onedio
AB Ülkelerinde, Kovid-19 Aşısı Tedarikindeki Aksaklıklar Tepkilere Yol Açtı
BERLİN (AA) - Avrupa Birliği'ne (AB) üye ülkelerde, yeni tip koronavirüse (Kovid-19) karşı üretilen aşının tedarikinde meydana gelen aksaklıklar nedeniyle kamuoyunda hem AB Komisyonuna, hem de ülke hükümetlerine yoğun tepki gösteriliyor.Çin’in Vuhan kentinde, 2019’un sonunda ortaya çıkan Kovid-19 virüsü kısa sürede dünyaya yayıldı ve Avrupa'yı da etkisi altına aldı.AB ülkeleri 2020'nin başında bir taraftan salgının yayılmasını önlemek için tedbirler alırken diğer taraftan dünyanın farklı şirketlerinde Kovid-19'a karşı aşı geliştirme çalışmaları başladı.Aşıların henüz geliştirme safhasında bulunduğu dönemde AB’ye üye ülkeler, aşıların tedariki konusunda şirketlerle sözleşme yapması için AB Komisyonuna yetki verdi.Komisyon, Ocak 2021'e kadar 6 firmayla yaklaşık 2,3 milyar doz aşı alabilecek şekilde sözleşmeler yaptı. Birlik, opsiyonlar dahil BioNTech-Pfizer ile 600 milyon, AstraZeneca ile 400 milyon, Sanofi ve GSK ile 300 milyon, Johnson and Johnson şirketiyle 400 milyon, CureVac ile 405 milyon, Moderna ile 160 milyon doz aşı almak için sözleşme imzaladı.Aşı geliştirme çalışmalarını ilk tamamlayan ve virüse karşı etkili olduğu açıklanan Amerikan ilaç şirketi Pfizer ile Türk bilim insanları Prof. Dr. Uğur Şahin ve eşi Dr. Özlem Türeci tarafından kurulan Alman biyoteknoloji firması BioNTech'in aşısına AB Komisyonu, 21 Aralık'ta, Avrupa İlaç Ajansının (EMA) tavsiyesiyle onay verdi ve AB'nin büyük bölümünde 27 Aralık'ta aşı kampanyası başlatıldı.Amerikan ilaç şirketi Moderna'nın aşısı ise 6 Ocak'ta onay aldı ve kullanıma sunuldu.Aşılama sürecinin yavaş ilerlemesi tepkilere neden olduBaşta Almanya olmak üzere birçok AB ülkesinde aşı miktarının azlığı ve aşılama sürecinin İsrail ve ABD gibi ülkelere göre yavaş ilerlemesi kamuoyunda eleştirilere sebep oldu.AB Komisyonu, özellikle erkenden aşı onayı alan BioNTech şirketiyle sözleşme imzalama konusunda çok yavaş ve tereddütlü davranmakla suçlanıyor.AB Komisyonunun BioNtech ve Moderna'ya göre aşı geliştirmekte geciken Fransız Sanofi ve Alman CureVac şirketleriyle çok daha fazla aşı dozu için anlaştığına da dikkat çekiliyor.Eleştirileri kabul etmeyen AB Komisyonu, yapılan görüşmelerde mümkün olan en geniş aşı portföyü oluşturmanın amaçlandığını ifade etti. 2020'nin ikinci yarısında AB dönem başkanlığını yürüten Almanya Başbakanı Angela Merkel de aşı tedarikinin AB Komisyonu tarafından yapılmasının, Birliğin birlikteliği açısından doğru olduğunu savundu.Bu tartışmalar sürerken Pfizer ve BioNTech'in, 15 Ocak'ta Kovid-19 aşısı üretimini artırmak için imalat operasyonlarını yeniden ölçeklendirileceği ve bu durumun Avrupa'ya yapılan aşı tedarikini geçici olarak azaltacağına ilişkin açıklama AB ülkelerindeki eleştirileri daha da artırdı. Almanya'da eyalet yönetimleri AB Komisyonuna ve hükümete, verilen sözlerin yerine getirilmediği gerekçesiyle tepki gösterdi.Almanya'da eyaletler aşı kampanyasında değişikliğe gittiKuzey-Ren Vestfalya eyaleti planlanandan daha az miktarda aşı dozunun kendilerine ulaştığı gerekçesiyle evde yaşayan 80 yaş üzerindekilerin aşılanmasını 1 hafta erteledi, sağlık personeline yönelik aşılamayı da geçici olarak durdurdu.Brandenburg ve Aşağı Saksonya eyaletlerinde ise planlanandan daha az kişi aşılanmaya başlandı.Almanya Sağlık Bakanı Jens Spahn, BioNTech/Pfizer'in aşısının beklenilen sayıda ulaşmamasından ilaç şirketini sorumlu tuttu.Spahn, Pfizer'in açıklamasının kendisini de kızdırdığını belirtti. Başbakan Merkel ise Pfizer fabrikasındaki üretim değişikliğine rağmen 2021'in ilk çeyreğinde taahhüt edilen 8,8 milyon doz aşının garanti altında olduğunu söyledi. Muhalefetteki Hür Demokrat Parti Milletvekili Christine Aschenberg-Dugnus, Sağlık Bakanı Spahn'ı 'suçu başkasına atarak kendi başarısızlığını örtmekle' suçladı.Alman hükümet yetkilileri tarafından daha önce yapılan açıklamalarda, yılın ilk çeyreğinde 10 milyon doz Pfizer/BioNTech, 1,8 milyon doz da Moderna aşısının ülkeye geleceği belirtilmişti.​​​​​​​İtalya yasal yollara başvurmayı değerlendiriyorİtalyan basını ise hükümetin Avrupa'ya Kovid-19 aşısı tedarikini geçici süre azaltacağını açıklayan Pfizer'e karşı yasal yollara başvurmayı değerlendirdiğini ve bu konuda deneyimli hukuk müşavirlerini harekete geçirdiğini bildirdi. İtalya'da Kovid-19 salgınıyla mücadele kapsamında lojistik ihtiyaçlardan sorumlu Başbakanlık Acil Tedarik Komiseri Domenico Arcuri, aşı teslimatlarındaki gecikmeler nedeniyle ülkedeki aşılamanın önemli ölçüde yavaşladığını söyledi. Arcuri, 'Gelecek hafta normale göre yüzde 20 daha az aşı teslim alacağız, bu hafta da yüzde 29 daha az aşı temin edildi. Aşılama, günde ortalama 80 binlerdeyken, geçen cumartesi 28 bine kadar geriledi. Bu gecikme, firmanın tek taraflı aldığı karardan kaynaklandı.' değerlendirmesinde bulundu.Komiser Acuri, Pfizer'ın aşı dozlarını yüzde 20 azaltmasının 27 AB ülkesinin tamamını etkileyeceğini belirtti.-​​​​​​​ Polonya Başbakanı, AB yetkililerinden aksaklıkları aydınlatmasını istediPolonya Başbakanı Mateusz Morawiecki, AB Konseyi Başkanı Charles Michel ve AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'e mektup yazarak BioNTech'in ürettiği aşıların AB üyesi ülkelere, belirlenen sürede ulaşmamasının nedenlerinin açıklığa kavuşturulmasını istedi.Morawiecki, aşıların planlanan zamanda ulaştırılmamasının ülkesindeki aşı programını ciddi şekilde etkileyeceğini kaydetti.AB Komisyonu: Gelecek haftadan itibaren teslimatlar anlaşmaya uygun hale gelecekAB Komisyonu yetkilileri, bu hafta aşı teslimatında aksaklıklar yaşanabileceğini ancak gelecek haftadan itibaren teslimatların anlaşmaya uygun şekilde yapılacağını bildirdi. Pfizer'in, AB Komisyonuna, gelecek hafta, bu hafta eksik kalan teslimatı telafi edeceğini aktardığı belirtildi. AB Komisyonu, bu hafta şirketin ne kadar eksik teslimat yaptığı konusunda açıklama yapmadı.İspanya'da şırınga sıkıntısından aşı ziyan oluyor İspanya'da ise bazı bölgelerde bir şişeden 5 yerine 6 doz kullanılmasıyla ilgili tartışma devam ediyor.Ülkenin bazı bölgelerindeki şırınga sıkıntısından, şişedeki aşının 6 doza bölünemediği ve böylelikle aşının ziyan olduğu belirtiliyor.Diğer taraftan Madrid'deki yerel yönetim, merkezi hükümet tarafından dağıtılan aşının tükendiğini, bu yüzden aşılamanın durdurulduğunu açıkladı.
