Van'da 112 Çağrı Merkezini 5 Ayda 8 Bin Kez Arayan Kişiye Ceza Verildi
VAN (AA) - EMRE ILIKAN/YILMAZ KAZANDIOĞLU - Van'ın Edremit ilçesinde 2 Eylül 2020'de hizmete açılan 112 Acil Çağrı Merkezi'ni 5 ayda 8 bin kez arayarak gereksiz yere meşgul eden kişiye 'Kabahatler Kanunu' kapsamında idari para cezası uygulandı. İçişleri Bakanlığının, 81 ilde hayata geçirdiği proje kapsamında Van'da kurulan 112 Acil Çağrı Merkezi, sağlık, jandarma, itfaiye, orman ve AFAD ile ilgili çağrılara tek bir numara ve merkezden hizmet veriyor.175 kişinin istihdam edildiği merkezde, 112, 155, 110, 156, 177 gibi acil ihbar hatlarını arayanlara cevap veren 'çağrı karşılayıcılar', gereksiz aramaları süzerek gerçek çağrıların ilgili birimlere yönlendirilmesini sağlıyor.Van'da meydana gelen olaylara en kısa sürede müdahale edilmesini sağlayan görevliler, en çok asılsız ihbarlar ve gereksiz çağrılar nedeniyle zorlanıyor.Kentte hizmete açıldığı 2 Eylül 2020'den bu yana binlerce çağrıya cevap veren görevliler, 'Kedim çok miyavlıyor ne yapabilirim?', 'Telefon faturam neden çok geliyor?', 'Annem evde yok, gelinceye kadar benimle sohbet edebilir misiniz?', 'Yayladayım saatin kaç olduğunu bilmiyorum, saati öğrenebilir miyim?' gibi sorularla da karşılaşıyor. 112 Acil Çağrı Merkezi'ni 5 ayda 8 bin kez meşgul eden kişiye ceza verildiMerkez Müdürü Yadigar Ergül, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kurulduğu günden bu yana merkeze gelen 769 bin çağrının yüzde 90'ının asılsız ihbar ve gereksiz aramalardan oluştuğunu söyledi. Hatları gereksiz yere meşgul edenlerin tespitine yönelik çalışma yürütüldüğünü belirten Ergül, şöyle konuştu:'Bir vatandaşımız 8 bin defa 112 Acil Çağrı Merkezimizi gereksiz yere arayarak meşgul etti. Bu kişinin kimliği tespit edildi ve kendisine Kabahatler Kanunu kapsamında idari para cezası verildi. Bunun gibi 2-3 bin defa merkezimizi gereksiz yere arayanlar var. Merkezimizi gereksiz yere meşgul eden numaraları tespit edebiliyoruz. Vatandaşlardan bu konuda duyarlılık bekliyoruz. Asılsız çağrılarla bizi meşgul etmeyin. Asılsız çağrılar çok olunca önemli çağrılar kuyrukta bekliyor. Saniyelerle yarışıyoruz. Lütfen 112 Acil Çağrı Merkezi'ni gereksiz aramayın. Bir saniye bile bizim için çok önemli.'112 Acil Çağrı Merkezi sayesinde olaylara müdahale konusunda büyük bir zaman kazandıklarını ifade eden Ergül, en zor zamanlarında insanların yardımına koşmak için gece gündüz görev başında olduklarını vurguladı. 'Çağrı karşılayıcı' görevliler sayesinde asılsız ve gereksiz aramaların süzüldüğünü dile getiren Ergül, sözlerini şöyle tamamladı:'Çağrı, sağlık birimini ilgilendiriyorsa sağlık ekiplerine anında yönlendiriliyor. Merkezde aynı zamanda doktorlarımız da var. Görevlilerimiz gelen çağrıyı değerlendirerek en ideal, en uygun konumdaki ekibin olaya müdahale etmesini sağlıyor. Acil durumlarda jandarma, polis, itfaiye, orman yangın, 112 acil ve AFAD ekiplerini anında olay yerine gönderebiliyoruz.'
Muş'ta Kar Kalınlığının 8 Metreyi Bulduğu Köy Yolları Güçlükle Açılıyor
MUŞ (AA) - Muş'ta karla mücadele ekipleri, tipi ve fırtına nedeniyle kar kalınlığının yer yer 8 metreye ulaştığı köy yollarını açmak için yoğun mesai harcıyor.İl Özel İdaresi Yol ve Ulaşım Hizmetleri Müdürlüğü ekipleri, vatandaşlara sağlıklı ulaşım imkanı sunmak amacıyla sorumluluk alanlarındaki yolları açık tutmak için mücadele veriyor.Gazetecilere açıklamalarda bulunan İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Şeyhmus Yentür, kentte 16 Ocak'tan itibaren etkili olan yoğun kar ve fırtına nedeniyle 352 köy yolunun kapandığını söyledi.'Derecik Vadisi'nde bir saatte yaklaşık 15 metre ilerleyebiliyoruz'Ekiplerin yoğun mesai harcayarak yolları açtığını ifade eden Yentür, şöyle konuştu:'Yüksek kesimlerde tipi ve fırtına nedeniyle yer yer 8 metre kar var. Bundan dolayı ekiplerimiz büyük zorluk yaşıyor. Üçevler grup köy yolundaki Derecik Vadisi'nde metrelerce kar nedeniyle bir saatte yaklaşık 15 metre ilerleyebiliyoruz. Açtığımız yollar fırtına nedeniyle tekrar kapanıyor. 64 iş makinesi, 100 personelimizle çalışma yürütüyoruz. Derecik grup köy yolunda fırtına nedeniyle hem görüş açımızın az olması hem de karın birikmesi ekiplerimizi zorluyor. Bu bölgedeki köylere ulaşımı, uzun olan yoldan sağladık. Kısa olan Derecik Vadisi'ndeki yolun açılması için çalışmalarımız devam ediyor.'Ekip şefi Muhammed Yentür ise fırtına nedeniyle metrelerce karın biriktiği yolu açmak için 3 gündür çalışma yürüttüklerini kaydetti.
Analiz - Biden Amerikan Toplumunu Birleştirebilir Mi?
İSTANBUL (AA) -ALİ ASLAN- Joe Biden 20 Ocak’ta yapılan pek de alışılmadık bir devir teslim töreniyle ABD’nin 46. başkanı oldu. Biden’ın törende yaptığı konuşma “birlik-beraberlik” teması üzerine kuruluydu. Konuşmanın en çarpıcı noktası ülkenin “silahsız iç savaş” (uncivil war) şartları altında olduğunun bizzat yeni başkan tarafından ifade edilmesiydi. Bu ifade Amerikan toplumunun, değerler konusunda bir uzlaşı içerisinde olması bir tarafa, toplumsal anlaşmazlıkların makul bir şekilde yönetilmesini sağlayacak ortak kuralları benimseme konusunda dahi bir uzlaşıya sahip olmadığını ortaya koyuyordu. Değerler ve kurallar düzeyinde birliğin sağlanamaması, toplumun sıcak çatışmanın eşiğinde olduğunu teyit ediyordu. Yani toplumsal kesimleri bir arada tutan yegâne faktörün, elindekini kaybetmeme iştiyakı ya da ölüm korkusundan kaynaklanan, yazılı olmayan bir karşılıklı saldırmama anlaşmasından başka bir şey olmadığını vurgulamaktaydı.Bu ifadeler abartılı görülebilir ya da kulağa pek gerçekçi gelmeyebilir. Ancak 6 Ocak Kongre baskınının ardından Amerikan kamuoyunda oluşan şok ve panik havası bu tespitin çok da yabana atılmaması gerektiğini ortaya koyuyor. Onca curcunaya rağmen Amerika, Western filmlerinde silahların patlamasının hemen öncesinde beliren derin sessizliği ve tekinsizliği çok yakından tecrübe etti. Biden’ın konuşmasının Lincolnvâri bir konuşma olarak değerlendirilmesi ve bir sembol olarak Abraham Lincoln’ın akıllara gelmesi boşuna değil. Bilindiği üzere, ülkenin 16. başkanı Abraham Lincoln, 1860’larda yaşanan Amerikan iç savaşında görev yapmıştı ve iç savaşı sonlandıran ve ülkenin birliğini tekrar sağlayan lider olarak tarihe geçmişti. Bu sebeple Lincoln ülkenin ikinci kurucusu addedilir.Bu gelişmelerin ışığında, mevcut Amerikan siyaseti iki önemli soru etrafında şekil almaktadır. Bu sorulardan birincisi “toplumda birliği kimin bozduğu” meselesine odaklanırken ikincisi ise Biden’ın toplumda birliği sağlama konusunda ne denli başarılı olacağını merkeze koyuyor. Bu iki konu önümüzdeki dönemde Amerikan siyasetinde iktidar mücadelesinin gidişatını belirleyecek sorular. Hem Demokratlar hem de Cumhuriyetçiler bu soruların merkezi rolünü kabul ediyor ve bu zeminde iktidar mücadelesi vermeye hazır görünüyorlar. Bundan sonraki süreç, toplumda birliği kimin bozduğuna ve Biden’ın toplumsal kutuplaşmanın hararetini düşürme ve nihayet ortadan kaldırma konusunda ne denli başarılı olacağına dair ileri sürülecek rakip tezlerin kapışmasına sahne olacaktır.Toplumsal birliği kim bozuyor?Toplumda birliği kim bozduğu sorusunun işaret fişeği, bizzat Biden tarafından devir teslim töreninde yapılan konuşmada atıldı. Biden konuşmasında, toplumda öteden beri kırsal ile şehir merkezi ve liberaller ile muhafazakârlar arasında bir ayrışmanın ve rekabetin