onedio
Apple Radyo Uygulaması Satın Aldı
Apple'ın, radyo uygulaması Swell'i 30 milyon dolara satın alacağı açıklandı. Apple böylece dijital müzik platformu Beats Music'in ardından radyo alanına da adım attı. Apple, Mayıs ayında 3.2 milyar dolara satın aldığı Beats'in ardından, şimdi de Swell satın alımıyla radyo alanına adım attı. Beats ile Beats Music ve Beats Radio hizmetlerine de sahip olan Apple, radyo girişiminde müziğe değil ancak söyleşiye adım atıyor. Swell, müziğin aksine, gündem konuları hakkında belli medya kuruluşlarında yapılan tartışma ve programları dinlemenizi, kendi program listenizi oluşturmanızı sağlıyor. Swell, ABC, ESPN ve BBC gibi birçok kanalı listesinde bulunduruyor. Benzer bir hizmeti iTunes Radio ile genişleten Apple, bugün ABD'de 40'tan fazla yerel radyo istasyonuna erişim imkanı sunuyor. Re/code sitesinin haberine göre, Swell'in kadrosunun bir hafta içinde Apple geçmesi ve uygulamanın kaldırılması bekleniyor. Apple, Swell'den önce 'küçük' bir satın alım daha yapmış ve e-kitap uygulaması BookLamp'i satın almıştı. Kitap tavsiyesinde bulunan hizmet için 10-15 milyon dolar ödendiği tahmin ediliyor. Sadece iOS'te bulunan Swell'in Android beta versiyonu hiçbir zaman Google Play'de yer almadı. Swell ekibinin ilk girişimlerinden görüntü tanıma uygulaması SnapTell'i ise Amazon satın almıştı. Kaynak: Al Jazeera
Gözaltındaki Polislerin Cep Telefonlarına El Konuldu
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ”Şu anda oradaki birçok zanlının elinde cep telefonları falan olduğunun haberini aldım. Bununla ilgili Adalet Bakanıma gerekenleri söyledim. Böyle birşey olamaz” sözlerinin ardından, 22 Temmuz Operasyonu kapsamında gözaltına alınan tüm polislerin telefonlarına el konularak emanete alındı. Cuma günü adliyeye çıkarılan polislerden tutuklanması istenen 49′unun avukatları, gözaltı süresinin dolması ile birlikte hakkında el koyma kararı bulunmayan telefonların, Cumartesi gecesi müvekkillerine iade edildiğini söyledi. Avukatlar, “Hakkında el koyma kararı bulunmayan telefonlar, Cumartesi gecesi gözaltı süresi dolunca müvekkillerimize iade edildi. Bu sabah ise yeniden kendilerinden alınarak bize teslim edildi, biz de adliyenin kapısında bekleyen ailelerine teslim ettik” bilgisini verdi. Avukatlar, telefonların iadesi için hazırladıkları bir dilekçeyi, Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu’nda görevli savcı bulunmaması nedeni ile işleme koyamadıklarını belirttiler. Avukatlar, savcının gelmesi ile birlikte dilekçelerini sunacaklarını kaydettiler. Avukat Bilal Çalışır ise telefonların alınması süreci ile ilgili olarak şunları söyledi: “Gözaltı sürecinde müvekkillerimizi şahsi eşyaları emanete alınmıştı. Gözaltı süresi bittikten sonra bu eşyaları tutanak karşılığında iade edildi. Hakkında el koyma kararı bulunmadığı için telefonları da iade edildi. Bu sabah telefonların alınacağına dair Adalet Bakanı’nın talimatı olduğu yönünde bir söylenti dolaşmıştı.” ZETE
Hamas: "91 İsrail Askerini Öldürdük"
Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarının başlamasından bu yana 91'den fazla İsrail askerini öldürdüklerini açıkladı. İsrail'e göre ise ölü sayısı 42. Yazılı açıklama yapan Kassam Tugayları, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarının başlamasından bu yana 91'den fazla İsrail askerini öldürdüklerini, yüzlercesini yaraladıklarını açıkladı. Kassam Tugayları, 'Ölen İsrail askerlerinin 91'den fazla olduğu, bu rakamın sadece direnişçilerle İsrail askerlerinin göğüs göğüse, yüz yüze girdikleri çatışmalarda direnişciler tarafından belirlenen rakam' olduğunu duyurdu. İsrail ordusu ise, Gazze'ye yönelik saldırıların başladığı günden bu yana ölen İsrail askerlerinin sayısının 42'ye yükseldiğini açıklamıştı. 'Koruyucu Hat' adı altında 7 Temmuz'da Gazze’ye havadan saldırı başlatan İsrail ordusu, 17 Temmuz Perşembe akşamı da karadan saldırıya geçmişti. Genellikle sivil yerleşim birimlerinin hedef alındığı saldırılarda şu ana kadar 1035 kişi hayatını kaybetti, 6 binden fazla insan yaralandı. Kaynak: Anadolu Ajansı
AKP Kurucu Üyesi Dengir Mir Mehmet Fırat İstifa Etti
AK Parti'nin kurucu üyesi ve eski genel başkan yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, Facebook adresinde yayınladığı bir açıklamada partisinden istifa ettiğini duyurdu. Dengir Mir Mehmet Fırat, yaptığı açıklamada 'Bugüne kadar AK Partide üyeliğim devam ettiği için siyasi etiğe uyarak bazı gerçekleri ifadeden hep kaçınmıştım' diyen Fırat, şunları ekledi: 'Ancak bugünkü şartlardan dolayı bu manevi sorumluluğun ağır vebali olduğu kanısına vardım. Bu nedenle,daha sonra detaylı gerekçesini açıklamak üzere, kurucuları arasında bulunduğum AK Parti üyeliğinden istifa ediyorum.' dedi. Fırat 8 Kasım 2008'de AK Parti Genel Başkan Yardımcılığı ile birlikte hem MYK hem de MKYK’daki görevlerinden istifa etmişti.Gerçek Gündem
En Çok İlgi Gören 21 Kedi Türü ve Özellikleri
Kediler en sevdiğimiz hayvanlardan bir tanesi. O kadar tatlı ve minnoşlar ki bazen yanaklarını ısırmak istiyoruz! Bu içeriğimizde sizlere kedi türleri ve kedi cinsleri hakkında bilgiler vereceğim. Kedi türlerini isimleri ile birlikte bulabileceksiniz. Listemizde neler yok ki? Tüy dökmeyen kedilerden, büyümeyen kedilere, uysal kedilerden en tatlı küçük kedilere, fars kedisinden gri kedilere kadar pek çok kedi türü bu yazımızda. En güzel kediler sizinle olsun! :D
Günlük Hayattan Oscarlık 15 Gerilim Senaryosu
Gerilim filmlerinin usta yönetmenleri bu senaryoları duysa; Oscar içinde yüzerlerdi. O ödül senin bu ödül benim dolaşırlardı festivalden festivale. Bizler de gerçek gerilim filmine doymuş olurduk. Sizin gerilim dolu senaryolarınızı da yorumlara bekliyorum, belki film çekip Hollywood ahalisine karışmama vesile olursunuz.
Reklam
Henüz Tanımlanma Aşamasındaki 16 Çocuk Psikolojisi Rahatsızlığı
Malum, çocukların her hareketinin psikolojide bir adı var ve buna karşılık gelen bir uyumsuzluk, rahatsızlık, sendrom, bozukluk, vs. mutlaka bulunuyor. Sizler için bilinenlerin dışında, sizin çocuğunuzda da olabilecek henüz tanımlanmamış psikolojik rahatsızlıkları derledik. Doktora gitmeden bir göz atın.
