Kızlar Arabayla Bir Tur Atalım mı? | Sosyal Deney İçerir
Lüx aracın önünde bekleyen gençler önlerinden geçen kızlara, araba ile tur atma teklifinde bulunurlar. Kızların teklifi kabul ettiğini duyan gençler anında kendi araçlarına ( daha az lüx olan) yönelirler ve kızlardan pekte hoş olmayan tepki alırlar. İzliyoruz...
Çekimlerde Fotoğraf Hilesi Nasıl Yapılır?
Bir çok spor aleti ve zayıflama ürünü satan firmanın başvurduğu tekniklerden biridir öncesi ve sonrası fotoğrafları.Sıradan insanlardan sadece ışık ve duruş ayarlamalarıyla sahte öncesi ve sonrası fotoğrafı yapma denemesi için mankenlik yapmaları istenmiş. Sonuçlar çarpıcı.
93 Farklı Filmden Hazırlanmış Filmlerin İçindeki Sinema
0:01 Ed Wood0:02 Singin’ in the Rain0:03 Pee-Wee’s Big Adventure0:04 The Purple Rose of Cairo0:06 The Aviator0:08 The Majestic0:11 An American Werewolf in London0:15 Donnie Darko0:17 Grease0:19 Blazzing Saddles0:22 Annie Hall0:25 The Final Destination0:29 The Purple Rose of Cairo0:31 The Majestic0:33 Ed Wood0:34 Annie0:35 Holy Motors0:37 Up0:38 The Perks of Being a Wallflower0:39 The Life Aquatic0:40 Cinema Paradiso0:41 Explorers0:42 The Flintstones0:43 Taxi Driver0:45 The Third Man0:46 La Haine0:47 In the Mouth of Madness0:48 Public Enemies0:49 True Romance0:53 Hugo0:54 Curly Sue0:55 Matinee0:56 The Purple Rose of Cairo0:58 Bachelor Party1:00 The Shawshank Redemption1:04 Cinema Paradiso1:06 Avalon1:08 Biloxy Blues1:09 Scream 21:10 Gremlins1:11 Inglorious Basterds1:12 The Artist1:15 Son of Rambow1:17 All That Jazz1:18 Twilight New Moon1:20 Hannah and Her Sisters1:22 The Departed1:24 The Player1:25 Taxi Driver1:28 Pierrot le Fou1:31 Not Fade Away1:40 Who Framed Roger Rabbit1:41 Sullivan’s Travels1:43 Burn After Reading1:44 Singin’ in the Rain1:46 Cape Fear1:53 Bonnie & Clyde1:59 You’ve Got an Email2:01 How To Lose a Guy in Ten Days2:07 True Romance2:18 The Notebook2:20 Notting Hill2:22 High Fidelity2:24 Brokeback Mountain2:26 Sunset Boulevard2:28 Midnight Cowboy2:29 Amarcord2:32 Summer of 422:34 Diner2:37 L.A. Confidential2:38 Donnie Darko2:40 Confessions of a Dangerous Mind2:41 Lucas2:42 Who Framed Roger Rabbit2:47 Midnight Cowboy2:47 Sherlock Jr.2:49 500 Days of Summer2:50 Twelve Monkeys2:58 Last Action Hero3:03 The Blob3:04 Outbreak3:05 Inglorious Basterds3:07 An American Werewolf in London3:08 Hardcore3:09 The Tingler3:11 Scream 23:13 Barton Fink3:14 The Hard Way3:16 Bachelor Party3:18 Pee-Wee’s Big Adventure3:20 An American Werewolf in London3:21 Manhattan Murder Mistery3:22 Saboteur3:23 The Hard Way3:24 Inglorious Basterds3:25 Matinee3:28 Gremlins3:29 Gremlins3:30 The Blob3:32 Silent Movie3:33 Twister3:35 Cinema Paradiso3:38 The Final Destination3:42 Inglorious Basterds3:43 Matinee3:44 The Final Destination3:48 Inglorious Basterds3:53 The Cider House Rules3:58 Sherlock Jr.3:59 Cinema Paradiso3:59 Inglorious Basterds4:01 Waking Life4:02 Fight Club4:03 Sunset Blvd.4:04 The Bad and the Beautiful4:12 Catch Me if You Can4:20 L’armée des Ombres4:21 Leon4:25 El Espiritu de la Colmena4:29 Be Kind Rewind4:30 Bonnie & Clyde4:33 Interview with the Vampire4:37 The Green Mile4:39 Cinema Paradiso4:40 Cinema Paradiso4:43 Simone4:46 Amelie4:48 The Artist4:52 Atonement4:54 The Majestic4:56 The Aviator4:58 Pee-Wee’s Big Adventure5:00 Ed Wood5:03 Gremlins5:05 The Cider House Rules5:07 Hugo5:09 The Purple Rose of Cairo5:25 Singin’ in the Rain5:36 Matinee
"Siz Fenerbahçeli Değilsiniz, Ben Fenerbahçeliyim"
Fenerbahçe'de Gençlerbirliği maçında protesto tezahüratları yapan Maraton üst tribündeki H ve G bloktaki 500 taraftarın kombine kartları iptal edildi.Gençlerbirliği maçında skor 1-1'ken Ersun Yanal lehine ve Aziz Yıldırım aleyhine tezahüratlar yapan bu kişiler kombine biletleri iptal edilince Ç.Rizespor maçına giriş yapamadılar. Kombineleri iptal olan taraftarlarla polis arasında gerginlik olurken, Aziz Yıldırım'a büyük tepki gösterdi. Maçın 30. dakikasında ise stada alınmayan kombine sahipleri içeri girdi. Bu taraftarların 'yönetim istifa' şeklindeki tezahüratlarına stadın geri kalanından tepki geldi. Karşılaşma sonunda ise kaleci Volkan 'yönetim istifa' diye bağıran tribüne gidip armasını öptü ve 'Siz Fenerbahçeli değilsiniz, ben Fenerbahçeliyim' dedi. Fenerbahçe yönetimi bu kombineleri bin 300 TL'den satmıştı.Sabah
Reklam
Fenerbahçe'ye Gökhan Gönül'den Kötü Haber
Çaykur Rizespor maçını tamamlayamayan milli futbolcunun kasık bölgesindeki bir adale zarında kısmi yırtık, kanama ve ödem tespit edildi.Fenerbahçe'nin Spor Toto Süper Lig'de Çaykur Rizespor ile dün oynadığı maçta sakatlanan ve müsabakayı tamamlayamayan Gökhan Gönül'ün MR'ı çekildi.Sarı-lacivertli kulüpten yapılan açıklamada, Gökhan Gönül'ün Çaykur Rizespor karşılaşmasında sol kasığında ağrı hissederek oyunu bırakmak zorunda kaldığı belirtilerek, 'Gökhan Gönül'ün maçtan sonra yapılan muayenesinde ve çekilen uyluk MR'ında, kasık bölgesindeki bir adale zarında kısmi yırtık, kanama ve ödem tespit edilmiştir' denildi.Milli oyuncunun tedavisine, kulüp doktoru Doç. Dr. Burak Kunduracıoğlu tarafından başlandığı kaydedildi.skorer
"Erdoğan Programı Terk Etmeye Kalktı"
Habertürk gazetesinin eski genel yayın yönetmeni Fatih Altaylı, Gezi eylemleri sırasında dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan’la yaptığı meşhur röportaj hakkında ilk kez konuştu. Altaylı, röportaj talebinin bizzat Erdoğan’dan geldiğini, cumhurbaşkanının koltuğa zaten çok sinirli oturduğunu ve reklam arasında da programı terk etmeye kalkıştığını anlattı.Altaylı’nın radikal.com.tr’den Armağan Çağlayan’la söyleşisinde, Gezi sürecinin en hatırlanan ve tepki çeken anlarından biri olan ‘o röportaj ‘ hakkında öne çıkan bölümler şöyle:Benim Başbakan’la röportaj yapma gibi bir talebim yoktu. Belki bunu ilk defa anlatıyorumdur. Telefon çaldı, Başbakanlık basın müşaviri Lütfullah Göktaş. Sonra dedi ki “ Yarın sana geliyoruz” . Benim de kayınpederim yeni ölmüştü sandım ki ziyarete gelecekler. “ Eve mi?” dedim, o da dedi ki “ Hayır, Tayyip Bey seninle televizyonda bu olayı değerlendirmek istiyor ” dedi. “ Ben davet etmedim ki” dedim. “ Seninle konuşmak istiyor bu meseleleri ” dedi.Telefonu kapattım, Turgay beyi aradım. Anlattım ne olduğunu. Ne konuşabiliriz ki diye düşündüm. İçimden de bir ses diyordu ki bana “ Tayyip bey yumuşatıcı bir mesaj vermek istiyor ve o mesajı da benim aracılığımda söylemek istiyor .” Televizyona çıkmasının başka bir mantığı olamaz o günlerde.Ak Parti’nin İstanbul İl Başkanlığı’na gittik. Röportaj salonu hazırlanmıştı. Tayyip Bey geldi oturdu. Çok sinirli bir şekilde oturmuştu. Ben normal bulmuştum onun sinirini. Benim de aklımda bir yumuşama vardı. İlk sorum da şuydu “ Tayyip Bey siz her zaman anketlere, kamuoyuna önem veren bir lider oldunuz. Ortada da böyle bir durum var. Acaba bu kararınızı bir anketle en azından İstanbul halkına sorarak gözden geçirmeyi düşünmez misiniz?”Başbakan gözlerinden ateşler fışkırarak dedi ki, “ Ecdadımızın eserini ihya etmek için halka mı soracağız? ” Bunu deyince benim için program bitti. Ben yandım. Çünkü belli ki o şekilde devam edecekti. Benim yumuşama maksatlı sandığım bu program birden bire başka bir boyuta girdi. Şimdi o programla ilgili birçok eleştiri var.Neyi çanak tuttum? Dedim ki “İki ayyaştan kastınız İsmet Paşa’yla Atatürk mü?”. Hadi o gün bu soruyu biri başbakana sorsun. Bunu sormasam “Sormadı şerefsiz” olur. Sorduğun zaman çanak olur. Sordum ve adam “Değil” dedi ben ne yapayım?O program Tayyip Erdoğan’ın kişiliği hakkında yapılmış en önemli programdır. Çünkü Tayyip Erdoğan’ın nasıl bir bakış açısına sahip olduğunu o programdan daha iyi hiçbir program göstermedi. Atatürk meselesi orada konuşuldu. Şunu sordum “ Atatürk adından rahatsız olduğunuz için mi Atatürk Havalimanı’nı ve Atatürk Kültür Merkezi’ni yıkıyorsunuz?” O gün bir kişi daha sorabilir miydi bunu? O gözlerinden ateş çıkan Başbakan’a sorabilir miydi bunu? “ Hayır olur mu adlarını yine Atatürk koyacağız ” demişti. “ Ofisimden oturup vapurdan sarmaş dolaş inenlere bakıyorum ” itirafı oradan çıkmadı mı? Bundan daha önemli bir argüman var mı Tayyip Erdoğan’a karşı.Elbette ki kibarca sordum. Düzgünce sordum. Elbette ki kavga etmedim. Niye kavga edeyim? O günün ortamını düşünün. Taksim’de 100 bin kişi var. Ortalık kan revan. Diyelim ki ben Başbakan’la kavga ettim. Onu delirtecek şeyler yaptım. Zaten çok sinirliydi. Alkolik diyemezsiniz dedim. Her içen alkolik değildir dedim. “ Ak Parti’li olanlar alkolik sayılmaz” dedi. Bunların hepsi çok önemli laflar.Bu tartışmadan sonra Başbakan reklam arası istedi. Reklam arasında kalkmaya çalıştı. İkna ettik oturttuk. O gün ben diyelim ki kavga ettim Başbakan’la. İyice sinirlendi. Polislere emir verdi gidin, dağıtın orayı dedi. 15 kişi öldü. Bu sefer de diyeceklerdi ki Başbakan’ı tahrik etti 15 kişinin ölümüne sebep oldu. “ Bekara karı boşamak kolay ” derler ya aynen öyle. 100 bin kişi izliyorsa herkesin kafasında 100 bin soru var. Ben hangi birini sorayım.Kendimce önemli bulduklarımı sordum. Sonuçta ben bir grup soru sordum. Aldığım yanıtlardan da ortaya çok enteresan bir Tayyip Erdoğan portresi çıktı. O programdan sonra hem Tayyip Erdoğan çok kızgındı sorduğum sorudan ötürü hem de dışarıdakiler çok kızgındı. Hakem gibi. İki tarafın da öfkeli olduğu bir hakemdim ben. Demek ki doğru kararlar verdiğimi düşünüyorum. Elbette ki toplumun bir kısmının, benim de içinde bulunduğum bir kısmının ruhunu daha okşayacak bir takım şeyler yapabilirdim. Doğru mu olurdu bilemiyorum.(Program bittiğinde) .. büyük bir gerginlik vardı. Program sırasında da büyük gerginlikler vardı. Tayyip bey terk etmeye kalkıştı programı. Ama sonuç olarak bir programdı o. Ve ben o günün şartları içinde yapılabilecek, benim sorduğum soruların sorulabileceği daha iyi bir program olabileceğini düşünmüyorum.Nitekim o programdan birkaç gün sonra Gezi Parkı’ndaki eylemlerin sorumlusu olduğunu söyleyenler Başbakan’la görüşmeye gittiler. Hepsinin oradaki tavırlarını görüyoruz. Sadece bir sendikacı laf etti. Onda da olanları biliyorsunuz. Yani ne yapmam bekleniyordu. Bir arkadaşım dedi ki “ Kardeşim seni omuzlarda Gezi’ye getireceklerdi” . Benim işim omuzlarda gelmek mi kardeşim? Benim işim soru sormak. Karşıdaki insanın gerçekliğini ortaya çıkarmak. Ben bunu yapabildiğimi düşünüyorum.Röportajın Devamı İçin
