin ülkelerine geri gönderilmesi yönünde daha önceki anlaşmalara da mutabık kaldığını fakat birçok kez olduğu gibi geciktirme taktikleriyle süreci başarısızlığa uğrattığını ifade etti. Myint, 'Sürecin nasıl ilerleyeceği belli değil ancak diğer ülkelerin sürece dahil edilmesi, şeffaflık ve Arakanlı mültecilerin katılımı son derece gerekli. Arakanlı mültecilerin ve yerlerinden edilmiş diğer insanların evlerine veya seçtikleri bir yere gönüllü, güvenli, onurlu ve sürdürülebilir dönüşü, geri dönüşün temel çizgisi olmalı.' değerlendirmesinde bulundu. Her zaman Myanmar'ın Arakanlılara karşı fikrini değiştireceğini, adalet ve eşitlik temelinde kapsayıcı, demokratik ve federal bir ülke için çalışacağını umduklarını belirten Myint, 'Ancak, Myanmarlı yetkililerinin tutumunda herhangi bir değişiklik görmedik. Bizi son seçimlerden dışladılar, soykırımcı tasfiyelerini sürdürdüler ve 2012'den beri bizi zorla yerinden edilmiş kişilerin kamplarına taşıdılar.' ifadelerini kullandı. Myint, bu nedenle yüksek beklenti içinde olmadıklarını dile getirerek, 'Aksine, Arakanlıların haklarını ve güvenliklerini sağlamadan ülkelerine geri gönderilmelerinin ve Ulusal Teyit Kartını (NVC) kabul etmeye zorlamanın, Arakanlıların acılarını daha da uzatacağından korkuyoruz.' dedi.Bu süreçte, Çin'in oynadığı ara buluculuk rolüne ilişkin ise Myint, Çin'in Myanmar'ın komşusu ve bölgesel süper güç olduğunu savunarak, Myanmar'a büyük yatırım yaptığına dikkati çekti. Myint, 'Çin'in Myanmar'daki projeleri sadece ekonomik açıdan değil, aynı zamanda jeopolitik açıdan da çok önemli. Çin ve Myanmar arasındaki ekonomik bağlar, halkların önüne geçtiği için, bu uluslararası suçların azalmadan devam edebileceği anlamına geliyor.' diye konuştu. Myint, Çin'in istemesi halinde şeffaf ve kapsayıcı ara buluculuk sürecinde bulunabileceğini ve Arakanlıların vatandaşlık sorunlarını da ele alabileceğini belirterek, öte yandan, böyle bir durumun pek olası olmadığı görüşünü savundu. 'Arakanlıların kendi adına konuşabilmesi gerekiyor'BHRN İcra Direktörü Win, Arakanlı Müslüman mültecilerin yurtlarına yeniden dönüş sürecine ilişkin yürütülen görüşmelerin önemli olduğunu ancak görüşmelere Arakanlıların dahil edilmemesi nedeniyle umutlu olmanın zor olduğunu dile getirdi.Görüşmelerde, Bangladeş'in Arakanlılar için bazı endişeler ortaya koyduğunu belirten Win, 'Arakanlıların kendi adına konuşabilmesi gerekiyor. Özellikle nasıl ve nerelere yeniden yerleştirilecekleri, haklarını ve güvenliklerini sağlamak için alınacak önlemler açısından önemli.' ifadesini kullandı. Win, Bangladeş ile Myanmar arasındaki görüşmelerin, Arakanlıların endişelerini gidermemesi durumunda daha önce bu kişilerin geri gönderilmeleri girişimlerinde yaşanılan soruların benzerleriyle karşılaşılabileceğine işaret etti. Kyaw Win, 'Bazı Arakanlıların, kampların koşullarının yetersiz olması veya Bangladeş'in kendilerini Bhasan Char Adası'ndaki kamplara gitmeye zorlayabileceğinden korkmaları nedeniyle geri dönme baskısı altında hissetmesinden endişe ediyoruz.' dedi. Win, Arakanlıları bu iki kötü durum arasında seçim yapmaya zorlamanın çok kötü bir araç olduğunu da sözlerine ekledi. Öte yandan, Myanmar'ın, Arakanlıları 'Bengalli' olarak tanımlayan ayrımcı Ulusal Teyit Kartları (NVC) uygulama sürecini kullanmaya devam etmesi konusunda da büyük endişeleri olduğunu söyleyen Win, 'Myanmar, Arakanlılara tam vatandaşlık verene ve onların kendi köylerine dönmelerine izin verene kadar geri dönüş muhtemelen adil olamaz.' ifadesini kullandı. 