onedio
Aydın'da "Sahra" Ve "Solmaz" Adı Verilen Kuraklığa Dayanıklı Pamuk Tohumu Geliştirildi
AYDIN (AA) - FERDİ UZUN - Aydın'da bir firmanın TÜBİTAK desteği ve üniversite iş birliğiyle geliştirdiği kuraklığa dayanıklı pamuk tohumları, toprakla buluşmayı bekliyor. Koçarlı ilçesinde tohum ıslahı üzerine Ar-Ge çalışmaları yapan Özaltın Tarım, 2010 yılında kuraklığa dayanaklı pamuk çeşidi üzerine araştırmalara başladı.Adnan Menderes Üniversitesi Öğretim Üyesi (ADÜ) Prof. Dr. Hüseyin Başal, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sami Doğanlar ve Nazilli Pamuk Araştırma Enstitüsünden Dr. Volkan Sezener'den destek alan firma, hazırlanan projeyi TÜBİTAK'a sundu.Projenin kabul edilmesi ile 10 yıl süren çalışma sonucunda suya daha az ihtiyaç duyan pamuk tohumu türleri 'Sahra' ve 'Solmaz' geliştirildi. Tarım ve Orman Bakanlığından üretim ve satış izni alan firma, Tohumluk Tescil ve Sertifikasyon Merkez Müdürlüğüne de tescil başvurusu yaptı.Mart ayında başlayacak ekim sezonunda ülke genelinde pilot bölgelerde toprakla buluşacak tohumların Türkiye'nin yanı sıra pamuk üreticisi ülkelerde de pazarlaması yürütülecek.AA muhabirine açıklama yapan Özaltın Tarım Ar-Ge ve Üretim Müdürü Cenk Peynircioğlu, yeni pamuk çeşitlerini çiftçilerin kullanımına hazır hale getirdiklerini söyledi.Çalışmanın başından sonuna yerli bilgi ve teknoloji birikiminin kullanılması dolayısıyla sevinçli olduklarını belirten Peynircioğlu, '1000 tane kombinasyon içerisinden 50 bin bitki çıktı. Bu 50 bin bitki, teker teker seçilerek genlerindeki kuraklığa dayanıklılık özellikleri incelendi. Kuraklığa dayanaklı pamuk çeşidini geliştirmiş bulunmaktayız.' dedi.Pamuk türlerinin 'kuraklığa dayanıklı' olduklarını vurgulamak amacıyla 'Sahra' ve 'Solmaz' isimlerini verdiklerini aktaran Peynircioğlu, 'Yaptığımız çalışmalarda tam sulama ve yüzde 50 kısıntılı sulama şartını karşılaştırdık. Pamuğun ihtiyacı olan suyun yüzde 50’sini verdiğimizde her canlıda olduğu gibi bir miktar kayıp oluyor. Yüzde 50’lik bir sulamada maksimum yüzde 5-10 verim kaybı gördük. Yani tarlasına yüzde 50 su veren bir çiftçi istediği ürünü alabilecek. Türkiye’de ilk olan bu genotiplerin dünyada da örneklerinin çok az olduğunu gördük. Bununla da gurur duyuyoruz.' ifadelerini kullandı. Yılda 300 ila 1000 ton tohum ihracatı yaptıklarını belirten Peynircioğlu, 'Geliştirdiğimiz bu iki yeni çeşitle birlikte ihracatımız daha da artacaktır çünkü sadece ülkemizde değil dünyada da kuraklık sıkıntısı var. Her ülke ve her çiftçi bir arayış içerisinde, dolayısıyla tüm dünya için bu tohumlar ilaç olacaktır. Hem iç piyasada hem de yurt dışında çokça talep göreceğine inanıyoruz.' diye konuştu. 'Gen kaynağı olarak kullanılacak'ADÜ Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Başal da bu tür çeşitleri ortaya çıkarmak için böylesi uzun süreçlerin gerekli olduğunu söyledi.İki çeşidin verim ve lif kalitesi olarak farklı olduğuna dikkati çeken Başal, şöyle devam etti:'Klasik ve modern ıslahı birlikte kullanarak bu çeşitleri geliştirdik. Verimi belirleyen en önemli kriter sudur. Kuraklık yıllarında sulama suyunda kısıtlama yapmak zorundaysanız bu çeşitteki verim kaybı diğer çeşitlere göre daha düşük olacaktır. Bundan sonra yeni bir çeşit geliştirileceği zaman bu çeşitler güvenli olarak gen kaynağı olarak kullanılacak. Yani melezlemede ana ve baba çeşit olarak da kullanılacak. İki çeşidin özellikleri farkı. Alternatif sunmak istedik. Verimleri ve lif kaliteleri arasında farklar var. Üreticiyi sadece tek çeşide maruz bırakmak yerine istediğini tercih etsin istedik.'Aydın Tarım İl Müdürü Ahmet Ökdem ise pamuk tohumunun üretilmesinden dolayı mutlu olduklarını, tohumun tarlada yeşereceği ve hasat edileceği günleri umutla beklediklerini dile getirdi.
Kırıkkale'de Sağlık Çalışanları İçin Cerrahi Maske Üretimi Devam Ediyor
KIRIKKALE (AA) - MUHAMMET FATİH GÖKMEN - Kırıkkale'de hayata geçirilen atölyede, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınıyla mücadele sürecinde sağlık çalışanları için cerrahi maske üretimi aralıksız devam ediyor.Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay'ın koordinasyonunda Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler, Hazine ve Maliye, Milli Eğitim, Milli Savunma ile Sanayi ve Teknoloji bakanlıklarının katkılarıyla kurulan Kırıkkale Halk Eğitim Merkezi Cerrahi Maske Üretim Atölyesi'nde geçen yıl mayısta üretim başladı.Makineler için gerekli bütçenin Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca karşılandığı atölyede, maske üretiminde kullanılacak malzemeler de Devlet Malzeme Ofisince (DMO) ücretsiz sağlandı.Sağlık Bakanlığına bağlı kurumların ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla başlanan maske üretimi, salgının yoğun olduğu dönemlerde günlük 3 milyon üretim rakamına ulaştı. Bugüne kadar üretilen 160 milyon cerrahi maske, DMO kanalıyla Sağlık Bakanlığına teslim edilerek salgın sürecinde sağlık personelinin maske ihtiyacının önemli kısmı karşılandı.İl Milli Eğitim Müdürü Yusuf Tüfekçi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Mart 2020 itibarıyla salgının ülke genelinde yayılmaya başlamasıyla maske ihtiyacının da ortaya çıktığını hatırlattı. Bu süreçte Cumhurbaşkanlığının koordinasyonunda bakanlıkların bir araya gelerek Kırıkkale'de bir maske atölyesi kurulması kararı alındığını anımsatan Tüfekçi, şunları kaydetti:'MKEK tarafından tamamen yerli makineler üretildi ve İŞKUR kanalıyla personel temini gerçekleştirildi. DMO tarafından da malzemeler temin edilerek ilk olarak merkezdeki Halk Eğitim Merkezi Atölyesi'nde üretimlere başladık. O süreçte 3 vardiya şeklinde 7 gün 24 saat çalışarak salgının en yoğun olduğu dönemde günlük 3 milyon maske üretimine ulaştık. Zamanla süreçte maske üretiminin de artmasıyla biraz daha rutine alarak yeni yerimiz Organize Sanayi Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Maske Atölyesi'nde üretimlerimize devam ediyoruz.''Sağlık Bakanlığımızın yüzde 50'nin üzerinde maske ihtiyacı Kırıkkale'den karşılandı'Tüfekçi, atölyede İŞKUR aracılığı ile gelen kursiyerlerin yanı sıra öğrencilerin öğretmenlerin koordinesiyle hem staj hem de üretime katkı yapmasının da sağlandığını dile getirerek, 'Üretim sürecinde Kırıkkale'de çoğunluğu kadın 2-3 bin civarında kişiye istihdam sağladık. Şu anda 250 personel aktif çalışarak maske üretimine katkı sağlıyor. Bugün itibarıyla maske üretimimiz 160 milyonu aştı.' dedi.Maskelerin 3 katlı olduğunu ve orta katta süzgeç özelliği yoğun bir kumaş bulunduğunu aktaran Tüfekçi, 'Burada üretilen maskeler DMO aracılığıyla Sağlık Bakanlığına gönderiliyor. Bu süreçte Sağlık Bakanlığımızın yüzde 50'nin üzerinde maske ihtiyacı Kırıkkale'den karşılandı.' ifadelerini kullandı. Tüfekçi, üretim sürecinin ne zamana kadar devam edeceklerini bilmediklerini, temennilerinin tüm dünyanın bir an önce salgından kurtulması olduğunu sözlerine ekledi.