Reklam
Çin'de Hava Kirliliğinden Yılda 670 Bin Ölüm
Çin'de hava kirliliğinin 2012'de 670 bin kişinin ölümüne yol açtığı ortaya çıktı. Kömür tüketimini azaltılmazsa, bu sayı daha da artacak.Tsinghua Üniversitesi tarafından yapılan araştırma, Çin ekonomisinin çarklarını döndüren kömürün her yıl en az 670 bin insanın hayatına mal olduğunu gösterdi. Araştırmada, Pekin'in kömüre uygulanan vergiyi 10 kat artırması gerektiği savunuldu.Profesör Teng Fei'nin başını çektiği araştırmada, Çin'in geride kalan 20 yılda gösterdiği büyük ekonomik gelişimin karanlık yüzü mercek altına yatırıldı. Araştırma, 1.4 milyarlık Çin nüfusunun yüzde 70'inden fazlasının hava kirliliğine maruz kaldığını belirtirken, nüfusun yüzde 10'unun Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından belirlenen tehlike seviyesinin 10 katı kirlilik altında yaşadığı ifade edildi.Araştırma, Batı dünyasının iklim değişikliğine karşı uzun dönemde alması gereken önlemlere karşı, Çin'in hava kirliliğiyle mücadelede en kısa zamanda adım atması gerektiğini gözler önüne serdi. Çib hükümeti, ülkenin daha gelişmiş olan doğu eyaletlerinde kömür tüketimini azaltsa da, ABD'li yetkililerin tahminlerine göre 2040 yılına kadar ülkenin en büyük enerji kaynağının yüzde 50'si kömür olacak.Küçük parçacıklar hastalıklara neden oluyorSouth China Morning Post'ta detayları verilen araştırmaya göre, Feng kömür kullanımına karşı en kısa zamanda adım atılması gerektiğini belirterek vergilerin 10 kar artırılmasını önerdi. Feng, PM2.5 olarak da bilinen, 2.5 mikrogramdan küçük parçacıkların, 2012'de kalp ve kanser dahil olmak üzere birçok hastalıktan 670 bin kişinin ölümüne yol açtığını belirtti.Araştırma, neredeyse halkın tümünün maskeyle dolaştığı Shenyang gibi büyük kentlerde, PM2.5 kirliliğine maruz kalan nüfusun yüzde 70'in üzerinde olduğunu gösterdi. Dahası, Çin'de metreküp başına 35 mikrogram hava kirliliği içeren bölgelerde 157 milyon kişinin yaşadığına dikkat çekildi.Kaynak: Al Jazeera
"Erdoğan Kendi İktidar Amaçları İçin Her Şeyi Kurban Etti"
KCK Eşbaşkanı Cemil Bayık, Kandil’de Yurt Gazetesi’nin sorularını yanıtladı.Türkiye’dekiler “çözüm süreci”, siz “ateşkes” diyorsunuz, onca olaydan ve açıklamadan sonra ateşkes devam ediyor mu?Ateşkes devam ediyor. Bu ateşkesler meselede ne kadar ısrarlı olduğumuzu gösteriyor. Biz bugüne kadar dokuz defa tek taraflı ateşkes ilan ettik. Önder Apo, 2013 Nevroz'unda dünya şahitliği önünde “Biz sorunun artık demokratik siyasetle çözülmesi gerektiğine inanıyoruz” dedi ve başladık tek taraflı ateşkese. Dünyada hiç kimse, bir üçüncü gözün gözetimi altında tartışmadan, bazı kararlara ulaşmadan, bunları yazılı hale getirmeden ve imzalamadan bizim attığımız adımları atmazdı. Biz niye böyle kapsamlı adımlar attık? İki nedenle...ERDOĞAN OYALIYORNedir o nedenler?Bir, kendimize güvendiğimiz için; ikincisi sorunu demokratik siyaset yoluyla çözmede ısrarlı olduğumuz için. Bunların doğru okunması gerek. Biz, diyaloğun müzakere sürecine evrilmesini hedefledik. Türkiye'yi çözüm sürecine çekmek istedik. Onun için tek taraflı ateşkes ilan edip, bu zemini yarattık.Birkaç gün önce “Türkiye hiçbir zaman Kürt sorununun çözümünü gündemine koymadı” dediniz. Peki o zaman 2013 Nevroz’undan beri olan neydi?Biz gerçek bir barışa ulaşmak istedik. Onun için tek taraflı ateşkesle sorunu çözmede ısrarlı olduğumuzu gösterdik. Ama takdir edilir ki, tek taraflı çabalar bir yere kadardır. Ondan öteye gidebilmesi için karşı tarafın da adımlar atması gerekir. Aksi takdirde süreç bir yerde tıkanır. Biz tek taraflı adım attık, Türk devleti ve hükümeti ise bu sürece cevap vermedi. Kesinlikle çift taraflı çabalardan söz edilemez. O da Önder Apo’nun ısrarla geliştirdiği çabalardır. Türkiye devlet ve hükümetini müzakere zeminine hazırlamak ve Türkiye toplumu çözüme destek versin diye bu adımlar atıldı ve bir zemin yaratıldı. Bugün Türkiye’de toplumun büyük bir kesimi, aydını, yazarı, sanatçısı, düşünürü Kürt sorununun demokratik siyaset içinde çözümünü istiyor. İstemeyen devlettir. Hükümet sorunu çözmek istemiyor. Biz sorunun çözümü için bu kadar çaba yürütürken, onlar hareketimize, halkımıza ve Türkiye’de çözümü isteyen kesimlere yönelik psikolojik özel savaşı yürüttü. Herkesi aldatmaya çalıştılar. Sorunu çözecekmiş gibi yaptı, hep bundan söz etti, ama hiçbir zaman çözüm sürecine girmedi Erdoğan. Hep beklenti yarattı, oyaladı, zaman kazandı, kendi iktidar amaçları için her şeyi kurban ettiler. Ve gerçekten bizi çok zorladılar.Nasıl zorladılar?Sabotajlar yürüttü, tehditler etti, şantajlar yaptı. Tüm bunlara rağmen Önder Apo ısrarlı davrandı ve bugünkü aşamaya kadar getirdi. Ama Türk devleti hiçbir zaman çözüm amacı taşımadı, bir program oluşturmadı. Müzakerenin olabilmesi için bazı şartların yerine getirilmesi gerekir.Üçüncü gözün süreci izlemesi şartNedir o şartlar?Bir, Önder Apo’nun içinde bulunduğu koşullarının değiştirilmesi gerekiyor. Bu koşullarda diyolog olabilir ama müzakere olamaz. İkinci, üçüncü bir tarafın müzakerelerde gözlemci olması, şahitlik yapması gerekiyor. Dünyadaki bütün sorunlar, üçüncü tarafın gözetiminde çözümlenmiştir. Üçüncüsü, bir izleme komitesinin oluşturulması ve bu izleme komitesinin hem bizim hem Türk devletinin hareketlerini izlemesi ve kim sürece doğru yaklaşıyor, kim sabote ediyor, kim boşa çıkartıyor, kim savaşta ısrar ediyor, komite tarafından izlenmesi ve kamuoyuna açıklanması gerek. Biz 2013 Nevroz’unda hem Türkiye'ye hem Önder Apo’ya şu öneriyi yaptık: Madem böyle bir süreç başlatılacak, o zaman sürecin sağlıklı yürüyebilmesi için bir komisyonun oluşması ve komisyonun süreci denetlemesi gerekiyor. Bu uluslararası bir güç, bir devlet olabilir veya uluslararası bir kurum da olabilir, eğer bunlar kabul edilmiyorsa, Türk parlamentosunda böyle bir komisyon oluşturulsun. Bu da kabul edilmiyorsa, Türkiye’deki sivil kurumlardan bir komisyon kurulsun. Bu önerilerin hepsini yaptık. Yani bizim için kimin olduğu önemli değildi, önemli olan üçüncü bir gözün olması, sürece katılması, gözlemci olup şahitlik yapmasıydı. Ama bunlar kabul edilmedi.DAVUTOĞLU'NUN ÖNERİSİKarşılığında size bir şey önerdiler mi?Hayır. Bize söyledikleri, biz hiç kimseyi bu işe bulaştırmak istemiyoruz, biz kendi aramızda yerli bir çözüm geliştireceğiz.Başbakan Davutoğlu geçenlerde tekrar etti: “Milli, özgün ve yerli çözüm”.Evet. Çözümden kaçmamaları için buna da evet dedik! Eğer sizin gerçekten bir çözüm niyetiniz varsa, uluslararası güçleri katmak istemiyorsanız, biz ona da uyarız dedik. Eğer siz de buna varsanız, bunun mekanizmaları yaratılsın dedik.Ondan sonra mı Akil Adamlar oluşturuldu ve sizce bir işe yaradı mı?Tabii ondan sonra oluşturuldu. Fakat Akil Adamlar'ı AKP hükümeti kendi yanlısı kişilerden oluşturdu. Bizim de önerilerimiz vardı, ama bizim önerilerimizin çok azını aldılar. Bunu da fazla mesele etmedik. Çünkü biz kendimize güveniyorduk ve sorunun çözümünü istiyorduk. Önemli olan mekanizmanın oluşmasıydı. Biz orada kendi tezlerimizi ortaya koyardık, çünkü kendimize inanıyoruz. Bizim istediklerimiz öyle Türkiye toplumunu zayıflatacak şeyler değildi. Tam tersine Türkiye’ye büyük bir itibar kazandıracaktı. Türkiye’deki demokrasi ve özgürlük sorunlarını çözecek şeylerdi. Yeter ki, bizim düşüncelerimizi açıklayabileceğimiz bir ortam yaratılsın. Hâlâ da bunda ısrar ediyoruz.Öcalan'a villa, tam bir çarpıtmaÖcalan'ın koşullarının iyileştirilmesi dediğinizde, medyada “Apo’ya bahçeli villa istiyorlar ya da devlet Apo'ya villa verecek” gibi haberler çıktı.Bunlar hep çarpıtma. Biz hiçbir zaman öyle yerler istemedik, istemiyoruz. Çünkü bu bizim felsefemize, yaşam tarzımıza ve ahlakımıza ters. Bizim halkımız ev bulamazken, gecekondularda ya da sokaklarda yaşarken, biz villada yaşamak istemeyiz. Bizim dediğimiz şudur: Önder Apo'nun müzakere yürütebilmesi için özgür şartlarda olması gerekir. Şu anda ağır bir mahkum muamelesi görmektedir. Bu süreci tek yanlı sürdüren kendisidir, ısrar eden kendisidir, ama koşullarında en ufak bir değişiklik yok. Bu koşullarda nasıl müzakere yürütebilirsiniz? Hâlâ kardeşi istediği zaman gidemiyor, avukatlar zaten üç senedir gidemiyor. Bir giden HDP heyeti, heyetin de neler yaşadığını herkes biliyor. AKP hem kendi heyetini belirliyor hem de Önderlikle görüşecek HDP heyetini. Çözüm amacı taşıyan biri böyle yaklaşabilir mi meseleye?Erdoğan 26 Ekim’deki konuşmasında “PKK bir defa barışı istemiyor, PKK’nin uzantısı olan parti de barışı istemiyor. Fakat gördüğüm kadarıyla 6-7 Ekim'deki olaylardan İmralı rahatsız oldu, çözümü bozmayın açıklaması yaptı” dedi. Yani aralarında anlaşmazlık var, Öcalan’ın dediğini dinlemiyorlar diyor. Gerçekten böyle bir kopukluk var mı?Bunlar tamamen psikolojik özel savaşın gereği olarak, toplumun beynini karıştırmak için söyleniyor. Öteden beri hep Önder Apo’yla PKK, PKK ile halk arasında çelişkilerin olduğu söylenir: Bütün egemenlerin taktiği budur. Kendi durumlarını kamufle etmek için karşı tarafı suçlar, aralarında ikilik var derler. 