Ali Koç Bayrağı Çekti
Sarı-lacivertli kulüpte başkanlık için adı geçen Ali Koç, Yargıtay kararı sonrası Fenerbahçe taraftarının çağrısına uydu. Başkan Aziz Yıldırım’ın cezasının Yargıtay’da onanmasının ardından sosyal medyada taraftarlar bayrak asma ve forma ile sokağa çıkma çağrısı yapmıştı. Bu çağrıya ilk uyan isim sarı-lacivertli yönetimde bir dönem önce asbaşkanlık yapan ve Aziz Yıldırım sonrası başkanlık için adı en çok geçen isim olan Ali Koç oldu. Hürriyet'in haberine göre; Boğaz’daki yalısına Fenerbahçe bayrağı asarak çağrıya yanıt veren Ali Koç, bu hareketiyle Yargıtay kararına tepkisini de göstermiş oldu.YALNIZ BIRAKMAMIŞTI Aziz Yıldırım’ı ve yönetici arkadaşlarını mahkeme sürecinde yalnız bırakmayan Ali Koç, sürecin en yakın tanıklarından biriydi. Fenerbahçe kongresi öncesi yargı kararlarına tepkisini basın toplantısı ile dile getiren Koç, yönetimi bıraksa da kulüple bağlarını kopartmamıştı.Radikal
Yoğun Bakımdaki Nejat İşler'e Ünlülerden Destek Mesajları
Muğla’nın Bodrum ilçesinde rahatsızlanarak hastaneye kaldırılan ünlü oyuncu Necat İşler yoğum bakıma alındı. İşler'in durumunun ciddi olduğu öğrenildi.  Yoğun bakıma alınan ünlü oyuncu için birçok sanatçı dostu geçmiş olsun mesajı yayınladı.  İşte o mesajlardan bazıları…Hürriyet
Siyasette Artık LGBTİ'ler de Var
Yıllardır rengârenk gökkuşağı bayraklarıyla her türlü siyasi olayın içerisindeydiler. Artık kitlesel partilerin içerisine de girdiler. Kitlesel örgütlerde siyaset yapan ve yerel seçimde adaylıkları bulunan LGBTİ'ler anlatıyor... Her gün yeni bir yerel seçim adayı tartışılırken bu yerel seçimler öncesinde LGBTİ bireyler de yerel seçim adaylıklarında yerlerini aldı. Yıllardır aktif siyasetin içerisinde olmalarına rağmen görünürlük sorunu yaşayan LGBTİ’ler ÖDP deneyiminden sonra ilk defa kitlesel partilerin içerisinde kendilerini ifade edebilmenin memnuniyeti içerisinde. Pek çoğu LGBTİ’lerin siyasette yer alması için geç olduğunu düşünse de “Zararın neresinden dönülse kârdır” diyorlar. Kim bilir, belki de bu görünürlük hali diğer siyasi partilerde yer alan ve kendilerini saklayan LGBTİ’lere de cesaret verir. CHP ve HDP’de siyaset yapan LGBTİ’lere bu değişimi sorduk, onlar da yanıtladı. Ebru Kırancı HDP Beyoğlu Belediye Meclisi Üyesi aday adayı, 53 yaşında, altı sene Zonguldak Belediyesi’nde çalıştı, yıllardır İstanbul LGBTT Derneği aktivisti. “LGBTİ’lerin siyasette daha aktif rol oynaması önyargıları değiştirecek. Bana göre zaten bu çok geç kalınmış bir karar. LGBTİ’ler zaten 30 senedir aktif olarak politikanın içerisinde. Zaten trans olduğum için yeterince politik bir duruş içerisindeyim. 87 yılında Gezi Parkı’nın merdivenlerinde yaptığımız açlık grevlerini hatırlıyorum. Yine 15 yıl önce ÖDP’de yer alan LGBTI bireyleri unutmamak gerekiyor. Benim için Beyoğlu’nun ayrı bir önemi var. Beyoğlu’na yeni gelen her polis amiri ilk önce trans bireylere saldırıyor. Tarlabaşı’nda yapılan dönüşümler zaten LGBTİ’leri şehirden dışlamak için yapılan politikalar. Bunları Belediye Başkanı’na sorduğunuz zaman “Biz zaten onları şehrin içerisinde istemiyoruz” diyor. Biz kendi kentimizle ilgili söz sahibi olmalıyız. Ayrıca partilerin “Biz bunu tabanımıza nasıl açıklarız” endişesinden bıktım. Bana göre LGBTİ’leri tüzüğe almak da yetmez. LGBTİ’lere dokunmaları onları daha çok görmeleri lazım.” Cihan Erdal HDP Parti Meclisi Üyesi, Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji yüksek lisans öğrencisi, daha önce ÖDP, EDP ve Yeşiller Sol Gelecek Parti’sinde aktif olarak siyaset yaptı. “LGBTİ kotasını ilk olarak EDP’de uygulama kararı almıştık ancak fiilen gerçekleştirememiştik. HDP, LGBTİ meselesini ilgilendiği temel sorunlardan biri haline getirdi. HDP’nin siyasete bakışında “ Türkiye ’deki en önemli sorun şu ve biz sadece bununla ilgileniriz” bakış açısı yok. Solun ve kimliklerin tüm sorunları HDP’nin temel meselesi. LGBTİ’lerin yerel seçimlerindeki aday adaylıkları temsili bir adım olmanın ötesinde HDP’nin fiili olarak LGBTI dostu belediyecilik getireceğinin bir kanıtı. Sedef Çakmak CHP Beşiktaş Belediye Meclisi Üyesi aday adayı, 31 yaşında LGBT Dayanışma Derneği ve Lambdaİstanbul’da çalıştı. İki yıl SPoD Yönetim Kurulu Başkanlığı yaptı. Bireylerin kendi yaşadıkları kentler hakkında söz sahibi olabilmeleri için sadece LGBTİ bireyler değil bütün kesimler yerel siyasette yer almalı. 