Sabiha Gökçen Havalimanı Kargo Uçuşları, Kovid-19'A Rağmen Sekteye Uğramadı
İSTANBUL (AA) - TANSEL PARLAK - İstanbul Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı'nda 2020'de icra edilen kargo seferleri, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınına rağmen önceki yıla göre arttı.Dünyayı etkisine alan Kovid-19 salgınının en çok etkilediği sektörlerin başında hava yolu taşımacılığı geliyor. Salgının yayılımını engellemek amacıyla birçok ülkede seyahat kısıtlamalarına gidilirken bu durum hava yolu şirketlerine büyük yolcu ve gelir kayıpları olarak yansıdı. İstanbul Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı (İSG), salgın nedeniyle yolcu kaybetmesine rağmen kargo taşımacılığında önceki yıla göre hız kesmedi.İSG yetkililerinden alınan bilgiye göre, geçen yıl Sabiha Gökçen Havalimanı'ndan 1519 kargo uçuşu icra edildi. Önceki yıl, havalimanından 1517 kargo uçuşu yapılmıştı.Geçen yıl yapılan 1519 kargo uçuşun 1288'ini uluslararası kargo uçuşları oluşturdu. Bu seferlerle toplamda 40 bin 410 ton yük taşındı. Koronavirüs salgını nedeniyle ara verilen seferlerin, 1 Haziran'da alınan önlemlerle yeniden başlatıldığı Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı'nda 2020'deki toplam yolcu sayısı önceki seneye kıyasla yüzde 52 azaldı.Kargo taşımacılığında yeni yatırımlar Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı otoritesi Havaalanı İşletme ve Havacılık Endüstrileri AŞ (HEAŞ) ile DHL Worldwide Express Taşımacılık AŞ arasında, kargo hizmetlerinin yürütülmesi adına kiralama ve inşaat yatırımı için ön protokol imzalandı.Yıl sonuna doğru hizmete açılması planlanan ikinci pist ve ekleri projesi kapsamında, 25 bin metrekare toplam alanın yaklaşık 8 bin 660 metrekarelik bölümünde taşımacılık hizmetleri yapılacak.
Macerasever Turistlerin Artos Dağı'nın Zirvesindeki Kayak Görüntüleri Nefes Kesti
VAN (AA) - NECAT HAZAR - Van'ın Gevaş ilçesinde bulunan 3 bin 550 metre yüksekliğindeki Artos Dağı'nın zirvesine tırmanarak kayak yapan turistler, doğal pistlerin Van Gölü manzarasıyla bütünleşen manzarasına hayran kaldı. Kayak tutkunu Fransız Clarisse Bauwens ile İsviçreli Jules Dutour, aralarında Türkiye'nin de bulunduğu farklı ülkelerdeki 400'e yakın rotada kayak yapmak için karavanlarıyla yola çıktı.Bir yılı aşkın sürede 14 ülkeye giderek farklı yükseklikteki dağlarda kayak yapan iki arkadaş, Yunanistan'da tanıştıkları Antoine Cretinon ve Lucie Ginet'le aralık ayında Türkiye'ye geldi. Birçok yeri gezdikten sonra Van'a ulaşan 4 macerasever turist, metrelerce karın bulunduğu Gevaş ilçesinde yer alan 3 bin 550 metre yüksekliğindeki Artos Dağı'na tırmanmaya karar verdi.Yaklaşık 4,5 saat süren zorlu tırmanışla zirveye ulaşan turistler, kısa molalarla sarp yamaçlar ve yüksek eğimli yerlerden kayakla slalom yaparak iniş yaptı.Turistlerin Van Gölü'nün eşsiz manzarasına karşı kayak yaparken kaydettikleri görüntüler nefes kesti. 'Kendimizi Norveç'te gibi hissettik'Turistlerden Jules Dutour, AA muhabirine yaptığı açıklamada, en güzel ve eğlenceli kayak tecrübelerinden birini Van'da yaşadıklarını söyledi.Kayak turunu planlarken yaptıkları araştırma sırasında Artos Dağı'nı belirlediklerini anlatan Dutour, şöyle konuştu:'Burada kayak yaparken kendimizi Norveç'te gibi hissettik. Artos Dağı'ndan Van Gölü'ne karşı muazzam bir manzaraya karşı kaymak çok güzel. Dünyanın başka bir yerinde böyle bir imkan yok. Çok güzel bir kar ve hava var. Nerede kayak yapılır, nerede adrenalin yaşanır diye araştırma yaparken burayı bulduk. Yunanistan'dan sonra aralık ayı başında Türkiye'ye geldik. Türkiye'de 3 ay kalacağız ve kayak yapılacak tüm dağları gezeceğiz.'Lucie Ginet ise Artos Dağı'ndan Van Gölü'nün eşsiz manzarasına karşı kayak yapmanın kendileri için güzel bir anı olduğunu belirtti. Beklemedikleri kadar iyi bir zamanlama olduğunu aktaran Ginet, 'Hava çok güzel, kar muhteşem. Kendimizi Norveç'te hissettik. Dağa 4 saate tırmandık. Tırmanmadan önce haritadan gideceğimiz yönü belirliyor ve çok riskli yerlerden geçmemeye dikkat ediyoruz.' dedi. Antoine Cretinon da Türkiye'de gittikleri her yerde çok iyi karşıladıklarını ifade ederek, 'Burada insanlar çok sıcak kanlı. Artos'a tırmanırken geçtiğimiz köydeki çocuklar bizimle yakından ilgilendi. Onlarla birlikte kayak yaptık, malzemelerimizi anlattık. Dilimizi bilmeseler bile hep bir şeyler anlatmaya, bizimle bir şeyler paylaşmaya çalıştılar. Bu maceralarımızı sosyal medya hesaplarımızdan paylaşıyoruz.' ifadelerini kullandı.
