Edirne'de Meriç Nehri Kenarına Düzensiz Göçmenler İçin 6 Dilde Bilgilendirme Tabelası Konuldu
EDİRNE (AA) - Edirne İl Göç İdaresi Müdürlüğünce Meriç Nehri hattına zor durumlarda kalan düzensiz göçmenlere yardımcı olunması amacıyla farklı dillerde bilgilendirme tabelaları konuldu.İl Göç İdaresi Müdürü Musa Aşılıoğlu, gazetecilere yaptığı açıklamada, Türkiye'nin dünyaya örnek bir göç politikası yürüttüğünü söyledi. Aşılıoğlu, Türkiye'nin hassasiyetlerine karşın, insan haklarına verdikleri değerle övünen toplumlarda göçmenlere yapılan zulümlerin ortada olduğunu ifade etti.İnsan hakları temelli göç politikasının vazgeçilmezinin düzensiz göçle mücadele olduğunu vurgulayan Aşılıoğlu, 'Düzensiz göçle mücadelede insani ve vicdani sorumluluklarımızı da ihmal etmiyoruz' dedi.'Meriç'te İnsanlık Ölmesin'Uyguladıkları 'Meriç'te İnsanlık Ölmesin' projesi kapsamında, göçmenlerin acil durumda ihtiyaç duyacağı numara ve yönlendirmelerin bulunduğu tabelaları Meriç Nehri kıyısına astıklarını anlatan Aşılıoğlu, 'Amacımız zor durumda kalan göçmenlerin acil yardım alabilmesi, bu sayede vicdanları yaralayan görüntülerle karşı karşıya kalınmasının engellenmesidir.' diye konuştu.Tabelaların 6 dilde hazırlandığını bildiren Aşılıoğlu, şunları kaydetti:'Tabelalarda en yakın yerleşim alanını gösteren işaretler ve 157 Yabancılar İletişim Hattı numarası bulunmaktadır. Uygulamamızın altında yatan sebep ise tamamen insani ve vicdani hassasiyetimizden kaynaklanmaktadır. Aylan bebek ve onun gibilerin vicdanları yaralayan o görüntüleri hangimizin burnunu sızlatmıyor?Türkiye göçü reddeden bir ülke olmamıştır. Göç zordur, göçü yönetmek ise en zorudur. Göç meselesinde deve kuşu misali kafasını kuma gömen ve göçü yönetmenin sadece kuvvet kullanmak olduğunu düşünen ülkelerin buradaki hassasiyetimizi anlayacağını gerçekten düşünmüyoruz.'
İstanbul Havalimanı Camisi'ne Ali Kuşçu'nun Adı Verildi
İSTANBUL (AA) - İstanbul Havalimanı’nda yapımı tamamlanarak 9 ay önce ibadete açılan camiye Türk astronom, matematikçi ve dil bilimci Ali Kuşçu’nun ismi verildi.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımıyla 14 Haziran 2020'de ibadete açılan İstanbul Havalimanı Camisi'nin ismi belirlendi. Avlu dahil 6 bin 230 kişinin aynı anda ibadet edebildiği 8 bin metrekare kapalı alana sahip camiye Türk astronom, matematikçi ve dil bilimci Ali Kuşçu'nun ismi verildi. Türkçe, İngilizce ve Arapça olarak Kuşçu'nun isminin yazılı olduğu 'Ali Kuşçu Cami-i Şerifi' tabelası caminin girişine asıldı. Semerkant’ta dünyaya gelen Türk astronom, matematikçi ve dil bilimci Ali Kuşçu’nun otobiyografisi de cami girişine konuldu. Timurlular devrinde Semerkant'ta yetişen, Fatih Sultan Mehmet'in 1473'te Uzun Hasan üzerine yaptığı seferde yanında götürdüğü ve dönüşte Ayasofya Medresesi'ne müderris tayin edilen Ali Kuşçu'nun isminin verilmesiyle İstanbul Havalimanı Camisi 'Ali Kuşçu Cami-i Şerifi' ismini almış oldu.Aynı anda 6 bin 230 kişi ibadet edebildiği cami, 3 bölümden oluşuyor14 Haziran 2020'de ibadete açılan cami, bina yapısı olarak kubbe, mahfil bölgesi ve avlu olarak 3 ana bölümden oluşuyor. Avlu dahil 6 bin 230 kişinin aynı anda ibadet edebileceği caminin üç ana girişi bulunuyor. Avlu merkezinde şadırvan yer alırken ana girişte ilk küçük kubbe alan, bu alanın doğu ve batıya doğru açılan koridorları üzerinde abdesthane ve tuvalet alanları yer alıyor.Camide, 72 adet zeminden kubbeye doğru yükselen renkli camlar bulunurken bu camların üzerinde de yine camların deseninin devamı olan dekoratif mesh paneller yer alıyor. Meshlerin bitiminde kuşak bölümünde Allah'ın 99 isminin yazdığı altın varaklı kutu profilden yapılmış tezyinat çalışması yer alıyor. Bu kısmın da üzeri artık çatıyı oluştururken kubbenin en üst noktasında İhlas Sûresi'nin yazdığı tezyinat çalışması var. Bu bölümün de üstünde yine kaburgalar arasında kalacak şekilde ayarlanmış 14 adet farklı ayetten oluşan ve taraşımı Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Dr. M. Hüsrev Subaşı öncülüğünde yapılan tezyinat yazıları bulunuyor.Ana ibadet alanının kuzeyinde üst bölümde kadınlar bölümü balkon şeklinde görülebiliyor. Yazı stili hafif modernize edilmiş Kûfi olarak belirlendi. Ana ibadet alanındaki kuşak yazısı da akustik sıva uygulaması üzerine yapıldığından sıvanın özelliğini kaybetmemesi ve yüzeyin bozulmaması için özellikle özen gösterildi.Bu uygulamada özel 3 boyutlu tarayıcı cihazlar ile yerinde yaklaşık 40 milyon okuma yapılarak yüzey modeli oluşturuldu. Bu yüzey modeli üzerine yine 3 boyutlu hazırlanan tezyinat yazıları çakıştırılıp doğru yeri tespit edildi. Buna göre harfler ve süslemeler tek tek özel olarak imal edilip yerinde yine özenle montajı yapıldı. Caminin güneyinde ayrıca bulunan otopark alanının toplam araç kapasitesi yaklaşık 260. Bunların 15'i engelli, 7'si elektrikli araç, 2'si büyük araç, 14'ü paylaşımlı araçlar, 15'i de düşük emisyonlu araçlar için ayrıldı. Camide 2 adet minare bulunurken minare yüksekliği 55 metre ve tek şerefeli.Külliyede şadırvan ferah, abdesthane ve lavabolar, turkuaz mavisi renkli halılar ve 55 metrelik 2 minare bulunuyor.
