Daha Az Uykuyla İdare Edebilir Miyiz?
Bazıları, uyuyarak geçirdiğimiz günün üçte birlik dilimini boşa geçen zaman olarak görür. Yapmayı planladığımız işlerimiz için gün kısa geldiğinde, neden daha az uykuyla yetinemediğimizi sorgularız. Örneğin İngiltere’nin eski başbakanı Margaret Thatcher’a günde dört saat uyumak yetiyormuş. Ressam Salvador Dali’ye de.Herkes için yeterli uyku süresi farklıdır. Uyku üzerine yazdığı kitabında Jim Horne, yüzde 80’imize 6-9 saatlik uykunun yettiğini, geri kalan yüzde 20’nin ise bundan daha az ya da çok uykuya ihtiyaç duyduğunu belirtiyor.Peki alışılmış uyku düzeni kolaylıkla değiştirilebilir mi? Örneğin her sabah kendimizi normal saatimizden iki saat daha erken kalkmaya zorlasak vücudumuz sonunda bu duruma alışır mı? Malesef hayır.Uykusuzluğun etkileriYeterince uyumamanın vücudumuz üzerindeki ters etkilerine dair fazlasıyla veri var. Yani az uykuya alışılmıyor. Az uyumak kısa vadede konsantrasyonu azaltırken, aşırı durumlarda kafa karıştırıcı ve stres kaynağı olabilir; araç sürme bakımından sarhoşken araç kullanmaya eşdeğer etkileri olur.Uzun vadedeki etkileri ise çok daha ciddi boyuttadır. Yıllar boyunca ihtiyaç duyduğumuzdan daha az uyuma halinde obezite, diyabet, yüksek tansiyon ve kalp ve damar hastalıkları riski artar.Peki nasıl oluyor da bazıları diğerlerinden çok daha az uykuyla idare edebiliyor? Onlarda neden hastalık belirtileri görülmüyor?Her şeyden önce, bazı insanlar iddia ya da kabul ettiklerinden daha fazla uyuyor. Ama bazı nadir insanlar da herhangi bir ters etkisini görmeden günde beş saatlik uykuyla yetinebiliyor. Bu tür insanlara “uykusuz elitler” dendiği de oluyor.Genetik faktör2009’da California Üniversitesi’nden genetikçi Ying-Hui Fu, bir anne ile kızının az uyudukları halde her sabah dinlenmiş olarak kalktıklarını fark etti. Yapılan testlerde her ikisinde de hDEC2 adlı genin mutasyona uğramış olduğu görüldü. Fare ve sineklerde aynı genle oynandığında onlar da daha az uyumaya başlamıştı.Bu durum, uyku ihtiyacımızı belirlemede kısmen genetik faktörün de etkisi olduğunu gösteriyor. Yani bizdeki genler o “uykusuz elitler” gibi az uykuyla idare etmemize olanak tanımıyor (bu en azından bazılarımız için iyi bir bahane olabilir!).Ancak vücudumuzu az uyuma konusunda eğitmek mümkün olmasa da, askeri güçlerle çalışan araştırmacılar, önceden iyi planlandığı taktirde uyku stoku yapılabileceğini ortaya koydu. Denekler bir hafta boyunca her gece iki saat önce yatıp daha sonra uykudan mahrum bırakıldığında, uyku stoku yapmamış olanlara kıyasla uykusuzluktan çok fazla etkilenmedikleri görüldü.Kimi örnek almalı?Counting Sheep (Koyun Saymak) adlı kitabında Paul Martin vücudun doğal uyku ihtiyacını tespit etmek için şu yolu öneriyor: İki hafta boyunca her gece aynı saatte yatmaya gidip sabah kendiliğinden uyanana kadar uyumak. İlk bir-iki gece daha önceki uykusuzluk halini giderme ihtiyacı duyabileceğinizden onları hesaba katmamak gerekir. Diğer günlerdeki uyku sürenizden ise ideal uyku saati hesbını yapabilirsiniz.Vardığınız sonuç beklediğinizden fazla olabilir. Bunu boşa giden zaman olarak görmemek gerekir. Ömrümüzün üçte birini uykuya ayırmak zorunda olsak da diğer üçte ikilik zamanı en verimli şekilde kullanmak için gereklidir bu.Belki de uyku konusunda Margaret Thatcher’i değil de Winston Churchill’i örnek almalı. Churchill sabah kalkmaktan öylesine nefret edermiş ki, bazen yatağında çalışır, hatta bazı ziyaretçileri yatak odasında kabul edermiş.Bu makalenin İngilizce aslını BBC Future’da okuyabilirsiniz.BBC
Anadolu'nun En Eski El Aleti Bulundu