Arakanlı Mülteciler, Yurtlarına "Güvenli Ve Sürdürülebilir" Dönüş Taleplerini Yineliyor
ANKARA (AA) - ZUHAL DEMİRCİ - Arakanlı aktivistler, Myanmar'daki baskı ve şiddetten kaçarak komşu Bangladeş'e sığınan mültecilerin yurtlarına yeniden dönüşü sürecine ilişkin başlatılan görüşmelere Arakanlıların da dahil edilmesi gerektiğini belirterek, güvenli, onurlu ve sürdürülebilir bir dönüşün 'geri dönüşün temel çizgisi' olduğunu savunuyor.Arakan Rohingya Ulusal Örgütü (ARNO) Kıdemli Üyesi Dr. Hla Myint, Burma İnsan Hakları Ağı (BHRN) İcra Direktörü Kyaw Win ve Avrupa'daki Arakanlı Müslümanları destekleyen Özgür Rohingya Koalisyonu Kurucu Ortağı Nay San Lwin, Çin'in öncülüğünde, Arakanlı mültecilerin yurtlarına yeniden dönüş sürecinin başlaması için Myanmar ile Bangladeş arasında yürütülen görüşmelerle ilgili AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu. ARNO kıdemli üyesi Myint, mülteci kamplarındaki her bir Arakanlının evine olabildiğince erken dönmek istediğini ancak Myanmar otoritesinden Arakanlıların ülkelerine geri dönebilmesi için herhangi bir siyasi irade görmediklerini belirtti. 'Myanmar elverişli bir ortam yaratmadı ve Myanmar'ın tutum değişikliğini gösteren herhangi bir kanıt da yok.' diyen Myint, Myanmar'ın, bu kişilerin ülkelerine geri gönderilmesi yönünde daha önceki anlaşmalara da mutabık kaldığını fakat birçok kez olduğu gibi geciktirme taktikleriyle süreci başarısızlığa uğrattığını ifade etti. Myint, 'Sürecin nasıl ilerleyeceği belli değil ancak diğer ülkelerin sürece dahil edilmesi, şeffaflık ve Arakanlı mültecilerin katılımı son derece gerekli. Arakanlı mültecilerin ve yerlerinden edilmiş diğer insanların evlerine veya seçtikleri bir yere gönüllü, güvenli, onurlu ve sürdürülebilir dönüşü, geri dönüşün temel çizgisi olmalı.' değerlendirmesinde bulundu. Her zaman Myanmar'ın Arakanlılara karşı fikrini değiştireceğini, adalet ve eşitlik temelinde kapsayıcı, demokratik ve federal bir ülke için çalışacağını umduklarını belirten Myint, 'Ancak, Myanmarlı yetkililerinin tutumunda herhangi bir değişiklik görmedik. Bizi son seçimlerden dışladılar, soykırımcı tasfiyelerini sürdürdüler ve 2012'den beri bizi zorla yerinden edilmiş kişilerin kamplarına taşıdılar.' ifadelerini kullandı. Myint, bu nedenle yüksek beklenti içinde olmadıklarını dile getirerek, 'Aksine, Arakanlıların haklarını ve güvenliklerini sağlamadan ülkelerine geri gönderilmelerinin ve Ulusal Teyit Kartını (NVC) kabul etmeye zorlamanın, Arakanlıların acılarını daha da uzatacağından korkuyoruz.' dedi.Bu süreçte, Çin'in oynadığı ara buluculuk rolüne ilişkin ise Myint, Çin'in Myanmar'ın komşusu ve bölgesel süper güç olduğunu savunarak, Myanmar'a büyük yatırım yaptığına dikkati çekti. Myint, 'Çin'in Myanmar'daki projeleri sadece ekonomik açıdan değil, aynı zamanda jeopolitik açıdan da çok önemli. Çin ve Myanmar arasındaki ekonomik bağlar, halkların önüne geçtiği için, bu uluslararası suçların azalmadan devam edebileceği anlamına geliyor.' diye konuştu. Myint, Çin'in istemesi halinde şeffaf ve kapsayıcı ara buluculuk sürecinde bulunabileceğini ve Arakanlıların vatandaşlık sorunlarını da ele alabileceğini belirterek, öte yandan, böyle bir durumun pek olası olmadığı görüşünü savundu. 'Arakanlıların kendi adına konuşabilmesi gerekiyor'BHRN İcra Direktörü Win, Arakanlı Müslüman mültecilerin yurtlarına yeniden dönüş sürecine ilişkin yürütülen görüşmelerin önemli olduğunu ancak görüşmelere Arakanlıların dahil edilmemesi nedeniyle umutlu olmanın zor olduğunu dile getirdi.Görüşmelerde, Bangladeş'in Arakanlılar için bazı endişeler ortaya koyduğunu belirten Win, 'Arakanlıların kendi adına konuşabilmesi gerekiyor. Özellikle nasıl ve nerelere yeniden yerleştirilecekleri, haklarını ve güvenliklerini sağlamak için alınacak önlemler açısından önemli.' ifadesini kullandı. Win, Bangladeş ile Myanmar arasındaki görüşmelerin, Arakanlıların endişelerini gidermemesi durumunda daha önce bu kişilerin geri gönderilmeleri girişimlerinde yaşanılan soruların benzerleriyle karşılaşılabileceğine işaret etti. Kyaw Win, 'Bazı Arakanlıların, kampların koşullarının yetersiz olması veya Bangladeş'in kendilerini Bhasan Char Adası'ndaki kamplara gitmeye zorlayabileceğinden korkmaları nedeniyle geri dönme baskısı altında hissetmesinden endişe ediyoruz.' dedi. Win, Arakanlıları bu iki kötü durum arasında seçim yapmaya zorlamanın çok kötü bir araç olduğunu da sözlerine ekledi. Öte yandan, Myanmar'ın, Arakanlıları 'Bengalli' olarak tanımlayan ayrımcı Ulusal Teyit Kartları (NVC) uygulama sürecini kullanmaya devam etmesi konusunda da büyük endişeleri olduğunu söyleyen Win, 'Myanmar, Arakanlılara tam vatandaşlık verene ve onların kendi köylerine dönmelerine izin verene kadar geri dönüş muhtemelen adil olamaz.' ifadesini kullandı. 'Çin'in Arakan için güvenilir ara bulucu olabileceğini hayal etmek zor'Win, Arakanlıların geri dönüşü için Myanmar ile Bangladeş hükümetleri arasında yapılan görüşmelerde, Çin'in üstlendiği role ilişkin yaptığı değerlendirmede de 'Esasen Çin'in yaklaşımı sıkıntılı çünkü müzakerelerden zarar gören tarafı dışlarken ara bulucu olmaya çalışıyor.' ifadesine yer verdi. Çin'in, sorunun basitçe ortadan kalkmasını istiyor gibi görünmesine rağmen, dünyanın büyük bir kısmı gibi sorunun neden kaynaklandığı ve tekrar olup olmayacağıyla ilgilenmediğini savunan Win, 'Aynı zamanda, Çin'in Doğu Türkistan'daki Uygurlara yönelik soykırımı nedeniyle Arakan için güvenilir bir ara bulucu olabileceğini hayal etmek zor.' değerlendirmesinde bulundu. 'Arakanlıların taleplerinin yerine getirilmesi gerekiyor'Özgür Rohingya Koalisyonu Kurucu Ortağı aktivist Lwin, Arakanlı mültecilerin geri gönderilmesi sürecine ilişkin, Bangladeş'in şimdiye kadar Myanmar'la yaklaşık 840 bin Arakanlının kimlik bilgilerini paylaştığını ancak Myanmar'ın bu rakamın yalnızca yüzde 5'ine tekabül eden 42 bin kişiyi doğruladığını aktardı. Lwin, 'İlk adım olarak tüm mülteciler doğrulanmalı. Myanmar, geri dönenler için bu kişilerin kendi köylerine evler inşa etmeli. Bu ikisi, geri dönüş başlamadan önce Myanmar'ın yapması gereken ilk şeyler. Hiç kimse bir, iki gün bile sözde geçici konaklama yerlerinde yaşamamalı.' ifadelerini kullandı. Myanmar'ın planının geri dönen bu kişileri sözde geçici konaklama yerlerine götürmek olduğunu savunan Lwin, 'Hiçbir mülteci, tam yurttaşlık, etnik haklar, kendi köylerine yerleşme hakkı ve koruma güvencesi olmaksızın ülkelerine geri gönderilmeyi kabul etmeyecektir.' dedi. Lwin, Myanmar'ın, Arakanlıları Ulusal Teyit Kartlarını kabul etmeye zorlamasından vazgeçmesi ve Arakanlıların taleplerinin yerine getirmesi gerektiğinin altını çizdi. Myanmar'ın mültecileri geri alacağını ancak birçok kez olduğu gibi mültecilerin herhangi bir talebine olumlu yanıt vermeyeceği yönünde emareler gösterdiğine değinen Lwin, 'Mültecileri Bangladeş kamplarından Myanmar kamplarına kaydırmaya çalışıyorlar.' diye konuştu.Lwin, Bangladeş ile Myanmar arasındaki görüşmelere aracılık eden Çin'in pozisyonuna ilişkin de şu değerlendirmelerde bulundu:'Çin, Myanmar'ın iyi bir müttefiki olarak uluslararası toplumun Myanmar üzerindeki baskısını hafifletmeye çalışıyor. Çin'i bu sürece bir ara bulucu olarak dahil etme konusunda oldukça ihtiyatlıyız. Hem Çin hem de Myanmar soykırım failleri. İkisine de güvenemeyiz. Sadece gözlemliyoruz. Tüm uluslararası toplumun bu sürece dahil olmasını istiyoruz. Vatanımızda uluslararası koruma istiyoruz. Böylelikle şiddet tekrar etmeyecektir. Uluslararası koruma olmadan vatanımıza geri dönmek, yine ölüm sahasına geri dönmek demektir.'Myanmar, Arakanlı Müslüman mültecilerin bu yıl içinde yurtlarına dönmesini kabul etmiştiMyanmar'daki baskı ve şiddetten kaçarak komşu Bangladeş'e sığınan Arakanlı mültecilerin yeniden yurtlarına yerleşmesi için Çin öncülüğünde iki ülke hükümetleri arasında yapılan görüşmeler olumlu sonuçlanmıştı. Myanmar, Arakanlı mültecilerin bu yıl içinde yurtlarına dönmesini kabul etmişti. Bangladeş Dışişleri Bakanı Mesud bin Mümin, bu kişilerin yılın ikinci çeyreği içinde yurtlarına dönmeye başlayabileceklerini kaydetmişti. Arakanlı Müslümanlara etnik temizlikMyanmar'ın Arakan eyaletinde 2012'de Budistler ile Müslümanlar arasında çatışmalar çıkmış, olaylarda çoğu Müslüman binlerce kişi katledilmiş, yüzlerce ev ve iş yeri ateşe verilmişti.Arakan'daki sınır karakollarına 25 Ağustos 2017'de düzenlenen eş zamanlı saldırıları gerekçe gösteren Myanmar ordusu ve Budist milliyetçiler, kitlesel şiddet eylemleri başlatmıştı.Birleşmiş Milletlere (BM) göre, Ağustos 2017'den sonra Arakan'daki baskı ve zulümden kaçıp Bangladeş'e sığınanların sayısı 900 bine ulaştı. Uluslararası insan hakları kuruluşları, yayımladıkları uydu görüntüleriyle yüzlerce köyün yok edildiğini kanıtlamıştı.BM ve uluslararası insan hakları örgütleri, Arakanlı Müslümanlara yönelik şiddeti 'etnik temizlik' ya da 'soykırım' olarak adlandırıyor.
