onedio
Hatay'da Uyuşturucu Operasyonunda 2 Şüpheli Yakalandı
HATAY (AA) - Hatay'ın İskenderun ve Dörtyol ilçelerinde düzenlenen uyuşturucu operasyonunda 2 zanlı gözaltına alındı.İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri, uyuşturucu ticareti yaptığı ileri sürülen şüphelilerin İskenderun ve Dörtyol ilçelerindeki adreslerine operasyon düzenledi.Adreslerde 1 kilo 219 gram esrar, 28 uyuşturucu hap, bir miktar sentetik uyuşturucu, hassas terazi, 2 tabanca ve bunlara ait mermi ile uyuşturucu satışından elde edildiği değerlendirilen 5 bin 555 lira ele geçirildi.Polis, 2 şüpheliyi gözaltına aldı.
Erzincan'da Kayalıklarda Mahsur Kalan Keçileri Afad Kurtardı
ERZİNCAN (AA) - Tercan ilçesinde kayalıklarda mahsur kalan keçiler, İl Afet Acil Durum Müdürlüğü (AFAD) ekiplerince kurtarıldı. Beğendik köyü muhtarı Cemal Erseçen'e ait keçilerin, dağlık alanda kaybolması üzerine köylüler arama çalışması yaptı.Arazi taramasında 4 keçinin kayalıklarda mahsur kaldığını fark eden köylüler, AFAD ekiplerinden yardım istedi.Bölgeye giden ekipler, tırmanış ekipmanları yardımıyla yaklaşık 2 saatlik çalışma sonucu 4 keçiyi kurtararak sürü sahibine teslim etti.Ekiplerin kurtarma çalışması drone ile havadan görüntülendi.
Analiz - Washington Ortadoğu'da Saatleri Geriye Alıyor
İSTANBUL (AA) -MEHMET A. KANCI- “6 Ocak olaylarını” atlatarak 20 Ocak’taki yemin törenine ulaşmayı başaran ABD’de başkanlık devir teslimi endişe edilenden daha düşük hasarla atlatıldı. Donald Trump’ın Washington’u terk etmesiyle beraber bir “kararnameler fırtınası” koptu: Yeni başkan Joe Biden temsil ettiği kesimlerin beklentisine uygun şekilde, ABD devlet yapısının insicamını bozduğu düşünülen Trump’ın mirasının izlerini silerek çarkları tersine döndürmek için, görevdeki ilk 48 saatinde tam 19 kararname imzaladı.Fakat Trump döneminin bazı politikaları var ki bunları tersine çevirmek için ne imza ne de kararname kâfi geliyor. Hatta kamuoyu önünde yüksek sesle söylenmesi mümkün olmayan rota değişikliklerinin analiz edilmesi için, Biden yönetiminin “atamalar haritasını” takip etmek gerekiyor. Bu haritanın bileşenlerinin Ortadoğu’ya verdiği ilk üç mesaj, İran’ın nükleer enerji çalışmalarına dair anlaşmaya ve Filistin’de iki devletli çözüm planına geri dönülmesi, ayrıca Suriye’nin kuzeyindeki PKK/YPG terör örgütüne verilen desteğin yeniden sağlanması şeklinde oldu.DEAŞ ile kariyer yapanlar geri döndüTürkiye’yi yakından ilgilendiren son madde, Biden döneminde beklendiği şekilde, ABD’nin Rusya’ya karşı özellikle Libya ve Suriye sahasında ağırlığını artıracağı mesajını takip eden atamalarla netleşti. Trump’la yaşadığı “derin görüş ayrılıkları” nedeniyle 22 Aralık 2018 tarihinde DEAŞ’la Mücadele Özel Temsilciliği görevinden istifa eden Brett McGurk, yeni başkanın ekibinde “Ortadoğu ve Kuzey Afrika Koordinatörü” olarak sahneye geri döndü. Bir diğer kritik atama ise Savunma Bakanlığı’na yapıldı. 2010-2011 yıllarında Irak’taki ABD askerlerine komuta eden, 2013 yılında ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanlığı’nın başına getirilen Lloyd Austin ABD’nin yeni Savunma Bakanı oldu. DEAŞ terör örgütü Austin’in CENTCOM komutanı olduğu dönemde Musul kentini ele geçirebilmişti. Austin, DEAŞ’la mücadele söz konusu olduğunda, Suriye’deki rejime muhalif gruplar yerine PKK/YPG terör örgütünün desteklenmesi ve silahlandırılmasında da etkili oldu. Austin 2016 yılında CENTCOM komutanlığından ayrılarak emekli olurken DEAŞ terör örgütü İstanbul, Brüksel ve Bağdat’ta intihar saldırıları düzenliyor, Irak ordusu 2014’ten bu yana terör örgütünün elindeki Felluce’yi geri almak için savaşıyordu.Biden’ın başkanlık koltuğuna oturmasıyla geri dönenler yalnızca PKK/YPG destekçisi sivil ve askeri bürokratlar olmadı; aynı zamanda DEAŞ da bir anda mezarından fırlayarak Bağdat’ta ortaya çıkıverdi. Terör örgütü Irak’ın başkentindeki son intihar saldırısını Bağdat’taki Tayaran meydanında 2018 yılının Ocak ayında düzenlemiş, iki intihar bombacısı 35 kişiyi öldürmüş, 90’dan fazla kişiyi yaralamıştı. Aradan üç yıl geçtikten sonra, bu defa Biden’ın koltuğuna oturmasından yalnızca bir gün sonra, DEAŞ Bağdat’ta tekrar ortaya çıktı. Hedef yine Tayaran meydanıydı ve saldırganlar yine iki kişiydi. Üzerlerindeki bombaları patlatan teröristler bu defa 32 kişiyi öldürdü, 110 kişiyi yaraladı.Sihirli tarih: 21 Ocak21 Ocak’taki bu saldırı bölgedeki tek anormal gelişme olmadı. Aynı gün Irak-Suriye sınırındaki el-Velid sınır kapısından büyük bir Amerikan askeri konvoyunun geçiş yaptığı tespit edildi. Suriye’nin Haseke bölgesine geçen Amerikan konvoyunun büyük miktarda silah, mühimmat ve lojistik malzeme taşıdığı gözlendi. 40 kamyon ve zırhlı araçtan oluşan konvoya helikopterler de eşlik etti. 22 Ocak’ta ise bölgedeki sıra dışı gelişmeler sürdü. Uluslararası koalisyon güçlerine lojistik malzemesi taşıyan konvoylar Bağdat’ın güneyindeki farklı noktalarda beş, Bağdat’ın kuzeyindeki Tikrit yakınlarında bir kez olmak üzere toplam altı kez yol kenarına yerleştirilmiş el yapımı patlayıcılarla hedef alındı. Saldırıları İran destekli milis grubu Ashab-ı Kehf üstlendi. Örgütün açıklamasında, saldırıların Bağdat’taki DEAŞ terör eylemine misilleme olarak düzenlendiği duyuruldu; DEAŞ’ın ABD tarafından kurulup kontrol edildiği vurgusu yapıldı. DEAŞ 23 Ocak’ta Şii milis gücü Haşdi Şabi’nin Selahaddin vilayetindeki bir karargahına saldırarak 10 kişiyi öldürdü. Böylece Irak sahasında İran’la gerilimi artıracak yeni adımların atılacağının işareti geldi.Bağdat’ta uzun süredir izine rastlanmayan örgütün yeniden ortaya çıkmasının yarattığı tansiyon hızla artarken, Irak’ta DEAŞ’la mücadele kapsamında görev yapan çokuluslu gücün yürüttüğü “Doğal Kararlılık Operasyonu” (Operation Inherent Resolve) kapsamında, Irak güvenlik güçlerine 1 milyon dolar tutarında arazi aracı teslim edildiğine dair haber de Birleşik Ortak Görev Gücü-Doğal Kararlılık Operasyonları (CJTF-OIR) resmi Twitter hesabında paylaşıldı. Bitirildiği iddia edilen terör örgütüne karşı bu denli kapsamlı bir mobilizasyon ihtiyacının kaynağının ne olduğunu, herhalde McGurk’ün görevine aktif olarak başladığı günlerde anlayacağız.Dönülecek yer Obama döneminin de öncesiTüm bu gelişmeler Ankara başta olmak üzere bölge başkentlerinde, özellikle Suriye konusunda Obama dönemi politikalara dönüleceği endişesini yarattı. Ancak tarihsel sürece yakından baktığımızda, dönülen yerin Obama’yı da aşarak George W. Bush dönemine, hatta Baba Bush’un başkanlık yıllarına ulaştığını görebiliriz. ABD’nin PKK terör örgütüne silah, mühimmat ve tıbbi malzeme yardımında bulunmasının, hatta yaralı teröristleri tedavi etmesinin geçmişi Birinci Körfez Savaşı sonrasına, Çekiç Güç’ün bölgeye yerleşmesine kadar gidiyor. O tarihlerde Jandarma Genel Komutanı olan Orgeneral Eşref Bitlis 22 Mart 1992’de dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’a yazdığı mektupta, Çekiç Güç’ün PKK ile eşgüdümlü hareket ettiğine dair şüphelerini aktarmıştı. ABD’nin bu mektuba yanıtı 17 Aralık 1992’de Irak’ın Selahaddin kentine giden Orgeneral Bitlis’in helikopterini savaş uçaklarıyla taciz ederek inişe zorlamak oldu. Orgeneral Bitlis bu olaya rağmen 7 Şubat 1993’te İncirlik’ten kalkan ABD hava unsurlarının PKK’ya malzeme taşıdıklarını kamuoyuna açıkladı. Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis bu açıklamadan 10 gün sonra, Ankara’da içinde bulunduğu uçağın kalkıştan kısa süre sonra düşmesiyle şehit oldu. Bitlis’in ekibinde yer alan ve aynı bilgilere sahip Tuğgeneral Bahtiyar Aydın ve Albay Rıdvan Özden’in Lice ve Mardin’de 1993 ve 1995 yıllarında PKK’ya mal edilen ancak benzerine rastlanmayan sofistike saldırılarla şehit edildiklerini de burada not düşelim.-Brett McGurk 2004’ten beri sahnedeABD ile PKK arasında 1990’lı yıllarda alenileşen bu ilişki ağı, 2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgaliyle yeni bir boyut kazandı. Brett McGurk’ün ismi de bölgede ilk kez Irak’ın işgalinden 8 ay sonra duyuldu. McGurk işgal güçlerinin kurduğu geçici yönetim ve Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği’nin danışmanı olarak Irak’ta göreve başladı. 2005 yılında Ulusal Güvenlik Konseyi’ne terfi etti ve burada Irak direktörü olarak görev yaptı. Aynı yıl ABD Başkanı George W. Bush, Irak’ta ABD ordusunu hedef alan saldırıların kaynağı olarak Suriye’yi işaret ederek Esed rejimini tehdit etmeye başlamıştı. 2009 yılında George W. Bush Beyaz Saray’ı Obama’ya devrederken McGurk de pozisyonunu koruyan bürokratlar arasındaydı. Ancak kendi tercihiyle devlet hizmetine verdiği kısa ara 2010 yılına kadar sürdü. Irak’ta hükümetin kurulması için yürütülen çalışmalara müdahil olmakla görevlendirildi. 2013 yılında ise kariyerinde yeni bir aşamayı gerçekleştirdi. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Yakındoğu İşlerinden Sorumlu Bürosunda Irak ve İran’dan sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcılığı görevine getirildi. 2014 yılı Haziran ayında DEAŞ Musul’u ele geçirirken McGurk Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) başkenti Erbil’deydi. 2014 yılı Eylül ayında, bu kez McGurk DEAŞ’la mücadele için kurulan uluslararası koalisyonun direktörlüğüne getirildi ve ABD başkanının özel temsilcisi oldu. DEAŞ’la mücadele için Suriyeli muhalif gruplar yerine PKK/YPG’nin desteklenmesini ve silahlandırılmasını tercih eden McGurk, Türkiye sınırı boyunca oluşturulan terör koridorunun mimarlığını üstlendi. Bu görevi, Beyaz Saray’ın politikasını değiştirerek terör örgütünden desteğini çeken Trump ile ihtilafa düşene kadar devam etti. Görevinden istifa eden McGurk 22 Aralık 2018 tarihinden itibaren Trump’ın amansız bir muhalifi haline geldi. Daha önce istifa etmiş hiçbir bürokratta rastlanmayan şekilde McGurk, 3 Kasım 2020 tarihindeki başkanlık seçimine kadar, sosyal medya mecrası Twitter’daki hesabını PKK/YPG terör örgütüne destek vermek, Başkan Trump’ın Suriye politikasını eleştirmek ve Türkiye’yi hedef alan propaganda savaşına alet etmek için kullandı. McGurk bu çabalarının karşılığını, Biden yönetiminde hem Ortadoğu hem Kuzey Afrika’da Suriye, Irak ve Libya’daki çatışma alanları ve İran gibi bir başka büyük potansiyel çatışma alanı ile ilgileneceği yeni göreviyle aldı.-Sahte bayrak operasyonları yolda mı?DEAŞ’ın 21 Ocak’taki Bağdat saldırısının arkasında kimin olduğu kadar, yol açacağı yan etkileri de iyi izlemek gerekiyor. Nitekim 23 Ocak Cumartesi gecesi Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin’in Bağdat’taki el-Nahreyn Stratejik Araştırmalar Merkezi’ndeki konuşmasından bir bölüm uluslararası ajanslar tarafından son dakika bilgisi olarak paylaşıldı. Irak Dışişleri Bakanı Hüseyin, ABD’deki yeni yönetime stratejik diyalog süreci için yeni heyetlerin belirlenmesi ve ülkedeki Amerikan askeri varlığının sürmesi için talepte bulunacaklarını duyurdu. McGurk ve yeni Savunma Bakanı Austin’in Suriye’nin kuzeyinde bir terör koridoru oluşturmaya yönelik geçmişteki çabaları göz önüne alındığında, Hüseyin’in talebi yeni Amerikan yönetiminin hedefleri için yalnızca bir başlangıç olarak kabul edilebilir. Önümüzdeki gün ve haftalarda, ABD’nin hem Irak’ın hem de Suriye’nin kuzeyindeki askeri varlığını artırmasını sağlayacak “sahte bayrak” (false flag) operasyonlarıyla karşılaşmak şaşırtıcı olmayacaktır.ABD’nin işgal etmeyi hedeflediği bölgelere yönelik gerekçe üretmeyi amaçlayan sahte bayrak operasyonlarının en ünlüsü, 1964 yılında Vietnam’ın Tonkin körfezinde yaşanmıştı. ABD Ordusu Kuzey Vietnam hücumbotlarının ABD deniz ve hava güçlerine saldırdığı iddiasında bulunmuş ve Vietnam Savaşı’nın fitili ateşlenmişti. Oysa tüm dünya 1954’te Hindiçini Savaşı’nda Fransa’nın mağlup olmasıyla Batı emperyalizminin Güneydoğu Asya’dan tasfiye edildiği izlenimine kapılmıştı. Fakat Tonkin Körfezi Vakası bir anda bu bölgede 10 yıl sürecek yeni bir çatışma sürecini başlattı. 1961-1968 yılları arasında ABD Dışişleri Bakanlığı görevinde bulunan ve Tonkin Körfezi Vakası sırasında da görevde olan Robert McNamara 2003 yılında [Türkçe’ye “Yüz Yılın İtirafları” şeklinde çevrilmiş olan] “The Fog of War” adlı belgesele yaptığı açıklamada, 4 Ağustos 1964’te Vietnam Savaşı’nın başlamasına yol açtığı iddia edilen saldırının hiçbir zaman gerçekleşmediğini açıklamıştı. McNamara bu tanıklığını, 1995 yılında görüştüğü dönemin Vietnam güçlerine komuta eden General Vo Nguyen Giap ile yaptığı görüşmeyle de destekledi. ABD’nin eski Dışişleri Bakanı McNamara, General Giap’ın da Tonkin Körfezi Vakasının asla vuku bulmadığını teyit ettiğini aktarıyordu.Kim bilir, belki takvimler 2050’li yılları gösterdiğinde, bizler de DEAŞ'ın ve Brett McGurk’ün gerçek kimliklerini öğrenme imkânı bulabiliriz.[Gazeteci Mehmet A. Kancı Türk dış politikası üzerine analizler kaleme almaktadır]
Giresun'da Buz Tutan Gölet Ve Akarsu Güzel Görüntüler Oluşturdu
GİRESUN (AA) - Giresun'un iç kesimdeki Şebinkarahisar ilçesinde soğuk havanın etkisiyle buz tutan Silbehan Göleti ile Çağlayan Şelalesi'nde suyun düştüğü yerde oluşan buz kütlesi, adeta görsel şölen oluşturdu.Bölgede hava sıcaklığının sıfırın altında 20 dereceye kadar düşmesiyle Tamzara Mahallesi'ndeki Silbehan Göleti'nin yüzeyi buz tuttu. Bazı vatandaşlar göl yüzeyinde yürüyerek fotoğraf çektirdi. Çağlayan köyü sınırlarında yer alan ve kayalık alanın ortasından akan Çağlayan Şelalesi'nin döküldüğü yerde ise buz kütleleri oluştu. Buz kütleleri travertenleri anımsatan görüntüsüyle doğaseverlerin de ilgisini çekti. Silbehan Göleti üzerinde yürüyerek fotoğraf çektiren Eser Tekışık, AA muhabirine, buz tutmuş göl üzerinde yürümenin heyecan verici olduğunu belirterek, 'Buraya daha önce de geliyorduk ancak ilk kez donmuş olarak gördüm. Buzun kalınlığı sanırım 15 santimetre var. Göl üzerinde yürürken kırılacak sandım, heyecan vericiydi.' dedi.Şelaleyi ziyaret eden Oğuz Tanrıkulu ise Çağlayan Şelalesi'ni genelde bahar aylarında, daha gür aktığı zamanlarda görmeye geldiklerini ifade ederek, 'Ulaşım zor olduğu için kış aylarında pek fazla gelmiyorduk ancak buzun oluşturduğu görüntü de güzel. ' diye konuştu.