20 yıldır yükselerek görünürlüğünü arttıran, Gezi Direnişi’nde deyim yerindeyse rüştünü ispatlayan Türkiye’deki LGBTİ Hareketi’nin doğal olarak ilerlediği nokta, bünyesinden siyasette açık kimlikleriyle yer alacak LGBTİ bireyleri çıkarması. Sosyal bir hukuk devleti olarak tanımlanan Türkiye’de bu bireylere yönelik yerel yönetimler ve genel yasalar açısından halihazırda hiçbir çalışma yürütülmüyor. LGBTİ bireylerin yerel yönetimlerde yer almasının bu alanda hizmetleri ve çalışmaları başlatmak açısından gerekli olduğunu düşünüyorum. Bir diğer nokta da LGBTİ politikalarının sadece cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim ile sınırlı olmaması. Mesela yaşı ilerlemiş bir trans kadının ayrımcılığa uğramadan ev bakımı hizmetinden yararlanması gerektiğini söylediğinizde bu mevzu aynı zamanda yaşlı bakımı ile de ilgili. Levent Pişkin HDP Beyoğlu İlçe Başkanı, HDK Merkez Yürütme üyesi. Ankara Üniversitesi Hukuk mezunu, avukat. LGBTİ’ler artık karma yapılar içerisinde daha açık bir biçimde bulunuyorlar. Türkiye siyasetindeki önemli yapılar içerisinde açık kimlikleriyle hem yapı içerisine dair söz söylüyorlar, hem de yapının dışa doğru LGBTİ politikası yapmasını sağlıyorlar. Seçimler gündeminde değerlendirecek olursak mesela adaylıklardan tutun, seçim bildirgesinde LGBTİ taleplerinin yer bulması bunun ve 22 senedir yürütülen örgütlü mücadelenin sonucu. Keza daha evvel karma yapılar içerisinde gizlenmek zorunda kalan LGBTİ’leri de bu görünürlük cesaretlendiriyor. Siyasi yapılar artık LGBTİ politikası yapmaları gerektiğinin farkındalar ve bu farkındalığa bu görünürlük katkı sağladı. Gezi’de görünen gerçekliğimizi tüm alanlara taşıyoruz. Artık birtakım meseleler tartışılırken LGBTİ’ler unutulmuyor. Haber: ECE ÇELİK
Geçtiğimiz Haftanın Mutlaka İzlemeniz Gereken 10 Videosu
Geçtiğimiz haftanın en beğenilen, en dikkat çeken, en komik ve ilginç videoları işte burada. İyi seyirler...Daha fazla eğlenceli video için Videolar butonunu ve her videonun üzerine gelince solunda açılan paylaş kısmını kullanmakta fayda var.
Bu Videoyu Yükseklik Korkusu Olanlar İzlemesin!
Mustang Wanted adlı ruh hastası topluluk, ölümle adeta dalga geçiyor. Bu adamlara denilebilecek tek şey şu: 'Madem ölüme meydan okuma gibi bir alışkanlığınız var, bunu niye kendi açınızdan çekip de bizi de burada mahvediyorsunuz!'. Kısacası İzlerken yüreğinizi ağzınıza getirecek bir video.
Reklam
Bu Vine Videosu Tüm Dünyayı Dehşete Düşürdü!
Meksikalı bir kullanıcı bu çok acayip videoyu Vine'a yükleyerek tam bir fenomen oldu. Meksika'da mavi bir bidondan su deposu üzerinde bıyık gibi bir oluşum gören adam, eliyle dürtüyor ve sonra olanlar ise gerçekten akıllara durgunluk verici cinsten..
Reklam
Kız Kulesi'ne Haciz
Restoran olarak işletilen tarihi Kız Kulesi'nde dün akşam yaklaşan teknede konuklar değil, avukatlar vardı. Avukatlar, restoranın günlük hasılatına el koyduktan sonra kuleden ayrıldı. İş adamları Ahmet Hamoğlu ile Mustafa Şeker arasındaki icra davası tarihi Kız Kulesi’ne taşındı. İş adamı Şeker, Hamoğlu'nun işlettiği Kız Kulesi’ndeki restorana haciz işlemi yaptırdı. Tarihi Kız Kulesi'ne çıkan avukatlar restoranın günlük hasılatına el koydu. KARDEŞLER ARASINDA ANLAŞMAZLIK İddiaya göre, iş adamı Aydın Hamoğlu 1970 yılında kardeşi Ahmet Hamoğlu ile birlikte Hamoğlu Holding’i kurdu. Aydın Hamoğlu kardeşi arasında yaşanan anlaşmazlıklar nedeniyle kendi hisselerini yaklaşık 50 milyon liraya kardeşi Ahmet Hamoğlu'na çek karşılığında sattı. Çeklerin vadeleri geldiğinde karşılıksız olduğu anlayan Aydın Hamoğlu, kardeşi Ahmet Hamoğlu’na İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesi’ne başvurarak dava açtı. Kendisine dava açıldığını öğrenen Ahmet Hamoğlu ise iddialara göre holdingin bütün malvarlığıyla çalışanların üzerine şirketler kurarak hacizi önlemeye çalıştı. Aydın Hamoğlu mahkemenin masraflarını karşılamakta güçlük çekince alacaklarını işadamı Mustafa Şeker’e devretti. Dava sürerken Şeker'in avukatları, haciz işlemleri başlattı. Davacı avukatları, bu zamana kadar Hamoğlu Holding'e ait Silivri'deki 5 yıldızlı Klassis Otel, Klassis Golf & Country Club, Maxi Alışveriş Merkezi'ne gitti. Gittikleri yerlerde haciz işlemi yapamayan avukatlar, Hamoğlu'nu mal kaçırmakla suçlayarak yeni kurulan şirketlere yapılan devirlerin iptali için İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi’ne tasarrufun iptali davası açtı. KIZ KULESİ’NİN GÜNLÜK HASILATINA EL KONULDU Davacı avukatları son olarak Hamoğlu'nun 1995'ten bu yana işlettiği ve 49 yıllık işletmesini elinde bulundurduğu Kız Kulesi'nde haciz işlemi yapmak için İstanbul İcra Müdürlüğü'nden karar çıkardı. 3 avukat ve 4 icra memuru, dün akşam saatlerinde tarihi kuleye çıkarak icra kararını görevlilere gösterip, bin 200 liralık hasılata el koydu. Mustafa Şeker’in Avukatı Asım Özcan, mahkeme kararıyla alacaklarına karşılık Kız Kulesi’nin gelirlerine el konulduğunu belirterek, 'Asıl alacaklı Aydın Hamoğlu’dur. Hamoğlu grubunun eski ortaklarından ayrıca Hamoğlu grubunun sahibi olan Ahmet Hamoğlu'nun kardeşidir. Aydın Hamoğlu eski müvekkilimdir. Şirketteki hisselerini devir edip bunun karşılığında bir takım yasal evraklar almıştır. Zamanı gelince bu evrakların karşılığı çıkmayınca yasal işlem yapılmak zorunda kalınmıştır. Bunun üzerine icra takibi yaptık. Arkasından sonra anladık ki şirketin mal varlığı maalesef yanında çalıştırdıkları kişiler üzerine kurulan şirketler tarafından kaçırılmış. Bunlarla ilgili yasal işlemler devam ediyor. Davalar açtık. Tedbirler aldık. Aynı zamanda alacağımızı tahsil edebilmek içinde yasanın bize verdiği imkanları kullanmaya çalıştık. Haciz edebileceğimiz tüm işlemleri yapıyoruz. Şu anda kız kulesinin gelirine el koyduk. İçeride kasa işlemleri yapılıyor. Haciz işlemlerimiz Kız kulesi kapanana kadar sürecek' dedi. 