Somalili Uzmanlar, Seçimlerin Ertelenmesinin Ülkeyi Kaosa Sürükleyebileceği Endişesini Taşıyor
MOGADİŞU (AA) - ABDİRAHMAN MUGERE - Somalili uzmanlar, Cumhurbaşkanı Muhammed Abdullah Fermacu'nun şubatta dolacak görev süresinin uzatılması ya da parlamento seçimlerinin ertelenmesinin ülkeyi kaosa sürükleyebileceğini belirtiyor.SİMAD Üniversitesi Öğretim Üyesi Ömer Abdi Jimal, AA muhabirine, Somali'deki 2021 seçimlerinin, hükümetle muhalefetin bu konudaki anlaşmazlıkları nedeniyle planlandığı gibi gerçekleşmesini beklemediğini söyledi.Hükümetin seçimi ertelemesinin ülkeyi kaçınılmaz bir krize sürükleyebileceği uyarısında bulunan Jimal, 'Cumhurbaşkanı tarafından dizayn edilecek her seçim, muhalifler tarafından boykot edilecek, bu da ülkeyi zor bir yola sokacaktır. Hükümetin, muhalefetle anlaşmadan tek taraflı seçim kararı çok tehlikeli. Bu kararın çok kırılgan ve yeni ayağa kalkan ülkeyi kaosa ve anarşiye götürmesinden endişeleniyorum.' dedi.Siyaset Bilimci Ahmet Tajir de Cumhurbaşkanı Fermacu'nun muhalefet ve bazı eyalet liderlerinin itirazlarına rağmen seçimleri ertelemede ısrarcı olduğunu dile getirdi.Tajir, 'Fermacu'nun görev süresi 8 Şubat 2021'de sona eriyor. Seçimi ertelemek veya cumhurbaşkanının görev süresini uzatmak için çabalar var. Seçim komisyonu ile ilgili anlaşmazlıklar var. Somaliland'den gelecek milletvekillerinin seçimi, seçim takvimini belirleyecek. Somaliland milletvekillerini Fermacu belirliyor ve muhalefet buna itiraz ediyor.' diye konuştu.Parlamentonun alt ve üst kanatlarının planlandığı gibi bir ay önce seçilemediğini aktaran Tajir, 'Seçimler zamanında yapılacak gibi görünmüyor. Fermacu en az 6 ay görev süresinin uzatılmasını isteyecek. Seçimlerin zamanında yapılmamasının Somali'de kaosa neden olacağını düşünüyorum.' değerlendirmesinde bulundu.Taraflar birbirini suçluyorİktidar ve muhalefet arasında seçim süreciyle alakalı siyasi krizin aşılamaması üzerine Cumhurbaşkanı Fermacu ve eyalet liderleri, 17 Eylül 2020'de Afrika Birliği, Avrupa Birliği, ABD ve Türkiye'nin de aralarında olduğu örgüt ve devletlerin girişimiyle seçim sistemi üzerinde anlaşma sağlamıştı, ancak tarafların suçlayıcı bir dil kullanmayı sürdürmesi üzerine birkaç gün sonra anlaşma bozulmuştu.Federal hükümet, Puntland ve Jubaland eyalet liderlerinin 17 Eylül anlaşmasında kararlaştırılanları uygulamak için kararsız kaldıklarını iddia ederken, Puntland ve Jubaland liderleri de başkanın seçim yapmaya hazır olmadığını ve iktidarını pekiştirmek için muhalefete baskı yaptığını savunuyor.Jubaland eyalet hükümeti, Fermacu'yu, Jubaland'a bağlı Gedo bölgesinde kaos ve istikrarsızlık çıkarmak için bölgeye asker ve mühimmat sevk etmekle suçluyor.Siyasi liderler karalama kampanyası yürütüyor İktidar da muhalefet de yaklaşan seçimler hakkında suçlayıcı bir dil kullanıyor, karşılıklı karalama kampanyaları yürütüyor.Eski Cumhurbaşkanı Şerif Şeyh Ahmed'in önderliğindeki Cumhurbaşkanlığı Adaylar Birliği Konseyi, mevcut iktidarın, özgür ve adil bir seçim düzenlemek istemediğini iddia ederek, Cumhurbaşkanı Fermacu'yu iktidarı barışçıl bir şekilde devretmeyi istemeyen diktatör olarak suçladı.Hükümetse bir kabilenin tahakkümünde olduğunu iddia ettiği Cumhurbaşkanlığı Adaylar Birliği Konseyini şiddete göz yuman ve kan davalarını tetikleyecek bir yapı olarak nitelendirdi. Federal hükümet ile eyalet yönetimleri arasındaki siyasi anlaşmazlık seçimlerle ilgili krizin giderek derinleşmesine yol açıyor.Hükümetin atadığı seçim komisyonu, Fermacu'ya yakın isimlerden oluştuğu gerekçesiyle muhalefetin sert tepkisine neden olmuş, muhalefet de kendi seçim komisyonunu kurmuştu. Hükümetin atadığı komite, birkaç kez seçim takvimi açıklasa da seçimlerin tam olarak ne zaman yapılacağıyla ilgili belirsizlik sürüyor.Seçim sistemiÜlkede parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimleri art arda yapılıyor. Parlamentonun, 'Halk Meclisi' olarak da bilinen alt kanadının 275 üyesi, Somali'deki farklı kabileleri temsil eden 14 bin delege tarafından 4 yıllığına seçiliyor.Parlamentonun üst kanadının 54 üyesi ise eyalet konseyleri tarafından belirleniyor. Seçilen parlamento üyeleri hem parlamento başkanını hem de yeni cumhurbaşkanını belirliyor.Seçimlerde kendine has kabile sistemini uygulayan Somali'de, bu seçimlerde 'bir kişi bir oy' ilkesiyle tüm vatandaşların oy kullanması planlanıyordu ancak bunda başarılı olunamadı.Şu anda '4,5 sistemi' olarak adlandırılan kabile merkezli sistemle yönetilen Somali'de, ülkenin 4 büyük kabilesi eşit sayıda, diğer kabileler ise bunun yarısı oranında meclise kendi seçtiği vekilleri gönderiyor.Somali'de 2 eski cumhurbaşkanı, bir başbakan ve bir meclis başkanının da adaylar arasında olduğu 15'ten fazla ismin yarışacağı cumhurbaşkanlığı seçimlerinde mevcut cumhurbaşkanı Fermacu, anketlerde önde görünüyor.