ABD'de Dini Ritüeller, Başkanlık Yemin Töreni Geleneğinin Önemli Bir Parçası
WASHINGTON (AA) - HAKAN ÇOPUR/MUHAMMET TARHAN - ABD'de 20 Ocak'ta Joe Biden'ın yemin ederek başkan olduğu gün gerçekleştirilen dini ritüeller, Amerikan siyaset geleneğinin doğal bir parçası olarak uzun yıllardan beri uygulanıyor.ABD'nin ikinci Katolik Başkanı olan Biden, Washington'daki olağanüstü güvenlik önlemleri altında yemin ederken, yemin töreni gününe yayılmış olan dini semboller de dikkat çekti.Ülkenin kuruluşundan itibaren siyasal arenada dini unsurları yoğun biçimde kullanan ABD başkanları, toplumsal ve dini değerlerin adeta en önemli temsilcilerinden biri olarak görüldü.ABD'de dini ritüellerin en yoğun kalabalıklar tarafından izlendiği günlerin başında 4 yılda bir yapılan başkanlık yemin törenleri geliyor.Yemin töreni günü sabah kilisede başlıyorABD başkanlarının yemin töreni gününde ilk yaptıkları iş Washington'da seçtikleri bir kiliseye gitmek oluyor. Katolik Biden, kendi yemin töreninin sabahında dua etmek için 'St. Matthew the Apostle' kilisesini seçti.Ancak ABD tarihindeki başkanların çoğunun yemin günündeki sabah duası için tercihi Beyaz Saray'ın hemen karşısında bulunan 'St. John’s Episcopal' kilisesi oldu.Önceki Başkan Donald Trump'ın da 20 Ocak 2017'deki yemin töreni gününde gittiği 1815 tarihli kilise, Franklin Roosevelt, Harry Truman, Ronald Reagan, George H.W. Bush, George W. Bush ve Barack Obama gibi başkanların tercihi oldu.Biden'ın el bastığı İncil 128 yıllıkABD'de ilk Başkan George Washington'ın 30 Nisan 1789'da gerçekleştirilen yemin töreninden bu yana tüm başkanların yemin ritüellerin en önemli parçası İncil'e el basmak oldu. Washington'ın o gün kullandığı ve halen Kongrede muhafaza edilen İncil, bugüne kadar 4 farklı başkan tarafından yemin törenlerinde kullanılırken, son olarak 'Baba Bush' kendi töreninde bu İncil'e el basarak yemin etmişti.1963 yılında suikasta kurban giden John F. Kennedy'nin ardından ABD tarihinin ikinci Katolik Başkanı olan Joe Biden ise 1893'ten bu yana Biden ailesinde bulunan İncil'e el basarak yemin etti.Biden'dan önceki son iki ABD Başkanı Trump ile Obama, kendi yemin töreninde iki farklı İncil'e el basarken, Trump'ın Abraham Lincoln'ün kullandığı İncil'i tercih etmesi akıllarda kalan bir an oldu.Yemin töreninde dua ediliyorABD başkanlık yemin törenlerinin en önemli unsurlarından biri de yeminden önce bir rahibin dua etmesi ve yeni başkana başarılar dilemesidir. Ayrıca son yıllarda törene farklı din ve inançların temsilcileri de davet ediliyor.Farklı başkanların törenlerinde farklı isimler dua ederken, Biden'ın yemin töreninde Cizvit rahip Leo J. O'Donovan, Jr, şu şekilde dua etti:'Bağışlayıcı ve merhametli Tanrı'm, bu kutsal zamanda sana muhtaç halde huzuruna geldik. Ama yine de daha ümitliyiz ve gözlerimiz topraklarımızda daha mükemmel bir birlik vizyonuna, genel refahı ayağa kaldırmak, özgürlüğün nimetlerini kendimiz ve gelecek nesiller için güvence altına almak amacıyla tüm vatandaşlarımızın birliği vizyonuna çevrildi.Bizler pek çok ırktan, inançtan ve renkten, ulusal geçmişten, kültürden ve biçimden insanız. Şimdi, Başpiskopos John Carroll'ın 232 yıl önce George Washington'ın yemin töreni için dua yazdığı zamandan sayıca çok daha fazlayız, ülkemiz daha muazzam. Başpiskopos Carroll, her şeyin yaratıcısı olan sana, yönetiminin doğrulukla yürütülebilmesi ve halkına son derece faydalı olabilmesi amacıyla Birleşik Devletler Başkanı'na, kutsal öğüt ve metanetinin ruhuyla yardım etmen için dua etti.Bugün eşitlik, kapsayıcılık ve herkes için özgürlük vizyonumuza göre yaşama konusunda geçmişteki başarısızlıklarımızı kabul ediyoruz. Yine de bugün vizyonumuzu yenilemeye, söz ve eylemde birbirimize, özellikle aramızda en bahtsız olana değer vermeye ve böylece dünya için bir ışık haline gelmeye kararlılıkla daha bağlıyız.Her birimizde, bir diğerini bizden birine dönüştürme gücü var; diğerlerine ve her şeyden önce en çok muhtaç olanlara değer vermek, onları önemsemek ve onların yanında durmak için ruhun gücü. Buna aşk denir ve yolu, kendinden fazlasını vermektir.Bugün buna Amerikan vatanseverliği deniyor: güç ve ayrıcalıktan değil, hiç kimseye karşı kötü niyet beslemeden, herkesin iyiliği için ortak menfaate özen göstermekten doğan.Yeni başkanımız adına, Süleyman'ın önünde diz çöktüğünde aradığı bilgelik için yalvarıyoruz. Ferasetli bir yürek için dua ettik ki böylece halkı yönetebileyim, doğru ile yanlış arasındaki farkı bilebileyim.Yakup'un Mektubu'nun şu öğüdüne güveniyoruz: 'Herhangi biriniz bilgeliği istiyorsa, kusur bulmadan herkese cömertçe veren Tanrı'dan istemeli, bilgelik size verilecektir.'Papa Franciscus bize birlikte hayal kurmanın ne kadar önemli olduğunu hatırlattı: 'Tek başına serapları, olmayan şeyleri görme riskini alırız. Hayaller, diğer taraftan, birlikte inşa edilir.'Birlikte hayal kurarken, bizimle ol Kutsal Aşk Sırrı. Yeni başkanımızın yönetiminde topraklarımızın insanlarını barıştırmamıza, hayalimizi yeniden canlandırmamıza, onu aşkla dolup taşan barış, adalet ve mutluluk ile donatmamıza yardım et. Sonsuza dek adının görkemine. Amin.'Yeminden sonraki ilk konuşmaABD tarihinde başkanlık yemini eden isimlerin ilk konuşmalarına bakıldığında, hemen hepsinin konuşmalarında güçlü şekilde dini unsurlara ve İncil'e atıf yaptığı görülüyor.Biden'ın da İncil'den alıntı yaptığı konuşmasının bu yıl ana teması 'birlik' üzerineydi ve ABD'deki Katolik kanaat önderleri 'Biden'ın konuşmasında özellikle Saint Augustine'den yoğun izler olduğunu' belirtti.1881 yılında konuşmasını 'Tanrı yardımcım olsun' ile bitiren 21. ABD Başkanı Chester Arthur'dan bu yana tüm başkanlar, ilk konuşmalarını bu cümle ile bitiriyorlar.Ayrıca yemin töreninden sonraki günün sabahında başkan olan kişi, farklı din ve inanç temsilcilerinin de yer aldığı Washington Ulusal Katedralindeki geleneksel dua ayinine katılıyor.Bu yıl yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınıyla mücadele tedbirleri kapsamında katedralde etkinlik yapılmazken, Biden onun yerine Beyaz Saray'da dini liderlerle sanal dua ayininde buluştu.