'Çin'in Arakan için güvenilir ara bulucu olabileceğini hayal etmek zor'Win, Arakanlıların geri dönüşü için Myanmar ile Bangladeş hükümetleri arasında yapılan görüşmelerde, Çin'in üstlendiği role ilişkin yaptığı değerlendirmede de 'Esasen Çin'in yaklaşımı sıkıntılı çünkü müzakerelerden zarar gören tarafı dışlarken ara bulucu olmaya çalışıyor.' ifadesine yer verdi. Çin'in, sorunun basitçe ortadan kalkmasını istiyor gibi görünmesine rağmen, dünyanın büyük bir kısmı gibi sorunun neden kaynaklandığı ve tekrar olup olmayacağıyla ilgilenmediğini savunan Win, 'Aynı zamanda, Çin'in Doğu Türkistan'daki Uygurlara yönelik soykırımı nedeniyle Arakan için güvenilir bir ara bulucu olabileceğini hayal etmek zor.' değerlendirmesinde bulundu. 'Arakanlıların taleplerinin yerine getirilmesi gerekiyor'Özgür Rohingya Koalisyonu Kurucu Ortağı aktivist Lwin, Arakanlı mültecilerin geri gönderilmesi sürecine ilişkin, Bangladeş'in şimdiye kadar Myanmar'la yaklaşık 840 bin Arakanlının kimlik bilgilerini paylaştığını ancak Myanmar'ın bu rakamın yalnızca yüzde 5'ine tekabül eden 42 bin kişiyi doğruladığını aktardı. Lwin, 'İlk adım olarak tüm mülteciler doğrulanmalı. Myanmar, geri dönenler için bu kişilerin kendi köylerine evler inşa etmeli. Bu ikisi, geri dönüş başlamadan önce Myanmar'ın yapması gereken ilk şeyler. Hiç kimse bir, iki gün bile sözde geçici konaklama yerlerinde yaşamamalı.' ifadelerini kullandı. Myanmar'ın planının geri dönen bu kişileri sözde geçici konaklama yerlerine götürmek olduğunu savunan Lwin, 'Hiçbir mülteci, tam yurttaşlık, etnik haklar, kendi köylerine yerleşme hakkı ve koruma güvencesi olmaksızın ülkelerine geri gönderilmeyi kabul etmeyecektir.' dedi. Lwin, Myanmar'ın, Arakanlıları Ulusal Teyit Kartlarını kabul etmeye zorlamasından vazgeçmesi ve Arakanlıların taleplerinin yerine getirmesi gerektiğinin altını çizdi. Myanmar'ın mültecileri geri alacağını ancak birçok kez olduğu gibi mültecilerin herhangi bir talebine olumlu yanıt vermeyeceği yönünde emareler gösterdiğine değinen Lwin, 'Mültecileri Bangladeş kamplarından Myanmar kamplarına kaydırmaya çalışıyorlar.' diye konuştu.Lwin, Bangladeş ile Myanmar arasındaki görüşmelere aracılık eden Çin'in pozisyonuna ilişkin de şu değerlendirmelerde bulundu:'Çin, Myanmar'ın iyi bir müttefiki olarak uluslararası toplumun Myanmar üzerindeki baskısını hafifletmeye çalışıyor. Çin'i bu sürece bir ara bulucu olarak dahil etme konusunda oldukça ihtiyatlıyız. Hem Çin hem de Myanmar soykırım failleri. İkisine de güvenemeyiz. Sadece gözlemliyoruz. Tüm uluslararası toplumun bu sürece dahil olmasını istiyoruz. Vatanımızda uluslararası koruma istiyoruz. Böylelikle şiddet tekrar etmeyecektir. Uluslararası