Uluslararası araştırma ekibi Gediz Nehri civarında insanlık tarihine ışık tutacak taş keski buldu. 1.2 milyon yıllık keski Asya ve Afrika'dan Avrupa'ya göçün bilinenden eski başladığını ortaya koydu.TÜRK, İngiliz ve Hollandalı bilim adamları, Manisa'nın Kula ilçesi sınırlarındaki Gediz Nehri civarında Anadolu’nun en eski el yapımı aletini buldu. Kuvarsitten yapılan taş keskinin 1.2 milyon yaşında olduğu belirlendi. Harran Üniversitesi’nden Profesör Tuncer Demir, İngiliz Royal Holloway Üniversitesi’nden Profesör Danielle Schreve ile Hollandalı bilim adamlarının da katıldığı kazıda bulunan aletin yaşı yüksek duyarlılığa sahip radyometrik ve paleomagnetik ölçüm cihazlarıyla tespit edildi. İnsanlık tarihine ışık tutucak keşifle ilgili Science Daily adlı bilim dergisine açıklama yapan  Danielle Schreve, 'Taşın yaşı bize Asya ve Afrika kıtalarından Avrupa'ya göçün tahmin edilen tarihlerden çok daha önce gerçekleştiğini gösteriyor. Taş keski, Anadolu'da yerleşik yaşamın 1.24 ila 1.17 milyon yıl önce başladığını kanıtladı' dedi.  Bilim dünyası büyük göçün 350 bin ila 200 bin yıl önce olduğuna inanıyordu. Dünyanın en eski insan fosili de 2007'de Denizli'nin Kocabaş ilçesinde bulunmuştu. Bilim adamları batı Türkiye'nin insanlık tarihi için önemli  bulgular barındırdığını açıkladı. Kaynak: Rusya'nın Sesi
'İnsan Beyninin Yerini Yapay Zeka Alacak'
Amerikalı önde gelen bazı biliminsanlarına göre süper akıllı robotlar tüm evrende biyolojik yaşam formlarına üstünlük sağlayacak.Gelişen teknolojiyle araştırmacılar her geçen gün yeni ve yaşanılır gezegenler bulmaya devam ediyorlar. Uzmanlar birgün buldukları yaşanabilir gezegenlerden birinde akıllı yaşam formlarıyla karşılaşabileceklerini de belirtiyorlar. Araştırmacılara göre, büyük bir ihtimalle de bu akıllı yaşam formaları yapay zekaya sahip olacak.Uzmanlar ayrıca çok da uzak olmayan bir gelecekte, biyolojik yaşamla yapay yaşamın bir noktada birbirlerine entegre olabileceğini düşünüyorlar. Bu yolla da yapay zekanın yeryüzünde de gelişeceğinin altını çiziyorlar.
3D Yazıcıyla Titanyum Malzemeden Protez Üretildi
3D yazıcıların en çok işe yaradığı alanlardan biri olan protezler, hastaların hayatını büyük ölçüde kolaylaştırıyor. Geliştirilen yeni bir protez ise kolaylık sağlamasının yanı sıra estetik görüntüsüyle de dikkat çekiyor.Araştırmalara göre Amerika ‘da 2 milyonu aşkın sayıda herhangi bir uzvunu kaybetmiş insan bulunuyor. Bu sayıya maalesef her yıl 185 binden fazla kişi dahil oluyor. Bu kişilerin yüzde 90’ını ise bacaklarını kaybeden kimseler oluşturuyor. 3D yazıcıyla üretilen protezlerin ucuz olması, bu protezlerden edinmek isteyenlerin işini büyük ölçüde kolaylaştırıyor. Ayrıca birçok protezin aksine şık bir görüntü sunmasıyla da hastanın psikolojisine olumlu yönde katkı yapıyor.Endüstriyel tasarımcı William Root tarafından geliştirilen bu protez, hastanın ölçülerine uygun olarak geliştiriliyor ve özelleştirilebiliyor. Kişinin bedeni 3D olarak taranıyor ve böylece tam olarak ihtiyaca yönelik bir protez üretmek mümkün hale geliyor. Bilgisayar ortamında hazırlanan tasarım 3D yazıcıda titanyum malzeme ile üretiliyor. Üretim esnasında protezde kalan pürüzler ise lazer ile gideriliyor. Daha sonrasında, üretilen parçalar bir araya getirilerek doğal görünümlü bir protez elde edilmiş oluyor.Şu anda prototip aşamasında olan proteze ilgi oldukça büyük. Root’un bu aşamadaki hedefi, tam anlamıyla çalışabilen bir prototip hazırlamak. Geriye kalan tek şey ise büyük bir firmadan veya protez üretimi yapan dev bir şirketten destek gelmesini beklemek olacak.LOG
Erdoğan: 'Türkçe ile Felsefe Yapamazsınız'
