onedio
Göçü Kolaylaştıran Dijitalleşme, Riskleri De Beraberinde Getiriyor
İSTANBUL (AA) - ANDAÇ HONGUR - Fenerbahçe Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özlem Özdemir, akıllı telefonların mülteciler için yaşam kiti görevi gördüğünü ve dijitalleşmenin göçü kolaylaştırdığını belirterek, 'Mültecilerin kurdukları sosyal ağlarda sadece mülteciler yok, kaçakçılar ve insan tacirleri de var. Uygulamaları da herkes indirebiliyor. Bu riskli bir durum ve güvenlik problemlerini ortaya çıkarıyor.' dedi.AA muhabirinin sorularını cevaplayan Özdemir, tarih boyunca insanların savaş, çatışma, açlık, kuraklık, iklim değişikliği, işsizlik, şiddet, etnik temizlik ve soykırım gibi nedenlerle kendilerini daha güvende hissedecekleri, hiç bilmedikleri coğrafyalara doğru göç ettiğini söyledi. Göç çalışmalarında, güvenlik, iletişim, antropoloji, sosyoloji, uluslararası ilişkiler, siyaset bilimi ile ekonomi gibi farklı disiplinlerin bir araya geldiğini dile getiren Özdemir, dijital teknolojik gelişmelerin göç ve dijital teknolojiyle ilgili alanlarda daha farklı araştırmalar yapılmasına yol açtığını belirtti.Özdemir, gelişen iletişim teknolojileri sayesinde sosyal medya üzerinden veya uygulamalar aracılığıyla mültecilerin gitmek istedikleri ülkeye ilişkin bilgi sahibi olabildiğini söyledi.'Mülteciler, özellikle Facebook kullanıyor'Mültecilerin kurdukları iletişim ağları sayesinde göç rotalarını dahi değiştirebildiğine dikkati çeken Özdemir, şöyle devam etti:'Mülteciler, özellikle Facebook kullanıyor. Burada oluşturdukları sosyal ağlarda bir araya geliyor ve orada bir kamusal alan yaratıyorlar. Daha önce giden, deneyimli mülteciler, diğer mültecilerle yol güzergahındaki riskleri, maliyeti, yaşadıkları ülkedeki yaşam tarzını, zorluklarını kurdukları ağlarda paylaşıyor ve orada bir heterotopya yaratıyorlar. Bu da mültecilerin göç rotalarını değiştirmelerine neden olabiliyor.''Uygulamalarda edindikleri bilgileri normal hayatta edinmeleri çok zor ve zaman alıyor'Doç. Dr. Özdemir, akıllı telefonların mülteciler için bir zenginlik sembolü olmadığının altını çizerek, 'Akıllı telefon bir mülteci için yaşam kiti, bir pusula, Avrupa'ya giriş kapısı, can simidi görevi görüyor. Cep telefonuna sahip olmak bir mülteci için güvende olmak anlamına geliyor. Ailesiyle veya daha önce göç eden mültecilerle iletişim kurma aracı olarak görülüyor.' dedi.Mültecilere yönelik mobil uygulamalara değinen Özdemir, şu bilgileri verdi:'Bir mültecinin, herhangi bir ülkeye gitmeden önce edinmesi gereken bütün bilgiler, onlara yönelik geliştirilen mobil uygulamalarda bulunuyor. Uygulamalar, çevrim içi veya çevrim dışı kullanılabiliyor. Mültecilerin uygulamalarda edindikleri bilgileri normal hayatta edinmeleri çok zor ve zaman alıyor. Uygulamaları daha önce Avrupa'ya göç etmiş mülteciler, gönüllüler, kendilerinden sonra gelecek mültecilere yardım etmek amacıyla yapıyor. Sivil toplum kuruluşları, Birleşmiş Milletler veya hükümetlerin yanı sıra bazen birkaç ülke bir araya gelerek proje kapsamında uygulamalar yapabiliyor. Örneğin Kızılhaç'ın Norveç ve Kanada'ya gitmek isteyen mülteciler için yaptığı bir uygulama var. Birkaç Avrupa ülkesinin bir araya gelerek, proje kapsamında oluşturduğu 'Love Europe' uygulaması var. Arakanlı Müslümanlar'a yönelik uygulamada, onların gittiği Avustralya, Çin, Japonya, Malezya, Singapur ve Tayland'a ilişkin bilgiler yer alıyor.'Özdemir, mültecilerin gittikleri ülkelerde karşılaştıkları ilk sorunun dil olduğunu, uygulamalarda günlük konuşma kalıpları ve kelimelerin yer aldığını söyledi.Ulaşım, sağlık, hastaneler, eğitimle ilgili her türlü bilginin buralardan edinilebildiğini kaydeden Özdemir, 'Dijitalleşme ve sosyal ağlar göçü kolaylaştırıyor. Diyelim ki bir grup mülteci Avusturya sınırına gitti ve orada güvenlik güçlerini gördü. GPS koordinatlarını göndererek, arkadan gelen mültecileri uyarıyor. Onlar da göç rotasını değiştiriyor. Bu bağlamda mülteciler açısından dijitalleşmenin göçü kolaylaştırdığını söyleyebiliriz.' ifadelerini kullandı. 'Uygulamaları kimlerin, hangi amaçla yaptığını bilmek gerekiyor'Doç. Dr. Özdemir, uygulama ve sosyal ağların risklerine de işaret ederken, 'Mültecilerin kurdukları sosyal ağlarda sadece mülteciler yok, kaçakçılar ve insan tacirleri de var. Uygulamaları da herkes indirebiliyor. Bu riskli bir durum ve güvenlik problemlerini ortaya çıkarıyor. WhatsApp'ta, Telegram'da, Signal'de tartıştığımız güvenlik problemleri aslında bu ağlar için de geçerli. Bana göre bunların devlet eliyle yapılmış uygulamalar olması gerekiyor çünkü cep telefonuna indirilen her şeye uygulamayı yapan kişi erişebiliyor.' diye konuştu.Mültecilere yönelik uygulamaların olumlu ve olumsuz yanları olduğunu dile getiren Özdemir, 'Mülteciler bu uygulamalar sayesinde gittikleri ülkede çok kolay dil öğrenebiliyor ve ülkeye uyumu kolaylaşıyor. Ancak uygulamaları kimlerin, hangi amaçla yaptığını bilmek gerekiyor.' değerlendirmesinde bulundu.
Analiz - İran'da Muhafazakarların ABD İle Yeni Dönemde "Siyasi Kazanç" Hesapları
ANKARA (AA) - AHMET DURSUN - İran ile ABD arasındaki tansiyonun zirveye çıktığı Donald Trump döneminin aksine Joe Biden başkanlığındaki ABD'nin nükleer anlaşmaya dönmesi ve Tahran-Washington arasındaki gergin ilişkilerin yerini sakinliğe bırakması bekleniyor. Reformist ve ılımlıların desteklediği Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin tersine Batı ile mesafeli politikaları destekleyen ve ABD ile müzakerelere Ruhani kanadının 'siyasi kazanç' elde etmemesi için en azından şimdilik sıcak bakmayan muhafazakarların ülkedeki etkisi göz önünde bulundurulduğunda, İran-ABD arasında yeni yumuşama dönemi beklentileri hemen gerçekleşmeyebilir.Eski ABD Başkanı Donald Trump'ın dört yıllık başkanlığı süresince Tahran'a karşı izlediği politikalar, İran'da büyük ekonomik ve toplumsal sorunlara yol açarken 2020'nin başında Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'nin Trump'ın talimatıyla düzenlenen suikast sonucu öldürülmesi iki ülkeyi savaşın eşiğine getirmişti. Biden'ın Başkan Yardımcısı olduğu dönemde imzalanan ve iki ülke arasındaki düşmanlıkları sona erdirme vaadini de taşıyan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) şeklinde adlandırılan nükleer anlaşma, uluslararası yaptırımların kaldırılması karşılığında Tahran'ın nükleer programını önemli ölçüde kısıtlarken diyaloğun da kısmen genişlemesine katkı sağladı.Önceki Başkan Barack Obama ile bir nebze düzelen kırılgan ABD-İran ilişkileri, Trump'ın göreve gelmesiyle farklı bir yola girdi.Trump döneminde, nükleer meselenin yanında yeni gerginlikler ortaya çıktıTrump, Obama yönetiminin İran ile anlaşmasını yeterli bulmadı. Anlaşmadan 2018'de ayrılarak, füze programı ve bölgesel nüfuzunun da sınırlandırıldığı yeni bir anlaşmaya İran'ı zorlayabilmek için her alanda baskı uygulamaya başladı. Bu durum anlaşmanın hedeflerini baltaladı ve 5 yıl önce rafa kaldırılan İran'ın nükleer programı başta olmak üzere yeni gerginlikler ortaya çıktı. Trump'ın politikaları, İran'ın nükleer programını hızlandırmasına, ülkede kritik kurumları elinde tutmalarına rağmen nükleer anlaşmanın imzalanmasından sonra popülaritesini kaybeden muhafazakar siyasetçilerin yeniden güç kazanmasına, ülkedeki iç siyasi muhalefetin marjinalleşmesine ve bölgesel gerginliğin artmasına yol açtı. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin deyimiyle Trump döneminde 'tarihinde hiç görmediği kadar zor günler geçiren' İran hükümeti, 2018'den beri Trump'ın başkanlık seçimlerinde kaybedeceğini umarak baskılara direnmeye çalıştı. Muhafazakarlar ise ülkedeki ekonomik sorunları yaptırımlara değil, hükümetin ülkeyi iyi yönetememesine bağlıyor.ABD'de göreve başlayan Biden'ın nükleer anlaşmaya dönmesini ve Trump döneminde başlatılan ağır ekonomik yaptırımlardan kurtulmayı ümit eden İran, Beyaz Saray’da yaşanan iktidar değişikliğinden en fazla fayda sağlayacağı düşünülen ülkelerin başında geliyor.Biden, 13 Eylül 2020'de CNN'e verdiği mülakatta, 'Tahran'a diplomasi için güvenilir bir yol sunacağım. İran nükleer anlaşmaya sıkı bir şekilde uyarsa ABD devam müzakereleri için başlangıç noktası olarak anlaşmaya yeniden katılacaktır.' ifadelerini kullandı.Trump'ın İran'la ilgili miras bıraktığı birbirine bağlı sorunlar çözülmeliBiden'ın, ABD'nin İran'a yönelik uyguladığı yıkıcı politikalar dahil Trump yönetiminin dış politikadaki tercihlerinin birçoğuna karşı çıkması ve İran'daki ekonomik beklentiler düşünüldüğünde iki ülke arasındaki gerginliğin yerini sakinliğin alması ve Trump döneminde doğrudan çatışmanın eşiğine gelen Tahran ile Washington arasında eski Başkan Barack Obama döneminde kurulan diyalog kanallarının yeniden açılabileceği düşünülüyor.İran'ı, nükleer anlaşmaya tekrar uyumlu hale getirmek için Biden yönetiminin öncelikle Trump yönetiminin İran'la ilgili miras bıraktığı birbirine bağlı sorunları çözmesi gerekiyor. İran, bunun ilk adımı olarak Washington'dan nükleer anlaşmaya yeniden dahil olarak tüm yaptırımları kaldırmasını bekliyor. Biden yönetimi ise nükleer anlaşmanın İran'ın füze programı ve bölgesel faaliyetlerini de kapsayacak şekilde genişletilmesini istiyor.İran lideri Ayetullah Ali Hamaney başta olmak üzere Tahran'daki karar vericiler, İran'ın en başta gelen 'savunma doktrini' olarak kabul edilen füze programı ile bölgedeki etkinliğinin azaltılmasına yol açacak konuların müzakere edilmesine şiddetle karşı çıkıyor. Ekibini Obama döneminde görev yapan ve İran ile nükleer anlaşmanın da mimarlarından olan Wendy Sherman, Jake Sullivan gibi isimlerden oluşturan Biden'ın İsrail'in politikalarına karşı duruş sergileyen avukat Robert Malley'i ABD'nin İran Özel Temsilcisi olarak atamayı düşünmesi İran'a jest olarak değerlendiriliyor. Ruhani'nin Danışmanı Hüsameddin Aşina, Malley'in söz konusu makam için düşünülmesini 'İhtilafların çözülmesi adına etkili bir yaklaşım için net bir mesaj taşıyor.' ifadeleriyle değerlendirdi. Bununla birlikte reformistlerin ve ılımlıların desteklediği Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin aksine Batı ile mesafeli politikaları destekleyen, ABD ile müzakerelere Ruhani kanadının siyasi kazanç elde etmemesi için en azından şimdilik sıcak bakmayan ve Ruhani hükümetinin 'siyasi sermayesi' kabul edilen nükleer anlaşmayı 'değersiz' kabul eden muhafazakarların ülkedeki etkisi göz önünde bulundurulduğunda, İran-ABD arasında yeni yumuşama dönemi beklentileri zora girebilir. Trump'ın nükleer anlaşmaya vurduğu darbe, muhafazakarları hükümete karşı cesaretlendirdiMuhafazakarlar, hükümetin temsil ettiği reformistlerin ve ılımlıların hanesine 'diplomasi başarısı' olarak yazılan ancak Trump yönetiminin anlaşmadan çekilmesiyle hükümet aleyhinde kullanılan bir araç haline gelen nükleer anlaşmayı kurtarma umutlarını her fırsatta baltalamaya çalıştı.Trump'ın politikaları sayesinde İran'da yeniden güç kazanan muhafazakarlar, 21 Şubat 2020'de yapılan genel seçimlerde, Meclis'te çoğunluğu elde etti. Muhafazakarlar, çoğunluğu kazandıktan sonra ABD yaptırımlarına rağmen nükleer anlaşmaya bağlı kalmaya çalışan Ruhani hükümetini anlaşmayı ihlal anlamına gelebilecek keskin nükleer adımlar atmaya zorlayacak bir yasa tasarısı hazırladı.Ruhani hükümeti, Fahrizade suikastının ardından Meclisten geçen nükleer yasayı uygulamak zorunda kaldı Meclise getirilen tasarı başlangıçta kabul edilmedi ancak nükleer bilimci Muhsin Fahrizade'nin 27 Kasım 2020'de öldürülmesinin hemen ardından tekrar gündeme geldi ve hükümetin itirazlarına rağmen Meclisten geçti. Hükümet, ABD yönetimiyle diplomasi fırsatını zora sokacağını düşünerek yasaya itiraz etse de Anayasayı Koruyucular Konseyinde (AKK) yasanın jet hızıyla nihai onayı almasının ardından yasayı uygulamak zorunda kaldı.İran, nükleer anlaşmada 3,67 saflıkta uranyum zenginleştirme izni verilmesine rağmen yasa kapsamında yüzde 20 saflıkta uranyum zenginleştirmeye başladı. Bununla birlikte nükleer silah üretiminde de kullanılan uranyum metali üretme çalışmalarına başladığını da duyuran İran hükümeti, yaptırımların kaldırılmaması halinde nükleer tesislerinde izin verdiği uluslararası denetimleri sınırlandırmaya zorlandı.Yasayı uygulamayan yetkililer hakkında hapis cezalarına varan cezai müeyyideler öngören maddelere de yasada yer verilmesi, hükümetin, ABD'deki yeni yönetimle diplomasi penceresi açılana kadar söz konusu yasayı uygulamayı geciktirme ihtimalini de ortadan kaldırdı.ABD, İran'daki seçimlerden önce yaptırımları kaldırmazsa hükümet muhafazakarlara geçebilirUranyumun yüzde 20 seviyesinde zenginleştirilmesi ciddi bir artış olarak görülüyor ancak Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif'e göre, bu durum tersine çevrilebilir ve İran nükleer programında, anlaşmada izin verilen sınırları çoktan aşmasına rağmen hala anlaşmadaki taahhütlerine geri dönebilir çünkü İran 2015'te nükleer anlaşmanın imzalanmasından sonra da elindeki yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumu Rusya'ya göndermişti.İran, yaptırımların kaldırılması halinde de aynı yöntemi uygulayabilir. Buna karşın nükleer faaliyetlerin artırılmasını ve tesislerdeki ek denetimlerin sona erdirilmesini zorunlu kılan yasada yaptırımların kaldırılması için verilen süre 21 Şubat'ta sona erecek. Biden yönetiminin nükleer anlaşmaya geri dönerek anlaşmayı yeniden canlandırma ve İran ekonomisinde büyük krizlere yol açan yaptırımları kaldırma vaatleri kısa süre içerisinde gerçekleşmezse İran-ABD arasındaki diplomasi fırsatı kaçırılabilir ya da 18 Haziran'da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinin galibi şimdilik favori görünen muhafazakarlar olabilir. Bu durumda Biden yönetiminin de ılımlı Ruhani yerine Batı'yla ilişkilerde nispeten sertlik yanlısı muhafazakar bir hükümet ile diplomasi sürecini yürütmek zorunda kalması kaçınılmaz.Muhafazakarlar, ABD'nin Ruhani hükümeti görevdeyken nükleer anlaşmaya dönerek, tüm yaptırımları kaldırması halinde seçimlerde başarı şanslarının azalacağını düşünüyor. Bu nedenle seçimlerden önce ABD'nin nükleer anlaşmaya dönmesini istemiyor ve hükümete bu konuda engeller çıkarmaya çalışıyorlar. Bir sonraki hükümetin kendilerinde olacağını düşünen muhafazakarlar, ABD ile müzakere ya da nükleer anlaşma konusunda siyasi bir kazanç elde edilecekse bu kazancı kendileri elde etmek istiyor. Hükümetin karşı çıktığı nükleer yasanın Mecliste kabul edilmesinin ardından 3 Aralık'ta yaptığı konuşmada bu duruma işaret eden Ruhani, 'Heyecana kapılmayın bırakın da diplomaside yirmi yıllık deneyime sahip olan ve Birleşmiş Milletlerde diplomasi alanında ABD'yi defalarca mağlup eden bu hükümet işini yapsın. Hükümet bir başarı elde ederse bunu tamamıyla size takdim edecektir. Sakince ve dikkatlice işimizi yapmamıza izin verin. Sizden yardımınızı rica ediyoruz, hepimiz kardeşiz ve hedefimiz birdir.' ifadelerini kullandı.Biden'ın seçilmesi reformist ve ılımlıların umudunu artırdı Bütün bunlara rağmen İran'daki reformist ve ılımlılar, Biden’ın seçilmesiyle oluşan beklentiler sayesinde muhafazakarlara karşı özgüvenlerini yeniden kazanıyor gibi görünüyor.ABD'nin 3 yıl boyunca ağır baskılarına muhafazakarların çağrılarına rağmen 'stratejik sabırla' cevap veren ılımlılar, gösterdikleri sabrın karşılığını Biden'ın seçimlerden önce yaptırımları kaldırmasıyla almaları halinde ülkede yeniden iktidarı elde edebilirler.