Uzmanlara Göre Biden İçeride Güvenliğe, Dışarıda Diyaloğa Dayalı Politika Yürütecek
İSTANBUL (AA) - GÜLSÜM İNCEKAYA - Uzmanlar, yeni ABD Başkanı Joe Biden'ın önünde ülke içindeki kutuplaşma, Kovid-19 salgınının ekonomi üzerindeki etkileri ve eski ABD Başkanı Donald Trump döneminde bozulan uluslararası ilişkilerin düzeltilmesi gibi önemli sorunlar bulunduğunu belirterek yeni yönetimin ülkede birliği sağlamak için güvenlik ağırlıklı tedbirler alacağını ve dış politikada ise diyaloga dayalı bir ilişki sürdüreceğini söyledi. 20 Ocak'ta yemin eden Joe Biden, ABD'nin 46. Başkanı olarak göreve başladı. Kamala Harris ise ülkenin ilk kadın ve siyahi Başkan Yardımcısı olarak tarihe geçti. Yemin sonrası yaptığı konuşmasında, 'Bütün Amerikalıların başkanı olacağım' sözleriyle birlik mesajı veren Biden, müttefiklerle ilişkilerin önemine işaret etti.Biden başkanlık mesaisinin ilk gününde, Donald Trump'ın politikalarını geri çevirmeye yönelik, aralarında Paris İklim Anlaşması, Dünya Sağlık Örgütüne (DSÖ) yeniden katılmak, federal binalarda maske takılması zorunluluğu, Meksika sınırına örülen duvara sağlanan fonların kesilmesi ve bazı Müslüman ülkelere uygulanan seyahat kısıtlamalarının kaldırılmasının da bulunduğu 17 kararnameyi imzaladı.Uzmanlar, Biden'ın yemin töreninde yaptığı konuşmada Trump'ın 'dağıttıklarını toparlamaya' ve ülkeyi yeniden birleştirmeye yönelik 'birlik' çağrısını ve dış politika mesajlarını AA muhabirine değerlendirdi. İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlter Turan, Biden'ın, ülkede iyice belirginleşen kutuplaşmayı sonlandırma üzerine politikalar geliştireceğini söyledi.Biden'ın, eski başkan Trump dönemiyle serbestleşen birtakım tehlikeli akımlarla ve beyaz ırkçılıkla mücadele ile Meksika sınırındaki duvarı kaldırma sözü verdiğini hatırlatan Turan, 'Yeni Başkan, hem içeriye hem de dışarıya yönelik mesajlarında demokrasi vurgusu yaptı. Demokratik uygulamaları aksatan ülkeleri eleştiren bir yaklaşım sergiledi.' dedi.Turan, Biden'ın içerideki önceliğinin Kovid-19 salgınının yol açtığı olumsuzlukları telafi etmek olduğuna dikkat çekerek 'Biden'ın içeriye yönelik 'birlik' mesajı vermesinde ülkedeki kutuplaşmanın boyutlarının etkili olduğu muhakkak. Salgının bitmesi, iktisadi ortamın iyileşmesi toplumsal gerilimi gidermeye yardımcı olacaktır. Ama silahlı mücadeleye özenen sokak gücünü denetlemek için muhtelif güvenlik tedbirleri almasını da bekleyebiliriz.' diye konuştu.Dış politika mesajlarında ise zedelenen uluslararası ilişkileri yeniden canlandırarak Trump'ın yaptığı tahribatı onarma söylemlerinin ön plana çıktığını belirten Turan, 'Özellikle Rusya ve Çin ile ilgili mesajlardan bu ülkelere yönelik ABD politikasında ciddi bir değişiklik olmayacağını anlıyoruz' değerlendirmesinde bulundu.Turan, Çin ile ABD arasındaki ilişkinin rekabetçi olduğunu ancak Biden'ın bunu daha alışılagelmiş çerçevede bir rekabete dönüştüreceğini aktardı.Trump döneminde ABD'nin uluslararası iktisadi sistemdeki liderliğini terk etmeye başladığını vurgulayan Turan, 'Biden'ın özellikle dış siyasette kullandığı üslup çok farklı olacaktır. Çin ve Rusya ile yapılacak mücadeleyi müttefikleriyle ortak şekilde yürütecektir. Nükleer silahların denetlenmesi ile ilgili anlaşmaları yeniden işler hale getirmeye çalışacaktır. Bu ilişkiler rekabetçidir. Biden, ABD değerlerinin korunması için sistemli ama kavgacı olmayan bir mücadele yürütecektir.' dedi.'ABD şu anda yaralı bir devlettir'Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Uluslararası İlişkiler Konseyi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Aydın da Biden'ın yemin konuşmasında ülkedeki parçalanmışlığı ve kutuplaşmayı sona erdirmeye vurgu yaptığını, mesajını daha çok birlik üzerinden verdiğini söyledi.Biden'ın birlik vurgusunun daha çok Trump döneminin kutuplaşmış siyasetine tepki niteliğinde olduğunu belirten Aydın, 'Biden kutuplaşmanın yanı sıra aşırıcılıkla mücadele edeceğini de söyledi. İç tehditlere karşı demokrasiyi yenilemek, güçlendirmekten bahsetti. Sistematik ırkçılıkla mücadele edeceğini söyledi. Bu mücadele ülkeyi uzun bir süre meşgul edeceğe benziyor. Çünkü Amerika şu anda yaralı bir devlet durumunda. Kongre binasının basılması gibi son birkaç haftadır yaşananlar ABD yakın tarihinde görülememiş olaylardır.' diye konuştu. Aydın, ABD'deki kutuplaşmanın Trump ile başlamadığını, Trump'ı da iktidara taşıyan zeminin zaten var olduğunu belirterek Biden ve ekibinin bu problemleri yatıştırmaya çalışacağını vurguladı. Göçmenler ve vatandaşlık hakları ile ilgili düzenlemelerin yanı sıra salgından etkilenenlere mali desteği artırmaya yönelik mesajlara da değinen Aydın, 'Muhtemelen Biden bu konuda Kongrenin desteğini rahatlıkla alacaktır.' dedi.Biden'ın dünyadaki sorunları askeri güçle değil diyalogla çözme yoluna gideceği mesajı vermesinin dikkat çekici olduğunu söyleyen Aydın, şunları kaydetti:'Dış politika için çok somut söylemleri yok. Trump döneminde hasara uğrayan müttefiklerle ilişkilerin onarılmasından bahsetti. Burada sadece NATO müttefiklerini kastetmiyor. Uzak Asya ve Pasifik'teki bazı ülkeler ile Kanada ve Meksika gibi yakın ülkelerle bozulan ilişkilerin düzeltilmesi gündemde olacaktır. Biden'ın Çin'e karşı yeni ittifak sistemleri kurmaya, eskilerini de onarmaya çalışacağını düşünüyorum.' Aydın, ABD'nin Suriye'de terör örgütü YPG/PKK ile olan yakınlığının Türkiye ile ilişkilerde sorun olmaya devam edeceğine dikkati çekerek 'ABD'nin YPG ilişkilerinde çok fazla geri adım atacağını düşünmüyorum. S-400'lerle ilgili de Türkiye'yi NATO çerçevesine sokmaya çalışacaktır. Ancak doğrudan zorlayıcı tedbirler uygulama yoluna gideceğini sanmıyorum.' ifadelerini kullandı.'Amerika, çok kutuplu dünya düzeniyle adeta bir mücadeleye tutuşacak'Maltepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Ünal da Biden'ın salgından dolayı işsiz kalanlara 1400 dolar yardım yaparak birkaç yıl öncesine kadar ortalama bir beyaz Amerikalının sahip olduğu, dünya standartlarının üzerindeki 'Amerikan rüyası' denilen yaşam tarzını geri getiremeyeceğini söyledi. Biden'ın önünde ABD tarihi boyunca kronikleşmiş ırkçılığın yanı sıra ekonomik kriz gibi sorunların da olduğunu belirten Ünal, 'Her ne kadar Biden ülkedeki kutuplaşmanın önüne geçeceğine dair mesajlar vermiş olsa da Trump, bu işin peşini bırakmayacağını açıkladı. Dolayısıyla belli ki ABD'de 'Trumpizm' devam edecek. Bu, ABD'de iki partili sistemin bozulmasına kadar varacak bir süreci başlatabilir.' şeklinde konuştu.Ünal, ABD'deki ırkçılık, yabancı karşıtlığı ve ekonomik sistemden kaynaklanan rahatsızlığın başta Avrupa olmak üzere dünyanın birçok gelişmiş bölgesinde görüldüğüne dikkat çekerek 'Dolayısıyla dünya düzeninde üstünlük algısını kaybeden ABD ve Batı'da bir anda hiç beklemediğimiz olaylar patlak verebilir.' dedi.İçeride kutuplaşmış bir Amerika'nın, çok kutupluluğa evrilmiş bir dünyaya çeki düzen vermeye çalışma ihtimalinin zayıf olduğuna işaret eden Ünal ancak Biden ile gelen kadroların ABD'nin üstünlüğü esasına dayanan dönemin isimlerden oluştuğuna dikkat çekti.Ünal, ABD'nin, çok kutuplu dünya düzeniyle adeta bir mücadeleye tutuşacağını söyleyerek 'Bunu kazanması ve yeniden hegemon bir Amerikan dünya düzeni oluşturması çok zayıf ama dünyayı karıştırması, zora sokması ihtimali yüksek. Yani bütün dünya ve özellikle de Türkiye olarak dört yıllık zor bir dönem geçireceğimizi düşünüyorum. Çünkü dışişleri bakanı olacak Antony Blinken'in Türkiye hakkındaki tezleri ve söylemleri hiç de kabul edilebilir gibi görünmüyor.' ifadelerini kullandı.