'ALACAKLININ KESİNLEŞMİŞ BİR İCRA TAKİBİ VAR' Ahmet Hamoğlu’nun avukatı ve Hamoğlu Şirketler vekili Sercan Püre ise şunları söyledi: 'Eski şirket ortağının alacakları ile ilgili bir haciz işlemi söz konusudur. Bununla ilgili yasal işlemler devam ediyor. Bizim de açmış olduğumuz itiraz ve davalarımız söz konusudur. İçeride avukat arkadaşlarım yasal işlemlerini yerine getiriyor. Bizde Hamoğlu Şirketleri vekili olarak yasal olarak burada bulunuyoruz. Alacaklının kesinleşmiş bir icra takibi var.' DHA
Reklam
Haftanın Magazin Bombaları
Magazin dünyasının usta kalemi Sinan Özedincik, geçtiğimiz haftaya damga vuran olayları Sabah.com.tr'ye değerlendirdi. İşte ünlüler dünyasından son dedikodular, perde arkasında yatan olaylar... BÜYÜK AŞK BİTTİ Geçen ağustosta nişanlanan Tuğba Melis Türk ile Ersan Gülüm'ün yüzükleri attığı konuşuluyor. 2011 Best Model birincisi olan Türk de, Beşiktaşlı futbolcu Gülüm de Instagram sayfalarında birbirlerinin fotoğraflarını sildi. Evlenmelerine kesin gözüyle bakılan ikilinin ayrılmalarının nedeni ise merak konusu oldu. Her ikisi de sürekli birbirlerinin fotoğraflarını paylaşıp, birbirlerine aşklarını ilan ediyordu ancak ne olduysa şu son birkaç ayda oldu. Birlikte fotoğraf paylaşmadıkları gibi, sayfalarından da fotoğraflarını silmeleri, yüzüklerin atıldığına mı işaret? İlişki yaşayan kişiler, her anlarını sosyal medyada paylaşır oldu. Neredeyse 24 saat ne yaptıklarını kişisel hesaplarından öğrenir olduk. Kavga ya da ayrılık durumunda ise tüm fotoğrafları, hiç çekilmemiş gibi yok ediyorlar. Ancak Google'ı açıp bakarsak, tüm paylaşımlarını oradan bulabiliriz. Bir de bu çiftin gazeteciler tarafından bir yerde çekilen fotoğrafları yok denecek kadar az. Kendi paylaşımları olmasa, onlar hakkında yapılacak haberlerde kullanılacak fotoğraf bile yok diyebiliriz. Yeri gelince magazin basına kızmayı biliyorlar, fakat bizlere asıl malzemeyi onlar veriyor. Melis de Ersan da başkalarıyla ilişki yaşadıklarında bu fotoğraflar önlerine çıkacak. Sonra da bize kızacaklar 'Neden eskileri karıştırıyorsunuz' diye... Her ikisi de fotoğrafları sildiklerine göre muhtemelen ayrılmışlardır. Eğer barışırlar ve fotoğrafları geri yüklerlerse de şaşırmayın. ÖZLEM YILDIZ İLE MEHMET ALİ ERBİL BİR ARAYA GELMEZ Bir dönemin çok konuşulan aşkının kahramanları Özlem Yıldız ile Mehmet Ali Erbil'in mesajlaşması olay yarattı. Aşk uğruna ekranlarda gözyaşı bile döken çift, yollarını ayırıp başka kişilerle evlenmişti. Ardından ikisi de boşandı fakat birbirleriyle yeniden hiç görüşmediler. Son olay ise bu durumu değiştirdi. Özlem Yıldız'ın Instagram hesabında paylaştığı bir fotoğrafa, Mehmet Ali Erbil'den 'Kürrrrrrrr', yani yalan diye yorum geldi. Yıldız da Erbil'e gülücükle yanıt verdi. Aşk yaşadıkları dönem herkesin birbirine çok yakıştırdığı çiftin, bunca yıl sonra dönüp dolaşıp yine bir araya gelme olasılığı var mı? Özlem ile Mehmet Ali bir araya gelmez. Bunu kesin olarak söyleyebilirim. Her ikisi de eski defterleri açacak insanlardan değil. Bu ilişkinin tohumları 1998 yılında atıldı ama ilişki söz yüzüğünün atılmasına kadar gitti. Mehmet Ali'nin yaptığı bir hata nedeniyle ayrıldılar. Bu olay Özlem'in canını çok acıtmıştı. Özlem sadece bu nedenle bile ona dönmez. Mehmet Ali de zaten sadece çocuklarının anneleriyle görüşüyor, onun dışında hayatına giren kadınlarla bir iletişimi yok. O yüzden bir barışma söz konusu olamaz.  ÖZGE'NİN CANINI ACITAN FOTOĞRAF Aşk haberlerini ilk kez GÜNAYDIN'ın duyurduğu Engin Altan Düzyatan-Neslişah Alkoçlar ikilisi, bu kez yazarımız Bülent Cankurt'la aynı sinemaya gidince yakayı ele verdi! 26 Aralık tarihinde ilişkiyi 'Sürpriz aşk' başlığıyla duyuran Günaydın, Engin Altan Düzyatan-Neslişah Alkoçlar çiftinin el ele fotoğrafını da ilk kez yayınlamış oldu. Sonunda çok konuşulan çift el ele görüntülendi. Merakla beklenen görüntüde Engin Altan'ın rahat, Alkoçlar'ın ise gergin olması da dikkatlerden kaçmadı. Fotoğrafı nasıl yorumlarsınız? Fotoğrafı benim yorumlamama gerek yok, Engin'in eski sevgilisi Özge Özpirinçci zaten yorumlamıştır. Özge'nin canının en çok yandığı anlardan biri, bu fotoğrafı gördüğü andır. Özge ile Engin'in ilişkisi çok iyiydi. Herkes onlara evlenecekler gözüyle baktı. Birbirlerine çok yakıştırıyorlardı. Özge henüz ayrılık acısını atlatamamıştır, o yüzden de yeni sevgili olaylarına yakın zamanda girmez. Kendisi bu durumdayken Engin'in hemen bir başkasını bulup bir de el ele ortaya çıkması canını çok acıtmıştır. Engin'in bu kadar rahat olmasına da sinirlenmiştir.  