Doğu Anadolu'nun Gözde Kayak Merkezleri Ziyaretçilerini Bekliyor
BİNGÖL/ELAZIĞ (AA) - AYDIN ARIK/İSMAİL ŞEN - Doğu Anadolu Bölgesi'nin gözde kış sporu ve kayak merkezleri arasında yer alan Bingöl'deki Hesarek ve Elazığ'daki Hazarbaba kayak merkezleri kayak tutkunlarını bekliyor.Bingöl'de yılın 6 ayında karı eksilmeyen 2 bin 500 rakımlı Hesarek Dağı eteklerinde, devlet yatırımı olarak inşa edilen Hesarek Kayak Merkezi profesyonel ve amatör kayakçılar için pistleri, teleski, telesiyej ve baby lift mekanik sistemleriyle kayakseverlere keyifli zaman geçirme fırsatı sunuyor.Kayak sporu tutkunlarına kışın tatil keyfi yaşatan tesis, il merkezine 34, Bingöl Havalimanı'na 45 kilometre mesafede yer alıyor.Bingöl'de 6 yıl önce hizmete giren tesis, kentin turizmine önemli katkı sağlarken, her yıl kayak festivali, paraşüt gösterileri ve çeşitli etkinliklere de ev sahipliği yapıyor.Sezon açılışı yapılan merkeze Diyarbakır, Mardin, Batman, Malatya ve Elazığ başta olmak üzere çevre illerden gelen ziyaretçiler, kayak yapmanın sevincini yaşıyor. Kristal özellikli kaymaya müsait kara sahipGençlik ve Spor İl Müdürü Mahmut Danayiyen, AA muhabirine, merkezin Doğu Anadolu Bölgesi'nin güzel ve nadir kayak merkezlerinden biri olduğunu söyledi.Tesisin telesiyej hattının eğik uzunluğunun 1200 metre, teleski hattının da 1600 metre olduğunu belirten Danayiyen, kayak merkezinin bölgede nadir bulunan, kristal özellikli, kaymaya çok müsait olan bir karla kaplı bulunduğunu, 70 yatak kapasiteli otelin Gençlik Spor İl Müdürlüğü tarafından işletildiğini ve vatandaşların hizmetine açık olduğunu kaydetti.Kayak merkezindeki pistlerde ve turnikelerde düzenlemeler yaptıklarını aktaran Danayiyen, şöyle devam etti:'Son eğik kısmında kayakçılarımız için tehlike arz eden bir tepe vardı, orada düzetme yaptık. Daha önce kartlı ve turnike geçiş sistemimiz mevcut değildi, bu yıl daha modern, düzenli olabilmesi için hem telesiyej hem teleski hatlarımıza turnikeli kartlı geçiş sistemi kurduk. Bu şekilde vatandaşlarımızın işlerini daha da kolaylaştırdık.'HES kodu uygulamasıDanayiyen, yeni tip koronavirüs (Kovit-19) nedeniyle kayak merkezindeki otelde misafirlerin HES kodu uygulamasıyla kalabileceklerine işaret ederek, otelde kalacak misafirler için park alanında da bir çalışma yaptıklarını bildirdi.Kayak merkezinde kar kalınlığının 1 metreyi aştığını ifade eden Danayiyen, şunları söyledi:'Araç parklarının açılması için de çalışmalar hızlı bir şekilde devam ediyor. Tesiste park sorunu yok. Misafirler rahatlıkla gelebilirler. Salgın kuralları çerçevesinde otelimizde kalan müşterilerimize otelimiz hizmet veriyor. HES kodu uygulamasıyla birlikte gelen vatandaşlarımıza kart satışı yaparak, tesisten ve pistlerden yararlanmaları sağlanıyor. Tesisimiz şu an her haliyle hazır, pistlerimiz gayet güzel ve vatandaşlarımızın hizmetine hazır. Salgın kuralları çerçevesinde HES kodu uygulamasıyla otelimizde kalacak ziyaretçilerimiz için bütün tedbirler alındı.''Gerçekten güzel bir yer'Diyarbakır ve Batman'da tur işletmeciliği yapan Enes Şanlı da merkezin çok güzel olduğunu belirterek, 'Uludağ ve Palandöken ile kıyaslanacak bir yer. Batman ve Diyarbakır'dan tur düzenliyoruz. Buraya gelenler, bir daha gelmek istiyor. Gerçekten güzel bir yer ve herkesin gelmesini istiyoruz.' dedi.Kayak merkezine Mardin'den gelen Meryem Eruken ise merkezi internetten keşfettiğini ve çok beğendiğini dile getirerek, 'Herkese buraya gelmelerini tavsiye ediyorum.' ifadesini kullandı.Göl manzaralı Hazarbaba Kayak Merkezi Elazığ'ın Sivrice ilçesinde göl manzarasıyla dikkati çeken Hazarbaba Kayak Merkezi'nde de sezon hazırlıkları tamamlandı.Kent merkezine 50 kilometre mesafede bulunan, 1300 metrelik dikey ve 6 kilometrelik yatay pist alanına sahip kayak merkezi sezon için hazır hale getirildi.Doğu'nun saklı denizi olarak adlandırılan Hazar Gölü'nün manzarasıyla da ilgi gören kayak merkezi, 25 Ocak'tan itibaren kayakseverlere hizmet verecek.İlçede son bir haftadır etkili olan kar yağışı ve tipinin ardından kar kalınlığının 50 ile 100 santimetre arasında değiştiği kayak merkezinde, kar basma makinesi ile kayak pisti kaymaya elverişli hale getirildi, telesiyej ve kayak malzemelerinin bakımları tamamlandı.Valilik koordinesinde Elazığ İl Özel İdaresince işletilen kayak merkezinde halka en iyi hizmeti verebilmek için mevcut imkanların bu yıl daha da geliştirildiği kayak merkezinde ziyaretçiler telesiyej, kar motoru, snowboard, kafeterya ve yemek imkanlarından faydalanabiliyor.Profesyonel kayakçıların da tercih ettiği merkezde, eğitmenler kayak öğrenmek isteyenlere ders veriyor.
Madenciler Orman İzinlerinin Makul Sürede Sonuçlanmasını İstiyor
ANKARA (AA) - ÖZCAN YILDIRIM - Maden Sanayii İşverenleri Sendikası (MASİS) Yönetim Kurulu Başkanı Naci İlci, madencilik faaliyetleri için alınması zorunlu olan orman izinlerinde bazı başvuruların üzerinden 18 ay geçmesine rağmen sonuçlanmadığını belirterek, bu sürecin öngörülebilir olmasını ve makul sürelerde sonuçlanmasını istedi.İlci, AA muhabirine yaptığı açıklamada, madenciliğin Türkiye için önemli sektörlerden biri olduğunu söyledi.Madencilik sektörünün Türkiye'nin ihracatındaki payının 4,3 milyar doların, gayri safi yurt içi hasıla içindeki payının ise yüzde 1'in üzerinde olduğunu belirten İlci, sektörün 6 bin 200'e yakın iş yerinde 120 bin civarında çalışanı istihdam ettiğini vurguladı.İlci, sektörün üretim, ihracat ve istihdam alanlarında daha büyük bir potansiyele sahip olduğunu ama izin prosedürlerinin madencileri yorduğunu ifade ederek, şöyle konuştu:'Maden işletmeleri birden fazla mevzuata tabi olarak faaliyetlerini yürütüyor. Maden ve Orman kanunları ve bu kanunlar çerçevesinde yürürlükte olan yönetmelikler işverenleri ilgilendiren mevzuatın en önemlileri. Maden sektöründe aşılması gereken bir kısım ağır bürokratik prosedürler ve yüksek maliyetler, mevcut yatırımcıların motivasyonunu düşürürken, sektöre yeni yatırımcı gelmesini de engelliyor. Bundan dolayı sektörümüzün temel beklentisi, 'tek durak ofis' şeklinde çatı bir yapılanmaya gidilmesi. Böylece tüm izin ve ruhsatların tek merkezden verilmesi sağlanabilir.''İzin bedeli hesaplanmasında rasyonel parametreler kullanılmalı'Madencilerin, orman mevzuatı ve bununla ilgili uygulamalarından kaynaklı sıkıntılarının artarak sürdüğüne dikkati çeken İlci, bunlar arasında yüksek orman izin bedelleri ve izin süreçlerinin olağan dışı şekilde uzun sürmesinin ilk sıralarda geldiğini vurguladı.İlci, madencilik faaliyetleri için alınması zorunlu olan orman izinlerinde bazı başvuruların üzerinden 18 ay geçtiğini belirterek, 'Bu izinlerin, süreçlerin öngörülebilir olması ve makul sürelerde sonuçlanması sağlanmalı. Yatırıma karar veren işverenlerimizin projelerini ne kadar sürede hayata geçirebileceklerini daha işin başında yaklaşık da olsa bilmesi gerekir. Aksi halde basiretli bir iş insanının ne zaman gerçekleşeceğini ve nasıl sonuçlanacağını bilmediği bir yatırım kararını alması takdir ederseniz ki mümkün değil.' dedi. Orman izin bedellerinin arazi bedelinden bile fazla olduğunu ifade eden İlci, şu bilgileri paylaştı: 'Ülkemizde 2021 yılı için belirlenen ağaçlandırma bedeli 1 hektar için 35 bin 60 lira, arazi izin bedeli 1 hektar için 105 bin 180 lira, teminat bedeli ise (1-10 hektar arası yerlerde) 35 bin 60 lira. Bu fiyatlar arazinin mülkiyet değerinden bile yüksek. Dünya genelinde orman arazileri için bu düzeyde bedel alınan başka bir ülke yok. İzin bedellerinin hesaplanmasında rasyonel ve sürdürülebilir parametreler kullanılmalı, sürelerin başlangıcı için baz alınan tarihler, matrah ve katsayılar günün ekonomik koşullarına göre hakkaniyet ilkeleri çerçevesinde belirlenmeli.'
Yozgat'ta 69 Yıldır Eski Ayakkabılara "Hayat" Veriyor
YOZGAT (AA) - Yozgat'ın Sorgun ilçesinde yaşayan Burhan Keleş, 69 yıl önce çırak olarak başladığı ayakkabı tamirciliğini ilk günkü heyecanla sürdürüyor. Ayakkabı tamircisi komşuları Sadi Alan'ın 'Gel, bu mesleği öğren.' demesi üzerine 10 yaşında çırak olarak başladığı mesleğini askerlik haricinde kesintisiz sürdüren 79 yaşındaki Keleş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, askerden geldikten sonra kendi iş yerini açtığını ve ilçenin çeşitli mahallelerinde tamircilik yaptığını söyledi.Yaklaşık 25 yıldır Cumhuriyet Caddesi'ndeki dükkanında çalıştığını anlatan Keleş, buradan kazandığı parayla 3 oğlunu okutup evlendirdiğini belirtti. Keleş, ayakkabı tamirinin yanı sıra bıçak da bilediğini dile getirerek 'Eskiden işler iyiydi, şimdi insanlar ayakkabısı yırtılınca atıyor, yenisini alıyor, tamire getirmiyor. Bez ayakkabı çıktı, kösele ayakkabıyı öldürdü. Tamire gelirse kösele ayakkabı geliyor. Onlara pençe vuruyorum, boyuyorum.' dedi. Müşterilerin bazen tamir için getirdikleri ayakkabıları unutup almadığını anlatan Keleş, '6-7 aydır bekleyen ayakkabılar oluyor, onları unutanların hayrına ihtiyaç sahiplerine veriyorum.' diye konuştu. Keleş, çırak bulamadığından yakınarak 'Mesleğimi çok seviyorum, ayakkabı tamiri yapmaya devam edeceğim, ölene kadar mesleğimi sürdüreceğim. Öldükten sonra da çocuklarım yapar.' ifadelerini kullandı.