Kerkük'te 85 Yaşındaki Ayakkabı Ustası, 60 Yıldır Mesleğini Tutkuyla Yapıyor
KERKÜK (AA) – ALİ MAKRAM GHAREBB - Irak'ın Kerkük kentinde yarım asrı aşkın süredir ayakkabı ustalığı yapan 85 yaşındaki Cebbar Sabır, bir sanat olarak gördüğü bu mesleğin hayattaki en büyük tutkusu olduğunu söylüyor.Irak'ta Kraliyet döneminden Baas rejimine, ABD işgalinden DEAŞ saldırılarına kadar bir tarihe tanıklık eden Sabır, 60 yıldır her sabah dükkanını aynı heyecanla açıyor.Sabır, Kerkük'ün Cirit Meydanı yakınlarındaki 2 metrekarelik dükkanında, hem sipariş üzerine ayakkabı yapıyor hem de eskiyen ya da yıpranan ayakkabıları tamir ediyor.'Mesleğim benim için hem bir sanat hem de bir tutku'Kerkük'ün en eski ayakkabı ustası Sabır, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bu mesleğe nasıl başladığını, kendisi için anlamını ve mesleğin geleceğini anlattı.Sabır, ayakkabıcılığa çok genç yaşta bir akrabasının yanında çırak olarak başladığını söyledi.İşine meslekten ziyade bir sanat ve tutku olarak baktığını dile getiren Sabır, 'Mesleğim benim için hem bir sanat hem de bir tutku.' dedi.'Önemli devlet adamlarına ayakkabı yaptım'Irak'ta Kraliyet döneminden Baas rejimine kadar pek çok döneme tanıklık ettiğine işaret eden Sabır, bugüne kadar birçok devlet adamı ve ileri gelen isim için ayakkabı yaptığını söyledi.Sabır, şöyle konuştu:'Yaşım gereği Irak'ta Kraliyet, Cumhuriyet, Baas rejimi ve müteakip hükümetlere tanıklık ettim. Tüm dönemlerde önemli devlet adamlarına ve kişilere ayakkabı yaptım veya ayakkabılarını tamir ettim.'Kerkük dışından da müşterileri varMüşterileriyle çok güzel bir iletişim kurduğunu ve ayakkabı yaptırmak ya da tamir ettirmek için Kerkük dışından da gelenler olduğunu belirten Sabır, 'Kerkük'ün en eski mahallelerinden birinde olmama rağmen insanlar uzak yerlerden bana gelip ayakkabı yaptırıyor. Çünkü benim hem sanatım hem de ahlakım güzel. Kadın, erkek, yaşlı, genç ve çocuk her kesimden müşterim var.' diye konuştu.'Ayakkabıcılık yaparak 10 çocuk büyüttüm'Askerlik görevini tamamladıktan sonra evlendiğini ve 10 çocuğunu bu iş sayesinde büyüttüğünü ifade eden Sabır, 'Mesleğimi çok seviyorum. Mesleğim benim gururum. İnsan işini sevmiyorsa hayatı da sevmiyor demektir. Bu meslek bana hayırlı geldi, 60 yıldır kesintisiz olarak sürdürüyorum. Ayakkabıcılık yaparak biri kız 10 çocuk büyüttüm, 15 torunum ve büyük bir ailem var.' şeklinde konuştu.Eski mesleklerin birçoğunun kaybolmasına rağmen ayakkabıcılığın ölmeyen bir meslek olduğunu söyleyen Sabır, insanlara yaptığı ayakkabılarla onlara daha iyi yürüme ve hayatta ilerleme imkanı sağladığını dile getirdi.'Anne ve babalar çocuklarını artık kunduracıya çırak olarak vermiyor'Ayakkabı ustalığında yeni eleman yetişmediğinden şikayet eden Sabır, sözlerini şöyle tamamladı:'Ölmeyen bir meslek olmasına rağmen mesleğimizi bizden sonraki kuşaklara öğretemiyoruz. Anne ve babalar çocuklarını artık kunduracıya çırak olarak vermiyor. İşte buna üzülüyorum.'
