Dünyanın İlk Sanal Marketi Açıldı
Markete gitmek özellikle büyük şehirde yaşayanlar için bir çile haline gelebilmektedir; özellikle park yeri bulamadığınız zamanlarda. Bundan dolayı son zamalarda büyük internet sitelerinin market alışveriş işine girdiğini görmekteyiz. Google'ın da San Francisco ve California'da evden çıkamayan hastalar için başlattığı Google Shopping Express servisi büyük ses getirmiş ve toplumun iç huzuru için büyük bir adım olmuş olsada insanların günlük yaşamlarına entegre biçimde çalışmıyordu. Kore'de geliştirilen bir sanal market ise bunlardan çok daha fazlasını bilzlere sunuyor. Günlük koşuşturma içinde markete gitmek için zaman bulamıyorsanız metroda beklerken evinizin tüm alışverişini bu yöntemle yapabilirsiniz. Camların arkasında duran ürün resimlerinin yanındaki barkodları cep telefonunuza okutarak ürünleri tek tek sepetinize ekleyebiliyor ve daha sonra online olarak bunları satın alabiliyorsunuz. Büyük marketlerin belli bölümlerininde bu şekikde özellştiği Güney Kore'de insanların kendilerine daha fazla zaman yaratmak için yaptıkları bu girişimin kısa süre içinde yayılacağını öngörüyoruz. Peki siz böyle bir alışveriş deneyimi yaşamak ister misiniz? teknolojioku
'Benim En Büyük Suçum Monşer Olmak'
Konuşmasında Muhsin Yazıcıoğlu'nu da anarak başlayan İhsanoğlu,'Onu unutturmak isteyenler olabilir. Ama bu millet ve onun seçeceği Cumhurbaşkanı unutturmayacaktır' dedi. 'TEK PARTİNİN ADAYI MİLLETİN ADAYI OLAMAZ' Sivas'a geldiklerinde iki manzara görüp yaşadıklarını belirten İhsanoğlu konuşmasına şöyle devam etti: 'Bir köye gittik ayran içtik ve köylülerle beraber olduk. Mazotun pahalılığını, borçların yükünü, mahsulün az olduğunu, alımların başlamadığını öğrendik. Yüzde 70'i çiftçilikle geçinen Sivas'ta bu reva değildir. Türkiye'yi borç sarmış, insanlar artık orta direk olmaktan çıkmıştır. Hükümetin buna çare bulması lazım. Ben inşallah seçildiğim anda ilk başa alacağım konulardan birisi bu borç ve vergi meselesidir. Uzmanları, hükümeti, sivil toplum kuruluşlarını davet ederek buna bir çare bulmamız lazım. Aksi takdirde orta sınıf ortadan kaybolacaktır. Bu konuya büyük önem veriyoruz. İkinci manzara ise Valilik sonrası Madımak'a gidip oraya karanfil koyarak hayatını kaybedenlerin ruhuna fatiha okuduk. Orada yalnız değildim. Benim yanımda bana destek veren bütün partilerin hemen hepsinin temsilcisi vardı. CHP, MHP, BBP, DSP, BTP, DYP gibi bütün partiler vardı. Türkiye artık bugün perdenin etrafında değil, bir bayrağın etrafında toplanmıştır ve o bayrak Türk bayrağıdır. Milletin adayı herkesin adayıdır. Tek partinin adayı milletin adayı olamaz. Yeni Türkiye budur. Birliğini, beraberliğini arayan Türkiye budur. Sen şusun, busun, Sünnisin, Alevisin, Türksün, Kürtsün diyen Türkiye istemiyoruz biz. Hepimiz bir ve beraberiz. Kanun ve anayasa karşısında hepimiz eşitiz. O elim hadisede 30'dan fazla insanımızı kaybettik. Ama 3 gün sonra aynı karanlık eller bi kez Erzincan'da üzücü bir hadiseye neden oldu. Orada'da canlarımızı yitirdik. Türkiye'yi bölmek isteyenler var, buna alet olmayalım. Bakın Suriye'de, Irak'ta ne oldu. Bu ülkelerdeki çeşitli etnik gruplar yakın zamana kadar beraber yaşıyordu. Onlar da dostluk içinde yaşıyordu. Bazı kara emelli, kara eller araya giriyorlar. Biz bunlara müsaade etmeyeceğiz. Türkiye'yi hiçbir zaman Suriye, Irak yapmayacağız. O yüzden 10 Ağustos'taki oyunuz çok önemli.' 'MİLLİ GELİRİ ŞİŞMAN KEDİLER YİYOR' Milletin emriyle yola çıktıklarını ifade eden İhsanoğlu, meclisteki 4 partiden 2'sinin kendi adaylarını gösterdiğini diğer 2 partinin ise kendisini tercih ettiklerini belirterek, 'Bu iki partiye teşekkür etmek lazım. Beni seçtikleri için değil. Türkiye'de bu makama layık çok insan var. 76 milyonluk millet kimleri çıkarttı. Bu milletten en 100 kişi bu makama layıktır. Ama bu iki parti anlaştı, fedakarlık yaptı. Kendisini düşünmedi, milleti düşündü' dedi. Partilerin, benim adamım,. senin damın mantığı gözetmeden hareket ettiğini anlatan İhsanoğlu şöyle devam etti: 'Düşündüler, tartıştılar. Dediler ki, 'Biz İhsanoğlu denilen kişiyi seçtik' dediler. Ben teşekkür ettim. 'Biz sizi istiyoruz, halk sizi istiyor' dediler. Sayın Kılıçdaroğlu ve sayın Bahçeli'nin bu açıklamasından sonra Türkiye'de bulunan 13 parti en sağdan en sola kadar, milliyetçisi, muhafazakarı, merkez partisi, solcusu, sosyal demokratı, herkes geldi. Bu alay edilecek bir şey mi. Milletle mi alay ediyorsunuz. Size oy veren vatanperver ve sizin nimetinizden nimetperver olacak. Ama size oy vermeyen vatan düşmanı, hain olacak. Böyle siyaset olur mu. Bu ülkede yaşayan herkes, aslı vasfı ne olursa olsun, dini, mezhebi, meşrebi, etnisitesi ne olursa olsun Türk milletinin ferdidir, vatandaşıdır, kanunlar karşısında eşittir ve bu devlet ona aynı hizmetleri eşit şekilde vermesi lazım, ayrım yapmaması lazım. Oyunu ister A ister B partisine versin. 3'üncü dünya ülkelerinin ismini burada zikretmek istemiyorum. Çok ayıp olur, Türkiye bu noktaya gidiyor dersek. İşte borçlarımızın hali. Biz oraya mı gitmek istiyoruz yoksa Avrupa'ya mı. Bizim hedefimiz Atatürk'ün kurduğu hedeftir. Muasır medeniyet seviyesine ulaşmaktır. Muasır medeniyet artık sırf Avrupa'da değil. Latin Amerika'da, Asya'da da var. Bizden çok geride olan, zamanında bizim kurtarmak için gittiğimiz Güney Kore o gün bir köydü. 81'de oraya gittim. O günkü Güney Kore'nin başkenti, o dönemki anadolunun en orta halli fakir kasabaları kadardı. Şimdi milli gelirde 20 bin doları geçtiler. Biz halen 10 bin dolardayız. O on bin dolar da adil şekilde dağılsa. Yunanistan 30, İspanya 30 bin dolar. Yunanistan'da 2-3 sene önce ekonomi dibe vurmuştu. İspanya duman olmuştu. Halen 4-5 senedir bizde milli gelir 10 binin üzerine çıkmadı. Çünkü o şeklen 10 bin dolar. 