DAYAK OLAYININ PERDE ARKASINDA NE VAR? Bu haftanın en ilginç haberi Yağmur Atacan'ın dayak yemesi oldu. İddialara göre Atacan'ın dayak yediği kişi ise nikâh şahidi Alper Çağrı Önal'dı. Bir alacak meselesi yüzünden ikilinin arasında kavga çıktığı, Atacan'ın darp edildiği ileri sürüldü. Atacan'ın polise gideceğini söylemesi üzerine ise Önal, 'Git oğlum git, savcılığa git, polise git, nereye gidersen git, seni anca karın kurtarır. Bundan sonra arkana dikkat et, her gün peşine adam takacağım' dedi. Pınar Altuğ'un habere yorumu, 'Bu olay zamanı orada yoktum. Ortada yargıya intikal etmiş bir olay var. Bu konuya müdahale etmek istemiyorum' oldu. Kavganın nedeni nedir? Bu tehditler üzerine çift bir önlem aldı mı? Hem çok yakın arkadaşlardı, hem de nikâh şahitleriydi. Anladığım kadarıyla ortak iş de yapıyorlardı. Benim duyduğum yeni bir şey yok. Kavga, alacak verecek meselesi yüzünden çıktı. Pınar da doğruladı bu olayı. Bir tek Yağmur konuşmadı. Neden konuşmadığını bilemiyorum. Korkuyor mu ya da konu daha fazla uzasın istemiyor mu bilemiyorum. Bu kadar yakın arkadaşların bu duruma gelmesi üzücü. İşin içine para girdi mi kardeş kardeşi vuruyor, baba oğlunu vurabiliyor. Tehditlere karşı bir önlem alacaklarını sanmıyorum, zaten Yağmur konuşmayarak tehditlere maruz kalmaktan korunmuş oluyor. Bir de herkesin önünde bu konuları konuşmak istemiyor, sonuçta özel hayatı. Eğer Yağmur'un alacağı varsa, hukuki yolların dışında bunu alamayacağını düşünüyorum. Aralarındaki meselenin de tam olarak ne olduğunu bilemiyorum. Yağmur, Pınar'la evlenmeden önce oyunculuk yapıyordu. Sonrasında ise bir daha onu ekranlarda görmedik. Hep ufak tefek işler yaptığını söylüyor. Her erkek gibi sabah saat 8'de evden çıkıp akşam saat 7-8 gibi eve dönen biri değil anladığım kadarıyla. Bir ofisi olup olmadığını da bilmiyoruz. Ancak demek ki bir işi varmış ki bu kavga meydana geldi. Kavgayla ilgili bir gelişme olursa daha fazla detay sahibi olacağız. TEZ ZAMANDA EVLENSİN YOKSA… İlker Aksum ve manken sevgilisi Şeyma Şener, geçtiğimiz hafta Ortaköy'deki Anjelique'teydi. Mekândan geç saatlerde el ele ayrılan ikili, çenelerine kadar yayılmış kırmızı ruj izleriyle dikkat çekti. Muhabirlere 'Çekmeyin, makyajımız iyi değil!' diyen Aksum, hemen bir taksi çevirip sevgilisiyle beraber uzaklaştı. Ünlü oyuncu, çapkınlık haberlerinin başkahramanları olan futbolcuları bile geçti. Aksum boşandığından beri ilginç bir profil sergiliyor. Yanında görüntülendiği kadınların sayısı da herkesi şaşırtıyor. Neredeyse her hafta başka bir kadınla görüntülenen Aksum'un son olarak dudağındaki ruj iziyle basının karşısına çıkması sevenlerini şok etti. Aksum, evliyken içinde bastırdığı duyguları mı çıkardı ortaya? Bu hareketlerinin açıklaması bu mudur? İlker Aksum boşandıktan sonra dağıldı. Olayın özeti bu. Haftanın fotoğrafı oldu. Bir insan alkolü fazla kaçırınca ağzından çıkanlara mani olamaz. Aşırı alkolün verdiği sersemlikle gömleğinin düğmesi açılan ya da fermuarını açık unutan, sokak ortasına çişini yapan insanları gördük ama bu son olay bambaşka. Oyuncunun muhabirlere 'Çekmeyin, makyajımız iyi değil' diyebilecek kadar kendinde olması da herkesi şaşırttı. Demek ki kendinde olmayacak kadar alkollü değildi. Madem ruj izinden haberin var, neden basının karşısına bu şekilde çıkıyorsun? Orada basın olmasa dahi, mekândan çıkıp taksiye bineceksin. Peki, taksiye neden o halde biniyorsun? Dışarı çıkmadan önce yüzünü yıkamak bu kadar mı zor? İçeride ne yaptıkları zaten yüzlerinden belliydi. Sen bir oyuncusun, kendine biraz çeki düzen verebilirsin. İlker evliliği bittikten sonra tam anlamıyla dağıldı. Bekâr hayatı ona yaramadı. Yanında sürekli başka kadınlar görüyoruz. Çok iyi bir oyuncu, yazık ediyor kendine. Tez zamanda birini bulup evlenmesini tavsiye ediyorum kendisine. Böyle devam ederse, bundan sonraki hareketi ne olur bilemiyorum.  ÜNLÜ ÇİFT BOŞANIYOR MU? Son günlerde art arda gelen boşanma haberlerine bir yenisi daha eklendi. Ünlü manken Tülin Şahin'in, 2005 yılında hayatını birleştirdiği Mehmet Özer'le ilişkisinde sorunlar olduğu, Şahin'in iki gündür eve uğramadığı iddia edildi. Çiftin evleri ayırdığı da arkadaşları arasında konuşuluyor. Tülin Şahin, iddiaları yalanlayan bir açıklama yaptı. Ancak ateş olmayan yerden duman çıkmaz sözü de insanların kafalarında soru işareti kalmasına neden oldu. Son durum nedir? Çiftin evliliği sallantıda mı? Evliliklerinde bir sorun olmadığını söylediler. Bu çift her davete, eğlenceye, yemeğe birlikte gidiyor. İlk kez Mehmet eşinden ayrı, gece dışarı çıkınca da herkesin dikkatini çekti. Yanında Tülin'in olmaması da ayrılık dedikodularına neden oldu. Birbirlerine çok âşık bir çiftten bahsediyoruz. Yakından tanıdığım için çok iyi biliyorum. Mehmet geçenlerde yanında Tülin olmadan dışarı çıktığı gece, yalnız değildi. Bir arkadaş grubuyla eğlenmeye çıkmıştı. O grupta kadınların da olması dedikoduların fitilini ateşledi. Genelde Mehmet'in hayatı Fenerbahçe'dir. Tek başına olduğu tek yer de Kalamış Develi ya da Todori'dir. Maç günlerinin bir klasiğidir bu mekânlar onun için. Maç öncesi arkadaşlarıyla bir araya gelir, yemek yer ve maça gider. Tek başına eğlencesi budur. Onun dışında zaten her yerde Tülin'le görürüz onu. İnşallah bu haberler sadece dedikoduda kalır. Aksi takdirde çok üzülürüm. Örnek çiftlerimizden biri onlar.  