"Sivas Arısı"Nın Genotipi Araştırılacak
SİVAS (AA) - Cumhuriyet Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sevgi Durna Daştan, Sivas'a özgü arı ırkının genotipini araştıracaklarını bildirdi. Daştan, yazılı açıklamasında, yetiştiricilerin elinde az sayıdaki Sivas arısının neslinin tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu, yürüttükleri proje ile bu ırkın korunmasını sağlayacaklarını belirtti. Türkiye'nin sahip olduğu zengin bitki örtüsü, uygun arazi yapısı ve farklı iklim koşulları sayesinde dünyanın önemli arıcılık merkezleri arasında yer aldığına dikkati çeken Daştan, bu koşullar sayesinde ülkenin her köşesinde, hemen her mevsim arıcılık faaliyetlerinin aksatılmadan sürdürüldüğünü ve arıcılığın gün geçtikçe önemli hale geldiğini ifade etti.Dünyadaki koloni sayısı ve üretilen bal miktarı bakımından Türkiye'nin dünya çapında tarımsal arıcılık sektörünün önde gelen aktörlerinden olduğunu, Sivas'ın da bu konuda güçlü potansiyel barındırdığını vurgulayan Daştan, 'Sivas, kentte faaliyet gösteren arıcıların yanı sıra gezginci arıcıların da uğrak noktasıdır. Sivas ili, taşıdığı çeşitli endemik ve yaygın florası ile arıcılık için oldukça zengin bir yöredir.' ifadelerini kullandı. Sivas'ta uzun yıllardır varlığını koruyan ve zorlu iklim koşullarına, floral yapıya oldukça iyi uyum sağlamış yerli bal arısı varlığından da söz etmenin mümkün olduğunu belirten Daştan, 'Arı yetiştiricilerinin daha çok verim elde etmek için yaptıkları bilinçsiz yetiştirmeler ve ithal bal arısı kullanımlarıyla sayısı oldukça azalsa da sınırlı alanlarda hala korunmaya devam eden ve yetiştiricilerin atalarından, dedelerinden kalmış yerli bal arısı genotipi hala mevcuttur.' açıklamasında bulundu. Sivas arısının kovan başına bal verimi ve hastalıklara direnç bakımından yetiştiricileri memnun ettiğini belirten Daştan, şu bilgileri verdi:'Bu yerli bal arısı genotipinin güncel teknolojik ve genetik yöntemlerle araştırılması yapılmamış olup, bal verimi ve yaşama gücü potansiyeli de araştırılıp literatüre kazandırılmamıştır. Yine sınırlı alanlarda yetiştiricilerin elinde az miktarda kalan bu arı genotipinin zaman içerisinde neslinin tükenmesi de söz konusudur. Biz de ilimizde mevcut olan yetiştiricilerin elinde kalan bu arı ırkının ilk önce koruma altına alarak geliştirilmesi, çoğaltılması ve ıslah parametreleri bakımından çalışma yapmayı planlıyoruz. Merkezimiz de bu alanda faaliyetlerini sürdürecektir ve projelerine Sivas'taki arıcılık sektöründe yer alan diğer kurumlarla birlikte devam edecektir. Ülkemizin 11. Kalkınma Planı çerçevesinde de özellikle yerli hayvansal ve bitkisel ırkların korunması, bunların tescil edilmesi, çoğaltılması ve verim değerlerinin artırılmasına yönelik hedefler bulunmaktadır. Dolayısıyla bizim yapacağımız bu çalışma ile birlikte Sivas’ta bulunan yerli arı varlığının korunması ve ıslahına yönelik faaliyetler planlanmaktadır.'
Gençlik Ve Spor Bakanı Kasapoğlu, Niğde'de Ziyaretlerde Bulundu
NİĞDE (AA) - Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu, Niğde'de ziyaretlerde bulundu. Kasapoğlu, Vali Yılmaz Şimşek'i ziyaret ederek, bir süre görüştü.Basına kapalı gerçekleşen görüşmenin ardından Kasapoğlu, esnafı ziyaret etti ve vatandaşlara kitap dağıttı. Daha sonra Niğde Belediyesine geçen Kasapoğlu, Belediye Başkanı Emrah Özdemir ile de bir süre görüştü. Kasapoğlu, ardından esnaf ziyaretine devam etti. Bakan Kasapoğlu'na, AK Parti Niğde milletvekilleri Yavuz Ergun ve Selim Gültekin ile AK Parti İl Başkanı Ömer Kılıç eşlik etti.
Reklam
İstanbul'un Barajlarındaki Su Seviyesi Yüzde 44.70'E Yükseldi
İSTANBUL (AA) - İstanbul'a su sağlayan barajların su seviyesi, yüzde 44,70'e yükseldi.İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) verilerine göre, barajlardaki su seviyesi 8 Ocak'ta yüzde 19,16'ya kadar inerken, son dönemde etkili olan yağışlı havayla barajlardaki su miktarı yüzde 25,54 arttı.Kente su sağlayan barajlardaki doluluk oranı bugün itibarıyla yüzde 44,70 olarak ölçüldü.Su miktarı Istrancalar'da yüzde 78,20, Terkos'ta yüzde 42,87, Sazlıdere'de yüzde 20,86, Alibey'de yüzde 51,99, Büyükçekmece'de yüzde 46,64, Ömerli'de yüzde 50,29, Darlık'ta yüzde 54,55, Elmalı'da yüzde 51,04, Kazandere'de yüzde 78,34 ve Pabuçdere'de yüzde 21,54 olarak kaydedildi.Kente su sağlayan baraj ve göletler, 868 milyon 683 bin metreküp su biriktirme hacmine sahipken, su miktarı bugün itibariyle 388 milyon metreküp seviyesinde bulunuyor.İstanbul'a dün itibarıyla verilen su miktarı ise 2 milyon 797 bin metreküp oldu.Son 15 yılın doluluk oranlarıBarajlardaki doluluk oranı, 8 Şubat tarihi baz alındığında 2006'da yüzde 93,73, 2007'de yüzde 55,29, 2008'de yüzde 26,03, 2009'da yüzde 51,54, 2010'da yüzde 97,15, 2011'de yüzde 91,17, 2012'de yüzde 72,75, 2013'te yüzde 78,90, 2014'te yüzde 32,05, 2015'te yüzde 90,00, 2016'da yüzde 84,61, 2017'de yüzde 85,75, 2018'de yüzde 75,35, 2019'da yüzde 89,88, 2020'de yüzde 59,84, 2021'de ise yüzde 44,70 olarak gerçekleşti.
Marmara Denizi Ve Batı Karadeniz'de Bugün Kuvvetli Fırtına Bekleniyor
ANKARA (AA) - Marmara Denizi ve Batı Karadeniz'de bugün kuvvetli fırtına tahmin ediliyor. Meteoroloji Genel Müdürlüğünden yapılan uyarıya göre, Marmara Denizi'nde rüzgarın, bugün öğle saatlerinden sonra, güney ve güneybatı yönlerden 6 ila 8 kuvvetinde (50-75 kilometre/saat) fırtına, yer yer 9 kuvvetinde (90/kilometre/saat) kuvvetli fırtına şeklinde esmesi öngörülüyor. Kuvvetli fırtınanın yarın sabah saatlerinde etkisini kaybetmesi bekleniyor.Batı Karadeniz'de ise bugün akşam saatlerinden itibaren rüzgarın batı ve güneybatı yönlerden 6 ila 8 kuvvetinde (50-75 kilometre/saat) fırtına, yer yer 9 kuvvetinde (90 kilometre/saat) kuvvetli fırtına şeklinde eseceği tahmin ediliyor. Kuvvetli fırtınanın, yarın öğle saatlerinde etkisini kaybetmesi öngörülüyor. Ulaşımda oluşabilecek aksamalara karşı tedbirli ve dikkatli olunması gerekiyor.
