'Artık Halep Diye Bir Şehir, Suriye Diye Bir Ülke Yok'
Francesca Borri serbest çalışan bir İtalyan gazeteci. 34 yaşında. Mayıs 2012’den bu yana Suriye’deki savaşı alana giderek takip ediyor.İki buçuk yıl boyunca Halep’in içinden, Suriyeli sivillerin arasında yaşayarak yaptığı haberlerin birinde, sekiz yaşındaki bir kız çocuğunun şu sözlerini paylaşıyordu: “Buradaki tek uçaksavar sistemi yağmur. Tek sığınak kader…”Borri Suriye’ye, Halep’e gidip gelmeye ve savaşın içinden bildirmeye devam eden az sayıda yabancı gazeteciden biri. Syria Deeply’ye verdiği mülakat, hem Suriye’deki savaşı anlamamız açısından önemli hem de adeta bir gazetecilik dersi…Syria Deeply: 2011’deki ayaklanmadan bu yana Suriye’ye defalarca gidip geldiniz. Her ziyarette nasıl değişiklikler gördünüz?İnsanlar benden Suriye’deki durumu birkaç cümlede özetlememi istiyor. Zor. Suriye’deki savaşta dört taraf var: Beşşar Esad ve rejimi, İslam devleti ve radikal İslamcı gruplar, isyancı gruplar ve en önemli taraf, bu savaşın bedelini asıl ödeyen Suriyeliler.Bir anlamda, değişiklik var çünkü bu özgürlük ve onur talebiyle başlayan bir devrimdi, derken silahlı bir direnişe dönüştü ve sonra da topyekün savaş haline geldi.Biz alandaydık, o nedenle ilk yabancı savaşçıların gelişine ve hem onların hem de Suriyelilerin giderek nasıl radikalleştiğine tanık olduk. Benim izlenimim herkesin farklı bir tarafı desteklediği yönünde ama bu, insanların ideal tercihler yaptığı anlamına gelmiyor. Yani insanlar rejimi sevmediklerini söylüyorlar ama halifeliği de istemiyorlar ya da isyancı grupların yol açtığı anarşiyi de. Bu açıdan bakıldığında değişen bir şey yok Suriye’de. Aktörler ve çıkarlar çoklu.Sürekli varil bombalarının ve hava saldırılarının tehdidi altında haber yapmak nasıl bir şey?Halep’teki en kötü zamanlarım varil bombalarının atıldığı nisan ve mayıs aylarındaydı. Halep’teki varil bombalarıyla yapılan bombardıma benzer birşey daha önce hiç görmedim. İnsanlığa karşı işlenen suçlar açısından bugüne dek görülmemiş boyutta…Suriye’de sivil-savaşçı ayrımı yok. Bugün Suriye’de siviller tüm tarafların hedefi. Gerçeküstü bir durum ama, cephede olmak daha güvenli. Çünkü hava saldırıları cephelere düzenlenmiyor. Varil bombaları sadece sivillerin yaşadığı mahallelere atılıyor. Savaşçıların yanında habercilik yaptığınızda, sığınağınız ve yiyeceğiniz oluyor. Yani bazı bakımlardan onların yanında olmak daha güvenli.Nisan ve Mayıs’ta Halep’teki yaklaşık 80 bin sivil cephe neresidir, nerede çatışma var bilemiyordu. Bu nedenle nereye kaçacaklarını da bilmiyorlardı. Tamamen çıldırtıcıydı durum.Halep nasıl değişti? Kültürel mirasın, sosyal dokunun yıkımı ne ölçüde gözlenebiliyor?Artık Halep diye bir yer yok. Yerle bir oldu. Kilometreler boyunca enkaz üzerinde yürüyorsunuz. Kültürel mirastan bahsetmek anlamsız. Artık fiziksel olarak var olmayan bir şeyden bahsediyoruz çünkü. Halep’te yürüyorsunuz, yürüyorsunuz ve hiçbir şey yok (yolunuz boyunca).Suriye derken, 3 milyon insanın kayıtlı, binlercesinin de kayıtsız mülteci olduğu; nüfusunun yarısının evini terk etmek zorunda kaldığı ve -bilgiyi kimden aldığınıza bağlı olarak az çok değişse de- 300 bin kişinin öldüğü bir ülkeden söz ediyoruz.İşim için planlama yaparken, Suriye’yi dört bölgeye ayırıyorum: Güney, orta, kuzey ve doğu Suriye olarak. Bildiğimiz Suriye bitti, artık yok. Ama Suriyeliler var ve odaklanmamız gerekenler de onlar.Son makalenizde genç bir aktivistten alıntı yapmışsınız: “Biz sadece devrimi kaybetmedik… Suriye’yi de kaybettik.” Biraz açar mısınız?Cuma Protestoları’nın liderlerinden Ebu Meryem, Suriyelilerin ve Suriye’nin ne hale geldiğinin sembolü gibi. Ebu Meryem rejim tarafından baskılara maruz kaldı; sonra isyancı grupların saldırısına uğrayıp dövüldü ve en sonunda da İslam Devleti tarafından kaçırılıp öldürüldü.Suriyeliler öldürüldüğünü öğrendiklerinde, Halep’te, varil bombalarının altında yine bir Cuma Protestosu düzenlediler. Halep dünyada cehenneme en yakın yer ama yine de insanlar Ebu Meryem anısına sokağa çıktı.Bugüne kadar, hala, her cuma Suriye’de protesto gösterileri düzenlenmeye devam ediyor. Tek fark, insanlar artık sadece Beşşar Esad aleyhtarı değiller, diğer isyancı gruplar ve İslam Devleti aleyhinde de gösteriler düzenleniyor. Suriyelilerle konuştuğunuzda tamamen kaybolmuş gibi hissettiklerini görüyorsunuz. Ülkelerini de tümüyle kaybettiklerini hissediyorlar.Halep’te sizi en çok etkileyen, hiç unutamayacağınızı düşündüğünüz anınız nedir?Halep’teki ilk günlerimde, çatışmaların ilk haftalarında, Ekim 2012’de bir grup serbest gazeteciyle beraberdim. Ağır top atışı altında kaldık ve bir aşamada sığınak bulmak için fırladık. Kadınlarla, çocuklarla, ailelerle dolmuş bir bina bulduk. Ama ben içeriye giremedim. Bir metrekare dahi yer kalmamıştı…İçeriden yaşlı bir adam çıktı ve bana onun yerine içeri girmemi işaret etti; benim hayatımın onunkinden daha kıymetli olduğunu çünkü bir gazeteci olarak Suriye’de neler olduğunu dünyaya anlatabileceğimi söyledi.Bu adamın yürüyüp toz ve dumanın içinde kayboluşu gözlerimin önünden gitmiyor. Bu görüntüyü bir gazeteci olarak hayatımın sonuna dek unutamam.