‘Cem Kendini Öldürse de Kurtulsak!’
Münevver Karabulut , 3 Mart 2009’da erkek arkadaşı Cem Garipoğlu tarafından testereyle kafası kesilerek öldürüldü. Baba Süreyya Karabulut ‘Körebe: Kızım Münevver’in Ardından’ adlı kitapla cinayet sonrası dönen hesaplaşmaları kaleme aldı.Kitapta; Garipoğlu ailesinin cinayet sonrası oğulları Cem’in ölmesini isteyecek psikolojiye sahip oldukları ve olayı örtbas etmek için katı ‘pazarlıklar’ yaptıkları detaylı bir şekilde anlatılıyor.Milliyet'in haberine göre, Cem Garipoğlu tarafından başı kesilerek öldürülen 17 yaşındaki Münevver Karabulut’un babası Süreyya Karabulut, ‘Körebe: Kızım Münevver’in Ardından’ isimli bir kitap yazdı. Cinayetin ardından Karabulut ailesinin yaşadıklarının anlatıldığı kitapta Süreyya Karabulut, daha önce hiç söz etmediği Ayfer Garipoğlu’yla yaptığı 10 görüşmeyi de anlattı.Karabulut cinayeti davasında ‘suçluyu kayırmak’ suçundan 3 yıl hapis cezasına çarptırılan katil Cem Garipoğlu’nun amcası Hayyam Garipoğlu’nun eşi Ayfer Garipoğlu’nun bir gün önüne çıktığını anlatan Süreyya Karabulut, “‘Ben Cem’in yengesiyim. Lanet olsun, inşallah ölür Cem!’ dedi. Birden ağlamaya başladı” dedi. Ayfer Garipoğlu’nun ilerleyen günlerde kendisini aradığını ve defalarca buluştuklarını söyleyen Karabulut, Garipoğlu’nun kendisine “Kiradan kurtul” diyerek ev almak istediğini, kendisinin okul yaptırmak için ısrar ettiğini anlattı.Cinayetten 197 gün sonra teslim olan Cem Garipoğlu, suçu işlediğinde 17 yaşında olduğu için indirimle 24 yıl hapse mahkum edildi. Karabulut’un vahşice öldürülmesi aylar hatta yıllarca ülke gündeminden düşmedi.Münevver Karabulut’un babası Süreyya Karabulut ‘Körebe: Kızım Münevver’in Ardından’ isimli bir kitapla cinayetin ardından dönen hesaplaşmaları kaleme aldı. “Sizin hiç canınızdan can alındı mı? Benim alındı. Ne yazık ki canım alındı...” önsözüyle başlayan kitapta Karabulut’un ölüm haberini ailenin alma süreci, Münevver’in doğumundan, Cem Garipoğlu ile yaşadıkları ‘aşk’a, son yolculuğuna uğurlandığı günden, mahkeme sürecine, basında bu cineyete ilişkin çıkan haberlere kadar cinayetin ardından geçen her gelişme yer alıyor.Kitabın en dikkat çekici bölümü ise cinayetin ardından Garipoğlu ailesinden bir ferdin baba Karabulut’un yolunu bir anda “Lanet olsun, inşallah ölür Cem!” sözleriyle kesmesi ve ardından esrarengiz Garipoğlu ile baba Süreyya Karabulut arasından geçen görüşmeler.Postiga Yayınları’ndan piyasaya çıkan kitapta bugüne kadar ortaya hiç çıkmamış ayrıntılar yer alıyor.(....) Tazminat davasının sonuçlanmasına yakın beni aramaya başladı. Garipoğlu ailesinin darmadağın olduğunu, çok zor şartlar altında yaşadığını söyledi. Cem’le ilgili de ‘Bu psikopat keşke kendini öldürseydi...’ dedi (...)“(...) Bir görüşmemizde A. Garipoğlu bana ‘Sana 5 bin lira para göndereceğim, Münevver’in adına mevlit okut’ dedi. Ben de nasıl olduysa ‘peki’ demiş bulundum. Bazen sonradan içinizi rahatsız eden ama o an gaflete düşüp ‘olur’ dediğiniz anlar olur ya, tam böyleydi durum. Birkaç gün sonra şoförüyle zarf içinde 5 bin lira para gönderdi. Parayı Münevver adına DiyanetVakfı’na bağışladım. (...) Ayfer Garipoğlu, tazminat davasının sonuçlanmasına yakın beni aramaya başladı. Garipoğlu ailesinin darmadağın olduğunu, çok zor şartlar altında yaşadığını söyledi. Cem’le ilgili de ‘Bu psikopat keşke kendini öldürseydi...’ dedi. Kocasının suçsuz olduğunu söylüyordu. Ama Hayyam’ın suçlu olduğu tescillenmişti zaten.”(...) Oturduğumuz kafelerde bile hesabı ödemesine izin vermiyordum, her bir çayımın, hatta onun çay paralarını ödedim, o kimdi ki bana para teklif edecek, çaylar ısmarlayacaktı. (...)“Bir gün önümde bir kadın durdu. ‘Ben Cem’in yengesiyim’ dedi. Bir anda buz gibi oldum. Hemen lafa girdi. ‘Lanet olsun, inşallah ölür Cem!’ dedi. Ailenin darmadağın olduğunu, üzgün olduklarını, Garipoğlu ailesinin artık bu ülkede yaşayamayacağını, lekenin yüzyıllar boyu süreceğini söyledi. Ağladı. (...)