Çubuklu Avcılar Yabani Hayvanlar Ve Sokak Hayvanları İçin Doğaya Yem Bıraktı
ANKARA (AA) - Ankara'nın Çubuk ilçesinde bir grup avcı, havaların soğuması ve yüksek kesimlere kar yağmasıyla yiyecek bulmakta zorluk çeken yabani hayvanlar ve sokak hayvanları için yem bıraktı. Çubuk Avcılar ve Doğayı Koruma Derneğince organize edilen, Çubuk Belediyesinin de destek verdiği etkinlik kapsamında yaban hayvanları için doğaya yaklaşık 200'er kilogram mama, kuş yemi, buğday, ekmek, et ve saman bırakıldı.Yemleme çalışması, Çubuk-2 Barajı çevresi ile Ovacık, Durhasan, Kışlacık ve mahallerinde gerçekleştirildi.Etkinliğe katılan Çubuk Kaymakamı Adem Keleş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, hava sıcaklığının zaman zaman sıfırın altında 20'ye kadar düştüğü ilçede yaban hayvanları ve sokak hayvanlarının unutulmaması gerektiğini söyledi.Sürdürülebilir bir doğanın sağlanması ve korunmasının önemine değinen Keleş, 'Doğanın önemli unsurlarından biri de hayvanlardır. Özellikle kış gününde kurtlar, kuşlar, sokak hayvanları yiyecek bulmakta zorlanoyor. Bu nedenle arkadaşlara böyle önemli bir çalışmayı organize etmelerinden dolayı teşekkür ediyorum.' dedi.Çubuk Belediye Başkanı Baki Demirbaş da ilçede yaşayan tüm canlıları önemsediklerini ve titizlikle takip ettiklerini anlattı.Bu tür çalışmalara her zaman destek verdiklerini dile getiren Demirbaş, şöyle devam etti:'Bölgede epey kar var. Bu nedenle canlıların aç kalmaması, enerjilerinden düşmemeleri için zaman zaman yemleme çalışmaları yapıyoruz. Bugün de avcılarımız bir program yaptı, biz de iştirak ettik. Güzel bir program oldu. Hem sokak hayvanları hem de yaban hayvanları için yem bıraktık. Tabii biz belediye olarak ilçemizde rutin olarak bu yemleme çalışmalarını yapıyoruz ama sivil toplum kuruluşlarımızın ve vatandaşlarımızın da katkı vermesi bizlere güç veriyor.'Dernek başkanı Ayhan Şahan ise doğayı çok sevdiklerine işaret ederek, 'Her yıl bu aylarda yaban hayatının yiyecek bulmakta zorlandığını biliyoruz ve birkaç ay yaban hayvanları için dönüşümlü olarak arkadaşlarla yemleme çalışması yapıyoruz.' diye konuştu. Bölgede genellikle kurt, tilki, keklik, ördek, tavşan ve karacaların bulunduğunu aktaran Şahan, daha çok bu canlılara uygun yemleri doğaya bıraktıklarını bildirdi.Yemleme çalışmasının ardından katılımcılara dernek tarafından etli bulgur pilavı, Çubuk turşusu ve ayran ikram edildi.
Reklam
Doğu Anadolu'da Dondurucu Soğuklar Etkili Oluyor
ERZURUM (AA) - Doğu Anadolu Bölgesi'nde etkili olan dondurucu soğuklar hayatı olumsuz etkiliyor.Erzurum'da aralıklarla devam eden kar yağışının ardından etkili olan soğuk hava, cadde ve sokaklarda buzlanmaya neden oldu. Bina çatılarında buz sarkıtlarının oluştuğu kentte, bazı sürücüler soğuk hava nedeniyle araçlarının üzerini battaniyelerle kapattı.Soğuk hava nedeniyle şadırvan, süs havuzları ve bazı çeşmeler de buz tuttu.ArdahanArdahan'da dondurucu soğuklar nedeniyle ağaç ve bitkilerde kırağı oluştu.Yol ve kaldırımlarda buzlanmaların yaşandığı kentte, sabah erken saatlerde dışarı çıkmak zorunda kalan vatandaşlar zor anlar yaşadı.Ardahan'ın Çıldır-Aktaş bağlantılı kara yolunda da tipi etkili oldu.AğrıAğrı'da soğuk hava nedeniyle çok sayıda tırın yakıt deposu dondu. Sürücüler yakıt depolarının altında ateş yakarak araçlarını çalıştırmaya çalıştı. Dere ve nehirlerin buz tuttuğu kentte, çatılarda buz sarkıtları oluştu.KarsKars'ta da soğuk hava nedeniyle Kars Barajı ve Kars Çayı tamamen buzla kaplandı, bitki ve ağaçlarda kırağı oluştu. Belediye ekipleri vatandaşların sıkıntı yaşamaması için kaldırımlardaki buzları temizledi.
Reklam
Besteci Ve Müzisyen Ergüder Yoldaş, Vefatının 5. Yılında Anılıyor
İSTANBUL (AA) - SAADET FİRDEVS APARI - Türk makam müziğiyle popun en rafine bileşimleri arasında sayılan 'disko' müziğini segah makamıyla harmanladığı 'Sultan-ı Yegah' ve 'Elde Var Hüzün' gibi unutulmayan bestelere imza atan Ergüder Yoldaş, vefatının 5. yılında anılıyor.Müzisyen, pop müzik bestecisi Yoldaş, 6 Haziran 1938'de, İzmir'de Balkan göçmeni bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.İzmir İnönü Lisesinde okuyan usta sanatçı, Ankara Devlet Konservatuvarından mezun oldu.Yoldaş, konservatuardan sonra 1963'te kendi kurduğu 'Halikarnas Altılısı' grubuyla müzik hayatına başladı.'Anadolu Rüzgarı-Aynalar' ve 'Geçti Dost Kervanı-Kambur Felek' adlı 45'lik plaklarını çıkaran Yoldaş, uluslararası yarışmalarda birincilik ödülleri aldı.1970-1980 döneminin önemli bestecilerinden biri olan Ergüder Yoldaş, aynı zamanda İstanbul Şehir Tiyatroları ve İstanbul Festivali direktörlüğü yaptı.Türk pop müziğine 'Sultan-ı Yegah'ı kazandırdıYoldaş, Türk pop müziğine 1981'de Attila İlhan'ın şiirini bestelediği 'Sultan-ı Yegah'ı kazandırdı.Eşi Nur Yoldaş'ın seslendirdiği bu şarkının yer aldığı 45'lik Türk popunda önemli bir yer aldı.Bestelerinde doğu-batı sentezini oluşturma yolunda ciddi çabalar ortaya koyan Ergüder Yoldaş, eşi Nur Yoldaş ile kurdukları Workshop Plakçılık'tan 1983'te yayınlanan 'Elde Var Hüzün' isimli bir albüm yaptı.İlk albümün devamı niteliğindeki albümde bu kez Attila İlhan'ın yanı sıra Nef'i ve Cahit Sıtkı Tarancı şiirlerinden de besteler yer aldı. Müziğin bir gösteri sanatı olmadığını savunan usta sanatçı, 2007'de verdiği bir röportajda, şu ifadeleri kullanmıştı:'Müzik, yurdun gerçeklerini, insanını tanımakla ilgili bir şey. Aynı şekilde, bugünkü konservatuarların durumu da böyle. Onlar da yurdun gerçeklerini tanımaz ve buna uygun müfredatlar geliştirmez. Bunun için de opera bütün sene oturarak zaman geçirir. Senelerdir hiçbir şey yapmıyorlar. Devlet senfoni orkestraları her cumartesi sabahı konser verir. Kimse gitmez. Herkes oturuyor. Repertuar seçenler, hiçbir zaman insanları düşünmediler. Kendi eğitimleriyle ilgili olarak geliştirdikleri kavramlarla onlara yaklaşmaya çalıştılar. Ama bu geri tepti. İlgilenen olmadı. Şehirdekiler, varoşlardaki insanların arabeskine eğilim duydular. 'Bir Teselli Ver' mesela, Caddebostan'daki konser salonlarında çalınmaya başladı. Bu kültürdekiler Robert Koleji öğrencileriydi. Operayı, senfoniyi seçmediler. Çünkü kendilerini bir gösteri alanına çıkıyormuş gibi hazırlamışlardı. Müzik gösteri değildir, temaşa sanatı değildir. Müziğin insanla ilgisini koparttığın zaman neden ilgilenilsin?'77 yaşında hayatını kaybettiNur Yoldaş'tan boşandıktan sonra uzun süre Büyükada'da münzevi bir yaşam süren Yoldaş, burada 12 yıl yaşadıktan sonra 2003'te İzmir'de kız kardeşinin yanına yerleşti.Ergüder Yoldaş, 25 Ocak 2016'da İzmir'de zatürre teşhisiyle kaldırıldığı özel bir hastanenin yoğun bakım servisinde 77 yaşında hayatını kaybetti. Yoldaş'ın cenazesi İzmir'in Urla ilçesinde toprağa verildi.'Ergüder Yoldaş'ın müzikle yapmak istedikleri, fikrini yaşatmak isteyen müzisyenlere emanet'Ergüder Yoldaş'ın vefatının ardından Nur Yoldaş, 'Son derece üzgünüz. Çok ağır şeyler yaşadık. Her şeyden önce oğlumun babası, torunumun dedesi. Üzüntünün tarifi yok, kelimelerin bittiği anı yaşıyoruz.' demişti.'Eserlerinin bazıları kayda alındı, bazıları hala notalarda duruyor. Ömrümüz yettiğince onun eserlerini yaşatmaya çalışacağız.' ifadelerini kullanan Yoldaş, 'Geçmişte ölümüyle ilgili çıkan asılsız haberler hakkında telefonda konuşup gülüşürdük. Yanında yaşadığı kız kardeşi Ayça hanım, çok fazla emek sarf etti, çok ilgilendi. Arayanlardan, soranlardan, ilgilenenlerden Allah razı olsun.' diye konuşmuştu.Bestecinin oğlu Tunç Devrim Yoldaş ise 'Son 6 aydır da alzaymır söz konusuydu. Yaklaşık 10 gün önce zatürre geri çekilince toparlar gibi oldu ama ileri alzaymır olduğu için beyin akciğerlere nefes alma emri gönderemedi, bunun sonucunda da öldü. Acımız büyük, çok üzgünüz. Türk müziği çok önemli bir kompozitörünü kaybetti. Ergüder Yoldaş'ın müzikle yapmak istedikleri, fikrini yaşatmak isteyen müzisyenlere emanet.' ifadelerini kullanmıştı.
"Gece Kartalları" 2020'De Aranan 45 Bin Kişiyi Yakaladı
ANKARA (AA) - ORHAN ONUR GEMİCİ - Çarşı ve mahalle bekçileri, geçen yıl ülke genelinde çeşitli suçlardan aranan 44 bin 781 kişi hakkında işlem yaptı, 3 bin 144 hırsızlık olayına müdahale etti.AA muhabirinin Emniyet Genel Müdürlüğünden aldığı bilgiye göre, Türk Polis Teşkilatına 2016 yılı itibarıyla yeniden alımı yapılan çarşı ve mahalle bekçileri, ülke genelinde gece saatlerinde yaya devriye göreviyle 2020'de de suçun önlenmesi ve şüphelilerin yakalanmasında etkili oldu.'Gece Kartalları' olarak bilinen 29 bin 238 çarşı ve mahalle bekçisi, geçen yıl 20 milyon 121 bin 834 kişinin kimlik üzerinden Genel Bilgi Toplama (GBT) sorgulamasını yaptı. Sorgulamalar sonucu yakalama kararı olduğu belirlenen 44 bin 781 kişi hakkında işlem yapıldı.Çeşitli suçları işledikleri tespit edilen 7 bin 592 kişi hakkında adli işlem başlatıldı.Sokakların güvenliğini sağlamak için görev yapan 
bekçiler, 3 bin 144 hırsızlık olayına müdahale etti.Bekçiler, 
393'ü çocuk olmak üzere 1138 kayıp kişiyi bularak ailelerine teslim etti.