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkçe'nin bilim ve felsefe için yetersiz bir dil olduğunu söyledi. Dil devrimini eleştiren Erdoğan  'Bilim yapmaya müsait dilimiz bir gecede yok oldu' dedi...49. TÜBİTAK Bilim, Özel ve Teşvik Ödülleri Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda düzenlenen törenle sahiplerini buldu.Himayesinde gerçekleştirilen ödül töreninde konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2014 yılı TÜBİTAK ödüllerine hak kazanan bilim insanlarını tebrik ederek, başarılarının artarak devam etmesini diledi.TÜBİTAK’a ve ödüllerin verilmesinde emeği geçenlere teşekkür eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, ödüllerin Cumhurbaşkanlığı himayesine alınmasında katkısı bulunan 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e de ayrıca şükranlarını sunduğunu dile getirdi.Cumhurbaşkanı Erdoğan, ödül alan bilim insanlarının ikisinin ABD’deki üniversitelerde, dördünün Koç Üniversitesi’nde, üçünün Bilkent, üçünün de ODTÜ’de görev yaptığını belirterek, 'Bunun yanında Erzurum’dan İzmir’e, Kayseri’den Eskişehir’e, Ankara’dan İstanbul’a, Bursa’ya kadar Anadolu’daki üniversitelerimizin de başarılarını görüyoruz. Elbette Türkiye’de ödüle hak kazanacak bu ölçüde bilimsel başarı sadece bu kadar değil. Seçici kurul bir sıralama ve bir sınırlama yapmak zorundaydı. Bu yıl sadece 19 hocamız, 19 bilimsel çalışma ödülü almaya hak kazandılar. Şunu çok iyi biliyoruz ki diğer üniversitelerimiz de üniversite dışı merkezlerimiz de ya da yurtdışında çok sayıda başarılı bilim insanımız çalışma yapıyor. Dünyaya isimlerin duyuracak, önemli çalışmaların altına da imzalarını atıyorlar' diye konuştu.Bilim alanındaki çalışmaları ve başarıları yeterli bulmadığını ve bunun Türkiye’nin gerçek potansiyelini yansıtmadığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:'Türkiye’nin bilim insanları, üniversitelerin, merkezleri mevcudun çok çok üzerinde güzel işler başarma potansiyeline sahiptir. Daha önce de çeşitli vesilelerle ifade ettim; bilim uygun bir atmosfer, uygun bir iklim bulduğunda, yani gerekli şartlar sağlandığında doğar, büyük ve gelişir. İstediğiniz kadar para akıtın, imkan sağlayın, istediğiniz kadar teşvik edin ya da zorlayın eğer bilim için gerekli atmosfer yoksa oradan alınacak sonuç da yoktur. Bize ilim, bir pınardan akan suya benzetilmiştir, yani ilim gece, gündüz bir kaynaktan durmaksızın akar. Siz oradan ancak içmek istediğinizde içersiniz. Ne kadar içmek isterseniz, ancak o kadar içersiniz. Yani ilim bir gönüllülük işidir. Önce gönülde, önce kalpte kararı verilen bir çabadır, zihinsel bir hazırlıktır ve böylece yüksek bir gayrettir.''Öğrenci değil talebe'Eskiden 'öğrenci' değil, 'talebe' denildiğine dikkati çeken Erdoğan, şunları kaydetti:'Bizim medeniyetimizde ‘talebe’ kavramı, mefhumu çok önemli. Talebe, yani talep eden, yani isteyen manasına geliyordu. İlmi isteyen, arzulayan, gönüllü olarak meşakkate katlanacak kişiler ancak talebe olabiliyordu. Yoksa eğitimde zorla öğretelim, yani formatlayalım diye bir gaye, böyle bir hedef, böyle bir amaç yoktu. Bizim medeniyet tarihindeki ilim merkezlerine baktığımızda, ilim için gerekli şartların oluşturulduğunu ve çok hassas şekilde korunduğunu görürsünüz. Semerkant, Buhara, Bağdat, İsfahan, Konya, Kahire, Şam, Trimuttu, Gırnata, Kurtuba, İstanbul ve elbette Medine… Bütün bu tarihi ilim şehirleri sadece o kendi alimlerini yetiştirmekle kalmamış, dönemlerinin alimlerini, bilim insanlarını da şehirlerine cezbetmiş, çekmiştir. Peki bu cazibeyi nasıl oluşturuyorlar. Birincisi, alimlerin, bilim insanların özgür bir şekilde çalışmalarını temin edecek iklimi tesis ediyorlar. Maddi kaygıları ortadan kaldırıyorlar. Güvenliğine ilişkin tüm tedbirleri alıyor, emniyeti sağlıyorlar. Tesis derseniz, yani medrese, kütüphane hepsini temin ediyorlar. İlim erbabına en yüksek payeleri veriyorlar. Gereken hürmeti en üst düzeyde gösteriyorlar. Bizzat sultanlar, padişahlar, ilim erbabının ayağına kadar gidiyor, onları teşvik ediyorlar. Yani ‘Akşemsettin’in atının ayağından sıçrayan çamur benim kaftanımın şerefidir’ diyorsa bir sultan, bir padişah, bunun çok büyük bir anlamı vardır.''