Reklam
Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Geylan, Dijital Eğitimin, Salgın Sonrasında Da Eğitimin Ayrılmaz Bir Parçası Olacağını Belirtti
ANKARA (AA) - Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan, dijital eğitimin sadece salgın döneminde değil, salgın sonrasında da eğitimin ayrılmaz bir parçası olacağını belirtti.Sendikadan yapılan açıklamaya göre, Türk Eğitim-Sen, Sosyal Medya ve Dijital Güvenlik Eğitim Araştırma Derneği (SODİMER) iş birliğiyle ve UNESCO Milli Komisyonu'nun desteğiyle 22-24 Ocak 2021 tarihlerinde 'Dünyada ve Türkiye'de Güncel Gelişmeler Işığında 2023'e Doğru Dijital Eğitim Çalıştayı' düzenledi.Türkiye ve yurt dışındaki 40 üniversiteden 100'e yakın akademisyenin katıldığı çalıştay, 'Dijital Eğitimin Felsefesi ve Sosyolojisi,' 'Dijital Eğitim ve Öğretim Programları', 'Dijital Eğitimin Yönetimi, Dijital Eğitimde Öğretmen Yetiştirme', 'Dijital Eğitimde Materyal Geliştirme', 'Dijital Eğitimde Yapay Zeka ve Etik, Dijital Eğitim ve Öğretmen-Öğrenci-Veli Psikolojisi', 'Dijital Eğitimde Ölçme Değerlendirme' olmak üzere 8 ana başlık etrafında gerçekleştirildi.Açıklamada değerlendirmesine yer verilen Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) sürecinde Türkiye'de salgın tedbirleri kapsamında eğitim öğretimin uzaktan yapılmasına karar verildiğini hatırlattı.Milli Eğitim Bakanlığının bir hafta gibi kısa bir sürede 18 milyon öğrenciye uzaktan öğretim faaliyetini hayata geçirdiğini ancak devam eden süreçte birtakım aksaklıklar ve sıkıntıların da yaşandığını ileri süren Geylan, bu sürecin, olağanüstü durumlar için bir B plan hazırlanması gerektiğini gösterdiğini kaydetti.13-18 Temmuz 2021 tarihinde düzenlenecek '100. Yılında 2. Maarif Kongresi' kapsamındaki etkinliklerin ilkini, dijital eğitimin oluşturduğu sorunlara ve ihtiyaçlara mercek tutarak gerçekleştirdiklerini belirten Geylan, 'Dijital Eğitim Çalıştayı, dijital eğitim süreçleri ile ilgili tüm konuları çeşitli temalar altında inceleyerek, tartışıp, gerekli çözüm yollarının bulunmasını sağlayarak dijital eğitimin kalitesini artırmayı hedeflemiştir.' ifadesine yer verdi.'Alternatif öğretim programları dijital eğitime uygun hale getirilmeli'Çalıştayda, her biri alanında uzman kişilerce dijital eğitimin mevcut süreci ve eğitimin geleceği üzerine incelemeler ve analizlerin ortaya konulduğunu aktaran Geylan, komisyonun önerilerine ilişkin şu bilgileri verdi:'Komisyon önerileri arasında, okullarda yüz yüze eğitime geçilmemesi durumunda karne notlarının geçti-kaldı yöntemine dönüştürülmesi, LGS, TYT, AYT gibi merkezi sınavlarda etkili olan not ortalamasının, sadece öğrencinin yüz yüze eğitim süreçlerinde elde ettiği notların kullanılarak hesaplanması, eğitim çalışanlarının uzaktan eğitim süreçlerinde internet, bilgisayar ve diğer konularda edinecekleri ekipman ve hizmet bedelleri için eğitim öğretim hazırlık ödeneğinin iki öğretmen maşı olarak ödenmesi ve her yıl bu rakamın değişen ekonomik koşullara göre güncellenmesi, olağanüstü hallere ilişkin alternatif öğretim programlarının, hem dijital hem normal hem de hibrit eğitime uygun hale getirilmesi de yer alıyor.''Dijital eğitim, sadece salgın döneminde değil, salgın sonrasında da eğitim sürecinin göz ardı edilemez ve ayrılmaz bir parçası olacak.' değerlendirmesinde bulunan Geylan, çalıştayın kapsamlı rapor ve sonuçlarını ilgili tüm paydaşlara ileteceklerini kaydetti.
İzmir'de Bir İş Merkezinde Bulunan Gelinlik Atölyesinde Çıkan Yangın Hasara Neden Oldu
İZMİR (AA) - İzmir'in Konak ilçesinde 6. katlı bir iş merkezinin en üst katında bulunan gelinlik atölyesinde çıkan yangın hasara yol açtı. Akdeniz Mahallesi'ndeki bir iş merkezinin 6. katında bulunan gelinlik atölyesinde yangın çıktı. Çevredekilerin ihbarı üzerine olay yerine itfaiye, polis ve sağlık ekipleri sevk edildi.Yangın sırasında atölyede bulunan Safiye Çepni (54), yoğun dumandan etkilenmemek için cam kenarında yardım bekledi. İtfaiye ekipleri, Çepni'yi merdivenli araç yardımıyla dışarı çıkardı. Olay yerindeki ilk müdahalenin ardından Çepni, Alsancak Nevvar Salih İşgören Devlet Hastanesine kaldırıldı. Çepni'nin hayati tehlikesinin bulunmadığı öğrenildi. Hasara neden olan yangın itfaiye ekiplerince söndürüldü.