İslam Devleti yeni bir şey değil. Alanda çalışan bir gazeteci olarak nereden nereye evrildiklerini izledim. Şimdi İslam Devleti bayrağı taşıyanlar birkaç ay önce başka bayraklar taşıyorlardı. Ama yekpare (monolitik) bir örgüt değiller. İslam Devleti’nin yerel Suriyeli savaşçıları ile yabancı savaşçıları arasında fark var.İslam Devleti’nin yönetim, insani yardım, yeniden inşa gibi etkinliklerini yürüten üyeleri ile savaşçıları arasında ise dağlar kadar fark var. Bir yıl önce İslam Devleti’nin halka insani yardım götüren Suriyeli üyeleriyle beraber, yani onlara ilişik çalıştım. Dolayısıyla YouTube videolarında gördüklerimizle benim izlenimlerim arasında fark var.Örneğin, mayıs ayında, bombardımanlar nedeniyle çok sayıda insan ölürken, İslam Devleti, El Nusra Cephesi ve Hareket El Hazm üyeleri, altı tane otobüs bulup tamir etti ve Halep’ten Türkiye sınırı yakınlarındaki kırsal alanlara doğru insanları tahliye etmek üzere seferler başlattı. Ama İslam Devleti’nin Batılı gazetecilere yönelik tehditleri üzerine, sonra ben de Halep’ten ayrılmak zorunda kaldım.Yani siyah ve beyaz değil her şey. Alandaki gerçeklik çok daha karmaşık.Suriye gazeteciler için dünyanın en tehlikeli yerlerinden biri. Halep’teki deneyimlerinizi bu açıdan aktarır mısınız?Mayıs ayında, Halep’ten sağ çıkamam diye düşünüyordum. Yine de Halep’teki son dönemim en güzel zamanlarımdı. İnsanlar yüzünden, insanlıkları sayesinde.Suriye gibi bir yerde zaman anahtardır, yani bir yerde uzun süre geçirme fırsatı bulabilmek… Böylece insanlarla tanışıp, birden fazla kez, aylarca, farklı zamanlarda, öncephede ya da arkaplanda konuşabiliyorsunuz.Türkiye sınırında iken, güvenliğim için örtünmeye karar verdim. Sınırda genç ve yalnız bir kadın olduğunuz için, İslam Devleti ya da devriye gezen herhangi bir grup sizi derhal fark ediyor. Başörtülü olmama rağmen Arap olmadığım da aşikar. Bir keresinde, sınırda bir grup kadın İslam Devleti üyelerinin beni gözetlediğini fark etmiş. Bunun üzerine hemen çevreme toplanıp arkadaşlarıymışım gibi davrandılar. Sınırda ve Suriye içinde buna benzer çok olay oldu, beni hep Suriyeliler korudu, kolladı.Gazeteci olarak güvenilğimin sağlanmasında Suriyeli kadınların özel bir rolü var. Suriye’deki gibi, bir savaş içinde parçalanmalar başladığında, silahlı gruplara ilişerek gazetecilik yapmanın, onların silahlı korumasından yararlanmaya çalışmanın faydası yok. Sahip olabileceğiniz tek koruma Suriyelilerin sağlayabileceği ‘sosyal koruma’ olabilir. Sosyal korumanız olabilmesi için, ilişkiler kurmanız gerekir; bunun için de zamana ihtiyaç var ve işte şimdilerde gazetecilerin sahip olmadığı tek şey bu: zaman.Alana gönderilen muhabirlerin sayısı azaltılıyor. Bu nedenle aynı gazeteci oradan oraya koşmak zorunda kalıyor ki bu da onları tehlikeye atıyor. Suriye’de sadece bir hafta geçirirseniz tehlikedesiniz demektir. Çünkü nelerden kaçınmanız gerektiğine dair tecrübeniz yoktur. Bu açıdan meseleye sadece sahadaki IŞİD varlığı açısından bakmıyorum; medya endüstrisindeki değişiklikleri de göz önünde bulunduruyorum.Diken
Fenerbahçe'den 'Telekulak' Açıklaması
Fenerbahçe, bugün bazı yayın organlarında çıkan 'telekulak' haberlerine açıklık getirdi.Kulübün resmi sitesinden yapılan açıklamaya şöyle:Bugünkü Sözcü Gazetesi'nde 'Fener'in kulağı var' ve AMK gazetesinde yer alan 'Biri Fener'i Dinliyor' başlıklarıyla yer alan haberler gerçek değildir.Kulübümüzün Samandıra Can Bartu Tesisleri'nde ya da diğer tesislerimizde, haberlerde bahsedildiği gibi kayıt tutma uygulaması bulunmamaktadır.Samandıra Can Bartu Tesislerimizin güvenlik faaliyetleri özel bir firmaya verilmiş olup, iki güvenlik görevlisi arasında geçen, Samandıra'daki tesis yöneticilerine yönelik hakaret konuşmaları, güvenlik görevlilerinden biri tarafından telefona kayıt edilerek şirket sorumlularına bildirilmiştir. Güvenlik şirketi, basınla da yakın ilişkisi bulunan ve Samandıra'daki gelişmeleri basına aktaran bu kişiyi görevinden almıştır.Tamamıyla kulübümüzün dahli dışında gerçekleşen bu olayı, farklı bir şekilde lanse ederek, manipülasyon amacı taşıyan bu iki gazete, haber kaynakları olan bu kişinin görevinden alınmasından dolayı kulübümüze iftira atarak kamuoyunu aldatıcı haber yapmaktadırlar. Kamuoyunun bilgisine sunarız.FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜFotomaç
Ahmetler Kanyonu'ndaki HES Projesine İptal Kararı Çıktı