Övünmek haktır ama yeterli değil'Cumhurbaşkanı Erdoğan, bilim için uygun iklim oluşturulduğunda, oraların şöhretinin de dünyanın her yerine yayıldığını ve herkesin oralara akın ettiğini anlatarak, alimlerin de talebelerin de o yerlere geldiğini, o zaman da bütün ülkeyi hatta dünyayı besleyen bir heyecanın oluşmaya başladığını söyledi.'Biz, kendi tarihimizde, medeniyetimizde bu tür cazibe merkezlerini, ilim merkezlerini inşa ettiğimiz için bilim tarihine çok önemli katkılar sağladık' diyen Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:'İbn-i Sina’dan Farabi’ye, Attar’dan Hayyam’a, Ali Kuşcu’dan Harezmi’ye, Cabir’den Piri Reis’e kadar dünya bilim tarihine istikamet çizen çok sayıda bilim insanı yetiştirdik. Elbette tarihimizde yetiştirdiğimiz büyük ilim insanlarıyla övünmek bizim için haktır, ama yeterli değildir, olmaz ve olamaz. Bizim geçmişle övünmek yerine bugün ‘neden olmuyor, bugün neden dünya bilimine yön veren bilim insanları yetişmiyor’ sorusunu kendimize her fırsatta sormamız gerekiyor. Eksik olan en başta iklimdir, atmosferdir, yani gerekli şartlardır. Bugün eğer Türkiye dahil dünyadaki bir çok ülkenin beyinleri kendi ülkelerini bırakıp Batı’daki bilim merkezlerine akın ediyor, oralarda da aradıklarını buluyorlarsa bu işte buradaki iklimin kaybolmasındandır. Bilim insanı özgür değilse, bilim insanı kendisini emniyette hissetmiyorsa, bilim insanı bilimden ziyade maişetini dert ediniyorsa, ilim sahibi olmanın yüksek payesini hissedemiyorsa, tarihte hep olduğu gibi kalkar daha uygun şartlara göç eder. Bizim bu iklimi yeniden oluşturmamız, yeniden inşa etmemiz gerekiyor. İlimi, devletin ve siyasetin müdahalesinden, yargının müdahalesinden olduğu kadar mahalle baskısından da kurtarıp, daha da özgür bir zemine kavuşturmak zorundayız.'Erdoğan, 'Türkiye, paralel yapıyla olan mücadelesini kazanmıştır, Allah'ın izniyle kazanmaya devam ediyor. Bu bir özgürlük mücadelesiydi ve önümüzde önemli bir engeldi, şimdi bu açığa çıktı. Bu engelin aşılmasıyla siyasetin, ekonominin, dış politika ve toplumsal hayatın yanında eğitimin ve bilimin önü daha da açılmıştır, açılmaya devam edecektir' dedi.Erdoğan, Başbakanlık yaptığı 12 yıl boyunca 'bilim altyapısını güçlendirmenin, özgür hale getirmenin ve gerekli iklimi, atmosferi tesis etmenin mücadelesini verdiklerini' belirterek, şunları söyledi:'Bizde eğitim ilkokuldan başlayarak, üniversite son sınıfa kadar bir formatlama süreciydi. 7-8 yaşında çocuklara her sabah, baskı rejimlerinde olduğu gibi koro halinde bir ezberi okutmak, özgürlükle ya da özgür zihinler yetiştirmekle bağdaşabilir mi? Kimin hangi okula gideceğine ya da gidemeyeceğine devlet karar verebilir mi? Herkesin girdiği bir sınavda, bazılarına kat sayı engeli koymayı, daha en başta yarışta dezavantajlı konuma getirmeyi adaletle, eşitlikle, özgürlükle izah edebilir miyiz? Üniversitede okuyan gençlerin, kıyafetlerini, sakallarını, bıyıklarını on yıllar boyunca bu ülkenin gündeminde tutmayı, üniversiteleri, bununla meşgul etmeyi bilimle izah edebilir miyiz? Düşüncelerinden dolayı bilim insanlarının özgürlüklerini elinden almayı hatta onları sürgüne göndermeyi ilimle, bu toprakların kültürüyle, birikimiyle denk düşürebilir miyiz? Hatırlayalım, 1402 sayılı sıkıyönetim kanununa bir ekleme yaptılar, önemli bir kısmı üniversite hocası olan 5 bin kamu çalışanının işine son verdiler, sokağa terk ettiler. Bunların hepsi yetişmiş profesörlerdi, doçentlerdi. Maalesef on yıllar boyunca ülkemizde bunlar yaşandı. Nasıl ki siyaset bir çerçeve içine alınmak, belli kalıplara belli sınırlara hapsedilmek istendiyse, üniversite, bilim, fikir, eğitim aynı şekilde dar kalıplara dar bir çerçeve içine alınmak istendi.''Bakın şu anda dahi, üniversitelerimizde 1940'ların dünyasında yaşayan, o günlere takılıp kalmış, maalesef üzülerek söylüyorum, akademisyenler var. Elbette çeşitlilik olarak, bir numune olarak onların da fikirlerine saygı duyacağız ama bu zihnin, bu fikrin bütün bir eğitim sistemini, üniversite sistemini, bilim atmosferini karartmasına ve zehirlemesine müsaade etmemeliyiz' diye konuşan Erdoğan, Türkiye'de siyaset, hukuk, toplumsal hayat hızla normalleşirken üniversite ve bilim dünyasının da hızla normalleşmesini sağlayacaklarını kaydetti.