Mutlu Bir Çocukluk, İyi Bir Ruh Sağlığının Garantisi Olmayabilir
ANKARA (AA) - Avustralya'da yürütülen bir araştırmada, mutlu ve güvenli çocukluk geçirmenin, yetişkinlik döneminde iyi bir ruh sağlığının garantisi olmayabileceği belirtildi.Güney Avustralya ile Canberra Üniversitelerinin ortaklaşa yürüttüğü 'Current Psychology' dergisinde yayımlanan araştırmada, erken çocukluk deneyimlerinin farklı gelişimsel yollarla nasıl ilişkili olduğu ve bunların kötü ruh sağlığıyla nasıl ilişkilendirilebileceği incelendi.Zor bir çocukluğun hayatın daha sonraki döneminde akıl hastalığına yakalanma olasılığını artırdığının bilindiğine işaret edilen araştırmada, güvenli ve mutlu ortamda büyüyen çocukların da yetişkinlikte kaygı bozukluğu gibi rahatsızlıklar yaşamasının olasılıklar dahilinde olduğu vurgulandı.Çalışmanın baş yazarı Bianca Kahl, ruh sağlığı koşullarının yalnızca hayatın erken dönemlerinde yaşananlarla belirlenmediğine dikkati çekerek, 'Mutlu bir çocukluk, iyi bir ruh sağlığının garantisi değil.' dedi.Erken yaşam deneyimleriyle yetişkinlikteki akıl sağlığı arasındaki ilişkiyi anlamada kesinlikle başka faktörlerin de etkisi olduğunun altını çizen Kahl, şunları kaydetti:'Beklentilerimiz karşılanmadığında duruma uyum sağlama kabiliyetimiz, ruh sağlığımızı etkiler. Çocuklar olarak değişime nasıl adapte olacağımızı öğrenirsek ve işler yolunda gitmediğinde, bu durumla nasıl baş edeceğimizi bilirsek, strese ve diğer risk faktörlerine daha iyi yanıt verebiliriz.'Avustralya'da, nüfusun neredeyse yüzde 50'si hayatlarının belli döneminde akıl sağlığıyla ilgili rahatsızlık, yaşları 4 ila 11 olan çocukların ise neredeyse yüzde 14'ü ruhsal problemler yaşıyor.
Reklam
Güncelleme - Samsun'da Çöp Konteynerinde Bulunan Bebeğin Annesi Ve Anneannesi Yakalandı
SAMSUN (AA) - Samsun'un İlkadım ilçesinde çöp konteynerine bırakılan bebeğin annesi ve anneannesi gözaltına alındı.İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şubesi ekiplerince yürütülen çalışma sonucu Kökçüoğlu Mahallesi Mehmet Akif Sokağı'nda belirlenen adrese operasyon düzenlendi.Operasyonda, bebeğin annesi Afganistan uyruklu Zahra M. (21) ve anneannesi Meryem M. (49) yakalandı. Operasyonda, bebeğe ait çanta, biberon, bebek bezi, zıbın ve elbiseler ele geçirildi.Sağlık kontrolünden geçirilen şüpheliler, emniyete götürüldü. Zanlılar, emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Zehra M, adliyeye sevk edildiği sırada gazetecilerin 'pişman mısın?' sorusuna 'pişmanım' diye cevap verdi. Ulugazi Mahallesi Orhan Gencebay Caddesi'ndeki çöp konteynerinden 3 gün önce ağlama sesi geldiğini duyan vatandaşlar, durumu 112 Acil Servis ekiplerine bildirmişti. Ekipler, çöp konteynerinde, yanına biberon bırakılan yaklaşık 1 haftalık kız bebek bulmuştu. Hastaneye kaldırılan bebek tedavi altına alınmıştı.
Filistin, Libya'da Geçici Yönetimin Seçilmesini Memnuniyetle Karşıladı
RAMALLAH (AA) - Filistin, Libya'da seçimlerin yapılacağı 24 Aralık'a kadar ülkeyi yönetecek geçici yönetimin belirlenmesini memnuniyetle karşıladığını bildirdi. Filistin Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, oluşturulan yeni yürütme otoritesinin kardeş Libya halkının üstün çıkarlarına karşılık vereceği ve bu adımın ülkenin istikrarı, toprak bütünlüğünün korunması ve refahının sağlanmasına yol açacağı ifade edildi.Libya'da seçimlerin yapılacağı 24 Aralık'a kadar ülkeyi yönetecek geçici yönetimin belirlenmesinden duyulan memnuniyete işaret edilen açıklamada, kardeş iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesi ve geliştirilmesi için yeni yürütme otoritesiyle birlikte çalışma arzusu vurgulandı.BM öncülüğünde 5 Şubat'ta İsviçre'de toplanan Libya Siyasi Diyalog Forumu üyelerinin oylaması sonucunda, 24 Aralık 2021'de yapılması planlanan seçimlere kadar Başkanlık Konseyi Başkanlığına Muhammed Menfi, Başbakanlığa da Abdulhamid Dibeybe seçilmişti.Liste yöntemine göre yapılan oylamada Menfi ve Dibeybe'nin yanı sıra Başkanlık Konseyi yardımcıları olarak Musa el-Koni ve Abdullah el-Lafi'nin bulunduğu liste, 74 üyeden 39'unun oyunu almıştı.Akile Salih, Fethi Başağa, Usame Cuveyli ile Abdulmecid Seyfunnasr'dan oluşan ve ikinci tura kalan diğer liste ise 34 oyda kalmıştı.
Japonya'da Askeri Denizaltı İle Ticari Kargo Gemisi Çarpıştı
TOKYO (AA) - Japonya’nın Koçi eyaleti açıklarında Japonya Deniz Öz Savunma Kuvvetleri (MSDF) denizaltısı ile ticari kargo gemisi çarpıştı.Ülkenin güney batısında Şikoku bölgesinde bulunan Koçi eyaleti açıklarında su yüzeyine yükselen MSDF denizaltısı 'Souryuu' ile ticari kargo gemisi çarpıştı.Kaza yerel saatle yaklaşık 10.50'de Koçi’nin Pasifik kıyısındaki Aşizuri burnu açıklarında meydana geldi.Kyodo ajansının haberine göre, çarpışma sonrası 3 MSDF üyesinin yaralandığı tahmin ediliyor.Kabine Baş Sekreteri Kato Katsunobu, düzenlediği basın toplantısında, MSDF'nin denizaltıda hasar olmadığı şeklinde rapor verdiğini aktardı.Kato, konuya ilişkin Başbakanlık Ofisindeki (Kantei) Kriz İdare Merkezinde iletişim bürosunun kurulduğunu bildirdi.