Antalya 2′nci İdare Mahkemesi, daha önce yürütmeyi durdurma kararı verdiği, Akseki ve Manavgat ilçeleri sınırlarını kapsayan ve köylünün büyük direniş gösterdiği Ahmetler Kanyonu Karpuz Çayı üzerinde yapılması planlanan Kanyon Regülatörü ve HES projesi için açılan davada şirketin ‘ÇED gerekli değildir’ raporunu iptal etti.Antalya’nın Akseki İlçesi’nden başlayıp Manavgat İlçesi’ne devam eden Karpuz Çayı ve bu çayın geçtiği Ahmetler Kanyonu’nda inşa edilmesi kararlaştırılan Kanyon Regülatörü ve HES projesi hakkında Antalya Valiliği, 31 Aralık 2009 tarihinde ‘Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir’ kararı aldı. Bu karardan 2012 yılında haberdar olan köylülerin yaptıkları dava başvurusu, 60 günlük itiraz süresi aşıldığı gerekçesiyle kabul edilmedi.Ardından şirket çalışanlarının inşaat için araçlarıyla birlikte gelmesiyle köylüler büyük bir direniş başlattı ve çok sayıda sivil toplum örgütünün de desteğiyle çadırlı eylem yaptılar. Köylülerin günlerce sürdürdüğü direniş karşısında şirket araçlarını geri çekmek zorunda kaldı.Valiliğin ‘ÇED gerekli değildir’ kararının Manavgat’ta sadece bir kütüphanede asıldığını belirleyen köylüler, çözüm yolu aramaya başladı. Irmağın karşı yakasında da Akseki İlçesi’ne bağlı Güçlüköy olduğundan yola çıkan köylüler, duyurunun sadece Ahmetler Köyü üzerinden yapıldığını, Akseki’de bir duyuru yapılmadığını belgeledi. Güçlüköy’den Ertuğrul Tosun ve Mustafa Er tarafından bölgedeki tüm köylüler adına Antalya 2′nci İdare Mahkemesi’ne başvuruda bulunuldu ve dava kabul edildi.2013 yılında, HES yapılacak sahada inceleme yapılmadığı, yapılacak tesisin o bölgede yaşayan canlılara zarar vereceği ileri sürülerek iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle açılan davada köylüleri sevindirecek karar çıktı. Bilirkişinin hazırladığı, ‘Projenin çevresel etkilerinin yeterince incelenmediği, projenin gerçekleştirilmesi durumunda doğal hayatın sürekliliği ve bölgedeki ekoturizm potansiyelinin olumsuz etkilenebileceği, bölge halkının su kullanım haklarının ihlal edilebileceği düşünüldüğünden, ÇED raporu hazırlanması gerektiği’ raporu doğrultusunda karar veren mahkeme, yürütmeyi durdurdu.Mahkemenin, 4 Eylül tarihli kararında, ‘ÇED gerekli değildir’ kararı verilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığına hükmederek yürütmeyi durdurma kararı verdiği dava, köylülerin lehine sonuçlandı.Mahkeme heyeti, bilirkişi raporunu hükme esas alınabilir nitelikte bularak, HES projesinin, önemli çevresel etkilerinin olacağı anlaşıldığından, bu etkilerinin en aza indirilmesinin sağlanabilmesi için çevresel etki değerlendirmesi sürecine dahil edilerek ÇED raporu hazırlatılması gerekirken, bu yapılmayarak ‘ÇED gerekli değildir’ kararı verilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı ve dava konusu işlemin iptaline karar verildiği hükmüne vardı.Antalya 2′nci İdare Mahkemesi’nin 4 Eylül tarihinde verdiği yürütmeyi durdurma kararını hatırlatan ve Ahmetler köylüsünün süreçte gösterdiği mücadeleyi anlatan Ahmetler Köyü Kültür ve Dayanışma Derneği Sözcüsü Mustafa Koç, mahkemenin kararının Ahmetler Kanyonu’nun kurtuluşu olduğunu ve çok sevindiklerini söyledi.Ahmetler Kanyonu, Akseki Murtiçi Köyü’nden başlayıp 12 kilometre uzunluğunda ve dünyaca da tanınan önemli bir doğa güzelliğine sahip. 400 metre derinliği olan kanyon, turizm ve doğa sporları kulüpleri tarafından çok sık ziyaret ediliyor. Hiç tanıtım yapılmadığı halde yerli ve yabancı yılda 6.000-7.000 turist ağırlayan kanyon, kano, yürüyüş, yüzme gibi alternatif turizm imkanları sunuyor. Türkiye’deki en derinlerden biri olan kanyonun su havzası aynı zamanda Manavgat’ta 14 köyün içme suyu ve sulama suyu ihtiyacını karşılıyor. DHA
Mesut Özil, Babasıyla Mahkemelik Oldu
Mesut Özil ile babası Mustafa Özil arasında bir yıldır süren 630 bin euroluk tartışma mahkemeye taşındı.  İngiltere Premier Lig'de Arsenal'da forma giyen Mesut Özil'in babası Mustafa Özil ile maddi konulardan ötürü davalık olduğu, ancak tarafların Düsseldorf Eyalet Mahkemesi'nde 19 Kasım'daki duruşma öncesinde anlaştıkları iddia edildi.Bild Gazetesi'ndeki habere göre, baba Mustafa Özil, futbolcu Mesut Özil'den menajerlik ve danışmanlık ücreti olarak 600 bin Euro, bir reklama aracılık etmesinden ötürü 30 bin Euro ve lüks bir aracın kendisine verilmesini istedi. Haberde, Almanya Milli Futbol Takımı'nda da forma giyen Mesut Özil ile babası Mustafa Özil'in geçtiğimiz yıl Kasım ayından bu yana aralarının açık olduğu bildirildi. İkili arasındaki anlaşmazlık nedeniyle Mesut Özil'in menajerliğini son bir yıldır ağabeyi Mutlu Özil yapıyor.Sporx
Bayık: 'Adım Atma Sırası Devlette, Biz 40 Yıl Savaştık 400 Yıl Daha Savaşırız'
KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık: Önder Apo’nun bırakılması müzakere ile mümkündür. Şimdi nasıl 17’de Önder Apo’yu bırakacaklar?KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık , çözüm süreci konusunda adım atma sırasının devlette olduğunu vurgulayarak, “Biz 40 yıl mücadele ettik, gerekirse 400 yıl daha mücadele ederiz. Bunun bilinmesi gerek” dedi.Yurt gazetesinden Nazan Özcan ve Veysi Polat’a konuşan Cemil Bayık çözüm süreci konusunda açıklamalar yaptı. Yurt gazetesinde “Israrın sonuna geldik” başlığıyla yayımlanan (11 Kasım 2014) söyleşi şöyle:Bayık, barış için 1993'ten itibaren 9 defa tek taraflı ateşkes yaptıklarını hatta son olarak gerillayı da geri çektiklerini, ancak bu saatten sonra artık adım atma sırasının devlette olduğunu aksi taktirde gerekirse 400 yıl daha savaşabileceklerini söyledi.Cemil Bayık'la Kandil'de yaptığımız röportajın son bölümünü yayınlıyoruz.Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar, milletvekilleri konuşuyor, çözümü götüren Yalçın Akdoğan sizin açıklamalarınız için “Blöf yapıyorlar” diyor... Siz kimi ciddiye alıyorsunuz?Biz Türkiye'deki halkları esas alıyoruz. Ve sorunu çözmek isterken, kim iktidardaysa elbette onunla görüşüyoruz. Ama sorunun çözümünü iktidardan ziyade, toplumla gerçekleştirmek istiyoruz. Bizi AKP'yle görüşmekle, AKP'ye destek vermekle suçluyorlar. Hükümet onlar! Hükümet olmayan bir parti sorunu çözebilir mi, çözemez. Biz bugün iktidarda AKP olduğu için onlarla görüşüyoruz, yarın CHP iktidar olsa onunla görüşürüz. Biz hepsinin açıklamalarına bakıyoruz ama şu anda AKP ve Hükümet'in siyasetini belirleyen Erdoğan. Erdoğan ne derse, AKP onu esas alır. AKP'de, Hükümet'te herkes Erdoğan'a bakar.O zaman Bülent Arınç'ın “mecbur da değiliz mahkum da” lafını da o kadar ciddiye almadınız. Ama sizin açıklamalarınız için Arınç, “Ben teröriste cevap vermem” dedi.Diyebilir, ciddiye almıyorum. Arınç, kadına yaklaşımında gerçeğini gösteriyor, kadına hakaret eden biridir. Kadına hakaret insanlığa ve topluma hakaret etmektir. Birini tanımak istiyorsanız, kadına yaklaşımına bakın, doğru ölçü budur.PKK için yapılan bir eleştiri var: 17 ve 25 Aralıktaa PKK hiçbir şey söylemedi. ‘Hırsızlık, yolsuzluk, hukuksuzluk olan bir sürece PKK ya da Kürt hareketi bir şey söylemeliydi’ eleştirileri yapıldı.Çok dar, tepkisel ve duygusal yaklaşımlar. Bunların aşılması gerek. AKP politikalarıyla PKK kadar mücadele eden başka biri yok. Türkiye'de birçok hareket kendini AKP karşıtı gibi gösteriyor ama bunlar hep söylem düzeyinde. Biz “Çiller ve hükümeti ne idiyse, Erdoğan ve hükümeti de aynıdır, hatta Çiller'den daha tehlikelidir” açıklaması yaptık. PKK, AKP'nin yolsuzluklarına karşı birşey demedi diyenler, en çok da AKP'ye destek verenlerdir. 'Yetmez ama evet' diyenlerdir, şimdi kalkıp PKK'yi suçlamaya çalışıyorlar. PKK o günlerde, AKP'ye karşı kıran kırana bir mücadele veriyordu. Onlar ise AKP'yi demokrasi gücü olarak görüyor ve destek veriyorlardı. Şimdi AKP'nin Türkiye'de demokrasi geliştirmediğini görünce, bu sefer AKP'yi eleştirmeye başladılar. Bu bize yapılan büyük bir haksız ve vicdansızlıktır.Bu da “Çözüm süreci demokrasiyi rehin aldı” tartışmalarını getirdi.Hayır, çözüm süreci demokrasiyi rehin almaz. Çözüm süreci, tam tersine demokrasiyi geliştirir. Dikkat ederseniz, Nevroz'da Önder Apo'nun açıklamasında ne vardı: ‘Türkiye'nin demokratikleşmesi ve buna bağlı olarak Kürt sorununun demokratik, siyasal çözümü.’ Sadece Kürt sorununun çözümünden bahsetmiyordu. Türkiye toplumunun, siyasetinin, devletinin demokratikleştirilmesinden bahsediyordu. Bu ne anlama geliyor? Bu yolsuzluklar, kirlilikler, haksızlıklar, baskılar, şiddet, eşitsizlik, katliamlar, asimilasyonlar olmayacaktı.Amerika PYD'ye destek veriyor, Kobani'de IŞİD'i vuruyor. Sizin de PYD ile organik bağlanırız var. Ayrıca son açıklamanızda “Üçüncü göz Amerika olmalı” dediniz. Yeni müttefikiniz Amerika mı?Biz kendimizi üçüncü bir çizgi olarak tanımlıyoruz. Ve üçüncü bir çizgi olarak da farklıyız. Biz ne 'muhalefet' dedikleri güçlerin yanında, ne de iktidar denilen güçlerin yanında yer aldık. Bölgede, uluslararası alanda iktidar ve 'muhalefet' güçlerine göre bölünmüş ve cephe oluşmuş durumda. Biz onun için üçüncü çizgiyiz. Bu ikisinin yaklaşımı şimdiye kadar neydi? Kürt kimliğini, iradesini, değerlerini kabul etmemek, buna karşı mücadele etmek. Gelinen aşamada bir taraf Kürtlerin kimliğini, değerlerini kabul etmeye başlıyor. Bu taktik ve stratejik bir yaklaşımdır. Şunu esas alıyoruz: Kim ki, bizi kimliğimizle, değerlerimizle tanırsa ve Kürtlerin halk olmaktan kaynaklanan doğal haklarını kabul ederse, sorunu bu temelde çözmek isterse, onunla sorunu çözeriz. Kim olursa olsun, hangi ülke olursa olsun.'Amerikan emperyalizmiyle kolkola girdi Kürt hareketi' deniyor bu sefer. Buna ne diyorsunuz?Bunlar klasik söylemler. Onun için söylenenden çok, neyin yaşandığına ve neyin yapıldığına bakılmalı. Meşhur bir söz vardır, 'insanın gerçeği pratiğidir' diye. Bizim hareketimizin gerçeği de pratiğidir. Çok ucuz değerlendirmeler, eskiden 'kasaba siyasetçisi' derlerdi bunlara. Şimdi herkes yürüttüğü siyasetin halklar, dinler ve kültürler açısından neye yol açtığına baksın. Bugün halklar, dinler, kültürler PKK'yi tek kurtarıcı olarak görüyorlar. Eğer bazılarının o ucuz politikalarına göre ele alınsaydı halklar ve kültürler PKK'yi tek kurtarıcı olarak görmezlerdi. Elbette ki, herkesin kendi çıkarları var. Eğer bugün Türkiye DAİŞ'i destekliyorsa, Amerika Kobani'de bombardıman yapıyorsa kendi amaçları var. Peşmerge, Kobani'ye gidiyorsa amaçları var, YPG Kobani'de direniyorsa amaçları var... Burada elbette bazıları başarılı, bazıları başarısız, bazıları kısmen başarısız olur. Bu neye bağlıdır, yürütülen öncülüğe. Bugün PKK, Ortadoğu’da süreç belirliyor. Hiçbir güç PKK’nin bu gücünü görmezden gelemez. Amerika da görüyor.Siz de uygun olduğu kadar Amerika ile işbirliği yaparız mı diyorsunuz yani?Bizim için şu güç, bu güç diye bir şey yoktur, biz herkesle görüşürüz. Biz herkesle ilişkiye gireriz. Yeter ki bizim kimliğimizi kabul etsinler. Yeter ki, halklarımızın doğal haklarının teslimini öngörsünler.