Kovid-19'U Yenen Yaşlı Çift İki Ay Aradan Sonra Birbirine Kavuştu
DİYARBAKIR (AA) - MEHMET SIDDIK KAYA- Diyarbakır'da yakalandıkları yeni tip koronavirüsü (Kovid-19) hastanede gördükleri tedavi ile yenen 76 yaşındaki Zülfiye ve 83 yaşındaki eşi Hasan Tekin iki ay aradan sonra birbirlerine kavuştu. Bazı şikayetleri üzerine çocukları tarafından Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne götürülen Tekin çiftine yapılan tetkiklerde, akciğerlerinde Kovid-19'a bağlı tutulum tespit edildi.Çift bir hafta boyunca evde izole şekilde tedavi gördü. Bir haftanın sonunda durumu ağırlaşan çift yeniden hastaneye kaldırıldı.Hasan Tekin 10 gün süren tedavisinin ardından taburcu edilirken, eşi Zülfiye Tekin ise hastanede yatırıldıktan 2 gün sonra solunum yetmezliğiyle yoğun bakıma alınarak, entübe edildi. Tekin iki ay süren tedavinin ardından taburcu edildi.İki ay aradan sonra evlerinde yeniden bir araya gelen çift hem sağlıklarına hem de birbirlerine kavuşmaktan mutlu.'Bugünü göreceğime ihtimal veremiyordum'Zülfiye Tekin, AA muhabirine Kürtçe olarak, rahatsızlığı süresince nefes almakta çok zorluk çektiğini belirterek, hastanede tedavi görürken en çok eşini, çocuklarını ve evini özlediğini söyledi.Hastalığı çok ağır geçirdiğini ifade eden Tekin, 'Nefes almada çok zorluk çekiyordum. Boğazımda delik açıldı. Şimdi kendimi iyi hissediyorum. Tedavi sürecimde ölümü hiç düşünmedim.' dedi.Tekin, tedavi sürecinde doktor ve hemşirelerin kendisiyle çok iyi ilgilendiğini dile getirerek, 'Hemşire ve doktorlardan razıyım. Allah onları korusun. Cumhurbaşkanımıza ve Sağlık Bakanına teşekkür ediyorum. Allah onlardan razı olsun. Bugünü göreceğime ihtimal veremiyordum, şükürler olsun gördüm.' diye konuştu.'İyileştik, eve getirdiler. Allah razı olsun'Hasan Tekin ise belirtilere göre hastalığını ilk başta grip zannettiğini anvak daha sonra kendisini hastanede bulduğunu ifade etti.'Başım ağrıyordu, titriyordum. Çok zorlu bir süreçti. Doktorlar tedavimizi yaptı. İyileştik, eve getirdiler. Allah razı olsun.' diyen Tekin, doktorların ve hemşirelerin tedavisi boyunca gösterdikleri ilgiden duydukları memnuniyeti dile getirdi.Tekin, 'Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Sağlık Bakanımızdan Allah razı olsun. Kendilerine teşekkür ediyorum. Eşim de taburcu edildi, mutluyum.' diye konuştu.'Doktorlar ve hemşireler bize bu mutlu günü yaşattılar'Tekin çiftinin oğlu Ali Tekin de uzun bir süre sonra annesinin ve babasının sağlığına kavuşmasından mutluluk yaşadıklarını belirtti.Zorlu bir süreci geride bıraktıklarını aktaran Tekin, 'Annemin entübe olduğunu duyduğumuzda çok üzüldük. Gece uyku uyuyamıyorduk. Yemek bile yiyemiyorduk. Annemden gelecek güzel haber için kulağımız, gözümüz telefondaydı. Annem uzun bir süreden sonra doktorların çabaları sonucu yoğun bakımdan çıktı. Doktorlarımız, hemşirelerimiz, sağlık çalışanlarımız, hasta bakıcılar hepsi şefkatle yaklaştı, bize bu mutlu günü yaşattılar.' ifadelerini kullandı.Sağlık yatırımlarının tedavi sürecindeki önemine değinen Tekin, 'Cumhurbaşkanımıza ve Sağlık Bakanımıza şükranlarımızı bildiriyoruz. Bu sağlık yatırımları olmasaydı, bu şekilde tedavi imkanı bulamazdık. Şükürler olsun ki bu imkanı bize sağladılar. Ayrıca hastanedeki bütün sağlık çalışanlarına bir ömür boyu minnettar kalacağız. Bu güzel günleri onların sayesinde yaşıyoruz.' diye konuştu.'Birbirini seven iki insanın tekrar kavuşması bizi mutlu etti'Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Dr. Muhammed Asena ise Hasan Tekin'in ardından uzun bir tedavi süreci sonunda sağlığına kavuşan Zülfiye Tekin'i de taburcu ederek evine gönderdiklerini belirterek, 'Birbirini seven iki insanın tekrar kavuşması bizi mutlu etti. Sağlık çalışanları için de bu büyük moral oldu.' ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin 627 Coğrafi İşaretinden 261'İnin Tescilini Tobb'a Bağlı Oda Ve Borsalar Yaptırdı
ANKARA (AA) - Türkiye'nin geçen yıl sonu itibarıyla koruma altında bulunan 627 coğrafi işaretinden 261'inin tescili Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğine (TOBB) bağlı oda ve borsalarca yaptırıldı. TOBB'dan yapılan açıklamaya göre, Türkiye'de 627 coğrafi işaret koruma altına alındı. Bunların 261'i (yaklaşık yüzde 42) oda ve borsalar tarafından tescil ettirildi.Tescilde ilk 4 il Gaziantep, Şanlıurfa, İzmir ve Kastamonu oldu.675 coğrafi işaret tescil başvurusunun 236'sı oda-borsalarca gerçekleştirildi. Başvuruda ilk 4 il Diyarbakır, Konya, Gaziantep ve Ankara olarak sıralandı.TOBB, oda ve borsaların Avrupa Birliği nezdindeki coğrafi işaret başvurularında onlara rehberlik etmesi amacıyla 'Oda ve Borsalar İçin Coğrafi İşaretler Kılavuzu'nu hazırlayarak 81 il ile paylaştı. Yerel ve özel ürünlerin her geçen gün tüketiciler tarafından daha çok tercih edildiği belirtilen kılavuzda, bu noktada coğrafi işaretlerin, ulusal ve küresel piyasalarda kazanç getiren en değerli araç ve hazine olduğu ifade edildi. Kılavuzda, bu yolda oda ve borsaların atacağı her adımın çok kıymetli olduğu vurgulandı. TOBB yönetimi de Brüksel Temsilciliği ile birlikte oda ve borsalara tescil ve sonraki süreçlerde destek olmaya devam edeceklerini bildirdi. AB'de 5 ürün tescil edildiTürkiye'nin, Avrupa Birliği nezdinde Antep baklavası, Aydın inciri, Malatya kayısısı, Aydın kestanesi ve Milas zeytinyağı olmak üzere 5 coğrafi işareti tescil edilmiş durumda.Bayramiç beyazı ve Taşköprü sarımsağında ise tescil öncesi son aşamaya geçildi.Öte yandan, Afyon pastırması, Afyon sucuğu, Antakya künefesi, Antep lahmacunu, Antep fıstığı, Edremit Körfezi yeşil çizik zeytini, Gemlik zeytini, Giresun tombul fındığı, Kayseri mantısı, Kayseri pastırması, Kayseri sucuğu, Maraş tarhanası, Maraş çöreği, Milas yağlı zeytini, Çağlayancerit cevizi, İnegöl köftesi olmak üzere 16 coğrafi işaret için de Avrupa Birliği'nde başvuru aşamasına gelindi.