İlerleyen günlerde ben onu aramadığım halde beni aradı, Bakırköy’de bir kafede oturduk. Sonraki günlerde de peşimi bırakmadı, yaklaşık on kez bir araya geldik. Bu konuşmalarımızda ben cinayeti çözmeye çalışıyordum, ser verip sır vermiyordu.Bana Avrupa Konutları’ndan bir daire alacağını söyledi. Okul diye ısrar ediyordum. Bu kez ‘Size lüks bir hayat sağlayacağım’ diyordu. Münevver öldükten çok hayır yaptırdığını, dua okutturduğunu söylüyordu. Hatta şirketlerinden maaş bağlamayı bile teklif ettiler. Oturduğumuz kafelerde bile hesabı ödemesine izin vermiyordum, her bir çayımın, hatta onun çay paralarını ödedim, o kimdi ki bana para teklif edecek, çaylar ısmarlayacaktı.(...) Ayfer Hanım, ‘Allah bir, namus bir, ben bu projeyi (okul) yaptırırım. Bizim için büyük para değil. Eğer ben ölürsem, iki tane yetişkin oğlum var, onlara vasiyet ettim. Onlar yaptıracaklar’ dedi. (...) Ben Encümen’den geçen belgeyi belediyeden aldım, Ayfer Garipoğlu’na verdim. Kendisi de sevindi, ‘Bak yerimiz hazır, MEB’den gelecek evrakları, projeyi bekliyoruz’ dedim. Müteahhide gittim, projenin maliyetini sordum. 1 trilyon 850 milyar gibi dedi. Dönüşte ‘Ben projeyi çizdirdim, temeli atmamız lazım’ dedim. ‘Aaa çok iyi’ dedi ve tüm evrakları benden aldı. Beşinci görüşmemizde, ‘Bak ben insan içine çıktım, daire vs. hiç önemli değil, gerekirse ben tazminat davasının bir kısmından da feragat ederim ve okula aktarırım, okul yapılsın’ dedim. Bunun üzerine ‘Ben kaynım Nida Garipoğlu ile görüştüm, bana dedi ki kızının adına okul olmasın’ bu cümleyi duyar duymaz başımdan aşağı kaynar sular indi.”(...) Bankadan kredi çekeyim, altınları da vereyim, neyim varsa al. Kesinlikle çocuklarıma dokunma, istersen canımı al, istediğin yere de gelirim, benim için hiç fark etmez, ben zaten ölmüşüm. (...)“Tazminat davası kesinleştikten 1 gün sonraydı. Avukatımız Rezan Epözdemir’in ofisine gitmiştim. Telefonum çaldı. ‘Ben Tülay Makbule Garipoğlu, sizinle görüşmek istiyorum’ dedi. ‘Ne görüşeceksin?’dedim. Bana, ‘Bize bir rakamla gel sana bu parayı ödeyeceğiz’dedi. ‘Kesinlikle böyle bir şey olamaz son kuruşuna kadar alırım, çünkü ben okul yaptıracağım’ dedim. Bir süre sonra tekrar aradı, ‘Sizinle karşılıklı görüşmem lazım’ dedi, bunca ısrardan sonra açıkçası ne yüzle gelecek, ne konuşacak diye düşünüyordum ve ‘Tamam’ dedim. Yalnız geldi. Görünce tüylerim diken diken oldu. Onu öldürmemek için kendimi zor tuttum. Onunla görüşeceğimden kimseye bahsetmemiştim. Oturdu, soğuk bir selamlaşmanın ardından, ‘Bizim iki trilyon paramız yok, anlaşmaya varalım. Bankadan kredi çekeyim, altınları da vereyim, neyim varsa al. Kesinlikle çocuklarıma dokunma, istersen canımı al, istediğin istediğin yere de gelirim, benim için hiç fark etmez, ben zaten ölmüşüm. Cem cezaevinde kendini öldürse de kurtulsak, bu iş kapansın’ dedi. (...)(...) Cem’i araştırdıkça edindiğim en net bilgi; ortada kalmış bir çocuk olduğuydu, yani ne Türk ne Avrupalı, ne sevgiyle büyümüş, ne de sahiplenilmeyi bilmiş. Cebine parası konulmuş, eğitim maksadıyla başlarından atılmış bir çocuk. (...)Baba Karabulut, kitapta ‘Cem’e dair’ adlı bölümde kızını öldüren Cem Garipoğlu için ise şöyle diyor:“Cem’i anlamak için uğraşmadığımı düşünüyorsanız yanılıyorsunuz, kızımın saf ve temiz dünyasında ne aradığını, onun bir çiçek gibi güzel ve naif ruhuna niye sızmaya çalıştığını anlamak için günlerce, gecelerce kafa yordum. Aileden uzak, karanlık sokakların çocuğu olarak yetişen bu çocuğun kızımda ne aradığını, ne bulduğunu ve niye öldürdüğünü anlama niyetim çok da yeterli değildi. Elbette ona sağlıklı bir biçimde bakamazdım. Ama Cem’i araştırdıkça edindiğim en net bilgi; ortada kalmış bir çocuk olduğuydu, yani ne Türk ne Avrupalı, ne sevgiyle büyümüş, ne de sahiplenilmeyi bilmiş. Cebine parası konulmuş, eğitim maksadıyla başlarından atılmış bir çocuk. Türkiye’ye döndüğünde karşılaştığı tablo; küçük kızlarıyla yakından ilgilenen bir anne, annesine bağlı olmayan bir baba ve çeşitli yolsuzluklara adı karışmış, dünyanın ıncığını cıncığını bilen bir amca.”Karabulut, duruşma salonunda Cem’i gördüğündeki hislerini ise şu cümlelerle paylaşıyor:“Cem’in yüzünü gördüğümde tüylerim diken diken oldu. ‘Bu benim damadım mı olacaktı’ diye düşündüm. O anda benim elime verseler de kıymık kıymık parçalasam yine hırsımı alamaz haldeydim. Göz göze geldik, tebessümle bakıyordu, öyle rahattı ki sanki o cinayet işlememiş de ben işlemişim cinayeti... İçimden haykırmak geliyordu ama susuyordum.”