Öcalan için sekretarya sözü verildi ve birkaç gün önce Ertuğrul Kürkçü, “Öcalan ve devletin Hatip Dicle ve Ceylan Bağrıyanık'ın isimleri üzerinde anlaştığını” söyledi. Kandil'den kim gidecek?Devlet heyetiyle Önder Apo, İmralı’daki görüşmeler sonucunda bazı komiteler oluşturdu. Yani burada sekretarya kimden oluşacak, müzakere heyetini kimler oluşturacak, izleme komitesinde kimler olacak bu konularda bazı isimler belirlendi, öneriler oldu. Ama Türkiye şimdi bütün bunları inkar ediyor. Türkiye zaten her şeyi inkar ediyor.Peki Kandil'den kim gidecek?Biz niye ısrarla üçüncü taraf olsun diyoruz! İnkar olmasın diye. Burdan gidecek isim yok.Söylemiyor musunuz yani?Hayır yok. Biz burdan isim göndermeyi uygun görmüyoruz. Önderlik de uygun görmüyor.Kandil'den kimse gitmeyecek mi?Hayır, şimdilik kimse gitmiyor.Şimdilik?Şimdilik tabii. Daha müzakere olacak mı olmayacak mı, daha işin başıdır. Nasıl diyelim, burdan şu arkadaşımız gidiyor diye? Eğer müzakere olsaydı, pratik bir aşamada, belki burdan da bir isim katılırdı. Şu anda öyle bir durum yoktur.Sabri Ok ismi geçiyor ama.Hayır, öyle bir şey yok.Bir MİT belgesinden bahsediliyor. Öcalan’ın 2015’te İmralı’dan çıkması için ortada bir anlaşma olduğunu, fakat bu tarihin 2017'ye çekildiği söyleniyor.Bizim böyle bir bilgimiz yok. Kaynaklar kimse, onlara sormak lazım. Bırakalım Önder Apo’nun 15 ya da 17’de bırakılmasını, tarihleri, Önder Apo’nun bırakılması müzakere ile mümkündür. Şimdi adamlar adım bile atmıyor, her şeyi dondurduk, başa geçtik diyorlar. E şimdi nasıl 17’de Önder Apo’yu bırakacaklar?Bir anlaşma yapıldığı söyleniyor.Hiçbir anlaşma yoktur.“Hiçbir” imza atılmadı mı, “hiçbir anlaşma” yapılmadı mı bu bir buçuk yıldan fazla süreçte yani?Hiçbir imza atılmadı, hiçbir anlaşma yoktur. Hep diyalog var, Türkiye hep diyalog sürecinde tutuyor, müzakereye geçmek istemiyor. Onun için de hiçbir şeyi belgelendirmek istemedi. Hiçbir şeyi imzalamak istemedik. Biz niye müzakerede dayatıyoruz, niye izleme komitesinde dayatıyoruz, bunlar için.Peki daha ne kadar ısrar edeceksiniz?Bitti! En sonuna geldik ısrarın. Kürtlerin yapacağı bir şey kalmadı, gerisi Türkiye’nin atacağı adımlardır. Bizim yapacağımız bir şey kalmamıştır. Biz yapacağımızın en azamisini zorlayarak yaptık. Bundan ötesi artık Türkiye’ye bağlıdır.Ne yapılsa süreç rayına oturur peki?Eğer Türk hükümeti ve Cumhurbaşkanı zihniyetini değiştirirse yoluna girer.Nasıl bir zihniyet değişimi?Onlar müzakere yapmıyorlar. Onlar süreci askıya aldıklarını söylüyorlar. Onlar mahkum olmadıklarını söylüyor. Biz söylemiyoruz. Eğer onlar bunlardan vazgeçerse, müzakereyi kabul ederlerse, müzakere şartlarını yerine getirirlerse, o zaman sorun çözüm yoluna girer. Önder Apo bir Kürt ulusal kongeresinin toplanmasını istedi. Ve bu kongreden bir yürütmenin çıkmasını istedi. Yine Kürt diplomasinin yürütülmesi için bir komitenin oluşturulmasını istedi. Yine burda Kürt savunma güçlerinin oluşturulmasını istedi. Bir ortak Kürt savunma gücü, bir barış gücü oluşsun dedi. Bunlar yıllar önce bizim savunduğumuz ve pratikte geliştirmeye çalıştığımız düşüncelerdi ve geliştiriyoruz da. Kongre için çalışmalar yürüttük, bir yere kadar getirdik. Şimdi zemin elverişli hale geldi, kalınan yerden bunları yürütüp yönetmek istiyoruz. Yani biz çalışmalarımıza devam ediyoruz hala. DAİŞ faşizmi kendi iradesi dışında, Kürtleri yakınlaştırıyor. Kürtlerin sorunlarını çözmesine hizmet ediyor. Demokratik ulus anlayışının gelişmesine zemin hazırlıyor. Dikkat edilirse, DAİŞ, Güney Kürdistan'a saldırdığında gerilla halkı korumaya Şengal'e koştu. PKK gerillası orada Yezidilere sahip çıkarak, insanlığa ve insanlığın değerlerine sahip çıktı. Onun için herkes bunu gördü ve dillendirmeye başladı. PKK saygılı olduğunu söyledi, PKK'nin bir insanlık hareketi olduğunu, insanlığa sahip çıktığını söyledi. PKK'ye karşı birçok düşünce ve algı değişmeye başladı. Büyük bir güven oluştu. Kürtler büyük saygı görüyor, herkes bu direnişe göre yeni politikalar oluşturuyor.Ama bir taraftan Türkiye de çatışmaların başlayacağı kaygısını yükseltiyor.Adım atarsa Türkiye, çözüme gider, adım atmazsa da bu iş biter. Biz 40 yıllık bir hareketiz, eğer sorunu çözmezse, teslim olacak değiliz. PKK’nin kuruluşu, teslimiyete karşıdır zaten.İnsanlarda yine eski çatışmalı günlere döneceğiz korkusu başladı.Ne yapalım, yani teslim mi olalım? 