Gökhan İnler İstanbul'un Kapısından Dönmüş
Adı uzun yıllardır Türk kulüleriyle anılan Gökhan İnler, Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş'ın kapısından nasıl döndüğünü anlattı. Adı uzun yıllardır Türk kulüpleriyle anılan İsviçre Milli Takımı'nın kaptanı Gökhan İnler, kariyeriyle ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu. Daha önce Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray'ın kapısından döndüğünü belirten yıldız futbolcunun açıklamaları şu şekilde; Fenerbahçe ile sezon öncesi deneme antrenmanlarına çıkmış ve Daum tarafından beğenilmiştim. Dört yıllık bir kontrat imzalaycaktık ama olmadı. 2005 yılında Galatasaray için İstanbul'a geldim ancak dönemin teknik direktörü Hagi'ydi ve idmanlara çıkmama bile izin vermedi. Beşiktaş'a gidebilirdim. Vicente Del Bosque bana Sergen Yalçın'ın 10 numaralı formasını verdi ancak işler yolunda gitmedi.Eurosport
Reklam
Paylaşmak Önemlidir | Sosyal Deney İçerir
Karnı aç olan ve insanlardan yemek isteyen bir kişi. Kimse ona yardım etmezken sokakta evsiz birisinin başkasının ona verdiği yiyeceği aç olan o çocukla paylaşması insanlara ders niteliğinde.
Rehine Yakınları: "Dışişleri Bize 'Ne İstiyorsunuz, Operasyon mu Yapalım' Dedi"
IŞİD'in kaçırdığı rehinelerden 3'ünün yakını olan Muammer Taşdelen, 'İnsanların yaşam hakları elinden alınıyor, devlet ise basın yasağı koyuyor dedi. Türkiye’nin Musul Konsolosluğu’ndaki 49 kişinin IŞİD tarafından kaçırılmasının üzerinden 58 gün geçerken, rehine yakınlarından Muammer Taşdelen , Dışişleri Bakanı Yardımcısı Naci Koru’ nun kendilerine alaycı bir şekilde “Eee siz ne istiyorsunuz, operasyon mu yapalım?” dediğini söyledi. Birgün gazetesinden Uğur Koç ’a konuşan Taşdelen, rehinelerin durumuyla ilgili yayın yasağına da tepki göstererek, “İnsanların yaşam hakları elinden alınıyor, devlet ise basın yasağı koyuyor” dedi. 11 Haziran’da IŞİD’in Türkiye Konsolosluğu’nu işgal etmesiyle rehin alınan 49 personelden 3’ünün akrabası olan Muammer Taşdelen, rehinelerin durumuyla ilgili hiçbir gelişmeden haberleri olmadığını, aksine sürecin iyice tıkandığını söyledi. Şimdiye kadar bakan veya üst düzey hiçbir yetkilinin kendileriyle irtibata geçmediğini anlatan Taşdelen yalnızca Fatih Yıldız isimli bir Dışişleri yetkilisiyle görüştüklerini belirtti. Ancak son bir haftadır Yıldız’ın da telefonlarına çıkmadığını, hatta geri dönüş bile yapmadığını belirten Taşdelen “Daha önce de aradığımızda ‘Elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz’ gibi sözlerden başka bir şey söylemediler bize” dedi. Taşdelen, son dönemde ise rehinlerden sağlıklı bilgi almaları imkânlarının kalmadığını aktardı: “Başlangıçta Konsolos Öztürk Yılmaz rehinelerin durumuna ilişkin haber veriyormuş ancak son süreçte rehinelerle Konsolos Yılmaz’ı da ayırmışlar. Dolayısıyla alınan hiçbir haber sağlıklı değil. Konsolos üzerinden takip etme şansımız da kalmadı artık.” Yaşananların beceriksizlik, sorumsuzluk ve dirayetsizlik örneği olduğunu söyleyen Taşdelen rehine alınma sürecinde yaşananları şöyle anlattı: “Eylül 2013’te bir saldırı gerçekleşiyor. Ocak 2014’te de bir rapor hazırlanıyor ve tahliye talep ediliyor. Tahliyeler için 3 adet zırhlı araç isteniyor. Verilen cevap ise olumsuz. En son 10 Mayıs’ta bir saldırı oluyor. Bu saldırıdan sonra tahliye için bakanlığa yazı yazılıyor. Ancak yine onay verilmiyor. 7 Haziran’da ise kız kardeşimle konuştuğumda bana ‘Abi, bakanlığa yazı yazıldı. Biz her an gelebiliriz. Bizi İstanbul’da karşılarsınız’ dedi. 10’unda IŞİD Musul’a giriyor. Hatta o gün sığınakta kalıyorlar. 11’inde de IŞİD Konsolosluğu ele geçiriyor. 11 Haziran’da da kız kardeşim aradı en son. Ablamla konuşurken “Abla kapatmak zorundayım” diyerek eşinin gelmiş olabileceğini söyleyip telefonu kapatıyor. Meğer IŞİD gelmiş. Siemens firması 10 Haziran’da oradaki 50 çalışanını tahliye ediyor da, koskoca devlet 49 tane personelini tahliye edemiyor oradan!” Görüştükleri yetkililerin kendilerine “Bu konuyla alakalı herhangi bir açıklama yapmayın, Bizim açıklamalarımızdan başkasına itibar etmeyin” şeklinde baskı yaptığını aktaran Taşdelen şöyle devam ediyor: “Dışişleri Bakan Yardımcısı Naci Koru da 27 Haziran’da Dışişleri Bakanlığı’nda ailelerle yapılan toplantıda ‘Basını bu durumdan uzak tutmaya çalışın. Rehinelerin durumu tehlikeye girer. Sabredin, bekleyin’ dedi bizlere.” Rehinelerin durumuyla ilgili basın yasağına da tepki gösteren Taşdelen “İnsanların yaşam hakları elinden alınıyor, devlet ise basın yasağı koyuyor” dedi. Taşdelen, Naci Koru ile yapılan toplantıda rehinelerin aileleri tarafından Dışişleri’ne tepkilerin de dile getirildiğini şöyle anlatıyor: “Rehinlerin aileleri o toplantıda Türkiye’de eğitim ve tedavi gördüğü söylenen IŞİD militanlarını gündeme getirdi ve tepki gösterdi. Naci Koru ise yalnızca ‘Bizim doğrudan ya da dolaylı olarak hiçbir bağlantımız yok’ dedi. Ancak tepkiler devam etti. Koru’ya ‘Bunlar nereden çıkıyor o zaman’, ‘Hikâye mi anlatıyorsunuz’ diyenler oldu. Bunlar kesinlikle olmamıştır diyemedi, yaşananlarla bağlantıları olmadığını söylemekle yetindi. Bu kadar tepki gösterince Naci Koru alaycı bir şekilde ‘E siz ne istiyorsunuz, operasyon mu yapalım?’ dedi.” Taşdelen Change.org adlı sitede başlattığı imza kampanyasıyla ilgili de bilgi verdi. İmzaların 4 bini geçtiğini belirten Taşdelen, 5 bine ulaştıktan sonra imzaları basın açıklamasıyla Dışişleri Bakanlığı’na ileteceğini söyledi.T24
Reklam
Saran'dan F.Bahçe ile Dev Anlaşma!