olduğunu teslim etti. Buna ek olarak, ırk zemininde beyaz/siyah ve cinsiyet zemininde kadın/erkek ayrışmalarının da ülkenin toplumsal düzeninde belirleyici rol oynadığına vurgu yaptı. İlk defa siyahi ve kadın bir başkan yardımcısının (Kamala Harris) seçilmesini işaret ederek bu ayrışmaların yatıştırılması konusunda zamanla ciddi bir yol alındığını da ekledi. Liberaller ile muhafazakârlar arasındaki ayrışmaya yönelik ise değerler konusunda ciddi ayrışmalar olsa bile, kurallar konusunda bir uzlaşının var olmasının önemine dikkat çekti; ülke tarihinde zaman zaman ayrışmaların dozajı artsa da, bir şekilde demokratik kurallara riayet edilmesinde ortak bir eğilimin oluştuğunu belirtti.Tüm bu kabuller ve karşı tarafa zeytin dalı uzatan ifadelerden sonra, kendisi ve birlikte hareket ettiği dava arkadaşlarının, ülkede yerleşik kuralları ve teamülleri hiçe sayan aşırı sağın varlığını hoş görmeyeceğinin altını net bir şekilde çizdi. Biden’a göre toplumda birliği bozanlar, değerler konusunda ayrışma yaşayan muhafazakârlar ya da kırsal kesim insanları değil, ülkedeki yerleşik demokratik kuralları hiçe sayan aşırı sağ gruplar. Aşırı sağ gruplar, ülkedeki yerleşik demokratik kuralları ihlal ederek toplumu iç savaşa sürükler şekilde birliği bozma tehlikesi oluşturmakta. Aşırı sağ gruplar liberaller ile muhafazakârlar arasındaki meşru ayrışmaların oluşturduğu çemberin dışına çıkarak ve bu çemberin oluşturduğu yerleşik müesses nizamı tehdit ederek toplum dışı bir nitelik arz ediyor. Toplumun bir parçası olarak görülmeleri de söz konusu değil. Her birliğin bir kurucu “dışarıya” ya da “ötekiye” ihtiyacı olduğu gerçeğini hatırlayacak olursak, Biden ülkedeki toplumsal birlik ve bütünlüğün dışarısının ya da ötekisinin aşırı sağ gruplar olduğunu dile getirmiş oldu. Ülkedeki birliğin yerleşik demokratik kuralları hiçe sayan aşırı sağa karşı kurulacağını ilan etti. Toplumun sınırlarının aşırı sağa karşıtlık üzerinden somutluk kazanacağını belirtti.Cumhuriyetçi çevrelerdeki tartışmalara baktığımızda ise Biden’ın çizdiği bu resmi kabul etme konusunda pek bir ışık görünmüyor. Bu çevreler Biden’ın “Amerikan toplumu versus aşırı sağ” şeklinde formüle ettiği siyasi çerçeveyi, Demokratların Cumhuriyetçileri tahakküm altına almak için kullandığı hegemonik bir araç olarak görmekteler. Aşırı sağ olarak tanımlanan toplum dışı siyasi aktöre karşı konumlandırılan Amerikan toplumu, Biden’ın ifade ettiği gibi demokratik kurallara saygılı Demokratlar ve Cumhuriyetçilerden oluşmuyor. Bu kesimlere göre Biden, esasında Amerikan toplumunu liberal-küreselci çizgide tanımlıyor ve bu toplum tanımı içinde Cumhuriyetçilerin birçoğunun yer bulması söz konusu değil. Aşırı sağ ifadesini kullanarak Biden Cumhuriyetçilerin makul taleplerini de gayrimeşru hale getiriyor, onları toplumdan dışlıyor ve toplumu bölüyor. Toplumu birleştirme misyonu üstlenen Biden’ın hemen ilk adımda toplumu böldüğü ve kutuplaştırdığı tezi, Cumhuriyetçi çevrelerin şu an en fazla başvurduğu tez durumunda. Dolayısıyla “aşırı sağ” ifadesinin bir bakıma, özellikle 6 Ocak’taki Kongre baskını olayından sonra, Cumhuriyetçilerin geneli üzerinde kullanılan ve onları hizaya sokmaya çalışan bir siyasi sopa işlevi gördüğünü söylemek mümkün.Cumhuriyetçi toplum kesimlerine göre toplumdaki asıl kutuplaşma, Amerikan halkı ile küreselci elit arasında. Biden ve demokratlar ve bunlarla hareket eden bazı Cumhuriyetçi siyasi elitler küreselci blokta yer alıyorlar ve Amerikan halkına ve devletine karşı ciddi bir tehdit oluşturuyorlar. O halde, “toplumda birliği kim bozuyor” sorusuna bu kesimlerin verdiği alternatif cevap, bunun küreselci elit ve onların kuyruğuna takılan toplumsal kesimler olduğu şeklinde. Bu görüş, küreselci eliti Amerikan toplumunun dışarısı ya da ötekisi olarak tanımlıyor. Küreselci elitin ülkeye ihanet ettiği ve halkı kandırdığı tezini işliyor. Hatırlanacağı üzere bu, eski başkan Trump’a 2016’daki başkanlık seçimini kazandıran ve yönetimi süresince başvurduğu temel antagonizmaydı. Trump’ın kaybetmesinin Trumpizmin kaybettiği anlamına gelmediğinin sıklıkla işlenen bir tez olması boşuna değil. Çünkü bu antagonizma öyle kolay bir şekilde yabana atılacak ve üstesinden gelinebilecek zayıf bir teze sahip değil. Cumhuriyetçi tabanın ve kısmen de partinin gösterdiği dirence bakılırsa, Trumpizmin aşırı sağ olarak çerçevelenip etkisizleştirilmesi öyle kolay olacağa benzemiyor; hem de 6 Ocak Kongre baskını gibi, bu kesimler açısından siyaseten çok yanlış ve talihsiz bir olayın yaşanmasına rağmen. Cumhuriyetçi seçmenlerin yarısının 6 Ocak Kongre baskınını gayrimeşru bir eylem olarak görmediğini burada küçük bir parantez açıp ifade etmek gerekir. Trumpizmin kolay kolay ölmeyeceğini dile getirenler ve uyarılarda bulunanlar genellikle Biden destekçileri. Beklentileri de “Amerikan toplumu versus küreselci” antagonizmasına galebe çalarak Amerikan siyasetinin “Amerikan toplumu versus aşırı sağ” şeklindeki antagonizma tarafından belirlenmesi.Biden ülkeyi birleştirebilir mi?Amerikan siyasetinin “küreselci versus yerli-millici” antagonizması tarafından belirlendiği epey ortada. Topluma birlik kazandırması düşünülen her iki antagonizmanın da (“Amerikan toplumu versus aşırı sağ” ve “Amerikan toplumu versus küreselci elit”) toplumun sınırlarını, fiziksel olarak toplumun içinde bulunan bir grubu dışlayarak kurmaya çalışması, toplumsal birliğin gerçekleştirilmesinin önünde büyük bir engel oluşturuyor. Bu engeli daha da büyüten faktör, aşırı sağ ya da küreselci şeklinde çerçevelenip sembolik olarak toplumun dışında tutulmaya çalışılan toplumsal kesimlerin, toplumun bütünü içinde marjinal bir azınlığı temsil etmekten uzak olması. Oysa her iki taraf da dışladığı bu kesimleri olabildiğince küçük ve marjinal bir toplumsal kesim olarak sunma gayreti içinde. Fakat son seçim sonuçlarına ve kamuoyundaki tartışmalara bakılacak olursa, aşırı sağ ya da küreselci olarak yaftalanan her iki siyasi pozisyonun da toplumsal desteğinin çok geniş olduğu gözlemleniyor. Aşırı sağ olarak adlandırılan siyaset Cumhuriyetçilerin büyük bir kesimi, küreselci olarak tanımlanan siyaset de Demokratların çok büyük bir kesimi tarafından kabul görüyor. Bu durumda her iki tarafın da küreselci ve aşırı sağ olarak tanımlanan eğilimleri bir kenara bırakması ya da kendi içlerinden atması mümkün değil. Aynı şekilde, siyasi iktidarı elinde tutan Demokratların, Cumhuriyetçilerin kendilerine boyun eğmelerini sağlayacak adımı atmaları, yani Cumhuriyetçilerin taleplerini kendi siyasi projelerine eklemlemeleri de imkân dahilinde görünmüyor. Bu durumda, mevcut toplumsal kutuplaşmanın siyasetin tam merkezine oturmasından başka bir sonuç beklenemez.Bu karamsar tabloya rağmen, Demokratların birliği sağlamak ve toplumsal kutuplaşmanın hararetini düşürmek adına atabileceği bazı pratik adımlar kamuoyunda tartışılıyor. Buna göre Biden’ın atabileceği birkaç adım var: Bunlardan ilki Kongre’de hemen Cumhuriyetçilerin desteğini alabilecek bir projeyi başlatmak. Örnek olarak, eski başkanlardan Bill Clinton’ın aynı amaçla Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması’nı (NAFTA) geçirdiği ve bu süreçte bazı Demokrat Partili temsilciler itiraz ederken bazı Cumhuriyetçilerin ise destek verdiği dile getiriliyor. Biden’ın da siyasi kamplaşmayı bulandırmak ve zayıflatmak adına benzer bir girişimde