40 yıl mücadele ettik, Kürt sorununu ortaya çıkardık, çözümü siyasi yolla yapalım dedik, 93’ten beri tek taraflı dokuz kez ateşkeş ilan ettik. Sonunda gerillayı geri bile çektik, daha ne yapalım? Gerisi teslim olmaktır. Türkiye’nin de AKP’nin de istediği bu zaten. E şimdi biz tasviyeyi mi kabul edeceğiz yani? Eğer bunu dayatıyorlarsa, büyük bir yanlıştalar. Biz 40 yıl mücadele ettik, gerekirse 400 yıl daha mücadele ederiz. Bunun bilinmesi gerek.Aysel Tuğluk “AKP partner değil”, Sırrı Süreyya Önder “Darbe mekaniği”, Hatip Dicle “Paralel yapı” diyor. Öcalan “Süreç sürüyor”, siz “zaten yoktu ki” diyorsunuz. AKP oyalıyor evet ama sizin söyledikleriniz de mesaj karmaşası yaratıyor.Bir mesaj karmaşası yok. Herkesin söylediği birbirini tamamlıyor. Şimdi bir PKK’linin söylediği ile PKK’li olmayanın söylediği aynı olamaz. Aysel Tuğluk, Sırrı Süreyya Önder, Hatip Dicle bir PKK’li değil. Ben PKK’liyim, ben PKK’nin kurucularındanım. Elbette ki benim sürece yaklaşımım değerlendirmelerim farklı olur, HDP'lilerin ya da PKK’li olmayanın farklı olur. Burda yadırganacak birşey yok. Evet PKK, belki Kürt hareketi içindeki her şeyi kapsıyor, öncülük yapıyor ama hepsi PKK değil. Ama söz birliği isteniyorsa, o zaman Türkiye’deki halkların, demokrasi ve sosyalist güçlerin hepsinin Kürt özgürlük mücadelesine destek vermesi ve Türkiye devletine bu sorunu çözmesi için baskı uygulaması gerekiyor.Son dönemde sizi de aslında çok ilgilendiren ama genelde Türkiye'nin bütün doğasını ilgilendiren HES'ler, termik santraller tartışmaları devam ediyor. Kürt bölgelerinde de HES'ler, termik santraller arttı. PKK’nin ekolojik tarumara karşı tutumu nedir?Türkiye’de kapitalizm Turgut Özal döneminde gelişti. AKP ise onu daha da ileriye götürdü. Bugün Türkiye’de artık tekelcilik var. Dünyadaki kapitalist modernite de, tekelciliği esas alıyor.AKP de bunu esas alıyor. Kürdistan’da da bu yönlü bir politika geliştiriyor. Eskiden Kürdistan’da Türk sömürgeciliğinin dayandığı kesimler ağalar, beyler, aşiret reisleriydi. Bu mücadeleyle aşıldı. Şimdi yeni bir egemen sınıf, bir burjuva sınıfı, tekeller Kürdistan’da AKP tarafından büyütülüyor. Ve bunlara dayanarak, Kürdistan’da Türk devleti varlığını sürdürüyor.Bu tekellerin oluşması için, Kürtlerde AKP’ye bağlılık ve sermayenin oluşması için her şey peşkeş çekiliyor. Onun için Kürdistan’da büyük bir tahribat oluşmuştur.Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) sitesinde yer alan verilere göre yalnızca 2002-2011 yılları arasında Fırat-Dicle havzasında santral sayıları yüzde 1000’ler oranında arttı.Bununla aslında Kürt hareketinin özgürleşmesi önlenmek isteniyor. Kürdistan’da doğada, toplumda büyük bir tahribat oluştu. Bu HES’lerle, siyanürlü altın aramayla, termik santrallerle ya da kayagazıyla yapılıyor ve bunların geçtiği yerde yaşam diye bir şey kalmıyor. Yaşanacak ne kadar yer varsa, hepsi tahrip ediliyor. İnsanlar göçertiliyor, hayvanlar öldürülüyor, her şey yok ediliyor. Bizim yaşamımız yok ediliyor. AKP’nin Kürdistan’a karşı yürüttüğü mücadele yaşamı yok etme boyutundadır.Diyorlar ya, Kürdistan sorunu aslında ekonomik sorundur, ekonomik sorunu çözersek tamamdır. Ekonomik sorunu da büyük bir talanla çözmek istiyor. Kürtler arasında yeni işbirlikçileri, yeni bir burjuva sınıfı ve tekelcilik yaratılmaya çalışılıyor. Bu temelde diyor ki, 'ben Kürtlere istihdam, iş olanağı yarattım.' Aslında bununla soykırımı gerçekleştiriyor.Yani Kürtlerin tarihini, değerlerini, yerleşim yerlerini, coğrafyasını, suyunu ortadan kaldırıyor, yaşam alanlarını zehirliyor. En büyük tehlike bu. Halkımızın bunu çok iyi anlaması ve bununla mücadele etmesi gerekiyor. Bugün mücadelenin en önemli yönü burasıdır.T24
Reklam
Reklam
Hakkari'de Gözaltı Gerginliği
Hakkari kent merkezinde bir kişinin polisler tarafından gözaltına alınması gerginliğe neden oldu. Polis, gözaltına tepki gösteren grubu biber gazı kullanarak dağıttı. Hakkari Valisi Yakup Cambolat, 1 Kasım'da çıkan olaylardan dolayı 1 kişinin gözaltına alındığını söyledi.Hakkari'de 1 Kasım'da yapılan Kobani protestoları sırasında bir bankayla ait ATM'nin göstericiler tarafından ateşe verilmesi olayı ile ilgisi bulunduğu ileri sürülen bir kişi bugün gözaltına alındı. Gözaltının akşam saatlerinde Cumhuriyet Caddesi'nde yapılması gerginliğe neden oldu. Kimliği açıklanmayan kişinin gözaltına alınması çevrede toplanan grubun tepkisine neden olunca, polis toplananları biber gazıyla dağıtmaya çalıştı. Çevrede toplanan kalabalık ise poliselere taş atarak karşılık verdi.Cumhuriyet Caddesi'nde çıkan olaylar yaklaşık 15 dakika sürdü. Hakkari Valisi Yakup Canbolat, gözaltının 1 Kasım'da bir banka şubesine yapılan molotoflu eylemden kaynaklandığını söyledi. Vali Canbolat, bu kişinin de banka şubesine yapılan molotoflu saldırıyla ilgisinin bulunduğunun kendisine bildirildiğini ve gözaltı işlemini de bundan dolayı yapıldığını kaydetti. Olayın ardından polis kentte geniş güvenlik önlemi alırken, atılan gazlardan bazı kişiler etkilendi.DHA
Doktor Canlı Yayında Kalp Krizi Geçirdi
360 TV'de yayınlanan Arzu Kılıç'ın sunduğu Sağlıklı Yaşam programında Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı Prof Dr. Uğur Yansel kalp krizi geçirdi.Sağlık programlarının deneyimli sunucusu Arzu Kılıç hemen programı kapatıp ambulans gelene kadar Doktor Yansel'in yanından bir saniye ayrılmadı. Prof. Dr. Uğur Yansel ambulansla hastaneye sevk edildi.
Reklam
İstanbul'da Deprem Olsa Nerede Toplanacağız?