Geçtiğimiz Haftanın Mutlaka İzlemeniz Gereken 11 Videosu
'Anlayamazsınız'ı, soğukta kalan çocuğa yardım eden Norveçlileri, Şehzade Mustafa'nın öldürülüşünü anlatan anneyi ve daha birçok komik, ilginç, adrenalin dolu şeyi içeren geçtiğimiz haftanın videoları burada. İyi seyirler... Daha fazla eğlenceli video için Videolar butonunu ve her videonun üzerine gelince solunda açılan paylaş kısmını kullanmakta fayda var.
Bağzı Politik Kimselerin En  İç Titreten 10 Organsı Bölgesi
Her gün televizyonlarda, bilgisayarlarda, tabletlerde, telefonlarda, gazetelerde vb vb vb gördüğümüz 'bağzı politik kimselerin ' öyle karakteristik organları var ki , memelerim ürperiyor adeta ! Buyrun , 10 kişi buldum çıkardım size . Belkim sizin de tikkatinizi çekmiştir bir iki kere ..
Whatsapp'a Alternatif En İyi 4 Uygulama
Facebook, popüler mesajlaşma servisi Whatsapp’ı geçtiğimiz günlerde 16 milyar dolar gibi rekor bir fiyat ile satın aldı. Facebook daha önce de popüler resim paylaşım sitesi Instagram’ı aynı şekilde yüksek bir fiyat ile satın almıştı. O zamanda olduğu gibi şimdide birçok kullanıcı sosyal ağ aldıktan sonra uygulamanın berbat olacağı yönündeki endişelerini dile getiriyor. Facebook, mesajlaşma servisi Whatsapp’ın aynı şekilde devam edeceğini söyledi. Ancak yine de Whatsapp’ın geleceği hakkında endişe duyanlar için Whatsapp’a alternatif 5 mesajlaşma uygulamasını sizlere sunuyoruz. Aşağıda ve sonraki sayfalarımızda bu uygulamaları inceleyebilirsiniz.
Dünyanın İlk Kez Dikey Olarak 360 Derece Dönebilen Adamı
Dublörlük de yapan Damien Walters adlı bu sporcu, insanoğlu için imkansız bir şeyi gerçekleştirmiş. Loop the Loop denilen, genelde Sonic'ten ve Rollercoasterlar'dan hatırladığımız, bu alette insanın dikey olarak 360 derece koşabilmesi imkansız(dı). Çünkü herhangi bir şeyin daireyi tamamlaması için belirli bir miktarda yere kuvvet uygulaması gerekiyor, ki insanın bu kuvveti uygulaması imkansız(dı). Ancak Walters görülebileceği üzere bu imkansız görevi tamamlamış.
Yerli Elektrikli Otomobil Onlara Emanet
Ankaralı firma tarafından geliştirilen 2 yerli elektrikli otomobili Mercedes, Peugeot ve Volkswagen'in bazı modellerinde imzası bulunan Murat Günak tasarlayacak. TÜBİTAK'ın çağrısını yaptığı Türk malı elektrikli araç üretimi için 100 milyon liralık Ar-Ge desteği kapsamında finale kalan 6 projeden ikisi Ankaralı firma tarafından geliştirildi. 'Etox' adı verilen araçları tasarlayacak olan Murat Günak, AA muhabirine, yaklaşık 30 yıldır otomobil tasarladığını belirterek, son dönemde Mercedes grubunda görev aldığını, 2002'den beri sadece elektrikli araba üzerine çalıştığını dile getirdi. Elektrikli otomobilin geleceğine inandığını, bu yüzden bütün gücünü bu alanda harcadığını anlatan Günak, 'Türkiye'ye elektrikli otomobil kazandırmak istiyoruz ama sadece elektrikli araba yetmez çünkü insanların beğenmesi lazım. Biz bir marka kuracağız. Marka kurmadan insanlar bu arabayı beğenmezse, teknik açıdan ne kadar iyi olursa olsun, anlamı olmaz. Teknikle tasarımı bir araya getirip, çok güzel bir araba yapmak istiyoruz' ifadesini kullandı. Projeyi tamamlayıp üretime başlamalarının 2 ya da 3 yılı bulacağını aktaran Günak, 'Aklımda şahane bir tasarım var ama üzerinde çalışmak lazım. Şu anda her araba dinamik olmaya çalışıyor. Bizim arabamız da sportif ve dinamik olacak ama arabamız spor değil, ekonomik olacak' dedi. 'Aile bütçesi için çok iyi olacak' Projeyi geliştiren firmanın sahibi Ercan Malkoç ise elektrikli otomobillerin birkaç yıllık geçmişi olduğunu söyledi. 'Bu yüzden elektrikli otomobil, Türkiye için büyük fırsat ve büyük enerji olacak' diyen Malkoç, 4 prototip otomobil ürettiklerini vurguladı. Elektrikli araçların her şeyden önce çevre dostu olduğuna, yakıt tüketimi açısından önemli tasarruf sağladığına dikkati çeken Malkoç, 'Türkiye'de insanların maaşının 4'te biri yakıta gidiyor. İnsanlar şehir içinde ortalama 70-80 kilometre yol yapıyor. O da bence 'ekonomi ve aile bütçesi için çok iyi olacak' diye düşünüyorum. Şu an ürettiğimiz prototip 100 kilometrede 2 lira yakıyor. Bir insan günde 70 kilometre yol yapıyorsa 3 gün sadece 3 lirayla işine gidip gelebilecek' değerlendirmesinde bulundu. Malkoç, araçlarının satışının yıl sonuna doğru başlayacağını kaydederek, TÜBİTAK'ın nihai değerlendirme toplantısına kalan 6 firmanın desteklenmesi gerektiğini, Murat Günak'ın kendilerine çok değer katan, önemli bir kişi olduğunu dile getirdi. 