10 bin doların büyük kısmını şişko kediler yiyor zaten. Bu seçim Türkiye'de demokrasinin önünü açacaktır.' 'BENİM EN BÜYÜK SUÇUM MONŞER OLMAK' Kampanyaya gönüldaş ve fikirdaşlarının desteğiyle başladığını ve dostlarının verdiği arabalarla, bilet alarak, paralarının yettiği kadar otobüs giydirerek çaba gösterdiklerini ifade eden İhsanoğlu, şunları söyledi: 'Karşı tarafta devletin bütün imkanları, başbakanlığın, bakanlıkların tüm imkanları mevcut. Bakanların hepsi bir ağızdan İhsanoglu'na küfür etmek, iftira atmak ve yalan söylemekle meşgul. Suç uydurmakla meşgul. Benim en büyük suçlarımdan bir tanesi monşer olmaktır. 5553 sayılı yasaya göre Monşer olmak yasaktır. Monşer olanlar idama mahkumdur. Böyle bir şey olur mu? Sonra ben İsrail taraftarıymışım. Yahu ben hayatımı Filistin davasına addetmiş insanım. Ben Filistin'in BM'ye girmesi için çalışmış bir insanım. Ben Hamas ile Fetih arasındaki kavgayı ilk durduran, ilk ateşkesi sağlayan insanım. Sayın Abbas adına da beyanat uydurdular dediler ki 'Yok öyle bir şey.' Sayın Cumhurbaşkanı Abbas ile 19 Aralık 2006'da saat 10.00'da metni kabul ettik. 12.00'de bütün dünyaya ilan ettik. Ben bunu söylediğimde 'hayır siz yapmadınız, yok öyle bir şey'. Şimdi yine bir şey uydurmuşlar. 'BM'de Filistin kabul edildiği gün siz neredeydiniz'. Alp dağlarında kayak yapıyormuşum. Böyle saçma şey olur mu. BM'nin kabul edilmesinden önce Unesco'da kabul yaptık. Unesco'da çalıştım. Bazı fireler vardı. Birkaç ülkeden bizim üyemiz olan, olmayan bazı ülkelerde fireler vardı. Bunların olmaması için biz dedik ki 'Bu ülkelere Cumhurbaşkanları, bakanlarını gönderelim, ikna edelim, vazgeçmesinler'. Ben bunun için uğraştım. Ben bunları sağlarken, bir zatı muhterem o gün toplantıya denk geldi. Orada bir zatı muhterem gidiyor, BM salonu, Filistin heyeti başka tarafta, Türk heyeti en sonlarda oturuyor. Karar için oylama yapıldı. Çok parlak şekilde bizim sağladığımız oylarla oturum başkanı ilan etti, Filistin BM gözlemci üyesi oldu diye. Orada durmuş bekliyorlardı. Alkış kopunca, koşarak aşağı inip Abbas'ı kucaklıyor. Neden, ilk fotoğrafta o çıksın diye. Bu fotoğraf her yerde tebessüm konusu oldu başka bir şey değil. Gerisini siz anlayın. Şimdi birileri diyor ki 'Siz Alp dağlarında kayak yapıyordunuz, keyif çatıyordunuz. Sayın bakanımız BM'de Filistin'i savunuyordu'. Bunun aksini iddia edenlerin ortaya delil koyması lazım. Ben söylediğimin deliline sahibim. Benim Alp dağlarında kayak yaptığımı söyleyenler bunu delille ilan etsinler veya özür dilesinler. Bir daha da böyle çirkin iftiralar kullanmasınlar. Siz kendinizden eminseniz, niye iftira atıyorsunuz. Millet seçer sizi. Demokrasi var. Millet istediğini getirir, istediğini götürür. Başkasına iftira etmeyin, hakaret etmeyin bu dinimize aykırıdır. Bu Müslümanlığa yakışmaz. Kötü söz kullanmak, alay etmek. Siz din adına hareket ediyorsanız, bari dinin ahlak kısmına riayet ediniz.' 'ÜLKEYİ 12 SENEDİR KİM İDARE EDİYOR' Cmhurbaşkanlığı seçim kampanyasında kullanılan vesayet sisteminin sona erdirilmesi söylemlerine de değinen Ekmeleddin İhsanoğlu, rakiplerin Türkiye'nin vesayet sistemi altında inlediğini ve bunun kaldırılacağı söyleminin kullanıldığını hatırlatarak, şunları söyledi: 'Vesayet sistemi nedir. Askeri, bürokratik vesayeti kaldıracağız. Peki 12 senedir devleti kim idare ediyor. 7 sene Çankaya'da Türk devletin Cumhurbaşkanı'nı kim seçti, hangi partiden. Böyle bir iddia olur mu. Cumhurbaşkanı başka bir partiden gelir, asker veya sivil olur. Anayasa Mahkemesi başkanı olur. O zaman dersin ki, bu vesayet sistemi. Ama sizin adamınız partinizin kurucusu. Sayın Cumhurbaşkanımız hakkında bir şey söylemek istemiyorum. Hem sayın Cumhurbaşkanımıza hem başbakana o makamları işgal ettiği için saygı duyuyorum. Benim aile terbiyem bunu gerektirir. Vesayet nedir. Efendim 12 Eylül'ün getirdiği kanunlar. E peki. Onların hepsini kaldırıp, değiştirdiniz. YÖK, RTÜK kanunu, Seçim kanunu ve Sendikalar kanunu kaldı. Peki 12 senedir niye bunları değiştirmediniz. (Eliyle Rabia işareti yaparak) İşte burada o 4. 17 Eylül'den beri var. Niye 4, niye sıfırlamadınız bunları. Kanunları yeni vesayeti artırmak için değiştirdiler. Vesayet sistemini kaldıracağım diyenler, kendi vesayet sistemini getirecekler. O partiye oy verenlere saygılıyız. ama siz o oyları kendi şahsi emelleriniz, şahsi propagandanız, kendi şahsi gücünüzü artırmak için kullanamazsınız. Kendi arzunuzla bunu yapamazsınız. Millet bunu kabul etmedi. Meclis de bunu kabul etmedi. Siz mevcut Anayasa'ya göre seçileceksiniz. Seçilecek kişi mevcut Anayasanın hükümlerine göre devleti idare edecek. Millet sadece sana oy veren 45.6 değil. Milletin adı yüzde 100 dür, 76 milyondur. Seçilen Cumhurbaşkanı 76 milyonun hepsinin temsilcisi olmalı. Hepsinin birlik ve beraberliğinin temsilcisi olmalı. Böyle olmadığı takdirde bu gemi su alır. Biz bu geminin su almasını hiç istemeyiz. Bu fırtınalı günlerde Türkiye'nin selametle rotasını çizmeli, biz istiyoruz ki Türkiye istikrar içerisinde büyüsün. Türkiye'de insanlar korkuyor. İnsanlar korkudan kurtulsun. Telefon dinlemelerinden, ortam dinlemelerinden.' 