Beyaz Gelinliğini Giyen Erfelek Tatlıca Şelaleleri Ziyaretçilerine Görsel Şölen Sunuyor
SİNOP (AA) - GÖKHAN GÜCÜKLÜOĞLU - Sinop'un Erfelek ilçesinde iki ormanın birleştiği derin vadi içerisinden akan irili ufaklı 28 şelaleden oluşan Erfelek Tatlıca Şelaleleri, beyaz örtüsüyle ziyaretçilerini adeta büyülüyor. Tarım ve Orman Bakanlığınca 2011'de tabiat parkı ilan edilen 720 dekarlık alana sahip Erfelek Tatlıca Şelaleleri, beyaz örtüsüyle de ziyaretçilerini ağırlamaya devam ediyor.Bünyesinde bir kilometrelik iki farklı yürüyüş parkurunu bulunduran tabiat parkı, alabalık, kestane kargası, baykuş, ördek türleri, sincap, sansar, gelincik, tavşan ve karaca gibi yaban hayvanlarına da ev sahipliği yapıyor.Yaz ve bahar mevsiminde binlerce ziyaretçiyi ağırlayan şelale, kar yağışıyla beyaz örtüye büründü. Şelaleyi ziyaret eden vatandaşlar, beyaz örtü altında fotoğraf çektirerek, bölgede yaşayan ördekleri besledi. Erfelek Belediye Başkanı Mehmet Uzun, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Erfelek Tatlıca Şelaleleri'nin Türkiye'nin en özel yerlerinden biri olduğunu söyledi. Önceki yıllarda ulaşım sorunları yaşandığı için kış mevsiminde şelaleye ulaşımın zor olduğunu anlatan Uzun, 'Şu an öyle bir sıkıntımız kalmadı. Yollarımız açık, vatandaşlarımız bu güzel manzaranın tadını çıkarıyor.' dedi. Mehmet Uzun, şelalenin kar yağışıyla ayrı bir güzelliğe büründüğünün altını çizdi. Şelalenin ilçe için önemine işaret eden Uzun, 'İlçemizin güzelliğine güzellik katıyor. Yazın zaten binlerce kişinin ziyaret ettiği bir yer. Şimdi kış aylarında da ziyaret edilmeye başlandı. Beyaz örtüsüyle gerçekten görsel şölen sunuyor. Bütün vatandaşlarımızı şelalemizi ziyarete davet ediyorum.' ifadelerini kullandı.Kar üzerinde uzun parkurlarda yürüyüş yapmanın insanlara cazip geldiğini aktaran Uzun, 'Şelale boyunca yürüyüş parkurlarımız var. Gür ormanlar ve su sesi eşliğinde yürüyüş yapmak muhakkak ki insanlarımıza huzur veriyor. Ayrıca şelalede yaşamını sürdüren ördeklerimiz var. Özellikle çocuklar onlarla zaman geçirmeye bayılıyor.' diye konuştu.
Reklam
Diyarbakır'ın "Gaffar Baba"Sı Hemşehrilerinin Kalbinde Yaşıyor
SAKARYA (AA) - ÖMER FARUK CEBECİ - Diyarbakır'da 24 Ocak 2001'de düzenlenen silahlı saldırıda 5 polis memuruyla şehit olan ve Diyarbakır'ın 'Gaffar Baba'sı olarak adlandırılan Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan, memleketi Sakarya'nın Hendek ilçesinde sevgi ve minnetle anılıyor. Sakarya'nın Hendek ilçesinde 1952 yılında dünyaya gelen Ali Gaffar Okkan, 1970'te Polis Kolejini, 1973'te Polis Akademisini bitirdi. Okkan, İzmir Emniyet Müdürlüğüne komiser yardımcısı olarak atandıktan sonra emniyet amirliği rütbesi alana kadar çeşitli birimlerde görev yaptı. Birinci Sınıf Emniyet Müdürlüğüne 1993'te terfi eden Okkan, Kars Emniyet Müdürü olarak atandı.Ali Gaffar Okkan'ın adı, 18 Kasım 1997'de Diyarbakır Emniyet Müdürü olarak göreve başladıktan sonra kentte ilklere ve önemli başarılara imza atmasıyla gündeme geldi. Diyarbakır'da 24 Ocak 2001'de uğradığı silahlı saldırıda beraberindeki 5 polis memuruyla şehit düşen Okkan, diğer kahramanlar gibi vatan sevgileri ve meslek aşklarıyla unutulmayan isimler arasında yer aldı. 'Ali Gaffar Okkan' ismi, memleketi Hendek'te olduğu gibi Türkiye'nin çeşitli yerlerindeki polis meslek yüksekokulu, sokak, cadde ve salonlarda da yaşatılıyor. 'Gözlerim hala onu arıyor'Okkan'ın çocukluk arkadaşlarından Şehabettin Dikbayır (69), AA muhabirine, Okkan'la aynı mahallede yetiştiklerini söyledi.Şehit emniyet müdürüyle birçok anı biriktirdiklerini aktaran Dikbayır, 'İsmi anıldığında her zamanki gibi içimiz buruk oluyor. Ülkemiz için çok büyük bir kayıp. Değeri biçilmeyecek insanlardan biri.' dedi.Okkan'ın isminin birçok yerde saygıyla anılmasından, adının kurumlara ve yapılara verilmesinden gurur duyduklarını dile getiren Dikbayır, 'Kendisi dürüst bir insandı. İyi bir aile babasıydı. Normalde katı bir insanım, mezarına her gelişimde her yerim gidiyor. Her anımız beraberdi. Hendek'e her geldiğinde buluşurduk, sabahlara kadar muhabbet ederdik. Her konuda anlaşırdık. Gözlerim hala onu arıyor.' dedi.Dikbayır, Okkan'la en son şehadetinden bir gün önce akşam saatlerinde görüştüklerini sözlerine ekledi. 'Çok iyi sevecen bir insandı'İlçede eczacılık yapan Özlem Coşkun da Hendekli olarak şehit emniyet müdürü Okkan'ı saygı, sevgi ve rahmetle andığını söyledi. Doktor olan babasının Okkan ile samimiyetinin bulunduğunu anlatan Coşkun, 'Gaffar Okkan ile babamın birbirlerine gidip geldiklerini, ağabeyli kardeşli ilişkileri olduklarını biliyorum. Bir gün rahmetli Okkan, babamın muayenehanesine geldiğinde, 'Abi, seni bu Hendek halkı neden bu kadar çok seviyor?' diye sorunca babam, 'Ben kendimi hekim olarak değil, onlardan birisi, ailesi gibi görüyorum. Onlarla iç içeyim. Her daim istediklerinde yardıma koşuyorum. Sen de öyle yap.' tavsiyesinde bulunduğunu işittim.' diye konuştu.Coşkun, Okkan'ın çok iyi ve sevecen bir insan olduğunu belirterek, ilçe halkı olarak şehadetinden büyük üzüntü duyduklarını ve kendisini unutamadıklarını kaydetti.