'Araçlar hafif olmalı' İngiliz Otomobil Firması Lotus'un Küresel Ticari Başkanı Martin Elbs de projeyi kazanmaları halinde Malkoçlar firması işbirliğiyle Türkiye'de güçlü bir ekip kurmak istediklerini ifade etti. Elbs, Lotus için spor ya da elektrikli araba yapmanın birbirine çok benzediğine işaret ederek, 'Spor araba, ne kadar hafif olursa o kadar süratli gider. Elektrikli arabanın hafif olması da pil gücünün daha verimli kullanılmasını sağlar. Onun için pek fark yok. Lotus alüminyumla çalıştığı için hafif araba yapmayı çok iyi biliyor' diye konuştu.veeknoloji
Reklam
Reklam
Aselsan ve Tusaş Milyon Dolarlık Helikopter Anlaşması
ASELSAN ve TUSAŞ'tan milyon dolarlık anlaşma . ASELSAN ile Türk Havacılık ve Uzay Sanayii AŞ (TUSAŞ) arasında Genel Maksat Helikopteri programı ile ilgili olarak toplam 491 milyon 468 bin 585 dolar tutarında anlaşma imzalandı. ASELSAN'dan Kamuyu Aydınlatma Platformuna (KAP) yapılan açıklamaya göre, ASELSAN ile TUSAŞ arasında Genel Maksat Helikopteri programı ile ilgili olarak imzalar atıldı. Toplam bedeli 491 milyon 468 bin 585 dolar tutarında olan sözleşmeler kapsamında teslimatlar 2018-2025 yılları arasında gerçekleştirilecek.veteknoloji
İnsanları Dış Görünüşüyle Yargılamayın!
Carlsberg, 'insanları dış görünüşüyle yargılamayın!' temalı hem bir sosyal deney; hem de bir reklam filmi meydana getirmiş. Buna göre sinemaya önceden tehlikeli gibi görünen motorcular yerleştiriliyor ve sadece iki kişilik yer bırakılıyor. Bu iki kişi de çift olarak seçiliyor. Peki çiftler, yanınında sevgilileri varken, o kadar tehlikeli adamın bulunduğu ortama girmişler mi? Cevabı videoda gizli!..
Reklam
Whatsapp Satılınca 500 Bin Kişi Bu Uygulamaya Geçti
Bildiğiniz gibi Facebook, geçtiğimiz günlerde popüler mesajlaşma uygulaması WhatsApp’ı 19 milyar dolara satın almıştı. Ancak bu satın alma olayı çoğu WhatsApp kullanıcısını rahatsız etmişe benziyor. Bu yılın başlarında sizlere bir haberimizde Rusya’dan güvenlik odaklı Messenger uygulaması Telegram’dan bahsetmiştik. Yeni gelen haberlere göre Facebook’un WhatsApp’ıalmasından sonra Telegram uygulaması kullanıcı sayısında patlama oldu. Telegram Twitter hesabından attığı tweet ile 21 Şubat tarihinde 500 bin yeni kullanıcının kayıt olduğunu duyurdu. Başka bir habere göre ise yine güvenlik odaklı İsviçreli Threema uygulamasından geldi. Bu uygulamaya geçenlerin sayısı ise 200 bin. Peki Telegram, Whatsapp’a göre nasıl avantajlara sahip? Telegram’ın hızlı bir mesenger olduğu iddia ediliyor. Ayrıca uygulamanın saldırganlara karşı daha güvenli olduğu söyleniyor. Bu uygulamanın medya boyutunda da herhangi bir sınırlama bulunmuyor. Telegram mobil cihazların yanısıra masaüstü bilgisayarlarda da kullanılabiliyor. Hızlı ve güvenlik odaklı uygulama 200 kişi ile grup kurma imkanının yanısıra, 1GB büyüklüğündeki videoları paylaşmanıza olanak tanıyor. Birden fazla fotoğraf gönderebildiğiniz uygulama ile anlık aldığınız herhangi bir medyayı başka birine iletebilirsiniz. Maksimum gizlilik içeren uygulama ile gönderdiğiniz mesajların sadece alıcı tarafından okunabilir olmasını sağlayan uçtan uca şifreleme özelliğine sahip. Gizli sohbet özelliği olan uygulamada bu sohbetler sunucularda kaydedilmiyor ve her iki cihazı da otomatik olarak kendi kendine mesajları imha etmesi için programlayabilirsiniz. İnsanları muhtemel en yakın sunucuya bağlamak için dünya çapında konumlandırılmış veri merkezleri ile merkezi altyapısını kullanan Telegram, piyasadaki en hızlı mesajlaşma uygulaması. veteknoloji
Oscar Adayı Filmler Çocuk Oyuncularla Tekrar Çekilmiş!