Reklam
Göçmen Kuşların Durağı Eber Gölü Buz Tutan Yüzeyiyle De Cazibe Merkezi
AFYONKARAHİSAR (AA) - CANAN TÜKELAY - Türkiye'nin önemli sulak alanlarından Eber Gölü, dondurucu soğuklar nedeniyle buz tutan yüzeyi ile de ilgi görüyor. Afyonkarahisar'ın Bolvadin, Çay ve Sultandağı ilçeleri sınırlarındaki Eber Gölü, sazlık alanlarıyla birçok kuş türüne üreme ve yaşam alanı olarak ev sahipliği yapıyor.Biyolojik çeşitliliği ile dikkati çeken, göçmen kuşların göç yolu üzerinde bulunan gölde, su yılanı, saz vaşağı, kurbağa ve balık türlerini de görmek mümkün.İlkbahar, yaz ve sonbaharda ziyaretçilerine ve fotoğrafseverlere kartpostallık görüntüler sunan göl, son günlerdeki dondurucu soğuklarda yüzeyinin donmasıyla da güzelliğine güzellik kattı. 'Hobi olarak gölü çekmeye gelenler oluyor'Göl çevresinde 30 yıldır rehberlik yapan Kadir Ateş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Eber Gölü'nün yüzeyindeki buzu tekneyle kıra kıra gidip geldiklerini söyledi.Ateş, 'Şu anda gölde saz kesimi revaçta. Vatandaşlar saz keserek geçimini temin etmekte. Göle fotoğrafçılar gelmek istiyor ama pandemiden dolayı gelemiyorlar. Şubat sonunda geleceklerini tahmin ediyorum.' diye konuştu. 'Gölün buz tutmasından tekne zor gidip geliyor'Saz kesiminin yanı sıra bu tutan göl yüzeyinin fotoğrafçılar için bulunmaz malzeme olduğuna dikkat çeken Ateş, şöyle konuştu:'Hobi olarak gölü çekmeye gelenler oluyor. Bunlar genelde küçük gruplar. Bir, iki, üç kişilik, tanıdık aile grupları. Gölün buz tutmasından tekne zor gidip geliyor. Çarşamba günü misafirlerim vardı, gölü gezdirirken buzlar tekneye zarar verdi. Gölün içindeki buzlar oldukça kalın.'İnsansız hava aracı eğitmen pilotu İhsan Yumuturuğ, donan göl yüzeyinden güzel görüntüler elde etmek için burayı tercih ettiğini ifade etti.Yumuturuğ, 'Göldeki kuş gözlem kulesinden hem gölün iç taraflarını görebiliyoruz hem de kıyılardaki buz tutmuş alanları görüyoruz. Aynı zamanda öğrenciler içinde zaman zaman buralarda uçuş planlamayı düşünüyoruz.' dedi. Üniversite öğrencisi Abdullah Gündöner, boş vakitlerinde göle gelerek fotoğraf çektiğini belirtti.
Konya Büyükşehir Belediyesi Katkı Payı Ödeyerek Sokak Köpeklerine Evde Bakım Hizmeti Sağlıyor
KONYA (AA) - ABDULLAH DOĞAN - Konya Büyükşehir Belediyesi, sokak köpeklerini sahiplenen kırsal kesimdeki hayvanseverleri katkı payı ödemesiyle yüreklendiriyor.'Gönüllü Hayvan Dostları Projesi' kapsamında, kent merkezinde sokaklardan toplanan sahipsiz köpekler, Konya Büyükşehir Belediyesi Sahipsiz Hayvan Bakımevi ve Rehabilitasyon Merkezi'ne getiriliyor.Merkezde sağlık kontrolü, bakım ve aşısı yapılan hayvanlar, kulak küpesi ve çip takılan köpekler, kırsal mahallelerde yaşayan gönüllülerce sahipleniliyor.Sahiplendikleri hayvanların giderlerinde kullanmak üzere her köpek için, belediyeden aylık 125 lira destek alan aileler, bakımını üstlendikleri hayvanlara doğal ortamda sıcak yuva imkanı sunuyor.Türkiye'de diğer belediyelerce örnek alınan projede her gönüllü en fazla 3 köpek sahiplenebiliyor. Sahiplendirme sonrası 'e-pati' adı verilen uygulamayla hayvanların periyodik kontrolü, gelişimi, aşı ve gıda desteklemeleri takip ediliyor.Projede 2 bin hayvansever gönüllü oldu Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, AA muhabirine, projenin Türkiye'de örnek alındığını söyledi.Sokak hayvanlarının doğal ortamında yaşamını sürdürmesinin önemine işaret eden Altay, 'Proje kapsamında son 5 yılda 2 bin vatandaşımıza, 4 bin 500'e yakın hayvan sahiplendirildi. Sokaklarda başıboş ve sahiplerince terk edilen köpekleri, hayvan barınağımızda rehabilite edildikten sonra doğal ortamda yaşamaları için merkez 3 ilçe hariç, 28 ilçemizde gönüllü vatandaşlarımıza sahiplendiriyoruz. Her bir köpek için de aylık 125 lira ailelere katkı payında bulunuyoruz. Amaç hayvanları doğal ortamlarında yaşamını sürdürmelerini sağlamak.' diye konuştu.Sokak hayvanlarına yerden ısıtmalı rehabilitasyon merkeziSahiplendirilen hayvanların, 'e-pati' programıyla düzenli takibinin yapıldığını aktaran Altay, Türkiye'nin 'en büyük ve modern' hayvan barınağına sahip olduklarının altını çizerek, şöyle konuştu:'Sahipsiz Hayvan Bakımevi ve Rehabilitasyon Merkezi tam donanımlı, cerrahi ameliyatların yapıldığı ve yerden ısıtma sisteminin dahi düşünüldüğü bir merkez. Tüm yaşayan canlılara değer verilmesi gerektiğine inanıyoruz. Sokak hayvanlarının bakımına yönelik çalışmalar yürütüyoruz. Belediyemiz bu konuda öncü olmaya devam edecektir.' 'Bu hayvanlar sürüye de eşlik ediyor'Karapınar ilçesi Yenikuyu Mahallesi'nde 3 sokak köpeğini sahiplenen çiftçi Kadir Koçak da ailesinin hayvanları sevdiğini dile getirdi.Küçükbaş hayvan yetiştiriciliği yaptığını anlatan Koçak, 'Yaklaşık 3 ay önce belediyenin bu çalışmasından haberim oldu. Bu hayvanlara bakma imkanına sahibiz. Burada iki köpeğimin yanına 3 barınak daha yaptım. Çocuklarım da bakıyor, besliyor. Aşırı soğuklarda üşümemeleri için ek tedbirler alıyorum. Bu hayvanlar aynı zamanda sürüye de eşlik ediyor. Çevremdekilere de tavsiye ediyorum. Bunlar da can, sahiplenmek gerekiyor.' ifadesini kullandı.
Reklam
Analiz - Türkiye-AB İlişkilerinde Normalleşme Kapısı Aralanabilir Mi?