'O zaman biz kimle oturup sorunu çözeceğiz, biriyle konuşsak diğeri boşa çıkarıyor, dolayısıyla da bu tarzda sorun çözülemeyecektir, eğer çözülemiyorsa nedeni biz değil PKK’dir' algısı yaratılmaya çalışılıyor. Bugün herkes de çok iyi biliyor ki, Önder Apo, PKK ve Kürt halkı arasında herhangi bir kopukluk ya da çelişki yoktur. Önder Apo’nun bulunduğu koşullar ve halk ve örgütü açısından üstlendiği rol dikkate alınırsa, Önder Apo’nun rolüyle PKK’nin rolü farklıdır. Veya Önder Apo’yla PKK’nin farklı rollerini yine toplum üstlenemez. Bunlar birbirini bütünleyen rollerdir. Bütün egemen güçler daima ezilenleri suçlarlar. Buna psikolojik savaşla kendi haksız konumlarını kamufle etmeye çalışıyorlar.Ya darbe ya iç savaşToplumdaki karşılığı ne oluyor sizce?AKP’nin kurmayları hep toplum anlamaz, bilmez, rahatlıkla aldatılabilir sanıyorlar. Onun için toplumun gözünün içine baka baka yalan söylüyorlar. Artık o dönem geçti. Bugün toplumun büyük kesimi, bunların yalan olduğunu görüyor. AKP’nin Kürt sorununu, Türkiye’deki diğer hakların, kültürlerin, dinlerin sorunlarını çözmek istemediğini, Türkiye’yi demokratikleştirmek istemediğini görüyor. En son güvenlik yasalarını genişletmek istiyorlar. Yine orduyla birlikte davranmak istiyorlar. En çok asker vesayetinden şikayet eden bu hükümet, şimdi ordu vesayetine sığınıyor. İktidarını bununla sürdürmek istiyor. Türkiye’nin uluslararası düzeyde bir itibarı kalmadı. Geçmişte Türkiye’ye hizmet eden, destek veren ülkeler ve kuruluşlar bu desteği çekmiştir. Yine içerde giderek yalnızlaşıyor ve iç savaş koşulları da gelişmektedir. Eğer Erdoğan bu politikalarında ısrar ederse, bu ya Mısır gibi bir darbeye ya da iç savaşa yol açacaktır. Irak ve Suriye’nin yaşadığı duruma düşecektir Türkiye. Eğer Türkiye toplumu bunu istemiyorsa, hükümete karşı demokrasi mücadelesini yükseltmelidir.Erdoğan toplumun üzerinde kaya gibiAma hükümete karşı yapılan her demokratik eylem, mücadele veya itiraz bile “darbe” denerek kıyamet kopartılıyor. Gezi, Kobani için eyleme çıkanlar veya 17 ve 25 Aralık yolsuzluklarını hatırlatanlar darbeci ilan edildi. Ayrıca bunu HDP’den Sırrı Süreyya Önder de “darbe mekaniği”nden diyerek onayladı.Evet, hükümete göre herkes düşman ve herkesin dış güçlerle ilişkileri var! Özel savaş taktikleri bunlar. Devletin bir felsefesi var ve bu felsefeye göre devlet sürekli düşman yaratıyor. Düşman üretmeden, ürettiği o düşmanla mücadele etmeden bu rejimin kendini sürdürmesi mümkün değil. Geçmişte solu, İslamiyet’i, Müslümanları, Kürtleri, Alevileri vs.’yi düşman olarak görüyordu. Zamanla bunlarda değişiklikler oldu ama hâlâ Türk devlet rejimi bir özel savaş rejimidir. AKP önce toplumun demokrasi istemlerini dillendirerek, umutlar yaratarak yürüttü özel savaşını, ama gelinen aşamada AKP artık kimseyi aldatamadığı için, şimdi de tekrar vesayete sarılıyor ve iktidarını korumaya çalışıyor. İkiyüzlü siyasettir bu. Toplumu aldatan siyasettir. Bu toplum çok darbe gördü, acısını yaşadı. O darbeleri hatırlatarak yaptıklarına meşruluk kazandırmaya çalışıyor. Gezi Parkı olayı bir demokrasi gösterisiydi ve AKP, 'Gezi Parkı hükümeti devirmek için dış güçlerin yaptığı bir oyun, darbe teşebbüsü' dedi. Hatta dedi ki, 'arkasında Almanya var'. Halbuki Türkiye’ye NATO’da, AB’de en çok destek veren Almanya idi. Ondan sonraki bütün demokrasi taleplerini hep darbe girişimi olarak değerlendiriyor ve hep kökünün dışarda olduğuna işaret ediyor. Basında bir eleştiri olsa, diyor ki 'bu darbecidir'! Korkunç bir mantık var şu anda. Erdoğan geçmişte dışardan kendisine en büyük desteği verenlerin hepsine ihanet etti. İçerde yine AKP’yi destekleyen ve AKP'yi birlikte kurduklarının hepsine ihanet etti ve kendisi de büyük bir kaya gibi toplumun üzerine oturdu. Türkiye toplumu da buna tahammül etti ama artık Türkiye toplumu da tahammül edemez noktaya geldi. Biz de tahammül edemez noktaya geldik. Ve bizle Türkiye toplumunu yakınlaştıran ve buluşturan da budur: Demokrasi isteği. Bunu Kobani etrafında çok iyi gördük. Sadece Kürtler Kobani etrafında bütünleşmedi, Türkiye’deki bütün demokrasi güçleri, aydını, yazarı, sanatçısı, akademisyeni, çözümden yana ve vicdanı olan herkes Kobani için Kürtlerle birlikte hareket etti. Bu vesileyle, Türkiye halkına, onun vicdanı olan aydınlarına, sanatçılarına, yazarlarına, bazı basınına -çünkü bir kısım basın vicdanlıdır, hepsi AKP yanlısı da değildir- teşekkür ediyorum. Saygılarımı gönderiyorum. Ve bu konuda gerçekten bir adım atıldı ve bu adımı sürdürmeleri gerekir. Çünkü Türkiye’deki demokrasi güçlerinin çıkarı bundadır.ÜST AKIL TEZİSon açıklamanızda “Rojava kazanırsa, Kuzeyli Kürtler de statü ister diye bütün dert” dediniz. Zaten Kuzeyli Kürtlerin statü meselesi çok daha önceden konuşuluyordu. Hatta eskiden devlet deniyordu, şimdi demokratik federasyonu savunuyorsunuz. AKP’yi ya da Erdoğan'ı Kobani konusunda çığrından çıkaran bu olamaz. Ayrıca Erdoğan 'bir üst akıl var orada' diyor.Üst akıl derken, Kürtler böyle mücadele yürütemez, basittirler, başkaları bunları yönlediriyor demeye çalışıyor. Hep tezleri budur ya, dışardan yönlendiriyorlar yani. Onun için siyasal çözüme gelmiyor. Sorunu hep savaşla çözmek istiyor. Dikkat edilirse, Ortadoğu’daki ve Kürdistan’daki gelişmeler bu hükümeti oldukça zorladı, o da ne yaptı, parlamentoya bir yasa getirdi. Yasanın ismi ne? “Terörizmi sonlandırma yasası”. Demiyor Kürt sorununu çözme yasası. Zihniyet aynı zihniyet. Bilinçaltları bütünüyle yansıyor. Onun için terörist başı, terörist hareket, terörist örgüt diyor. Ve bunun kökü de dışarıda tabii. Halbuki Türkiye’yi yaşatan dışardan gelen yardım oldu. Türkiye; Avrupa, NATO, kapitalist, modernist güçler tarafından siyasi, askeri, diplomatik ve ekonomik olarak desteklendi ve Türkiye PKK’yle mücadelede böyle ayakta kaldı. Ayrıca da nankör.Yani yardımlar olmasa Türkiye olmaz mıydı?Elbette, dayanamazdı. Ayakta kaldıysa bunların desteğiyle kaldı. Şimdi de siyasal çözüme girmemesinin bir nedeni de şu: Eğer ben bu yönde adım atmazsam, PKK çatışmaya dönebilir. Dönerse aleyhine olur. Ben de sorunu çözmem. Dünyada da PKK terörist listelerde, NATO’yla ilişkim var, Avrupa'yla ilişkim var, ben güçlüyüm, Kürtler güçsüz, ben psikolojik savaşı yürütürüm, herkesi aldatırım, umut yaratırım, uzattıkça uzatırım, zaman kazanırım, bir taraftan da nasıl olsa asimilasyona televizyon, gazete ve eğitimle devam ediyoruz, bu durumda ilerleyen zamanlarda ortada sorun diye bir şey kalmaz. Erdoğan diyor ki, “düşünemediğim şeyler olabilir”. Bu kadar tehdit ediyor. Neden bu kadar çılgınca davranıyorlar? Bir, kendilerine geçmişte destek veren NATO ve Avrupa artık eskisi gibi destek vermiyor. Bütün bu güçler, artık Erdoğan yönetimi altındaki Türkiye’yi kendileri için yük olarak görüyor. Onun için bu güçler ne yapıyor, Kürtlerle ilişkilenmeye çalışıyor. Türkiye’nin en büyük korkusu da Kürt sorununun uluslararası sahaya çıkmasıdır.POLİS DEVLETİNE GİDİŞGene darbeyle ilişkili olacak, Aysel Tuğluk bir yazı yazdı, ‘AKP’nin artık partner olmaktan çıktığını’ söyleyip ‘Türkiye’nin seküler güçlerine’ seslendi. Bunun üzerine yine kıyamet koptu. “Seküler dedikleriniz CHP’liler ve ulusalcılardır ve onlar zaten militarist ve dolayısıyla darbe yanlısıdır, şimdi Kürt siyaseti de darbeci oluyor” dendi. Bu durumda yeni partner kim olacak, seküler kesim kim ve Kürt hareketine yönelik darbeci yaftasına ne diyorsunuz?Eğer darbeden bahsedilecekse, darbeyi yapan Erdoğan ve AKP’nin kendisidir. Her gün darbe yapıyor hatta. Her gün toplumu aşağılıyor, her gün sanatçıyı, yazarı, akedemisyeni, aydını, gazeteciyi, demokrasi ve özgürlük isteyen herkesi susturmaya çalışıyor. Herkese bir kulp takıyor, töhmet altında bırakıyor, baskıya alıyor, tutukluyor, işinden atıyor, tehdit ediyor. Hatta insanları öldürüyor. Ahmet Karakaş’ın HDP binasında, gözler önünde boğazını kesmek istediler. Bu, Erdoğan ve Davutoğlu’nun açıklamaları sonucu gelişti. Açıkça HDP’yi hedef gösterdiler. Hatta son MGK’da HDP hakkında bazı kararlar aldılar. Bunu kamuoyuna duyuran kim? Edoğan, Davutoğlu ve bazı bakanları. Ve onların basındaki kalemşörleri. Açıkça HDP’yi ve HDP’nin şahsında aslında bütün demokrasi güçlerini hedef gösterdiler. Bu darbe değil de nedir? Polise 12 Eylül’de tanınmayan hakları tanımaya çalışıyor. Tamamen polis devleti ve keyfi bir yönetim geliştiriyor.Sonuç olarak, sorunu sadece sekülerler olarak ele almamak gerek. Daha genişletilmeli bu. Bu rejimden rahatsız olan, karşıt olan sadece seküler kesim değil ki... Onun için demokrasi güçlerini kapsayan bir hareketin geliştirilmesi lazım. Eğer bu geliştirilirse, o zaman bu