Fenerbahçe'ye alacağının 3 milyon TL'sini bağışlayan Saran, kalan 13 milyon lira için 5 yıllığına Saracoğlu'nun kale arkası ve röportaj panosunun markalamasını kiraladı. Hürriyet'in haberine göre; Sarı lacivertli kulübe alacağının 3 milyon TL’sini bağışlayan Saran, kalan 13 milyon lira için 5 yıllığına Saracoğlu’nun kale arkası ve röportaj panosunun markalamasını kiraladı. Saran Kadıköy’deki 4 büyük locadan birini de aldı. Ve Fenerbahçe Kulübü ile Sadettin Saran arasında yıllardır süren gerilim sona erdi... Karşılıklı adımlar atılmasıyla tarihi bir reklam anlaşmasına imza atıldı. Bilindiği gibi Sadetin Saran Fenerbahçe yönetimi tarafından kulüpten ihraç edilmiş. Saran bu karara karşı dava açmış ve mahkemeyi kazanarak kulübe geri dönmüştü. Yargıtay’ın onadığı bu karar sonrası tarihi bir karar daha alındı. F.Bahçe Kulübü ile Sadettin Saran arasında 16 milyon liralık bir reklam anlaşmasına imza atıldı. Saran, kulüpten alacağı olan 16 milyon liranın 3 milyon lirasını F.Bahçe’ye bağışladı. Geri kalan 13 milyon lira için de sarı lacivertli kulüple reklam anlaşması yaptı. İşte o 5 yıllık reklam ve sponsorluk anlaşmasının ayrıntıları... KAP’A BİLDİRİLMEDİ Reklam ve sponsorluk anlaşmaları Şükrü Saracoğlu Stadı’nın kale arkası ve röportaj panolarının bulunduğu bölümün markalamalarını içeriyor. Bunun dışında Saran, sarı lacivertli kulüpten tahvil de satın aldı. Bir de Aziz Yıldırım’ın da onayıyla Şükrü Saracoğlu’ndaki 4 büyük locadan birinin sahibi oldu. Bu bölümde Aziz Yıldırım ve Ali Koç’un da locaları var, bilindiği gibi Sadettin Saran’ın daha önceki normal locası kulüpten ihraç edildiği için geri alınmıştı. Bu arada Fenerbahçe’nin dernek üzerinden yaptığı anlaşmayı KAP’a bildirmemesinin nedeni 8.8 milyon Euro’luk rakamın altındaki anlaşmaların KAP’a bildirme zorunluluğunun bulunmaması olduğu öğrenildi. IŞIK YAKMIŞTI Aziz Yıldırım olağan kongre öncesi yaptığı açıklamada, kulübe dönmek isteyenlere itiraz etmeyeceklerini dile getirerek bir anlamda Sadettin Saran’a yeşil ışık yakmıştı.Radyospor
Pirhana Yakalamanın Kolay Yolu
Brezilya'da bir kadın eline aldığı bir bağırsak parçasıyla pirana yakalamanın kolay yolunu bulmuş. Bağırsak parçasını Suyun içine her daldırdığında boş çekmiyor. İzliyoruz
Ankara'da 'Flört Etme Yanarsın' Afişi
Ankara'da Belediye otobüsüne asılan 'Flört Yangını' isimli kitabın afişi tartışma yarattı. Melih Gökçek yönetimindeki Anakent Belediyesi’ne ait EGO otobüslerine asılan afiş dikkat çekti. Afişte gençlere 'flört etmeyin' çağrısı yapılıyor. Hayırda Yarışanlar Derneği’ne ait afişte, Nevzat Laleli’nin yazdığı “Flört yangını” adlı kitap tanıtılıyor. Erkek ve kızlardan flört yapmamaları anlatılan kitabın önsözünde, “Delikanlılar; evleneceğiniz kızın sizden önce başkalarıyla flört yapmasını ve sanki ısırılmış bir elmanın talibi olmak ister miydiniz?” diye soruluyor. Cumhuriyet'ten Alican Uludağ'ın haberine göre Altınpark-Çankaya hattında sefer yapan 413 nolu EGO otobüsüne binenler, “Flört yangını” adlı kitabın afişi ile karşılaştı. Hayırda Yarışanlar Derneği’ne ait afişte, bir çiftin el ele olması ateş içinde gösteriliyor. Afişle Nevzat Laleli’nin kitap için yapacağı bir söyleşinin duyurusu yapılıyor. Hayırda Yarışanlar Derneği’nin Genel Başkanlığı’nı kitabın yazarı Nevzat Laleli yapıyor. Milli Görüş çizgisinde olan ve geçmişte Necmettin Erbakan’a yakın bazı kuruluşların yöneticiliğini yapan Nevzat Laleli, kitabının ön sözünde, özetle şunları yazdı: “1980 ihtilalı sonra bunların gençlere attığı slogan; ‘Dövüşme, seviş…’ idi. Bunlar toplumun temeli olan aile kurmak, bir yuvamın mutlu ferdi olmak, evlatlar yetiştirmek gibi ahlaki talepleri yok etmek için harıl harıl çalışıyorlardı. Bir millet, kız ve kadınlarının milli değerlere bağlılığı ile millet olur ve bunlar bu değerlerden uzaklaştırılır ve orta malı kadınlar yapılırsa ortada milletten eser kalmazdı. Onun için ellerinde ki medya körüğü ile durmadan ahlaksızlıkları pompalıyorlar, felakete duçar olmuş bir kızımızın haberini anlatırken, sanki okuyucuyu/seyirciyi tahrik ederek anlatıyorlardı. Ve kızlarımız şunu iyi bilmelidirler ki birisinin başına istenmeyen bir şey geldiği zaman inanın en çok ben üzülüyorum. ‘Şimdi bu kızımızın dünyası da ahreti de zindan olacak. Ne yapacak şimdi bu kardeşimiz’ diyorum. Bu kitabımı da onları bekleyen tehlikelerden korumak ve her birinin hayalinde ki ‘beyaz atlı prens…’ile evlenerek mutlu yuvalarını kurabilmeleri için hazırladım. Tabii erkeler içinde hayallerinde ki ‘Pamuk prensesi’ bulmayı vaat ederek…” 'KENDİNİZİ KOCANIZA SAKLAYIN' “Yukarıda flört yapmaya yeni başlayan iki gencin fotoğrafını koydum. Bu işin başlangıcıdır ve gönül hırsızlığının nasıl ve ne kadar cazip yapılmakta olduğunu göstermektedir. Bu fotoğrafı görüp de bütün hayat bu şekilde devam edecek zanneden kızlarımızı şimdiden ikaz ederek diyorum ki ‘Hayır. Bu işler böyle başlamakta ama böyle devem etmemektedir.’ Genç kızlar; bütün ziynetlerinizi sizi nikâhlayacak olan kocalarınıza vermek istemez misiniz? O halde bu kitabı okuyun… Delikanlılar; evleneceğiniz kızın sizden önce başkalarıyla flört yapmasını ve sanki ısırılmış bir elmanın talibi olmak ister miydiniz? O halde siz de flört yapmayın ve bu kitabı okuyun… Bu kitapta, bu işlerin nasıl başlayıp nasıl devam ettiğini ve nasıl neticelendiğini birlikte inceleyeceğiz. Temennimiz, hiçbir kızımızın ‘Flört yangınına…’ düşerek yanmamasıdır.” Gerçek Gündem
Reklam
"Çözüm Sürecinde Birleşik Krallık Örnek Alınabilir"