'TÜRKMENLER İLE MEŞGUL OLUN' Basın özgürlükleri konusunda Türkiye'nin Bulgaristan ve Ermanistan'dan geride olduğunu, yavaş yavaş Kuzey Kore seviyesine yükseldiğini hatırlatan İhsanoğlu, 'Böyle şey olur mu. Türkiye AB'ye girmek isterken isterken bu seviyeye düştü.' dedi. Ekonominin de sıkıntıda olduğunu iddia eden İhsanoğlu şöyle devam etti: 'Ekonomiden bahsederken sorumlu bakan bunu söylüyor, sanayinin ekonomideki payının azaldığını söylüyor. İnşaat sektörü var. İnşaat sektöründeki balon patlarsa bir çok insan büyük sıkıntıya girecektir. Türkiye'nin gerçekten huzura, istikrara ihtiyacı vardır. Türkiye'nin yurt dışında itibarını korumaya ihtiyacı vardır. Türkiye eğer hale 49 evladını Irak'tan kurtaramamışsa bu çok acı bir şeydir. Her gün sabahtan akşama kadar Gazze'deki kardeşlerimiz için dövünüyorsa, milleti de o şekilde heyecanlandırıyorsa durum böyle olmamalı. Şimdi garip garip insanlar ülkemizde cihad namazı kılıyorlar. Ne demek cihad, kime karşı cihad. Cihadın manasını bilmiyor bunlar. Peygamber efendimiz, müşrikleri def ettikten sonra sahabe kirama diyor ki 'Biz küçük cihaddan zafer çıktık diyor, şimdi asıl büyük cihada yönelmemiz lazım.' diyor. Sahabe diyor ki 'Ey Allah'ın resulu büyük cihad nedir.' Diyor ki , 'Büyük cihad, nefse karşı mücadeledir' diyor. Bir çok ülkede bazı gruplar var. Terörist caniler, hep cihad adını kullanıyor. Bunların hepsi İslam'ın düşmanıdır. En büyük düşmanıdır bunlar. Biz maalesef bunlarla uğraşmayı bıraktık. Sabahtan akşama kadar Gazze diye dövünüyoruz. İyi de Gazze için ne yapıyoruz. Bunu bırakıp yardım edelim, ama bütün kapılar kapalı bize. 'Başkanlar telefona çıkmıyor' diyorlar. Türkiye bu noktaya çıkacak ülke mi. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı dost, müttefik bir ülkenin başkanı ile konuşmak istediğinde karşı taraf bundan kaçınıyorsa bunu düşünmek lazım. Türkiye'nin bunlardan kurtulması lazım. Türkiye'nin Türkler ile Türkmenler ile meşgul olması lazım. Varsa yoksa İsrail'i kınıyoruz.' 'AK PARTİLİLERDEN DE OY BEKLİYORUM' 10 Ağustos'ta verilecek oyların önemli olduğunu belirten İhsanoğlu seçim sonucunun Türkiye'nin önünü ya kapayacağını, ya da açacağını belirterek şunları söyledi: '10 Ağustos'taki seçimler parti seçimi değil, mebus seçimi, belediye seçimi değil. Burada bulunan herkes 30 Mart'ta istediği partiye oy vermiştir. Ben de öyle yaptım. Ama bu seçimde 3 tane aday bir sandalye var. Başka yok. Biz 12 partiden olduğu gibi Ak Parti'den de bu desteği bekliyoruz. Onlar bizim kardeşimizdir. Siyasi tercihi öyle kullanmıştır, saygı duyarız. Kardeşlerimize sesleniyorum, siz partinizi de korumak istiyorsanız, ülkenin de öfkeli ellere düşmemesini istemiyorsanız. Siz devletin başında, serinkanlı, dünyanın tanıdığı sevdiği, saygı duyduğu, komşularının, batının tanıdığı bir adam. O adam sizin gibi muhafazakar, milliyetçi, demokrat, dindar, Türkiye Cumhuriyeti'nin Anayasası'ndaki niteliklerine sahip, milli birlik ve bütünlüğe sahip bir adam. Hem size hem bize yakın. Ama sizden yana bizim, bizden yana sizin aleyhinizde olmayacak bir adam. Gelin bunu seçiniz. Yine siz kendi partinizi de koruyun. Siz de partinin dağılmasını istemiyorsanız, bunu tercih edin. Ben bu yolun başında, teklif geldiği anda çok seçkin arkadaşlarıma danıştım. Ak Parti kurucuları arasında, çünkü bana da kuruculuk teklifi gelmişti teşekkür ettim. Gündelik siyasette olmak istemedim. Ak Parti'nin kurucuları bana 'Lütfen kabul ediniz, memleketin size sizin tecrübenize, sizin gibi sakin bir insana ihtiyacı var. Türkiye'yi rahatlatacak, gerginliği giderecek ve herkesi kucaklayacak insana ihtiyaç var lütfen kabul edin' dediler ve ben böyle yola çıktım, kabul ettim. Ben bize oy verecekler arasında AK Partili kardeşlerimiz olduğuna da inanıyorum.' 'EKMEĞİ PAYLAŞIRIZ, VATANI ASLA' Konuşmasının sonunda mevki kavgası değil, ekmek davası için yola çıktıklarını dile getiren İhsanoğlu sözlerini şöyle noktaladı: 'Biz bu ekmeği büyütmek, refahı artırmak, huzuru getirmek istiyoruz. Türkiye'nin tekrar 'Yurtta sulh, cihanda sulh' ülküsünde yol almasını sağlamak istiyoruz. Biz sevgi, saygı, birlik tohumları ekmek istiyoruz, dirlik ekmek istiyoruz. Ekmeğimiz büyüsün, mutluluk ve refahımız artsın. Büyüttüğümüz ekmeği ahlaklıca paylaşalım. Karınlarımız doysun. Bize dışarıdan gelen misafirlerimizle de paylaşalım. Paylaştıkça bereket artar. Biz ekmeğimizi paylaşmaya hazırız ama toprağımızı, vatanımızı asla paylaşmayız.' İhsanoğlu programın ardından yürüyerek dinleneceği otele geldi. Sevgi gösterisinde bulunan kişilerle fotoğraf çektirdi. İhsanoğlu her fotoğraf için bir oy istedi. Kentteki bir yerel televizyonun canlı yayınına katıldı. SİVAS, DHA
Reklam
Sivrisinekler Hakkında 16 İlginç Gerçek
etiket
Sivrisinekler, yaz aylarının en büyük düşmanları... Akşam bahçede oturtmazlar, keyiflendirtmezler, uyutmazlar, hatta bazen hastalık bile bulaştırırlar. En iyisi öldürmek... Kaynak: http://thoughtcatalog.com/michael-koh/2014/06/16-things-you-didnt-know-about-mosquitoes/
AK Parti Mitingi İçin 150 Bin Kutu Soğuk Çay Siparişi
AKP'nin İzmir'de düzenleyeceği mitingde katılımcılara üç püskürtme makinesinden gül suyu sıkılacakAKP'nin Cumhurbaşkanı adayı Tayyip Erdoğan’ın 2 Ağustos Cumartesi günü İzmir Gündoğdu Meydanı’nda yapacağı mitingte katılımcılar soğuk çay ile serinletilecek. Hürriyet'te yer alan haberde AKP İzmir İl Başkanı Bülent Delican, 150 bin kutu soğuk çay siparişi verdiklerini söyledi. Cumhurbaşkanı adayı Başbakan Tayyip Erdoğan , 2 Ağustos Cumartesi günü saat 18.00’de İzmirliler’den oy isteyecek. Sıcaklığın 32 derece olması beklenen mitingte katılımcıların üzerine üç püskürtme makinesi ile gül suyu sıkılacak. Mitinge katılanlara soğuk pet şişe suyun yanısıra soğuk çay verilecek. Ak Parti İzmir İl Başkanı Bülent Delican, 150 bin adet soğuk çay siparişi verdiklerini söyledi. Mitinge gelenlere Erdoğan logolu tişört ve şapka da verilecek.T24
Reklam
Yeryüzünün Bir Cennet Olduğunun Kanıtı Sörf Videosu
The Best Mentawai Islands Surf Video from my drone, Phyllis. June 2014, by Paul Borrud from The Bird on Vimeo. Endonezya’nın Mentawai Adaları’nda çekilmiş bu video adeta yeryüzünde cennetin olduğunun kanıtı. Bir drone tarafından kuş uçuşu çekilen videoda dalga sörfü yapan insanlar, eşsiz bir kumsal ve deniz yer alıyor. Özellikle videonun 1:23 ve 2:51′nci dakikalarına göz atın.