Salgında Yıldızı Parlayan Sektörler - Un Sanayisinin Kapasite Kullanımı Salgında Yüzde 85'Lere Çıktı
İSTANBUL (AA) - MUSAB TURAN - Uluslararası Un Sanayicileri ve Hububatçılar Birliği (IAOM) Avrasya Başkanı Eren Günhan Ulusoy​​​​​​​, Türk un sanayisinin atıl kapasitesinin salgında kullanılmaya başlandığını belirterek, 'Pandemi süreciyle birlikte kapasite kullanımımız yüzde 50’lerden yüzde 85’lere kadar çıktı. Pandemiyle birlikte kısa bir sürede rafların bir anda boşaldığını gördük. Herkesin raflarda ilk satın aldıkları şey, un, makarna, kolonya gibi ürünler oldu. Restoran ve kafelerin kapanmasının ardından un tüketiminde yaşanan düşüş, perakende un satışındaki artışla dengelendi. Geçtiğimiz 7 yılda olduğu gibi 2020'de de dünyanın un ihracat şampiyonu olduk.' dedi.Ulusoy, AA muhabirine un sanayisi ve iç pazarda yaşanan tüketim ve sektörün ihracat beklentileriyle ilgili açıklama yaptı.Türk un sanayisinin 163 ülkeye temel gıda maddesi olan ekmeğin ham maddesini ürettiğini aktaran Ulusoy, dünyada kişi başı unlu mamuller tüketiminin en yüksek olduğu Türkiye’deki arzı başarıyla sağladıklarını söyledi.Türk un sanayisinin yurt dışına yılda 3-3,4 milyon ton buğday unu ihraç ettiğini anlatan Ulusoy, bunun karşılığında 1 milyar doların üzerinde gelir sağlandığını kaydetti.Ulusoy şu bilgileri verdi:'2002 yılında 253 bin ton olan un ihracatımız, 2020 yıl sonu itibarıyla yaklaşık 3 milyon tona ulaştı. Yaratılan gelir açısından ise aynı yıllarla karşılaştırınca, 47 milyon dolardan 1 milyar dolara yükseliş var. Un sektörü, dünyada en aktif ve en önemli sektörlerde birisidir. Hane geliriyle birlikte tüketim tercihlerinin yön verdiği un sektörü, gıda güvenliğinin oldukça ön planda olduğu bu dönemde arz konusunda en dikkat edilmesi gereken ürünün üretimini sağlamaktadır. Türkiye bu alanda hem üretim ve tüketim hem de ürünün ticaretinde dünyanın önde gelen ülkelerindendir.Kişi başı ortalama 160 kilogram yıllık tüketimle soframızdaki yeri oldukça sağlam olan un ve unlu mamuller, yurt dışı ticarette de önemli bir yere sahip. Türkiye’nin üretim kapasitesi Türkiye’nin iki katından fazladır. Sektörümüzün en büyük problemlerinden biri atıl kapasiteydi. Kapasitemizin sadece yarısını kullanabiliyorduk. Yani Türkiye’deki talep, bizim arzımızın yarısına denk geliyordu. Bugün baktığımız zaman bunun ne kadar önemli bir sigorta olduğunu görüyoruz. Talep ikiye katlansa bile Türkiye’nin bunu üretecek kapasitesi var.''Un tüketiminde yaşanan düşüş, perakende un satışındaki artışla dengelendi'Ulusoy, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) verilerine göre Türkiye'de 563 aktif un fabrikası bulunduğunu ifade ederek, Türkiye’nin toplamda yıllık 28 milyon ton un üretim kapasitesi bulunduğunu söyledi.Sektörün salgın başlayana kadar kapasitesinin yaklaşık yarısını kullandığını belirten Ulusoy, şöyle konuştu:'Pandemi süreciyle birlikte kapasite kullanımımız yüzde 50’lerden yüzde 85’lere kadar çıktı. Pandemiyle birlikte kısa bir sürede rafların bir anda boşaldığını gördük. Herkesin raflarda ilk satın aldıkları şey, un, makarna, kolonya gibi ürünler oldu. Restoran ve kafelerin kapanmasının ardından un tüketiminde yaşanan düşüş, perakende un satışındaki artışla dengelendi. Ekmek ve diğer unlu mamullerin üretiminde fırınlar çalışmaya devam ettiler. Talepte perakende tarafına doğru bir kayış söz konusu oldu.Perakende una gelen ani talep üzerine yüzde 5’lik talep oranının yüzde 10-12’lere çıktığını gördük. Şu anda yüzde 7-8’lere geriledi. Başka bir ifadeyle pandemi öncesinde perakende un tüketimi yıllık yaklaşık 500 bin tonun üzerindeydi. Pandemiyle birlikte bu 1 milyon tonun üzerine çıktı. Talep bir anda birkaç aya yayılmış oldu.''Sektörümüz, bu yılı da zirvenin uzak ara sahibi olarak tamamladı'Ulusoy, tüketim alışkanlıkları yavaş yavaş yerine oturduğunu ifade ederek, eskiye oranla perakendenin payının bir miktar daha yukarıda devam etmesini beklediklerini söyledi. Dış ticarette de etkisini hissettiren salgının ihracatta yıl sonundaki beklentileri aşağıya çektiğini anlatan Ulusoy, şöyle konuştu:'2020 yılını yaklaşık 3 milyon tonluk bir ihracat ve 1 milyar dolar gelirle kapattık. Son 7 yıldır dünyada ihracat şampiyonu olan un sektörümüz, bu yılı da zirvenin uzak ara sahibi olarak tamamladı. Pandemiye rağmen iyi bir yıl geçirdiğimizi söyleyebiliriz. Önümüzdeki yıl tekrar istikrarı yakalayıp hedeflediğimiz noktalara ulaşabileceğimizi düşünüyorum. 2021 yılı için hedefimiz 3,3 milyar dolarlık bir gelir elde edebilmek. 2020 yılında en çok ihracat yaptığımız ilk 5 pazar, sırasıyla Irak, Yemen, Suriye, Venezuela ve Angola oldu. Geçtiğimiz yıla göre ilk kez Moldavya, Norveç, Mozambik, Nijerya gibi farklı kıtalardan ülkelere ihracat gerçekleştirdik. Dünyaya baktığımız zaman ise 770 milyon tonluk bir rekolte üretimi, buna karşılık 750 milyon tonluk bir buğday tüketimi söz konusu. Bu sayede dünyadaki buğday stokları 320 milyon tondan 330 milyon tona yükselecek.' 'Çin’in stoklarını güçlendirmek için 7 milyon ton ithalat yapacağı öngörülüyor'Türkiye Un Sanayicileri Federasyonu Başkanı Eren Günhan Ulusoy, salgın sonrası dönemde birçok ülkenin kendi stoklarını güçlendirmek yönünde bir hareketlilik yaşandığını belirterek, Pakistan'ın normal süreçte hiç ithalat yapmayan bir ülkeyken, günümüzde üst üste ihalelerle buğday aldığı örneğini verdi.Ulusoy sözlerini şöyle tamamladı: 'Çin’in kendi stoklarını güçlendirmek için 7 milyon ton ithalat yapacağı öngörülüyor. Mısır, Suudi Arabistan zaten her sene olduğu gibi güçlü alımlarına devam ediyorlar. Bu yüksek alımlar, fiyatların yükselmesine sebebiyet verdi. Çin’in özelinde baktığımızda dönem sonunda 163 milyon ton stokla kapatması bekleniyor.Bu da dünya stokunun yarısı anlamına geliyor. Pandemi sonrası bütün ülkeler gıda güvenliğinde buğdayı çok önemli, stratejik bir noktaya koydular. Tedarikte aksama olmaması için stoklarını yüksek tutuyorlar. Buradan yine Türkiye’ye dönersek Türkiye’de de benzer bir durum söz konusu. Gıdanın önemi, önceki dönemden artan öneminden dolayı yüksek bir talep görüyoruz.'
Reklam
Elazığ Depreminde Yitirilen Canlar Unutulmuyor
ELAZIĞ (AA) - SUAT ÖZTÜRK - Elazığ'da geçen yıl 24 Ocak'ta meydana gelen depremde yaşamını yitirenler unutulmuyor.Merkez üssü Sivrice ilçesi olan, 24 Ocak 2020'de meydana gelen, 41 kişinin yaşamını yitirdiği 6,8 büyüklüğündeki depremin üzerinden bir yıl geçti. Yıkılan binaların enkazında kimi eşini ve çocuğunu kimi ağabeyini bazıları da annesini kaybeden depremzedeler dinmeyen bir yürek acısı ile devletin ve hayırseverlerin desteği ile yaşama tutunuyor.'Gözümü açtığımda gökyüzü görünüyordu'Sürsürü Mahallesi'nde yıkılan evlerinin enkazı altında kalarak eşi Ayşe ve 9 yaşındaki oğlu Muhammed Salih'i kaybeden Hüseyin Civelek, depremden 4 saat sonra ekiplerin yardımıyla 13 yaşındaki oğlu Zekeriya ile yaralı kurtarıldı.Evladı Zekeriya ile yeniden yaşama tutunan Civelek, kaybettiği eşi ve çocuğunun resimleri ile teselli buluyor.Civelek, AA muhabirine, depremin şiddeti ile evlerinin duvarlarının ve tavanının üzerlerine çöktüğünü söyledi.'Gözümü açtığımda gökyüzü görünüyordu.' diyen Civelek, bedeninin yarısının duvarın altında kaldığını, çocuklarının ve eşinin sesini duyduğunu aktardı.'