Ekmeleddin İhsanoğlu: Türkiye’nin daha ölçülü ve daha kalibre edilmiş bir dış politikaya sahip olmalı. Hem Türkiye’nin yüksek menfaatleri, hem de Ortadoğu’daki mazlum halklar savunulmalı. Başbakan Tayyip Erdoğan ’ın, Gazze’de arabuluculuk yapmadığı iddiasıyla ilgili olarak Cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu , “Ramallah’a Sayın Abbas’la, Gazze’ye; Haniye ile Şam’a, Meşal’le görüşmeye gittim. Sonunda 19 Aralık 2006’da Sayın Abbas ile Sayın Haniye arasında 9 maddelik bir anlaşma imzalandı. ‘Yapmadı’ diyor ya, gülüyor. Ben size bunun vesikasını göstermek ve hatırlatmak isterim. Ben boş konuşmayı, tezvirat yapmayı bilemem. Ben bu ucuz siyaset içinden yetişip gelmedim” dedi. İhsanoğlu çözüm süreci konusunda, Konu ne olursa olsun, demokrasi içinde ve insan haklarının genişletilmesi çerçevesinde çözülmeli. Kavga etmeden, medeni ülkelerde olduğu gibi oturalım konuşalım” dedi. Çözüm için Birleşik Krallık’ı örnek gösteren İhsanoğlu, “Galler, İskoçya var. Bütün bunlara baktığınızda Türkiye bunları çözebilir. Çözüme matuf olan çalışmaların desteklenmesi lazım” ifadelerini kullandı. Anadil konusundaki görüşlerine açıklık getiren Cumhurbaşkanı adayı, “Diyarbakır’da doğmuş büyümüşsünüz fakat anadilinizi kullanma hakkına sahip değilsiniz. Neden? Çünkü eli sopalı biri geldi kafanıza vurdu ‘Konuşmayacaksın’ dedi. Bundan daha büyük zulüm olamaz” dedi. Türkiye’nin dış politikasını eleştiren Ekmeleddin İhsanoğlu, “Ben şahsen Türkiye’nin daha ölçülü ve daha kalibre edilmiş bir dış politikaya sahip olmasının hem Türkiye’nin yüksek menfaatlerinin hem de Ortadoğu’daki mazlum halkların savunulması bakımından daha faydalı olacağına inanıyorum. Yine mazlumun yanında olacaksınız ama daha farklı bir üslubu takip ettiğiniz zaman herkes daha kazançlı olacak. Çatışmada taraf olduğunuz zaman kendinizi çatışmanın içinde bulursunuz. Ama çatışan taraflar arasında arabuluculuk yaparsanız daha kıymetli olursunuz” dedi. “Homofobi evrensel bir mesele değildir” sözleriyle çok konuşulan İhsanoğlu, “Bizim toplumumuz muhafazakâr bir toplum. Muhafazakâr toplumun hassasiyetlerini düşünmemiz lazım. Türkiye’de 76 milyon insanın değerlerine saygılı olmamız lazım” diye konuştu. Hürriyet gazetesinde Cansu Çamlıbel ’e konuşan Ekmeleddin İhsanoğlu, son dönemde tartışma konusu haline gelen noktalara değindi. Gazze: Ramallah’a Sayın Abbas’la, Gazze’ye; Haniye ile Şam’a, Meşal’le görüşmeye gittim. Sonunda 19 Aralık 2006’da Sayın Abbas ile Sayın Haniye arasında 9 maddelik bir anlaşma imzalandı. (Dosyasından bir belge çıkarıp bana uzatıyor). ‘Yapmadı’ diyor ya, gülüyor. Ben size bunun vesikasını göstermek ve hatırlatmak isterim. Ben boş konuşmayı, tezvirat yapmayı bilemem. Ben bu ucuz siyaset içinden yetişip gelmedim. CHP-MHP uzlaşmasını arkasına alarak Cumhurbaşkanlığı yarışı için yola çıkan, yolda 8 partiyi daha çatıya katan Ekmeleddin İhsanoğlu ile Diyarbakır durağının ardından buluştuk. İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreterliği döneminden iyi tanıdığım İhsanoğlu, siyasetin temposunu sevmiş görünüyor. Ancak siyasi atışmalarda karşı tarafa laf yetiştirmek söz konusu olduğunda içinden ‘devlet terbiyem el vermez’ geçen cümleler kurmaya devam ediyor. Zaten ona kalırsa bu kadar kısa zamanda gördüğü ilginin merkezinde de bu munis tavır var. Kürtçe eğitim, LGBTİ hakları gibi mayınlı alanlarda üzerine gidince ‘bunları böyle ayak üstü konuşmak doğru olmaz’ diye kesiyor tartışmayı. Mahmud Abbas’ın Başbakan Erdoğan hakkında kapalı kapılar ardında söylediklerini anlatmaya ikna edemedim. Ama Erdoğan’ın ‘Yapmadı’ dediği Gazze arabuluculuğunu belgesiyle anlattı. Kampanya nasıl gidiyor? Sanki Türkiye’de 76 milyon insan adam yetiştiremeyecekmiş gibi bir anlayışın yıkıldığını görüyorlar. Ben buna çok seviniyorum. Bu uzlaşmanın odağında bulunmam benim için şeref vesilesidir ama bu yükü kaldıracak, layıkıyla ifa edecek çok insanın varlığını ben biliyorum. Milletin önündeki bir perdenin kalkmış olması en müspet gelişmelerden biridir. Bu yarıştaki zorlu rakibiniz Tayyip Erdoğan kendi inandığı çizgiden asla taviz vermeyen, karşıtlarıyla uzlaşma gibi bir derdi olmayan güçlü bir lider profili çizerken farklı siyasi görüşlerin uzlaşma adayı oldunuz. Kişiliğiniz ve tarzınızla da adeta bir antikahraman gibi çıktınız toplumun karşısına. Bu tabiri ilk defa sizden duyuyorum. Daha çok sinemada kullanılan bir tabirdir. Alışıldık başrol tiplemesinin zıddı bir karakteri anlatır. Biz şimdi gerçek hayatı konuşuyoruz. (Gülüyor) Bu tabii milletin beklentisi. Milletin artık daha munis bir şekilde konuşup ikna etmeye çalışan, akıllara hitap eden, huzura davet eden, kavgayı ve ötekileşmeyi reddeden, cepheleşmenin karşısında olan bir kucaklanmaya ihtiyacı vardı. Bu gerçekleşiyor. Bunu buldular. Cuma günü Diyarbakır’daydınız. MHP’yi zaten söylemeye gerek yok da CHP’nin de pek varlık gösteremediği ve kabul görmediği bir şehir. Giderken tedirgin oldunuz mu? Başından beri hiçbir partinin programını da benimsemedim ya da onları temsil etmeye çalışmadım. Zaten benim kim olduğumu herkes biliyor. Ben öyle meçhulden gelen bir insan değilim. 