bulunması kuvvetle muhtemel. Bir başka seçenek ise Demokratların Kongre’de Cumhuriyetçilere taktik anlamda bazı tavizler vermeleri. Daha somut olarak, Cumhuriyetçilerin itiraz ettikleri bazı konularda onlara boyun eğerek kendilerini güçlü ve güvende hissetmelerini sağlamak. Çok uzun yıllar Kongre’de görev yapan ve bu hassas dengelerin bilincinde olan Biden’ın bu seçeneği de gündeminde tutma ihtimali yüksek. Son olarak, Demokratların Trump’ın azil sürecini başlatmasının kutuplaşmayı daha da artıracağı, bu sebeple bundan vazgeçmenin siyaseten daha doğru bir adım olacağı ileri sürülüyor. Senatonun ve Biden yönetiminin, enerjisini kutuplaştırıcı ve yıpratıcı azil sürecine vermektense, topluma vaat edilen icraatlara harcamasının daha mantıklı olduğu söyleniyor. Bu yabana atılır bir seçenek değil, fakat Demokratların sadece Trump’ı değil Trumpizmi de ezmek ve kabaran toplumsal muhalefetin burnunu iyice sürtmek için bilendiği göz önüne alındığında, bunun pek de kolay olmayacağını söylemek lazım. Biden’ın devir teslim konuşmasında bu siyasi ve toplumsal akımı “iç terör” olarak adlandırdığı akıldan çıkarılmamalı. Ayrıca kamuoyu tartışmalarında Demokratlar, Cumhuriyetçilerin hâlâ yüksek perdeden konuşup Biden yönetimini taviz vermeye zorlayarak, yeterli ölçüde demokratik olmayan bir toplumsal birlik arayışına sevk etmeye çalıştığı konusunda uyarılarda bulunuyorlar.Bu adımların özellikle ilk ikisinin Kongre’de Cumhuriyetçi temsilcileri kazanmaya odaklandığını ve toplumsal tabanda pek bir etkisinin olmayacağı açık. Demokratlar Cumhuriyetçi siyasi eliti kendi taraflarına çekebilirlerse toplumsal kutuplaşmanın da yatışacağını umuyorlar. Oysa Cumhuriyetçi siyasi elitin Demokratlara karşı yumuşaması, toplumsal tabandaki karşılığının azalmasına ve parti ile seçmenleri arasında bir güven bunalımının doğmasına yol açabilir. Cumhuriyetçi siyasi elitin, bu siyasi-toplumsal gerçeğin ve dengelerin farkında olması nedeniyle, Demokratlara yeşil ışık yakması pek kolay olmayabilir. Şayet bu gerçekleşirse, Amerikan siyasetinde yeni bir partinin doğuşuna ve orta ve uzun vadede hatırı sayılır bir güç elde edişine şahitlik edebiliriz. Trump’ın yeni bir parti kuracağı söylentilerinin tam da bu nedenle dolaşımda olduğuna şüphe yok. Cumhuriyetçi partinin önde gelen figürlerinin, kendi partilerini ayakta tutmak için, kendilerinin de bir parçası oldukları Washington eliti ile kendi toplumsal tabanları arasında bir karar vermeye zorlandığı oldukça açık.Dış tehdit birleştirici olabilir mi?Toplumsal kutuplaşmayı aşma ve birliği sağlama konusunda Biden için bir başka seçenek ise Amerikan toplumunun dikkatini toplumun tamamını tehdit eden bir dış tehdide çekmek. Dışardaki daha büyük bir tehdidin varlığı içerideki ayrışmaların üstünü örtebilir. Literatürde “günah keçisi” stratejisi olarak bilinen bu adımın, Biden tarafından atılıp atılmayacağı konusunda bir netlik yok. Biden devir teslim töreninde yaptığı konuşmasında pandemiyi bir dış tehdit olarak adlandırdı ve “pandemiye karşı birleşmeliyiz” dedi. Pandeminin Amerikan toplumunu hem ekonomik hem de sağlık açısından çok kötü etkilediği bir gerçek. Fakat pandeminin toplumu birleştirici bir etki yaratıp yaratmayacağı büyük bir soru işareti. Kaldı ki pandemi birleştirici bir rol oynayabileceği gibi ayrıştırıcı bir rol de oynayabilir. Trump’ın ipini çeken birincil faktörün pandemi ve onun yarattığı ekonomik ve toplumsal tahribat olduğu akıldan çıkarılmamalı. Cumhuriyetçi kesimlerde şimdiden, ekonomik yardımların Demokrat seçmenlere gittiği ya da gideceği konusunda dedikodular yayılmaya başlamış durumda.Dış tehdidin Amerikan toplumunun tamamını tehdit eden başka bir uluslararası güç olması daha makul bir seçenek olarak duruyor. Çin bu güçlerin başında geliyor ve Amerikan toplumunda Çin tehdidinin alıcı sayısı hiç azımsanmayacak oranda. Toplumun son yıllarda tecrübe edilen ekonomik sıkıntılarla Çin arasında bir bağ kurması çok zor değil. Çin’in Amerikan işlerini çaldığı, toplumda yaygın bir kanaat. Siyasi elit açısından ise Çin’in komünist ve otoriter bir güç olması ve Amerikan hegemonyasını sarsması, baş tehdit olarak adlandırılması için yeterli bir gerekçe. Fakat Biden ve ekibinin Çin’e karşı Trump yönetiminden ayrışarak daha farklı bir strateji izlemesi ihtimali yüksek. Küreselleşmeyi ve uluslararası kurumları yeniden canlandırmak isteyen Biden yönetiminin, Çin’i uluslararası düzenden dışlayarak değil kapsamaya çalışarak kontrol altına alma stratejisi izleyeceğini beklemek gerekir. Biden Çin ile reelpolitik üzerinden bir hesaplaşmaya girişmek yerine, liberal hegemonya araçlarını seferber ederek onu dengelemek isteyecektir.Rusya ve İran başta olmak üzere otoriter addedilen devletlerin yönelttiği siyasi tehditler ve güvenlik tehdidi üzerinden bir dış düşman yaratarak toplumu birleştirmek de seçenekler arasında. İran’ı hedef tahtasına yerleştirerek Trump, Çin’den gelen ekonomik tehdidin yanı sıra, toplumu birleştirici bir unsur olarak siyaset ve güvenlik tehdidine de başvurmuştu. İran konusunda Biden yönetimi Trump kadar sert değil. Trump’ın çekildiği nükleer anlaşmaya geri dönülmesi an meselesi. Fakat yine de Biden yönetiminde, Amerikan dış politikasının “demokrasi versus otoriterlik” antagonizması üzerinden yürütülmesi şaşırtıcı olmaz. Biden yönetiminin, küreselleşmeyi canlandırma kapsamında, ekonomik güçlerin önünü açmak için otoriterlik iddiaları üzerinden devlet egemenliğini ve alternatif siyasetleri hedef tahtasına koyması muhtemel. Ayrıca kendi bölgelerinde bağımsız dış politika takip eden devletleri hizaya sokmak için baskı yapılacak olmasına da kesin gözüyle bakılabilir. Fakat bunun Amerikan toplumu içindeki kutuplaşmayı ne denli yatıştıracağı ise büyük bir soru işareti. Hatta bunun, içerideki kutuplaşmayı daha da artıracağı bile düşünülebilir. Cumhuriyetçilerin küreselleşmeye ve ekonomiye karşı devlet egemenliğini, ekonomik milliyetçiliği, otonomiyi ve siyaseti savundukları düşünüldüğünde, onlar Biden yönetiminin bu dış tehdit stratejisini kendilerine yönelik bir saldırı olarak görebilirler.“İç terör” ifadesi neden tehlikeli?Sonuç olarak, Cumhuriyetçilerin ya da Biden karşıtlarının odaklandığı iki mesele var. Bunlardan biri ekonomik, diğeri ise kültürel sorunlar. Amerikan toplumunda mavi yakalı orta sınıfın zayıflaması ve sınıfsal olarak alta düşmesi söz konusu. Toplumda önemli bir yekûn oluşturan bu grup, uzunca bir süredir küreselleşmenin etkisiyle rekabetçi güçlerini kaybetmekte ve işsizlik ve fakirleşme sorunuyla karşı karşıya kalmakta. Buna ek olarak, neo-liberal küreselleşmenin etkisiyle büyüyen zengin ile fakir arasındaki uçurum da bu toplumsal kesimlerin dikkatinden kaçmıyor ve yerleşik siyasi düzenin meşruiyetini sorgulayan bir tepkiye yol açıyor. Artan eşitsizliğin ve göz ardı edilmenin toplumsal birlik ve bütünlüğün zeminini dinamitlediği çok açık. Böylesi bir durumun varlığı apaçık ortadayken, toplumu birleştirme misyonu kuşanan Biden’ın devir teslim konuşmasında ekonomik ve sosyal eşitsizlik sorununa nerdeyse hiç değinmemesi büyük bir hata ve talihsizlikti.Ekonomik eşitsizliklerin etkisi, bununla örtüşen kültürel ayrışmayla katlanmakta. Aynı toplumsal kesimler sadece ekonomik anlamda değil, aynı zamanda kültürel olarak da kaybettiklerini düşünüyorlar. Bir yandan geleneksel orta sınıfın dayandığı aile, din ve