Yazar Cihan Aktaş "Konuşmalar" Programının Konuğu Oldu:
İSTANBUL (AA) - Yazar Cihan Aktaş, Zeytinburnu Kültür ve Sanat Merkezi tarafından gerçekleştirilen 'Konuşmalar' programının konuğu oldu.Zeytinburnu Belediyesinin YouTube kanalı üzerinde çevrim içi yayınlanan etkinliğin moderatörlüğünü Samed Karagöz üstlendi.Karagöz, Aktaş'a son çıkan kitabı 'Seattle Günlüğü' hakkında sorular yöneltti.Türkiye'den uzun zaman ayrı kaldığı dönemler olduğunu ifade eden Aktaş, 'Bu beni, ayrılıktan ileri gelen mesafeyi anlamlandırmak için çeşitli türlerde yazmaya sevk etti. Günlük bu anlamda çok işlevsel gerçekten. Çünkü bir şekilde zamanınızı nasıl geçirdiğinizi algılamayı daha çok istiyorsunuz. Kendi bağlamlarınızdan kopup da yeni bir hayatın içerisinde yeni bir düzen kurarken, günlük bir tür sabite tutunmak oluyor. Zaten dilde yurtlanma hissine de öyle alıştım. Günlük tutmaya alıştım. Yıllarca tuttuğum o kadar çok günlüğüm var ki.' dedi.'Birçok yazarı yeniden okumak üzere raflarda tutuyorum'Aktaş, birçok yazarı yeniden okumak üzere raflarda tuttuğunu belirterek, 'Ben özellikle roman yazmayı önemseyen bir yazarım. Diğer çalışmalara bir şekilde kafama takılan sorulara ve gündemdeki tartışmalarda eksiğini hissettiğim bir şeye yetişmeye çalışmak istediğim için katılıyorum. Ama asıl istediğim roman yazmak. Her zaman Dostoyevski'ye, Tolstoy'a dönüyoruz.' diye konuştu.Son dönemde Halit Ziya Uşaklıgil'le yeniden karşılaştığını söyleyen Aktaş, şöyle devam etti: 'Aslında başka bağlamlarda da o dönemin araştırmasını yapıyordum. Halit Ziya Uşaklıgil'in romanlarının ön yargıyla çok steril, toplumun fotoğrafını veremeyecek kitaplar olduğu zannı oluşmuş bende bir şekilde. Ama Mai ve Siyah'ı okuyunca ben çok şaşırdım. Böyle döndüğüm yazarlar vardır. Bu da bu şekilde bir dönüş oldu. Halide Edip (Adıvar) mesela, Mor Salkımlı Ev'i dönüp arada okurum. Sabahattin Ali'yi okurum. Rasim Özdenören'in kısa öykülerini severim, Mustafa Kutlu'nun uzun hikayelerini severim, zaman zaman açıp okurum. Shakespeare'e bazen yeniden dönerim.' Aktaş, Anton Çehov'un oyunlarını çok sevdiğini anlatarak, 'Bazen Çehov'un oyunlarında mevcut aile sahnelerini o kadar ilginç buluyorum ki... Hani semaver atmosferinde bir araya gelmeler... İran sinemasında da özellikle Asghar Farhadi'de Çehov öykülerinde mevcut olan her şeyin sakin şekilde giderken birdenbire ortaya bir şeyin düşmesi ve düzenin bozulması durumunu görüyorum. Çehov'un öykülerinden çok oyunlarını seviyorum.' değerlendirmesini yaptı.Bir yazardan önce bir okur olduğunu dile getiren Aktaş, okumaya düşkün olmadan yazmanın mümkün olmadığını söyledi.'Seyirci bir tür özgürlük kazandı. Ben bunu değerli buluyorum.'Netflix, Amazon gibi çevrim içi yayın hizmetleri hakkında da değerlendirmelerde bulunan Aktaş, şunları kaydetti:'Bu ağlar bence kaçınılmaz. Çünkü sinema kültürü değişiyor teknolojiye bağlı olarak. Birtakım sinema eleştirmenleri ve yönetmenler buna karşı çıktılar, isyan ettiler. 'Bu olamaz artık sinema öldü.' dediler. 'Sinema öldü'yü Debord (Guy) kaç sene önce söylemişti. Seyircilik kültürü değiştikçe sinema öldü söylemini duyuyoruz. Oysa tiyatronun kutsallığı gibi sinema salonuna da kutsallık atfeden biziz. Daha doğrusu yönetmenler. Ama şimdi seyirci bir tür özgürlük kazandı. Ben bunu değerli buluyorum. Çünkü filmin sonuna kadar seyredemeyebiliriz. Ben çoğu kez bir filmi başından sonuna kadar izleyemiyorum.'Cihan Aktaş, kolaylaştıran her şey gibi bu sosyal ağları da desteklediğini belirterek, 'Dijital teknolojiyle hayatımıza yerleşen sistem izleyicilik ya da diğer öğrenme sistemleri, bunları öğrenmek, hemhal olmak zorundayız. Uzakları bir şekilde yakın etmenin yolu. Ağlarla ilgili şu eleştiri yapılıyor, mesela Netflix filmleri deniyor. Netflix filmlerinde şunlar var, böyle tehlikeli, şöyle zararlı deniyor. Netflix filmleri böyleyse o zaman İslam dünyasının zenginleri, sanatçıları, siyasetçileri, önde gelenleri neden daha önce benzeri bir ağ için teşebbüste bulunmadı? Şimdi neden bulunmuyor? Neden sinemaya destek vermiyorlar?' dedi.Aktaş, kültür ve sanat alanındaki üretim eksikliğine dikkati çekerek, 'Sanat bir şekilde hep arka planda bırakıldığında, küçümsendiğinde kültür, sanat etkinlikleri Batı dünyasının tüketicisi oluyorsunuz.' şeklinde konuştu.