İstanbul’daki 39 belediyeden yalnızca altısının internet sitesinde afet toplanma alanlarına ilişkin bilgiler var. Bu alanların vatandaşlara duyurulması için çalışmaya başlayan Mimarlar Odası her apartmana bir tabela öneriyor.İstanbul’da deprem olsa nerede toplanacağız? Bu bilgiyi nereden öğrenebiliriz? Toplanacağımız alanların altyapısı hazır mı?Olası bir afet durumunda nerede toplanacağını bilip bilmediğini sorduğumuz beş kişiden yalnızca biri olumlu yanıt verdi. İlçedeki tabelalar bu bilgiye erişmesinde etkili olmuş.Bu sorulara İstanbul’daki 39 ilçe belediyesinin internet sitesinde cevap aradık. Yalnızca altısında* afet toplanma alanlarına ilişkin bilgilere ulaştık.Kiminde bu yerler 'çadır alanları' olarak haritada gösteriliyor, genelinde sıralı listeler halinde. Beşiktaş Belediyesi'nin dışındaki sitelerde sadece toplanma alanları verilirken, Beşiktaş Belediyesi sitesinde mahalle mahalle nerede toplanılacağı gösteriliyor.Altı sitede de bu bilgiler görünür yerlerde değil. Site içinde geniş arama yapmak gerekebiliyor.Afet toplanma yerlerinin amacına ulaşması için kent içi başta olmak üzere görünürlüğünün sağlanması gerekiyor.Mimarlar Odası Anadolu 1. Bölge Temsilciliği de afet toplanma alanlarının öğrenilmesi ve halka duyurulması ile ilgili çalışmaya başladı.Temsilcilik İstanbul'un Anadolu yakasından sekiz kaymakamlığa afet toplanma alanlarının nereleri olduğunu sordu. Sancaktepe Kaymakamlığı’ndan “gizli” olduğu gerekçesiyle yanıt alınamadı. Yanıt için bir kez daha başvurmaları gerekti. Temsilcilik böylece sekiz ilçeye** dair afet toplanma alanlarına ilişkin verilere erişti.Şimdi bu bilgileri duyurmak üzere çalışmalara başlıyorlar.Mimarlar Odası Anadolu 1. Bölge Temsilciliği Başkanı Saltuk Yüceer ile çalışmaya başlama amaçlarını, afet toplanma yerinin bilinmesinin önemini ve hedeflerini konuştuk.Yüceer kaymakamlıklara başvurularıyla bu alanların afet yaşanmadan insanların hafızasında yer almasını sağlamanın yanı sıra imara açılıp açılmadıklarını da kontrol etmek istediklerini söyledi.“Vatandaşlar buranın toplanma alanı olduğunu bilmiyorsa, imara açılması onları çok da ilgilendirmiyor. Buranın yeri geldiğinde kendi hayatlarını kurtaracağını bilemeyebiliyorlar. Bu alanların hafızalara yerleşmesini sağlamak ve imara açılıp açılmadığı konusunda takipçisi olmak lazım.”“Afet toplanma alanlarını kimsenin bildiğini sanmıyorum” diyen Yüceer çalışmaları kapsamında belediye ve muhtarlıklarla işbirliği yaparak her binaya afet alanında toplanacakları yerleri gösterecek bir plaket asılmasını sağlamayı hedeflediklerini anlattı.Yüceer, afet toplanma alanlarının kapasitelerine dikkat çekerek, her apartmanın nereye gideceğinin belirlenmesinin önemli olduğunu söyledi.Afet toplanma alanlarının alt yapılarının da bu amaca uygun olması gerektiğini altını çizen Yüceer bu alanda elektrik ve suyun yanı sıra çadır ve yardım dağıtım merkezlerinin de bulunması gerektiğini söyledi. İnternet sitesinde afet toplanma alanlarına ilişkin bilgi olan belediyeler: Beşiktaş, Fatih, Küçükçekmece, Şişli, Kadıköy ve Maltepe Belediyeleri.Mimarlar Odası’nın afet toplanma alanlarına ilişkin bilgi aldığı kaymakamlıklar: Çekmeköy, Ümraniye, Üsküdar, Kadıköy, Ataşehir, Adalar, Beykoz ve Sancaktepe Kaymakamlıkları.Bianet / Beyza Kural
ÇHD'li Avukatlar Davasında Anayasa Mahkemesi Talebine Ret
Çağdaş Hukukçular Derneği ve Halkın Hukuk Bürosu mensubu avukatların yargılandığı, Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılmasının ardından ağır ceza mahkemesine gönderilen davanın ilk duruşması yapıldı. Avukatlar, davanın Özel Yetkili Mahkemede kaldığı yerden devam etmesinin anayasaya aykırı olduğunu belirtti, benzer davaları örnek gösterdi ve dosyanın Anayasa Mahkemesi'ne gönderilmesini talep etti. Mahkeme ise, bu talebi reddetti.Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ve Halkın Hukuk Bürosu'na mensup 22 avukatın, 'DHKP-C üyesi' oldukları iddiasıyla yargılandıkları davaya devam edildi. Sanık konumuna getirilen avukatların avukatları, Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırıldığını gerekçe göstererek dosyanın Anayasa Mahkemesi'ne gönderilmesini talep etti. Ancak mahkeme, bu talebi reddederek, duruşmayı 13-14 Mayıs 2015'e erteledi.18 Ocak 2013 tarihinde ÇHD'li 22 avukat hakkında, 'DHKP-C üyesi oldukları' iddiası ile açılan davanın 2'inci duruşması, Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılmasıyla dosyanın devredildiği İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Duruşmaya tutuksuz yargılanan avukatlar ile onlara destek için gelen ÇHD üyesi avukatlar, Özgürlükçü Hukukçular Derneği üyesi avukatlar ve yurt dışından çok sayıda gözlemci avukat katıldı. Sanık konumuna getirilen avukatlardan eski ÇHD İstanbul Şubesi Başkanı Taylan Tanay duruşmaya katılmadı.Kimlik tespitiyle başlayan duruşmada iddianame okundu. Sanık avukatlar adına söz alan Avukat Bayram Belen, davanın iddianamesinin kapatılan Özel Yetkili Mahkemeler döneminde kabul edildiğini belirterek, “Kovuşturmaya özel yetkili mahkemelerin bıraktığı yerden devam etmeniz Anayasa'ya aykırıdır. Yeniden tensip düzenleyip yeniden iddianameyi kabul ya da ret yönünden karar verip yargılamayı baştan yapmanız gerekir. Çünkü Özel Yetkili Mahkemeler, adil yargılama yapmadıkları gerekçesi ile kaldırıldılar. Bu nedenle yargılamaya, Özel Yetkili Mahkemelerin bıraktığı yerden devam etmeniz Anayasaya aykırıdır. Bu nedenle dosyanın Anayasa Mahkemesi'ne gönderilmesini talep ediyoruz' diyerek dosyanın Anayasa Mahkemesi'ne gönderilmesini istedi.Mahkeme Anayasaya aykırılık iddiasını reddettiMahkeme, “Kapatılan Özel Yetkili Mahkemelerin yasa ile kurulduğunu, avukatların talebinin de dosyanın esasına bir katkısının olmayacağını' gerekçe göstererek avukatların talebini reddetti.Mahkemenin bu kararı üzerine söz alan sanık konumuna getirilmiş avukatlar, dosyanın Anayasa Mahkemesi'ne gönderileceğini düşündükleri için savunma hazırlamadıklarını belirterek süre istediler. Mahkeme duruşmayı 13-14 Mayıs 2015 tarihine erteledi.Duruşma öncesi basın açıklamasıBir gurup avukat da yargılanan avukatlara destek vermek için duruşma öncesi adliye önünde toplanarak basın açıklaması yaptı. Avukatlara yabancı meslektaşları da destek verdi. Avukatlar, açıklamanın ardından duruşmayı takip etmek için adliyeye girdi.Terörle Mücadele Kanunu'nun (TMK) 10. maddesiyle görevli İstanbul Cumhuriyet Savcısı Adem Özcan tarafından hazırlanan 622 sayfalık iddianamede, ÇHD Genel Başkanı Kozağaçlı ile derneğin eski İstanbul Şube Başkanı Taylan Tanay'ın 'DHKP-C yöneticisi olmak', diğer avukatlar ise 'örgüt üyeliği' ile suçlanıyor.