rejim ya geri adım atar, yapmak istediklerinden vazgeçer ya da vazgeçmezse antidemokratik toplum karşıtı yüzü ortaya çıkar, bu da demokrasi güçlerinin sıçramasına neden olur. O yüzden dar tutmamak gerek, Müslüman kesimin bir kısmı, çeşitli din ve mezhepler, çevreciler, feministler, kadınlar, emekçiler, sanatçılar, gazeteciler, akademisyenler hepsi rahatsız. Böyle bir rejimin yaşama şansı yoktur. Bu rejim kendi sonunukendisi getiriyor.AKP, DAİŞ'TİRKürtlere de şöyle bir eleştiri var: “Kürtler çözüm nedeniyle bu kadar destek verdikleri için AKP iktidarını bu kadar güçlendirdi ve onlar da kibire kapıldı”...PKK’ye ya da Kürtlere haksızlık etmemek gerek. Kimse PKK ve Kürtler kadar bu rejimle mücadele etmedi. Savaşın ne demek olduğunu da PKK kadar, Kürtler kadar kimse bilemez. Yapılması gereken Kürtlerin büyüttüğü demokrasi ve özgürlük mücadelesini anlamak ve onunla bütünleşmektir. Eğer bu mücadeleyle bütünleşme olursa, Türkiye’deki herkes kazanacaktır. Kalkıp da PKK’yi Kürtleri, AKP'nin stepnesi oldular eleştirisi yapılması, Kürtlerin ve PKK’nin mücadelesine haksızlık olur, hatta ondan da öte vicdansızlık olur. Bugün AKP, DAİŞ’tir (Irak Şam İslam Devleti IŞİD'e Irak Kürdistanı'nda Arapça ismi olan DAİŞ deniyor). Bugün Kobani savaşını yürüten AKP’dir, bugün DAİŞ’i Kobani’ye saldırtan AKP’dir. Kobani’nin düşürülmesi için yoğun çaba sarf eden AKP’dir. DAİŞ’i desteklemek demek, insanlığa karşı olmak, kadına karşı olmak demektir. DAİŞ faşizmi Hitler faşizminden daha tehlikelidir. DAİŞ faşizmi sadece bazı yerleri işgal etmek, buradaki halkları kendine hizmet ettirmek için saldırmıyor. Tam tersine, etnik temizliği gerçekleştirmek için yapıyor. Kobani’ye de saldırmasının esas amacı Kürtleri oradan çıkarıp kendine bağlı olan Sünni Arapları yerleştirmekti.Zaten Erdoğan da diyor ki, “Kobani değil, Ayn el- Arap”...Burdaki amacını da bu cümle zaten ortaya koyuyor. Güçsüzleştirmek ve etnik temizlik politikası. Kadını satan bir hareket insani olabilir mi? Ve böyle bir hareketi desteklemek insani ya da ahlaki olabilir mi? Erdoğan ve Davutoğlu, Beşar Esad yönetimini devirmeyi uluslararası koalisyonda şart olarak öne sürdüler. Eğer gerçekten Esad yönetimini değiştirmek isteseydi, DAİŞ’e destek vermezdi. DAİŞ’e destek vererek, bu rejimin yaşamasını sağladı. Onun için milletin gözüne baka baka yalan söylüyor. Bu da DAİŞ’le olan ilişkilerini gizlemek için. Ama gizleyecek bir yanı kalmadı. Dünya alem biliyor artık. Onun için DAİŞ’i destekleyen bir güç Türkiye’de ne Kürt sorununu çözer, ne Alevi, ne kadın, ne de demokrasi sorunlarını çözer.2015 SEÇİMİ 24 NİSAN'DAN ÖNCEVe Kürtler Kobani’yle epeyce uluslararası sahaya çıktı değil mi?Evet. Bütün sosyalist, demokratlar güçler, vicdan sahibi olan insanlar nasıl ki bir dönem Vietnam, bir dönemse Stalingrad etrafında toplandıysa, bugün de Kobani etrafında toplandı. Bu Kürt sorununu hem uluslararası düzeyde bir yere getirdi, hem de demokrasi güçlerini birleştirdi. Bu uluslararası siyaseti de etkiliyor. Artık dünya eskisi gibi Kürt karşıtlığı yürütmüyor, Türkiye’yi desteklemiyor. Erdoğan'ı çıldırtan bir neden budur. Diğer bir nedeni, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde çok açık ortaya çıktı ki, HDP önümüzdeki seçimlerde AKP’yi zorlayabilecek. 2015 seçimleri çok önemli. Çünkü, Ermeni katliamının 100. yıldönümü. Bu 100. yıldönümünü karşılayabilmesi için hükümetin çok güçlü olması gerekiyor. Ama HDP zorlayabilir. Onun için HDP’nin toplumda karalanması, linç edilmesi gerekiyor ki önümüzdeki seçimlere zayıf girsin. Kapatma, hatta olmazsa bazı Kürt siyasetçileri tutuklama tehditi yapılıyor. Bununla toplumun HDP’ye ilgisini azaltmak istiyor. HDP ilgisi azalırsa, onlara göre CHP-MHP bir güç olamaz ve böylece seçimleri rahatlıkla kazanırlar. Ve büyük olasılıkla seçimleri 24 Nisan öncesine getirecekler ki, Ermenilere karşı güçlü durabilsinler. Onun için Türkiye’deki vicdanlı insanların bunları görmesi ve HDP’ye sahip çıkması gerekiyor. Eğer HDP’ye sahip çıkmazlarsa, tutumlarıyla AKP’ye hizmet ederler.Kürtleri ve çözüm sürecini artık “Kobani'den öncesi ve Kobani'den sonrası” diye mi okumak gerek?Doğrudur, Kobani’den sonra artık ne daha önceki siyaset yapılabilir ne savaş ne de diplomasi yürütülebilir. Eğer eski şekilde devam ederseniz, büyük kaybedersiniz.SAVAŞIN İYİSİ OLMAZTürkiye’de bir yandan da “savaşın iyisi, barışın kötüsü olmaz” tartışması yapılıyor.Savaşın iyisi yoktur. Biz en büyük acıları ve tahribatları yaşadık. Savaşın ne demek olduğunu bizim kadar bilen başka bir örgüt yoktur. Savaş demek yıkım demektir. Biz sosyalist ve devrimci bir hareketiz, bu konuda da reel sosyalizmden farklıyız. Bütün iktidar ve devlet amaçlı savaşlar, cinayettir. Biz böyle bir savaşı kesinlikle reddediyoruz. Eğer bir halkın üzerinde kültürel, ideolojik, askeri yok edici saldırılar varsa, halkın kendisini savunması için geliştireceği savaş, meşrudur. Uluslararası alanda da bu böyle tanımlanır. Bizim Türkiye ile savaşımız da böyledir. Eğer meşru bir savaş yürütmek zorunda kaldıysak, bu devletin bize yaşama hakkı tanımamasındandır. Bir varlık, bir varoluş, bir yaşama savaşıdır. Eğer Türk devleti, Kürt halkının temel haklarını verirse, biz kesinlikle tek bir silah sıkmayız. Kim sıkmak isterse de karşı çıkarız. Bir ulus devlet ya da iktidar kurmak için kesinlikle savaş yürütmeyiz.İyi barışın içinde sizce neler var? Çünkü Türkiye barışı “kardeşlik” üzerinden kurmak istiyor, hak, adalet ya da eşitlik üzerinden değil...İyi barış demoratik ulusu kabul etmekle, yani bütün halklara, dinlere, kültürlere saygılı olmayla ve onların haklarını tanımayla olur. Gerçek barış böyle olur. Her zaman geçici barışlar olabilir, bunlar işte kötü barışlardır. Çünkü devlet ve iktidar amaçlı bütün sistemler, üst ve alt toplumlar yaratır. Daima üst toplum alt topluma baskıyla adaletsizliği uygular. Savaş haksızlıktan çıkar. Eğer sen çelişkiyi ve çatışmayı ortadan kaldırmak istiyorsan, kendin için neyi öngörüyorsan, kendi dışındakiler için de aynı şeyi öngörmelisin.NAZAN ÖZCAN - VEYSİ POLAT | YURT
Google'dan Berlin Duvarı İçin Doodle
Google, Berlin Duvarı'nın yıkılışının 25. yıl dönümü dolayısıyla özel video grafik hazırladı.Google, ana sayfasındaki Berlin Duvarı'nın yıkılışına özel hazırlanan 'doodle', 25 yıl önce duvarın yıkılış anını içeren kısa görüntülerle başlıyor.Doğu Almanya vatandaşlarının Batı Almanya'ya kaçmalarını önlemek için Doğu Alman meclisinin kararı ile 1961'de Berlin'de yapımına başlanan 46 kilometre uzunluğundaki Berlin Duvarı, Batı'da yıllarca 'Utanç duvarı' olarak anıldı. Batı Berlin'i abluka altına alan bu betondan sınır, 9 Kasım 1989'da Doğu Almanya'nın, isteyen vatandaşların Batı'ya gidebileceğini açıklamasının ardından tüm tesisleriyle birlikte yıkıldı.'Doodle' uygulamaları, dünya ülkeleri için önemli gün ve tatillere, kültürel olaylara ve tarihte yer alan önemli kişilere, bu platformda yer vererek dikkati çekmeyi amaçlıyor.İnternet kullanıcıları, özel tasarımlı logonun üstüne tıklayarak, o güne, kişiye ve konuya özel, daha ayrıntılı bilgilere erişebiliyor.Muhabir: Hilal Uştuk | AA
Reklam
Üç Çocuğa Cinsel Tacizde Bulunan Sanığın Cezası Üçte Birine İndirildi
Bir cinsel istismar davasında daha hukuk skandalı yaşandı. Biri dört, ikisi altı yaşındaki üç kız çocuğuna cinsel istismarda bulunduğu iddia edilen Soner K.’ya verilen 37 yıl 6 aylık hapis cezası, çocukların ruh sağlığının ‘ adli makamlara gidip gelmekten de bozulmuş olabileceği ‘ gerekçesiyle Yargıtay tarafından bozuldu.Soner K. adlı zanlı, 2008’de Zongultak’ta üç kız çocuğuna cinsel istismarda bulunduğu suçlamasıyla yargılanmış, Adli Tıp Kurumu’nun ‘ çocukların ruh sağlığının bozulduğu ‘ yönündeki raporu doğrultusunda da 37 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmıştı.Ancak Yargıtay, çocukların ruh sağlığının olay sonrası adli makamlara gidip gelmeleri sırasında da bozulmuş olabileceğini belirterek kararı bozdu.Yeniden hakim karşısına çıkan 29 yaşındaki Soner K.’ya, Türk Ceza Kanunu’ndaki ‘ mağdurun ruh sağlığının bozulması halinde ceza 15 yıldan az olmaz ‘ hükmünü de uygulamayarak zanlıya 12 yıl 11 ay hapis cezası verildi.Diken
AKP'nin Milleti Korkuttuğu Faiz Lobisi Hortladı