'İlk İşim TRT Genel Müdürü'nü Görevden Almak Olacak'
Hatay'da konuşan HDP'li cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş, kürsüdeki TRT mikrofonunu eline alıp, seçilirse ilk işinin TRT Genel Müdürü'nü görevden almak olacağını söylediCumhurbaşkanı adayı ve HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Hatay’da düzenlenen salon toplantısında konuştu. TRT’nin seçim çalışmaları yapan üç adaya adil yaklaşmadığını söyleyen Demirtaş, Recep Tayyip Erdoğan’ın 7 bin 244 dakika, kendisinin ise sadece 244 dakika TRT ekranlarında yer aldığını söyledi. Kürsüde bulunan TRT Haber mikrofonunu eline alan Demirtaş, cumhurbaşkanı seçilirse ilk işinin TRT Genel Müdürü’nü (İbrahim Şahin) görevden almak olacağını ifade etti.Tüm insanların ve halkların kardeşliği için mücadele ettiklerini aktaran Demirtaş, seçmenlere mührü ortadaki fotoğrafa basmaları tavsiyesinde bulundu. Ramazan ÇELİK/HATAY, (DHA)
Reklam
Sapanca Gölü'nde Su Seviyesi İşletme Kodunun da Altına Düştü
İki yıldır yaşanan kuraklığın etkisiyle gölü besleyen kaynakların çoğunluğunun kuruması sonucu su seviyesi gittikçe düşen Sapanca Gölü'nde tehlike her gün biraz daha büyüyor.Yıllardır ilk kez göldeki su kodu 2.90 olan işletme kodunun altına düştü. Şu anda 29.64 olarak ölçülen su koduna rağmen Sakarya ve Kocaeli gölden su çekmeye devam ederken, su seviyesi dikey olarak normalden 2 metre 54 santim aşağı düşen gölün bazı noktalarında ise ötrifikasyon belirtileri görülmeye başlandı. Marmara Bölgesi'ne, 2012-2013 yılı dahil yeterli miktarda kar ve yağmur düşmemesi sonucu, Kocaeli ve Sakarya'nın içme suyu havzası olan, ayrıca Dünya'nın suyu içilebilir ender göllerinden biri olarak bilinen Sapanca Gölü'ndeki su seviyesinin giderek düşmesine neden oldu. Daha önce sadece Sakarya Büyükşehir Belediyesi'nin şehir içme suyu şebekesi için su aldığı, bazı sanayi kuruluşlarının da bu çektiği gölden, geçtiğimiz yıldan itibaren Kocaeli Büyükşehir Belediyesi de su almaya başladı. Daha çok Kartepe'den gelen 14 güçlü dere suyuyla beslenen Sapanca Gölü, iki belediyenin her gün daha da artan su ihtiyacını karşılamak için su çekmesi, gölü besleyen derelerden 10'unun kuruması, diğer kaynaklar üzerinde de sayıları 30'u bulan su şirketlerinin tesis kurması nedeniyle beslenemez hale geldi. Bu yaz başından itibaren de su kodunda önlenemeyen bir düşüş yaşanmaya başladı. İlk kez işletme kodunun altında Sakarya su kanalizasyon İdaresi'nin bugün yaptırttığı ölçümlere göre, normalde 32.18 olması gereken su işletme kodu, 29.64'e kadar düştü. Gölden su çekme, yani işletme kodunun 32.18 ile 29.90 arasında olması gerekirken, belediyeler ve sanayi kuruluşları başka kaynak olmadığından kod işletme seviyesinin altı olan 29.64'e düşmesine rağmen su çekmeye devam ediyor. Sapanca Gölü'nün özellikle Kocaeli'nin Kartepe sınırları içinde kalan bölgelerinde su çekilmesi nedeniyle geniş bataklıklar oluştuğu görülürken, göl suyunun üzerinin yeşillendiği, göl çevresindeki çekilmenin 100 metreyi aşmaya başladığı görüldü. Bu bölgelerde de daha önce suyla kaplı olan bölgedeki iskeleler, su kayağı tesisleri su mesafesinin 100 metre gerisinde kaldı. Bu arada aynı bölgede 200 metre kadar açıkta da, su seviyesi diket olarak 2 metre 54 santim aşağı düştüğünden tarihi eser olduğu ileri sürülen yazı yapı taşları ve adacıklar da ortaya çıktı. Ötrifikasyon belirtileri Yetkililer, şu anda göldeki su seviyesinde dikey olarak gerçekleşen düşüşün 2 metre 54 santim olduğunu belirterek, tüm umutların bu kış mevsiminde yağacak kar ve yağmurlara bağlandığını söyledi. CNNTürk
Tarlada Bir Gecede Beliren Gizemli Daire!