DAHA BOŞANMADAN BAŞKASIYLA YAKALANDI Evliliklerinin beşinci ayında boşanma kararı alan Melisa Sözen ile Alican Yücesoy, geçen hafta evleri ayırmıştı. Mahkemeye başvuran ancak davaları görülmeyen ikiliden Yücesoy, Nişantaşı'nda oyuncu Gökşen Ateş'le görüntülendi. Fotoğraflarının çekildiğini fark edince şoke olan Yücesoy, basın mensuplarına adeta yalvardı: 'Daha boşanmadım, evliyim. O fotoğrafları silin. Böyle bir haber çıkarsa aileler yıkılır. Rica ediyorum.' Aynı dizide rol aldıkları sırada yakınlaşan ve evlenen çiftin boşanma kararının nedeni ihanet mi? Yoksa oyuncu zaten boşanacağım diye eski hayatına bir an önce adapte olma derdinde mi? Madem böyle bir çekincen var, neden basının olduğu yerlerden biri olan Nişantaşı'nı tercih ediyorsun ki! Memlekette yer mi kalmadı? Bu işi yıllarca bizi ayakta uyutarak sürdüren o kadar çift var ki. Evlendiklerinde, 'Biz aslında 3 yıl önce ilişkiye başladık ve hep şu mekâna gidiyorduk, hiçbiriniz de duymadınız' diyorlar. Demek ki gizleyen gizliyor. Madem sen daha boşanmamışsın, neden orada geziyorsun? Sonra da utanmadan fotoğrafların silinmesini istiyorlar. Çektiği fotoğrafı silen gazetecileri de kınıyorum. Hiçbir iyi gazeteci bu fotoğrafı silmez. Bir de koluna kızın omzuna atmış halde görüntüsü var. Kameralar çekince de 'Ben daha boşanmadım, silin' diyor. Geçmiş olsun.  BÜLENT ERSOY İLE DEMET AKALIN'A HAK VERİYORUM Geçtiğimiz haftanın son bombasını Bülent Ersoy patlattı. Ünlü sanatçı, Nişantaşı'nda gezerken izinsiz fotoğrafını çeken Osman Ateş adlı bir genci görünce çılgına döndü. Sinirlerine hâkim olamayan Ersoy, tepkisini hayranına tokat atarak gösterdi. Ersoy'a yakın dostu Demet Akalın'dan da destek geldi. Akalın Twitter sayfasına, 'Nefret ediyorum izinsiz sokakta resim çeken insanlardan! Bülent Hanım dün gece birini tokatlamış, iyi yapmış! Elinde telefon var diye artık yeter be' notunu düştü. Bir gazeteci olarak yaşanan bu olayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Ünlü bir ismi görüntülemek için izne mi ihtiyaç var? Almayınca sonunun şiddet mi olması gerekiyor? Akıllı telefonlar herkesi paparazzi yaptı. Şu anda en büyük tehlike bizim gündüz ve gece dolaşan paparazzilerimiz değil, akıllı telefonu olan müşterilerdir. Yan masadakini çeken var, teknedekini çeken var, metrobüste bile çeken var. Bize bir sürü mail geliyor. Ünlü bir ismi bakkala giderken çekip yollamış. Kardeşim, bakkala gitmek kötü bir şey mi? Ya da metrobüste bir ünlüyü çekip yolluyorlar. Ünlü olunca toplu taşıma araçlarını kullanamaz mı? Bunu yapan ünlüler bile var. Gece gece telefonuma ünlü isimlerden mesajlar geliyor. 'Bak filan ünlü filan mekânda görgüsüzce yemek yiyor', 'Filan kişinin makyajsız fotoğrafını görmek ister misin?' diye ne mesajlar geliyor. Akıllı telefonlar bizim işimizi çok kolaylaştırdı. Biz, gelen fotoğrafları ayırıyoruz tabii ki. Çok mühim bir şey ise kullanıyoruz. Ben Bülent Ersoy ile Demet Akalın'a hak veriyorum. Şiddete tabii ki karşıyım ancak ünlüleri de sokakta yürüyemeyecek hale getirmemek lazım. Ancak yapacak bir şey yok. Bunun mücadelesini artık onlar verecek. Bu tarz olaylar sadece Türkiye'deki ünlülerin başına gelmiyor. Yurt dışında da bunun örnekleri mevcut. Buna benzer bir fotoğrafı çekildiği için dünyaca ünlü oyuncu Sean Penn bir adamı dövdü. Bu olayı da bir gazeteci tesadüfen gördü ve fotoğrafladı. Ünlü olmanın bedelleri bunlar. Sosyal medya ve akıllı telefonlarla da ünlülerin işleri gün geçtikçe zorlaşıyor.  FULYA UGAN / Sabah.com.tr
Yıllardır Çok İçki İçen Erkekler Dikkat!
Sonuçları Neurology dergisinin internet sitesinde yayınlanan ve yaklaşık 5 bin İngiliz kamu görevlisi üzerinde yapılan araştırma, çok fazla alkollü içki tüketiminin, orta yaşlı erkeklerde muhakeme gibi zihinsel kabiliyetlerin 2 yıla, hafızanın ise yaklaşık 6 yıla eşdeğer oranda yaşlandığını ortaya koydu. Ağır içici erkeklerin, ölçülü içen veya içki içmeyen erkeklerle karşılaştırıldı. Araştırmacılar öte yandan kadınlarda böyle bir etkiye rastlamadı ve kadınlar arasında çok fazla alkollü içki tüketenlerin sayısının çok az olduğu kaydedildi. AA
Buz Çağına mı Giriyoruz?
Bilimadamları hepimizi ilgilendiren korkutucu bir tahminde bulundu. Güneş yüzeyindeki aktivitelerin son 100 yılın en alt seviyesinde olduğunu belirten uzmanlar bu seviyelerin en son 1645 senesinde gerçekleştiğini ve yaşanan ‘mini buz çağında’ (Maunder Minimum) Londra’da Thames nehrinin bile donduğunu anımsatıyor. Veriler göz önüne alındığında dünyanın ikliminin büyük bir değişiklik yaşaması olası. İngiltere’de bulunan Rutherford Appleton Laboratuvarı’ndan...