koruma olmadan vatanımıza geri dönmek, yine ölüm sahasına geri dönmek demektir.'Myanmar, Arakanlı Müslüman mültecilerin bu yıl içinde yurtlarına dönmesini kabul etmiştiMyanmar'daki baskı ve şiddetten kaçarak komşu Bangladeş'e sığınan Arakanlı mültecilerin yeniden yurtlarına yerleşmesi için Çin öncülüğünde iki ülke hükümetleri arasında yapılan görüşmeler olumlu sonuçlanmıştı. Myanmar, Arakanlı mültecilerin bu yıl içinde yurtlarına dönmesini kabul etmişti. Bangladeş Dışişleri Bakanı Mesud bin Mümin, bu kişilerin yılın ikinci çeyreği içinde yurtlarına dönmeye başlayabileceklerini kaydetmişti. Arakanlı Müslümanlara etnik temizlikMyanmar'ın Arakan eyaletinde 2012'de Budistler ile Müslümanlar arasında çatışmalar çıkmış, olaylarda çoğu Müslüman binlerce kişi katledilmiş, yüzlerce ev ve iş yeri ateşe verilmişti.Arakan'daki sınır karakollarına 25 Ağustos 2017'de düzenlenen eş zamanlı saldırıları gerekçe gösteren Myanmar ordusu ve Budist milliyetçiler, kitlesel şiddet eylemleri başlatmıştı.Birleşmiş Milletlere (BM) göre, Ağustos 2017'den sonra Arakan'daki baskı ve zulümden kaçıp Bangladeş'e sığınanların sayısı 900 bine ulaştı. Uluslararası insan hakları kuruluşları, yayımladıkları uydu görüntüleriyle yüzlerce köyün yok edildiğini kanıtlamıştı.BM ve uluslararası insan hakları örgütleri, Arakanlı Müslümanlara yönelik şiddeti 'etnik temizlik' ya da 'soykırım' olarak adlandırıyor.
Somalili Uzmanlar, Seçimlerin Ertelenmesinin Ülkeyi Kaosa Sürükleyebileceği Endişesini Taşıyor
MOGADİŞU (AA) - ABDİRAHMAN MUGERE - Somalili uzmanlar, Cumhurbaşkanı Muhammed Abdullah Fermacu'nun şubatta dolacak görev süresinin uzatılması ya da parlamento seçimlerinin ertelenmesinin ülkeyi kaosa sürükleyebileceğini belirtiyor.SİMAD Üniversitesi Öğretim Üyesi Ömer Abdi Jimal, AA muhabirine, Somali'deki 2021 seçimlerinin, hükümetle muhalefetin bu konudaki anlaşmazlıkları nedeniyle planlandığı gibi gerçekleşmesini beklemediğini söyledi.Hükümetin seçimi ertelemesinin ülkeyi kaçınılmaz bir krize sürükleyebileceği uyarısında bulunan Jimal, 'Cumhurbaşkanı tarafından dizayn edilecek her seçim, muhalifler tarafından boykot edilecek, bu da ülkeyi zor bir yola sokacaktır. Hükümetin, muhalefetle anlaşmadan tek taraflı seçim kararı çok tehlikeli. Bu kararın çok kırılgan ve yeni ayağa kalkan ülkeyi kaosa ve anarşiye götürmesinden endişeleniyorum.' dedi.Siyaset Bilimci Ahmet Tajir de Cumhurbaşkanı Fermacu'nun muhalefet ve bazı eyalet liderlerinin itirazlarına rağmen seçimleri ertelemede ısrarcı olduğunu dile getirdi.Tajir, 'Fermacu'nun görev süresi 8 Şubat 2021'de sona eriyor. Seçimi ertelemek veya cumhurbaşkanının görev süresini uzatmak için çabalar var. Seçim komisyonu ile ilgili anlaşmazlıklar var. Somaliland'den gelecek milletvekillerinin seçimi, seçim takvimini belirleyecek. Somaliland milletvekillerini Fermacu belirliyor ve muhalefet buna itiraz ediyor.' diye konuştu.Parlamentonun alt ve üst kanatlarının planlandığı gibi bir ay önce seçilemediğini aktaran Tajir, 'Seçimler zamanında yapılacak gibi görünmüyor. Fermacu en az 6 ay görev süresinin uzatılmasını isteyecek. Seçimlerin