Atatürk'ün Gaziantep'e Gelişinin 88. Yıl Dönümü Kutlandı
GAZİANTEP (AA) - Mustafa Kemal Atatürk'ün Gaziantep'e gelişinin 88. yıl dönümü düzenlenen törenle kutlandı.15 Temmuz Demokrasi Meydanı'ndaki törende, Vali Davut Gül, 5. Zırhlı Tugay Komutanı Tuğgeneral Hacı Halil Osma ve Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Atatürk Anıtı'na çelenk sundu.Daha sonra saygı duruşunda bulunuldu, Büyükşehir Belediye Bandosu eşliğinde İstiklal Marşı okundu. Büyükşehir Belediyesi Onat Kutlar Konferans Salonu'nda devam eden programda konuşan Büyükşehir Belediye Başkanı Şahin, Gaziantep'in tarihte büyük kahramanlık gösterdiğini söyledi.Gaziantep için Atatürk'ün ayrı bir manevi değeri olduğunu ifade eden Şahin, şöyle konuştu:'Bizi gazi yapan bu irademiz aynen devam ediyor. Bunu 15 Temmuz gecesi gördük. O gece meydana bütün şehir geldiyse aynen Mustafa Kemal Atatürk'ün 'Ya istiklal ya ölüm' diyerek başlattığı mücadeleyi, Cumhurbaşkanımızın 'ölümüne, ölümüne' diyerek meydanlara çağırdığında aynı iradeyi gördük. Bütün gençler ordaydı, kadınlar oradaydı. O gece şunu haykırdık. Artık hiç kimsenin bu şehir ve ülkeyle ilgili başka bir ajandası olmayacak. 'Şiir dinletisi ve belgesel sunumu ile devam eden törene, Gaziantep Emniyet Müdürü Cengiz Zeybek, İl Jandarma Komutanı Albay Hüseyin Bekmez, Şahinbey Belediye Başkanı Mehmet Tahmazoğlu, Şehitkamil Belediye Başkanı Rıdvan Fadıloğlu, askeri ve mülki erkan, kamu kurum kuruluşları ile okulların temsilcileri ve sivil toplum kuruluşlarının yetkilileri katıldı.
Reklam
Iğdır'da Eski Eşini Silahla Öldüren Zanlı Teslim Oldu
IĞDIR (AA) - Iğdır'da eski eşini silahla öldürdükten sonra kaçan zanlı polise teslim oldu.Gece saatlerinde M. Kok, aynı zamanda akrabası olan boşandığı eşi Dilan Kok'a, Karaağaç Mahallesi'ndeki evinde silahla ateş etti.Çevredekilerin durumu bildirmesi üzerine olay yerine sağlık ve polis ekipleri sevk edildi.Olay yerinde hayatını kaybettiği belirlenen 2 çocuk annesi Dilan Kok'un cansız bedeni, Iğdır Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı.Sabah saatlerinde Iğdır Emniyet Müdürlüğüne giderek teslim olan cinayet zanlısının sorgusu sürüyor.
Reklam
Diyarbakır Annelerinin Oturma Eylemine Bir Aile Daha Katıldı
DİYARBAKIR (AA)- Diyarbakır annelerinin dağa kaçırılan çocukları için HDP İl Başkanlığı binası önündeki evlat nöbetine bir aile daha katıldı. Çocuklarının dağa kaçırılmasından HDP'yi sorumlu tutan Diyarbakır annelerinin 3 Eylül 2019'da başlattığı oturma eylemi, 512'nci gününde sürüyor.Gaziantep'ten 7 yıl önce 20 yaşında dağa götürülen kızı için gelen anne Sevil Esendemir de oturma eylemine dahil oldu.Anne Esendemir, kızı Büşra'nın üniversitede okuduğu dönemde kandırılarak dağa götürüldüğünü söyledi.Kızından bugüne kadar hiç haber alamadığını ifade eden Esendemir, onu çok özlediğini dile getirdi.Esendemir, hasret kaldığı kızına kavuşmak istediğini belirterek 'Yeğenin doğdu, teyze oldun. Kızım inşallah gelirsin. Kokunu özledim.' dedi.Kızına, güvenlik güçlerine teslim olması için çağrısında bulunan Esendemir, 'Hiç korkma kızım. Polise, askere gidip teslim ol. Hepimiz seni bekliyoruz.' diye konuştu.
Kocaeli'de Son Bir Haftada Kaçak Avlanan 31 Kişiye 53 Bin 805 Lira Ceza
KOCAELİ (AA) - Kocaeli'de son bir haftada kaçak avlanan 31 kişiye 53 bin 805 lira ceza uygulandı. Doğa Koruma ve Milli Parklar 1. Bölge Müdürlüğü ekipleri, yasa dışı avcılığın önüne geçmek için kentte 18-24 Ocak tarihlerinde denetim gerçekleştirdi.Denetimlerde kaçak avlandığı tespit edilen 31 kişiye 53 bin 805 lira idari para cezası verildi.Ekipler, 10 tüfek, 3 akü, 2 ses cihazı, 1 el feneri ve 1 çulluğa el koydu.
Fas'ta İsrail İle Normalleşme Sonrasında İktidar Partisi Eleştirilerin Odağında
RABAT (AA) - MUHAMMED BENDERİS - Fas'ın İsrail ile ilişkilerini normalleştirmesi sonrasında iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisine yönelik eleştiriler dikkati çekiyor.Altı ay sonra genel seçime hazırlanan Fas'ta siyasi tartışmaların merkezinde İsrail'le normalleşme kararı var. Fas yönetimi, 10 Aralık 2020'de eski ABD Başkanı Donald Trump'ın Batı Sahra'da Fas'ın hakimiyetini tanımasıyla birlikte İsrail ile ilişkilere yeniden başlama kararı almıştı.Bu karar, İslami eğilimiyle bilinen iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi içinde ve dışında tartışmalara neden oldu.Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Sekreteri ve Başbakan Sadeddin el-Osmani, normalleşme anlaşmasında imzası bulunması nedeniyle eleştirilerin odağındaki isim olurken, kararda yalnız olmadığını ve Batı Sahra meselesinde kazanım elde edildiğini belirtiyor.Fas'ta 1967'de kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi, kuruluşundan bu yana İsrail ile normalleşmenin her türlüsüne karşı olmasıyla biliniyordu. Normalleşme partide tartışmalara yol açtıPartinin önde gelen isimlerinden milletvekili Ebu Zeyd el-İdrisi, 18 Ocak'ta partisinin normalleşme konusundaki siyaseti nedeniyle üyeliğini dondurma kararı aldığını açıkladı.Partinin 23-24 Ocak'taki Ulusal Konsey toplantısında da İsrail ile normalleşme konusu ele alınarak tartışıldı.Başbakan Osmani, İsrail ile ilişki kurulmasına ilişkin imzaladığı anlaşmanın kendi konumunun bir sonucu olduğunu belirterek, partisinin tavrında bir değişiklik olmadığını ifade etti.Fas'ın Batı Sahra üzerindeki hakimiyeti için ulusal çalışmaları desteklemek zorunda kaldığını vurgulayan Osmani, Filistin halkının başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız devletini kurma hakkını desteklemeyi sürdüreceklerini dile getirdi.'Başbakan Osmani, milli bir dava konusunda üzerine düşeni yaptı'Adalet ve Kalkınma Partisi Yönetim Kurulu Üyesi Rıza Bukamazi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, fikir ayrılıkları olsa da kuruluşundan bu yana partide birçok zorluğun üstesinden gelindiğini belirtti.Bukamazi, 'Parti üyeleri arasında özellikle yönetim seviyesinde görüş farklılıkları yaşandı. Bu görüş farklılıkları, kimi zaman yüksek düzeye ulaşsa da her zaman kurumsal anlamda çözüm sağlandı.' dedi.Adalet ve Kalkınma Partisinin Fas için önemine değinen Bukamazi, partinin reform sürecindeki önemini ve birliğin her şeyden önce geldiğini vurguladı. Bukamazi, 'Başbakan Osmani ve partisi, milli bir dava konusunda üzerine düşeni yaptı. Parti Filistin'i savunma noktasında ilkelerine hala sadıktır.' diye konuştu.Normalleşmenin parti içindeki etkisine ilişkin ise Bukamazi, 'Bu konu parti içinde gerçekten güçlü bir şekilde tartışılıyor. Allah'ın izniyle bu