Almanya'nın Bavyera bölgesindeki bir tarlada, bir gecede ortaya çıkan 75 metre çapındaki dairenin nasıl yapıldığı merak uyandırdı. BBC Türkçe'nin haberine göre, çevreden birçok ziyaretçi, başakların kesilmesiyle açılmış bu karmaşık şekli görmek için tarlaya gidiyor. Nasıl yapıldığı ise daha önceki benzer olaylarda olduğu gibi 'meçhul'... Dairenin uydu iletişim merkezinin hemen yanında olmasının 'rastlantı' olmadığını düşünenler var.BBC Türkçe
'Alın Ödülünüzü Başınıza Çalın'
Başbakan Van mitingin'de 'Musevi komitesi ödülünü geri istiyormuş. Eğer bu zulme bu soykırıma destek veriyorsanız alın ödülünüzü başınıza çalın.' dedi. Cumhurbaşkanı adayı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Van’ın Hastane Caddesi’nde düzenlenen mitingde konuşuyor. Erdoğan buradaki konuşmasında 'bütün azınlıklar benim ülkemde huzur içinde barış içinde yaşayacak. Musevi komitesi ödülünü geri istiyormuş. Eğer bu zulme bu soykırıma destek veriyorsanız alın ödülünüzü başınıza çalın.' dedi. 'ALIN ÖDÜLÜNÜZÜ BAŞINIZA ÇALIN' Erdoğan, 'Bundan sonra da bütün azınlıklar benim ülkemde huzur içinde barış içinde yaşayacak. Bu arada bir şey oldu. Neymiş Amerikan Musevi Komitesi bana verdiği ödülü geri istiyormuş. Eğer bu zulme bu soykırıma destek veriyorsanız alın ödülünüzü başınıza çalın.' diye konuştu İşte Başbakan Erdoğan’ın Van mitingindeki konuşmasından satır başları 'İSRAİL'İN HİTLER'DEN NE FARKI VAR' 'İsrail’in yaptığını, Hitlerin, Nazilerin yaptığını benzetice birileri rahatsız oluyor. Van’dan tüm dünyaya sesleniyorum İsrail’in yaptığını Hitlerin, Nazilerin yaptığından ne farkı var. Bunu soykırım değil de ne ile izah edeceksiniz. Ne diyordu Hitler: İnsafsız olabiliriz ama Almanya’yı kurtardığımızda dünya insaflı bir yer olacak. Adaletsiz olabiliriz, ama Almanya’yı kurtardığımızda dünyaya adalet gelecek. Ahlaksız olabiliriz ama Alman vatandaşlarını kurtardığımızda dünya daha ahlaklı bir yer olacak. Hitler bu sapıkça düşüncelerin arkasına sığındı, milyonlarca insanın ölümüne neden oldu. İsrail şu anda Hitlerin söylediğinin aynısını söylüyor, aynısını yapıyor. 'MUSEVİLERE ECDADIMIZ SAHİP ÇIKTI' Her türlü insanlık dışı eylemi yapacaksın, ayrım yapmadan şehri havadan bombalayacaksın. Sana dur deyince de antisemitist diye ahlaksızca suçlama yapacaksın. Dünyada herkesin Musevilerden uzaklaştığı, ülkelerinde kovduğu dönemde Musevilere kim sahip çıktı. Ecdadımız sahip çıktı, Osmanlı sahip çıktı. Utanmıyor musunuz ya? 'TÜRKMENLERE BAK DİYORLAR' Biz hem dua edeceğiz hem de sütün imkanlarımızla Gazze’nin yayında duracağız. Ne içeride ne dışarıda hakkı savunmaya devam edeceğiz. Şimdi bu CHP, MHP onların ortak adayları ne diyor? Gazze’yi bırak Suriyeli misafirleri bırak Türkmenlere bak diyorlar. Bunların dünyadan kendi ülkelerinden bile haberleri yok. Biz Gazze’ye nasıl ulaşıyorsak AFAD ile Suriye’ye de öyle ulaşıyoruz Somali’ye nasıl ulaşıyorsak Suriye’nin, Irak’ın Türkmenlerine de öyle ulaşıyoruz. Çünkü biz büyük devleti, Ak Parti iktidarıyız. Reklam yaparak değil davul zurna çalarak değil sessizce herkese her yere yardım elimizi ulaştırıyoruz. Ülkemize 12 yıl boyunca büyük hizmetler eserler kazandırdım. En büyük mücadeleyi eğitimde sağlıkta adalette çözüm sürecinde verdik. Kanı durdurmak için acıları gözyaşları dindirmek için samimi şekilde çalıştık. Karşılaştığımız engelleri sizler de görüyorsunuz. Biz gençler ölmesin dedikçe gençler ölsün diye çabalayanlar oldu. 'İŞTE ŞİMDİ İNLERİNE KADAR GİRİLİYOR' İnlerine gireceğiz dedik siz bize destek verdiniz işte şimdi inlerine kadar giriliyor. Diyorlar ki “Başbakanım sen Çankaya’ya çıkarsan bu Pensilvanya ile mücadele ne olacak?” Bu can bu tende oldukça bu mücadele sonuna kadar devam edecektir. Bizim ulusal güvenliğimi tehdit eden unsurlar nerede nasıl olursa olsun karşılarında bizi bulacaklar. Türkiye’nin nereden nereye geldiğini sizlere burada göstermek istiyorum, On yıllar boyunca bu ülkede kitaplar, türküler, şarkılar bu ülkede yasaklandı. Kürt demek Kürtçe demek bu ülkede suçtu. Cezaevlerinde anne evladıyla Kürtçe konuşamıyordu. Şimdi 24 saat Kürtçe yayın yapan devlet televizyonu var.'Haberler
Reklam
'Bütün Askerlik Şubeleri Kapatılabilir'
2011 yılından itibaren 150 askerlik şubesini kapattıkları bilgisini veren Milli Savunma Bakanı Yılmaz, 'Türkiye'deki bütün askerlik şubeleri kapatılabilir. Hizmet aksamaz' dedi Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, Erzincan Valiliği'ni ziyareti sırasında basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Sivas'tan karayoluyla Erzincan'a gelen Yılmaz, Erzincan Valiliği'ni ziyareti sırasında basın mensuplarına yaptığı açıklamada, 2011 yılından itibaren 150 askerlik şubesini kapattıklarını belirterek, 'Çok daha net söyleyeyim, şu anda Türkiye'deki bütün askerlik şubeleri kapatılabilir. Hizmet aksamaz. Niye aksamaz? E-Devlet üzerinden bir şifre alınması kaydıyla bu ağustos celbinde de başlattık, internete girersiniz, hangi askerlik şubesine sevkinizin yapıldığını öğrenirsiniz' diye konuştu. Yılmaz, şöyle devam etti: 'Ondan sonra o sevk için size bir yolluk ücreti ödenir, o yolluk ücretinizin de hangi PTT şubesi ya da banka şubesine yattığını da öğrenirsiniz. Ömrünüzde bir sefer bile askerlik şubesine gitmeden askerlik hizmetini tamamlarsınız. Dolayısıyla diyoruz ki vatandaş devletin memuruyla muhatap olmasın. Vatandaş gelip de askerlik şubesinde beklemesin.'Dünya
Seçim Yasağı Başladı, Erdoğan Van'a Özel Uçakla Gitti
10 Ağustos’ta yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri için Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından belirlenen seçim yasakları bugün başladı. Cumhurbaşkanı adayı Tayyip Erdoğan, Van mitingine katılmak üzere Atatürk Havalimanı’na sivil plakalı bir otomobille geldi, İstanbul’dan Van’a da özel bir şirketten kiralanan bir uçakla gitti.Seçim yasakları kapsamında yapılacak gezilerde, protokol gereği olan karşılama ve uğurlamalar ile törenlerin yapılamayacak olması nedeniyle Erdoğan’ı İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu’nun yerine, Atatürk Havalimanı’ndan sorumlu Vali Yardımcısı Celalettin Yüksel uğurladı. Yüksel’in yanı sıra Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş , Erdoğan’ı uğurlayanlar arasında yer aldı.Zete
Reklam
Ücretsiz Alıp, İnternetten Satıyorlar
Ankara-İstanbul YHT'nin hizmete girmesinin ardından ücretsiz bilet alarak internet üzerinden satmak isteyenlerin biletleri iptal edildi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Ankara-İstanbul YHT'nin açılışı dolayısıyla 25 'da düzenlenen törende, Ramazan Bayramı'nı da kapsayan bir hafta boyunca biletlerin ücretsiz olacağı müjdesini vermişti. Her kesimden vatandaşın hızlı trenle seyahat edebilmesine imkan vermeyi amaçlayan uygulama fırsatçıları da harekete geçirdi. Bazı kişiler ücretsiz edindikleri biletleri, tüm seferlere ait biletlerin tükenmesini de fırsat bilerek internet üzerinden satışa çıkardı. TCDD'den uyarı TCDD yetkilileri, vatandaşları, bu şekilde satılan biletlerle seyahat edemeyecekleri, bu nedenle biletleri almamaları yönünde uyardı. AA muhabirine, bu şekilde satılmaya çalışılan biletlerin tespit edilerek iptal edildiğini belirten yetkililer, şunları kaydetti: 'Ücretsiz seferler başlamadan önce, yaşanabilecek bu tür sorunları önlemek için bazı tedbirler aldık. Bu çerçevede ücretsiz seferlerin bazı kişiler tarafından suistimal edilmemesi için biletlere isim ve soy ismi yazılıyor. Vatandaşlar YHT'ye binmeden önce de kimlik kontrolü yapılıyor. Bilette yazan isimle kimliğin uymaması halinde, bilet iptal edilerek kişinin trene binmesine izin verilmiyor. Bu durum Ankara-İstanbul YHT'nin açılışından itibaren gar ve istasyonlarda yapılan anonslarla sürekli duyuruluyor ancak uygulamadan haberdar olmayan vatandaşlarımız olabilir.'Milliyet
Huzurevi, Huzursuzluk Evi Oldu...