Çocukların, gençlerin, bilim insanlarının yurtdışına gitmeye gerek duymayacağını, ülkelerinde gerekli atmosferi bulacaklarını söyleyen Erdoğan, 'yurtdışına gidenlerin de cazibe merkezi olan ülkelerine süratle geri döneceklerini, 300'ü aşkın akademisyenin geri döndüğünü duymanın önemli bir haber olduğunu' belirtti.Erdoğan, 'Bununla birlikte dünyanın her yerinden akademisyen, bilim insanı, araştırmacıları cezbedecek, ülkemizi bu anlamda da bir cazibe merkezi haline getiriyoruz, getireceğiz. Bu arada biliyorsunuz, bizim değerlerimiz ilim Müslümanın yitiğidir, nerede bulursa alır. Onun için gerek YÖK, gerek TÜBİTAK şu anda biliyorsunuz yurtdışına lisans, lisansüstü, doktora öğrencileri gönderiyor. Bizler bütün bunları her geçen gün yapacak güçteyiz. En önemlisi de bunu inşa edecek tarihi bir tecrübeye sahibiz. Bilim merkezi, cazibe merkezi Buhara'yı, Konya'yı, İstanbul'u, bugün bu topraklarda bir kez daha kurabiliriz. Yeter ki en başta kendimiz buna inanalım.' dedi.2002 yılında göreve geldiklerinde en fazla önem verdikleri konunun eğitim-öğretim olduğunu vurgulayan Erdoğan, o zaman 75 olan üniversite sayısının 176'ya ulaştığını ve üniversite olmayan ilin kalmadığını kaydetti.Erdoğan, 'Şimdi üniversitemiz olmayan ilimiz yok. Yani Iğdır'daki, Hakkari'deki genç maddi imkansızlıklar nedeniyle 'acaba ben üniversite okuyabilecek miyim' diye düşünmeyecek. O gidemeyebilir ama biz yönetim olarak ne yaptık, üniversiteyi onun ayağına götürdük. Kendi ilinde evinden çıkıp üniversitede artık tahsilini yapabilir' diye konuştu.İnovasyona, markalaşmaya, araştırmaya geliştirmeye çok büyük yatırımlar yaptıklarını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ar-Ge çalışmalarına destekte bir hedef koyduklarını ve milli gelirin yüzde 2'sini Ar-Ge'ye ayırmaya karar verdiklerini belirtti.'Hedefi henüz yakalamış değiliz, şu anda yüzde 1'e gelmedik ama hedef yüzde 2. Şimdi özel sektör de bu konuda adımlar atmaya başladı. Özel sektör, araştırma geliştirmeye büyük önem veriyor, bu çok önemli. Daha önce özel sektör hep hazıra yükleniyordu, ama şimdi kendileri başladı. Bu da bizim için çok önemli bir gelişme' diye konuşan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:'TÜBİTAK'ı, bu ülkenin bilim politikalarına istikamet çizecek bir merkez olarak güçlendirdik, güçlendiriyoruz. Niyetimiz tamamen burada özellikle kaliteyi yükseltmek, hedefimiz, gayemiz bu ülkede bilimin desteklenmesi, teşvik edilmesi. Ama ne oldu? Bir gizli yapı sinsice TÜBİTAK'ın içinde büyüdü, adeta bir ur gibi gizlice bünyeyi sardı, bünyeye hakim oldu ve başka gayelere hizmet etmeye başladı. Bilim üretmesini, bilimi teşvik etmesini beklediğimiz TÜBİTAK, kendi ülkesinin cumhurbaşkanını, başbakanını, genelkurmay başkanını, bakanlarını dinlemek gibi, uluslararası istihbarat servislerine hizmet vermek gibi haince bir planın ne yazık ki zemini oldu. 'Kriptolu telefon ürettik' dediler, diyorlar. Bunu devletin üst düzey yöneticilerine veriyorlar ve sonra ellerindeki şifrelerle bu telefonları dinleyip bir yerlere servis ediyorlar. Burada sadece ihanet yok, burada aynı zamanda çok ciddi bir ahlaksızlık da var. Ayrıca burada sadece kendi vatanına ihanet, kendi milletine ahlaksızlık değil bilime ihanet, tüm bilim camiasına yönelik ahlaksızlık da var.'Erdoğan, kendilerine verilen imkanları, bilim için, insanlığın yararı için kullanmak yerine vatana ihanet için kullanan kişilerin bilim camiasının yüz karasından başka bir şey olmadığını ifade etti.İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı sırasında kendisini ziyaret eden, geçmiş yıllarda öldürülen Musevi bir vatandaşın, insan, bilgi ve para yönetiminin, başarının sırrı olduğunu, bu 3 şeyi başardıkları için dünyanın en güçlü etnik yapısı haline geldiklerini söylediğini aktardı.Bu sözlerin önemine işaret eden Erdoğan, kendisi için bunların yönlendirici bir hedef olduğunu söyledi. Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:'Öyle bir bilgi vardır ki siz onu rahatlıkla, ranta dönüştürür, paraya dönüştürür ve sürekli olarak onun neticesini alırsınız. O hiçbir zaman kaybolmayacaktır, onun patenti sizdedir. Bunun yanında parayı yönetmek çok çok önemli. Eğer parayı hakikaten başarıyla yönetebiliyorsanız, onun da neticesini alırsınız.TÜBİTAK'ı da işte bu ilim camiasının, bu bilim insanlarının, yüz karalarından aktarma süreci olarak görüyorum. Bilgiyi ülkemiz için, tüm insanlarımız için önemli bir yönetim aracı olarak kullanma noktasında TÜBİTAK'ı hedef olarak görüyorum ve oradan elde edilecek hasılanın da bu ülke için çok önemli bir kaynak olduğunu ifade etmek istiyorum.''Eğitimin ve bilimin önü daha da açılmıştır'Türkiye'nin, paralel yapıyla mücadelesini kazandığını belirten Erdoğan, 'Allah'ın izniyle kazanmaya devam ediyor. Bu bir özgürlük mücadelesiydi ve önümüzde önemli bir engeldi, şimdi bu açığa çıktı. Bu engelin aşılmasıyla siyasetin, ekonominin, dış politika ve toplumsal hayatın yanında eğitimin ve bilimin önü daha da açılmıştır, açılmaya devam edecektir' diye konuştu.Bu konuda kendilerine düşen ne ise onu hakkıyla, layıkıyla yerine getirmeye devam edeceklerinin altını çizen Erdoğan, ülkede 77 milyonun her bir ferdinin sanal gündemlerle değil kendi asli vazifesi ve işiyle meşgul olması için daha çok çalışacaklarını vurguladı.'Geleceğe ümitle bakıyorum'Çözüm Süreci ile mutlak bir huzur ortamını tesis ederek, daha fazla büyümeye, kalkınmaya ve daha ileri demokratik standartlara, bilim içinde daha özgür bir iklime yoğunlaşılacağını anlatan Erdoğan, 'Ben Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı olarak ümitvarım. Geleceğe ümitle bakıyorum' ifadelerini kullandı.12 yılda açılan 265 bin dersliğin Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemleri hariç, Cumhuriyet tarihi boyunca 79 yılda açılan dersliklerin 3'te 2'si olduğunu kaydeden Erdoğan, sınıflardaki öğrenci sayısını 30'a düşürmeyi hedeflediklerini belirtti.Ekonomik gücü süratle yakalayıp, öğretmen sayısında gelinen noktayı daha da arttırmak istediklerini bildiren Erdoğan, yeterli sayıda öğretmen atayabilmeyi istediklerini söyledi.Bazı öğretmen adaylarının kendilerine 'Bize öğretmenlik yok mu' dediğini aktaran Erdoğan, 'Öğretmenlik hakkını kazanan herkes, şüphesiz ki öğretmen olmayacaktır. Ne kadar ihtiyaç varsa o kadar olacaktır, bütçe neye müsaade ediyorsa o nispette de bu atamalar yapılacaktır. Ama ben şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Bizler, Cumhuriyet tarihinde hiçbir dönemde olmayan bütçeyi, milli bütçeden, eğitime ayırdık ve hiçbir dönemde olmayan öğretmen atamasını da birinci sırada devamlı milli eğitimde yaptık. Kadroların her zaman çoğu milli eğitime verildi. Yine bu yıl da aynı şekilde oraya verildi.''Gözleri parıldayan bir nesil'Öncelikli meselenin eğitim, sağlık, adalet ve emniyet olduğunu belirten Erdoğan, çok farklı, donanımlı ve birikimli, gözleri parıldayan bir nesil yetiştiğine işaret etti.Erdoğan, kendilerinin sahip olamadığı imkanlara ve atmosfere sahip olan bu yeni neslin Türkiye'yi daha dönüştüreceğine, gelecek nesillere çok daha farklı bir Türkiye emanet edeceğine olan inancını ve bu nesile güvenini dile getirdi.'Takip ve taklit edilen olmaya ihtiyacımız var'Her zaman, 'Takip eden