tartışmaları atlatıp daha güçlü bir şekilde ve safları sıklaştırarak yolumuza devam edeceğiz.' ifadelerini kullandı.'Teorik ve stratejik bir akılla hareket edilmeli'Fas'ın Fes kentinde bulunan Sidi Muhammed bin Abdullah Üniversitesinden Siyaset Bilimi Profesörü Selman Ebu Numan da normalleşme sonrasında artan tartışmaların iktidar partisine etkisini değerlendirdi.Ebu Numan, 'Parti, otorite ve kimlik açısından, gerek reformların hayata geçmesinde gerek kritik konuların yönetiminde büyük ve derin bir kriz yaşıyor.' yorumunda bulundu.Partinin fikri anlamda eski Başbakan Abdullah Benkiran'ın 2016'da hükümetin kurulmasında yaşanan krizden bu yana tıkandığı görüşünü savunan Ebu Numan, 'Yapılanları meşrulaştırma düşüncesiyle değil, teorik ve stratejik bir akılla hareket edilmeli.' ifadelerini kullandı.Ebu Numan, Adalet ve Kalkınma Partisinin fikri ve siyasi yenilenme konusunda net tavır takınmaktan ziyade, pragmatik bir biçimde hareket ettiğini söyledi.'Parti, kritik bir dönemden geçiyor'Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekili Nebil el-Endelusi ise partinin birliğini korumak için fikri anlamda yeniliğe ihtiyacı olduğunu vurguladı.Endelusi, 'Parti şu anda kritik bir dönemden geçiyor. Fas siyasi hayatındaki rolü ve diğer siyasi aktörlerle ilişkisi konusunda kendisini yeniden konumlandırmaya ihtiyacı var.' diye konuştu.Partinin demokratik mücadele döneminden, demokrasiyi inşa aşamasına geldiğinin altını çizen Endelüsi, 'Bundan sonra hangi aşamaya geçileceğinin belirlenmesi gerekir.' ifadelerini kullandı.Fas ve İsrail ilişkilerinde normalleşmeRabat ve Tel Aviv arasındaki düşük düzeyli ilişkiler, 1993'te Filistinliler ile İsrail arasında imzalanan Oslo Antlaşması'nın ardından başlamış, ancak 2. İntifada'nın patlak verdiği 2002'de Fas bu ilişkileri durdurmuştu.Fas Kralı 6. Muhammed 10 Aralık 2020'de İsrail ile ilişkilerin 'en yakın zamanda' kurulacağını açıklamıştı. Aynı gün Trump yaptığı açıklamayla Fas ve İsrail'in tam diplomatik ilişki kurulmasına yönelik anlaşmaya vardığını ve Batı Sahra'da Fas'ın hakimiyetini tanıdıklarına dair bir bildirge imzaladığını duyurmuştu. Fas, bu kararla Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn ve Sudan'ın ardından son birkaç ay içinde İsrail'le normalleşme anlaşmasına varan dördüncü Arap ülkesi, Mağrib bölgesinde ise ilk ülke olmuştu.Fas ile İsrail, 22 Aralık 2020'de diplomatik ilişkilerin normalleştirilmesi kapsamında 4 anlaşma imzalamıştı.
Reklam
Manisa'da Çaya Giren Minibüste Mahsur Kalan İşçileri İtfaiye Kurtardı
MANİSA (AA) - Manisa'nın Akhisar ilçesinde tarım işçilerini taşıyan minibüsün çayın içinde kalması sonucu mahsur kalanlar itfaiye tarafından kurtarıldı.Mustafa Durmuş'un kullandığı 45 J 4163 plakalı tarım işçilerini taşıyan minibüs, Beyoba Mahallesi yakınlarında Kapaklı Çayı üzerinden ilerlemeye çalıştı.Çayın içinde hareketsiz kalan minibüsteki 9 kişinin kurtarılması için itfaiyeden yardım istendi.İtfaiye ekibi, merdiven uzatarak minibüsteki işçileri tahliye etti.Minibüsün çaydan çıkarılması için çalışma başlatıldı.
Kafe ve Restoranların Açılış Tarihi Belli Oldu Mu? Kafe ve Restoranların Açılış Tarihi Hakkında Son Açıklama
Korona virüsü kısıtlamaları sebebiyle kafe ve restoranların çalışma saatleri ve şekli kısıtlanmıştı. Kafe ve restoranlar, müşteri kabul edemiyor ve gel-al ve paket servis olarak hizmet verebiliyor. Vatandaşlar, 'kafe ve restoranlar ne zaman açılır' sorusunun cevabını arıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, kafe ve restoranların açılış tarihi ile ilgili açıklamada bulundu. 
Reklam
Aşık Veysel'in Torunu Gündüz Şatıroğlu, Sosyal Medyada Sıkça Paylaşılan Dizelerin Dedesine Ait Olmadığını Açıkladı:
ANKARA (AA) - AYŞE ŞENSOY BOZTEPE - Aşık Veysel Şatıroğlu'nun torunu Gündüz Şatıroğlu, sosyal medyada sıkça paylaşılan 'Benim sana verebileceğim çok şey yok aslında. Çay var içersen, ben var seversen, yol var gidersen.' dizelerinin Aşık Veysel'e ait olmadığını belirtti.Şatıroğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, dedesi Aşık Veysel'in ölüm yıl dönümünün yaklaşması vesilesiyle onun imzasıyla sosyal medyada yapılan paylaşımların yeniden hareketlenmeye başladığını söyledi. 'Son günlerde özellikle sosyal medyada sıkça paylaşılan 'Benim sana verebileceğim çok şey yok aslında. Çay var içersen, ben var seversen, yol var gidersen.' dizeleri yayımlanmış 157, yayımlanmamış 6 eserde yer almamaktadır.' diyen Şatıroğlu, torunu olarak bu dizelerin Aşık Veysel'e ait olmadığını duyurmanın tarihe doğru geçmesini sağlamak adına sorumluluğu olduğuna inandığını bildirdi.Aşık Veysel'in halka mal olmuş, halkın gönlünde taht kurmuş bir isim olduğunu vurgulayan Şatıroğlu, bu nedenle insanların güzel olan dizeleri Aşık Veysel'e yakıştırabildiğini ifade etti.Şatıroğlu, dedesi Aşık Veysel'e ait olmayan bu tür dizeleri paylaşan kişilere dava açma, onlara sitem etme gibi bir düşüncede olmadığının altını çizerek, 'Bu dizeler dedemin duygu durumu, insana, doğaya ve hayata bakışıyla örtüşüyor. İnsanlar sevdiği ve değer verdiği için bu sözleri dedeme atfediyor. Bu çok doğal, çok insani ve kültürümüzle de çok örtüşen bir durum. Aşık Veysel'in torunu ve o kültürde yetişmiş biri olarak aksini düşünemem. Böyle bir hareket, halkın sevgisini reddetmek anlamına gelir.' diye konuştu.'Aşık Veysel'in insana, özellikle de kadına ne kadar değer verdiğinin bir göstergesi'Şatıroğlu, herkes tarafından kabul gören, Aşık Veysel'in kaçan eşinin çorabının içine para koyduğuna dair olayın da aslında gerçek olmadığını söyledi.Söz konusu olayın Aşık Veysel'in hayatını anlatan biyografik bir filmin senaryosunda yer alan bir kurgu olduğunu aktaran Şatıroğlu, şunları ifade etti:'İnsanlar, bu kadar sevgi dolu, sevgiliye, aşka kıymet veren bir insan olduğunu bildikleri için dedemin bunu da yapmış olabileceğine inanıyor. Dedem, kaçan daha sonra tekrar köye dönen karısının hastalanması durumunda ona sürekli destek olmuştur. Çünkü o kişi köyden bir insandır ve yardıma ihtiyacı vardır. Dedem onun mağduriyetinden mutluluk duyma gibi insanlık dışı bir duyguya asla kapılmamıştır. Aslında bu durum dedem Aşık Veysel'in insana, özellikle de kadına ne kadar değer verdiğinin bir göstergesi. Bunun, kadın cinayetlerinin arttığı, kadının ötekileştirildiği günümüzde herkese örnek olmasını diliyorum.'Şatıroğlu, babasının günlüğünden hareketle bir kitap hazırlığında olduğunu belirterek, bu çalışmayla Aşık Veysel'in yayımlanmamış 6 eserini de kamuoyuyla paylaşacağını bildirdi.