Yürüttükleri devriye faaliyetleriyle suç işleme amacındakilere fırsat vermeyen bekçiler, üst aramasında ve araçlarda yaptıkları aramalarda çeşitli türlerde 112 kilo 833 gram uyuşturucu madde, 65 bin 778 uyuşturucu hap, 6 uzun namlulu silah, 
2 bin 145 tabanca, 
792 av tüfeği, 
2 el yapımı patlayıcı, bir el bombası,
 16 bin 273 mermi, 
1439 kurusıkı tabanca,
 1505 tabanca şarjörü ve muhtelif parça ele geçirdi.Öte yandan Emniyet Genel Müdürlüğünce bekçilerin devriye faaliyetleri sırasında GBT sorgulaması yaptığı ve hırsızlık olaylarına müdahale ettiği anların canlandırıldığı klip hazırlandı.
Bolu Aladağlar'da Yeni Bir Bitki Türü Keşfedildi
SAKARYA (AA) - İBRAHİM YOZOĞLU - Sakarya ile Bolu Abant İzzet Baysal üniversitelerinden iki akademisyen, Bolu'nun Aladağlar bölgesinde, süsengiller familyasından yeni bir bitki türü buldu.Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Sağıroğlu ile Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi (BAİBÜ) Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. İsmail Eker, Bolu'nun Aladağlar bölgesinde arazi çalışması gerçekleştirdi. İki akademisyen yaklaşık 2 yıl süren çalışma sonucu Aladağlar'da süsengiller familyasından bir bitki türü keşfetti.'Phytotaxa' dergisinde, yeni tür olarak bilimsel adıyla 'Gladiolus Aladagensis' olarak yayımlanan bitkiye 'Aladağ kılıçotu' adı verildi.'Türkiye'de de dünyada da başka hiçbir alanda yetişmiyor'Doç. Dr. Mehmet Sağıroğlu, AA muhabirine, Aladağlar bölgesinde Doç. Dr. İsmail Eker ile gerçekleştirdikleri arazi çalışmasının yaklaşık 2 yıl sürdüğünü söyledi.Çalışma sonucunda, dünyada sadece Aladağlar'da yetişen süsengiller familyasından bir bitki türü keşfettiklerini belirten Sağıroğlu, 'Kılıçotu olarak bilinen bu bitkinin keşfettiğimiz yeni türüne biz Türkçe isim olarak 'Aladağ kılıçotu' adını verdik, bilimsel olarak 'Gladiolus Aladagensis' olarak adlandırdık. Keşfettiğimiz bu yeni türe ilişkin makalemiz, dünyada bir bilimsel dergide yayınlandı.' dedi.Sağıroğlu, süsengiller familyasının dünya genelinde 300 bitki türünün bulunduğunu aktararak, Türkiye'de de 13 doğal türünün yetiştiğini anlattı.Bu bitkilerin besin olarak kullanılmasının yanında dünyanın farklı bölgelerinde, özellikle Afrika kıtasında geleneksel ve tamamlayıcı tıp alanında kullanıldığını dile getiren Sağıroğlu, şöyle devam etti:'Menenjit, sıtma, ishal, ülser gibi hastalıkların tedavisinde insanlar geçmişte bu bitkiyi kullandı, hala da kullanılmaktadır. Bazı bilimsel kaynaklarda, dizanteri hastalığına karşı bile halkın bu bitkiyi kullandığı ortaya konulmuştur. Bu bitkilerin, enfeksiyon ve benzeri hastalıklara karşı etkisinin olup olmadığıyla ilgili yapılan çalışmalar var. İlgili türlerde yapılan çalışmalarda gerçekten bazı türlerinin antimikrobiyal, antioksidan ve antifungal özellik gösterdiği ortaya konulmuştur. Keşfettiğimiz yeni türle ilgili olarak daha sonra yapacağımız araştırmalarla bu bitkinin antimikrobiyal, antifungal ve diğer kimyasal özelliklerini ortaya koyacağız.'Sağıroğlu, değerlendirmelerinde bitkinin çiçekli ve meyveli örneklerinin daha fazla toplanması gerektiğini ortaya koyduklarını ve çalışmalarını bu doğrultuda yaptıklarını kaydetti.Yaptıkları araştırmalar ve kaynak taramasıyla bu türün sadece Aladağlar bölgesinde yetişen doğal bir bitki olduğunu tespit ettiklerini aktaran Sağıroğlu, 'Bu bitkinin, dünyadaki diğer örneklerinden birçok yönüyle farklı olduğunu, bilimsel çalışmalarla ortaya koyduk. Daha sonra bu çalışmalarımızı bir araya getirerek bilimsel dergide de yayınladık. Bunun sadece Bolu Aladağlar bölgesinde yetişen bir bitki olduğunu keşfettik. Türkiye'de de dünyada da başka hiçbir alanda yetişmiyor.' diye konuştu.
Reklam
Hayvansever Çift Sokakta Buldukları Köpeğe Araçlarını Tahsis Etti
SİNOP (AA) - GÖKHAN GÜCÜKLÜOĞLU - Sinop'ta yaşayan Cavit-Gönül Soysal çifti, sokakta yaralı olarak buldukları ve sağlığına kavuşması için yardım eli uzattıkları köpeğe, soğuk kış günlerinde araçlarında barınma imkanı sağladı.Uzun yıllar İstanbul'da yaşadıktan sonra 7 ay önce Sinop'a yerleşen emekli Cavit ve Gönül Soysal çifti, deniz kenarında yürüyüş yaptıkları sırada bir sokak köpeği ile karşılaştı.Fırsat buldukça bu köpeğe mama vermeye başlayan Soysal çifti, sonraki günlerde köpeği göremez oldu.Çift, köpeği bir süre sonra kentin farklı bir noktasında yaralı halde buldu ve hemen tedavi ettirdi.'Çapkın' adını verdikleri ve soğuk kış günlerinde tekrar sokağa terk etmek istemedikleri köpeğe özel araçlarında bakmaya karar veren Soysal çifti, ciplerini adeta bir kulübeye çevirdi.Soysal çifti, köpeğin havasız kalmaması için araçlarının camında boşluk bırakıp sık sık kontrol ediyor ve araçla gezintiye çıkarmayı da ihmal etmiyor.'Günde iki üç kez dışarı çıkartıp gezdiriyoruz'Gönül Soysal, AA muhabirine, Çapkın'ı sokakta bırakmaya gönüllerinin el vermediğini söyledi.Evlerinin bahçesi olmadığını, bu nedenle bir kulübe yapamadıklarını anlatan Soysal, 'Biz de bunun üzerine onu arabamıza koyduk. Baktım aracı sevdi, hiç sorun çıkarmadı. Şimdi soğuk kış günlerinde aracımızda yaşamaya devam ediyor.' dedi.Soysal, Çapkın'ın hayatından şimdilik çok memnun olduğunu dile getirerek, 'Günde iki üç kez dışarı çıkartıp gezdiriyoruz. Mamasını veriyoruz. Keşke bahçemiz olsa da ona bir kulübe yapabilsek ama maalesef öyle bir imkanımız yok. Bahçe olmayınca çözüm olarak ona aracımızın kapılarını açtık.' diye konuştu.Sadece köpekleri değil, tüm canlıları çok sevdiklerini vurgulayan Sosyal, 'Keşke birileri sahiplense ve bu hayvanlar sokakta kalmasa. Çapkın ve diğer köpekler için çok üzülüyorum. İmkanı olan herkesi bu hayvanları sahiplenmeye davet ediyorum.' ifadesini kullandı.
Bagaj Kapağı Arızalanan Otomobilin Yenisiyle Değiştirilmesi Kararına Onama
İZMİR (AA) - HAYDAR TOPRAKÇI - Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin bir tüketicinin otomobilinin bagaj kapağı açma butonundaki arıza nedeniyle verdiği 'aracın ayıpsız benzeriyle değiştirilmesi' kararını onadı.Balıkesir'de ikamet eden S.K.G, 2016 yılında satın aldığı otomobilin bagaj kapağındaki açma butonunun arızalı olması nedeniyle yetkili servise başvurdu.S.K.G. aracındaki arızanın giderilmesi üzerine aracını teslim aldı ancak ilerleyen tarihlerde arıza 4 kez daha tekrarladı.S.K.G, 'Bagajda taşınması gereken yangın söndürme tüpü, ilk yardım çantası gibi yasal zorunlu malzemelerle çantalar, alışveriş poşetleri gibi eşyaları sürekli arka koltukta taşımak zorunda kaldığını, bazen arka koltuğa yolcu alamadığını' savunarak, 'aracın ayıpsız bir misli (benzeri) ile değiştirilmesi veya muadil araç bedelinin tespit edilerek yasal faiziyle ödenmesi' için Balıkesir 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açtı.'Açma butonu arızası üretimden kaynaklı gizli ayıp'S.K.G'yi haklı bulan mahkeme, gerekçeli kararında şu ifadelere yer verdi:'Açma butonu arızasının üretimden kaynaklı gizli ayıp olduğu ve 5 defa servise gittiği halde sorunun giderilemediği görülmektedir. Arızanın kullanıcıdan kaynaklanmadığı ve satın alınma esnasında anlaşılamayacak nitelikte üretim hatasından kaynaklı arıza olduğu görülmektedir. Butonun çalışmaması nedeniyle tüketici araçtan yeteri kadar faydalanmadığından aracın ayıpsız benzeri ile değiştirilmesine, bunun mümkün olmaması durumunda da İcra İflas Kanunu'nun 24. maddesinin uygulanmasına karar verilmiştir.' Otomobil firması, yerel mahkemenin kararına itiraz etti. İtirazı değerlendiren Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin kararını onadı.Kararda şu gerekçelere yer verildi:'Araçtaki ayıbın bagaj kapağının açılmamasına neden olması, eşyaların araç içine konmasının hem araçta bulunan yolcuların kaza anında güvenliğini tehlikeye atacak olması hem de araca binecek kişi sayısını etkileyerek aracın işlevselliğini yitirecek niteliktedir.Tamir hakkının kullanılmasına rağmen ayıbın giderilememesi nedeniyle davacıdan tamir edilemeyen ayıplı aracı kullanması beklenemeyeceği gibi misli ile değişim talebinde bulunması da TMK 2. maddesindeki hakkaniyet ilkesine aykırılık oluşturmayacaktır. Aracının misli ile değişim koşullarının oluşması nedeniyle mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.' S.G.K'nin avukatı Ali Onar, İzmir'deki ofisinde AA muhabirine yaptığı açıklamada, kararın sevindirici olduğunu söyledi.'Bagaj kapağı' diyerek geçiştirilecek bir durumun olmadığını kaydeden Onar, 'Bagaj kapağı, araç için çok basit bir ekipman diye düşünülebilirsiniz ancak bununla ilgili bozukluğu mahkememiz esaslı bir ayıp olarak kabul etti ve bu ayıp üzerinden aracın benzeri ile değişimine karar verdi.' dedi.