HAYALİ DÜŞMANDI GERÇEK ORTAK OLDUCHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, AKP Hükümetlerinin durmadan hayalı düşman olarak gösterdiği 'faiz lobisine' bizzat kendisinin esir olduğunu söyledi. Umut Oran, 'AKP’nin ekonomideki her başarısızlığının sebebi gösterdiği “faiz lobisine”2015 yılı boyunca devlet kasasından günde ortalama 148 milyon TL aktarılacak' dedi.Umut Oran'ın açıklaması şöyle:2015 bütçesine faize yıllık 54 milyar lira ödenek konulurken; işsize iş, ekonomiye katma değer yaratacak olan kamu yatırımlarına ayrılan ödenek 47.8 milyar lirada kaldı.2015’te faiz ödeneği 4 milyar lira artırılıyor, yatırım ödeneği ise 8 milyar TL kısılıyor.AKP iktidarı, sürekli yakındığı “faiz lobisini” ihya etti; bu kesime 12 yılda iç ve dış borç faizi olarak 600 milyar lira aktarıldı.TBMM’de halen görüşmeleri süren 2015 bütçesindeki “faiz-yatırım dengesi”, AKP’nin ekonomideki her başarısızlığından sorumlu tuttuğu “faiz lobisi” konusundaki eylem ve söyleminin zıtlığını çarpıcı biçimde ortaya koyuyor.Toplam büyüklüğü 473 milyar TL olan 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi’nin yüzde 11.4 oranındaki 54 milyarlık bölümü, faiz ödeneği olarak ayrıldı. Bunun anlamı; devlet kasasından çıkacak eski parayla 54 katrilyon liralık bir kaynak, Recep Tayyip Erdoğan’ın her sorunda hedef gösterdiği “faiz lobisinin” cebine konulacak. Buna göre AKP hükümeti 2015 yılında her ay yaklaşık 4.5 milyar lira faiz ödemesi yapacak. Başka deyişle 2015 boyunca günde ortalama 150 milyon TL dolayında bir para iç ve dış borçların faizi olarak bu kesime aktarılacak.12 yılda “faiz lobisi ”ne 600 milyar TL…Bu yılın tamamında 50 milyar lira olması beklenen faiz servisi ile birlikte son 12 yılda kamunun iç ve dış borçları için kreditörlere ödenen toplam faiz 600 milyar lirayı yaklaşıyor. 2003-2014 döneminde ödenen toplam faiz, önceki 12 yıldakinin neredeyse 5 katı düzeyinde.Erdoğan’ın dilinden düşürmediği faiz lobisine aktarılan kaynak, özellikle 2005’ten bu yana azalmak bir yana arttı. Maliye Bakanlığı’nın merkezi yönetim bütçe gerçekleşmelerine göre; 2005 yılında 45.7 milyar lira olan toplam faiz servisi, 2006’da 46 milyar, 2007’de 48.8 milyar, 2008’de 50.7 milyar, 2009’da 53.2 milyar, 2010’da 48.3 milyar, 2011’de 42.2 milyar ve 2013 yılında yaklaşık 50 milyar lira olarak gerçekleşti. 2014’ün tümündeki faiz servisine ilişkin 50 milyar liralık gerçekleşme tahminine göre, 2015’te devlet 4 milyar lira daha fazla faiz ödeyecek.Faize 4 milyar daha fazla, yatırıma 8 milyar daha az…2015’te faize yıllık 54 milyar lira ödenek ayrılırken; işsize iş, ekonomiye katma değer yaratacak kamu yatırımlarına ayrılan ödenek 47.8 milyarla çok daha düşük kaldı. Bütçede “sermaye giderleri” ve “sermaye transferleri” adıyla yer alan iki kalemin toplamı yatırıma harcanacak parayı gösteriyor. Bütçede yatırım harcamalarının bu yılın tümünde 55.6 milyar liraya ulaşacağı tahminine göre 2015’te devlet, bu yıla göre yaklaşık 8 milyar lira daha az yatırım harcaması yapacak.Gelecek yıl kamu yatırım harcaması yüzde 14 kısılıyor. Yatırım harcamalarının bu yıl bütçede yüzde 12.4 düzeyinde gerçekleşecek payı gelecek yıl yüzde 11.4’e düşüyor. Bütçedeki yatırım harcamalarının GSYH’ye oranı da yüzde 3.1’ten yüzde 2.4’e iniyor.Bu bütçenin büyümeye katkısı olmaz!...2015 merkezi yönetim bütçe giderlerinin yüzde 88.6’sını faiz dışı harcamalar oluşturuyor. Prim ödemeleri de dahil personel giderlerinin bütçedeki payı yüzde 29.5’e ulaşıyor. Mal ve hizmet alımlarının bütçe içindeki payı da yüzde 8.7 düzeyinde. Cari gider niteliğindeki bu iki kalemin bütçe içindeki toplam payı yüzde 38.2. Yatırım harcamaları niteliğindeki sermaye giderleri ve sermaye transferlerinin payı ise yüzde 10’da kalıyor. Yüzde 11.4’lük paya sahip faiz ödemesi de transfer harcaması niteliğinde olduğundan, bütçe giderlerinin yüzde 51’i transfer gideri niteliği taşıyor.Transfer giderlerinin GSYH’yi artırıcı etkisi ise bulunmuyor. Harcama olarak 2015 merkezi yönetim bütçesinin GSYH’ye oranı; yüzde 9.2 cari harcama ve yüzde 2.4 yatırım harcaması olmak üzere toplam yüzde 11.6 düzeyinde bulunuyor.Özetle 2015 merkezi yönetim bütçesi; yatırım harcamaları yetersiz, büyümeye katkısı çok sınırlı, transfer harcaması ağırlıklı bir bütçedir.AKP’nin dilinden düşürmediği “faiz lobisi” söylemi kamuoyunun algısını çarpıtmaya yöneliktir. AKP döneminde faiz geliri elde eden iç ve dış odaklara aktarılan kaynaklar azalmak bir yana giderek artmaktadır. Her yıl devletin kasasından ciddi boyutlarda bir kaynak bu kesime aktarılmaktadır. Buna karşılık işsizlere iş, yoksula gelir, ekonomiye katma değer yaratacak olan kamu yatırımları kısılmakta; yatırım ve istihdam yaratma işi özel sektörden beklenmektedir.O ZAMAN SORUYORUM: Birileri 'faiz lobisine haddini bildiririm, bizi tehdit edemez, ümüğünü sıkarız' demişti. peki şimdi o birilerine sormak lazım 12 yılda faiz lobisine 600 milyar lira aktardın mı aktarmadın mı? 2015 yılı AKP Davutoğlu hükümeti 54 milyar lira faize ödeyecek mi, ödemeyecek mi? Peki bu tabloda kim kimi tehdit ediyor? Kim kime had bildiriyor, kim kimin ümüğünü sıkıyor?' sormak istiyorum.
"Daha Fazla Yasakla Yaşama Alışkanlığı, Sigaradan Daha Kötü Bir Alışkanlıktır"
Televizyonun “asi çocuğu” olarak tanınan ve kendisini “Televizyondaki en dürüst ve tek ‘ikon kıran’ herifim” diye tanıtan Okan Bayülgen , geçtiğimiz günlerde bir kafede sigara içenlere tepki gösteren Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ’a bir ricada bulundu. Bayülgen, “Sigara konusunda Sayın Cumhurbaşkanımız'a söyleyeceğim de şu; her gün daha fazla yasakla yaşama alışkanlığı, sigaradan daha kötü bir alışkanlıktır. Onun sigara konusunda hassas olduğunu, etrafta sigara içen var mı diye baktığını biliyorum, bundaki samimiyetine inanıyorum. Çok içten bir şekilde sigarayı zararlı buluyor. Fakat ben Cumhurbaşkanlığı makamının çocuklarda obezite ve genetiği değiştirilmiş gıdalar gibi sigaradan çok daha tehlikeli konularda ilgisini de rica ediyorum” dedi.Gezi Parkı direnişi sırasında polislerle çektirdiği fotoğraflar nedeniyle eleştirilen Bayülgen, “Sanatçıların, kanaat önderlerinin, toplumu yönlendirenlerin çocuklar üzerinden politika yapmasından büyük üzüntü duyuyorum. Gezinin amacı neyse ben hâlâ oradayım. Asıl gençleri afişleştirip 'devrim şehidi' diye bayraklaştıranlar dönektir” diye konuştu.Yakında müzik albümü çıkartacağını açıklayan Okan Bayülgen, yeni projesini “İçinde ucuz seks olmayan bir albüm yapacağım” diye tanımladı.Okan Bayülgen, Star TV’de başladığı “Dada Dadanista” programında neler yapacaklarını anlatırken, yapımcı Acun Ilıcalı için, “Acun'u başarısız ya da üretimsiz bulmuyorum. Fakat onun benimle ilgili sorunları var. Bu yüzden de geçen sene Star'da çalışamamamın nedeni Acun'un ambargosudur. Kendisini severim ama yaptığı işleri sevmem. Elalemin formatının alınıp bize daha da fena bir şekilde kakalanmasını anlamıyorum açıkçası” dedi.Eşi Şirin Ediger ’den boşanma sürecini anlatan Bayülgen, “Anne, baba ve çocuk arasındaki hassas ilişki medyaya açılacak bir durum değildir. Herhangi bir velinin çocuğuma okulda 'Şurada okudum, burada okudum, şöyle olmuş, böyle olmuş' demesini istemiyorum. Çünkü hayatta tek zaafım olan insan çocuğum. Bu toplum sevdikleri insanlar evlendikleri ve çocukları olduğu zaman sevinçle karşılar, onları bağırlarına basar. Fakat Türk aile yapısında kimse üzüntülerini, acılarını bağıra bağıra ifşa etmez ve açığa vurmaz. Bu konudaki tutumum da sonuçlarını vermiştir ve olay magazin bombası olarak patlamamıştır. Yazılır çizilir o başka... Ayrıca Şirin ve benim medeni halimiz ne olursa olsun biz hâlâ aynı evde beraber yaşıyoruz” ifadelerini kullandı.Hürriyet gazetesinden İzzet Çapa ’ya konuşan Okan Bayülgen yeni projelerini, televizyon programını ve ilişkilerini anlattı. Çapa’nın “Ben polislerle fotoğraf çektirmedim, polisler benimle fotoğraf çektirdi” başlığıyla yayımlanan (9 Kasım 2014) söyleşisi şöyle:Bunca senedir televizyondan yüzlerce isim geldi geçti ama ekranın 'asi çocuğu' Okan Bayülgen ile 'evin uslu çocuğu' Beyaz'ın yerini kimseler dolduramadı.Okan, buluştuğumuzda yeni kanalı için hazırladığı şovunun son rötuşlarıyla meşguldü. 20 yılda çizdiği yaramaz çocuk imajından aslında gayet memnun ama müzmin rakibine inceden laf atmadan da duramıyor:'Ailenin iyi çocuğundan ne beklersin? Okulunu bitirmesini, askerliğini yapmasını, bir an önce evlenmesini ve çoluk çocuğa karışmasını değil mi? Bak ben evlendim, çocuk da yaptım. Halbuki Beyaz ne evlenebildi ne de çocuk yaptı ama hâlâ Türkiye'nin demirbaşı olarak oturuyor koltuğunda. Asi çocuk ise sürekli yaramazlık yapıp azar işitiyor...'Buyrun muhabbetimize...Bir nesil seninle, sen de onlarla 'büyüdün'. Karşımdaki 50'sine merdiven dayamış Okan artık gençleri anlayamıyor, onların kodlarını çözemiyor olabilir mi?Merdiven falan dayamadım, tas tamam 50 oldum.Hassas da olmuşsun baksana! Sorumu tekrarlayayım mı Okan 'Amca'?(Gülüyor) Gerek yok teşekkürler. 50 yaşındaki bir adamın gençleri anlamak ya da onlar tarafından anlaşılmak gibi bir derdi yoktur. Asıl gençler o 50 yaşındaki adamın ürettiklerini anlamalı. Tabii adam da o üretimi gençleri anlayarak yapmalıdır.Yahu ne bu şimdi, tekerleme mi yoksa felsefeye giriş derslerine mi başladık?