Pestisit Zehirlenmelerine Yanlış Ve Bilinçsiz Kullanım Yol Açıyor
İSTANBUL (AA) - ELİF KÜÇÜK - Yeditepe Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Eczacılık Fakültesi Farmasötik Toksikoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Aydın, zararlı organizmalara karşı kullanılan pestisitlerden kaynaklanan zehirlenmelere yanlış ve bilinçsiz kullanımın yol açtığını söyledi.'Pestisit', zararlı organizmaları engellemek, kontrol altına almak ya da zararlarını azaltmak için kullanılan madde veya maddelerden oluşan karışımlara deniyor. Çeşitli kimyasal maddeleri içeren pestisitin birçok türü bulunuyor. Pestisit, 'insektisit (böcek, haşerelere karşı)', 'herbisit (yabani otlara karşı)', 'fungusit (küf ve mantarlara karşı)', rodentisit (kemirgenlere karşı), 'mollusit (yumuşakçalara karşı)', 'nematisit (yuvarlak solucanlara karşı)', 'akarisit (akarlara karşı kullanılan ilaç)' şeklinde sınıflandırılan kimyasal maddelerin tümünü kapsıyor. Sebze ve meyvelerin doğada zarar görmeden yetişmesi ve yaşam alanlarının zararlı mikroorganizmalardan arınması için de uygulanan 'pestisit', yanlış ve bilinçsiz kullanıldığı takdirde hem çiftçiler hem toplum sağlığı üzerinde olumsuz etkilere yol açabiliyor. Çevresel hijyen de pestisit kullanımını doğrudan etkiliyorProf. Dr. Ahmet Aydın, AA muhabirine yaptığı açıklamada, pestisitlerin, yaşam alanlarında temas edilmek istenmeyen sinekler, böcekler ile tarım alanlarındaki yabani otlar, fare ve sıçanların ürünlere çeşitli hastalık etkenleri bulaştırmasını önlemek, tarım ürünleri ve gıda maddelerinde maya, küf, mantar gibi mikroorganizma üremesini engellemek, ahşap ürünlerin bozulmamasını sağlamak için geliştirilmiş ürünler olduğunu anlattı. Prof. Dr. Aydın, pestisit kullanımının artmış olabileceğini, bunun nüfus artışıyla bağlantılı olarak gıda maddelerine ulaşımın kolaylaştırılması adına alınan bir tedbir olabileceğini dile getirdi. Çevresel hijyenin de pestisit kullanımını doğrudan etkileyeceğine işaret eden Aydın, hijyen şartları ne kadar fazla sağlanırsa zararlı canlıların üreme ve çoğalmasının da o kadar azalacağını aktardı. Aydın, kullanılan pestisit miktarının ton bazında ne kadar arttığının üretim ve dağıtım miktarlarının elde edilmesiyle tam olarak bilinebileceğini, bunun için ciddi bir kullanım değerlendirmesi yapılması gerektiğini ifade etti. Aydın, dünyada ve Türkiye'de her yıl çeşitli kimyasal madde ve mikroorganizma kaynaklı zehirlenme vakasının yaşandığını belirterek, şu değerlendirmede bulundu:'Yanlış kullanımdan kaynaklı zehirlenmeler ile ürün ya da kimyasal maddenin yapısından kaynaklı zehirlenmeleri ayırmak gerekir. İlaç, pestisit, başka endüstriyel ve kimyasal maddelerin yanlış ve bilinçsiz kullanımı nedeniyle zehirlenmeler meydana gelebilir. Sadece pestisit olarak kullanılan kimyasal maddelerle ilgili zehirlenme istatistiğinin çıkarılması, onun diğer maddelerden kaynaklanan zehirlenmelerden fazla veya eksik olduğunu yansıtmaz. Tüm zehirlenme etkenlerine ait istatistikler çıkarılıp, pestisitlerin hangi sırada bulunduğuna ilişkin değerlendirme yapıldıktan sonra daha sağlıklı karar verilebilir.' 'Doğru kullanıldıklarında zararlı bir etkiye yol açmazları beklenmez' Prof. Dr. Ahmet Aydın, yanlış kullanılmaları halinde pestisitlerin tesirinin her türlü kimyasal maddede olduğu gibi hafiften son derece kuvvetli toksik etkilere kadar varabileceğine dikkati çekerek, şunları kaydetti: 'Pestisitler yasal, ruhsatlı ürünlerdir. Doğru kullanıldıklarında zararlı herhangi bir etkiye yol açmaları beklenmez. Örneğin, maske takarak uygulanması gereken pestisitleri maskesiz uygulayan birinde istenmeyen etkilerin görülmesi kaçınılmazdır. Meydana gelen istenmeyen etkiler, pestisitlerin doğru ve bilinçli kullanılmamasından kaynaklanmaktadır. Günümüzde pestisitlerin faydaları zararlarından çok daha fazladır. Dünya nüfusunun bu kadar artması karşılığında gıda üretiminin yetersiz kalmasının sonuçlarını düşünebiliyor musunuz? Pestisitler doğru ve bilinçli kullanıldıklarında yeterli gıda maddesine ulaşmanın, bulaşıcı hastalıklardan korunmanın en önemli maddelerinden biridir. Lütfen hatırlayalım; sıtma hastalığının çözümü kullanılan pestisitler sayesinde olmuştur.'Tarımda kullanılan pestisitin evde sinek ilacı olarak kullanılması zehirlenme sebebiProf. Dr. Ahmet Aydın, pestisit kullanımının profesyonel bir iş olduğunun altını çizerek, 'kulaktan dolma' bilgilerle uygulanmaması gerektiğini vurguladı. Hem çiftçi ve tarım işçilerinin hem de pestisit kullanılan ürünleri tüketen toplumun sağlıkları için dikkat etmeleri gerekenlere yönelik Aydın, şu önerileri sıraladı: 'Kişisel koruyucu ekipman kullanımına azami ölçüde uyulması önem arz ediyor. Kullanım miktarları, ürünün üzerinde veya çevrede kalış süreleri, uygulama ile hasat arasındaki sürenin net olarak takibi, yerine ve ortamına uygun pestisit seçimi önem taşıyor. Örneğin, tarımda kullanılan bir pestisitin evde sinek veya böcek ilacı olarak kullanılması halinde zehirlenme kaçınılmaz olacaktır. Vatandaşların ise gerekli hijyenik şartları sağlamaları, sebze ve meyve gibi gıdaları iyi yıkadıktan sonra tüketmeleri yararlı olacaktır.'Pestisit kullanımında izin ya da ruhsat verilecek ürünler için her türlü toksikoloji ve güvenlilik verisi olan kimyasal maddelerin ruhsatlandırılması, uluslararası kabul gören kriterlere uygun ürün seçilmesi, pestisitlerin dağıtım ve pazarlanmasının profesyoneller aracılığıyla yapılması ve bunun denetlemesi gerektiğini aktaran Aydın, pestisitlerin de reçete benzeri dokümanlarla temin edildiğini ancak bunun ne kadar uygulandığının kontrol edilmesinin fayda sağlayacağını sözlerine ekledi.