Doktorlar Kovid-19'La Savaşı Anlatıyor - "Yalvarır Gözlerle Bakan Hastalarımız Çok Oluyor"
SİVAS (AA) - HALİFE YALÇINKAYA - Yeni tip koronavirüsü (Kovid-19) iki kez yenen Numune Hastanesi Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı Doktor Bekir Kurt, hastalık sürecini ve yoğun bakımda yatan hastaların yaşadığı zorlukları anlattı.Numune Hastanesi'nde Kovid-19 yoğun bakım servisinde görevli 39 yaşındaki Kurt, AA muhabirine, şiddetli öksürük, sırt, kas ve baş ağrısıyla başlayan belirtilerin ardından yaptırdığı testinin pozitif çıktığını söyledi.Rahatsızlığı evindeki 10 günlük tedavinin ardından hafif atlattığını dile getiren Kurt, kasım ayında yeniden koronavirüse yakalandığını belirtti. Kurt, hastalığının bu kez ağır seyrettiğini ve aynı hastanede görevli dahiliye uzmanı eşi Gülüzar Kutas Kurt'un da virüse yakalandığını ifade etti.Akciğer tutulumu, hafif solunum yetmezliği sıkıntılarının olduğunu anlatan Kurt, eşi ve kendisinin pozitif olması nedeniyle üç kızından izole şekilde karantinaya girdiklerini aktardı.Karantina döneminde çocuklarının özlemini çektiklerini belirten Kurt, 'Üç evladım var, üçü de burnumda tütüyordu bu süreçte. Aynı evin içindeydik ama odamızdan çıkış olmadı, kendimizi tek odaya kapattık.' dedi. Kurt, bu süreçte en çok çocukları için endişe duyduklarını anlatarak, 'Sarılamamak, onlarla ilgilenememek bize çok zor geldi. Ortaokula giden kızımın dersleriyle ilgilenemedik, çocuklarımın ihtiyaçlarına karşılık veremedik. Zor bir süreç oldu, erken bittiği için de çok mutluyuz, çok şükür sağlığımıza kavuştuk.' diye konuştu. Yoğun bakımda görev yapmasından dolayı hastaların en zor anlarına şahit olduğuna değinen Kurt, şunları kaydetti:'Yoğun bakımda bilinci açık ama solunum yetmezliği olan hastalarımız var. Daha üst seviyede ise entübe olan hastalar var. Solunum yetmezliği çeken bilinci açık hastalar, ilk başta durumun farkında olmayarak 'beni niye buraya getirdiniz' gibi bir bakışla geliyorlar ama kısa sürede oksijen seviyeleri çok düşüyor. Hastalarda ilerleyen dönemlerde solunum yetmezliği artıyor ve hava açlığı yaşamaya başlıyorlar. Yalvarır gözlerle bakan hastalarımız çok oluyor. Onlara ek solunum cihazlarıyla yardımcı oluyoruz, uyanık haldeyken bu stresi kaldırmak kolay değil. Bazen sakinleştirici ilaçlar veriyoruz.'Kurt, her yaş grubunda hastalarının olduğuna, gençlerden ve ek bir hastalığı olmayanlardan da kayıpların yaşandığına dikkati çekti. 'Bilgi verdiğimiz hastaların dudaklarından dualar dökülüyor'Hastaların makineye bağlanacakları bilgisini duyunca çok büyük üzüntü yaşadıklarını ve mümkün olduğunca onlara moral vermeye çalıştıklarını dile getiren Kurt, 'Bu insanların çektiği sıkıntıları biz de derinden hissediyoruz. Bazı hastalara bu bilgiyi verdikten sonra dudaklarından dualar döküldüğüne şahit oluyoruz. Bu zor süreçler bizi derinden üzüyor.' ifadelerini kullandı.Kurt, yoğun bakımda hastaların çektiği sıkıntılara birebir şahit olduklarını anlatarak, 'Sabır savaşı veriyorlar, bu hallere düşmelerine bir insanın sorumsuzluğu sebep oluyor. Yanındaki, çevresindeki, ailesindeki bir insanın tedbirsizliği bir başkasının hayatına mal olabiliyor.' dedi.
Reklam
Yaşlı Bireyler Ev Kazalarına Yönelik Önlemlerle Hayata Tutunuyor
KOCAELİ (AA) - ŞENGÜL AZBAY - Kocaeli'de başlatılan 'Hayata Tutun' projesiyle 65 yaş üstü vatandaşların evlerinde alınan basit önlemlerle ev kazalarının önüne geçilerek, yaşanabilecek olumsuzlukların ortadan kaldırılması hedefleniyor.Büyükşehir Belediyesi Engelli ve Yaşlılar Şube Müdürlüğü Yaşlı Hizmetleri Birim Sorumlusu Ayşegül Özkar Yıldırım, AA muhabirine, TÜİK 2019 verilerine göre, Kocaeli'de 65 yaş üstü birey sayısının yaklaşık 144 bin olduğunu söyledi.Kocaeli Büyükşehir Belediyesinin, yaşlı bireylerin ihtiyaçları doğrultusunda projeler üretmeye devam ettiğini aktaran Yıldırım, 'Bizim kültürümüzde yaşlılarımızın yeri hürmet makamıdır. Onlar bizim başımızın tacı, ayrıca kütüphanelerimizdir.' dedi.Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle aylardır evden çıkamayan yaşlılara yönelik 'Hayata Tutun' projesini uygulamaya aldıklarını belirten Yıldırım, ev kazası geçiren 65 yaş üstü vatandaşların sayısının fazla olduğunu kaydetti.Yıldırım, özellikle 75 yaş üstü vatandaşların, evlerinde yılda birkaç kez düştüğüne dikkati çekerek, şöyle devam etti:'Dünya Sağlık Örgütünün hazırladığı raporda da bu verileri elde ettik. Bundan yola çıkarak, en çok ev içi düşmeler yaşadıklarını ve daha çok banyoda düştüklerini tespit ettik. Bu projeyle banyo içinde düşmelere karşı çeşitli uygulamalar yapmaya başladık. Projede verilen hizmetler, banyo içi oturma taburesi, banyo içi sabit tutunma barı, klozet kenarı hareketli tutunma barı, klozet kenarı mafsallı tutunma barı, kaydırmaz paspas, harekete duyarlı aydınlatma... Ev içi düşmelerine karşı da çeşitli yerlere serebilecekleri kaydırmaz paspaslarımız, ayrıca gece lavaboya kalktıklarında ev karanlık olmasın diye harekete duyarlı aydınlatmalarımız var. 2 ay içinde 600 eve bu projeyi uyguladık. Çok olumlu geri dönüşler aldık.'Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın'ın talimatlarıyla projenin, il genelinde uygulanmasına devam edileceğini anlatan Yıldırım, 'Telefonla başvuru alıyoruz, arkadaşlarımız ardından eve keşfe gidiyor. Daha sonra uygulama yapılan evlere arkadaşlarımız tekrar gidip vatandaşların memnuniyetlerini ölçüyorlar.' diye konuştu.Yıldırım, yaşlılarda düşmelerin geri dönüşünün çok zor olduğuna işaret ederek, 'Özellikle kalça kırıklığına yol açan kazalar oluyor. Bunun da ameliyatları çok zor oluyor, bazen ameliyat da yapılamıyor. Kalıcı sakatlıklara yol açabiliyor. Biz tamamen basit önlemlerle ev içi düşmelerin önüne geçmeyi hedefliyoruz. Salgın sürecinde bütün tedbirlere uydukları için yaşlılarımıza çok teşekkür ederiz. Sürekli evde kaldıkları için dalgın oluyorlar ve düşebiliyorlar.' ifadesini kullandı.'Bizim için çok büyük bir çalışma'Gölcük ilçesinde yaşayan 80 yaşındaki Kemal Tosun, salgın sürecinde tedbirlere uyarak evde kaldıklarını anımsattı. Zorlu bir süreç geçirdiklerini dile getiren Tosun, '10 aydır evdeyiz. Çok zorlanıyoruz. Yani ayaklarıma vurdu. Motosiklete biniyorum, motosiklet olmasa 100 metre yürüdüğüm zaman belim ağrıyor, yürüyemiyorum. Bu da tabii yaşlılıktan.' dedi.Tosun, belediyenin başlattığı projeyi memnuniyetle karşıladıklarını belirterek, 'Gece uyandığımda karanlık oluyor, zor yürüyorum. Birkaç kez düştüm. Banyoda zorlanıyoruz. Evimizin içinde 4 basamaklı bir merdiven var. O bizi zorluyor. Belediye ekipleri gereken önlemleri aldı.' açıklamasında bulundu.Tülay Tosun da eşi sayesinde projeden haberdar olduklarını ve hemen başvuruda bulunduklarını aktardı.Belediye ekiplerinin, önce evde inceleme yaptığını ve ev kazalarını önlemek için neler yapılacağını tespit ettiğini anlatan Tosun, 'Evde gereken önlemleri aldılar. Bizim için çok büyük bir çalışma. Dizimden ameliyat edildim ve protezim var. Çok dikkat etmeye çalışıyorum.' diye konuştu.