 2008'de çocuk yurdunda görev yaparken bir çocuğun tecavüze uğradığını kanıtlayan raporu saklayan iki memur aksi yöndeki mahkeme kararına rağmen, Yücel Huzurevi'ne müdür vekili ve müdür yardımcısı vekili olarak atandı. Huzurevi atamanın ardından bir buçuk yıl içinde huzursuzluk evine dönüştü. Yaşlılara ve bazı çalışanlara yönelik ayrımcılık, baskı, tehdit iddiaları ve uygulamalar F Tipi hapishanelerde uygulanan metotlar ile neredeyse tıpatıp aynı. Karabük'te bulunan Yücel Huzurevi'nde yaşananlar, kurumun taşıdığı 'huzur evi' adını sorgulatır nitelikte. Süleyman Arıoğlu'nun CNN Türk'te yer alan haberine göre, huzurevinde kalan yaşlılara ve taşeron firma çalışanlarına yönelik baskı, tehdit ve yaşlılar ile çalışanların bazılarının kurum müdürü ve yardımcıları tarafından himaye edilerek, diğerlerine karşı kışkırtıldığı iddiaları, fiili saldırılara kadar varan olaylara neden oldu. Yaşlılara yönelik kötü muamele, yemek tedariki yapılan firmalar ile ilişkilere dair iddialar ve kuruma hakim olan baskıcı atmosfer iki yıl önce yönetimin değişmesiyle başladı.Safronbolu'da bulunan Çocuk Esirgeme Kurumu'na bağlı yuvada zihinsel engelli bir çocuğa 2008 yılında tecavüz edilmesi sonucu yargılananlar arasında kurumun iki memuru da vardı. Bu memurlar, Mustafa Demiral ve Mustafa Kabullar'dı. Demiral ve Kabullar, yasalara aykırı şekilde kuruma getirdikleri doktor tarafından tecavüze uğrayan çocuğa genital muayene yaptırmış ve sonrasında da doktorun tecavüzü kanıtlayan raporunu, savcılık ve kolluk güçlerinden saklamıştı. Bu nedenle yargılanan Demiral ve Kabullar, 2 yıl hapis cezasına çarptırıldı ve haklarında bir de atanmadan yoksun bırakılması kararı verildi. Ancak mahkemenin bu kararına rağmen Demiral ve Kabullar, Karabük Valiliği tarafından 26 Haziran 2012'de Yücel Huzurevi'ne müdür vekili ve müdür yardımcısı vekili olarak atandı. Bu iki ismin kuruma atanmasıyla birlikte Yücel Huzurevi'nin de huzur evi olma sıfatı sorgulanır hale geldi. Yaşlıları birbirinden tecrit edildi ve sosyal ilişkiler azaltıldı Demiral kuruma atanır atanmaz bir takım düzenlemelere girişti. İddiaya göre, bunların başında da yaşlıların günlük düzenlerini altüst etmesi ve aralarındaki sosyalleşmeyi minimuma indirmesi oldu. Daha önce yemekhanede birlikte yemekler yenirken, kurum müdürü Demiral'ın emriyle yaşlılar kaldıkları katta ve odalarında yemek yemeye başladı. Bu durum yemeğe inmeyi hem sosyalleşme hem de bir egzersiz olarak gören yaşlılardan birçoğunun hareketsiz kalmasına, aralarındaki arkadaşlık ilişkilerinin giderek azalmasına ve katlar ile odalarda da hijyen koşullarının kötüleşmesine yol açtı. Ortak faaliyetleri son buldu Ayrıca yaşlıların ortaklaşa yürüttükleri, 'sigara bırakma, israfı önleme, kiap okuma' gibi çalışmalar da Demiral'ın uygulamaları ile son buldu. Yaşlılara namaz baskısı 2008'de çocuk yurdunda yaşanan tecavüz olayında hüküm giyen ve kuruma vekaleten müdür yardımcısı olarak atanan Kabullar da iddialara göre, yaşlıların özel yaşamına müdahale eder ve yaşlılara sürekli neden namaz kılmadıklarını sordu. Demiral, bu duruma yönelik şikayetleri ve yemekhaneyi kullanma taleplerini dikkate almadı. Personel arasında ayrımcı uygulamalar İddialara göre, Demiral, göreve başlamasından bir süre sonra personel arasında da ayrımcı uygulamalara başladı. Bazı personeli kayırdığı ileri sürülen Demiral, bu personelin usulsüzlüklerine ve aralarındaki bazı tür ilişkilere göz yumdu. Hatta öyle ki, kurum çalışanlarından birinin bir yakını, Demiral'ın himayesindeki bir diğer çalışanla huzurevine gelerek kavga etti. Öte yandan da personelin bir kısmına yönelik mobbing uygulamaya başladı. Demiral'ın himayesinde olduğu ileri sürülen bu personelin, özellikle kat personeli kadınlar hakkında, huzurevi vekil müdürünün, 'ahlaksız-namussuz' gibi nitelemelerde bulunduğunu diğerlerine söylemesi ve dedikoduların yaygınlaşması, bu çalışanları savcılığa şikayette bulunmanın kıyısına getirdi. Ancak yönetimin bu aşamada devreye girerek, böyle bir olayın yol açacağı sorunlar konusunda tehdit yollu uyarılarda bulunması ve çalışan kadınların 'ailelerinin huzurlarının bozulmasını istememesi' ile sorun örtbas edildi. Yemek firması birkaç kez değişti ve hep daha kötüye gitti Huzurevindeki bir uygulama ise bir süre sonra yaşlıların yoğun şikayetine neden oldu. Demiral'ın göreve başlamasından sonraki bir buçuk yıl içinde birkaç kez yemek tedarik eden firma değiştirildi ve gelinen noktada öncekinin aksine yaşlılar yemeklerin niteliğinden ve miktarından şikayetçi hale geldi. Etli yemekler ve bazı besin değeri yüksek sebzeler, maliyetleri yüksek olduğu gerekçesiyle listeden çıkartıldı. Bazı yemek ve tatlıların porsiyonları da listede yazılı olduğu miktarın yarısı kadar ya da altında servis edilmeye başladı. Diyetisyen yok, listeleri hemşire yazıyor Üstelik, çoğu sağlık problemi yaşayan yaşlıların öğünlerinin, yasa ve yönetmelikler gereği bir diyetisyen tarafından belirlenmesi zorunluyken, bu liste diyetisyen yerine kurumda görev yapan bir hemşire ile aşçı tarafından hazırlandı. 