Reklam
Ahşap Ve Çelik, Usta Çiftin Elinde Sanat Eserine Dönüşüyor
DÜZCE (AA) - İSA KELEŞ/ÖMER ÜRER - Düzce'de yaşayan Mehmet ve Birgül Şeker çifti, birlikte çalıştıkları dükkanda yaptıkları bıçaklarla ahşap ve çeliği sanat eserine dönüştürüyor. Çocuk yaşlarda ahşap oymacılığı ve bıçak yapımına merak salan 42 yaşındaki Mehmet Şeker, bu alanda çalışmaya yöneldi. Zamanla ahşabı ve çeliği buluşturarak Osmanlı motifleri ve hayvan figürleriyle süslediği bıçaklar üreten Şeker, bu işi yapan sayılı ustalardan biri haline geldi.Birgül Şeker de siparişleri yetiştirmekte zorlandığını gördüğü eşine yardımcı olmak için gelmeye başladığı dükkanda zamanla işi öğrendi.Eşiyle birlikte kızgın çeliği döverek bıçak haline getiren, motifler yaparak sanatını konuşturan Birgül Şeker, kocasının sağ kolu oldu.Şeker çiftinin yoğun emek vererek titizlikle işledikleri bıçaklar, Türkiye'nin yanı sıra yurt dışından da talep görüyor.Çiftin elinden çıkan sanat eseri niteliğindeki bıçaklar, koleksiyonerlerin de ilgisiyle karşılaşıyor.'Bu sanatta nadir ustalardanız'Mehmet Şeker, AA muhabirine yaptığı açıklamada, çocuk yaşlarda merak saldığı ahşap oymacılığı ve bıçak yapımının mesleği haline geldiğini söyledi.Eşinin 3 yıldır kendisine yardımcı olduğunu aktaran Şeker, 'Eşim ilk zamanlarda yanıma gelip dükkanla ilgileniyordu. Daha sonra kendisi de bu sanata merak sardı. Benden gördüğü kadar yaparken şu anda deri kılıf, çelik dövme ve birçok işi yapıyor. Beraber demir dövüyoruz, bıçak dövüyoruz ve her işimde yanımda.' diye konuştu.Kadınların her türlü zorluğa göğüs gerebildiğine işaret eden Şeker, 'Eşim azmiyle bir yerlere geldi. Eli ve sanatı çok düzgün. Göz simetrisi çok düzgün ve her işin altından kalkabiliyor. Bir işi 1-2 kez gösteriyorum, üçüncüde kendisi yapmaya başlıyor. Sürekli beraberiz ve bundan çok mutluyuz.' ifadelerini kullandı.Şeker, mesleklerinin artık çok fazla kişi tarafından yapılmadığını anlatarak, şunları kaydetti:'Sipariş üzerine üretim yapıyoruz. Seri üretimden ziyade tek tek isteğe göre bıçak yapıyoruz. Biz kimsenin bulamayacağı bir sanatla uğraşıyoruz. Bunu sadece bıçak olarak değerlendirmeyelim. Bıçakların üzerine veya saplarına istenilen hayvan figürü, çelik kısmına işleme gravür yapıyoruz. Çok özel işler yapıyoruz ve bu sanatta nadir ustalardanız. Birçok devlet büyüğümüze de buradan bıçak yapıldı.''Görenler ilk etapta şaşırıyor'Birgül Şeker de 3 yıldır eşiyle çalıştığını, öncelikle basit işlerde yardımcı olmaya başladığını, daha sonra işi öğrenerek eşinin yükünü hafiflettiğini söyledi. Kadın elinin sanata yatkın olduğuna işaret eden Şeker, 'Hem ev işleri hem de dükkanda çalışmak aslında zor oluyor ama kendi mücadelemizi kendimiz veriyoruz. Görenler ilk etapta şaşırıyor fakat gelip gördüklerinde 'Yapabiliyormuş.' diyor.' ifadelerini kullandı.Eşiyle birlikte çalışmanın güzel bir duygu olduğuna değinen Şeker, 'Eşimle burada olmaktan çok mutluyum. İşe çok alıştım ve birçok el işçiliğini yapıyorum. Eşime yardımcı olabilmek çok güzel bir duygu. Birlikte çalışıyoruz, birlikte kazanıyoruz ve birlikte harcıyoruz. Her şeyi birlikte yapıyoruz.' diye konuştu.
Eğitim Yuvasına Dönüştürülen Sümerbank Bez Fabrikası Tarihin İzlerini Taşıyor
KAYSERİ (AA) - ESMA KÜÇÜKŞAHİN - Cumhuriyet döneminin ilk sanayi kuruluşlarından Sümerbank Kayseri Bez Fabrikasında restorasyon çalışmaları sürüyor.AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Türkiye'nin Birinci Beş Yıllık Sanayileşme Planı çerçevesinde Sovyetler Birliği'nden alınan krediyle kurulan ve temelleri 1934'te Başbakan İsmet İnönü tarafından atılan fabrika, 1935 yılında hizmete açıldı.Halk tipi, ucuz pamuklu kumaş üretmek için kurulan Sümerbank Kayseri Bez Fabrikası, Rus mimar Prof. Ivan Sergeevich Nikolaev tarafından tasarlanırken, müteahhitliğini ise Abdurrahman Naci Bey yaptı.Hizmete açıldığı yıllarda 2 bin 100 işçi ile 155 memurun çalıştığı fabrikada üretim 1999 yılına kadar sürdü.Fabrikanın tarihe tanıklık eden binalarından bazıları, 2013 yılında Abdullah Gül Üniversitesi (AGÜ) olarak hizmet vermeye başladı.1942 yılında yapılan işçi evleri de üniversite öğrencilerine yurt olarak hizmet vermeye başladı. Fabrikanın ambarı restore edilerek sınıf ve ofislere dönüştürüldü. Dönüşüm gerçekleştirilirken tarihi su pompaları, kalorifer sistemleri, yangın itfaiye alarmı temizlenerek aslı korundu.Tarihi itfaiye binası yenilenerek öğrenci merkezine dönüştürüldü. Elektrik santrali Cumhurbaşkanlığı Abdullah Gül Müzesi ve Kütüphanesi olarak hizmet vermeye başladı. Fabrikanın restorasyonu tamamlanmamış memur lokali, ana fabrika binası ise savaş sonrası terk edilmiş görüntüsüyle dikkati çekiyor.86 yıl önce Kayseri ve Türkiye ekonomisine kazandırılan tarihi fabrikanın restorasyon bekleyen bölümlerindeki döküm aletleri, torna makinaları, işçi dolapları, çalışanların eğlenmesi amacıyla kurulan sosyal donatılardaki malzemeler, görenleri tarihte yolculuğa çıkarıyor. Milli sanayi hamlesinin ilk örneklerinden AGÜ Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölüm Başkanı Prof. Dr. Burak Asiliskender, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kayseri Sümerbank Bez Fabrikasının Türkiye'nin o dönemdeki milli sanayi hamlesinin ilk örneklerinden olduğunu söyledi.'Burası devlet tarafından yapılmış günlük tüketim malzemesine yönelik ilk fabrika diyebiliriz.' ifadesini kullanan Asiliskender, şöyle konuştu:'Ekonomik olarak kalkınma kadar toplumsal kalkınma da önemseniyor. Bu niyetle de burası sadece bir fabrika olarak tasarlanmamış aynı zamanda bir şehir olarak tasarlanmış. Fabrika yerleşimi dediğimiz, dünyanın çok ilginç örneklerinden birini Kayseri'de görüyoruz. Konutlar, okullar var, sosyal tesisler var. Hem işçilerin hem ailelerin burada yeni bir yaşamla buluşmaları sağlanmış. Bunun etkilerini 80 yıldır görüyoruz, Türkiye Cumhuriyetinin temellerini atan yerlerden biri burası. Şimdi de üniversiteye dönüşümüyle aynı etkiyi başka bir alanda devam ettirmeye çalışıyoruz. 'Dünyadaki eşsiz örneklerden biri Asiliskender, kampüs içindeki bütün yapıların betonarme, dışındaki taşların bölgenin yerel mimarisine uyum için kaplama olduğunu dile getirdi.Tarihi yapıların ünlü Rus mimar Prof. Ivan Sergeevich Nikolaev tarafından yapıldığını anlatan Asiliskender, 'Nikolaev, Abdurrahman Naci gibi Türkiye'deki önemli bir isimle çalışmış. Özel bir mimari ve bu mimarinin dünyadaki karşılığı çok fazla değil. Fabrika, mimarlık akımındaki ünlü konstrüktivizm binalar arasında sayılıyor. Dünyadaki eşsiz örneklerden biri. Bu nedenlerden dolayı 2002-2003 yılları arasında burayı kültür mirası olarak tescilledik, hala da korumaya devam ediyoruz.' diye konuştu.Asiliskender, bir zamanlar kentin ekonomisini canlandıran fabrikada çalışanların ayrılınca ya da emekli olunca küçük ve orta ölçekli sanayi işletmeleri kurduğunu, hatta bugün Kayseri Organize Sanayi Bölgesindeki fabrikaların kuruluşlarında yer aldıklarını belirtti.Kayseri halkının ve işçilerin ısrarıyla fabrikanın özelleştirilmesinin önüne geçildiğini ifade eden Asiliskender, Sümerbank Bez Fabrikasının 2012 yılında AGÜ tarafından devralındığını anımsattı.Parça parça restorasyonların devam ettiğini anlatan Asiliskender, şunları kaydetti:'Ambar binası, restorasyonu tamamlanan ilk bina. İtfaiye binasında, elektrik santralinde restorasyon tamamlandı. Rektörlük binasının altında 1955 yılında yapılmış bir ek bina vardı, orası toparlandı. Giriş kapılarında çalışmalar sürüyor. Ana fabrika binasında çalışmalar devam ediyor. İşçi lojmanlarını toparladık, burası öğrenciler tarafından yurt olarak kullanıyor. Planlanmayı ve yapılanmayı bekleyen çok az bina var. Bunlardan bazıları, memur lokali, atölye binası. Hepsiyle ilgili çalışmalar var, parça parça devam ediyoruz. Klasik bir restorasyon yapmayı tercih etmiyoruz, yenilikçi bir şeyler yapma niyetindeyiz. Kampüste kullandığımız malzemeler, teknolojiler, planlarımız ve uygulama biçimlerimiz burası Sümerbank Bez Fabrikası ise biz de kente öncülük etmeye çalışıyoruz. Yeni bir anlayışla yeni malzemelerle yeni teknolojilerle tasarlamaya ve üretmeye devam ediyoruz.'Asiliskender, fabrika kampüsündeki tüm malzemelerin arşivlenip depolandığını, bunların restorasyonlar tamamlandıkça yerlerinde sergileneceğini, atölyelerde hala 1938'den kalma pek çoğu yurt dışında getirilmiş torna makineleri, döküm aletleri bulunduğunu sözlerine ekledi.