konvansiyonel kadın/erkek rolleri büyük bir baskı altındayken ve dönüşüm geçirirken, vatanseverlik, yerellik ve kendi kendine yetme gibi diğer değerler de küreselleşmenin etkisiyle “demode” ve “gerici” yaftası yemekten kurtulamıyor. Kendi kimliğini kuran bu değerlerin sürekli merkez medya ve müesses siyasi nizam tarafından hor görülmesi, değersizleştirilmesi ve itilip kakılması, bu toplumsal kesimleri siyaseten ayrıca motive ediyor. Biden’ın devir-teslim töreninde bu kesimlerin değerlerini pek de ciddiye almayan ve “ilerici” değerlere vurgu yapan bir konuşma gerçekleştirdiği göz önüne alındığında, ekonomi ile birlikte kültürel alanının da Amerikan toplumunda kutuplaşmanın motoru olmaya devam edeceğini söyleyebiliriz. Dolayısıyla ekonomik ve kültürel boyutlarıyla küreselleşme, Amerikan toplumunu “kazananlar” ve “kaybedenler” şeklinde ikiye bölmüş durumda ve bunun bir süre daha devam edeceğini kestirmek zor değil. Günümüz Amerikan siyaseti neo-liberal küreselleşmenin ürettiği kazananlar ile kaybedenler arasındaki bu ayrışma tarafından belirleniyor ve belirlenmeye devam edecek gibi görünüyor.Tüm bu tartışma, Amerikan toplumundaki ayrışma ve kutuplaşmanın yapısal faktörlerce tetiklendiğini gösteriyor. Dolayısıyla merkez medyadaki, ayrışmanın Trump ya da belli bir toplumsal kesim tarafından körüklendiği tezi, yani ayrışmanın nedenini oyunbozan bir aktörün varlığına ve eylemlerine bağlama çabası nafile görünüyor. Birleştirici olmak istiyorsa Biden’ın sorunun yapısal faktörler tarafından tetiklendiğini kabullenmesi ve küreselleşmenin Amerikan toplumunda yarattığı tahribatı gidermeye yönelik bir siyaset takip etmesi gerekir. Bu hedefe yönelmeyen bir siyaset, kuşanılan birleştiricilik misyonunun havada kalmasına ve Amerikan siyasetinin daha da tehlikeli sulara çekilmesine yol açacaktır. Biden devir teslim konuşmasında her ne kadar 6 Ocak Kongre baskınını yapanları “yerli terörist” ilan etse de, önümüzdeki siyasi manzaraya baktığımızda, küreselleşmenin kaybedenlerinin (yani birçok sıradan Amerikalının) bu suçlamayı kendi üzerine almayacağının bir garantisi yok gibi görünüyor.[İbn Haldun Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi olan Dr. Ali Aslan aynı zamanda SETA Toplum ve Medya direktörlüğünde araştırmacıdır]
Meteorolojiden Doğu Akdeniz İçin Fırtına Uyarısı
ADANA (AA) - Meteoroloji, Doğu Akdeniz'de bugün akşam saatlerinden itibaren fırtına beklendiğini duyurdu. Meteoroloji 6. Bölge Müdürlüğünden yapılan yazılı açıklamada, bugün akşam saatlerinden batı ve güneybatıdan Doğu Akdeniz'de fırtınanın etkili olacağının tahmin edildiği belirtildi.Açıklamada, yarın gece saatlerinde etkisini kaybetmesi beklenen fırtına nedeniyle ulaşımda aksama yaşanabileceği uyarısı yapıldı.
Güncelleme- Ankara'daki Fetö Soruşturmasında 3'Ü Emekli Tuğgeneral 4 Kişi Hakkında Gözaltı Kararı Verildi
ANKARA (AA) - Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının FETÖ soruşturması kapsamında 3'ü emekli tuğgeneral, biri sivil mahrem imam 4 kişi hakkında gözaltı kararı verildi.Başsavcılıktan yapılan açıklamada, Milli İstihbarat Teşkilatının (MİT) bildirimi üzerine yapılan çalışma sonucu silahlı terör örgütü FETÖ/PDY'nin 'mahrem hizmetler' olarak adlandırılan yapılanmasıyla iltisaklı ve irtibatlı olduğu anlaşılan emekli tuğgeneraller C.Ç, N.C, S.A. ile mahrem imam Y.Ö. hakkında soruşturma başlatıldığı belirtildi.Açıklamada, Ankara ve daha önce görev yaptıkları illerde, büfe, bakkal, market gibi iş yerlerinde bulunan kontörlü sabit hatlar ile bağlı oldukları mahrem imamların kullanımındaki operasyonel hatlar üzerinden sivil imamlarla iletişim sağladıkları tespit edilen emekli askerler ve mahrem imam hakkında gözaltı kararı verildiği bildirildi.Açıklamaya göre, Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ekiplerince şüphelilerin yakalanması için operasyon başlatıldı. Gözaltına alınan şüpheliler, sağlık kontrolünün ardından emniyete götürüldü. Şüphelilere ilişkin detaylarAlınan bilgiye göre şüphelilerden S.A, piyade kurmay albay rütbesindeyken 30 Ağustos 2020 Yüksek Askeri Şura kararıyla tuğgeneralliği terfi ettirildi.Ardından Kara Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığına atanan S.A, bu göreve başlamadan kısa bir süre önce Harekat Başkanlığı, ardından ise 4. Kolordu Komutanlığı emrine verildi. Eski Milli Savunma Bakanlığı (MSB) Milli Mayın Faaliyet Merkezi Başkanı şüpheli C.Ç, 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Yurtta Sulh Konseyi tarafından yayımlanan sözde atama listesinde yer aldı.'Anayasal düzeni ihlale teşebbüs' suçundan yaklaşık iki yıl tutuklu kaldıktan sonra tahliye edilen C.Ç'nin yargılanmasına, Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesinde devam ediliyor. Eski MSB Personel Daire Başkanı şüpheli N.C, kurmay topçu albay rütbesindeyken 2011'de YAŞ kararıyla tuğgeneralliğine terfi ettirildi. N.C, darbe girişiminin ardından emekliye ayrıldı. FETÖ imamı olduğu iddiasıyla aynı operasyonda gözaltına alınan şüpheli Y.Ö'nün de özel bir şirkette çalıştığı öğrenildi.
Survivor'da Bu Hafta Adaya Veda Eden İsim Kim Oldu? İşte Survivor SMS Oylaması Sıralaması!
Survivor 14. bölümde 3. eleme hayecanı yaşandı. Survivor önceki bölümde eleme adayı olarak iki isim belirlenmişti. Dün akşamki bölümde ise en yüksek oyu alan SMS birincileri iki isim daha belirledi. Oylamaya giden dört isim; Aleyna, İlayda, Bahar ve Duygu oldu. 4 yarışmacı arasından oylama ile adaya veda eden isim ise Bahar oldu. Peki Survivor Bahar Sevis kimdir? Bahar Sevis kaç yaşında ve nereli?
Reklam
Okullar Ne Zaman Açılacak? 15 Şubat’ta Yüz Yüze Eğitim Olacak Mı?
Milyonlarca öğrenci, bu hafta başında başlayan yarıyıl tatillerinin keyfini sürüyor. Bu sene koronavirüs sebebiyle okullarda eğitim uzaktan yapılmıştı. Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, 15 Şubat’ta açılacak okullarda yüz yüze eğitimin kapsamlı bir şekilde başlatmak istediklerini söyledi.
2021 Vergi Dairesi Çalışma Saatleri Nedir? Vergi Dairesinde Hangi İşlemler Yapılır?
Son dönemde Kovid-19 tedbirleri kapsamında bir çok devlet dairesi çalışma saatlerinde değişiklikler yapıldı. En çok aratılan kurumlar arasında da vergi daireleri yer alıyor. Kamu kurumlarından olan vergi dairelerinde mükelleflerin tespit edilmesi, harç ve benzeri gelirlerin tahsil edilmesi gibi pek çok işlem yapılıyor. Peki vergi dairesi çalışma saatleri nedir? İşte vergi daireleri çalışma saatleriyle ilgili tüm detaylar...
Reklam
Antalya'da Bir Vatandaş, Rüzgarda Kopmak Üzere Olan Türk Bayrağını Kepçeye Çıkarak Yerinden Aldı
ANTALYA (AA) - Antalya'da kuvvetli rüzgar ve sağanak nedeniyle direkten düşmek üzere olan Türk bayrağının, iş makinesi operatörünün kepçeye çıkardığı vatandaş tarafından muhafaza altına alınması cep telefonuyla kaydedildi. Serik ilçesi Boğazkent Mahallesi'ndeki balıkçı barınağında direkte asılı Türk bayrağının, rüzgarın şiddetini artırmasıyla kopmak üzere olduğunu gören Yaşar Eğirdir, duruma müdahale etti.Cep telefonuyla kaydedilen görüntülerde, Eğirdir'in, üzerine çıktığı kepçe yardımıyla ulaştığı Türk bayrağını, bir süre devam eden uğraşı sonucu yere düşmekten kurtarması yer aldı.Eğirdir, 'Bayrak direği devrilmek üzereydi. Bunu görünce arkadaşımı aradım, kepçesiyle geldi. Ben de kepçenin ucuna çıkarak direğe tırmandım. Türk bayrağımızı yere düşmeden kurtardım.' ifadelerini kullandı.