'Beğenmiyorsanız zıkkımın kökünü yiyin' Yaşlıların bu konudaki başvuru ve şikayetleri de Huzurevi vekil müdürü Mustafa Demiral ve yardımcıları tarafından dikkate alınmadı, üstelik şikayet eden yaşlılar da hakarete maruz kaldı. İddiaya göre, Demiral, şikayet eden yaşlılara, 'Beğenmiyorsanız zıkkımın kökünü yiyin' diye yanıt verdi. Dışarıda sokak hayvanlarına bakmaları yasaklandı Demiral'ın huzurevine gelmesinden sonra yaşlıların yakındaki ormanda barınan sokak hayvanlarını yemek artıklarıyla beslemelerine de izin verilmedi. Geçmiş yönetim döneminde yaşlıların sokak hayvanlarının bakımı, veterinere aşılarının yaptırılması gibi destek olunan uğraşları yasaklandı. Göreve geldiği süre boyunca yaşlıların bazılarının istediği, bir bilgisayar alınması ve internet erişiminin sağlanması talebi de dikkate alınmadı. Yaşlıların 1 yılı aşkın süredir TV'leri yok Üstelik bir yılı aşkın bir süre, 'uydu alıcısının arızalı' olduğu gerekçesiyle yaşlılar TV de izleyemedi. TV alıcısının tamir edilmesi ve yaşlıların birbirinden bağımsız kanalları izleyebilmesine olanak sağlayan bir sistem kurulma talebi, Demiral tarafından reddedildi. Oysa Demiral'ın ve yardımcılarının odasında bütün yayınları birbirlerinden bağımsız bir şekilde izleyebilmelerine olanak tanıyan TV alıcıları bulunmakta ve yayınları izleyebilmekteydiler. Taşeron işçilere: '900 liralık kölesiniz' Demiral'ın kurumda çalışan taşeron işçilere yönelik davranışları da kamuoyuna ve Karabük'teki yerel basına yansıdı. İddiaya göre, Demiral, huzurevinde çalışan ve kendilerine '900 liralık köleler' diye hitap ettiği taşeron işçilere, işe girişte 'iş ahlakına uymayan kanunsuz davranışlarda bulundukları' yönünde bir bildirim imzalatarak, ileride buna dayanarak tazminatsız olarak işten çıkarılmalarının yolu açıldı. Yaşlıları diğerlerine karşı kışkırtma mahkemede son buldu Demiral'ın huzurevinde şikayetlere neden olan uygulamaları bunlarla da sınırlı değildi. İddialara göre, yaşlılar arasında himaye ettiği bazı kişiler, özellikle de Demiral'ın uygulamalarından şikayetçi olan diğer yaşlılara hakaret, sataşma ve saldırılarda bulundu, bir kişinin alnına bardak attı, bir diğerine de yumruklu saldırıda bulundu. Bu olaylardan biri Karabük Cumhuriyet Savcılığı'na yansıdı. Demiral'ın ve bazı yardımcılarının himaye ettiği ve kışkırttığı ileri sürülen bu yaşlılardan Y.G. hakkında, bir diğer yaşlıya saldırarak, 'kasten yaralamaktan' kamu davası açıldı ve ceza aldı. Onca şikayet var ama tek bir müfettiş görevlendirilmedi Demiral'ın uygulamaları sonunda bazı yaşlılar tarafından Karabük Valiliğine, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'na ve hatta Cumhurbaşkanlığı'na bile şikayet edildi. Daha önce çalıştığı kurumda engelli bir çocuğun tecavüze uğradığı olayda hüküm giyen ve hakkındaki 'atama yapılmaması' kararına rağmen bu kurumda göreve getirilen Demiral'a ve yardımcısı Mustafa Kabullar'a yönelik şikayetler, bir müfettiş incelemesine bile değer görülmedi. Mağdur olan yaşlıya ceza verildi Ancak, Karabük Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü iddialarla ilgili bir kişiyi inceleme ile görevlendirdi, bunun sonucunda da şikayette bulunan yaşlılardan birine 'uyarıda' bulunulması kararı verildi. Huzurevinin bağlı olduğu il müdürlüğünün kararı üzerine Huzurevi Disiplin Kurulu toplandı ve şikayette bulunan yaşlıya uyarı cezası verdi. Cezayı veren de şikayet edilen isimler Üstelik cezayı veren disiplin kurulu da kurumdaki şikayetlerin ve yaşananların odağında bulunan isimlerden oluşmaktaydı. 21 Mayıs'ta Huzurevi Vekil Müdürü Mustafa Demiral başkanlığında toplanan müdür yardımcısı vekili Mustafa Kabullar, müdür yardımcısı Sezai Ertaş, hemşire Ayşe Atalay ile huzurevinde kalan Onur Sucu, o yaşlı hakkındaki karara, 'çalışanlara hakaret', 'huzurevindeki yaşlılarla kavga etmek' gibi iddialarla verilen 'uyarı' cezası kararına imza attı. Ceza verilen yaşlı ise, 17 Temmuz'da, Disiplin Kurulu'nun gerekçeleri arasında yer alan 'yaşlılarla kavga' etme olayının gerçek dışı olduğunu ortaya koyan Karabük Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, hakkındaki kovuşturmaya yer olmadığını gösteren kararının da ekinde bulunduğu bir dilekçe ile karara itiraz etti. Huzurevinde kalan yaşlı, dilekçesinde 'çalışanlara yönelik' hakaret suçlamasının da gerçek olmadığını ve bunun somut olarak ortaya konulmasını talep etti. Huzurevi sakini, dilekçesinde, 'Son bir yıldır yapılan yönetim hatalarını belirttiğim ve eleştirdiğim için kurum müdürü Mustafa Demiral ve Müdür Yardımcısı Mustafa Kabullar bana cephe almışlardır' diyerek uğradığı baskı ve tehditleri de anlattı. CNN Türk
Devlete Göre  Yunus Zaten  Faydasızmış