Çocuğum 'Baba kurtar' diye bağırıyordu'Depremde önce eşini kaybettiğini ifade eden Civelek, 'Küçük oğlum da eşimin yanındaydı. Çocuğum 'Baba kurtar.' diye bağırıyordu. Bu ses hala kulaklarımda çınlıyor. Gözlerimin önünde çocuğum can verdi. Elimi uzattım, elleri elime geldi. Hava çok soğuktu. Sular patlamıştı. Altımızda su vardı. Üşümeye başlamıştık.' dedi.Hüseyin Civelek deprem sırasında ailesi ile helalleştiğini anlatarak o anların hafızasından silinmediğini belirtti.Oğlu Zekeriya ile teselli bulduğunu dile getiren Civelek şöyle konuştu:'Ömrüm boyunca unutamayacağım. Büyük oğlumla yalnız kaldık. Onun hem annesi hem babası oldum. Ona annesinin eksikliğini hissettirmemeye çalışıyorum. Her zorlukta beraberiz. Birbirimizden güç alıyoruz. Sağ olsunlar İçişleri Bakanımız Süleyman Soylu ile Çevre ve Şehircilik Bakanımız Murat Kurum'un talimatıyla bizleri Cumhuriyet Mahallesi'ndeki TOKİ konutlarına yerleştirdiler. Burada oğlumla hayatımıza devam ediyoruz. Bu süreçte devletimiz yanımızda oldu. Devletimiz şehrimizi yeniden imar ediyor. Ancak her geçen gün kaybettiklerimizin acısı daha da artıyor. Eşim ve oğlumun yokluğu bizi daha da derinden sarsmaya başladı. Allah bir daha böyle bir felaket vermesin.'Civelek çocuklarının Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a büyük hayranlık duyduğunu belirterek kaybettiği oğlu Muhammed'in cumhurbaşkanı olmak istediğini aktardı.2016 yılında iki oğluna sünnet düğünü yaptığını, çocuklarının yazdığı mektup üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kendilerine telgraf gönderdiğini dile getiren Civelek, 'Deprem ile sadece canlarımız gitmedi, bütün aile geçmişimiz, hatıralarımız, malımızı da kaybettik. Elimizde resimleri bile kalmamıştı. Kur'an kursunda çektirdikleri bir resmi ulaştırdılar bana. Eşimin enkazdan çıkan kimliği ile bir resmini bulmuşlardı. Sadece bunlar elimizde kaldı.' şeklinde konuştu.Yürüyebilmek için mücadele veriyorum'Mustafa Paşa Mahallesi'nde yıkılan Kalay Apartmanı 5'inci katında yaşayan 60 yaşındaki Dilek Kalay, evine misafirliğe gelen ağabeyi Ünal Kalay, teyzesi Gülçin Kalay (70) ve teyzesinin kızı Pınar Kalay ile depreme yakalandı.Jandarma Arama Kurtarma (JAK) timinin çalışmaları sonucu Dilek Kalay 9,5 saat, teyzesinin kızı Pınar Kalay da 7,5 saat sonra bulundukları yerden çıkarıldı. Depremde Ünal Kalay ve Gülçin Kalay'ın cansız bedenine ulaşıldı. Depremde ağabeyini ve teyzesini kaybeden, vücuduna aldığı darbeler sonucu bedensel engelli olarak yaşamını sürdüren Dilek Kalay'ın tedavisi devam ediyor.Kalay, evine gelen misafirlerine çay demlemek için mutfağa gittiği sırada depremin meydana geldiğini belirterek enkaz altında kaldıklarında ağabeyi ve teyzesinin sesinin bir anda kesildiğini söyledi.Teyzesinin kızı Pınar ile enkaz altında birbirini teselli ettiklerini anlatan Kalay, 'Tavan üzerime düştüğünde çok acı yaşadım. Tavandan bir ağırlık sırtıma geldi. O anda ölecekmiş gibi hissettim. Sürekli dua ettim. Sonrasını hatırlamıyorum. Hastanede gözlerimi açtım. Yoğun bakımda 10 gün kaldım. Ameliyatlar geçirdim. Vücudumun çeşitli yerlerinden parça alınarak ayağıma naklettiler. Diğer sol ayağıma vida takıldı. Toplamda 13 ameliyat geçirdim. Fırat Üniversitesi Hastanesinde 3 ay yattım.' diye konuştu.Kalay, bir yıldır yürüyemediğini, iç organlarının da hasar gördüğünü, tedavisi sürerken iki kez kalp krizi geçirdiğini ifade ederek, 'Yakınlarımı kaybettiğimi çok sonra öğrendim. O zaman o acıyı tekrar yaşadım. 'şeklinde konuştu.Depremle 60 yıldır yaşadıkları evleri ve mahallelerine ilişkin anılarının da yok olduğunu dile getiren Kalay, geriye hiçbir eşyalarının kalmadığını bildirdi.Kalay, yaşanan felaketin üzerinden bir yıl geçmesine rağmen ilk gün gibi acı duyduğunu anlatarak şöyle dedi:'Şu anda hayat mücadelesi veriyorum. Ayaklarımdaki kırıklardan dolayı yürüyemez haldeyim. Bu süreçte devletimiz Allah razı olsun, sürekli yanımızda oldu. Tüm Türkiye bir olup bizi kurtardı. El birliği ile mücadele verip bizi hayata bağladılar. Yıkılan evlerimizi yaptılar. Ben de ayakta durmak, yürüyebilmek için mücadele veriyorum.''Kurulu düzenimiz saniyeler içinde yok oldu'Bedensel engelli Pınar Kalay da depremde birlikte yaşadığı annesini kaybettiğini söyledi.'Enkaz altında kalan tek engelli bendim. Annem tutunacak tek dalımdı.' diyen Kalay depremden 6 ay önce de babasını kaybettiğini aktardı.Kalay tek başına yaşamak zorunda kaldığını belirterek şöyle devam etti:'Devletimiz bize ev verdi, Allah razı olsun. Ama yaşam mücadelemi tek başıma veriyorum. Annemden sonra engelli olduğumu daha çok hissetmeye başladım. Acılarımız çok taze. O anı unutmak çok zor. Yaşadıklarımız hiç kolay değildi. Sadece evimiz değil, dünyamız yıkıldı. Kurulu düzenimiz saniyeler içinde yok oldu. Bu süreçte yanımızda olan herkesten Allah razı olsun, devletimiz var olsun.' 'Devletimizin sayesinde yeni bir hayata tutunmaya çalışıyorum'Mustafa Paşa Mahallesi'nde çöken Kalay Apartmanı'ndaki evlerinde depremi yaşayan Nazmiye (49) ve annesi Sakine Düşmez, enkaz altında kaldı.Depremde annesini kaybeden Nazmiye Düşmez, ekiplerin yardımıyla 16 saat sonra enkaz altından çıkarıldı.TOKİ tarafından Cumhuriyet Mahallesinde yaptırılan konuta yerleşen Düşmez, yaşamını tek başına sürdürüyor.'Depremde annemin bir kere 'Nazlı' dediğini duydum. Ondan sonra sesini duymadım.' ifadesini kullanan Düşmez, o anda yaşadıklarına ilişkin şunları kaydetti:'4 kat aşağı düşmüşüz. Sadece tavan yıkılmamıştı. Artçı sarsıntıları orada hissediyordum. Hava da soğuktu. Cep telefonum hayatımı kurtardı. Beni arayan akrabalarım durumu kurtarma ekiplerine bildirdi. Allah devletimizden razı olsun. Devlet yanımda olmasaydı, oradan kesinlikle kurtulamazdım. Kendimi 16 saat bir mezarın içinde hissettim. Kurtarma ekipleri canımız için canlarını ortaya koydu. Ömür boyu teşekkür etsek az kalır. Bizi tekrar hayata bağladılar. Yeni bir hayata başladığını, işe gidip geldiğini, evinde rahat olduğunu aktaran Düşmez, annesinden geriye sadece bir Kur'an-ı Kerim'in kaldığını aktardı.Düşmez, 'Devlet olmasaydı bugünlere kadar gelemezdim. Devletimize teşekkür ederim. Allah bu acıları bir daha göstermesin. Depremle anılarım, geçmişim gitti. Devletimizin sayesinde yeni bir hayata tutunmaya çalışıyorum.' diye konuştu.
Kocaeli'de İş Yerinden 1,2 Milyon Liralık Malzeme Çalan Eski Çalışan Tutuklandı
KOCAELİ (AA) - Kocaeli'nin İzmit ilçesinde bir iş yerinden 1 milyon 269 bin lira değerinde inşaat malzemesi çaldığı iddiasıyla gözaltına alınan eski çalışan tutuklandı.Alınan bilgiye göre, İl Emniyet Müdürlüğü ekipleri, ilçedeki bir iş yerinden geçen yıl farklı tarihlerde 1 milyon 269 bin lira değerinde inşaat malzemesi çalındığı ihbarı üzerine çalışma başlattı.Teknik ve fiziki takibin ardından ekipler, şüpheli Z.A'yı gözaltına aldı.Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen zanlı tutuklandı.
Reklam
Osmangazi Köprüsü Gişelerinde Durdurulan Minibüste Uyuşturucu Ele Geçirildi
YALOVA (AA) - Yalova'da Osmangazi Köprüsü gişelerinde durdurulan minibüste 14 kilo 146 gram uyuşturucu ele geçirildi.İl Emniyet Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, uyuşturucu ticareti, nakli ve dağıtımını gerçekleştirenlerin tespiti ve yakalanmasına yönelik çalışma yürüttü.​​​​​​​ Ekipler, Osmangazi Köprüsü gişelerinde F.S. idaresindeki minibüsü durdurdu. Araçtaki aramada, yolcu koltuğu arasındaki çuval içerisinde özel olarak hazırlanmış 27 pakette 14 kilo 146 gram sentetik uyuşturucu ele geçirildi.Gözaltına alınan şüpheli, çıkarıldığı adli makamlarca tutuklandı.İl genelinde uyuşturucu kullanımı ve ticaretinin önlenmesi, tespiti ve yakalanmasına yönelik çalışmalar aralıksız devam edecek.