Reklam
Akıllı Telefonlar İçin Değiştirebilir Lensler Fotoğrafçılığı Etkiler mi?
Kameraların telefon boyutlarına inmesi ve telefonlarımızda yer alması ile yepyeni bir dönem başladı. Belki çoğumuz fark etmesek de, mobil fotoğrafçılık kavramı ortaya çıktı ve artık neredeyse akıllı telefonu olan herkes fotoğraf çekiyor. Fotoğrafa ilgi duyan biri olarak, buna tepkili olan fotoğrafçıların varlığını haberdarım ancak algı olarak zaten fotoğrafçılık ve mobil fotoğrafçılık arasında tabii ki ciddi farklar var. Bu yazımda ele almak istediğim konu ise, artık bu algının kırılmaya başlaması ve artık sınırların ortadan kalkmaya başlaması. Artık akıllı telefonlar da çok ciddi kalitelerde fotoğraf elde edebiliyor ve gerçekten de kendisine “mobil fotoğrafçı” demeye başlayan, sadece iPhone ya da Samsung akıllı telefonları ile fotoğraf çektiklerini belirten kullanıcılar var. Peki bu kullanıcılar, değiştirebilir lenslerin de yaygınlaşmasıyla fotoğrafçılığın kaderini değiştirebilecek mi? Bu ayın başında Las Vegas’ta gerçekleştirilen CES 2014 fuarında en çok dikkatimi çeken konulardan birisi de bazı aynasız ve full-frame fotoğraf makinelerinin boyutlarının küçülmesi, kaliteden ödün vermeden daha kompakt hale getirilmesiydi. Kısacası artık çok büyük kameralar değil, biraz daha kompakt ama değiştirilebilir lensleri de aynı profesyonel kameralar kadar kaliteli fotoğraf makinelerinin gelecek olması. Bununla birlikte aslında yazımın ana konusunu oluşturan şey de, akıllı telefonların da yakın gelecekte bu değiştirilebilir lenslere sahip olabileceği yönünde. Geleceği böyle öngörüyorum fakat hali hazırda da kameralar için harici lensler tasarlanıyor ve piyasaya sunuluyor. Bunun şu an için en iddialı örneği, Moment adıyla karşımıza bir Kickstarter projesi olarak çıktı. Bir Kickstart projesi olarak ortaya çıkan Moment, 50 bin dolarlık hedefini aşarak şu ana dek 150 bin dolara yakın para toplamayı başarmış durumda. Yukarıda da görebileceğiniz gibi, aynı fotoğraf makinelerindeki mantıkla söylemek gerekirse bir geniş açı bir de tele lens üreten Moment, akıllı telefonunuzun kamerasına aynı bir lens takıyormuşsunuz hissi veriyor. Tabii bu minik lensleri takıp çıkarabiliyor, birbirleriyle değiştirebiliyorsunuz. Yukarıda uyumlu cihazların listesi bulunuyor ve aslında bu lensler hem Samsung akıllı telefonlar hem de iPhone ve iPad’lerle uyumlu olmasıyla aslında pazarda pek çok kişi tarafından kullanılabilir. Yani geniş bir pazara hitap ediyor ve hedef kitleyi de düşünürsek yukarıdaki cihazları olan kişiler çektikleri fotoğraflara da önem veriyor. Moment ile kamerasının yeteneklerini geliştirmek isteyen ve farklı bakış açılarına sahip olmak isteyen kullanıcılar mutlaka olacaktır. O yüzden Moment’in çok başarılı bir ürün olacağını düşünürken, ileride değiştirebilir lenslerin de telefonlarımızda yer bulacağını düşünüyorum. Ancak orta format ya da ileri seviye fotoğraf makinelerinin varlığı ve ihtiyacı asla bitmeyecektir.
Biz Bu Türküleri Filmlerle Sevdik
Murat Cemcir ve Ahmet Kural’ın Düğün Dernek filmi için seslendirdiği ‘Entarisi Dım Dım Yar’ türküsü, bir anda herkesin diline dolandı. Aslında beyazperdenin yeniden gündeme getirdiği ve milyonların sevdiği birçok türkü var. İşte onlardan bazıları... Şu sıralar gişe rekorları kıran Düğün Dernek filminin kendisi kadar, Murat Cemcir ve Ahmet Kural’ın fragmanında seslendirdikleri ‘Entarisi Dım Dım Yar’ türküsü de konuşuldu. Sadece YouTube’da yaklaşık 20 milyon kez tıklandı. Daha önceleri çok az kişinin bildiği bu Sivas türküsü, bir anda Türkiye’nin diline dolandı. Bugünlerde neredeyse herkes onu mırıldanır hale geldi. Filmin beyazperdedeki başarısına türkünün de büyük katkı sağladığını söylemeliyiz. Türkünün sevilmesinde özellikle filmin başrol oyuncuları tarafından seslendirilmiş olmasının büyük payı var. Türkülerin beyazperde ile gündeme gelmesi aslında yeni değil. Daha önce de birçok türkü, filmler vesilesiyle gündeme gelmişti. Bu eserler, hem içinde geçtikleri filmlerin sevilmesinde büyük rol oynadılar, hem de genç nesiller arasında tanınır hale geldiler. Ayrıca kendisinden sonra çekilecek filmlerin müzikleri için de ilham kaynağı oldular. İşte beyazperdede yeniden gündeme gelen türkülerden birkaçı. Vizontele- Çeşm-i Siyahım 2001 yılında Yılmaz Erdoğan ve Ömer Faruk Sorak’ın birlikte yönettiği Vizontele’de çalınan Âşık Mahzuni Şerif’in Çeşm-i Siyahım isimli türküsü ilk akla gelenlerden. Filmin baş kahramanı Deli Emin’in “Anamın en sevdiği türküdür bu. Bazen radyoda çalıyorlar. Ben de dinletmek için koşuyorum. Fakat bir türlü yetişemiyorum. Ya türkü çok kısadır. Ya mezarı çok uzağa yapmışlar.” repliği ile dinlettiği ve bizlere sevdirdiği türkü o tarihten sonra birçok sanatçı tarafından seslendirildi. Filmin müziklerine imza atan Kardeş Türküler’in filmde türkünün özgün ve farklı bir düzenlemesine yer verdiğini de unutmamak gerek. Eşkıya-Fırat Türküsü Şu Fırat’ın Suyu Akar Serindir, Fırat Türküsü ya da Fırat Ağıtı. 