MİT Tırlarının Durdurulmasını Organize Eden Fetö Sanıklarının Yargılanmasına Başlandı
ADANA (AA) - Adana ve Hatay'da MİT tırlarının durdurulması ve aranmasını organize ettikleri gerekçesiyle haklarında 2'şer kez ağırlaştırılmış müebbet ve 50 yıl 5'er ay hapis cezası istemiyle dava açılan Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 9'u firari 18 'sivil imamı'nın yargılanmasına başlandı.Adana 13. Ağır Ceza Mahkemesince görülen duruşmaya tutuksuz sanıklardan K.K.K, Ankara 37. Ağır Ceza Mahkemesi salonundan Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katıldı.Duruşmada, dosyaya gelen bilgi ve belgeler mahkeme başkanı tarafından okundu.Hakkındaki iddialar hatırlatılarak savunması alınan sanık K.K.K, 'Dosya kapsamındaki yazılı savunmamı tekrar ederim. Gelen belgelerden aleyhime olan hususları kabul etmiyorum. Beraatime karar verilmesini talep ederim.' ifadesini kullandı.Değerlendirmesi sorulan cumhuriyet savcısı, firari Ahmet Numan A, Ali Ç, Ali S, Cemil Y, Feyzullah G, Hasan Hüseyin K, Hüseyin C, Mustafa İ. ve Uğur A'nın dosyasının ayrılması yönünde görüş sundu.Mahkeme heyeti, firari sanıkların dosyasının ayrılmasına, diğer sanıklara yönelik esas hakkındaki mütalaanın hazırlanması için dava dosyasının iddia makamına gönderilmesine karar vererek duruşmayı erteledi. MİT tırlarının durdurulması ve dava süreciMİT tırları 1 Ocak 2014'te Hatay'ın Kırıkhan ilçesinde, 19 Ocak 2014'te ise Adana'nın Ceyhan ilçesinde durdurulmuştu.Geçen yıl karara bağlanan, Adana 13. Ağır Ceza Mahkemesince görülen davada, MİT tırlarının durdurulmasını organize ettikleri gerekçesiyle 50 sanıktan 27'sine 1 yıl 10 ay 15 gün ile ağırlaştırılmış müebbet arasında değişen hapis cezaları verilmişti. Firari sanıklar ve başka mahkemede aynı suçtan yargılanıp ceza alan sanıkların dosyaları ayrılmıştı.İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesince de Adana ve Hatay'da MİT tırlarının durdurulması ve aranmasını organize ettikleri gerekçesiyle aralarında FETÖ'nün sözde 'jandarma imamı' Nurettin Oruç'un da bulunduğu 3'ü diğer suçlardan tutuklu 9'u firari 18 sanık hakkında iddianame hazırlanmış, mahkeme yetkisizlik kararıyla dosyayı Adana Ağır Ceza Mahkemesine göndermişti.
Almanya'da Kovid-19'Un İkinci Dalgasında Uzatılan Kısıtlamalar Tüketici Güvenini Etkiledi
BERLİN (AA) - Almanya'da ocak ayı için eksi 7,5 puan olarak belirlenen Tüketici Güven Endeksi, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle getirilen kısıtlamaların sıkılaştırılarak uzatılmasının etkisiyle şubat için 8,1 puan azalarak eksi 15,6 puana geriledi.Merkezi Almanya'da bulunan pazar araştırma şirketi GfK, gelecek aya yönelik Tüketici Güven Endeksi sonuçlarını açıkladı. Açıklamada, aralıkta revize edilerek ocak ayı için eksi 7,5 puan olarak ölçülen Tüketici Güven Endeksi'nin, şubat için 8,1 puanlık azalışla eksi 15,6 puana gerilediği belirtildi.Açıklamada, 'Almanya’da 2021 başladığında tüketici güveni sıkı kısıtlamalar altında azalıyordu. Tüketicilerin satın alma eğilimi serbest düşüşte, onların ekonomik ve gelir beklentileri ılımlı düzeyde azaldı.' denildi. GfK Araştırmacısı Rolf Buerkl, konuya ilişkin değerlendirmesinde, 'Aralık 2020'nin ortasında restoran ve perakende mağazalarının büyük bölümünün kapanması, tüketici harcamaları üzerinde Kovid-19’un ilk dalgasının yaşandığı geçen yılın baharındakine benzer şekilde zarar verici bir etki oluşturdu. Şu anda, satın alma eğilimi sıfır noktasında.' ifadelerini kullandı.Gelecek haftalarda Kovid-19'da vaka sayısının nasıl gelişeceğinin tüketici ikliminin yeniden istikrar sağlayıp sağlamayacağının belirlenmesinde belirleyici rol oynayacağını aktaran Buerkl, 'Ocak ayının ortasında uzatılan Kovid-19 kısıtlamaları tüketici duyarlılığında hızlı bir toparlanma umutlarına olumsuz etki yaptı. Tüketici duyarlılığı yılın ilk çeyreğinde zorluklarla karşı karşıya. Sürdürülebilir bir şekilde toparlanması için Kovid-19 vaka sayılarının azalması gerekiyor.' değerlendirmesinde bulundu.19 Ocak’ta Almanya’da Kovid-19 salgınına karşı mücadelede 5 Ocak'ta alınan ve 31 Ocak’a kadar geçerli olan tedbirlerin süresi 14 Şubat’a uzatıldı.Ekonomistler, sıkılaştırılan tedbirler imalat ve inşaat sektörünü doğrudan etkilemese de ülkede ekonomik faaliyetlerin yılın ilk çeyreğinde durgunlaşmasını bekliyor.Dördüncü çeyreğin başındaki ekonomideki toparlanmaya rağmen Kovid-19 salgınında artan vaka sayısı, seyahat uyarıları, aşı sürecinin yavaş ilerlemesi ve yeni kısıtlamalarla ilgili endişelerin bundan sonraki süreçte toparlanmanın kırılgan kalmasını sağlayacağı belirtiliyor.Öte yandan, Almanya'da şirketlerin herhangi bir teknik engel bulunmaması durumunda çalışanlarına iş yerine gelmeden evden çalışma imkanı sunması zorunlu hale getirildi. Yeni düzenlemeye uymayanlara 30 bin avroya kadar ceza kesilebilecek.Almanya'daki Kovid-19 rakamlarıAlmanya; Avrupa'da Fransa, İspanya, Birleşik Krallık ve İtalya'nın ardından beşinci en yüksek koronavirüs vaka sayısına sahip ülke konumunda.Ülkede bugüne kadar toplam 2 milyon 161 bin 169 vaka sayısı kayda geçerken, 53 bin 972 kişi Kovid-19 nedeniyle hayatını kaybetti. Ülkede şu ana kadar 1 milyon 921 bin 689 kişiye Kovid-19 aşısı yapıldı, bunların 283 bin 264'ünü ikinci doz aşısı yapılanlar oluşturdu.
Reklam
Sivas'ta Tıra Arkadan Çarpan Ambulanstaki Hemşire Öldü, Şoför Yaralandı
SİVAS (AA) - Sivas'ın Yıldızeli ilçesinde tıra arkadan çarpan ambulanstaki hemşire hayatını kaybetti, şoför ağır yaralandı.Muhammet Emin Cömert (27) idaresindeki 06 AC 7585 plakalı özel bir şirkete ait ambulans, Sivas-Ankara kara yolunun Yıldızeli ilçesi Kavak köyü yakınlarında önünde seyreden S.Y'nin kullandığı 68 KC 725 plakalı tıra arkadan çarptı.İhbar üzerine olay yerine ambulans, polis ve kurtarma ekipleri sevk edildi.Kazada yaralanan Cömert ve hemşire Şuheda Tunca (24), sıkıştıkları ambulanstan ekiplerce çıkartılarak Yıldızeli Devlet Hastanesine kaldırıldı.Hemşire Tunca, müdahalelere rağmen kurtarılamadı.Ağır yaralanan Cömert, ilk müdahalenin ardından Sivas'a sevk edildi.Ambulansın Erzurum'dan Ankara'ya hasta bıraktığı ve dönüş yolunda kaza yaptığı öğrenildi.Bu arada, aynı bölgede şarampole kayarak yoldan çıkan bir başka tırın sürücüsü Hasan Hüseyin Kahraman, gazetecilere yaptığı açıklamada, tipi nedeniyle aracının kontrolden çıktığını söyledi.Kazaya da şahit olduğunu belirten Kahraman, S.Y. yönetimindeki tırın yavaşladığını, o sırada ambulansın çarpması sonucu kazanın meydana geldiğini ileri sürdü.