Şaka bir yana sosyal medyada, sözlüklerde beni öven veya eleştirenlerin yaş ortalaması 16 ile 30 arasında. Demek ki bu 50'lik dediğin adamla uğraşan hiç akranı yok. Dolayısıyla benimle iyi ya da kötü anlamda uğraşanlar zaten yine gençler. Benimle yetişen nesil çok mutluyum ki beni sorgulamaya devam ediyor. Çünkü ben hiçbir zaman bir popçuya, siyasetçiye kayıtsız şartsız duyulan hayranlığı arzu etmedim. Yemek de yesem, içki de içsem gittiğim her yerde onların sorgulaması hoşuma gidiyor.Sendeki şeytan tüyüne kayıtsız kalmak da imkansız. Eğri oturup doğru konuşalım, son iki sezondur yaptığın programlar tutmadı. Ama hooop yine sendeki 'tüy devreye girdi' ve yeniden dört büyük kanaldan biriyle anlaştın.Aslında geçen sene performansım daha yüksekti fakat TV8 gibi küçücük bir kanalda yarattığım etkiyi Show TV'de yaratamadım. Bir kanalın şartları ve algısı programı fazlasıyla etkiler. Şimdi tabii ki Star'da başka bir efekt olacak. Eğlence sektöründeki insanların işi ne olursa olsun çalışmaktır. Ben çevremdekilere, karıma, hatta çocuğuma hep aynı şeyi söyledim ve söylüyorum.Bize de söyle de biz de bilelim..'Baban pavyonda çalışıyor kızım' diyorum. Birisi bana 'Okan Bey siz de çok geç uyanıyorsunuz' dediğinde, 'Evet kardeş pavyondaydım, her gece pavyonda çalışıyorum, sabahları da geç kalkıyorum' diye cevap veriyorum. Bizim işimizde esas her ne olursa olsun sahneye çıkmaktır. Televizyon sektörü şu anda yaşadığı gibi bir takım çalkantılar geçirebilir. Bak mesela geçen senelerde 15 reyting alan diziler artık 5'e bile ulaşamıyor.Dizi sektörü bitiyor mu dersin?Yok bitmez, dediğim gibi sadece çalkantılı bir dönemden geçiyor. Fakat gerek dizilerde gerekse diğer formatlarda işler istenildiği gibi gitmezse bütün suç ya başrole ya da göz önünde olan adama yıkılır. Bu da bizim sektörümüzün bir başka kuralı. Benim programa gelince, aslında geçen sene bizim için başarısız bir sezon değildi.Ama bir Okan Bayülgen klasiği olabilecek başarıda da değildi...Tamam değildi ama aslında reytinglerim yedi sezon süren 'Zaga'daki herhangi bir seneye benziyordu. Zaten uzun yol koşanlarda reytingin çok da önemi olmamalı. Reytingleri yerle yeksan efsane programlar vardır. Ancak insanların üzerindeki etkileri reytinglerin çok dışındadır. İşte o yüzden bunca farklı kuşaktan insanlar 'Seninle beraber büyüdük' diyorlar bana.Bizler için Beyaz ailenin iyi, sen ise asi çocuğuydun hep. Evlendin, baba oldun, yaşlandın ve bu 'rolden' artık çıktın mı dersin?Ailenin iyi çocuğundan ne beklersin? Okulunu mükemmel şekilde bitirmesini, kaçmadan askerliğini tamamlamasını, bir an önce evlenmesini ve torunlar vermesini değil mi? Ben evlendim, çocuk yaptım, her seferinde yeni bir şey deniyorum. Başarı ve başarısızlıklarla dolu 20 sene geçirdim. Halbuki Beyaz ne evlenebildi ne çocuk yaptı ama Türkiye'nin demirbaşı olarak oturuyor koltuğunda. Asi çocuk ise sürekli yaramazlık yapıp azar işitiyor. Beyazıt'ınsa bir tane bile başarısızlığı yok. O hep başarılı, benim tüm geçmişim ise başarısızlıklarla dolu.Yok artık o kadar da değil...İnan bana o kadar... Risk almak, kanal değiştirmek, büyük bir kanaldan küçük bir kanala gitmek, şöhretinin biteceğinden korkmamak, gençlerin her zaman yanında olmak. Bunların hepsini yapıyorum.Bunları bizim için değil de kendin için yapmış olmayasın... Kanal D gibi Türkiye'nin en büyük kanalını bırakıp, 'Ben Okan Bayülgen'im, en ufak kanalda bile iş yaparım' diyerek egonu tatmin etmeye çalıştın gibi geliyor biraz bana...Evet doğru…Sanki egon çoğu zaman 'pusula' görevi yapıyor senin için. Bazılarına göre Gezi olayları sırasında elinde kitapla toplumu harekete geçirdin. Sonra 180 derece dönüp, ertesi sene polislerle selfie çektirdin...Polisleri başka bir ülkeden getirmiyoruz ki! Onlar da bizim vatandaşımız. Olayların içinde o kadar çok Gezici polis tanıdım ki inanamazsın.İnanırım da senin bunları inanarak söylediğine inanır mıyım, bilemem...Demagoji yapmıyorum burada. Bazı polis arkadaşlarım Gezi adına Twitter'da yazılanlardan çok daha sert şeyler söyleyebiliyorlar. Bütün mesele polis deyince 'Türkiye'nin polisi' diye bir kavramı karşına almamakta. Yani bu kadar kaba saba olmamak gerek. Slogancılık ya da bir takım zümreleri milliyetçiler, Kürtler, polisler, AKP'liler şunlar bunlar diye ayırmak, gençleri ağır bir kafa karışıklığına düşürüyor.Senin yapmaya çalıştığın ne peki?'Bir de böyle düşün kardeşim' demek lazım. Bir kere ben polislerle fotoğraf çektirmedim, polisler benimle fotoğraf çektirdi. Ayrıca herkes benimle fotoğraf çektirebilir. Belki bugüne kadar bilmeden katillerle ya da çok daha acayip mesleklerden adamlarla fotoğraf çektirmişimdir. Polislerle neden çektirmeyeyim ki? Polislik bana göre inanılmaz saygıdeğer bir meslektir.O zaman net olarak sorayım, Okan Bayülgen dönek mi?Ben değil, Gezi'nin ruhunu siyasi pompaya dönüştüren herkes dönektir. İnsanlar beni daha çok onaylasınlar diye genç adamları ateşe sürükleyerek kazanacağım sevgi ya da siyasi popülerlikle ilgilenmiyorum. Ufacık çocukların fotoğraflarının üzerine 'devrim şehidi' yazmak, 'ah ah, vah vah' diye siyasi polemiklere konu etmek bir takım insanların hoşuna gidiyor olabilir. Ama sonuçta benim için gencecik bir çocuk ne olduğu belli olmayan konjonktürde hayatını kaybetmiş. Ailesi perişan olmuş ve hakkı olan hayatı yaşayamamıştır. Yarın bu konjonktür bambaşka bir yere döndüğünde o çocuklar öldükleriyle kalacak. Sanatçıların, kanaat önderlerinin, toplumu yönlendirenlerin çocuklar üzerinden politika yapmasından büyük üzüntü duyuyorum. Gezinin amacı neyse ben hâlâ oradayım. Asıl gençleri afişleştirip 'devrim şehidi' diye bayraklaştıranlar dönektir.Duyduğuma göre müzik piyasasına da el atıyormuşsun... 'Yetişkin albümü' yapacakmışsın... Ne demek bu Allah aşkına? İnsanın aklına 'iki film birden' gibi şeyler geliyor.Aklına bunun gelmesi normal. Çünkü hepimizin algısı hep seksüel çıkışlar peşinde. Birisi bir şey söylediği zaman 'Acaba seksle ilgili olabilir mi?', 'Lütfen seksle ilgili olsun' diye geçiriyoruz aklımızdan sürekli. Zaten seksten başka satan bir şey de yok. Beyonce, o Amerikan kaportası gibi kıçını yıllardır bu nedenle satabiliyor. Kim Kardashian sandala poposunu bu yüzden seriyor. Çünkü geriye satacak başka hiçbir şey kalmadı. Yetişkin albümü ise seksle ilgisi olmayan entelektüel bir iş. Öyle çok satan 'muck muck' yok! Anlatabildim mi?Anlatamadın Okan, birazcık daha açsana...İçinde ucuz seks olmayan bir albüm yapacağım. 12-13 yaşından sonra çocuklara sadece seks veriyoruz zaten. Herkes Tarkan gibi 'Gel gel güzelim acımayacak' diyor. Yıl olmuş 2014, Tarkan klibindeki kızı hâlâ kendine çekip bunları söylüyor. Bunun ne ilginçliği vardır anlamıyorum.Adam seviliyor, iş yapıyor, albümü tutuyor...Ben onu bilmem. Son 25 senedir 'muck, fuck, buck' falan filan diye bize aynı şeyleri söylüyor.Neyse Tarkan'ı bırakalım da senin albümüne gelelim.Grup müziği yapıyoruz. Şarkı söylemiyorum. Gençlerin dinleyeceği, akıllıca sözleri olan ve sofistike bir çalışmadan bahsediyorum.Cinsellik içermeyecek yani...Aksine çok fazla cinsellik içerecek ama öyle bayağı bir şekilde değil.Yıllardır birebir aynı olmasa da seni hep benzer programlarda izledik. Star TV'de başlayan 'Dada Dadanista'yı neden seyredelim peki, diğerlerinden farkı ne olacak?Şimdi biz Jay Leno'nun yerine geçen Jimmy Fallon'a, 30 küsur senedir program yapan David Letterman'a ya da Conan O'Brien'a 'Ya kardeş bu sene yeni ne var?' diye sorsak, adamlar 'Koltuk var, masa var, bir de konuk geliyor' diye cevap verir. Talk show'cular böyle soruları kolay cevaplayamazlar. Aslına bakarsan zaten Amerika'yı yeniden keşfeden de yok.Eski tas eski hamam yani...Değişim konusunda 20 senedir en çok debelenen benim. Yeni programda da farklılıklar olacak tabii ki. Ama sonuçta ben televizyondaki en dürüst ve tek 'ikon kıran' herifim. Bir sürü ünlünün bana gelmemesinin nedeni, programda çok basit coğrafya soruları sormamdan kalan korkularıdır. 'Okan bize şöyle yapar böyle yapar' derler hep. Halbuki Okan kimsenin gırtlağını sıkmış mı bugüne kadar? Okan'ın programlarında skandal çıkmaz. Ama dikkat edersen televizyon tarihimiz, kadın programlarındaki 'edeplilerin' skandallarıyla doludur.Ama Okan hep 'öcü'...Birinin ağzından yanlış bir laf kaçtıysa bile Okan kapatmıştır bu konuyu. Yani konuğu aslında en güvenli hissettiren Okan'dır. Sadece 'Türkiye kaç bölgeye ayrılır?' sorusu yüzünden bütün bir pop dünyası bana gelmeye tereddüt ediyor. Hatta dizi yapımcıları sadece Cumhuriyet Bayramı'yla ilgili ilkokul seviyesinde bir soru gelebilir diye oyuncularını bana göndermiyor. Çünkü yapımcı 'Bizim oğlan dizide çok akıllı görünüyor, ya bir anda gerizekalılığı ortaya çıkarsa' diye düşünüyor. Halbuki ben kimsenin ağzından laf almaya çalışmam, onun yerine de konuşurum, filmini onun yerine de överim, dizisinden onun yerine de bahsederim.Valla ne yalan söyleyim ben o eski huysuz Okan'ı özledim...Sen huysuz Okan istiyorsan ben huysuz olurum.Bu kadar laf ettikten sonra bakalım kolay konuk bulabilecek misin programa?Türkiye'de konuk sıkıntısı var. Herkes karizmanın televizyona çıkmamaktan geçtiğini zannediyor. Halbuki hepsi bayılıyor...Tarkan'ı senin karşında görmek isterim doğrusu...Tarkan'ı kesinlikle çağırmam. O da zaten gelmez. Beyaz, kendi programına çıkarmak için bir kampanya yaparsa desteklerim ama kendi programıma asla istemem...Hoppala! O niye?Çünkü Tarkan bir 'proje adam'. Hâlâ yaşamaya başlamadı. Hepimiz etten kemikteniz, hatalar yaparız. Hatalarımızla da mutlu oluruz ve insanlar bizi böyle sever. Kimse üzerinde kurdelasıyla duran bir paketi sevmez, en azından ben sevmem. Tarkan arada düşmeli, yanlış yapmalı, kendini devamlı hediye paketi gibi durmaktan kurtarmalı...Doğru söyle yeni program için sen mi gidip kanalın kapısını çaldın?Hayır, onlar çağırdı tabii ki. Nasıl eskiden Beyazıt ile birlikte Kanal D'nin yüzüysem şimdi de Star'ın yüzü olmaya geldim.Acun'un boşluğunu seninle doldurmaya çalışıyor olabilirler mi?Kesinlikle Acun'un boşluğu benimle dolamaz. Çünkü Acun prime time'da format yapan bir adam. Ben format program yapmıyorum. Benim her sene yaptığım şey tamamen kendi üretimimdir.Acun da kendi üretimini yapıyor.Hayır Acun tamamen format yapıyor. O formatları da kimseye böyle 'Al tepe tepe kullan' diye vermiyorlar. Uyulması gereken belirli kurallar var. Yanlış anlaşılmasın Acun'u başarısız ya da üretimsiz bulmuyorum. Fakat onun benimle ilgili sorunları var. Bu yüzden de geçen sene Star'da çalışamamamın nedeni Acun'un ambargosudur. Kendisini severim ama yaptığı işleri sevmem. Elalemin formatının alınıp bize daha da fena bir şekilde kakalanmasını anlamıyorum açıkçası.Reytinglerini mi kıskanıyorsun adamın yoksa?Kıskansam söylerim. Bugüne kadar bir sürü adam yetiştirdim. Kimseyi rüyamda görmek, sabah kalktığımda öfkelenmek, çekememek gibi bir derdim olmadı. Aksine asıl mutluluğun birini kıskandığın zaman yüzüne açık açık söylemek olduğunu gördüm. Beyazıt'a, Yılmaz'a, Cem'e bin kere söylemişimdir 'Dehşete düştüm, bayıldım' diye.Dün gece konukların arasında Osmantan Erkır da vardı... Şirin'den intikam mı almak istedin?Yahu ne alakası var? Osman, Şirin'in ilk eşi olabilir ama aynı zamanda başarılı bir televizyoncu ve şimdi de uluslararası Gogglebox'ı yapıyor. Ayrıca nefis bir adam. Şirin'le karşılaştıklarında, onlar boşanmış oldukları için belli bir mesafede dururlar, bense sanki eski karısı benmişim gibi koşar sarılırım Osmantan'ın boynuna.