35 seneden beri Türk kamuoyunun önünde açık açık duran, bütün faaliyetleri herkes tarafından takip edilen bir Türk vatandaşıyım. Devletime hizmet ettim, uluslararası ilişkilere hizmet ettim. Herkes tanıyor. Belki televizyonları olmayan köy ve kasabalarda tanımayan olabilir ama bütün Türkiye tanıyor. Ben Diyarbakır’a o partinin ya da bu partinin siyasi programını temsilen gitmedim. Müşterekleri ifade eden ve Türkiye’yi yeniden birleştirmek isteyen, Türkiye’yi daha huzurlu bir ülke haline getirmek isteyen bir adayım. Zaten iki partiyle durmadı ki iş, 10 partiye kadar geldik. Bu partiler içinde sağ partiler de var sosyalist parti de var, kadın partisi de var. Başbakan Erdoğan çatıya son katılan partilerin oy oranlarını espri malzemesi yaptı adeta ‘hepsini toplasan kaç ediyor’ diye. O Sayın Başbakan’ın kendi görüşüdür. Başka şeyler de söylüyor. Ama ben baştan beri yüksek bir çıta koydum, o çıtaya riayet edeceğim ve sadece kendi görüşlerimi ifade edeceğim. Bu yarış Türkiye’nin en yüce makamı için yapılan bir yarıştır. Yarışanlar o makama layık şekilde hareket etmek durumundadırlar. Türk siyasetine biraz daha yüksek kalite ve seviye getirmek için ben gayret edeceğim. Kürt siyasi hareketi ile Ak Parti’nin çözüme bakışlarında ciddi farklar olsa da sonuçta hükümetin başlattığı bir süreç var. Siz ne vaat ediyorsunuz Kürtlere? Türkiye bölünmek istemiyor, can kaybı istemiyor, çatışmak istemiyor. Çok can kaybettik. Sırf bu meselede değil. Bundan önce de biz sağ-sol diye kavga ettik. Bizim neslimiz bu kavgaları, acıları yaşadı. Biz diyoruz ki Türkiye ne siyasi kutuplaşmadan ne de etik kutuplaşmadan dolayı çatışma zeminine kaymasın. Türkiye’nin bütün meselelerini diyalogla ve barışçıl yöntemlerle halletmesi lazım. Konu ne olursa olsun, demokrasi içinde ve insan haklarının genişletilmesi çerçevesinde çözülmeli. Kavga etmeden, medeni ülkelerde olduğu gibi oturalım konuşalım. Bu söylediklerinize bakarsak o zaman size göre hükümet doğru bir şey yapıyor. Bu barış çalışmalarının hedefi bakımından elbette doğrudur, çünkü bu meseleyi çözmek lazım. Bir daha ancak vatan müdafaasında yabancılar karşısında şehitlik olsun. Geçen hafta yine teröristlere karşı sınırlarımızı korurken 3 evladımızı şehit verdik. Biz bunun artmasını istemiyoruz. Bunu önlemek için de barışı sürekli destelemek lazım. O bakımdan da ben bu barış çabalarının destekçisiyim, çünkü ben savaşa karşıyım. Biz 1000 sene bu topraklarda beraber yaşadık. Bu ciddi bir mirastır. Bizi ayıran farklar bizi birleştiren unsurların yanında devede kulaktır. Temel mesele dildir. Avrupa Birliği’ne girmek isteyen bir ülkeyiz. Avrupa bunları aştı. İşte önümüzde Birleşik Krallık örneği var; Galler, İskoçya var. Bütün bunlara baktığınızda Türkiye bunları çözebilir. Çözüme matuf olan çalışmaların desteklenmesi lazım. Kürt sorununun kaynağını nasıl tarif edersiniz? Bu sıkıntıların sebebi devletimizin her şeyi sopayla halletme adeti. Bu devlet bu sopayı sadece Kürt kardeşlerimize kullanmadı. Dindarlara da kullandı, sağcılara da kullandı, solculara da kullandı. Türkiye’de işkencelerin en büyüğü milliyetçilere yapıldı. 1940’larda tabutluklar vardı, milliyetçilere tabutlarda işkence edildi. Tabii ki zulümler var, hatalar var ve bunları kabul ediyorum. Ama sadece Kürt oldukları için onlara yapıldı da başkalarına yapılmadı değil. Türkiye’nin insan hak ve hüviyetlerinin uygulanması bakımından çok fazla ilerleme kaydetmesi lazım. Avrupa bu işi çözdü derken, İskoçya ve Galler’i örnek verdiniz. Evet şu an için Birleşik Krallık içinde hayatlarına devam ediyorlar ama biliyorsunuz İskoçya bağımsızlık referandumuna gidiyor. Türkiye’nin çözüm sürecinde yerel yönetimlerin güçlendiği, hatta bir takım özerkliklerin gündeme geldiği formüller konuşulsa bakışınız nasıl olur? Ben Birleşik Krallık örneğine bakalım dedim, birebir alalım demedim. Bizimkisi üniter bir devlet ve bunu korumak lazım. Biz bu emaneti bu şekilde aldık ve bu şekilde devam ettirmeliyiz. Sıkı merkeziyetçilikten ademimerkeziyetçiliğe kayılması gerektiği yönündeki görüşleri en azından tartışmaya açık mısınız? Onların hepsi tartışılabilir tabii. Ama tartışıldığı zaman şu hususu dikkate etmek lazım; bu bir siyasi partinin kendi mülahazaları ve oy kaygısıyla bir pazarlık olarak mı görülüyor? Bu temel üzerine kurulan sağlam bir anlaşma olmaz ve kimseyi tatmin etmez. Ancak o siyasi programı savunanları tatmin eder. O da bir seçim hesabıdır. Eğer siz arkanıza parlamento desteğini alırsanız, bu milli meselede milli mutabakatı arkanıza alırsanız ilelebet çözersiniz. İkinci turda Kürtler kime oy verir? Barış süreci nedeniyle doğal müttefikleri Tayyip Erdoğan’dır gibi genel bir kanı var. Sizce? Tabii bunun takdiri Kürt kardeşlerimize aittir. Kürt kardeşlerimizle ilgili sıkıntıları gidermek için kaygan zemin üzerine değil, siyasi hesaplar üzerine değil, sağlam bir zemin üzerine oturmak lazım. Geçici bir oy hesabıyla bakarsanız bu iş, sonunda kalıcı bir şey kalmaz. Biz milli mutabakatın çözümün arkasında olmasını savunuyoruz. Millet Meclisi mutabakat verdiği zaman o artık ilelebet çözülmüş olur. Kürtlerin anadilde eğitim talebi var. Bunu bekleyen insanlara ‘Kürtçe bilim dilidir’ diyerek o oyu nasıl isteyeceksiniz? Bu mesele söylediklerim arasından cımbızla alındı. Filistin meselesinde söylediklerim de öyle yapılıyor. Çarpıtılan laflarımdan biri de başörtüsü. Ben başörtüsü insan hakkıdır, dini vecibedir ve bir gelenektir diyorum. Sanki ben ilk ikisini söylememişim gibi üçüncüsünü halka içine alıp ‘İhsanoğlu gelenek dedi’ diyorlar. Böyle bir tezvirat durumu var. Asıl soruma dönelim, bilim diliyle neyi kastettiniz? Bakın Tanzimat’a kadar bizim bilim dilimiz Arapçaydı. Ondan sonra tedrici olarak Türkçe kitaplar yazılmaya başlandı fizikte, kimyada, matematikte. Yavaş yavaş Türkçe’de terminolojiler yaratılmaya başlandı. Ben bilim dili olarak bunu kastettim. Yüksek eğitim meselesi noktasında söyledim ve İngilizce’yi de örnek verdim. Esas mesele bence bu değil. Esas mesele anadil meselesi. Orada ben şunu söylüyorum; insanın anadili ana