Reklam
Beşiktaş'ta Başörtülü Kadına Saldırı Davasında Karar
İSTANBUL (AA) - Beşiktaş'ta başörtülü öğretmen Şüheda Nur Eriş'e saldırdığı gerekçesiyle hakkında dava açılan sanık Berrak Karaoğlu, 'kasten yaralama' suçundan 2 bin lira adli para cezasına çarptırıldı.İstanbul 60. Asliye Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, sanık Berrak Karaoğlu ile şikayetçi Şüheda Nur Eriş ve Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının avukatları katıldı.Duruşmada konuşan şikayetçi Eriş'in avukatları, Adli Tıp Kurumu raporuna göre, sanığın cezai ehliyetinin tam olduğunu belirtti. Olaydan 3 gün önce Karaköy'de benzer bir saldırı yapıldığını ve sanığın bunu sosyal medya hesabından paylaştığını anlatan avukatlar, sanığın en üst hadden cezalandırılmasını istedi. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının avukatı da sanığın 'halkı kin ve düşmanlığa tahrik' ile 'kasten yaralama' suçundan üst hadden cezalandırılmasını talep etti.Savcılık mütalaasında cezalandırılması istendiCumhuriyet savcısı, esas hakkındaki mütalaasında, sanık Karaoğlu'nun şikayetçi Eriş'e karşı darp eyleminde bulunduğunun kamera görüntüleriyle sabit olduğunu belirtti. Sanığın olay günü kendisine yaklaşan şikayetçiyi işaret ederek söylenmesinden sonra ilk eylemini şikayetçinin arkasından baş bölgesine yapması ve gözaltındayken Sulh Ceza Hakimliği sorgusunda 'Son zamanlarda yolda bir çeşit anlam veremediğim taciz halinde yürüyüşler yapıyorum.' şeklindeki beyanını dikkate alan savcı, eylemin 'bir kimsenin inanç, düşünce veya kanaatlerinden kaynaklanan yaşam tarzına ilişkin tercihlerine müdahale etmek veya bunları değiştirmeye zorlamak' kapsamında olduğundan sanığın bu suçtan cezalandırılması gerektiğini kaydetti.Savcı, sanığın 'inanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme' suçundan 1 yıldan 3 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti.Sanık beraat talebinde bulunduMütalaaya karşı son savunmasını yapan sanık Karaoğlu, olaydan önce birkaç kez tedavi için hastaneye yattığını anlatarak, 'Olay sarhoşluk anıma denk gelmiştir. Sanki bir araştırma var ve ben İslam karşıtı grubu içerisinde çalışıyorum gibi yansıtıldı. İdeolojik yapılmış gibi ilişkilendirildi. Bundan rahatsızlık duyuyorum. Belki bir daha yaşanırsa kamuya yansıtabilirdi. Ne inanç özgürlüğüne saldırı olduğunu ne de halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçunu işlediğimi düşünüyorum. Basit yaralama suçuna söyleyebilecek hiçbir şeyim yok. Şikayetçi avukatının bahsettiği fotoğraflar benim sosyal medya hesabımda paylaştığım fotoğraflardır. Beraatimi istiyorum.' diye konuştu.Son sözü sorulan sanık, 'Bu, bir sokak akışında benim çok kötü olduğum bir akşam, hatırlamadığım ve olaydan kaynaklı üzgün olduğum bir an yaşandı.' dedi.Davayı karara bağlayan mahkeme, sanığı 'kasten yaralama' suçundan önce 120 gün adli para cezasına çaptırdı. Sanığın duruşmalardaki iyi halini dikkate alarak cezayı 100 güne indiren mahkeme, bu cezanın karşılığının günlüğü 20 liradan hesaplanarak 2 bin lira olmasını ve 5 taksitle ödenmesini kararlaştırdı.Heyet, 'halkı kin ve düşmanlığa tahrik' suçu yönünden şikayetçinin beyanını doğrular nitelikte bir tanığın olmaması, var olan tek tanığa da kolluk araştırmasına rağmen ulaşılamaması gerekçesiyle sanığın delil yetersizliğinden beraatine hükmetti. İddianameden İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, 12 Kasım 2019'da Beşiktaş Polis Merkezi'ni arayan müşteki Şüheda Nur Eriş'in, tanımadığı bir kadının kendisine saldırarak darbettiğini söylemesi üzerine soruşturma açıldığı belirtilerek, olaya ilişkin güvelik kamerası kayıtlarından saat 21.27'de sanığın yolda karşılaştığı müştekiye tokat attığının belirlendiği aktarılmıştı.Olay nedeniyle müştekinin basit tıbbi müdahaleyle iyileşebilecek şekilde yaralandığı ve sanığın müştekiye karşı, dini inancı gereği giyim tarzından dolayı eylemi gerçekleştirdiği kaydedilen iddianamede, sanığın 'halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme' ve ''basit yaralama'' suçlarından 1 yıl 4 aydan 4 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edilmişti.
Reklam
Kenya'da Çekirge Sürüleri 47 İlçenin 15'İni İşgal Etti
İSTANBUL (AA) - Kenya'da birçok bölgenin, Etiyopya ve Sudan'dan gelen çöl çekirge sürülerinin istilasına uğradığı bildirildi. Tarım Bakanı Peter Munya, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, ülke genelinde 47 ilçenin 15'inde çekirge sürülerinin istilasıyla mücadele edildiğini söyledi. Munya, 'Kenya, yeni bir çekirge sürüsü istilasıyla karşı karşıya. 47 ilçenin 15'inde çekirge sürüsü tespit edildi.' dedi.Ülkenin birçok bölgesinde çekirge sürülerinin görüldüğünü kaydeden Munya, gerekli önlemlerin alındığını ancak tehlikenin henüz geçmediğini vurguladı.BM'den uyarıBirleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütüne (FOA) göre, Doğu Afrika ülkelerini istila eden çekirgelerle mücadele için 38 milyon dolara ihtiyaç duyuluyor.FOA, yeni olgunlaşmamış sürülerin Etiyopya, Kenya ve Somali'nin farklı bölgelerinde yayılmaya başladığını ve bu ay Güney Sudan, Tanzanya ve Uganda'ya ulaşabileceği uyarısı yaptı.Gıda güvenliğine büyük tehdit oluşturan çekirge sürüleri, geçen yıl, bölgede yüz binlerce hektar tarım arazisine zarar vermişti.Bir kilometrekarede yer alan 40-80 milyon çekirge, sadece bir günde 35 bin kişiye yetecek gıdayı tüketebiliyor.Çekirge sürüleri her gün 150 kilometre yol katedebiliyor.
Mersin'de Deaş Operasyonu: 2 Gözaltı
MERSİN (AA) - Mersin'de terör örgütü DEAŞ'a yönelik operasyonda 2 şüpheli gözaltına alındı.İl Jandarma Komutanlığından yapılan açıklamaya göre, terör örgütü DEAŞ bünyesinde faaliyet yürüttüklerine yönelik bilgi edinilen 2 kişi hakkında yakalama kararı çıkarıldı.Adresleri tespit edilen şüpheliler, jandarma ekiplerinin operasyonuyla gözaltına alındı.Zanlıların ikametgahlarında dijital materyaller ele geçirildi.Şüphelilerin, sınırdan yasa dışı geçişlerini organize ettikleri örgüt üyelerinin Avrupa ülkelerine gitmelerine yardımcı olmaya çalıştıkları ileri sürüldü.
Rize'de Silah Kaçakçılığı Operasyonu: 2 Gözaltı
RİZE (AA) - Rize'nin Ardeşen ilçesinde silah kaçakçılığı yaptıkları iddiasıyla iki şüpheli yakalandı.İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü ile İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri, Kavaklıdere Mahallesi'nde iki kişinin evinde arama gerçekleştirdi.Aramada 99 tabanca namlusu ile 3 tabanca üst kapağı ele geçirildi.Gözaltına alınan iki zanlının jandarmadaki işlemleri devam ediyor.
Şanlıurfa'da İki Otomobil Çarpıştı: 5 Yaralı
ŞANLIURFA (AA) - Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde iki otomobilin çarpışması sonucu 5 kişi yaralandı.Ahmet Yavuzel idaresindeki 63 ZY 686 plakalı otomobil, Siverek-Şanlıurfa kara yolunun 15'nci kilometresinde Mehmet Emin Taldari yönetimindeki 63 HT 320 plakalı otomobille çarpıştı.Kazada yaralanan 5 kişi, 112 Acil Servis ekiplerince Siverek Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı.Yaralıların sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi.
Reklam