Önümüzdeki pazar günü gerçekleşecek 86. Oscar Akademi Ödülleri gecesinde ‘en iyi film’ kategorisinde yarışacak filmlerin bazı sahneleri CineFix ve People ekipleri tarafından çocuk oyuncularla tekrar çekilmiş! Kaynak: Bantmag-
Reklam
'Doktorların Beyinlerinin Toplamı JLO'nun Kalçası Olmuyor'
Prof. Dr. Cander, 'Doktorların beyinlerinin toplamı Jennifer Lopez'in kalçası olmuyor' dedi.ACİL Tıp Uzmanları Derneği (ATUDER) Genel Başkanı Prof.Dr. Başar Cander, acil servis çalışanlarının aldıkları paraların yetersiz olduğunu ve sistemin değişmesi gerektiğini belirterek, 'Doğduğunuzda size iyi bir beyin vereceğiz ve çok zeki olacaksınız, ya da iyi bir kalçanız olacak, hangisini seçersiniz? Bütün doktorların beyinlerin toplamı maddi olarak bir Jenniper Lopez'in şeyi olmuyor' dedi. Acil Tıp Uzmanları Derneği yılın en iyi sağlık çalışanları ödüllendirildi. Bolu'nun Karacasu Beldesi'nde bulunan Gazelle Otel'de düzenlenen törene Türkiye'nin 81 ilinden 267 sağlık çalışanı katıldı. Açılış konuşmasını yapmak üzere kürsüye gelen Prof.Dr. Başar Cander salonu dolduran katılımcılara Ahmet Kaya'nın, 'Siz benim neler çektiğimi nereden bileceksiniz' parçasını dinlettikten sonra konuşmasına başladı.Acil çalışanların aldıkları maaşlarının yetersizliğinden ve acil çalışanlarına gerekli özenin gösterilmemesinden dert yanan Prof.Dr. Cander, 'Şimdi adam gece gündüz 6 yıl çalışıyor peki sonuç, gidip cildiyeci oluyor. Zaten altı hastalık var, beş ilaç var. Altı ayda kombinasyonundan götürürsün zaten. Veya gidip fizik tedavici oluyor. Fizik tedavi diye bir branş yok zaten. Peki acil, bütün kadrolar boş. Doğduğunuzda size iyi bir beyin vereceğiz ve çok zeki olacaksınız ya da iyi bir kalçanız olacak, hangisini seçersiniz? Bütün doktorların beyinlerin toplamı maddi olarak bir Jenniper Lopez'in şeyi olmuyor. Bu nasıl bir düzen, herşeyi ters. Bu akşam Galatasaray-Beşiktaş maçı var. Bir futbolcunun bir yılda kazandığı ücreti Türkiye'da kaç rektör kaç yılda kazanıyor? Bunların bir maçta kazandığı para için biz neler yapıyoruz. Bu nasıl bir düzen? Biz hayat için çalışalım, sağlık için çalışalım bize verilen karşılığa bakın. Bu akşam göreceğiz Galatasaray'lılar bilir, Burak, bir dirsek yiyor, bir penaltı yaptırıyor ve dünyanın parası. Kaç lira alıyor Burak biliyor musunuz? Bu düzen değişmeli' diye konuştu. Cander'in konuşması salonu dolduran katılımcılar arasında gülüşmelere neden oldu. YILIN EN İYİ REKTÖRÜ PROF.DR. CANDEĞER YILMAZ Prof.Dr. Cander'in konuşmasının ardından ATUDER üyeleri tarafından seçilen yılın en iyi sağlık çalışanlarına ödülleri verildi. Yılın Yöneticisi Ödülü İstanbul'un Beyoğlu ilçesi Kamu Hastaneler Birliği Genel Sekreteri Uzm.Dr. Güven Bektemür, Yılın Rektörü Ödülü Ege Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Candeğer Yılmaz, Yılın Hastane Yöneticisi Ödülü Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yöneticisi Prof.Dr. Dursun Odabaş ve Yılın Tıp Fakültesi Dekanı seçilen 19 Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Haydar Şahinoğlu plaket verildi. Mutlu YUCA-Taner BAYAR-BOLU- DHA
Chris Bale'in 20 Filmden 20 Farklı Yüzü
Düzenbaz'da Christian Bale, farklı görüntüsüyle yine çok konuşuldu. Oynadığı çoğu filmde alıp verdiği kilolarla neredeyse tanınmaz hale gelen başarılı aktörün binbir türlü halini gördüğümüz 20 filmden 20 farklı yüzü!kaynak: http://www.beyazperde.com/
Reklam
İşte Avrupa'nın En Genç Başbakanı
Ülke tarihinin en genç başbakanı olan 39 yaşındaki Renzi’nin belirlediği 16 üyeli kabinenin 8’i kadınlardan oluştu. Yarı yarıya tutulan bu oran, İtalya’da ilk kez gerçekleşti. Halihazırda Avrupa’daki en genç hükümet lideri olan Renzi, partisi içinde yaptırdığı oylamayla Letta’yı koltuğundan etmeyi başarmıştı. Matteo Renzi, hafta başından itibaren parlamentoda grubu bulunan siyasi parti temsilcileriyle yürüttüğü istişareler sonrası hazırladığı kabine listesini, 88 yaşındaki Cumhurbaşkanı Giorgio Napolitano’ya sundu. Renzi ile Cumhurbaşkanı arasında 2 buçuk saati aşkın süren görüşme sonrası Cumhurbaşkanlığı Sekreteri Donato Marra tarafından 65’inci hükümetin kurulduğu resmen açıklandı. Matteo Renzi daha sonra kameralar önüne çıkarak, hükümetin 2018 yılına kadar görevde olacağını ve derhal çalışmalara başlayacaklarını söyledi. İtalya’nın nihayet düzene girdiğini dile getiren Renzi, “Benim