zamanında yapılmamasının Somali'de kaosa neden olacağını düşünüyorum.' değerlendirmesinde bulundu.Taraflar birbirini suçluyorİktidar ve muhalefet arasında seçim süreciyle alakalı siyasi krizin aşılamaması üzerine Cumhurbaşkanı Fermacu ve eyalet liderleri, 17 Eylül 2020'de Afrika Birliği, Avrupa Birliği, ABD ve Türkiye'nin de aralarında olduğu örgüt ve devletlerin girişimiyle seçim sistemi üzerinde anlaşma sağlamıştı, ancak tarafların suçlayıcı bir dil kullanmayı sürdürmesi üzerine birkaç gün sonra anlaşma bozulmuştu.Federal hükümet, Puntland ve Jubaland eyalet liderlerinin 17 Eylül anlaşmasında kararlaştırılanları uygulamak için kararsız kaldıklarını iddia ederken, Puntland ve Jubaland liderleri de başkanın seçim yapmaya hazır olmadığını ve iktidarını pekiştirmek için muhalefete baskı yaptığını savunuyor.Jubaland eyalet hükümeti, Fermacu'yu, Jubaland'a bağlı Gedo bölgesinde kaos ve istikrarsızlık çıkarmak için bölgeye asker ve mühimmat sevk etmekle suçluyor.Siyasi liderler karalama kampanyası yürütüyor İktidar da muhalefet de yaklaşan seçimler hakkında suçlayıcı bir dil kullanıyor, karşılıklı karalama kampanyaları yürütüyor.Eski Cumhurbaşkanı Şerif Şeyh Ahmed'in önderliğindeki Cumhurbaşkanlığı Adaylar Birliği Konseyi, mevcut iktidarın, özgür ve adil bir seçim düzenlemek istemediğini iddia ederek, Cumhurbaşkanı Fermacu'yu iktidarı barışçıl bir şekilde devretmeyi istemeyen diktatör olarak suçladı.Hükümetse bir kabilenin tahakkümünde olduğunu iddia ettiği Cumhurbaşkanlığı Adaylar Birliği Konseyini şiddete göz yuman ve kan davalarını tetikleyecek bir yapı olarak nitelendirdi. Federal hükümet ile eyalet yönetimleri arasındaki siyasi anlaşmazlık seçimlerle ilgili krizin giderek derinleşmesine yol açıyor.Hükümetin atadığı seçim komisyonu, Fermacu'ya yakın isimlerden oluştuğu gerekçesiyle muhalefetin sert tepkisine neden olmuş, muhalefet de kendi seçim komisyonunu kurmuştu. Hükümetin atadığı komite, birkaç kez seçim takvimi açıklasa da seçimlerin tam olarak ne zaman yapılacağıyla ilgili belirsizlik sürüyor.Seçim sistemiÜlkede parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimleri art arda yapılıyor. Parlamentonun, 'Halk Meclisi' olarak da bilinen alt kanadının 275 üyesi, Somali'deki farklı kabileleri temsil eden 14 bin delege tarafından 4 yıllığına seçiliyor.Parlamentonun üst kanadının 54 üyesi ise eyalet konseyleri tarafından belirleniyor. Seçilen parlamento üyeleri hem parlamento başkanını hem de yeni cumhurbaşkanını belirliyor.Seçimlerde kendine has kabile sistemini uygulayan Somali'de, bu seçimlerde 'bir kişi bir oy' ilkesiyle tüm vatandaşların oy kullanması planlanıyordu ancak bunda başarılı olunamadı.Şu anda '4,5 sistemi' olarak adlandırılan kabile merkezli sistemle yönetilen Somali'de, ülkenin 4 büyük kabilesi eşit sayıda, diğer kabileler ise bunun yarısı oranında meclise kendi seçtiği vekilleri gönderiyor.Somali'de 2 eski cumhurbaşkanı, bir başbakan ve bir meclis başkanının da adaylar arasında olduğu 15'ten fazla ismin yarışacağı cumhurbaşkanlığı seçimlerinde mevcut cumhurbaşkanı Fermacu, anketlerde önde görünüyor.
Reklam