geride kalır, taklit eden hep bir adım geride kalmaya mahkumdur' dediğini hatırlatan Erdoğan, 'Bizim artık takip etmekten, taklit etmekten çıkıp, öne geçmeye takip ve taklit edilen olmaya ihtiyacımız var. Bunu sağlayacak potansiyelimiz de var' ifadelerini kullandı.Savunma sanayinde 'adeta sessiz bir devrim' gerçekleştirildiğini kaydeden Erdoğan, ithal eden, taklit eden, montaj yapan bir ülkeden, planlayan, projelendiren, tasarlayan ve üreten bir ülke konumuna gelindiğini vurguladı.Türkiye'nin kendi tankını, milli tüfeğini, helikopterini, insansız hava araçlarını, savaş gemilerini, roketlerini tasarlayan ve üreten bir ülke konumuna yükseltildiğini anlatan Erdoğan, Gebze'de TURKSAT 6A uydusunun inşa imza törenine katıldığını hatırlattı.Erdoğan, Türkiye'nin artık kendi uydularını üretebilen bir ülke konumuna yükseldiğini ve çok daha fazlasının yapabilineceğini kaydetti.'En fazla ihtiyacımız olan şey özgüvendir'Nano teknolojiyle ilgili başarıları ortaya koyan kişilerin ödül törenini izlediklerini söyleyen Erdoğan, 'Bizim en fazla ihtiyacımız olan şey yapabileceğimize inanmaktır. Yani, özgüvendir. Bizim bu özgüvene sahip olmamız, yetişen nesillere de bu özgüveni aşılamamız gerekiyor. Bu tabii birinci derecede hocalarımızın asli görevi olsa gerek. Çünkü hocalarımız ellerindeki o yavruları yoğuracaklar onlara o özgüveni verecekler ve o özgüvenle de bu nesil inanıyorum ki geleceğimizi çok daha farklı bir şekilde inşa edecektir' diye konuştu.'Yalan söyleyen bir tarih öğrettiler'Farabi, Piri Reis, Ali Kuşçu denildiğinde kimilerinin kompleks içinde bu isimleri hafife aldığını belirten Erdoğan, Amerika kıtasına Kristof Kolomb'dan önce Müslümanların ulaştığını söylediğinde birilerinin kıyamet kopardığını söyledi.Bu konuda yazılan kaynak eserlerin ortada olduğunu dile getiren Erdoğan, bu ülkenin gençlerinin bugün hala tartışılan bu mesele karşısında okumak, araştırmak, iddiaları incelemek yerine kompleks içinde alay edebildiğini belirti.Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü:'Çünkü bizlere maalesef yalan söyleyen bir tarih öğrettiler. Bunu sıkıntılarını yaşadık yaşıyoruz. Bize lazım olan Batı karşısında kompleks değil tarihimizden ve ecdadımızdan miras kalan özgüvendir. Bize lazım olan taklit etmek, takip etmek değil geçmişte olduğu gibi bugün de bu toprakların bereketinin gereğini yapmaktır. Kendisi olamayan bir toplum, altını çiziyorum, başkası olur. Kendi değerlerine sahip çıkamayan bir toplum sadece esir olur, sadece takipçi olur, taklitçi olur. Dilimizden inancımıza kadar kültürümüzden ortak değerlerimize kadar her alanda ne kadar kendimiz olabilirsek işte o kadar üreten oluruz, işte o kadar öncü oluruz, lider oluruz.''Bu sorunların hepsini aşmak zorundayız'En büyük sıkıntılardan birinin dil konusunda yaşandığını belirten Erdoğan, 'Bizim son derece zengin, bilim yapmaya, üretmeye son derece müsait bir dilimiz varken bir gece yattık sabah kalktık, baktık ki o dil yok' diye konuştu.Türkiye'nin, yabancı dillerle ya da yabancı kelime ve kavramlarla bilim öğrenen ve öğreten bir ülke haline getirildiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:'Binlerce kelime ve kavram unutturuldu, sözlüklerden çıkarıldı. Kelime ve kavram üretmeye son derece elverişli olan dil yapısı adeta törpülendi. Şu anda Türkçenin mevcut kelime hazinesiyle felsefe yapamazsınız. Ya Osmanlıca kelime ve kavramlara başvuracaksınız ya da İngilizce, Almanca, Fransızca kelime ve kavramlara başvuracaksınız. Bu sorunların hepsini aşmak zorundayız. Bu sorunlar devlet eliyle değil bilim insanları eliyle aşılacak sorunlardır. Özgüven sahibi bilim insanları ve onların yetiştireceği talebeler inşallah bilim diline, kültürüne, ahlakına sahip bir toplum inşa edecektir. Şahsen yeni Türkiye ile birlikte bu yeni ve umut verici sürecin de