İşitme engelliler okulunda elektriğe kapılıp ölen Yunus Eser’in yanında öğretmen ve uyarı levhası olmadığı, ucuz malzemenin kaçağa yol açtığı rapor edildi. Bakanlık, sorumluluğu üstlenmedi, Milli Eğitim Müdürlüğü ise “Yaşasa bile ailesine katkısı olmazdı” savunması yaptı Kocaeli Karamürsel’deki işitme engelliler okulunda 2012 yılında elektrik akımına kapılarak yaşamını yitiren 13 yaşındaki Yunus Eser’in ölümüne ilişkin davada hazırlanan bilirkişi raporu ile tazminat davasında yapılan savunmalar, çocuklara verilen değeri ve insan hayatının ucuzluğunu ortaya koydu.  Milliyet gazetesinden Gökçer Tahincioğlu'nun haberine göre raporda, işitme engelleri nedeniyle öğretmenlerin uzaktan uyarma şansının bulunmadığı Yunus’un yakınında olay sırasında hiçbir öğretmenin olmadığı, duvara maliyeti ucuz tutularak monte edilen elektrik tesisatının Kaçak elektrik akımı oluşturduğu vurgulandı. Raporda, okulun hiçbir duvarında öğrencilerin okuyabileceği uyarı levhalarının bulunmadığı da kaydedildi. Ailenin, açtığı tazminat davasında savunma yapan Kredi ve Yurtlar Kurumu, bilirkişi raporuna rağmen elektrik güvenliğinin sağlandığını öne sürerken, Milli eğitim Bakanlığı, okul müdürünün elektrik kaçağını fark etmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu bildirdi. Milli Eğitim Müdürlüğü ise sorumluların gerekli dikkat ve özeni gösterdiğini savunurken, Yunus’un ölmese bile yaşı ve özel durumundan dolayı ailesine maddi ve manevi katkıda bulunamayacağını belirterek, tazminatın reddini istedi. Yunus Eser, 2 Ekim 2012’de, Karamürsel Gazanfer Bilge İşitme Engelliler İlköğretim Okulu’nun bahçesinde top oynuyordu. Top, okulun bitişindeki kredi yurtlar kurumunun bahçesine düşünce Yunus bahçe duvarına çıkıp diğer tarafa geçmek için bir ayağını demir parmaklıktan aşırıren elektrik akımına kapıldı. Bahçenin diğer tarafına düşen Yunus, kaldırıldığı devlet hastanesinde tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Ailesi ile Gündem Çocuk Derneği adına avukatlar Şahin Antakyalıoğlu ile Sezgi Korkmaz, olaydan sonra Kredi Yurtlar Kurumu Müdürü Kadir Taşkıran ve elektrikçi Aydın Ağar ile Gazanfer Bilge İşitme Engelliler Okulu’nun müdürü ve nöbetçi öğretmeni hakkında suç duyurusunda bulundu. Ancak bu isimlerden sadece Taşkıran ve Ağar hakkında dava açıldı. 2013’te açılan davanın ikinci duruşmasında bilirkişi raporu hazırlanması kararlaştırıldı. Rapor, 10 2014’te hazırlanarak mahkemeye gönderildi. Maliyet düşsün diye Raporda, Yunus’un sağır ve dilsiz olduğu ve ailesi tarafından bu nedenle söz konusu okula kaydettirildiği belirtilerek, öldürücü boyuttaki elektriğin hiçbir korunma önlemi alınmadan elektrik direğinden duvara montajının yapıldığı belirtildi. Raporda, maliyetin düşmesi için galvaniz direk kullanıldığı ve topraklama kablosu kullanılmadığı kaydedildi. Levha yokmuş Raporda, işitme engelli öğrencilerin uzaktan gözetiminin olmadığı, öğretmenin sesli iletişimle uyarıda bulunması mümkün olmadığından yakınlarında olması gerektiği, öğrencilerin okul dışına çıkmamasının da okul müdürü ve öğretmenlerde bulunduğu ifade edildi. Raporun en trajikomik bölümünde ise sağır ve dilsiz öğrencilerin okutulduğu okulda duvarlarda uyarı levhalarının bulunmadığı anlatıldı. Raporda, korkuluğun üzerinde “tırmanmak, atlamak yasaktır”, aydınlatma direğinin üzerinde “ölüm riski, yüksek gerilim” gibi uyarı levhalarının hiçbirinin bulunmadığı ifade edildi. Raporda, yurt müdürü Taşkıran, elektrikçi Ağar ile davada sanık sıfatıyla yer almayan nöbetçi öğretmenlerin sorumlu oldukları kaydedildi. ‘Kablo açıkta değil ki’ Yunus’un ailesi ve avukatları, olaydan sonra kamu kurumları aleyhine 550 bin TL’lik tazminat davası da açtı. Kredi ve Yurtlar Kurumu, bu davaya gönderdiği savunmada, Yunus’un ölümünden okul yönetiminin sorumlu olduğunu, istenen tazminat miktarının da yüksek bulunduğunu bildirirken, kendisini savundu. Kurum, bilirkişi raporunun aksine, okulla ortak duvarı kullanan Kredi ve Yurtlar Kurumu yurdunun bahçesindeki elektrik direğinin ve kabloların umuma açık halde olmadığını ileri sürdü. ‘Zaten destek olamazdı’ Kocaeli Valiliği İl Milli Eğitim Müdürlüğü ise manevi tazminatın sadece ileride destek olabilecek kişiler adına talep edilebileceğini, Yunus Eser’in yaşı ve özel durumu düşünüldüğünde ölmeseydi bile maddi ve manevi destekte bulunmasının mümkün olmayacağını savundu. İstenen miktarın fahiş olduğunu savunan valilik, Kredi ve Yurtlar Müdürü’nün de gerekli dikkat ve özeni sergilediğini ileri sürdü. Hayatın olağan akışına aykırı Milli Eğitim Bakanlığı ise Kredi ve Yurtlar Kurumu’nun aksine teknik detaylardan kaynaklı olarak duvarda meydana gelen elektrik kaçağının okul müdürü tarafından bilinmesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığını kaydederken, bakanlığın pozitif ya da negatif sorumluluk anlamında bir kusurunun bulunmadığını savundu. Gökçer Tahincioğlu | Milliyet
Bolivya, İsrail'i 'Terörist Devlet' İlan Etti
İsrail'in Gazze'ye düzenlediği saldırılara Güney Amerika ülkelerinden tepkiler gelmeye devam ediyor. Mercosur ülkelerinin ateşkes çağrısı yapmaları ve Şili ve Peru'nun büyükelçilerini bilgi amaçlı geri çekmelerinin ardından şimdi de Bolivya İsrail'i 'terörist devlet' ilan etti. Bolivya Devlet Başkanı Evo Morales, ulusal meclisin İsrail'i terörist devlet statüsüne aldığı söyleyerek 1972'te yapılan karşılıklı vize anlaşmasının kararla birlikte iptal edildiğini açıkladı. Kararla birlikte İsrail vatandaşları Bolivya'ya vizeyle girebilecekler. 'Maalesef İsrail hükümeti uluslararası anlaşmaları ve insan hakları ihlalleri yaparak uluslar arası toplumun güvenliğini tehdit ediyor' diyen Devlet Başkanı Morales, bu nedenle Bolivya Meclisi'nin İsrail devletinin konumunu 3. listeye aldıklarını bunun da 'terörist devlet' anlamına geldiğini söyledi. Canan KAYA, BUENOS AİRES / DHA
Reklam