Gazeteci Taha Akyol Ve Oğlunun "Fetö Operasyonuyla" Korkutulup Dolandırılması Davası
İSTANBUL (AA) - Telefonlarından ulaştıkları gazeteci Taha Akyol ve oğlu Ahmet Ertuğrul Akyol'u, 'FETÖ operasyonuyla' korkutarak 10 bin dolar ile 320 bin liralarını alan ve tutuklandıktan sonra parayı iade eden 3 sanığın 'nitelikli dolandırıcılık' suçundan 1 yıl 6 aydan 5 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanmasına başlandı.İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki ilk duruşmaya, müştekiler Taha Akyol ve Ahmet Ertuğrul Akyol, tutuklu sanıklar Halil Beyret ve Ersin Deli katıldı. Tutuklu sanık Engin Kaya'ya ise bulunduğu cezaevinden Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile bağlanıldı.Duruşmada ifade veren müşteki Taha Akyol, olay gününü anlatarak, bir sabah cep telefonundan arandığını, telefondaki kişinin kendisini komiser olarak tanıttığını ve 'FETÖ banka hesaplarınıza girdi, transfer yaparak soygun gerçekleştirecekler. Size yardımcı olmak için arıyorum. Gidin banka hesabınızdan hesap ekstrenizi alın. Çağlayan'dan Savcı ... Bey de sizinle görüşecek' dediğini söyledi.Arayanın komiser olduğunu söylemesi ve işin içinde cumhuriyet savcısının da olması nedeniyle ilk başta şüphelenmediğini ifade eden Akyol, 'Akmerkez'deki banka şubesine gittim. Beni oyalamaya çalıştılar. Bunun üzerine adliyenin çok yakınındaki banka şubesine gittim. Telefondaki kişi, parayı oğlumun hesabına aktarmamı istedi. 'Bin dolar kalsın, bütün parayı transfer et' dedi. Bu esnada banka şubesindeki görevliler, beni dolandırılma ihtimaline karşı uyardı. Hesabım bloke olmuş. Telefondaki kişi talimat verip blokeyi kaldırmamı istedi ve 'Kimseyle konuşma, hakkınızda FETÖ'ye yardımdan işlem yapılır. Savcı seni bekliyor' dedi. Ben de bunun üzerine 'Şimdi adliyeye giriyorum. Savcıyla görüşeceğim.' deyince telefonu kapattılar. Telefondakiler oğlum Ertuğrul'un da yanlarında olduğunu söylüyordu. Oğlumu arayıp, 'Bir problem var mı?' diye sorunca, 'Yok baba' dedi. Hemen akabinde polisler geldi.' diye konuştu.Akyol, telefondaki kişilerin profesyonel dolandırıcı olduklarını, sürekli savcıyla, ceza maddeleriyle ilgili konuştuklarını bu yüzden başta şüphelenmediğini ancak para transferi istedikleri sırada durumda bir gariplik olduğunu fark ettiğini belirterek, 'Maddi bir kaybım olmadığı için şikayetçi değilim. Kamu davası devam ettiği için memnunum.' dedi.Duruşmada daha sonra Taha Akyol'un oğlu olan müşteki Ahmet Ertuğrul Akyol'un ifadesi alındı.Akyol, olay sabahı babasının telefonda emniyetten biriyle soygun meselesiyle ilgili konuştuğunu, bu esnada kendisinin de telefonunun çaldığını, telefondaki kişinin ayrı bir odaya geçmesini istediğini söyledi.Telefonda, 'FETÖ'yle ilgili şüphelisiniz, en yakın banka şubenize gidin, dediklerimi yapın.' dediğini aktaran Akyol, 'Bankaya gittim. Sürekli telefondaydım. Teröristlerin bana ulaşamaması için telefonu açık tutmamı söylediler. Konuştuğum kişi hesabında bin dolar bırak, gerisini çek. Orada FETÖ'nün adamları var, çok hızlı çık.' dedi. Sonra Bir hesabım daha vardı ancak blokeliydi. Telefondaki bu kez, 'Oradan çok hızlı çık, FETÖ deşifre olacağı için panik yapacak. Çatışma çıkacak. Ana yollardan değil ara yollardan git' dedi. Yol kenarında bir kişiye poşet içerisinde 45 bin dolar parayı teslim ettim.' ifadelerini kullandı.Akyol, yaklaşık 4 saat dolandırıcılarla telefonda irtibatta olduğunu aktararak, 'Benim açımdan bir zarar kalmadı. Polisler verdiğim parayı iade etti. Sanıklardan şikayetçi değilim.' dedi.Sanıklar Engin Kaya ve Ersin Deli, pişman olduklarını ve şikayetçilerden özür dilediklerini söylerken, sanık Halil Beyret olaylarla bir ilgisi olmadığını ifade etti. Mahkeme heyeti, sanıkların üzerlerine atılı suçtan tutukluluk hallerinin devamına ve Ertuğrul Akyol'dan alınan parayı kurtarmak için yapılan operasyonda görev alan polislerin tanık olarak ifadelerinin alınmasına karar verdi.Sanıklar hakkında, Taha Akyol'a yönelik 'nitelikli dolandırıcılığa teşebbüs' suçundan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunulmasına hükmeden heyet, duruşmayı erteledi. Öte yandan Taha Akyol, duruşma sonrası basın mensuplarına yaptığı açıklamada, 'Adalet neyse tecelli etmesini bekliyoruz. Benim zararım yoktu. Zaten zararın telafi edilmesi şartıyla soruşturma aşamasında şikayetten vazgeçmiştim. Kanun da böyle. Kamu davası devam edecek.' dedi. Ertuğrul Akyol da zararı giderildiği için duruşmada şikayetten vazgeçtiğini bildirdi. İddianamedenİstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, müştekiler gazeteci Taha Akyol ve oğlu Ahmet Ertuğrul Akyol'un 16 Eylül 2020 tarihinde dolandırıldıkları, 21 Eylül'de sanıklardan temin edilen 10.000 dolar ile 247 bin 400 liranın müşteki Ahmet Ertuğrul Akyol'a teslim edildiği anlatıldı. Sanıklar Halil Beyret ve Ersin Deli'nin avukatlarının 13 Kasım'da savcılığa, müşteki Ahmet Ertuğrul Akyol'un hesabına 73 bin liranın yatırıldığına ilişkin makbuz sureti sundukları aktarılan iddianamede, müşteki Ahmet Ertuğrul Akyol'un avukatı Erdal Kılbaşoğlu'nun da aynı gün sunduğu dilekçeyle uğranılan zarar karşılanmış olması nedeniyle şikayetten vazgeçtiklerini beyan ettiği dile getirildi.İddianamede, sanıkların terör örgütü operasyonu yapıldığını belirtmek ve kendilerine savcı/komiser izlenimi vermek suretiyle müştekilerden para temin ettikleri ve birlikte suç işleme kastıyla hareket ederek 'nitelikli dolandırıcılık' suçunu işlediklerinin anlaşıldığı belirtilirken, suçu teşekkül halinde işleyen sanıkların bu suçtan 4,5 yıldan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi. Suç zararının iadesi ve şikayetten vazgeçilmesi nedeniyle etkin pişmanlık hükümleri uygulanması gerektiği de kaydedilen iddianamede, sanıklar hakkında 1 yıl 6 ay ile 5 yıl arasında değişen hapis istemi doğrultusunda yargılama yapılması talep edildi.
Erdoğan Duyurdu: Kafe ve Restoranlara Maddi Destek Verilecek
Cumhurbaşkanı Erdoğan partisinin grup toplantısında yaptığı açıklamada, 'Esnafımızı bugüne kadar yalnız bırakmadık bundan sonra da bırakmıyoruz. Restoran, lokanta ve kafe gibi sektörlerde alınan tedbirlerle faaliyetleri kısıtlanan 2019 cirosu 3 milyon TL ve altı olan ticari işletmelere destek ödemesi yapacağız. Cirosu 2020 yılında bir önceki yıla kıyasla yüzde 50 ve daha fazla azalan işletmelere 2 bin liradan az 40 bin liradan fazla olmamak kaydıyla ciro kaybının yüzde 3'ü oranında destek ödemesi yapacağız' dedi.
Reklam
Mersin'de Yasak Malzemeyle Avlanan Balıkçıya 818 Lira Ceza
MERSİN (AA) - Mersin'in Silifke ilçesinde, yasak malzemeyle balık avlarken yakalanan kişiye 818 lira ceza kesildi.Sahil Güvenlik Komutanlığının internet sitesinde yer alan açıklamaya göre, Akdeniz Bölge Komutanlığı ekipleri, Taşucu Mahallesi kıyısında, denizde yasa dışı su ürünleri avcılığı gerçekleştirenlere yönelik denetim yaptı.Kontrollerde bir balıkçıya, avlanmada yasak malzeme kullandığı gerekçesiyle 818 lira ceza uygulandı.
Reklam
"Turizmin Başkenti" Kayak Tutkunları İçin Hazır
ANTALYA (AA) - AYŞE YILDIZ - Her yıl milyonlarca turistin ziyaret ettiği Antalya'da, Beydağları üzerine kurulu Saklıkent Kayak Merkezi, 6 milyon liralık yatırımla yenilenerek sezon için hazırlandı.Deniz, kum, güneş ve tarihi yapılarıyla milyonlarca turistin ziyaret ettiği Antalya, eşine ender rastlanan iklim ve doğal güzellikleriyle ziyaretçilerine doyumsuz tatil imkanı sunuyor.Sahilde güneşin ve denizin imkanlarından faydalanan misafirler, aynı saatlerde kent merkezine sadece 50 kilometre uzaklıktaki kayak merkezinde karın keyfini çıkarıyor. Bakırlıtepe mevkisine 1971'de dönemin Valisi Hüseyin Öğütçen öncülüğünde kurulan kayak merkezine, kentten kara yoluyla 45 dakika süren bir yolculukla ulaşılıyor.Acemi, orta seviye ve profesyoneller için 4 pistin bulunduğu Saklıkent'te, 6 milyon liralık yatırım yapılarak pistlerden tesisteki halatlara ve telesiyeje kadar yenilendi.Kayakseverlere 5 kilometre kesintisiz kayak ve snowboard yapma imkanı sunulan merkezdeki konaklama tesisi de 1 milyon 200 bin lira yatırım yapılarak yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirlerine göre düzenlendi.Yeni kayak odası açılarak, tüm kayak malzemelerinin yenilendiği merkeze her misafir için dijital şifreli dolaplar yerleştirildi, Kovid-19 tedbirlerini gösteren çıkartmalar yapıştırıldı. Ziyaretçiler, ateş ölçümü yapılıp, eller dezenfekte edildikten sonra maskeyle içeriye alınıyor.Güvenli Turizm Sertifikası alındıSaklıkent Kayak Kompleksi Genel Müdürü Hasan Sevindi, AA muhabirine, salgın sürecinde Sağlık Bakanlığının belirlediği tüm kriterleri yerine getirerek, Güvenli Turizm Sertifikası aldıklarını söyledi.Sadece konaklayacaklara değil, günübirlik misafirlere de güvenli hizmet sunduklarını vurgulayan Sevindi, bu yıl tesiste yeniliklere gittiklerini, yıllardır devam eden otopark sorununu çözdüklerini dile getirdi.Otomasyon sistemlerini yenilediklerini, turnikeler yerleştirdiklerini, halatlara kadar değiştirdiklerini, restoran ve konaklama bölümünde de yeniliklere gittiklerini anlatan Sevindi, şöyle konuştu:'Kovid-19 kapsamında önemli tedbirler alarak düzenlemelere gittik. Güvenli ve sağlıklı bir ortamda misafirlerimize hizmet sunuyoruz. Kayağa yeni başlayanlar için oluşturduğumuz pistte yürüyen bant sistemi kurduk. Saklıkent, dünyada nadir bulunan merkezlerden biri. Aynı gün içinde hem sahilden denize girme hem de burada kayak yapma imkanınız var.''Uluslararası yarışlar düzenlemeyi hedefliyoruz'Türkiye Kayak Federasyonu Başkan Vekili Cafer Nuroğlu da önemli merkezler arasında yer alan Saklıkent'i Türk sporuna kazandırmak istediklerini belirtti.Buraya ulusal ve uluslararası alanda yarışlar yapılabilir belgesini almak istediklerini aktaran Nuroğlu, 'Uluslararası yarışlar düzenlemeyi hedefliyoruz. Tesislerin tamamı elden geçirildi. Modern bir kayak merkezi oldu. Tüm hazırlıklar tamamlandı, sezonu açmak için yeterli karın yağmasını bekliyoruz. Denize yakın olması da büyük avantaj sağlıyor.' ifadelerini kullandı.Kayak eğitmeni Osman Özaydın ise sezon açıldığında her yaş grubundan misafire kayak eğitimi verilebileceğini, kayak için tüm ekipmanların yeni alındığını kaydetti.