1987 yılında İhsan Öztürk tarafından derlenen ve Elazığ yöresine ait olan bu türküyü ilk kez İzzet Altınmeşe seslendirmişti. Ancak türkünün dillere pelesenk olmasına Yavuz Turgul’un yönettiği ve Türk sinemasının başyapıtlarından biri olan Eşkıya filmi vesile oldu. 1966 yılında vizyona giren filmin müziklerini yapan Erkan Oğur tarafından yeniden düzenlenen ve yorumlanan türkü, milyonlarca kişinin diline düştü. O tarihten sonra başta İbrahim Tatlıses olmak üzere birçok isim tarafından yeniden yorumlandı. Birçok coverı yapıldı. Radyolarda ve televizyonlarda en çok istek alan parçalardan biri oldu. Günümüzde de halen birçok isim tarafından seslendirilse de Erkan Oğur’un yorumunun üzerine geçen olmadı diyebiliriz. Gönül Yarası-Etek Sarı Belki de çoğumuz ‘Etek Sarı Sen Etekten Sarısan’ isimli türküyü, ilk kez Meltem Cumbul, Şener Şen ve Timuçin Esen’in başrollerini oynadığı Gönül Yarası filmiyle duyduk. Malatya yöresine ait olan ve Hasan Durak’ın kaynak kişi olduğu türkü, önceleri sadece birkaç kez TRT sanatçıları tarafından seslendirilmişti. Filmin final sahnesinde, Meltem Cumbul’un oynadığı Dünya’nın, türkünün ‘Herkes kaderine boyun eğmeli’ kısmını söyledikten sonra vurulmasıyla hafızalara kazındı. Meltem Cumbul’un çok başarılı bir şekilde yorumladığı türkü bir anda Türkiye’nin gündemine oturdu. Haliyle birçok sanatçı bu türküyü o günden sonra repertuvarına aldı. Selam-Haberin Var mı? Dünyanın dört bir tarafındaki Türk okullarında çalışan vefakâr ve fedakâr öğretmenlerin başından geçenleri anlatan Selam filminde söylenen ‘Haberin Var mı?’ türküsü de günlerce konuşuldu. Birbirlerini sevdikleri halde idealleri uğruna ayrı ülkelerde çalışan iki öğretmenin türküsü olarak dinlediğimiz bu türkü, finalde bu iki sevdalının öğrencilerinin Türkçe olimpiyatlarında birlikte söyledikleri eser olarak karşımıza çıktı. Sözü ve müziği Muharrem Özdemir’e ait türkü, filmin ardından seyircilerle birlikte birçok sanatçının da diline dolandı. Muharrem Özdemir’in kimseye vermediği bu eseri Türk halk müziği sanatçısı Hasan Yıldırım albümüne koymayı başardı. Eyyvah Eyvah 1-Bu Fasulye Başrollerini Demet Akbağ ve Ata Demirer’in paylaştığı ve gişede büyük başarı sağlayan Eyvah Eyvah filminde seslendirilen ‘Bu Fasulye’ isimli Trakya türküsü de uzun süre dillerden düşmedi. Hem Ata Demirer’in hem de Demet Akbağ’ın seslendirdiği Bu Fasulye, aynı zamanda büyük tartışmaları da beraberinde getirdi. Film yapımcıları eserin anonim olduğunu söyleseler de Edirneli klarnetçi Murat Kızılcıklılar ortaya çıkıp Bu Fasulye’nin Roman müziğinde ekol olan babası Deli Selim’e ait olduğunu iddia etti. Tüm bu tartışmalar bu türkünün dillerden dillere dolaşmasına daha büyük katkı sağladı desek yanılmış olmayız. Entelköy Efeköy’e Karşı-Kara Toprak Âşık Veysel’in ‘Benim Sadık Yarim Kara Topraktır’ adlı türküsü belki de ülkemizde en çok bilinen türkülerin başında gelir. Ne var ki müzik piyasasında hakim olan pop tekelinden o da olumsuz manada nasibini alıyor. Bu sebeple bu ve benzeri türküleri radyo ve televizyonlarda yeterince izleyemiyoruz. Lakin beyazperde adeta bu duvarı yırtmak istercesine uğraşıyor. Kara Toprak türküsü Yüksel Aksu’nun yönettiği Entelköy Efeköy’e Karşı adlı filmle yeniden gündeme geldi. Seyirciler bu kez Tarkan’ın yorumu ile dinlediler bu türküyü. Film vizyondaki iken bu yorum o kadar beğenildi ki Tarkan sonrasında Kara Toprak’a klip bile çekti. Av Mevsimi-Hayde Cem Yılmaz ve Şener Şen’in başrollerinde oynadığı Yavuz Turgul’un son filmi Av Mevsimi’nde seslendirilen ‘Hayde’ isimli türkü de beyazperdenin bizlere sevdirdiği türkülerden. Aslında rahmetli Kazım Koyuncu bu türküyü son albümüne isim olarak koyup dinletmişti daha önce. Ancak filmde Cem Yılmaz’ın başarılı yorumu Rize yöresine ait bu türküyü yeniden gündeme getirdi. Hem Koyuncu’yu yeniden yâd etmemize vesile oldu hem de bir daha çıkmamak üzere hafızalarımıza kazındı. ALİ PEKTAŞ - İSTANBUL
Reklam
Ahududu Ödülleri'ne Adam Sandler Damgası
Adam Sandler'in Türkiye'de 'Büyükler' adıyla gösterime giren 'Grown Ups' serisinin ikinci filmi, Amerikan sinemasının 'en kötülerine' verilen 'Ahududu Ödülleri'ne (Razzie Awards) damgasını vurdu. Çocukluk arkadaşlarının tekrar bir araya gelmesini konu alan ve 247 milyon dolar gişe hasılatı elde eden komedi filmi, en kötü film, en kötü yönetmen ve en kötü senaryo dahil 8 dalda Razzie ödüllerine aday gösterildi. 2010'da gösterime giren ilk filmin devamı niteliğinde olan 'Grown Ups 2'nun senaryosunu yazan, Chris Rock, Rob Schneider ve David Spade ile başrolünü paylaşan Sandler, bir kez daha en kötü erkek oyuncu dalında aday oldu. Sandler, 2012'de 'Jack and Jill' filmi ile 'Ahududu Ödülleri'nin hepsini kazanarak kırılması güç bir rekora imza atmıştı. Filmde hem aile babası Jack'i hem de Jack'in belalı ikiz kızkardeşi Jill'i canlandıran Sandler, en kötü erkek ve en kötü kadın oyuncu ödüllerinin yanı sıra en kötü çift ve en kötü senaryo yazarı ödüllerine de layık görülmüştü. 