sütü gibidir. İnsan nasıl ana sütü olmadan büyüyemezse, o hakkını kimse ondan alamazsa, anadil hakkını da kimse alamaz. Ben bunu şahsi tecrübem olarak söylüyorum. Ben gurbette doğmuş bir insanım. Gurbette insan vatanını ancak anadilini konuştuğu yerde hisseder. Düşünün Diyarbakır’da doğmuş büyümüşsünüz fakat anadilinizi kullanma hakkına sahip değilsiniz. Neden? Çünkü eli sopalı biri geldi kafanıza vurdu ‘Konuşmayacaksın’ dedi. Bundan daha büyük zulüm olamaz. Yükseköğretim boyutunu anlatıyorsunuz. Peki ilköğretimde, lisede de Kürtçe eğitim sizin için tamam mı? Hayır yani, bu bir söyleşide bu kadar kolay karar verilecek bir konu değil. Kategorik olarak karşı mısınız, değil misiniz? Bunlar ciddi meselelerdir. Ayaküstü bence bunu konuşmayalım. Birdenbire ilköğretim, yüksek eğitim falan konuşmak meseleyi başka mecralara sevk eder. Bunları tartışmanın zamanı değildir şimdi. Mesele anadilin hak olarak tanınmasıdır ve insanların anadilinden mahrum edilmesinin çok yanlış olduğunu söylemektir. ‘Öcalan’ın özgürlüğünün önünü açacak bir yasa önünüze gelirse bunu imzalar mısınız’ diye sormuşlar size. Siz de ‘Toplumda mutabakat olan her şeyi cumhurbaşkanı da kabul etmek durumundadır’ diye yanıt vermişsiniz. Doğru mu? Toplumda ve Meclis’te mutabakat tabii ki. Cumhurbaşkanının önüne böyle bir yasa gelirse Meclis’ten gelecektir. Meclis’in ve toplumun kabul ettiği bir şeyi cumhurbaşkanın da herhalde kabul etmesi gerekir. Milli mutabakatın olmadığı bir konuda millet bölünür. Milletin bölünmesini cumhurbaşkanı kabul etmez. Cumhurbaşkanın görev ve yetkileri arasında Anayasa’nın 104. maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti milletinin bütünlüğünü temsil etmek vardır. ‘Meclis’te kabul edilip önüme gelirse imzalarım’ diyorsunuz. Evet. Meclis’in nitelikli çoğunlukla kabul ettiği bir şeyi cumhurbaşkanı da kabul etmelidir. Peki genel olarak Öcalan’ın bu süreçte izlediği tavrı nasıl yorumluyorsunuz? Ben bu konudaki detaylara vakıf değilim, onun için bir değerlendirme yapmak yanlış olur. Bu hükümetin kendi kendine yürüttüğü bir şey. Zaten benim de söylediğim; artık hükümetin daha şeffaf olması ve Meclis’e bilgi vermesi gerektiği. Geçmişte Gazze için arabuluculuk yaptığınız yönündeki sözlerinize Başbakan Erdoğan’dan ‘gülünesi iddia’ şeklinde yorumlar geldi. Siz tam olarak hangi dönemi, hangi ihtilafı kastettiniz? Hamas 2006’da seçimleri, nezih ve şeffaf bir seçimi kazandı. İktidarı kurarken ilk ziyaret ettikleri uluslararası teşkilat bizimkisi oldu. Önce Halid Meşal sonra Dışişleri Bakanı Mahmud Zehar geldi. Bizden destek istediler, biz de yardımcı olmaya çalıştık. Hatta o zaman AB Dış Politika Yüksek Komiseri olan Solana ziyaretime geldiği zaman Hamas’a yardımcı olmak gerektiğini anlattım. Hamas, içeride daha çok hizmetlere dayalı bir dini grup olarak başladı, sonra siyasi partiye dönüştü. İç siyaset üzerine kurulu söylemleri vardı, dış siyaset o zamanlar yoktu. Ben de onlara dış siyaset söylemleri konusunda bazı tavsiyelerde bulundum. Sayın Meşal bunu müspet karşıladı. Ben birkaç kez Şam’a gittim, onlar geldiler. Fakat Hamas iktidara geldikten sonra El Fetih ile aralarında çatışmalar başladı. Silah kullanma başladı, siyasi söylemler de sertleşti, toplum gerildi, karşılıklı adam öldürmeler sürdü. Ben o zaman El Fetih ile Hamas arasındaki bu tansiyonu düşürmek için bir dizi çalışma yaptım. Ramallah’a Sayın Abbas’la, Gazze’ye; Haniye ile Şam’a, Meşal’le görüşmeye gittim. Sonunda 19 Aralık 2006’da Sayın Abbas ile Sayın Haniye arasında 9 maddelik bir anlaşma imzalandı. (Dosyasından bir belge çıkarıp bana uzatıyor). ‘Yapmadı’ diyor ya, gülüyor. Ben size bunun vesikasını göstermek ve hatırlatmak isterim. Ben boş konuşmayı, tezvirat yapmayı bilemem. Ben bu ucuz siyaset içinden yetişip gelmedim. ‘Mahmud Abbas’ın Başbakan Erdoğan’ın Filistin meselesindeki tavrına dair söylediği bazı şeyleri açıklarsam çok ayıp olur’ şeklinde bir ifade kullandınız geçen haftalarda. Neyi ima ediyorsunuz tam olarak? Bunları bugün basın önünde paylaşmak gerçekten benim devlet terbiyeme yakışmıyor. İslam İşbirliği Teşkilatı’na a ev sahipliği yapan Suudi Arabistan’ın görevinizin son iki senesinde sizin geri çekilmenizi Türk hükümetinden talep ettiği, hatta AK Parti sizin arkanızda durdu diye kendilerinin Ankara’daki elçi atamasını askıya aldığı doğru mu? Bunlar tamamen hayal mahsulü. Devletlerin jestleri, size tavrı nereden belli olur? Hiçbir devlet sevmediği, takdir etmediği insana nişanını vermez. Ben görevimin sonunda Suudi Arabistan hükümetinin bu takdirlerini aldım. Belgeleri de var, bizzat kral adına takılan nişan da var. Bu merasimde oradaki hanedanın mensupları, bütün devletlerin büyükelçilerinin yanında Türkiye büyükelçisi de hazır bulundu. Devlet hiyerarşisinde kraldan sonra gelen dışişleri bakanı nişanı takdim etti ve çok güzel bir konuşma yaptı. Hatta bundan sonra da benim tecrübelerimden yararlanmak istediklerini ifade ettiler. Bu sefir raporlarında da gazetelerde de yazılan, bütün dünyanın bildiği şey. Bazıları, bunları bilmiyor ve kulaklarına fısıldanan şeyleri söylüyor. Bunlar kem söz. Kem söz sahibine aittir. Özellikle Mısır ve Mursi üzerinden ciddi bir ihtilaf yaşadınız Ankara’yla. Her şeye rağmen ‘Genel sekreterlik görevini bırakana kadar AK Parti hükümeti arkamda oldu’ diyebiliyor musunuz? Şüphesiz ki 9 sene içinde ben genel sekreter olarak ettiğim yemine sadık kaldım. Bütün İslam dünyasına ve İslamiyete hizmeti şiar edindim. Bu arada bir Türk olarak ülkemin haklı davalarında hep yanında ve yardımcı oldum. Ben bunları