Hollanda Dışişleri Bakanı Blok, "Türkiye-Hollanda Konferansı'nın 8. Toplantısı"Nda Konuştu: (2)
ANKARA (AA) - Hollanda Dışişleri Bakanı Stef Blok, ülkesi ve Türkiye'nin göçün getirdiği tehditlerle baş edebilmek için birbirine ihtiyacı olduğunu belirterek, bu anlamda, Türkiye'nin göç akınını kontrol edebilmek için çok önemli çabaları olduğunu söyledi. Blok ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun eş başkanlıklarında, Türkiye-Hollanda (Wittenburg) Konferansı'nın sekizinci toplantısı çevrim içi düzenlendi.Konuşmasına, Hollanda Rijks Müzesi'nin envanterinde bulunan ve 2019'da iki yıl Rahmi M. Koç Müzesi'nde kalmasına karar verilen 'Ankara Manzarası' tablosuyla ilgili görüşlerini paylaşarak başlayan Blok, 'Bu tablo, iki ülke arasındaki ilişkilerin de özel bir anlamını ifade ediyor.' dedi.Blok, söz konusu tablonun, Türkiye-Hollanda ilişkilerinde son derece önemli rol oynadığını dile getirdi. Ülkesi ve Türkiye arasındaki ilişkilerin, hem iyi hem de kötü günlerde dostluk çerçevesinde devam ettiğini belirten Blok, bugünkü toplantı kapsamında, ihtilaflı konular olsa dahi birlikte çalışabilmenin yöntemlerini arayacaklarını kaydetti. 'Terörizmle mücadele konusunda Türkiye son derece hassas bir bölgede bulunuyor'Bakan Blok, konuşmasında, Hollanda ve Türkiye'nin, göç akını ve terör örgütü DEAŞ'la mücadele gibi konularda ortaya koyduğu iş birliğinin önemine değindi. Blok, 'Terörizmle mücadele konusunda Türkiye son derece hassas bir bölgede bulunuyor. Bu bölge ve bölgenin getirdiği koşullar her iki ülkenin de güvenliğine tehdit oluşturur nitelikte. Biz bu problemleri birlikte çalışarak aşabiliriz.' diye konuştu. İki ülkenin, göçün getirdiği tehditlerle de baş edebilmek için birbirine ihtiyacı olduğunun altını çizen Blok, şu ifadeleri kullandı:'Bu anlamda, Türkiye'nin, göç akınını kontrol edebilmek için inanılmaz çabaları var. Türk Sahil Güvenlik Kuvvetleri göçmenleri bir taraftan denizden kurtarmaya çalışırken bir taraftan da bununla ilgili siyasi çelişkiler de yaşıyoruz çünkü Avrupa'daki ülkeler istenilen sayıda mülteciye ev sahipliği yapamıyorlar. Aynı zamanda mültecilerin sağlık ve eğitim hizmetlerine de erişmesi gerekiyor. Bu çerçevede, Türkiye bu çocukların ilk ve orta okul kurumlarına entegre edilmesi gibi birçok başarıya imza attı. Bunlar gerçekten son derece kayda değer başarılar.'Hollandalı Bakan Blok, bu çalışmaların Avrupa Birliği (AB) ile yakın iş birliğinde gerçekleştirildiğini ve Birliğin finansal desteğini sürdürdüğünü ifade etti. 'Ticaret hacmimiz 2019'da son derece önemli bir seviyeye ulaştı'Problemleri ortak şekilde sahiplenmek ve ortak çözüm getirmenin yanı sıra ülkelerin fırsatları da birlikte değerlendirebileceğini söyleyen Blok, 'Örneğin bir inovasyon projesi söz konusu olduğunda bununla ilgili çalışmaları birlikte gerçekleştirebiliriz.' diye konuştu.Blok, Türkiye'de birçok Hollanda merkezli firmanın yatırım yaptığına ve iki ülkenin ticari ilişkilerinin artmaya devam ettiğine dikkati çekerek, 'Ticaret hacmimiz 2019'da son derece önemli bir seviyeye ulaştı. Türkiye'de çok önemli yatırımlarımız da var. Hollanda firmaları ülkenize 2002'den bu yana yaklaşık 25 milyar dolar yatırım yaptı.' dedi.Bakan Blok, iki ülke arasındaki yakın ilişkilerin daha da pekişmesi halinde ticari ilişkilerin daha önemli seviyelere gelebilecek potansiyeli taşıdığını da işaret etti.Türkiye'de yaşayan Hollandalılar gibi Hollanda'da yaşayan Türk kökenli vatandaşların da olduğunu belirten Blok, entegrasyonun son derece örnek teşkil edecek bir aşamada olduğunu da kaydetti.Blok, tekrar Ankara ve İstanbul'un manzarasını, Antalya'nın sahilini görmeyi arzu ettiğini anlattı.Hollanda Rijks Müzesi'nden Ankara'ya getirilen ve sergi sonrasında iki yıl Rahmi M. Koç Müzesi'nde kalmasına karar verilen 'Ankara Manzarası' tablosuna dikkati çeken Blok, 'Size 'Ankara Manzarası' tablosunun ne kadar özel olduğunu anlattım. Bu tablonun bu kadar önemli olması bize aynı zamanda birbirimizi tanımamız için de fırsat sağlayacaktır. Bu tablonun hikayesi bir tiyatro oyununa, bir belgesele ve hatta farklı birçok esere de ilham olmuş durumda.' ifadelerini kullandı.Bakan Blok, 'Bugün uzaktan bir toplantı gerçekleştiriyor olsak da birbirimize yüz yüze bakabilecek, gözlerimizin içine bakabilecek bir ortamdayız. Gelecekte çok daha verimli bir çalışma yapalım. Bir elin nesi var iki elin sesi var.' diye konuştu.Blok, sözlerini, Türkçedeki bu atasözüne benzer şekilde ülkesinde de kullanılan 'Her zaman iki kişi bir kişiden daha iyidir.' sözleriyle sonlandırdı.(Bitti)
Bakan Soylu, "Terörle Mücadele Şube Müdürleri Değerlendirme Çalıştayı"Nda Konuştu: (1)
BOLU (AA) - İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 'Bugün Türkiye'de terör örgütü PKK'nın sayısını 320'nin altına kadar düşürdük. Yaz-kış operasyonlarımız devam ediyor. Eren-5'e başladık, mağara mağara giriyoruz. Bulacağız ve onları imha edeceğiz. Burada hiçbir tedirginliğimiz söz konusu değildir.' dedi.Bakan Soylu, Bolu'da düzenlenen 'Terörle Mücadele Şube Müdürleri Değerlendirme Çalıştayı'na katıldı.Burada konuşan Soylu, nasıl bir coğrafyada yaşadıklarını bildiklerini belirterek, 'Bir tarafta Orta Doğu'yu bir savaş ve çatışma alanına döndürmek isteyenler diğer tarafta etrafımızdaki bütün coğrafyayı ateş çemberine döndürmek isteyenler diğer tarafta yüzlerce yıldır yaşadığımız bu coğrafyayı huzur, istikrar, birlik ve kardeşlikten ayırmak isteyenler ve diğer tarafta bu büyük medeniyetin, güçlü devlet anlayışımızın ve bütün dünyaya örnek olan, coğrafyamıza örnek olan millet anlayışının etkisizleştirilmesi için Anadolu'muza, Türkiye'mize karşı kurulan oyunlar ve kumpaslar var. 21. yüzyılın belki de en yakıcı meselelerinden biri olan terörle bizi imtihan etmelerinin tam göbeğinde bulunuyoruz.' ifadesini kullandı.Soylu, mesai arkadaşlarına ve ailelerine teşekkür ederek, 'Türkiye'ye oyun kurmaya çalışanların kafasına bu oyunu geçiren güçlü bir ekipsiniz. Hepinizi ayakta alkışlıyorum ve tebrik ediyorum. Allah sizlerden razı olsun. Kendinizi çok geliştirdiniz, devletimizin kapasitesini çok geliştirdiniz ve belki de dünyada terörle mücadelenin nasıl yapılabileceği konusunda bütün dünya ülkelerine ders verebilecek bir niteliğe geldiniz.' diye konuştu.'Her şeyin sebebini bilir de söyleyemezdik'Bir gözlerinin kendi işlerinde olduğunu, diğer gözlerinin, akıllarının ve dikkatlerinin dünyadaki resimde olduğunu dile getiren Soylu, sözlerini şöyle sürdürdü:'Bu mecburiyetin sebebini elbette ki hepiniz biliyorsunuz. Bu ülkenin haritada nerede olduğunu biliyorsanız, etrafındaki coğrafyayı biliyorsanız, bu ülkenin tarihini, bu ülkenin inancını, bu ülkenin medeniyetini ve bu ülkenin millet kodlarını biliyorsanız ve tanıyorsanız bunu bilirsiniz. Bize yıllarca izlettikleri resim şuydu; dünyanın 2 süper gücü var, ayrıca bir de Avrupa var. Orta Doğu çatışma