gibi 40 yaşın altında birisinin başbakanlık koltuğuna oturması, İtalya’da hiçbir şeyin mümkün olmadığını öne süren birçok genç için de umut oldu” dedi. Napolitano ise, her şeyin iyiye gitmesini dilediğini söyleyip, derhal güçlü değişikliklere gidilmesi ve acilen gerekli olan yapısal reformların gerçekleştirilmesi gerektiğini vurguladı. Renzi’nin onaylattığı kabine üyeleri, Cumartesi sabahı yerel saatle 11.30’da yemin edecek. Ancak hükümetin resmi olarak göreve başlaması için parlamentonun her iki kandından da güven oyu alması gerekiyor. Güven oylamasının Pazartesi günü Senato’da, Salı günü ise Temsilciler Meclisi’nde yapılması planlanıyor. Floransa Belediye başkanlığını yürüten Renzi’nin parlamenterliği bulunmuyordu. Renzi, en son 2008 yılında sandıkta liderlerini belirleyen İtalyanların, Silvio Berlusconi’nin 2011’deki istifasının ardından 3’üncü seçilmemiş başbakanı oldu. Başbakanlık Genel Sekreterliği’ne Graziano Delrio getirilirken, 8’i Demokrat Parti (PD), 4’ü Yeni Merkez Sağ Partisi’nden (NCD), 1’i Sivil Seçim (SC) ve 3’ü ise siyaset dışından belirlenen yeni hükümet üyeleri şu isimlerden oluştu: Dışişleri Bakanı: Federica Mogherini (PD) İçişleri Bakanı: Angelino Alfano (NCD) Adalet Bakanı: Andrea Orlando (PD) Savunma Bakanı: Roberta Pinotti (PD) Ekonomi ve Finans Bakanı: Pier Carlo Padoan Ekonomik Gelişmeler Bakanı: Federica Guidi Tarım Politikaları ve Orman Bakanı: Maurizio Martina (PD) Çevre Bakanı: Gianluca Galletti (UDC) Altyapı ve Ulaştırma Bakanı: Maurizio Lupi (NCD) Eğitim, Üniversite ve Araştırma Bakanı: Stefania Giannini (SC) Kültür Bakanı: Dario Franceschini (PD) Sağlık Bakanı: Beatrice Lorenzin (NCD) Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanı: Giuliano Poletti Reform ve Parlamentoyla İlişkiler Bakanı: Maria Elena Boschi (PD) Sadeleştirme Bakanı: Marianna Madia (PD) Bölgesel İşler Bakanı: Maria Carmela Lanzetta (PD)Zete
Herkes Nakilsiz Mucizeyi Konuşuyor
Ameliyat hastanın tamamen kendi dokuları kullanılarak gerçekleştirildi.Gaziantep'te yoksul ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Asiye Engiz, bebekken tamamen yanan yüzünün görüntüsü nedeniyle okula gidemedi ve doktorların tedavisinin mümkün olmadığını söyleyince hayatını evin içinde geçirmeye başladı. Toplumdan izole bir yaşam süren ve bu nedenle evlenemeyen Asiye Engiz, yaklaşık 2 yıl önce Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı'na başvurdu. Plastik cerrahi alanında geliştirdiği yöntemlerle tanınan Prof. Dr. Mehmet Mutaf, kendisine başvuran kadının nakil yapılmadan kendi dokularıyla yeni bir yüze kavuşması için çalışma başlattı. 'NAKİLSİZ MUCİZE' Birbiri ardına yapılan ameliyatlar ile Asiye Engiz'in yüzüne kavuşmasının ardından basın toplantısı düzenleyen Prof.Dr. Mehmet Mutaf, ortaya çıkan tabloyu 'nakilsiz mucize' olarak yorumladı. Bebeklik çağında yanan Asiye Engiz'in, burnu dahil alın ve yüz bölgesindeki bütün yumuşak dokuyu kaybetmiş şekilde kendilerine geldiğini anlatan Prof.Dr. Mutaf, 'Hastayı daha ilk gördüğümüzde mevcut yöntemlerin ötesinde bir çözüme muhtaç olduğumuz aşikardı. Zira, burun yapılabilmesi için kullanılabilecek alın bölgesi dahil tüm yüz yanıktan etkilenmişti ve yüzün tamamı için yeni bir deri örtüsü gerekiyordu. Klasik yöntemlerin yeterli olmadığı bu vakada, yıllar içinde oluşmuş bilimsel birikim ve tecrübelerimizin ışığında geliştirmiş olduğum yeni bir cerrahi yaklaşımın uygulanmasına karar verdik. Hastamız bu yeni tekniğin kullanıldığı ilk 2 vakadan birisidir. Ancak yöntem hali hazırda başka hastalarımızda da uygulanmaya başlanmış durumda. Dünyada bir ilk olma özelliği taşıyan ve bir çok hasta için yüz nakli ihtiyacını ortada kaldıracak bir alternatif olabileceğine inandığımız bu yöntemde hastanın kendi kıkırdak ve kemiği ile yapılan 3 boyutlu bir iskelet çatı, ön koldan damarları ile birlikte alınarak, mikro cerrahi tekniğiyle yüz bölgesine taşınan zarımsı bir yapı ile örtüldükten sonra boyunda doku genişletme yöntemi ile elde edilen tam kalınlıklı bir deri örtüsü ile kaplandı. Bu şekilde normal yüz derisi gibi yumuşak, pürüzsüz, ince ve iyi kanlanan bir örtü elde edildi. Ayrıca oluşturulan bu yeni deri örtüsü altına karın bölgesinden alınan yağ dokusunun yerleştirilmesi ile yüze normale yakın bir form ve dolgunluk sağlanmaktadır. Yöntem yeni bir yüz