Reklam
Türk İklimlendirme Sektörü Özbekistan'da Hedef Yükseltti
İSTANBUL (AA) - Türk iklimlendirme sektörü, 2021'in ilk sanal ticari heyet organizasyonunu Özbekistan'a yaptı.İklimlendirme Sanayi İhracatçıları Birliği (İSİB) açıklamasına göre, 26-28 Ocak'ta düzenlenen sanal ticari heyet organizasyonu, 263 iş görüşmesiyle tamamlandı.Özbekistan sanal ticaret heyetine Türkiye'den 20, Özbekistan'dan ise 77 firma katılım sağlarken, yapılan görüşmelerde ticari ilişkilerin geliştirilmesine ve büyütülmesine yönelik pek çok konu ele alındı.Türk firmalarının ısıtma, soğutma, tesisat, havalandırma ve klima ürün grupları ile iştirak ettiği Özbekistan sanal heyet organizasyonu, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı İsmail Gülle, Taşkent Ticaret Müşaviri Abdullah Yavuz Türker, İSİB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Şanal, İSİB Yönetim Kurulu Üyesi ve Heyet Başkanı Levent Aydın ve heyette yer alan firmaların temsilcilerinin katıldığı bir bilgilendirme toplantısı ile başladı. İkili iş görüşmelerin gerçekleştirildiği etkinlik kapsamında, telafi görüşmeleri de yapıldı.'Özbekistan, Türkiye için çok ciddi bir pazar'Açıklamada görüşlerine yer verilen İSİB Yönetim Kurulu Üyesi ve Özbekistan Sanal Ticari Heyet Başkanı Levent Aydın, 2021 yılına Özbekistan sanal heyet organizasyonu ile başarılı bir şekilde başladıklarını belirterek, şunları kaydetti: 'Her sene yaklaşık 1,8 milyar dolar iklimlendirme sektörü ithalatı yapan Özbekistan, Türkiye için çok ciddi bir pazar. Türk iklimlendirme sektörü, şu anda Özbekistan'ın iklimlendirme sektörü ithalatının yüzde 8'ini karşılıyor. Sanal heyet organizasyonumuza katılan üye firmalarımız, bu görüşmelerde ihracata dönüşecek birçok bağlantı gerçekleştirdi. Özbekistan'da 2021 yılında pazar payımızı yüzde 10 seviyelerine getirmek istiyoruz. Pandeminin ardından ülkeler ve sektörler arası ilişkilerin daha da yukarılara çıkacağını ve ihracat hedeflerimizi daha da yükselteceğimizi düşünüyoruz.'
Sivas'ta Kaçak Avlanan 4 Kişiye 12 Bin Lira Ceza
SİVAS (AA) - Sivas'ta kaçak avlanan 4 kişiye 12 bin lira ceza kesildi.Alınan bilgiye göre, Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürlüğü ekipleri, Şarkışla, Yıldızeli, Gürün, Kangal ve Divriği ilçelerinde av koruma ve kontrol faaliyeti gerçekleştirdi. Ekipler, denetimlerde kaçak avlandığını tespit ettiği 4 kişiyi yakaladı. Bu kişilere 12 bin lira idari para cezası uygulayan ekipler, kaçak avda kullanıldığı tespit edilen 4 tüfeğe de el koydu. Öte yandan, denetim faaliyetleri sırasında yaban hayatı için doğaya 400 kilogram yem bırakıldı.
Reklam
Analiz - Riyad'da "Obama Sendromu"
İSTANBUL (AA) -NECMETTİN ACAR- Joe Biden’ın ABD başkanlık seçimini kazanmasıyla zaten sıkıntılı günler geçiren Riyad yönetimi, geçtiğimiz haftalarda ABD’nin Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) silah satışlarını kısıtlayacağını ilan etmesiyle derin bir açmazla karşı karşıya kaldı. Çünkü Suudi yönetimi özellikle genç Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın inisiyatifiyle 2015 sonrası dönemde iddialı ve maceracı bir dış politikaya yönelmişti. Yemen savaşı, Katar ablukası, Cemal Kaşıkçı cinayeti ve Lübnan Başbakanı Saad Hariri’nin Riyad’da rehin alınarak Lübnan iç siyasetinde Şii-Sünni gerilimi çıkarma projesi bu iddialı ve maceracı politikanın sadece bazılarıydı.II. Dünya Savaşından günümüze kadar ülkenin güvenlik garantörü olan ABD’nin Arap Baharı sürecinin başlarından itibaren Suudilerin güvenlik hassasiyetlerini önemsemeyen bir politika benimsemiş olması Riyad’da hayal kırıklığı yaratmıştı. Riyad bu hayal kırıklığını “Obama sendromu” şeklinde adlandırmıştı. Trump’ın 2017 yılında başkanlık koltuğuna oturmasıyla rahat bir nefes alarak Obama sendromundan kurtulan Riyad yönetimi Donald Trump’ın beklenenden kısa süren başkanlığı ve Biden’ın seçimi kazanmasıyla yeni bir Obama sendromu yaşamaya başladı. Kaşıkçı cinayeti, Yemen savaşı ve yaygın insan hakları ihlallerinin Biden’ın masasında bulunuyor olması Riyad’ın yaşadığı bu sendromun en önemli sebeplerinden biri.Suudi Arabistan’ın üç seçeneğiUzun yıllar ABD güvenlik garantilerine yaslanarak toprak bütünlüğünü ve rejim güvenliğini sağlamayı başaran Riyad yönetimi, 2010 sonrası dönemde, ABD’nin güvenlik garantilerini azaltmaya dönük politikaları ile derin bir güvensizlik atmosferi içine girdi. Bu dönemde ABD, “kaya gazı devrimi” ile enerji bağımsızlığını kazandı ve Körfez petrol kaynaklarını ihtiyacı kalmadı. Enerji bağımsızlığının ABD dış politikasında ortaya çıkardığı kaldıraç etkisiyle askeri ve ekonomik kabiliyetleri çok hızlı gelişen Çin’i dengelemek için Asya-Pasifik bölgesine yönelme eğilimi göstermesi, Körfez bölgesinin ABD dış politikasındaki öncelikli konumunu ortadan kaldırdı. Bu dönemde Suudiler için üç seçenek vardı: ABD’yi Suudi güvenliğini sağlama konusunda yeniden ikna etmek; kendi güvenliğini sağlamak için güçlü bir askeri/endüstriyel kapasite inşa etmek; ABD dışında yeni güvenlik garantörleri (Rusya, Çin) bulmak.