bölgesidir, Filistin'de zulüm, Afganistan'da savaş, İran ve Irak'ta gerilim var. Suriye'de PKK kampları vardır. Başka ülkelerde de vardır ama açık açık söyleyemeyiz. PKK'nın para ve silah desteğini kimin verdiğini biliriz ama söylemeyiz. Darbeleri kimin yaptırdığını biliriz ama söyleyemeyiz, terörden en büyük acıyı ve maliyeti çekeriz ama sadece o olayın dairesine ve çerçevesine bakarız. Resmin tamamına sanki bakmamız yasaklanmıştır. Bakamayız, vatandaşımıza söylediğimiz tek şey, 'Olay sonrasında geniş çaplı operasyon başlatıldı ve kanı yerde kalmayacaktık'. Bir de klasik, 'bıçak kemiğe dayandı' söylemidir. Her şeyin sebebini bilir de söyleyemezdik, adım atamazdık çünkü korkularımız vardı, bize korkular yaşattırıyorlardı.'Soylu, Terörle Mücadele Daire Başkanlığının hazırladığı videoyu hep beraber izlediklerine işaret ederek, şöyle devam etti:'Sanki bir korku tüneli gibi ölümler, patlamalar, terör olayları ve bunların her birini yaşayan bir millet, her birini yaşayan ekonomi, her birini yaşayan bir siyaset, her birini yaşayan bir devlet... 'Amerika ne der, Avrupa ne der?' kaygısına göre sınırlandırılmış, çerçevesi vesayet kurumlarıyla belirlenmiş bir alan içerisindedir. Sadece o alanda sorunlarımızı çözmeye çalışırdık. İçerde güvenlik birimlerimiz, sizden önceki kardeşlerimiz, büyüklerimiz, canlarını cebine koyar, uğraşırlar, mücadele ederler, gayret ederler ama bir sınıra gelirler, bir adım ötesine gidemezler. Teşbihte hata olmaz; o büyük resme tıpkı resim sergisi gezer gibi sadece bakıp çıktığımız için 2 fırça da biz orada atamadığımız için ne acılarımızı dindirebildik ne de arzu ettiğimiz noktaya gelebildik.19 yılda olan biteni tek bir cümleyle 21. asrın başından itibaren olan biteni tek cümleyle anlatayım; Recep Tayyip Erdoğan resim fırçasını eline aldı, önce bu ülkeye, sonra da bu dünyaya yeni bir resim çizdi. Olan bitenin net tarifi budur. Türkiye önce altyapısını ve demokrasini tahkim ederek bir güç oluşturdu. Sonra bu güçle birlikte bir strateji ortaya koydu ve uyguladı.''Türkiye büyüdükçe Türkiye'yi terörle sınayacaklardır'Bakan Soylu, Cumhurbaşkanı Erdoğan ülkenin başında olduğu sürece Türkiye'nin büyümeye, zenginleşmeye, ilgi alanlarını etki alanlarına döndürmeye, güçlü yarınlarını, medeniyetini dünyanın bütün ülkelerine aktarmaya devam edeceğini söyledi. Türkiye'yi çekemeyen ve hazmedemeyenlerin ise tehditlerini alenen sürdüreceğine işaret eden Soylu, 'O yüzden siz uyumayacaksınız arkadaşlar. Türkiye büyüyecek. Sizin göreviniz; bu tehditleri bertaraf edecek aklı, gücü, cesareti, istihbari gücü en üst seviyeye çıkarmaktır. Türkiye büyüdükçe, zenginleştikçe, ürettikçe, eğitim seviyesi, medeniyetini bütün dünyaya yayma kabiliyeti, ilgi alanları etki alanlarına dönüştükçe Türkiye'yi terörle sınayacaklardır.' diye konuştu.Soylu, kimsenin bunlara aldanmaması gerektiğinin altını çizerek, 'Bugün Türkiye'de terör örgütü PKK'nın sayısını 320'nin altına kadar düşürdük. Yaz-kış operasyonlarımız devam ediyor. Eren-5'e başladık, mağara mağara giriyoruz. Bulacağız ve onları imha edeceğiz. Burada hiçbir tedirginliğimiz söz konusu değildir. Türkiye içerisinde vücut bulduramadıkları, güç veremedikleri PKK terör örgütüne, Irak'ın kuzeyinde ve aynı zamanda Suriye'de uluslararası destekle güç verdirmeye çalışıyorlar. Arkasında Amerika'nın, Avrupa'nın olduğunu hepimiz biliyoruz. Eskiden Türkiye'de olan terör kamplarını Suriye'de kurduklarını, oradaki aileleri tehdit edip o ailelerin çocuklarını PKK/PYD terör örgütüne kattıklarını, onlara uluslararası sistemden gelen aylıklarını verdiklerini hepimiz biliyoruz.' değerlendirmesinde bulundu.'Bütün operasyonların kendine ait bir sebebi var'İçişleri Bakanı Soylu, Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde terörle mücadelede büyük mesafe aldığını vurgulayarak, şunları kaydetti:'Ama yığınağın Suriye'ye yapıldığını, Türkiye'nin Afrin, Cerablus, Azez, Mare, Çobanbey, aynı zamanda Tel Abyad, Resulayn, bu noktalara yaptığı operasyonların temel anlamının burada yattığını, uluslararası bir sistemin, hemen yanı başımızda kuzu postuna büründürmeye çalıştıkları, içerisinde kendi bütün karakterlerini barındıran canavarları besleyen bir alan oluşturmaya çalıştıklarını hep beraber biliyoruz.' Bütün operasyonların kendine ait bir sebebi olduğuna dikkati çeken Soylu, 'Bu, bizim etrafımızda ve içimizde örülmek istenen, bizi hareketsiz ve istikrarsız bırakmak isteyen o anlayışı yıkma ve Türkiye'yi coğrafyasıyla birlikte ilelebet özgür, hür ve güçlü bir ülke yapabilme kabiliyetidir.' dedi.Soylu, hala Türkiye'nin büyüklüğünü anlamayanların olduğunu dile getirerek, 'Bu nesil bir sınav neslidir. Bir sınavın içerisindeyiz. Bu sınavın içerisinden Allah'ın izniyle başarılı şekilde çıkarsak Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde güçlü şekilde çıktığımız andan itibaren tecrübeler gelecek nesillere aktarılacak ve gelecek Türkiye'si büyük ve güçlü olacaktır.' diye konuştu.(Sürecek)
Taliban Heyeti, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemhani İle Görüştü
TAHRAN (AA) - Afganistan hükümeti ile barış görüşmelerini sürdüren Taliban örgütü temsilcilerinden oluşan üst düzey heyet, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemhani ile görüştü. İran'da Berna haber ajansının haberine göre, Taliban'ın Siyasi Ofis Başkanı Molla Abdulgani Berader liderliğindeki heyet ve Şemhani, Afganistan'daki barış görüşmeleri ve Tahran ile Taliban arasındaki iş birliğini görüştü. Görüşmede konuşan Şemhani, ABD'nin Afganistan'da barış ve güvenlik peşinde olmadığını savunarak, 'ABD'nin stratejisi, Afganistanlı gruplar arasındaki savaşın ve dökülen kanın devam etmesidir. ABD, barış müzakerelerini Afganistanlı taraflar arasındaki görüşmeleri çıkmaza sokmak için göstermelik olarak yapıyor. Bu şekilde Afganistanlı tarafları istikrarsızlık ve güvenlik sorunlarının sorumlusu olarak gösterecek.' görüşlerini paylaştı. İran'ın Afganistan'da savaşla iktidar olmak isteyen bir akımı resmi olarak tanımayacağını aktaran Şemgani, tüm tarafların Afganistan'ın kaderinin belirlenmesinde söz sahibi olması gerektiğini söyledi. Şemhani, Taliban'ın Afganistan hükümetiyle DEAŞ'a karşı mücadelesine de dikkati çekti. Birader de Afganistan barış sürecinde Trump'ın sözüne bağlı kalmadığını savunarak, 'ABD'ye güvenmiyoruz. ABD'ye çalışan her grupla da savaşırız. Afganistan'ın geleceğinde tüm kavimlerin ve grupların yer alması ve rol oynaması gerektiğine inanıyoruz.' şeklinde konuştu.Birader, Afganistan ile İran sınırının korunması için Taliban'ın iş birliğine hazır olduğunu söyledi. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Said Hatibzade, dün yaptığı açıklamada, Taliban'ın Siyasi Ofis Başkanı Molla Abdulgani Berader liderliğindeki heyetin, Dışişleri Bakanlığının daveti üzerine istişarelerde bulunmak üzere Tahran'ı ziyaret ettiğini duyurmuştu.
Reklam