söylemek istemiyorum ama şu var ki genel sekreter seçilmem Türkiye’nin dış politikasına bir katkı olmuştur. Bu değişik sahalarda tecelli etmiştir. Özellikle Kıbrıs meselesinde tecelli etmiştir. Nitekim Kuzey Kıbrıs Türk hükümeti de bana olan takdirini en yüksek şekilde ifade etmiştir. Ben de bununla her zaman gurur duyarım. Bunların detayına girmeyelim. Ben göreve ilk geldiğimde bazı ülkeler beni Türk dış politikasının uzantısı olarak görmeye başladı. Bunlar büyük devletlerdi. Ben kendilerine içtiğim anda sadık kalacağımı ve Türkiye’nin böyle bir talebi olmadığını söyledim. Böyle bir talebi de olmamıştır Türkiye’nin. Ama 2009’a kadar Türkiye’nin Ortadoğu ülkeleriyle münasebetlerinde fazla bir problem yoktu. Çok ahenkli bir şekilde ilerliyordu. Bilhassa Arap ayaklanmalarından sonra tavırlar farklılaştı. Türkiye’nin son yıllarda hangi Arap ülkesiyle münasebetlerin geliştiğini söyleyebilirsiniz? Her gün daha az samimiyete ve daha derin farklılıklara gidiyoruz. Hükümet derinleşen kutuplaşmaların kendilerinin diktatörlere karşı ilkesel bir tavır almasından, vicdan temelli bir dış politika izlemelerinden kaynaklandığını savunuyor. O bir dış siyaset tercihidir. Artık o söylemin sahipleri onu savunsun. Ben şahsen Türkiye’nin daha ölçülü ve daha kalibre edilmiş bir dış politikaya sahip olmasının hem Türkiye’nin yüksek menfaatlerinin hem de Ortadoğu’daki mazlum halkların savunulması bakımından daha faydalı olacağına inanıyorum. Yine mazlumun yanında olacaksınız ama daha farklı bir üslubu takip ettiğiniz zaman herkes daha kazançlı olacak. Çatışmada taraf olduğunuz zaman kendinizi çatışmanın içinde bulursunuz. Ama çatışan taraflar arasında arabuluculuk yaparsanız daha kıymetli olursunuz. Siz genel sekreter iken İslam ile terör kelimelerinin birlikte kavramsallaştırılmasına karşı bir mücadele verdiniz. Fakat gelinen noktada hayatımızda IŞİD diye bir gerçek var. Bu kötü noktaya biz bir günde gelmedik. İstibdat idareleri, siyasi ve sosyal zulüm, ideolojik zulümle, uzun yılların birikimiyle gelindi. Bunların karşısında insanlar bir ideolojiye sığınıyorlar. Eskiden Marksizm, Leninizm, Maoizm vardı. Bugün de onlar yok. Bir tek yönelecekleri ideoloji din etrafındaki ideoloji. Bu da tabii dinin bütün değerlerine ters düşer. Bunlar dinin rahmet, mağfiret, insanlık mesajını nefrete ve şiddete çevirip adına İslam diyorlar. Cahil insanları arkalarından sürüklüyorlar. Biraz önce nişanını aldığınızı anlattığınız Suudi Arabistan’ın ve Katar’ın finansmanıyla bu noktaya geldikleri yönünde ciddi bir kanaat var. İslam devletleri sonuçta bu tür doğrudan ya da dolaylı desteklerle radikallere prim vermiş olmuyor mu? Bunların finansmanı çok büyük kaynaklardan geliyor. Gayrimeşru silah trafiğinden, narkotik trafiğinden, Afrika’daki köle trafiğinden, aşırıcı uçları destekleyen işadamlarından geliyor. Bunlar bizim görebildiklerimiz. Bir de göremediğimiz karanlık güçler var. Dünya bunlarla mücadele etmede maalesef başarısız oldu. İşte Afganistan’daki durum, Irak’taki durum, Suriye’deki durum. Sizin biraz önce hatırlattığınız benim 9 sene boyunca verdiğim mücadele bunların dinle ilişkisini koparmak içindi. Çünkü bunlardan İslam sıfatını aldığınız zaman çıplak kalıyorlar. Tetikçi, terörist olarak kalıyorlar. Ama İslami cilayı kabul ettirdikleri zaman esas tehlike orada. ‘İslam Devleti kurduk’ diyorlar şimdi. Bu terör devletidir. El Cezire’ye verdiğiniz bir mülakatta söylediğiniz ‘Homofobi evrensel bir mesele değildir’ lafı arşivlerde duruyor. LGBTİ bireylerin hakları ve toplumdaki konumlarıyla ilgili görüşünüz nedir? Tabii bu çok hassas bir mesele. Bir taraftan bu insanların toplumda yer aramalarıyla ilgili insan hakları boyutu var, bir de toplumun hassasiyetleri var. Bu iki parametre arasında düşünüp ele almak lazım. O denge nasıl bulunur? Toplumdaki homofobiyi aşacak formül nedir sizce? Nedir homofobi? LGBTİ bireylerini kabullenmeyen, hatta onları dışlayan aşırı yaklaşımı özetleyen bir kavram diyebiliriz. İşte bu hassasiyetleri ele almamız lazım. Birdenbire sert bir şekilde bir tarafın üzerine gitmek doğru olmaz. Bir de şu var; bizim toplumumuz muhafazakâr bir toplum. Muhafazakâr toplumun hassasiyetlerini düşünmemiz lazım. Türkiye’de 76 milyon insanın değerlerine saygılı olmamız lazım. Bir taraftan bu şekilde davranan insanlar var ve kendi haklarını müdafaa ediyorlar. Cinsel yönelimlerini özgürce tanımlamalarını hakları olarak görüyorsunuz o halde, öyle mi? Bir taraftan buna karşı olan bir ekseriyet de var. Şimdi benim bunu böyle ayaküstü, hem de havaalanına yetişecek bir anda söylemem mümkün değil. T24
Google'ın Sırlarını İstanbul'da Çaldılar
Google’ın ‘İnsansız Otomobil Projesi’nin başındaki yönetici Seval Öz, İstanbul’da çantasını çaldırdı. Öz, çantada özel bir projeye ait gizli bilgilerin olduğunu söyledi. ABD’de yaşayan ünlü kalp cerrahı Prof. Dr. Mehmet Öz’ün Google’da üst düzey yönetici olarak çalışan kız kardeşi Seval Öz, tatil için geldiği İstanbul’da hırsızlık şoku yaşadı. Kanyon Alışveriş Merkezi’ndeki Swarovski mücevher mağazasında tezgah üzerine koyduğu çantası 3 kadın tarafından çalınan Öz, çantadaki 3 hafıza kartında özel bir projenin yer aldığını söyledi. Google’da ‘İnsansız Otomobil Projesi’nin başında bulunan Öz’ü zor durumda bırakan hırsızlık olayı 20 günü saat 17.20’de meydana geldi. ‘Balenciaga’ marka sarı renkteki çantasını tezgahın üzerine koyan Öz, mağazadaki ürünlerle ilgilenirken, ikisi türbanlı üç kadın, çantayı alıp hızla mağazayı terk etti. Öz, bir süre sonra çantanın çalındığını farketti. Hırsızlık