ÇHD yöneticisi ve üyelerinden 9 avukat, DHKP-C adı altında yürütülen soruşturma kapsamında 18 Ocak 2013'de tutuklanmış ve Avukatlardan Şükriye Erden, Nazan Betül Vangölü Kozağaçlı, Naciye Demir ve Güçlü Sevimli davanın üçüncü duruşmasında, diğer avukatlar ise 21 Mart 2014'te tahliye olmuşlardı. Soruşturmanın devam ettiği sırada Emniyetten yapılan açıklamada avukatlara 'ajan ve terörist' suçlamasında bulunulmuş, Türkiye tarihinde bir ilk daha gerçekleşerek İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturmanın gizliliği hiçe sayılarak avukatlar hakkında basın toplantısı düzenlenerek suçlamalarda bulunulmuştu.Savunmayı sanık koltuğuna oturtan soruşturma ve yargılama sırasında sayısız hukuksuzluklara imza atılmış ve bunlar da kamuoyu gündemine gelmişti. Bizzat Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ve Emniyetin, hazırlık soruşturmasının devam ettiği aşamadaki açıklamalarında, 'Bürolarında 11 çelik kapı var, evrak yakıyorlardı, sahte kimlikler bulundu' denilmişti. Ancak daha sonra baskına ilişkin emniyet kamerasının kaydettiği görüntüler ortaya çıkmış ve bu iddialarının tümünün gerçek dışı olduğu görülmüştü. Polisin ÇHD ve Halkın Hukuk Bürosu'na gerçekleştirdiği baskın sırasında 11 çelik kapıya ne de her hangi bir evrakın yakılmasına ilişkin duruma ve görüntüye rastlanmamıştı. Üstelik avukat bürolarının aranmasında yasal zorunluluk olarak bulunması gereken savcı da aramaya nezaret etmemişti. Saatler sonra polisin baskın yaptığı büroya gelen soruşturmanın savcısı Adem Özcan ise MİT, 17 Aralık soruşturmaları ve 7 bin 500 kişinin yasa dışı dinletilmesiyle gündeme gelmiş ve suçlanmıştı.Üstelik operasyon sırasında gözaltında alınan avukatlar şiddete de uğramıştı. Avukat Taylan Tanay'ın, emniyette maruz kaldığı işkencenin kamera kayıtları ortaya çıkmıştı. Görüntülerde 10 kadar polisin yere yatırarak üzerine çıktığı avukat Tanay'a polis amirinin, 'İşkence yapmayalı yıllar oldu. Elektrik vermiyoruz, su vermiyoruz' demesi dikkat çekiyordu.CNN Türk
Reklam
Dünyanın Baştan Aşağı Değişmekte Olduğunu Gösteren 19 Akıl Almaz Bilgi
Aslında birçoğumuz, tarihte meydana gelmiş büyük çaplı değişimlerin çok uzun sürdüğünü düşünüyoruz. Kısmen haklıyız da bunda. Fakat günümüzde, dünya tahmin ettiğimizden de hızlı değişiyor ve bugün toplumumuzu ayakta tutan birçok şey, yakın gelecekte değişecek. İşte o akıl almaz değişimlerden 19 tanesi;
Reklam
Android Telefonları Stüdyoya Çeviren Cihaz
Önce iOS için piyasaya sürülen iRig HD-A , şimdi de Android kullanıcısı gitaristler için satışa sunuluyor. Bu cihaz sayesinde gitarın kaydını yapmak eskisinden çok daha kolay bir hale geliyor.Kablo aracılığıyla telefon gitara bağlanabiliyor ve Amplitube uygulaması ile kayıt yapılabiliyor. 24 bit 48kHz dijital çevirici kablosunun yanında ayrıca USB kabloya da sahip cihazı böylece bilgisayara erişilebilen her yerde kolayca kullanmak mümkün oluyor. 100 dolar fiyat etiketiyle gelen iRig HD-A, yalnızca Samsung Professional Audio destekli cihazlarda çalışabiliyor. Şu an Galaxy Note 4, Galaxy Note Edge ile çalışan cihazın önümüzdeki dönemlerde Galaxy S5 ve Note 3′e de destek sağlayacağı belirtiliyor. İleride destek verilen telefonların sayısının artıp artmayacağı konusunda ise herhangi bir açıklama gelmiş değil.LOG Dergisi
Sokakta Sarhoş Numarası Yaparak Adres Soran Güzel Kadının Erkeklerle İmtihanı
Sarhoş taklidi yaparak Hollywood Bulvarı’na doğru yol alan kadın, toplamda beş erkekle muhatap oluyor. Sadece sarhoş bir şekilde yolda yürüyen ve otobüs durağını soran kadın erkekler tarafından kenara çekiliyor, kolundan tutuluyor ve hepsi kadına aynı soruyu soruyor: ‘Evime gidelim mi?’Kadınsanız sadece cinsiyetiniz yüzünden şiddet görebilirsiniz, iş hayatınızda tacizlere maruz kalabilirsiniz, ailenizin hanım kızı olmazsanız herkes tarafından yargılanabilirsiniz. Ayık olarak karşılaştığı bu muameleye kadınlar bir de sarhoşluklarını ekleyince, olay kontrolden çıkıyor.
Milyonluk Eserleri 10 Bin Liraya Satmışlar!
Ankara Resim Heykel Müzesi'ndeki milyonlarca liralık tabloların, sahteleriyle değiştirilerek 10 bin liraya satıldığı ortaya çıktı.Ankara Resim Heykel Müzesi'nden değerli eserlerin nasıl çıkarıldığı gizli tanık ifadesiyle de gözler önüne serildi. Soruşturma kapsamında ifadesine başvurulan gizli tanık, müzede güvenlik görevlisi ve müdür yardımcısı olarak çalışan kişilerin tabloları sattığını söyledi.Gizli tanığın verdiği bilgiye göre müzenin depolarında duran, bazıları kayıtlara girmemiş orjinal resimler dışarı çıkarıldı ve yerlerine sahteleri konuldu. Bunlar arasında Halil Haşa'ya ait iki yağlı boya tablo da 10 bin liraya satıldı.Bu tablolar başka isimler arasında el değiştirirken aynı müzeden 80 eser daha geldi.Bunların bir bölümü müzayedelerde bir bölümü de el altından satıldı.Resim Heykel Müzesi'nde kayıp 132 eserle ilgili başlatılan operasyonda aralarında işadamarı ve antikacilarında bulunduğu 17 şüpheliden 3'ü tutuklandı. 6'sı adli kontrol şartıyla serbest bırakıdı. Müzenin güvenlik görevlisiyle satışlara aracılık eden iki kişi cezaevine gönderildi.Operasyonda bazı eserlerin kaybolduğu bazılarının da sahteleriyle değiştirildiği ortaya çıktı. Bulunan eserler arasında ünlü ressam Hikmet Onat'a ait manzara tablosu, Hüseyin Avni Lifij'e ait portre ve manzaralar, camii resimleriyle tanınan Şevket Dağ'a ait cami çıkışı tablosu, Hoca Ali Rıza'ya ait karakalem eskiz ve yağlıboya tablolar bulunuyor.Posta
Reklam