yapmaya izin verirken, doku alınan boyun ve önkol bölgelerinde çizgisel izlerden başka bir hasar bırakmamaktadır. Hastanın yüzüne normal bir ifade kazandırmak için saçlı deriden alınan kıl kökleriyle kaş nakli de yapıldı.' RENK VE DERİ ÖRTÜSÜ NEDENİYLE BOYUN TERCİH EDİLDİ Operasyonda yüzde oluşan kayıp doku ve yapıların yeniden yapımı noktasında hasarlanmış dokunun benzer bir doku ile yerine konulmasını öngördükleri anlatan Prof.Dr. Mutaf, 'Boyundan elde edilen deri örtüsü renk, esneklik ve diğer dokusal özellikler itibarıyla yüz ile mükemmel bir uyum sağlamaktadır. Estetik ve fonksiyon açıdan üstün sonuçların bir sebebi de budur. Ancak bu hastamız gibi yüz yumuşak dokularını tamamen kaybetmiş hastalarda boyun derisi tam kat olarak uygulansa bile yüz için yeterli etki sağlayamayacağı için bu deri mikrocerrahi ile taşınan önkol fasyası ve yağ greftleri ile kombine edilerek uygulanmıştır. Bu şekilde normal yüz deri örtüsü vasfına yakın bir kalınlık ve elastikiyet kazandırılmıştır' dedi. YÜZ NAKLİ OLANLAR KANSER RİSKİ TAŞIYOR Kendi dokuları ile yeni yüze kavuşan hastaya yüz naklini uygun görmediklerini, yüz nakli olan kişilerin ilaca bağlı olarak yaşadığını ve yüzde 51'inin nakilden sonraki 5 yıl içerisinde kanser olduğunu anlatan Prof. Dr. Mutaf şunları söyledi: 'Yüz nakli ameliyatı sonrası doku reddini önlemek için vücudun bağışıklık sistemini baskılayacak ilaçların kullanılması gerekmektedir. Hastanın ömür boyu kullanması gereken bu ilaçların bilinen yan etkileri ise kanser gelişimine yol açıyor. Benzeri ilaçları daha düşük dozlarda kullanan böbrek nakli hastalarında bile ilk 5 yılda yüzde 51 oranında kanser gelişebildiğine dair yayınlar mevcuttur. Ayrıca diabet, fırsatçı enfeksiyonlardan ölüm riski ve kesinlikle anlamlı olarak azalmış bir ömür sürecidir. Ayrıca, kimlik bunalımı yani nakledilen yüze aynada bakıp, 'bu ben miyim?' sorusuyla yüzleşmek çok ağır bir psikolojik süreçtir. Bizim tekniğimiz ile kendi dokularının kullanıldığı hasta 1-2 hafta içinde iyileşmekte, ömrü boyu da herhangi bir ilaç almadan, doktor kontrolüne gerek kalmadan normal bir yaşam sürmektedir. Dolayısıyla yüz nakli en son seçenek olarak saklanmalıdır.' Yüz nakli konusunda toplumun yeterli derecede aydınlatılmadığını da savunan Prof.Dr. Mutaf, şöyle devam etti: 'Yüz nakli, normale yakın bir yüz sağlamak için hastanın genel sağlığını ciddi olarak bozan ve hastayı yaşam boyu ciddi risk altında bırakan ağır bir girişimdir. Hasta olarak da, hekim olarak da yüz nakline karar verme noktasında çok iyi düşünmek gerekir. Kesinlikle estetik amaçlı bir ameliyat olarak görülmemelidir. Kesinlikle toplumda anlaşıldığı gibi masum bir deri değişim ameliyatı değildir. Ancak maalesef, toplumda böyle bir algı oluşmuş durumda. Ülkemizde gerçekleştirilen yüz nakli ameliyatları sonrasında basında yer alan ve yüz nakli bekledikleri ifade edilen kişilerin resimlerine baktığımda mesleğim ve o insanlar adına gerçekten tedirgin olduğumu söyleyebilirim. Zira şu anda yüz nakli risklerinin yeterince anlatılmadığı, anlaşılamadığı toplumumuzda gerçekçi olmayan bir beklenti ortamı oluşmuştur. Yüzünde birazcık izi olan insanların yüz nakli beklentisi içinde olması ya da yüz nakli adayı olarak değerlendirilmeleri gerçekten ürkütücüdür. Bu hastada uyguladığımız yeni yöntemin bilimsel camia yanı sıra kamuoyu ile paylaşılmasındaki temel amacımız da; insanlara yüz nakli dışında kendi dokularının kullanımı ile normale yakın bir yüz yapılmasının mümkün olduğunu göstermek ve bu yolla yüz nakillerinde hasta seçimi kriterlerinin yeniden düşünülmesini sağlamaktır.' ASİYE HER GENÇ KIZIN HAYALLERİNİ GERÇEKLEŞTİRMEK İSTİYOR Prof.Dr. Mutaf açıklamalarının ardından serviste tedavisi süren Asiye Engiz'i ziyaret etti. Engiz ile sohbet eden Prof. Dr. Mutaf, amaçlarının benzer durumda olan kişilerin kendi dokularıyla yeni bir yüze kavuşabileceklerini göstermek olduğunu ve yüz nakli operasyonlarının son çare olarak düşünülmesi gerektiğini ifade etti. Prof. Dr. Mutaf, gazetecilere konuşmak istemeyen Engiz'in ameliyatının ardından en çok ne yapmak istediği yönündeki bir soruyu; 'Asiye aynada yüzüne bakıp mutlu oldu. İlk kez mekyaj yaptı. Asiye, her genç kızın yapmak istediği hayallerini gerçeğe dönüştürmek istiyor' diye yanıtladı.Yurt
Sizin Telefonunuz da Dinleniyor Olabilir!