İlk olarak özellikle Trump’ın 2017 yılında başkanlık koltuğuna oturması Riyad’da ABD’nin yeniden ülkenin güvenlik garantörü olabileceğine dair bir umut ışığı ortaya çıkardı. Trump’ın ülkeyi bir şirket gibi kar-zarar hesabıyla yönetme biçimi ile Suudilerin uzun yıllardır sürdürmekten büyük keyif aldığı “çek defteri” politikasının uyuşması ABD-Suudi Arabistan ilişkilerinde Obama sonrası yeni bir döneme işaret ediyordu. Özellikle Turmp’ın, damadı ve baş danışmanı Jared Kushner’in de yönlendirmesiyle Suudi veraset sistemine dolaylı yollardan müdahale ederek Muhammed bin Selman’ın tahta giden yolunu kolaylaştırması Riyad’da tam bir bahar havasına yol açtı. Ancak 2019 yılında Suudi ARAMCO tesislerine İran kaynaklı olduğu bilinen saldırılar sırasında Trump’ın bu saldırıları caydırmak ve İran’ı sınırlama konusunda sergilediği tavır ABD’nin Suudilere fiili güvenlik garantileri sağlama konusunda çok da istekli olmadığını ortaya koyarak bir hayal kırıklığına yol açtı.Kişisel ilişkiler üzerinden yürüyen ABD-Suudi Arabistan ilişkileri Biden’ın başkanlık koltuğuna oturmasıyla yeniden Obama dönemini andıran bir biçime bürünmeye başladı. Özellikle Biden’ın Yemen savaşı ve Yemen’de yaşanan insani krizler hususundaki vizyonu ABD’nin Suudi güvenliğini sağlama konusunda ikna edilemediğini ortaya koyuyor.Suudi Arabistan için “beka mücadelesi” olarak tanımlanan Yemen krizinde, Biden yönetiminin Suudilere silah ambargosu uygulayacağını açıklaması zaten çok parlak olmayan cephedeki durumun hızlıca Suudilerin aleyhine değişmesine yol açacaktır. Bu ambargonun psikolojik etkisi ise, Riyad’da “Obama sendromunun dönüşünü simgelemesi” açısından, cephedeki etkisinden daha ağır olacaktır. Biden’ın Yemen savaşına yönelik askeri desteğin çekileceğini ifade ettiği konuşmasında “Suudi Arabistan’ın toprak bütünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” ifadesi Riyad’ı asla tatmin etmeyecektir. Çünkü ülke siyasi tarihi boyunca toprak bütünlüğüne ve rejim güvenliğine yönelik en büyük tehditlerin kaynağı olan Yemen sahası Suudiler için bir beka mücadelesidir. “Toprak bütünlüğünü savunacağız” ve “Yemen savaşına askeri destek vermeyeceğiz” ifadelerinin aynı konuşma içerisinde geçmiş olması Riyad açısından bariz bir tezattır.İkinci olarak, Suudiler 2010 sonrası dönemde çok büyük savunma ve silah alım anlaşmaları yapmak suretiyle kendi güvenliklerini sağlayabilecek güçlü bir askeri/endüstriyel kompleks inşa etmeye çalıştılar. Özellikle son beş yılda milli gelirin yaklaşık yüzde 21’ine denk gelen 273 milyar dolarlık bir savunma bütçesiyle Suudi Arabistan, dünyada milli gelirine oranla savunmaya en çok para harcayan ülke konumuna yükseldi. Ancak 2019 yılında İran ya da İran’a bağlı milisler eliyle 2 milyon dolarlık bir seyir füzesi veya insansız hava aracıyla 17 dakikada düzenlenen ARAMCO saldırıları ve Suudi Arabistan ordusunun Yemen’de sergilediği zayıf performans Suudilerin kendi güvenliklerini kendi askeri kapasiteleriyle sağlayabilecekleri umudunu da boşa çıkardı. Üstelik ülke tarihi boyunca rakip prenslerin denetimine verilen İçişleri Bakanlığı (Muhammed bin Nayif), Savunma Bakanlığı (Sultan), Ulusal Muhafızlar (Abdullah) ve İstihbarat başkanlığı (Mukrin, Bender) gibi kurumların sayılan hanedan üyelerinin denetiminden çıkarılarak tüm yetkinin Veliaht Prens’te toplandığı bir güvenlik yapılanması oluşturma çabası Suudi güvenlik sektörünü bir kargaşa içine itti. Bu veriler ışığında, yapılan onca savunma harcamasına rağmen Suudi askeri kabiliyetlerinin beş yıl öncekinden daha iyi durumda olmadığı kolaylıkla söylenebilir. Biden sonrası Suudi güvenlik opsiyonlarıABD’yi Suudi güvenliğini sağlama konusunda ikna edemeyen ve kendi güvenliğini sağlayabilecek güçlü bir askeri/endüstriyel kompleks inşa etmekte başarısız olan Riyad’ın son bir seçeneği kalmış görünüyor; rejim güvenliği ve toprak bütünlüğü konusunda ABD dışında Rusya ve Çin gibi diğer küresel aktörlerin desteğini sağlamak. Özellikle Biden döneminde Suudilerin yaşayacakları yoğun güvenlik endişeleri bu son seçeneği Riyad açısından önemli kılabilir. Ancak bilinmesi gerekir ki Rusya ve Çin’in güvenlik garantilerine yaslanmanın birtakım avantajları olabileceği gibi çok sayıda sakıncası da bulunuyor.