İlgi çekmek için davet etmedin yani?Yahu niçin böyle bir şey yapayım, ben kimi bu sebeple çıkarmışım ki bugüne kadar programıma? Sadece cumartesi geceleri seyircinin ilgisini çeksin diye bir takım insanları çağırırım.Konuklarından biri de Mesut Yar'dı. Daha ne kadar birbirinize iade-i ziyaret yapacaksınız merak ediyorum...Hep soruluyor ya, 'Okan ve Beyaz'dan sonra kim gelecek?' diye; bizden sonra gelecek 'genç' Mesut Yar'dır. Ama tabii genç kelimesini tırnak içine almak lazım. Mesut genç değil ama ne yapsın, ancak meşhur oldu.Kanalda bir sansür mekanizması olacak mı?Bana bugüne kadar hiçbir kanalda sansür uygulanmadı ki...Boşanmanızla ilgili 'Gerizekalılar bunları uyduruyor, yazanlar da kanıtlasın' diye konuştun sonra Şirin bir anda çıkıp boşandık dedi...Anne, baba ve çocuk arasındaki hassas ilişki medyaya açılacak bir durum değildir. Herhangi bir velinin çocuğuma okulda 'Şurada okudum, burada okudum, şöyle olmuş, böyle olmuş' demesini istemiyorum. Çünkü hayatta tek zaafım olan insan çocuğum. Bu toplum sevdikleri insanlar evlendikleri ve çocukları olduğu zaman sevinçle karşılar, onları bağırlarına basar. Fakat Türk aile yapısında kimse üzüntülerini, acılarını bağıra bağıra ifşa etmez ve açığa vurmaz. Bu konudaki tutumum da sonuçlarını vermiştir ve olay magazin bombası olarak patlamamıştır. Yazılır çizilir o başka... Ayrıca Şirin ve benim medeni halimiz ne olursa olsun biz hâlâ aynı evde beraber yaşıyoruz.O halde İstanbul anne ve babasının ayrıldığının farkında değil?Biz ayrılmadık ki... Cevabım bu, bitti!Bir röportajında mastürbasyon yaptığını anlatıyorsun, şimdi de çaktırmadan 'Özel hayatıma girme' mesajı veriyorsun. Ne iş?Benim gençliğimde bile mastürbasyon yapmama hiç fırsat kalmadı.Ne demek şimdi bu... Yapmadıysan röportajında neden bahsettin?Ben bazı kavramları yer değiştirerek kullanırım. Mastürbasyon dediysem onu elle istimna olarak algılamak da o cahilin sorunu...Bana mı laf soktun anlamadım.Seni kastetmedim (Gülüyor).Gazeteler boy boy senin Selin Atasoy'la aşk yaşadığını yazdı. Gerçekten bir ilişki yaşıyor musun yoksa ilişki yaşayıp arkasında duramayacak kadar zayıf karakterli misin? Zaten dulsun, neyi saklıyorsun?Onur Baştürk bizi iş ortağı olarak yazdı. Hakikaten de bir yazar ajansımız var Nişantaşı'nda. Çok uzun senelerdir tanışıyoruz, Selin de bilinen bir isim. Boşandıktan sonra gözlerin iş ortağıma çevrilmesi çok normal.Deniz Seki de zamanında seninle ilgili ağır bir suçlamada bulunmuştu...Beni neden suçlamış hiç bilmiyorum. Deniz'le güzel bir arkadaşlığımız oldu, bu sebepten yaşadıkları tabii ki beni çok ilgilendiriyor. Ama bunun yanında bir nişanlısı var, benden sonra da arkadaşlıkları oldu. Burada artık konuşmak adına bana bir şey düşmez. Ama Deniz'in şarkıcılığına, ayrıca kendisine olan hayranlığımı hep dile getirdim ve getiriyorum.Üniversitedeki bir söyleşin sırasında sigara içiyorsun diye seni taciz eden kişinin canına okumuştun. Ya o öğrencinin yerinde Cumhurbaşkanımız olsaydı...Beni sigara içerken taciz eden üniversite öğrencisi değildi. Konuşmaya dışarıdan katılmıştı. 200 metre ötemde, yanmamakta olan sigaramdan rahatsız olan hanım galiba bu konuyu kafasına biraz fazla takmıştı. Sigara konusunda Sayın Cumhurbaşkanımız'a söyleyeceğim de şu; her gün daha fazla yasakla yaşama alışkanlığı, sigaradan daha kötü bir alışkanlıktır. Onun sigara konusunda hassas olduğunu, etrafta sigara içen var mı diye baktığını biliyorum, bundaki samimiyetine inanıyorum. Çok içten bir şekilde sigarayı zararlı buluyor. Fakat ben Cumhurbaşkanlığı makamının çocuklarda obezite ve genetiği değiştirilmiş gıdalar gibi sigaradan çok daha tehlikeli konularda ilgisini de rica ediyorum.Vay vay vay istediğin zaman kibar da olabiliyormuşsun...Çünkü bir şey istiyorum. İnsan bir ricada bulunurken edepli ve yumuşak konuşur.Fotoğraf çekiyorsun, TV programı yapıyorsun, filmde oynuyorsun, tiyatro yönetiyorsun... Bu liste uzar gider... Maymun iştahlı bir adam mısın?Hayır değilim. Her sektörde kıran kırana bir rekabet var. Fotoğrafta, seslendirmede Türkiye'deki sayılı adamlar arasındayım. Çektiğim reklam filmlerinin de, yönettiğim oyunların da hiçbiri başarısız olmadı. Televizyonda da herhalde bana başarısız diyemezsin. Sinema desen, o da gayet iyi...Niye filmlerde göremiyoruz artık seni?Film çekmekten çok sıkılıyorum, o yüzden de çekmiyorum. Dahası var mı?Senin yapamadığın güzel filmlere Cem Yılmaz, televizyonda gösteremediğin istikrara Beyaz, yıllardır hayalini kurduğun kanala da Acun sahip oldu…Cem'i çok seviyorum ama gişeye oynadığı filmleri değil. Yılmaz'ın filmlerine, Beyaz'ın istikrarına bayılıyorum.Röportajın Devamı İçin
Reklam
İnsanları Birbirinden Ayıran Ayıpla Örülmüş 6 Duvar
İnsanlık birbirinden duvarlar tarih boyunca ayrılmaya çalışıldı, hala da deneniyor. Ancak insanlık ailesi tuğlalar ile birbirinden ayrı tutulacak kadar zayıf değil. Tarihteki ilk ayıp duvar Berlin'de yıkıldı belki ama ne yazık ki yenilerini yapmak ayıbından hala kurtulamadık. Aşağıdaki listede tarihsel bir süreçte insanlığı ayıran duvarları sıralamaya çalıştım.Dünya üzerindeki insanlığı ayıran tüm duvarların yerle bir edilmesi dileğiyle...
Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda Vatandaşla Toplantı Dönemi
Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkmenistan dönüşü uçakta çarpıcı açıklamalarda bulundu. “Ben, 11 yıllık Başbakanlığım boyunca resmi konutta oturmamış bir insanım. Tabii medyanın bir kesimi işin bu yönünü pek görmek istemiyor.” diyen Erdoğan Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın bir ihtiyaç olduğunu ve milletin malı ve kompleks bir yapıya sahip olduğunu söyledi.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, iki günlük Türkmenistan gezisinden dönerken, uçakta Ortadoğu'yu karıştırmak isteyen üst akıldan, Mescid-i Aksa'ya, çözüm sürecinden paralel yapının polis teşkilatındaki direnişine kadar birçok soruya cevap verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, asayiş olaylarında polisin içinde bir direnç olduğunu ve bunun da süreceğini belirterek çarpıcı bir tespit yaptı:'Paralel yapı da üst akıldan talimat alıyor.'İşte Sabah'ın haberine göre Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın gazetecilerin sorularına verdiği cevaplardan öne çıkanlar:MESCİD-İ AKSA İsrail, Mescid-i Aksa'nın mevcut statüsünün muhafaza edileceği yönünde bir açıklama yapmış. Konuyla ilgili ben birkaç gün önce Mahmud Abbas ile Halid Meşal ile de görüşmüştüm. Gerek Ahmet Bey (Davutoğlu) gerekse Mevlüt Bey (Çavuşoğlu) ile görüşmelerimizi yaptık. BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleri nezdinde girişimlerimiz olacak. Kudüs, İslam dünyasının ortak meselesi. Takipçisi olacağız.ÇÖZÜM SÜRECİ Biz sürece demokratik açılım ile başladık. Bir süre sonra bunu bir üst perdeye çıkarmak gerekiyordu ve adına 'Milli Birlik ve Kardeşlik Süreci' dedik. Belli bir aşamadan sonra da Çözüm Süreci gündeme geldi. Sürecin şu tarafında şu grup, bu tarafında bu grup var diyerek bir tarafa Kürt vatandaşlarımızı oturtmanın yanlış olduğunu düşünüyorum. Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Gürcü, Abaza vs. bir tarafa denmez. Süreç 77 milyonu kapsıyor ve bu şekilde de sahiplenilmeli ki bu işi çözelim. Taviz veremeyiz. Bunu söylerken de eli sopalılara ülkeyi bırakamayız. Bu açıdan yeni yasal düzenlemeler de önemli. Molotof, maske vb. konularda caydırıcı cezalar olmalı.GERİ ÇEKİLME MESELESİ Şu anda İmralı'nın buna benzer açıklamaları var ama geri çekilme şeklinde bir şey henüz gerçekleşmiş değil. Ben o dediğiniz kesimde bu konularda, çift başlılık, hatta çok başlılık olduğunu görüyorum. Bu işin Avrupa ayağı var, Kandil var, İmralı var... Görüşmelerin yenidren başlaması istihbarat teşkilatımızla ilgili bir konu... İstihbarat teşkilatımız, gerektiğinde gider görüşür, gerekeni yapar. Hükümetimiz sağduyu neyi gerektiriyorsa onu yapar. Ama oraya gidenlerin bunu bir meydan okuma fırsatı gibi görmelerinin doğru olmadığına inanıyorum.