Haberleşmenin gizliliği Anayasa’nın 22. maddesi ile koruma altında olsa da gelişen ve ucuzlayan teknoloji sayesinde yasadışı dinlemeler artık çok kolay. Bu şekilde dinlenmek istemiyorsanız bazı tedbirler almanızda yarar var. Türkiye’deki 68 milyon cep telefonu abonesine “En büyük derdiniz nedir?” diye sorulsa, muhtemelen “Telefonum dinleniyor mu?” diyeceklerdir. Teknik olarak herkesin telefonunun dinlenebileceği bir sır değil. Üstelik yeterli donanıma sahip olan herkes bu tip dinlemeleri yapabilir. Telefon dinlemelerini yasal ve yasa dışı olarak ikiye ayırmak mümkün. Yasal dinlemeler, 2006 yılında yürürlüğe giren 5397 sayılı yasa gereğince mahkeme kararı alınarak Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTİK) bünyesindeki Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) tarafından yürütülüyor. Bu tip dinlemeler şebekeler üzerinden yapılır. GSM operatörleri kendilerine hukuki talep geldiğinde TİB’e destek vermek zorundadır. Bu dinlemeler sırasında arama, aranma, tarih, saat, konum bilgisi gibi veriler toplanabilir. Yasal dinlemelerin belirli hedeflere yönelik olarak, limitli sürede yapılması şart. Sadece yasal dinlemeler mahkemede delil olarak kullanılabiliyor. Yasal olmayan dinleme ise suç. Türkiye’de haberleşmenin gizliliği Anayasa’nın 22. maddesi ile korunuyor. Fakat bunun suç olması yapılmayacağı anlamına gelmiyor. Üstelik gelişen ve ucuzlayan teknoloji sayesinde yasa dışı dinleme artık çok daha kolay. Cep telefonlarına yüklenen casus uygulamalar yardımıyla bireylerin iletişim haklarına müdahale etmek mümkün. Özellikle akıllı telefonlar bu tip tehlikelere çok açık. Bu uygulamalar kötü niyetli bir kişi tarafından sahibinin bilgisi dışında akıllı telefona yüklenebilir veya kullanıcılar farkında olmadan bu tip bir uygulamayı cihazlarına yüklemiş olabilirler. İnternette veya telefon pazarlarında casus telefon olarak adlandırılan cihazlar satılıyor. Üç bin TL’ye varan fiyatları var. Casus yazılımlarla telefon konuşmalarını ve mikrofonu aktive edip ortam sesini dinlemek, resim, video ve ses dosyalarına erişmek, mesajları okumak, kamerayı uzaktan aktive etmek, internet geçmişini görmek, telefon rehberine erişim sağlamak, SIM kart değişikliği yapıldığında bilgi alma ve konum bilgisini öğrenmek mümkün Gizli servisler de oyunlara meraklı! Guardian, New York Times ve ProPublica’nın geçtiğimiz yıl yayınladığı Edward Snowden belgelerine göre, ABD ve İngiltere’nin ulusal güvenlik servisleri (NSA ve GCHQ) Angry Birds gibi oyunlar üzerinden akıllı telefonlardaki kişisel verilere erişim sağlayacak sistemler üzerinde çalışıyor. Elde edilebilen kişisel veriler arasında yaş, cinsiyet, medeni durum, posta kodu, konum bilgisi, eğitim seviyesi, etnik köken, çocuk sayısı gibi bilgiler var. Bu ileri düzey dinlemeler daha çok, güvenliğin daha zayıf olduğu Android uygulamalar üzerinden yapılıyor. *Zararlı uygulamalar çoğunlukla kullanıcı zaaflarından yararlanılarak telefonlara yüklenir. *Akıllı telefonunuza indirdiğiniz uygulamayı kimin yazdığına dikkat edin. Ücretsiz diye her uygulamayı indirmeyin. Özellikle Android kullanıcıların buna dikkat etmesinde yarar var. *Telefonunuza gelen SMS, MMS veya e-postalardaki linkleri, göndereni tanımıyorsanız açmayın, varsa mesajla gelen uygulamayı kurmayın. *Telefonunuzun tuş kilidini kapalı tutun ve başkalarının erişimine izin vermeyin. *Cep telefonunuzun mikrofonuna, video kamerasına veya fotoğraf albümüne erişim talep eden uygulamaların güvenli olduğundan emin olun. *Cep telefonunuzun SIM kartına PIN numarası tanımlayın. *Hediye telefonlara dikkat edin. Dünyanın saygın üniversitelerinde uygulanan ‘Admission’ (Başvuru-kabul) sistemi Türkiye’de ilk kez Bahçeşehir Üniversitesi tarafından hayata geçiriliyor. Üniversite adaylarının sınav puanlarından çok istek ve yeteneklerinin önem kazandığı sistem, adaylara sınavlara girmeden önce üniversiteli olma imkanı sağlıyor. Apply BAU adı verilen sistemde adaylar, www.applybau.com internet sitesi üzerinden başvuru yapabiliyor. Sistemin burs avantajları da var. Blog: www.denizergurel.net E-posta: d.ergurel@zaman.com.tr Twitter: @denizergurel Kaynak: Zaman
Melih Gökçek’in Fantastik Birisi Olduğuna 11 Kanıt
Değişik vaatleri, polemikleriyle gündemden düşmeyen Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Melih Gökçek'in fantastik dünyasından 11 kesit... Bir türlü bitmeyen metrolarla anılır olan Gökçek, fantastik vaatleriyle de gündeme gelmeyi başarıyor.
Reklam