kamerada Mağaza görevlileri durumu hemen polise bildirdi. Güvenlik kamerasındaki görüntüleri inceleyen polis, 3 kadını bulmak için harekete geçti. Öz, olayı şöyle anlattı: “Çantamın olmadığını farkedince, tezgahtara sordum ancak bilgisi olmadığını söyledi. Hırsızları bulmaya çalıştım. Hırsızlar Gültepe tarafındaki kapıdan çıkmış. Ben ise ana girişe yönelince, izlerini kaybettim” dedi. Hırsızların Ortadoğu kökenli olabileceğinden de şüphelendiğini dile getiren Öz; “Çantamda binlerce dolarlık ziynet eşyası, kredi kartlarım, cep telefonları ve bir miktar para vardı. Ancak daha da önemlisi Google’da önemli proje bilgilerinin yeraldığı 3 hafıza belleğinin gitmiş olması. Pasaportum da çalındığı için şu an Amerika’ya dönemiyorum. Bellek kartlarının içinde Google’a ait gizli proje bilgileri yeralıyordu” diye konuştu. Öz, “Olayı Google’a ve Amerikan Konsolosluğu’na bildirdim. Pasaportum, kimliklerim ve proje bilgilerinin olduğu hafıza kartlarım geri gelsin yeter” dedi. İnsansız otomobil projesinin başında Google’da Kıdemli İş Geliştirme Direktörü olarak çalışan Seval Öz, ünlü doktor Mehmet Öz’ün de kardeşi. Amerikan siyasetine damga vuran kadınların okuduğu Wellesley Kolej’den mezun oldu. The Massachusetts Institute of Technology’de (MIT) elektronik eğitimi aldı. Şirket, sürücüsüz otomobil projesi üzerinde 2010’dan beri çalışıyor. Projenin başında da Seval Öz bulunuyor. Sürücüsüz otomobiller bu alanda bir devrimi de temsil ediyor. Sürücüsüz otomobillerin de iki versiyonu var. İlki normal otomobillerde sensör kullanılarak sürücünün devre dışı bırakılabilmesi şeklinde. Şirket yıllardır normal araçları kameralar, sensörler ve yön bulma cihazlarıyla donatarak geliştiriyordu. İkincisi ise tamamen sürücüsüz kullanılabilen modeli. Bu model prototip olarak da tanıtıldı. Elektrikle çalışan bu otomobilde direksiyon, gaz, debriyaj fren, vites gibi alışılagelmiş kontroller bulunmuyor. Ama herhangi bir cisme çarpıp kaza yapmalarını önlemek için sensör ve programlarla donatılmış durumda. Kör noktaları kaldırıyor Bu teknolojiyi dünyaya daha güvenli bir şekilde sunmayı isteyen Google, aracın olası kazalara karışma riskini minimuma indirmeyi amaçlıyor. Bu yeni araçta acil durum durdurma düğmesi dışında hiçbir şekilde insan müdahalesi yok. Sürücüsüz araç 2 kişilik olarak tasarlandı. Belirlenen rota istikametinde yolcusunu belirlenen noktaya ulaştıran araç, start-stop özelliğine de sahip. Testlerde 40 Km/saniye hıza ulaşan Google’ın sürücüsüz otomobili, gerekli izinleri alıp seri üretime başlama yolunda adımlar atıyor. Geleceği tasarlıyor Tümüyle güvenliğe odaklanan Google’ın sürücüsüz otomobili, araçları, nesneleri ve çevreyi 360 derece tarayarak iki futbol sahası alanda kör noktaları ortadan kaldırıyor. Kullanıcılar akıllı telefon uygulamasını kullanarak bulundukları noktadan alınacak ve gitmek istedikleri hedefe bırakılacak. Bu sayede araya hiçbir insan müdahalesi girmeden ulaşım sağlanmış olacak.Milliyet
Reklam
Dört Kişinin Öldüğü Otobüs Yangınında Şirket Başka Söylüyor Yolcu Başka
Tuzla-Topkapı seferini yapan 500T numaralı özel halk otobüsünde çıkan yangında araçtan çıkamayan dört yolcu hayatını kaybederken 19 yolcu yaralandı. İstanbul Özel Halk Otobüsü Şirketleri yangının ardından şoförün aracı durdurarak yolcuların tahliyesini sağladığını savundu. Yaralı yolculardan Kemal Aktaş ise kazadan yol boyunca yanındaki iki kişiyle sohbet eden şoförü sorumlu tuttu. Zeynel Abidin Arslan’ın kullandığı 34 JL 8098 plakalı Tuzla-Topkapı arasında çalışan özel halk otobüsünde bilinmeyen bir nedenle yangın çıktı. İddiaya göre sürücü Arslan otobüsü durdurmak istedi ancak frenler tutmayınca, araç yol kenarındaki bariyerlere çarparak yaklaşık 100 metre sürüklendi. Otobüs yol kenarındaki bariyerlere çarparak dururken, kapılar bariyerler nedeniyle tam olarak açılamadı. Bu sırada yolculardan bazıları camlardan, bazıları da yarım açılan kapılardan kendilerini dışarı attı. Seyir halinde olan diğer araç sürücüleri hemen itfaiye, polis ve sağlık ekiplerine haber verdi. Olay yerine gelen itfaiye ekipleri yangına müdahale ederken, yaralılar otobanda yol kenarına uzanıp ambulans bekledi. Bölgeye çok sayıda ambulans sevk edildi. Ambulanstaki görevliler ilk müdahaleyi yaptıktan sonra yaralılar Ümraniye ve Beykoz Devlet Hastanesi’ne sevk edildi. Olay yeri inceleme ekiplerinin yaptığı incelemede, araçtan çıkamayan dört kişinin hayatını kaybettiği tespit edildi. Olayla ilgili çok yönlü soruşturma başlatılırken, hayatını kaybedenlerden birinin adının Tevrat Barışık olduğu öğrenildi. Tevrat Barışık’ın mezar ziyaretinden evine döndüğü öğrenildi. Kazada yaralanan 19 yolcudan biri olan 30 yaşındaki Yunus Aktaş, olaydan şoför Zeynel Abidin Arslan’ı sorumlu tuttu. Arslan’ın yol boyunca yanındaki iki kişiyle sohbet ettiğini öne süren Arslan , “Araç o kadar hızlı değildi. Yolda trafik yoktu. Seri bir şekilde akıyordu. Sadece şoförün yanındakilerle sohbet etmesinden kaynaklanan bir durum” dedi. Hattı işleten İstanbul Özel Halk Otobüsü Şirketleri’nden yapılan açıklamada ise, şoför Zeynel Abidin Arslan’ın seyir halindeyken başlayan yangın sonrasında aracı durdurarak, yolcuların tahliyesini sağladığı savunuldu.Diken
Gazetelerde Bugün | 28 Temmuz Pazartesi
Hürriyet: 500T'de ölüm kapanı Milliyet: Projeler de çalındı Sabah: Pensilvanya'ya iki koldan kıskaç Vatan: Bugün bize yarın size Taraf: Hem dinletti hem tutukladı Bugün: Bayram öncesi yollarda facia Zaman: Hukukun bittiği nokta 'Kaç İsmail Kaç' Cumhuriyet: Bakan Bey aradı iş bitti Star: Paralel işgal
Reklam