ÜST AKIL Bunların, seçimler sırasında, Güneydoğu ve Doğu Anadolu'da terör örgütünün siyasi uzantısı olan adayları desteklemekte beis görmediklerini hatırlatmakla yetinmek istiyorum. Üst akıl talimatı böyle veriyor ve bunlar da bu adımları atıyorlar. Bu dayanışmaları sürecektir... Emniyet'te pasif direnişler oluyor, olabiliyor. Çünkü bunları malum bir akşamda temizleyemiyorsunuz. Sorunu, Türkiye'deki mevcut yasalarla hukuk devleti içerisinde çözmeye çalışıyoruz. Bu konuda kararlıyız.EĞER PARTİ KURARLARSA İSABETLİ OLUREğer parti kurarlarsa bence çok isabetli olur. Bir düşünce grubunun parti kurmasına kimsenin itirazı olamaz. Hatta her düşünce grubunun parti kurmasında fayda var. Bu sayede her şey, çok açık net ortaya çıkmış olur.ORTADOĞU Ortadoğu, modern dönemde petrol havzalarının keşfi ile ortaya çıkarılan bir kavram. Petrolle birlikte bu coğrafya üzerinde hesaplar başladı. Hatta haritalar ona göre çizildi. Şimdi yine bölgede herkesin farklı hesapları var. Örneğin, ABD'liler de dahil olmak üzere tüm muhataplarımıza söylediğim bir konu var: Musul, El Ambar'ı, Halep'i adeta unutup sadece Kobani'ye odaklanmanın yanlışlığı ortada. Bu hususta Fransa Cumhurbaşkanı Hollande bize hak veriyor. 36'ncı paralelin üstünün güvenlikli bölge haline gelmesi lazım.'SARAY İHTİYAÇTI YAPILDI'Bizim meselemiz, yeni Türkiye. Bir de tabi eski Türkiye meselesi var. Rahmetli Özal, biliyorsunuz uçak aldığı zaman, Demirel'in ağır saldırılarına maruz kalmıştı. Aslında bu bir samimiyet testiydi. Tüm donanımları dahil olmak üzere bize şu anki maliyeti 179 milyon dolar. Cumhurbaşkanlığı Sarayı'na ilişkin tartışmalar da uçak meselesinden farklı değil. Bu bina, ülkemiz için bir ihtiyaçtı. O nedenle yapıldı. Yabancı konukları karşılama törenlerini, caddeyi trafiğe kapatmak suretiyle sokakta yapmak durumunda kalıyorduk. Ben, 11 yıllık Başbakanlığım boyunca resmi konutta oturmamış bir insanım. Tabii medyanın bir kesimi işin bu yönünü pek görmek istemiyor. Beştepe'deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı kapsamında, 2-3 bin kişilik bir kongre sarayı da olacak.VATANDAŞLARLA BİR ARAYA GELECEĞİMBu dışarıya da açık olacak. Örneğin, muhtarlarla orada bir araya gelmeyi planlıyorum; kendilerini dönüşümlü olarak çağırma suretiyle bunu yapabilirim. Kurayla belirlenecek vatandaşlarımızla da benzer bir toplantılarla bir araya gelmeyi düşünüyorum. Kalitenin elbet bir bedeli de olur. Maliyet konusunda 750-800 milyon dolar gibi rakamlardan bahsedenler var. Bu kesinlikle doğru değil. Maliyet 500 milyon dolar civarında. Eleştirileri umursamıyorum. Büyük devletsek, büyük düşünmek durumundayız. Onlar ne derse desin, biz yolumuza devam edeceğiz.'ÖĞRETMENİMİZ GÖREVE BAŞLAYACAK'Türkmenistan'da öğretmenimiz (Hacı Hamdi Polat) 6 yaşındaki bir çocuğu dövdüğü iddiasıyla hapse atılmıştı. Öğretmenimiz bunu kabul etmiyor. Bayramda af günleri varmış. Devlet başkanı serbest bırakabiliyormuş. Ziyaretimizde Türkmenistan Devlet Başkanı Berdimuhammedov'dan öğretmenimizin serbest bırakılması için ricada bulunduk. Kendisi de, sağ olsunlar bizleri kırmadılar, hemen af yetkisini kullandı, kararı imzaladı. Kendisini hemen serbest bıraktılar. Güzel bir jest oldu. Şimdi Nabi Bey (avcı) inşallah şöyle biraz izinden sonra öğretmenizi göreve başlatır.Milliyet
Reklam
Gazetelerde Bugün | 9 Kasım Pazar
Hürriyet: Reform şart olduMilliyet: Kuyruk dayılarıSabah: AB'de Paralel'in ihanet lobisiVatan: 'Çuval'dan 11 yıl sonraTaraf: Danıştay kararı sızdırıldıAkşam: Konut meraklısı değilimCumhuriyet: 'Muhtemel cinayet'Zaman: Zeytinden kazandığımızla çocuk okutuyoruz, hırsızlık mı yapalım?Yeni Şafak: Suikast timi Bağdat'ta
Zihinsel Hastalık Yaşayan İnsanların Çift Yönlü Hayatlarını Gösteren 8 Çalışma
Liz Obert, yaşamı boyunca sabahları uyandı, giyindi, işe gitti ve hayatındaki her şey yolundaymış gibi davrandı. Bir gün eve döndüğünde, kendini yere attı ve depresyonda olduğunu hissetti. 20'li yaşlarında depresyon teşhisi konuldu Liz'e ve o, terapiden meditasyona, birçok çözüm yolunu denedi. Hayatında hiçbir şey düzelmiyordu, ta ki beş yıl öncesine kadar. Beş yıl önce, bir psikiyatrist ona 'bipolar II' teşhisi koydu ve üzerinde duygudurum dengeleyiciler uygulandı.O günden bugüne, duygu durumunda birkaç kez uçlara kaydıysa da -ki bipolar hastaları için bu durum yaşam boyu kaçınılmazdır- Liz'in söylediğine göre, hayatı artık yoluna girmişti. Akıl hastalığı olan insanların yaşadığı çift yönlü hayatı sonuna kadar deneyimlediğini ve bu tarz bir hayat yaşarken, dış dünyada hayata tutunabilmek için 'semptomların maskelenmesi' gerektiğini söylüyor Liz. Dış dünyadaki insanları bu durum hakkında bilinçlendirmek adına, 2013 yılında bir karar aldı: Bir fotoğraf serisi oluşturmayı ve depresyon ile farklı şekilde mücadele eden insanların hayatlarına dair gerçeklikleri ortaya çıkarmayı planladı. Bunun için, her insanın iki farklı fotoğrafını çekmesi gerekti: Birinci fotoğrafta, kişinin diğer insanlara nasıl göründüğü (yani taktıkları maske); ikinci fotoğrafta ise, kişinin kapalı kapılar ardındaki depresif dünyasında nasıl yaşadığı ve neler hissettiği fotoğraflandı. Bu fotoğraf serisinin adı 'Dualities.' İşte o sekiz akıl hastası insanın gerçek iç dünyaları:
Son 1000 Yılın En Büyük 10 Toplumsal Değişimi
Avrupa, geçtiğimiz Milenyumda birçok toplumsal olayla şekillenmiştir. Peki hangi olaylar, hangi yüzyıllarda modern dünyayı şekillendirmiştir? Dünyada toplumsal alanda yapılan inkılaplar nelerdir? Toplumsal tabakalaşma olmuş mudur? Kronolojik olarak sıraladık.
Süleymaniye'de Kafe-Kondu
Türkiye’nin en önemli kültür miraslarından Mimar Sinan’ın kalfalık eseri Süleymaniye Camii, rant ve işgal tehdidiyle karşı karşıya.Caminin restorasyon işini 2010’da tamamlayan Gürsoy İnşaat, Kanuni ve Hürrem Sultan türbelerini bedelsiz restore etti. Türbeler Temmuz 2013’te ziyarete açıldı. Ancak avludaki Gürsoy İnşaat’a ait şantiye 1 yıldır kaldırılmadı. Haliç’e bakan şantiye alanında sadece seçkin kişilerin ağırlandığı kaçak bir kafe yapıldığı ortaya çıktı. Firma, ‘şantiye kafe’de başta siyasetçiler, üst düzey bürokrat ve VIP konuklarını ağırlıyor. Zaman, kafede ziyafetli buluşmayı geleneksel hale getiren konukları görüntüledi. Mimar Sinan Üniversitesi öğretim üyesi, restorasyon ve sanat tarihi uzmanı Prof. Dr. Suphi Saatçi, duruma tepki gösterdi: “Süleymaniye, milletin malıdır. Şantiyenin kaldırılmaması, yemek olayları büyük ayıptır. Süleymaniye’yi kendi bahçeleri mi sanıyorlar? Ne biçim işler bunlar?”Gürsoy İnşaat, 2010’da İl Kültür Müdürlüğü ile bir anlaşma yaparak, Süleymaniye Camii’nin haziresinde yer alan Kanuni ve Hürrem Sultan türbelerinin restorasyonunun yapılması için gönüllü oldu. Anlaşma gereği şirket, türbelerin bakımını ‘bedelsiz’ olarak yapma taahhüdünde bulundu. 2010’da başlayan restorasyon, 2013 Temmuz’unda sona erebildi. Türbeler ziyarete açıldı. Ancak Gürsoy İnşaat’ın yerleştiği Süleymaniye Camii’nin Haliç’e bakan avlusunun üçte birini kaplayan şantiye alanı bir türlü kaldırılmadı. Hem yerli hem de yabancı turistler tarafından İstanbul’da en çok ziyaret edilen mekânlar arasında olan caminin avlusundaki şantiye sahası hâlâ duruyor. Ziyaretçiler, şantiye sahasının duvarları sebebiyle bu manzaradan mahrum kalıyor. Namazdan çıkıp şantiye duvarının kapattığı alana geçmek isteyen vatandaşlar da inşaat şirketinin güvenlik görevlilerince engelleniyor.Vatandaşlar bu duruma tepki gösterirken, Gürsoy İnşaat tarafından etrafı brandalarla çevrilip ‘girilmez’ tabelaları asılan şantiye alanına kaçak bir kafe-restoran yapıldığı ortaya çıktı. İnşaat şirketinin yıllar önce kurduğu bu kafede, özellikle Süleymaniye’ye cuma namazlarına gelen siyasetçi ve işadamı gibi ‘VIP’ kişiler ağırlanıyor. Şantiye sahasındaki toplantıları yerinde takip eden Zaman muhabirleri, skandalla karşılaştı. Cuma namazı için Süleymaniye’ye gelen VIP konuklar, namazın bitimiyle geçmişte sadece Osmanlı sultanları tarafından kullanılan ‘hünkar mahfili’ adı verilen kapıdan avluya, hemen oradan da şantiyenin kapısından kafeye alınıyor. Konuklar, özel giyimli garsonların yaptığı servislerle ağırlanıyor.SAĞLIK BAKANI MÜEZZİNOĞLU DA KONUKLAR ARASINDA24 Ekim Cuma günü Süley-maniye’ye gelen VIP konuklardan biri de Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’ydu. Hünkar mahfilinden özel korumalarıyla giren misafirler, namazın bitmesinin hemen ardından yine aynı kapıdan çıkıp ‘şantiye bölgesi’ndeki masalarında yerlerini aldılar. 31 Ekim Cuma günü de aynı manzara yaşandı. Gürsoy İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Gürsoy ile AK Parti ekonomiden sorumlu eski Genel Başkan Yardımcısı ve İTÜ Rektörü Nazım Ekren, ziyaretçilerden sadece birkaçıydı.Firma yetkilileri, Zaman muhabirlerinin ısrarlı aramalarına rağmen konuyla ilgili açıklama yapmaktan kaçındı. Restorasyon projesini şirket adına yürüten sorumlu mimar Nilgün Olgun, firmanın şantiye alanını kaldırmamasını “2014 Mayıs ayında tam olarak camiyi teslim ettik. Aslında çıkmamız gerekiyor. Ama camide çıkabilecek sorunlar için kalmamız şu an için daha sağlıklı.” sözleriyle değerlendirdi. Bahçede yemek servis edilmesinin ise normal olduğunu belirten Ongun, “Camiye gelen herkes bu ikramdan yararlanabilir.” diyerek kendilerini savundu. Restorasyon anlaşmasına imza atan İstanbul İl Kültür Müdürlüğü ise konuyla ilgili açıklama yapmaktan kaçındı. Vakıflar Genel Müdürlüğü de cevap vermedi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi bilgi edinme masasından gelen cevap ise şöyle: “Süleymaniye Camii restorasyonu tamamlanarak geçici kabulü yapılmıştır. Bahsettiğiniz ve firmanın şantiyesinin küçük bir kısmı olan çadırın, kesin kabulün yapılmasına kadar sahada kalmasına izin verilmiştir.”Zaman
Reklam