İlk olarak şu tespiti yapmak gerekiyor: Bölge güvenlik mimarisinde başat rolü oynama konusunda ne Rusya’nın ne de Çin’in yeterli askeri kapasitesi bulunuyor. Her iki aktörün de silah satışı, enerji güvenliği, jeopolitik hırslar ve ticari avantajlar yönüyle Suudi güvenliğini sağlama konusunda önemli motivasyonları bulunsa da sınırlı askeri kabiliyetler böyle kritik bir rolü oynama konusunda her iki aktörün zorlanmasına sebep olabilir. Aynı zamanda Rusya ve Çin’in İran ile geliştirdiği yakın işbirliği, İran karşısında güvenlik arayan Suudilerin bu beklentilerinin karşılanmasını zorlaştırıyor. Biden’ın ilk dış politika mesajında Rusya ve Çin’i ABD’nin en tehlikeli rakipleri olarak nitelemesi de Suudilerin bu eksene yönelmelerini zorlaştıracaktır.Rusya ve Çin güvenlik garantilerinin bazı avantajları da bulunuyor. Örneğin her iki aktör de silah satışlarında insan hakları ihlalleri ve özgürlükler gibi değerleri dikkate almamaktalar. Aynı zamanda her iki aktör de bölgeye yönelik silah satışlarında “İsrail’in askeri gücünün aşılacak olmasına” dair bir endişe duymuyorlar. Halbuki başta ABD olmak üzere Batı ülkeleri insan hakları ihlalleri ve hiçbir aktörün İsrail’den daha güçlü bir askeri kabiliyet edinmemesini sağlamak gerekçesiyle zaman zaman silah satışlarında kısıtlamalara gidebiliyor. Nitekim Mart 2019 tarihinde ABD ile Suudiler arasında nükleer işbirliğini de içeren anlaşma ABD basınında eleştiri konusu olduğunda Trump, “Biz satmazsak Suudiler bu teknolojiyi Çin’den alacaktır” şeklinde bir savunma yapmıştı. Yine Çin’in bölge petrolünün en büyük müşterisi olduğu ve Körfez ülkelerinin Çin’in en önemli ticari partnerleri olduğu gerçeği Çin’i, küresel enerji piyasalarında etkili bir aktör olma çabası da Rusya’yı bölge güvenlik mimarisinde belirleyici roller oynamaya teşvik edecektir.Biden döneminin başlamasıyla birlikte Suudiler belirgin bir şekilde Biden’ın vizyonuna ayak uydurma politikasına yöneldiler. Katar ablukasının, Katar’ın kendisine sunulan 13 maddelik talep listesindeki hiçbir talebi karşılamamasına rağmen, Suudilerin girişimiyle ortadan kaldırılması bu ayak uydurma çabasının bir sonucuydu.Yeni dönemde Suudilerin her iki aktörle de sınırlı da olsa askeri işbirlikleri geliştireceğini öngörebiliriz. Ancak her ne kadar ABD ile sorunlar yaşasa da yukarıda sayılan sakıncalar sebebiyle Suudilerin Rusya ve Çin gibi aktörlerle derin askeri işbirlikleri geliştirmeleri zor görünüyor. Ancak kesin olan bir şey var ki, Suudiler Yemen’den “ulusal onurları zedelenmeden” çıkmayı bugün istediklerinden daha fazla istemiş değiller. Yine mevcut uluslararası atmosfer devem ettiği sürece Suudilerin askeri güce dayanan yeni müdahaleci ve maceracı politikalara yönelmeleri oldukça zor olacaktır. Askeri ve diplomatik kabiliyetlerinin zayıflamasına da bağlı olarak Suudilerin Türkiye ve Katar gibi geçmişte rakip olarak gördükleri ülkelerle iyi ilişkiler geliştirebileceğini öngörebiliriz. Son olarak ABD basınında ve siyasi çevrelerinde Kaşıkçı cinayetinin hesabını sorma iddiasıyla son dönemde Muhammed bin Selman’ın veliaht prenslikten azledilmesini, tutuklu bulunan Ahmed bin Abdülaziz ve Muhammed bin Nayif gibi önemli prenslerin serbest bırakılmasını sağlamaya yönelik bir kampanya başlamışa benziyor. Trump’ın Suudi veraset sistemine dolaylı müdahaleleriyle veliaht prenslik ve ülkenin fiili yöneticiliği koltuğuna oturmasına zemin hazırlanan Muhammed bin Selman ile Biden yönetiminin nasıl bir ilişki biçimi geliştireceğini zaman gösterecektir. Öte yandan Ilımlı İslam, Vizyon 2030 ve Yemen savaşı gibi üç iddialı proje ile Suudi tahtını elde etmeye çalışan Muhammed bin Selman’a yönelik Suudi iç siyasetindeki desteğin, her üç alanda yaşanan başarısızlıklar sebebiyle aşınması da muhtemel görünüyor. [Dr. Necmettin Acar Mardin Artuklu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü başkanıdır]
İsrail Başbakanı Netanyahu Yeniden Hakim Karşısında
KUDÜS (AA) - İsrail'de görevdeyken yargılanan ilk Başbakan olarak tarihe geçen Binyamin Netanyahu'nun davasının ikinci duruşması, işgal altındaki Doğu Kudüs'te yer alan İsrail'e ait Kudüs Bölge Mahkemesinde görüldü.Duruşma öncesi İsrail polisi, mahkemenin çevresindeki birçok yolu trafiğe kapatırken, bir grup Netanyahu karşıtı da mahkeme yakınında gösteri düzenledi. İsrail ve uluslararası basının yoğun ilgi gösterdiği duruşmada Netanyahu ve avukatları hazır bulundu.Duruşmada Netanyahu, hakkındaki yolsuzluk suçlamalarını reddetti. İsrail'de en uzun süre başbakanlık görevini yürüten Netanyahu'nun yargılanmasının uzun süreceği belirtiliyor.İsrail Başsavcısı Avichai Mandelblit, 21 Kasım 2019'da Netanyahu hakkında üç ayrı yolsuzluk dosyası nedeniyle dava açılmasını talep etmişti.Netanyahu'nun ilk duruşması 24 Mayıs 2020'de yine Kudüs Bölge Mahkemesinde görülmüştü.
Reklam