İSTANBUL (AA) -NURŞİN A. GÜNEY- Donald Trump döneminde ABD’nin dış politikasına damga vuran öngörülemezlik hali sadece Türkiye-ABD ilişkilerine zarar vermedi, ABD’nin Avrupa Birliği (AB) ile olan ilişkileri de son derece tatsız bir dönemden geçti. Elbette bu transatlantik ilişkilerdeki ilk kriz değildi. 2003’te de Bush yönetiminin tek taraflı politikaları Washington ve Brüksel’in arasını açmış, Robert Kagan’ın da bahsettiği gibi transatlantik ortaklar olarak Avrupa ve ABD birbirlerini Kabil ve Bağdat arasında bir yerlerde kaybetmişti.O dönem “iki Batı” dediğimiz tabiri duymaya başlamıştık. Buna göre Batı’nın küresel politikadaki siyasi birliği ABD tarafından bozulmuş, Avrupa da isteyerek veya istemeyerek kendi küresel rolünü inşa etmeye başlamıştı. AB-ABD krizi, Trump’ın şahsına münhasır eylem ve söylemleriyle daha da derinleşti- bu tür bir “iki Batı” tabirinin önünü açmadı. Aslında bu farklılık oldukça ilginç, zira Trump 2016’da ABD’de iktidara gelip Trumpizmin ilk dış politika örneklerini verdiğinde Avrupalılar, AB’nin “küresel stratejisini” ilan etmekle yani Avrupa’nın küresel bir aktör olduğu iddiasını ortaya atmakla meşguldüler. Üstelik AB kendi tecrübeleri ışığında çıkarları söz konusu olduğunda Washington’la olan ilişkilerinde özerkliği yani stratejik otonomisini elinde tutmak istiyordu. Tüm bunlara rağmen Trump ABD’si karşısında AB, Batılı bir alternatif düşünce, hareket zemini çıkarmakta çok zorlandı. Öncelikle Trump yönetiminin Brüksel karşıtı uygulayageldiği politikaların AB’nin hem askeri hem de siyasi olarak otonom hareket etme kabiliyetini kısıtladığını kabul etmemiz gerekiyor. Örneğin, AB’nin ABD’ye rağmen 2015 Nükleer Anlaşmasını korumak için devreye sokmuş olduğu İran’a yönelik yaptırmaları aşma mekanizmaları (INSTEX dahil olmak üzere) başarısızlıkla sonuçlandı. Nitekim Brüksel İran’la ticaretini sürdürmek adına Washington menşeli yaptırımları aşmak için devreye soktuğu INSTEX’i sadece bir kere o da Tahran’a yönelik ilaç sevkiyatı için kullanılabildi. İkinci olarak İngiltere’nin askeri ve siyasi olarak AB’den kopuşu, yani Brexit, Brüksel’i zaten zorlandığı yumuşak ve sert güvenlik sorunlarıyla baş etme sürecinde yalnız başına bıraktı. Üçüncü olarak AB, 27 AB ülkesini sözde değil özde aynı dış politika ve güvenlik gündeminde birleştirmekte çok zorlandı. AB bürokrasisi pazarlıkların alanını AB kriterleri üzerinden daralttıkça 27 ülke arasında ciddi ayrımlar ve görüş farklılıkları su yüzüne çıktı. Nitekim AB geçtiğimiz yıllarda ortak güvenlik ve dış politika alanında doğru düzgün, sorunları çözmekte yeterli bir politika üretmekte başarısız oldu. Ne İran nükleer krizinde ne Akdeniz politikasında ne Karabağ meselesinde ne de Israil-Filistin meselesinde AB etkili bir aktör olarak ortaya çıktı.Özetle, Maastricht Anlaşması’ndan bu yana ortak bir dış politika geliştirmek isteyen Brüksel, kurumsal olarak aldığı tüm kararlara rağmen yalpalayıp durdu ve stratejik özerkliğinin, ABD’den bağımsız dış politika çizgisinin altını dolduramadı. Bu yüzden Brüksel’deki ruh hali, ABD’de daha makul, AB’nin isteklerini görmezden gelmeyecek bir yönetimin olması arzusunu yansıtıyor. 3 Kasım 2020 tarihli ABD Başkanlık seçiminde Joe Biden’ın seçimleri kazanması da bu nedenle AB için önemli bir fırsat olarak algılandı. Ancak 6 Ocak Kongre baskını Biden yönetiminin önündeki sorunları ve ABD’deki ayrışmayı açık hale getirdiği için ABD’nin küresel liderliğe geri döneceği sözüne ne kadar güvenilebileceği bilinmiyor. Sonuçta AB dış politika uyumunu sağlayamayan ancak tüm yumurtalarını da ABD sepetine koymak istemeyen Brüksel’in yedek planlara ihtiyacı var. Bu noktada Türkiye ile ilişkilerin normalleşmesinin getireceği avantajlar tartışılmaya başlandı bile.Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir sayfa mümkün mü?Türkiye-AB ilişkilerinin inişli çıkışlı olmakla beraber ilerleyen bir ritmi vardır. Ancak son yıllarda AB-Türkiye ilişkilerinin bazı AB üyesi ülkeler tarafından rehin alınmaya çalışıldığını görüyoruz. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve Yunanistan’ın Türkiye’ye yönelik kara propagandası aslında Türkiye karşıtı siyaset üzerinden Güney Lefkoşa ve Atina’nın Akdeniz ve Ege’de maksimalist taleplerine alan açmayı hedefliyor. Bu propaganda popülist nedenlerle zaman zaman Macron Fransası ve Avusturya tarafından da desteklendi. Ancak Ankara’yı saldırgan bir politika izlemekle suçlayarak Atina ve GKRY’nin maksimalist iddialarını Birlik politikası haline getirme çabası, son dönemde gerçekleşen irili ufaklı AB zirve ve toplantılılarının gösterdiği üzere başarıya ulaşmadı. Bu noktada Birliğin muğlak bir formül bulduğunu söyleyebiliriz. Bir yandan Türkiye’nin ve dolayısıyla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) Akdeniz’deki meşru haklarına daha olumlu bakan Macaristan, İspanya, İtalya, Malta ve en önemlisi AB Dönem Başkanı Almanya gibi aktörler AB’nin Türkiye’ye karşı yaptırım uygulamasına müsaade etmeyeceklerini AB Üyesi Güney Avrupa Ülkeleri Zirvesi’nden (Med 7) 10-11 Aralık AB Liderler Zirvesi’ne kadar geçen sürede farklı zeminlerde gösterdiler. Diğer yandan AB Türkiye’nin meşru haklarının Yunanistan, GKRY gibi aktörler tarafından konu edilmesinin önüne geçerek, Brüksel-Ankara ilişkilerinde yeni bir beyaz sayfa açılmasını sağlayacak nihai adımı atmaktan çekindi ve bir tür “öteleme” siyasetini benimsedi. Nitekim Aralık’ta düzenlenen AB Liderler Zirvesi’nde de Türkiye’ye yönelik olası bir yaptırım uygulanma fikrinin Mart ayı Birlik zirvesinde yeniden ele alınacağı söylendi.Bu kısırdöngüyü kıracak adımın Türkiye’den geldiğini söylemeliyiz. Transatlantik ilişkilerde olumlu bir beklenti içine giren ancak 6 Ocak Kongre baskını sonrasında ABD’yi bekleyen belirsizlikleri fark eden AB yetkilileri Ankara’dan gelen olumlu diplomatik çağrılara yanıt verme fırsatını değerlendirmeye başlamış görünüyorlar. En azından AB üyesi pek çok ülkenin Türkiye’ye yönelik söylemlerindeki değişiklik bize AB-Türkiye ilişkilerinde Ankara’nın açtığı diplomasi hattının çalışabileceğini gösteriyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yazdığı ve ikili ilişkilerin gelişmesini önerdiği son mektubu bu değişimin habercisi.Bu olumlu işaretlerin gelmesinin ABD’deki belirsiz siyasi ortam ve Türkiye’nin diplomasi kapılarını açması dışında da bir sebebi var. Ankara karşıtlığını merkeze alan politikalar, bu politikaları güden aktörlere bir kazanç getirmedi. Hatta sahanın radikalleşmesi riski, özellikle iktisadi ve pandemi kaynaklı sorunlarla boğuşan Fransız halkından alınacak siyasi olur olasılığını Macron açısından iyice daralttı. Bu arada, Ankara’nın Yunanistan’ın son zamanlarındaki provokasyonlarına itibar etmeyip, Ege ve Akdeniz’deki haklarına halel gelmeyecek bir şekilde çoklu diplomasi hamlelerine öncelik vermesi de AB içindeki Ankara karşıtlarının elini boşa çıkardı. Son günlerde AB’den Türkiye’ye yönelik gelen sıcak mesajların gerisinde Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın da ifade ettiği gibi, ‘‘Ankara’nın Doğu Akdeniz’den Karabağ’a kritik meselelerde ortaya koyduğu güçlü irade ile kararlılığının tüm dünyaya gösterilmesi yatıyor.’’ Kısaca, AB’yi Türkiye ile yeniden diyaloğa iten en önemli faktör, Ankara’nın büyük bir kararlılıkla gözettiği saha-masa dengesi oldu.Değişen atmosferin farkında olan Almanya’nın AB içerisinde ön alarak Türkiye’nin Yunanistan dahil olmak üzere AB üyelerine yönelik diplomasi çağrılarına Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas’ı Ankara’ya göndererek yanıt vermesi oldukça önemli. Bu adım, tamamıyla beyaz bir sayfa açılması için yeterli olmasa da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çeşitli vesilelerle ifade ettiği gibi “Türkiyesiz Avrupa, Avrupasız da Türkiye olamayacağı” inancına verilen bir destektir. Keza 21 Ocak tarihinde Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Brüksel ziyareti öncesinde AB Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, AB-Türkiye ilişkilerinin geçen yaza nazaran daha iyi bir durumda olduğunu açıkladı. Ocak ayı sonunda AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Türkiye gelmesi beklenirken, 25 Ocak’ta da Yunanistan ile istikşafı görüşmelerin yeniden başlama kararın alınmış olması Ankara ile Brüksel arasındaki diplomasi kanalının yeniden hareketlilik kazandığını göstermekte.Ancak bu diplomasi trafiğinin ötesinde Türkiye-AB ilişkilerinde yeni dönemin başlaması için Ankara’nın beklentileri son derece açık: Gümrük Birliği’nin reform edilmesi, vize serbestiyetinin tanınması, mülteci anlaşmasının gerekliliklerinin yerine getirilmesi ve Ankara’nın Doğu Akdeniz meselelerinin görüşülmesi için kapsayıcı bir konferans toplanması önerisinin değerlendirilmesi.AB’nin bir başarı hikayesine ihtiyacı varBu aşamada kimse iki taraf arasında kemikleşmiş sorunların bir çırpıda çözülmesi beklemiyor. Bu gerçeğe rağmen AB’nin Türkiye’nin kendi güvenliği açısından vazgeçilmez olduğu gerçeğini nihayet idrak etmiş olmasını diliyoruz. Şu bir gerçek ki, ortak dış politika konusunda aralarında uyum yakalayamayan AB üyelerinin Yunanistan ve destekçilerinin Türkiye karşıtı politikalarına şimdilik geçit vermemesi ümitvar olmamıza sebep oluyor ve bizleri Ankara’nın Brüksel ile yeni bir diyalog hattı kurma girişiminde doğal olarak cesaretlendiriyor. Tabii AB içinde başta Yunanistan olmak üzere bu hattı sabote etmek isteyen bir grup ülke olduğu da biliniyor. Nitekim, istikşafı görüşmelerin içeriği üzerinden Atina’nın şimdiden Türkiye’nin sabrını zorlamak istediği bir gerçek. Ancak sahada artık eli oldukça sağlam olan Ankara kararlı bir biçimde AB ile eşit egemenlik çerçevesinde yeni bir diyalog kurmak için çoktan harekete geçti. Umalım ki, stratejik otonomi konusunda hayalleri hep ertelenen Brüksel de bu yeni aralanan fırsat penceresini değerlendirebilsin ve en azından bölgesel politikalar düzeyinde etkili ve olumlu sonuç üretebilen bir süreç başlasın. ABD’deki belirsizlik sürdükçe bu tür bir başarı hikayesi üzerinden kendi varlığını ilan etmeye AB’nin Türkiye’den daha fazla ihtiyacı var. [Prof. Dr. Nurşin A. Güney Nişantaşı Üniversitesi İİSBF Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesidir]
Diyarbakır'da "Eren-2 Narko Terör Tırpan" Operasyonu
DİYARBAKIR (AA) - Diyarbakır'da geçen yıl 21 olayda ele geçirilen 2 milyon 514 bin kök kenevir, 2 ton 407 kilogram esrar ve 337 kilogram skunk maddesinin sahibi olarak ticaretini yapan ve aylar süren titiz çalışmalar sonucu kimlikleri belirlenen şüphelilerin yakalanması amacıyla düzenlenen operasyonda gözaltına alınan 31 zanlıdan 19'u tutuklandı.Valilikten yapılan açıklamaya göre, İl Jandarma Komutanlığınca narkoterörizmle mücadele çalışmaları kararlılıkla yürütülüyor.Çalışmalar kapsamında 2020 yılında 21 olayda ele geçirilen 2 milyon 514 bin kök kenevir, 2 ton 407 kilogram esrar ve 337 kilogram skunk maddesinin sahibi olarak ticaretini yapan şüphelilerin kimlikleri aylar süren titiz çalışmalar sonucu tespit edildi.Şüphelilerin yakalanması amacıyla 19 Ocak'ta başlatılan 'Eren-2 Narko Terör Tırpan' operasyonunda, Diyarbakır ve Lice ilçesi merkezinde, Lice'nin Dibek, Yolçatı, Kutlu, Dallıca ve Araklı Mahalleleri ile Hani ilçesinin Çağıl Mahallesinde 42 adreste 31 zanlı gözaltına alındı.Yapılan aramada, ayrıca 22 kilogram esrar, 2 ruhsatsız tabanca ve 2 av tüfeği ele geçirildi.İşlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen 31 şüpheliden 19'u çıkarıldıkları nöbetçi hakimlikçe tutuklandı, diğerleri adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Reklam
Kars'ta Bir Köyde Kovid-19 Karantinası Başlatıldı
KARS (AA) - Kars'ta bir köy, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında karantinaya alındı.Valilikten yapılan açıklamada, salgının yayılmasının engellenmesi ve sosyal izolasyon sağlanarak vatandaşların sağlığının korunması amacıyla Akyaka ilçesine bağlı Duraklı köyünün karantinaya alındığı belirtildi.
Prof. Dr. Cem Say, Yapay Zeka Nedeniyle Bazı Mesleklerin Ortadan Kalkabileceğini Belirtti
EDİRNE (AA) - Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cem Say, yapay zeka uygulamalarına bağlı olarak zaman içinde bazı mesleklerin tümüyle ortadan kalkabileceğini savundu.Prof. Dr. Say, Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği Edirne Şubesince çevrim içi düzenlenen 'Dostumuz Yapay Zeka' panelinde, yapay zekanın insan beynini anlamlandırma merakından ortaya çıkan çalışmalar ışığında oluştuğunu söyledi.Yapay zekanın 1950'li yıllardan sonra insan hayatına girmeye başladığını belirten Say, 'Yapay zeka son yıllarda yoğun bir şekilde hayatımızda var. Telefonumuzun bize en iyi hangi yoldan gidileceğini söylemesi dahil olmak üzere bir sürü işimize yarar ürünler olarak kullanıma girmiş durumda.' dedi.Yapay zekanın artık hayatın birçok alanında kullanıldığına dikkati çeken Say, şöyle devam etti:'Yapay zeka dünyanın en iyi şoförünün, İstanbul'un en iyi taksicisinin bilemeyeceği şekilde o anda hangi yollar boş, hangi yollar kapalı, 'Nereden gidersem kaç dakikada varırım?' problemini bizim için çözüyor ve seçenekleri bize söylüyor. Hayatımızı kolaylaştırıyor. Tıbbi görüntülemelerde büyük bir fayda sağlıyor. İleride daha da çok kullanılacak. Benim röntgenime bir de yapay zeka baksın denecek. Çeviri gibi alanlarda büyük fayda sağlıyor. Bir kelime dahi bilmediğiniz dili, uygulamalar sayesinde karşınızdakiyle iletişime geçebiliyorsunuz.''Tarihte her zaman böyle olmuştur'Prof. Dr. Say, yapay zeka uygulamalarının bazı işleri insandan daha iyi yapabildiğini dile getiren Say, şunları kaydetti:'Günün birinde arabayı sürme işini de insanlardan daha iyi yapacak çünkü o uyumaz, alkol almaz gibi bir sürü yönü olacak. Tabii bunlar belli bir kaliteye geldikten sonra piyasaya sürülecek. Başarılı hale geldikten sonra kullanılacak. Tarihte her zaman böyle olmuştur. Bazı işleri eskiden insanlar yapıyormuş, sonra onu yapan bir makine 100 tane insandan o işi daha iyi yapınca artık o sistem kullanılıyor. Ama o 100 insan açlıktan ölmedi, onlar farklı işler yapıyor. Yapay zekaya bağlı olarak bazı meslekler tümüyle de ortadan kalkabilir. Olmayacak bir şey değil. Genel çıkara bakmak lazım.'
Güney Kore'de Savcılar Samsung'un Veliahtı Lee'ye Verilen Hapis Cezasını Temyize Götürmeyecek
ANKARA (AA) - Güney Kore'de teknoloji şirketi Samsung'un varisi ve Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Lee Jae-Yong hakkında Seul Yüksek Mahkemesinin rüşvet suçlamasıyla verdiği 2,5 yıl hapis cezasının temyize götürülmeyeceği bildirildi.Savcılık, 9 yıl hapis cezası talep edilen Lee'ye verilen indirilmiş hapis cezasını temyize götürmeyeceğini açıkladı.Lee, 2016 yılında görevden azledilen eski Devlet Başkanı Park Geun-hye'ye, yakın dostu ve danışmanı Choi Soon-sil'in yöneticisi olduğu vakıflar aracılığıyla rüşvet vermekle suçlanmıştı.Lee'nin, Samsung ile bağlı iştirakleri arasında 2015 yılında alınan birleşme kararına hükümetin desteğini sağlamak, anlaşmayı şirketin kontrolünü güçlendirmek için rüşvet verdiği iddia edilmişti.Söz konusu rüşvet ve siyasi nüfuz skandalı Devlet Başkanı Park'ın 2017'de görevden azledilmesi yol açmıştı.Güney Kore Yüksek Mahkemesi, 14 Ocak'ta Park'a rüşvet, görevi suiistimal ve diğer suçlardan verilen 22 yıl hapis cezasını onamıştı. Seul Yüksek Mahkemesi, 18 Ocak'ta Lee'yi rüşvet suçundan 2,5 yıl hapis cezasına çarptırmıştı.