Tdv, İdlib'deki Sivilleri Her Yağmurda Çamur İçinde Kalan Çadırlardan Kurtararak Briket Evlere Taşıyor
İDLİB (AA) - MEHMET BURAK KARACAOĞLU - AHMET KARAAHMET - Türkiye Diyanet Vakfı (TDV), Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib ilindeki çadırlarda ağır kış şartlarında yaşam mücadelesi veren sivilleri, yaptıkları briket evlere yerleştiriyor.Toplamda 5 bin briket ev yapmayı planlayan TDV, bu zamana kadar Esed rejimi ve destekçilerinin saldırılarından kaçarak İdlib'in Türkiye sınır hattındaki derme çatma çadırlara sığınan 1753 aileye briket ev temin etti. TDV'nin İdlib'deki briket ev teslimi ve yardım dağıtım programına, Hatay Vali Yardımcısı ve Cilvegözü Kara Hudut Kapısı Mülki idare Amiri Salih Altun, TDV Mütevelli Heyeti II. Başkanı İhsan Açık, TDV gönüllüsü sanatçılar Murat Kekilli, Resul Aydemir, milli basketbolcu Furkan Aldemir, yazar Ferudun Özdemir ve eşi Suna Yurtalan Özdemir ile sosyal medya fenomenleri katıldı.TDV Mütevelli Heyeti II. Başkanı Açık, AA muhabirine yaptığı açıklamada, İdlib'de çadırlarda mahsur kalanların acilen briket evlere taşınması gerektiğini söyledi.Açık, 'Briket evlere her geçen gün daha fazla ihtiyaç olduğunu bütün herkese duyurmak istiyoruz. Görüldüğü gibi her yağmurda çadırlar, bırakın oturacak hali hiçbir şekilde içeri girilmeyecek hale dönüşüyor.' dedi.Çadırda yaşayanların gıdalarının ve giysilerinin kullanılmaz hale geldiğine de dikkati çeken Açık, 'Bizim de misafirlerimize durumu göstererek, briket evlerin çoğalması için gayret etmemiz gerekiyor. Milletimizin destekleriyle çamur deryası içinde yaşam mücadelesi veren ailelerimizi sıcak yuvaya kavuşturuyoruz.' ifadelerini kullandı.Bölgeye gelen milli basketbolcu Furkan Aldemir de İdlib'deki hayatların başka olduğunu, herkesin gelip yerinde görmesi gerektiğini söyledi.Aldemir, 'Buradaki çocukların çektiği zorlukları anlatmak kolay değil. Buradaki insanların, sizlerin yardımlarına ihtiyacı var. Biz elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Yardımlarınızı ve duanızı eksik etmeyin.' dedi.Çadırlarda yaşayan kişilerin, çocukların hayatlarının yardımlarla daha güzel olacağını dile getiren Aldemir, 'Ayrıca bizim gelmemize vesile olan TDV'ye çok teşekkür ediyoruz. Onların vesile olduğu bu güzellikler, hem ülkemizin Müslüman devletler için önemli olduğunu gösteriyor hem buradaki insanların bizi sevmesine yardımcı oluyor.' ifadelerine yer verdi.Sanatçı Murat Kekilli de İdlib'deki dramı, yaşam mücadelesini yerinde görmek için geldiklerini belirtti.Kekilli, 'Gerçekten çok üzüldük. İçimiz parçalandı. Buradaki aileler çok ciddi yaşam savaşı veriyor.' dedi.Bölgedeki savaşın yeni başladığı değerlendirmesinde bulunan Kekilli, 'İnsanların gıda ve barınma gibi acil temel ihtiyaçları var. Hiçbir şey yapmama hakkına sahipsiniz ama yapacağınız her iyilik bir gün karşınıza çıkacaktır ve sizi bulacaktır.' diye konuştu.Derme çatma çadırlarda yaşayan insanların en ufak bir iyiliğe dahi ihtiyacı olduğunu belirten Kekilli, 'Kardeşlerimizi unutmamamız gerekiyor. Kimse isteyerek burada doğmadı. Bu insanlarla kardeş olduğumuzu unutmamamız lazım.' dedi.Rap müzik sanatçısı Resul Aydemir de hayırseverlerin gönderdiği kışlık yardımları İdlib'deki çocuklara ve ailelere teslim ettiklerini söyledi.Aydemir, 'Soğuktan çok üşümüş çocukları internette gören 4-6 yaş çocuklar, bu kardeşlerimize krem gönderdi. Biz de onların ellerine tek tek sürdük, gelen gofretleri çocuklara yedirdik. Çadırlarda yaşayan aileler sel felaketi, sağanak ve kar yağdığı zamanlarda zor durumda kalıyorlar.' ifadelerini kullandı.
Reklam
"Göç Yorgunu" Leylek, Ormanya'nın Maskotu Oldu
KOCAELİ (AA) - TAHİR TURAN EROĞLU - Kocaeli'de 3 ay önce göç yorgunu olduğu için getirildiği Avrupa'nın en büyük doğal yaşam parkı Ormanya Doğal Yaşam Parkı Yaban Hayatı Koruma Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi'nde güç toplamasının ardından doğaya salınan leylek, kışlamak için alanda kaldı.Leyleğe, Ormanya'nın ziyaretçileri arasında düzenlenen anketle 'Bulut' ismi verildi. Çoğu zaman alanın girişinde ziyaretçileri karşılayan leylek, bir gününü kamp, bir gününü mesire alanında insanlar arasında geçirerek ziyaretçilere farklı bir deneyim yaşatıyor. Ziyaretçiler, kar yağışının ardından yerleri kaplayan kar örtüsü üzerinde leylek görmenin şaşkınlığını yaşıyor.'Bulut sürekli vatandaşların arasında'Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Doğal Yaşam Alanları Şefi Önder Alioğlu, AA muhabirine, yaklaşık 3 aydır misafir ettikleri leyleğin kışlamak için Ormanya'yı tercih ettiğini söyledi. Alioğlu, göç sırasında leylekler ve bazı kuş türlerinde bu tip davranışların görülebildiğini belirterek bunun doğal bir durum olduğunu anlattı. Kışlaması için leyleğe yuva hazırladıklarını dile getiren Alioğlu, ayrıca hayvanın yem rasyonunu (bir hayvanın 24 saatlik periyot için besin maddeleri ve enerji gereksinimini sağlayan toplam yem miktarı) günlük takip ettiklerini, Yaban Hayatı Koruma Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi aracılığıyla kontrollerinin de gerçekleştirildiğini kaydetti.'O kadar çok insancıl ve sosyal ki bazen sabahları personelle alana giriş yapıyor.' diyen Alioğlu, leyleğin normal şartlarda göç etmesi gerektiğini söyledi. Alioğlu, şöyle konuştu:'Kışlamak için bizi tercih etti. Daha güvenli bulduğu için olabilir. Daha sıcak iklimleri seçer, sıcak ortamlarda bulunmak isterler. Bir göç yolculukları vardır. Şu anda karların içinde ama günlük yemlemesi ve diğer kontrolleri yapılıyor. Ona sevimli bir de yuva yaptık, yuva etrafında dolanıyor. Bulut, sürekli vatandaşların arasında, vatandaşlar da yoğun ilgi gösterdi. Artık buranın maskotu oldu. Belki seneye tekrar kışlamak için burayı tercih edebilir, belki de hiç gitmez sürekli burada durur.'
Uzmanlardan Öğrencilere Ve Velilere Yarıyıl Tatilinde "Dijital Diyet" Önerisi
KASTAMONU/ANTALYA (AA) - ÖZGÜR ALANTOR / AYŞE YILDIZ - Kastamonu Üniversitesinden Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü Eğitim Programları ve Öğretim Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Selman Tunay Kamer ile Akdeniz Üniversitesinden Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Suat Kolukırık, yarıyıl tatilinde bilişsel ve zihinsel gelişim açısından 'dijital diyet' önerisinde bulundu.Doç. Dr. Kamer, AA muhabirine, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını sürecinde öğrencilerin derslerine çevrim içi olarak devam ettiğini hatırlattı. Bu dönemde öğrencilerin zamanının büyük bölümünü bilgisayar başında geçirdiğine dikkati çeken Kamer, 'Öğrenciler ortalama 5 ila 8 ders saati bilgisayar başında kalıyor. Bu süreç bununla da kısıtlı kalmıyor. Öğrenciler, dersler dışında ödevleri ve proje çalışmaları için de dijital araçlarla birlikte oluyor. Tabii ders dışı kullanımlar da oluyor.' dedi. Salgın sürecinde internet kullanımının da arttığını vurgulayan Kamer, 'Türkiye'de 62 milyon civarında internet kullanıcısı var. Bu rakam, geçen yıla göre 2,4 milyon civarında artış yaşandığını gösteriyor. Bu süreçte sosyal medya kullanımı da arttı. 54 milyon civarında sosyal medya kullanıcısı var. Bir önceki yıla göre sosyal medya kullanımında da rakamların bir hayli arttığını söyleyebiliriz.' diye konuştu.Ailelerin çocukları ile nasıl zaman geçireceğini bilemediği için dijital araçlara yönlendirdiğini dile getiren Kamer, şöyle devam etti:'Salgın sürecinde aileler, 24 saat çocukları ile zaman geçirmek durumunda kaldı. Bu süreçte dijital araçların kullanımı arttı. Diğer bir açıdan baktığımızda, akşam işten geldiğimizde yemekten sonra televizyon açılıyor. Türk aile yapısında televizyon ortalama 12 saat açık kalıyor. Eş bir koltukta, diğeri başka bir koltukta telefonla zaman geçirirken, çocukların elinde tabletler var. Kimsenin kimseyle iletişim kurmadığı aileler görmeye başladık. Bu ciddi bir probleme dönüşüyor. Bunların önlenmesi için dijital diyet yapılmasını öneriyoruz. Dijital diyet dediğimiz şey, dijital araçlardan uzak kalmak. Kilo aldığımızda veya düzensiz beslendiğimizde nasıl diyet yapıyorsak bu gerekçelerden dolayı dijital araçlarla aramıza mesafe koymamız gerekiyor.'Yarıyıl tatili için velilere ve çocuklara önerilerde bulunan Kamer, 'Salgın döneminde öğrenciler neredeyse günün yarısından fazlasını dijital araçlarla geçiriyor. Bu dönemde bilgisayar, tablet ve telefonla çok zaman geçirdiler. 23 günlük yarıyıl tatilinde çocukların dijital araçlardan tamamen uzak kalmalarını, yani dijital açlık öneriyorum. Dijital bağımlılık problem olmaya başladı. Kişinin yalnızlaşması, psikolojik problemler bunlardan birkaçı. Yetişkinler için de dijital araçlarla aralarına mesafe koymalarını, yani dijital diyeti öneriyorum.' ifadelerini kullandı. Kamer, beynin kendini toparlaması gerektiğinin altını çizerek, 'Yapılan araştırmalar, 30 günlük diyet gerçekleştirildiğinde beyin aktivitelerinin normal seyrine döndüğü yönünde. Dolayısıyla iç huzur, sakinlik dediğimiz normalleşmeye yavaş yavaş dönüyoruz. 