74 milyon gişe geliri getiren film, Razzie'nin 32 yıllık tarihinde bütün ödülleri toplayan tek film olmuştu. 47 yaşındaki Sandler, geçen yıl da 'That's My Boy' filmi ile en kötü erkek oyuncu ödülünü kimselere bırakmamıştı. Will Smith'in oğlu Jaden ile oynadığı 'After Earth' ise 6 dalda aday gösterildi. Razzie ödülleri, 1980'den bu yana Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi tarafından verilen Oscar ödüllerine alternatif olarak yılın en kötü filmlerine veriliyor. Oscar ödül töreninden bir gün önce 1 Mart'ta sahiplerini bulacak Ahududu Ödülleri adayları şöyle: En Kötü Devam ve Yeniden Çekilen Film 'A Good Day to Die', 'Hard Battle of the Year', 'G.I. Joe: Retaliation', 'Grown Ups 2', 'Grudge Match' , 'The Hangover Part III', 'Machete Kills', 'Scary Movie 5', 'Texas Chainsaw 3D', 'The Lone Ranger', 'The Secret Life of Walter Mitty', 'The Smurfs 2' En Kötü Senaryo 'A Madea Christmas', 'After Earth', 'Escape Plan', 'Grown Ups 2', 'Homefront', 'Inappropriate Comedy', 'Machete Kills', 'Movie 43', 'Paranoia', 'Scary Movie 5', 'The Big Wedding Day', 'The Call', 'The Host', 'The Lone Ranger', 'The Secret Life of Walter Mitty' En Kötü Yönetmen Carl Rinsch - 47 Ronin, John Moore - A Good Day to Die Hard, M. Night Shyamalan - After Earth, Courtney Solomon - Getaway, Dennis Dugan - Grown Ups 2, Vince Offer - Inappropriate Comedy, Movie 43'ü yöneten 13 kişi, Robert Luketic - Paranoia, Malcolm D. Lee ve David Zucker - Scary Movie 5, Tyler Perry - Temptation ve A Madea Christmas, Justin Zackham - The Big Wedding, Andrew Niccol - The Host, Gore Verbinski - The Lone Ranger', Ben Stiller 'The Secret Life of Walter Mitty' En Kötü Yardımcı Kadın Oyuncu Salma Hayak, Winona Ryder, Kate Bosworth, Lady Gaga, Sofia Vergara, Kate Winslet, Lindsay Lohan, Kim Kardashian, Katherine Heigl, Diane Keaton, Susan Sarandon, Abigail Breslin, Helena Bonham Carter, Shirley MacLaine En Kötü Yardımcı Erkek Oyuncu Larry the Cable Guy, Will Smith, Chris Brown, Taylor Lautner, David Spade, Nick Swardson, James Franco, Rob Schneider, Mel Gibson, Charlie Sheen, Harrison Ford, Ben Affleck, William Fichtner, Tom Wilkinson, Armie Hammer En Kötü Kadın Oyuncu Tyler Perry, Noomi Rapace, Selena Gomez, Lindsay Lohan, Naomi Watts, Halle Berry, Jennifer Lopez, Gemma Arterton, Jurnee Smollett-Bell , Michelle Pfeifer, Saoirse Ronan, Jennifer Hudson En Kötü Erkek Oyuncu Keanu Reeves, Jaden Smith, Arnold Schwarzenegger, Adam Sandler, Sylvester Stallone, Robert DeNiro, Jason Statham, Adrien Brody, Ashton Kutcher, Liam Hemsworth, Vince Vaughn, Owen Wilson, Johnny Depp, Ben Stiller
Hazal Kaya'dan Ahmet Kural Açıklaması
Bugün gazetelerde yer alan haberde Hazal Kaya'nın Ahmet Kural ile yakınlaştığı iddia edilmişti. Hazal Kaya iddialara Twitter hesabından cevap verdi.İşte Hazal Kaya'nın açıklaması... 'Yaklaşık bir aydır gitmediğim bir mekanda, belki bir yıldır görmediğim bir arkadaşımla gazete haberinde buluşturulmuşum. Hayal dünyaları geniş..'Vatan
Çin'den Yeni Mobil İşletim Sistemi: China OS!
Android ve iOS'a isyan bayrağı açan dev ülke, şimdi kendi işletim sistemini yapıyor! İşte COS...Batıda gizlilik ve gözetlenme konusunda olup bitenlerden endişe duyan Çin , yeni güvenlik odaklı mobil platformunu tanıttı. Chinese Academy of Sciences yardımıyla kurulan Liantong 'un geliştirdiği China OS , akıllı ceplerde, tabletlerde, TV kutularında ve diğer ev eşyalarında çalışabiliyor.Liantong, yaptığı açıklamada Çin'in Microsoft, Google ve Apple tarafından oluşturulan monopolden ve onların bilinen güvenlik açıklarınan uzak kalması gerektiğini söyledi. Firma, Windows XP'nin destek süresinin bitişini de dile getirerek yabancı firmalara güvenmenin zor olduğuna değindi. Çin'de devlet daireleri dahil Windows XP'nin kullanım oranı hala oldukça yüksek.China OS, yapılan açıklamaya göre yüksek performanslı doğal uygulamaları , HTML5 ve isteğe bağlı Java Virtual Machine cihazlarını çalıştırabilen bir ' tescilli ' işletim sistemi olacak. İşletim sistemi çıktığında 100 bin uygulamayı çalıştırabiliyor halde olacak. Liatong, şu an Huawei ve Lenovo gibi üreticilerle ve mobil sağlayıcılarla China OS için bir ekosistem oluşturmak üzere ortaklık kurmaya çalışıyor.İşletim sisteminin HTC One ve Butterfly üzerinde çalışan görüntüleri ise Engadget tarafından yayınlanmış bulunuyor.
Hayatınızın Değerini Bilin: Kanser Hastası Annenin Oğluna Bıraktığı Eşsiz Miras
Phil ve Rowena çiftinin çocuklarının (Freddie) doğumundan kısa bir süre sonra, Rowena'nın karnında ağrılar başladı. Önce doktorlar bunun doğuma bağlı olduğunu düşünerek, ağrı kesicilerle ağrıları geçiştirdiler. 6 ay sonra ağrılar dayanılmaz bir boyut aldığında, Rowena detaylı bir check-up yaptırdı. Check-up sonucu çift şok ediciydi, çünkü Rowena bağırsak kanseriydi.  Ve hikaye burada başladı...
Reklam