Reklam
Van, Bitlis Ve Hakkari'de 30 Yerleşim Birimine Ulaşım Sağlanamıyor
VAN (AA) - Van, Bitlis ve Hakkari'de kar ve tipi nedeniyle 30 yerleşim biriminin yolu kapandı.Van'da etkili olan kar, tipi, dondurucu soğuklar ulaşımda aksamalara neden oldu.Büyükşehir Belediyesinden yapılan açıklamaya göre, kent merkezi ve ilçelerinde olumsuz hava koşulları nedeniyle 11 yerleşim birimine ulaşım sağlanamıyor.Ekipler, kapalı yolları açmak için çalışmalarını sürdürüyor.MuşMuş'ta kar nedeniyle kapanan tüm köy yolları İl Özel İdaresi karla mücadele ekiplerinin çalışması sonucu açıldı.Olumsuz hava koşullarından dolayı kapanan Üçevler bölgesindeki Kayalısu, Alaniçi, Arıköy, Üçevler Ekindüzü, Ağıllı ve Çevizlidere köylerinin ulaşımını sağlayan yolda yer yer 3 metreyi bulan karla mücadele eden ekipler, 6 gün süren çalışma sonucu trafik akışını sağladı. İl Özel İdaresi karla mücadele ekip şefi Nazım Diner, yüksek rakımından dolayı bölgede zor şartlarda çalışma yaptıklarını söyledi.Uzun süren uğraşlar sonucu yolu açtıklarını belirten Diner, ekiplerin yol genişletme çalışmalarına devam ettiğini aktardı. Ağıllı köyü sakinlerinden Eşref Çakır ise kar ve tipi nedeniyle köy yolunun bir hafta önce kapandığını bildirerek, 'İl Özel İdaresi ekipleri yoğun çalışma sonucu köyümüze ulaşımı sağladı. Allah devletimize zeval vermesin. Daha önce yolumuz aylarca kapalı kalırken son yıllarda en geç bir hafta içinde açılıyor. Ekiplere teşekkür ediyoruz.' dedi. Hakkari/BitlisOlumsuz hava koşullarından dolayı Bitlis'te 15, Hakkari'de de 4 yerleşim birimine ulaşım sağlanamıyor. İl Özel İdaresi karla mücadele ekipleri, söz konusu yolların açılmasına yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Bitlis'te etkili olan soğuk hava nedeniyle ağaçlarda kırağı, binaların çatılarında da uzun buz sarkıtları oluştu.Belediye ekipleri de cadde, sokak ve kaldırımlarda kar temizleme ve tuzlama çalışması yaptı.
Güncelleme - Esenyurt'ta Otelin Balkonundan Düşen 17 Yaşındaki Kız Hayatını Kaybetti
İSTANBUL (AA) - Esenyurt'ta otelin sekizinci katından düşen 17 yaşındaki kız hayatını kaybetti.Alınan bilgiye göre, İnönü Mahallesi Doğan Araslı Bulvarı'nda 11 katlı otelin sekizinci katındaki odada bulunan Zerda Ç, henüz bilinmeyen nedenle balkondan yola düştü. Durumun bildirilmesi üzerine olay yerine sağlık ve polis ekipleri sevk edildi.Sağlık ekipleri Zerda Ç'nin hayatını kaybettiğini belirledi.Polis ekipleri olay sırasında otelde Zerda Ç'nin yanında bulunduğu iddia edilen 4 kişiyi, ifadelerini almak üzere polis merkezine götürdü.Öte yandan olay yeri inceleme ekipleri, Zerda Ç'nin balkonundan düşerek hayatını kaybettiği otel ve çevresinde çalışma yürüttü. Zerda Ç'nin cenazesi, kesin ölüm nedeninin belirlenmesi için ambulans ile Adli Tıp Kurumuna götürüldü.
Reklam
Marmara Denizi'nde Etkili Olan Lodos 2 Gündür Deniz Ulaşımını Aksatıyor
TEKİRDAĞ (AA) - Marmara Denizi'nde kuvvetli esen lodos, 2 gündür deniz ulaşımını aksatıyor.Yerli ve yabancı bandıralı 13 şilep ve tanker, hızı zaman zaman saatte 50 kilometreye ulaşan lodos nedeniyle 2 gündür Tekirdağ sahilinde bekliyor. Gemiciler, yola çıkmak için rüzgarın dinmesini bekliyor.Lodos, balıkçıları da olumsuz etkiledi. Etkili rüzgar nedeniyle denize açılamayan balıkçılar, kıyıda ağlarını onarıyor.Hava sıcaklığının 12 derece ölçüldüğü kentte lodosun gün boyunca etkili olması bekleniyor.
Sudan Medyası: "Etiyopya, Sınır Hattındaki Sudan Birliklerine Havan Saldırısı Düzenledi"
HARTUM (AA) - Etiyopya güçlerinin sınır hattının karşısındaki Faşka bölgesinde konuşlu Sudan birliklerine havan saldırısı düzenlediği bildirildi.Sudan Tribune haber sitesinin güvenlik kaynaklarına dayandırdığı haberine göre, Etiyopya sınırındaki Kadarif eyaletinde konuşlu Sudan birliklerinin bulunduğu bölgeye Etiyopya ordusunca bombardıman düzenlendi.Cebel Ebuttuyur bölgesindeki Sudan askerlerinin yakınına isabet eden havan mermisiyle yapılan saldırıda ölen ya da yaralanan olmadı.Sudan ordusu saldırıya karşılık verdi.Sudan hükümeti ya da ordusundan henüz açıklama yapılmadı.'Sınır ihlali' iddiaları nedeniyle süren gerginlikSudan ile Etiyopya arasında yıllardır 'sınır ihlali' iddiaları nedeniyle süren gerginlik, iki ülkenin son aylarda bölgeye askeri yığınak yapması ve Etiyopya jetlerinin 12 Ocak'ta anlaşmazlık yaşanan bölgelerde alçak uçuş gerçekleştirmesi sonucu daha da arttı. Sudan, 13 Ocak'ta Etiyopya'ya ait askeri helikopterin hava sahasını ihlal ettiğini açıklamış, ertesi gün Etiyopya sınırındaki hava sahasını sivil uçuşlara kapatmıştı.Sudan Savunma Bakanı Yasin İbrahim, 18 Ocak'ta, Etiyopya'ya 'hala işgal altında tuttuğu bölgelerden' çekilmesi çağrısında bulunmuştu. Hartum, yaklaşık 20 yıldır 'Etiyopyalı milisler' tarafından kontrol edilen ve uluslararası anlaşmalarda yazılı Sudan topraklarını geri aldıklarını açıklarken, Addis Ababa, Sudan ordusunu topraklarını işgal etmekle suçluyor.Sudan Başbakanı Abdullah Hamduk, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ile 21 Ocak’ta yaptığı görüşmede güvenlik güçlerinin kendi toprakları içerisinde faaliyet yürüttüğünü ve kimseyle savaş istemediklerini bildirmişti.
Trakya'da 28 Bin 391 Kişiye Kovid-19 Aşısı Uygulandı
KIRKLARELİ (AA) - Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ'da yeni tip koronavirüsle (Kovid-19) mücadele kapsamında sağlık çalışanları başta olmak üzere 28 bin 391 kişi aşılandı.Sağlık Bakanlığına ait 'https://covid19asi.saglik.gov.tr/' adresinde yer alan bilgiye göre, Trakya'da 14 Ocak'tan 25 Ocak sabahına değin 28 bin 391 kişiye aşı yapıldı. Trakya'da en çok aşı, 13 bin 876 ile Tekirdağ'da uygulanırken Edirne'de 8 bin 806 kişi, Kırklareli'nde ise 5 bin 709 kişi aşılandı. Haritada toplam sayı dakikada bir, illere göre dağılım ise 10 dakikada bir güncelleniyor.Kırklareli Sağlık Müdürü Çiğdem Cerit, AA muhabirine İl Sağlık Müdürlüğü koordinasyonunda aşılama çalışmalarının tüm hızıyla devam ettiğini belirtti.Sağlık çalışanlarının ardından huzurevi ve 85 yaş ve üzeri vatandaşların aşılandığını ifade eden Cerit, aşılama çalışmalarına önem verdiklerini aktardı.
Reklam