Temev Başkanı Prof. Dr. Türe: "Küresel Isınmanın Çaresi Temiz Enerji Kullanımının Yaygınlaştırılması"
EDİRNE (AA) - Temiz Enerji Vakfı (TEMEV) Başkanı Prof. Dr. Engin Türe, küresel ısınmayla mücadelede temiz enerji kullanımının yaygınlaştırılması gerektiğini bildirdi.Prof. Dr. Türe, TEMEV ve Küresel Denge Derneği işbirliğinde çevrim içi düzenlenen 'Yerelden Ulusala İklim Ağı' toplantısında, küresel ısınmanın dünyanın dengesini bozduğunu söyledi.Küresel ısınmanın pek çok olumsuz etkiye neden olduğuna dikkati çeken Türe, 'Küresel iklim değişikliğinin en büyük nedenlerinden biri küresel ısınma. Küresel ısınmanın çaresi temiz enerji kullanımının yaygınlaştırılması. Bugüne kadar kullanılan fosil yakıtlar yani kömür, petrol ve doğalgazın verdiği zararları hepimiz biliyoruz. Esas nedenleri bunlar.' dedi.Prof. Dr. Türe, fosil yakıtların kontrolsüz ve yoğun kullanımı nedeniyle atmosferdeki karbondioksit miktarının arttığını ifade etti.Temiz enerji kaynaklarının küresel ısınmayla mücadelede kilit rol oynadığını belirten Türe, şunları kaydetti: 'Dünyada milyonlarca yılda biriken kömür, petrol ve doğalgaz gibi kaynakları son 200 yılda çok hızlı bir şekilde tükettik. Onun yüzünden de atmosferdeki karbondioksit miktarı son derece arttı. Sonuçta bu kadar karbondioksit bir battaniye gibi atmosferi sarmakta ve güneşten gelen ışınların geri yansımasına mani olmakta. Güneşli bir havada bırakılan otomobilin içi gibi son derece sıcak bir hale gelmekte. Bunun çaresi temiz enerjiler. Biz dernek olarak bu konular üzerinde ciddi şekilde duruyoruz. Türkiye'nin temiz enerji kullanımı için elimizden gelen gayreti göstermeye çalışıyoruz.'Türe, güneş enerjisi ve rüzgar enerjisi gibi temiz enerji kaynaklarının yaygınlaştırılması gerektiğini sözlerine ekledi.
Tapu Ve Kadastro Yatırımları İçin Bu Yıl Yaklaşık 136 Milyon Lira Kaynak Ayrıldı
ANKARA (AA) - AYŞE ŞENSOY BOZTEPE - Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün bu yılki yatırımları için 135 milyon 965 bin lira bütçe ayrıldı.AA muhabirinin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla yayımlanan 2021 Yılı Yatırım Programı'ndan yaptığı derlemeye göre, Genel Müdürlüğün yatırımlarında en yüksek payı, 56 milyon 311 bin lira ile mevcut tapu-kadastro bilgilerinin Kadastro Kanununda öngörüldüğü gibi güncellenmesini sağlayan Tapu ve Kadastro Modernizasyon Projesi (TKMP) aldı.Proje için ayrılan bütçenin 36 milyon 311 bin lirası dış krediyle sağlanacak. Mülkiyet bilgilerinin bilgisayar ortamına aktarılıp her türlü sorgulamanın yapılabilmesini sağlayan Tapu ve Kadastro Bilgi Sistemi (TAKBİS) için ise 23 milyon lira ödenek ayrıldı. Söz konusu projenin bütçesinin tamamı iç kaynaklardan karşılanıyor.Hizmet binaları yenilenecekGenel Müdürlük tarafından, Çorum, Eskişehir ve Zonguldak'ta ihtiyacı karşılamayan mevcut hizmet binalarının yenilenerek günün şartlarına uygun hale getirilmesi amacıyla 17 milyon 89 bin lira kaynak tahsis edildi.Karabük ve Malatya'da inşa edilecek yeni hizmet binaları için ise 13 milyon 396 bin lira harcanacak. Bingöl, Kayseri ve Tokat için Hizmet Binaları Kesin Hesap Farkı Ödemelerine 450 bin lira bütçe ayrıldı.Genel Müdürlüğün merkez ve taşra teşkilatının faaliyetlerini sürdürdükleri hizmet binalarının büyük bakım ve onarım işleri Muhtelif İşler Projesi kapsamında gerçekleştirilecek. Proje için 7 milyon 273 bin lira kaynak ayrılırken, projeyle yenileme, inşa ve fark ödemeleri için belirlenen bütçelerin tamamı iç kaynaklardan karşılanacak.Kadastro Yapımı Projesinin yatırım tutarı ise 13 milyon 246 bin lira oldu. Proje için ayrılan bütçenin tamamı iç kaynaklardan aktarılacak.Ortofoto Harita ve Jeodezik Ağ projelerine yatırımTapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, Ortofoto Harita Projesine tamamı iç kaynaklardan olmak üzere 4 milyon 100 bin lira bütçe ayırdı.Bu proje ile harita, tapu ve kadastro verilerinin niteliğini iyileştirerek, mekansal bilgi altyapısının temelini oluşturmak amacıyla ihtiyaç duyulan sayısal fotogrametrik harita, sayısal ortofoto harita, ortofoto/true ortofoto haritalar ve 3 Boyutlu (3B) Şehir Modelleri üretimi gerçekleştiriliyor.Bütçesinin tamamı iç kaynaklardan karşılanacak Jeodezik Ağ Projesine, 1 milyon 100 bin lira kaynak ayrılırken, proje kapsamında, Jeodezik Ağ noktalarının tesis, kontrolü, ölçüleri, hesaplamaları ile TUSAGA-Aktif istasyonlarının işletilmesi ve yaşatılması hedefleniyor.Genel Müdürlüğün bu yılki yatırımları için ayırdığı toplam 135 milyon 965 bin lira bütçenin 36 milyon 311 bin lirası dış krediyle sağlanacak.
Reklam