23 günlük dijital diyet ve açlığın beynimizin normal çalışmasını sağlayacağını düşünüyorum. Bu süreçte dijital açlığın yapılması, çocukların bilişsel ve zihinsel gelişimi açısından gerekli.' diye konuştu.Dijital araçların dengeli kullanılması gerektiğini vurgulayan Kamer, 'Dijital açlık ve diyet döneminde aileler geçmişle ilgili anılarını, oyunlarını anlatabilir. Birlikte etkinlikler, yemekler yapılabilir, oyunlar oynanabilirler.' dedi.'Yarıyıl tatilinde dijitalleşme' uyarısıAkdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Suat Kolukırık da Kovid-19 tedbirleri kapsamında çocukların uzun zamandır evde olduğunu, anne babalara büyük görev ve sorumluluklar düştüğünü söyledi.Çocukların daha fazla sosyalleşmesi için dışarı çıkacakları izin saatlerinde oyun alanları içinde tutulması gerektiğini belirten Kolukırık, psiko-sosyal yönden onların gelişmelerini, yetenekleri doğrultusunda kabiliyetlerini keşfedebilecekleri alanlarda olmaları gerektiğini vurguladı. Aile içinde de güzel etkinlikler planlanabileceğini anlatan Kolukırık, şunları aktardı:'Çocuklarla baş başa kalmak için bir fırsat olarak yeniden değerlendirilebilir. Velilerimizin bu süreci yorgunluk olarak değerlendirdiğini biliyoruz fakat bunu bir fırsat, geçiş dönemi, salgına karşı alınması gereken bir tedbir olarak görmek gerekiyor. İnsan sosyal bir varlıktır. Kovid-19 kurallarına uyularak oyun gruplarında bulunulmalı, geleneksel el sanatları yapılmalıdır. Her ne kadar dijital ortamın sunmuş olduğu zenginlikler olsa da yarıyıl tatilinde dijital ortamın dışındaki sosyal alanlara çocuklarımızı taşımak son derece yararlı olacaktır.'Çocukların korunaklı sitelere girip girmediğinden emin olmak gerektiğine işaret eden Kolukırık, bu konuda ebeveynlere sorumluluk düştüğünü dile getirdi.'Dijital ortamları günlük maksimum iki saat kullanın'Kolukırık, dijitalleşmenin artık bir zorunluluk olduğunu belirterek şöyle konuştu:'Dijital ortam olmadan gündelik işlerimizi yapamadığımız bir aşamaya geldik. Dijitalleşmeyi tatil süresinde azaltmak gerekiyor. Çünkü çocuklar derslerini çevrim içi aldıkları için dijitalleşmeyi yoğun şekilde kullandılar. Onları kendi doğal, sosyal ortamları içinde tutmalıyız. Oyunların bağımlılık yaptığını biliyoruz. Bugüne kadar yapılan birçok çalışmada savaş, kavga nitelikli ya da çocukların algısını daha olumsuz alana taşıyabilecek olan yapımların zarar verdiğini gördük. Anne babalar bu konuda biraz daha dikkat edebilirler. İçeriklerin nitelikleri konusunda yönlendirmelerde bulunabilirler. Geleneksel oyunlar oynanabilir, aile içi aktiviteler düzenlenebilir.'Aşırı teknoloji kullanımının toplum ve bireyin ruh sağlığına zarar verdiğine değinen Kolukırık, her bireyin özellikleri, farklı kullanım durumu olabildiğini ancak çocukların, dijital ortamları tatilde maksimum iki saat kullanmasının yeterli olacağını ifade etti.Ailelere çocuklarıyla birlikte yemek yemeyi ihmal etmemesini öneren Kolukırık, şunları kaydetti:'Okul başladığında daha yorgun olmamak için dijital mecraları az kullansınlar. Dijital ortamın bireyleri dinlendirdiğine dair bir veri yok. Kesinlikle beyni yavaşlattığını, yorduğunu ve dikkat dağınıklığına yol açtığını biliyoruz. Dijital ortamları yoğun kullanan çocuğun, normalleşme sürecinin başlamasıyla sosyal ortamlara katılımı çok daha zor olacaktır. Bilimsel çalışmalar da bunu destekliyor.'
İnsan Vakfı İdlib'deki İyilik Çarşısı'nda İç Savaş Mağduru 1000 Sivile Kıyafet Dağıttı
İDLİB (AA) - BURAK KARACAOĞLU/AHMET KARAAHMET- İnsan Vakfı, Suriye'nin kuzeybatısındaki İdlib ilinin Eriha ilçesinde kurulan İyilik Çarşısı'nda iç savaş mağduru 1000 sivile mont, bot, atkı, bere, eldiven, yelek gibi kışlık kıyafetler ulaştırdı.İnsan Vakfı Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Sezgin Kızılkoca, AA muhabirine yaptığı açıklamada, İdlib'de kışlık giyim yardımları kapsamında hazırladıkları kıyafetleri ihtiyaç sahibi ailelere dağıttıklarını söyledi. Kızılkoca, 'Sabahtan itibaren aileler geliyor. Bölgede yaşayan savaş mağduru aileler, tespit edilen yetim çocuklar buraya geliyor. Aynı zamanda atkı, bere gibi örgü kampanyası kapsamında hanım kardeşlerimizin hazırlamış olduğu el emeklerini de burada dağıtıyoruz.' dedi.Söz konusu yardımlar için bağışçılara teşekkür eden Kızılkoca, 'Şu anda arkada gördüğümüz sergilerin tamamı aslında örgü kampanyasında kardeşlerimizin el emeği göz nuru. Burada ihtiyaç sahibi kardeşlerini ısıtacak inşallah. Tüm emeği geçen bağışçılarımıza, el emeği göz nuru döken ablalarımıza, kardeşlerimize tekrar teşekkür ediyorum. Allah hayırlarınızı kabul etsin.' ifadelerini kullandı.İdlibli savaş mağduru Eyhem Muhammed de İnsan Vakfının açtığı çarşıdan kıyafet aldıklarını belirterek 'Biz buradaki mağazadan ihtiyaçlarımızı karşıladık. Allah da size bol rızık versin ve sizi korusun.' dedi.Bir diğer bölge sakini Lemar Fatma da 'Bu soğukta çocuklarımızı ısıtacak elbiseler verdiniz. Allah sizden razı olsun ve mutluluğunuzu arttırsın.' diye konuştu.İdlib'deki durumTürkiye, Rusya ve İran arasında 4-5 Mayıs 2017'de gerçekleşen Astana toplantısında, İdlib ve komşu illerin (Lazkiye, Hama ve Halep vilayetleri) bazı bölgeleri, Humus ilinin kuzeyi, başkent Şam'daki Doğu Guta ile ülkenin güney bölgeleri (Dera ve Kuneytra vilayetleri) olmak üzere 4 'gerginliği azaltma bölgesi' oluşturuldu. Ancak rejim ve İran destekli teröristler, Rusya'nın hava desteğiyle 4 bölgeden 3'ünü ele geçirip İdlib'e yöneldi. Türkiye, Eylül 2018'de Rusya ile ateşkesi güçlendirmek için Soçi'de ek mutabakata vardı.Rusya ve rejim güçleri, Mayıs 2019'da tüm bölgeyi ele geçirmek için operasyonlara başladı ve İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi içinde çok sayıda büyük yerleşimi ele geçirdi. Son olarak Türkiye ile Rusya arasında 5 Mart'ta Moskova'da yeni bir mutabakat sağlandı.Rejim güçlerinin zaman zaman ihlal ettiği ateşkes büyük ölçüde korunuyor. 2017-2020 döneminde yaklaşık 2 milyon sivil, Rusya ve rejim güçlerinin saldırılarında Türkiye sınırına yakın bölgelere göç etmek zorunda kaldı.
Kovid-19 Hastaları Yaşadıklarını Anlatıyor - "Kas Ağrılarım O Kadar Çoktu Ki Kalp Krizi Geçirdiğimi Düşündüm"
TEKİRDAĞ (AA) - MESUT KARADUMAN - Tekirdağ İsmail Fehmi Cumalıoğlu Şehir Hastanesinde görevli ebe Yurdagül Gürkaş, yeni tip koronavirüsü (Kovid-19) yenip görevinin başına dönmenin mutluluğunu yaşıyor.Gürkaş, yaklaşık bir ay önce yaptırdığı Kovid-19 testinin pozitif olduğunu öğrenince evinde karantinaya alındı. Eşi ve çocuğuna hastalık bulaştırmamak için farklı bir odada izole olup ilaç kullanmaya başlayan Gürkaş, 20 günde iyileşip görevine döndü.Gürkaş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, herkesin kendi sağlığının kıymetini bilmesi ve tedbirlere en iyi şekilde uyması gerektiğini söyledi.Hastalığa yakalanma sürecini anlatan Gürkaş, 'Çalışırken sabahtan öğlene kadar hiçbir belirtim yoktu. Öğleden sonra ateş ve nefes darlığı başladı. Ben de Kovid-19 olduğumdan şüphelendim. O gece kimseyle temas etmemeye çalıştım. Diğer gün test yaptırdım ve pozitif olduğumu öğrendim. İlk öğrendiğimde 'inşallah kimseye bulaştırmamışımdır' diye dua ettim çünkü bu dönemde sağlık çalışanına ihtiyacımız var.' dedi. 'Özellikle eklem, kemik ve kas ağrılarım çoktu'Gürkaş, ilk başta hastalığı oğlu ve eşine bulaştırmış olabileceğini düşündüğünü aktardı. Bunun üzerine hemen kendisini bir odada izole ettiğini belirten Gürkaş, şöyle devam etti:'Eşim ve oğlumla kapının dışından iletişime geçiyorduk. Hastalığın üçüncü ve dördüncü gününden sonra sıkıntılar yaşamaya başladım. Çift yastıkla yatmama rağmen nefes alamıyordum. Özellikle eklem, kemik ve kas ağrılarım çoktu. Kas ağrılarım o kadar çoktu ki kalp krizi geçirdiğimi düşündüğüm zamanlar oldu. Ağrı kesici alıyorsunuz ama 1-2 saat sonra yine ağrılar oluyordu. Geceleri o ağrılar yüzünden uyuyamıyorsunuz. Göğsümün altına yastık koyarak uyumaya çalışıyordum ancak o şekilde biraz nefes alabiliyordum.' Yurdagül Gürkaş, hastalığa karşı kendi kendine bazı planlar hazırladığını ifade ederek, 'Eğer nefesim çok sıkışırsa eşim ve oğlumu endişelendirmemek için 112'yi şu şekilde ararım, eşime ve oğluma durumu sakince söylerim diye düşündüm. Kendime acil durum çantası hazırladım. Zaten hastalık sürecinde en kötüsü de nefes alıp veremeyince ölümü düşünüyorsun.' diye konuştu. Hastalığı sürecinde psikolojik olarak çok yıprandığını ancak eşi ve çocuğunun kendisine moral verdiğini anlatan Gürkaş, 'Evin içinde ayrı odada kalsam bile eşimi ve çocuğumu korumak için maske taktım. Koridora çıkacağımda çift maske takıyordum. Eşim de ben girip çıktıktan sonra dokunduğum yerleri siliyordu. Aynı evin içindeydik ama oğlum kapının önünde ben kapının arkasında konuşuyorduk.' ifadelerini kullandı.
Reklam