başladığına inanıyorum. İnşallah müdahaleden arındırılmış bir üniversite ve bilim kendi mecrasını da menzilini de bulacak ve oraya doğru hızla akacaktır.''Bilim insanlarımızın her fikrine, önerisine, eleştirisine açığız'Türkiye'nin özgüven sembolü oldukları ve ülkenin özgüvenine güç kattıkları için ödül alanları bir defa daha kutlayan Erdoğan, 'Cumhurbaşkanı olarak bilim insanlarımızın her fikrine, önerisine, eleştirisine açık olduğumuzu, olacağımızı yeni bir bilim iklimi oluşması için de bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da mücadele edeceğimi bilmenizi özellikle rica ediyorum' diye konuştu.Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının ardından, mühendislik bilimleri alanında Prof. Dr. Timur Doğu, sağlık bilimleri alanında Prof. Dr. H. Fahrettin Keleştemur ve sosyal bilimler alanında Prof. Dr. Zeynep Aycan’a 'bilim ödüllerini', temel bilimler alanında Doç. Dr. Çağan H. Şekercioğlu ve sağlık bilimleri alanında Prof. Dr. Hayat Önyüksel’e de 'özel ödüllerini' takdim etti.Törene TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan, Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin Canikli, Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, AB Bakanı ve Başmüzakereci Volkan Bozkır, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, TÜBİTAK Başkanı Yücel Altunbaşak, AA Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Şenol Kazancı, ödül alan bilim insanlarının yakınları ve çok sayıda davetli katıldı.Cumhurbaşkanı Erdoğan, törenin ardından davetlilere resepsiyon verdi.AA
Bilgisayarınızın İçinde Neler Var?
Bilgisayarınızı oluşturan en temel parçalar hangileri? Yeni bir PC almadan önce onları tanıyın!İster hazır toplanmış, yeni bir bilgisayar satın alın, ister kendi bilgisayarınızı oluşturun, çok sayıda kısaltma ve sayıyla karşılaşmaya hazırlıklı olmalısınız. Bu bilgiler arasından işinize yarayacak, faydalı verilere ulaşmanız ise bazen zor olabilir. Makalemizde modern bir bilgisayarın içerisindeki tüm önemli bileşenlere değinecek, ne işe yaradıklarından ve tarihinden bahsedeceğiz. Bunun yanında hangi bileşenlerin önemli olduğunu ve bunun nedenini de açıklamaya çalışacağız.Makalemizi okuduktan sonra bilgisayar veya herhangi bir bilgisayar bileşeni satın alırken, nelere dikkat etmeniz gerektiğini öğrenmiş olacaksınız.Merkezi İşlem Biriminin (CPU) çoğu zaman bilgisayarın beyni olarak tarif edildiğine şahit olursunuz. Ancak CPU, yani işlemci, tam anlamıyla bilgisayarın beyni değildir - 'bilgisayar' veya 'computer' kelimesinin karşılığını verecek bir iş yapmaktadır: hesaplamak.Tuşlara basmaktan fareye tıklamaya, bilgisayarınıza gönderdiğiniz her komut, ikiliye dönüştürülür ve işlemciye gönderilir. İşlemci, basit matematiksel işlemler gerçekleştirir, ancak saniyede binlercesini yapabildiğinden çok karmaşık sonuçlar üretebilir. Bunun ardından işlemci, işletim sistemine kendi komutlarını gönderir. Bu 'imlecin olduğu yere K harfini ekle' veya 'farenin üzerinde durduğu dosyası seç' gibi basit bir işlem veya 'Pi'yi çözmek' gibi karmaşık bir işlem de olabilir.Modern bilişim, 16-bit'lik Intel 8086 mikroişlemcisinin ortaya çıkmasıyla oldu. 8086'nın halefi 8088 ise ilk IBM PC'de kullanılmak üzere seçildi. 8086'nın etkisi bugün hala hissedilmekte - teoride modern Intel çipleri, 8086 için yazılmış herhangi bir komutu çalıştırabiliyor.İşlemciler, milyarlarca transistörden oluşur. Transistörler, elektrik sinyallerinin yönünü değiştirme veya güçlendirme yeteneğine sahiptir. Binlerce bilim adamı ve mühendisin çalışmaları sonucunda bu mikroskobik elektronik parçalar, işletim sisteminin ve şu an kullandığınız web tarayıcısının doğmasını sağlamıştır. İşlemcinin gücü, kabaca sahip olduğu transistör sayısına bağlıdır.
Reklam
16 Maddede Büyük Şirketlerde Hangi Pozisyon Ne Kadar Maaş Alıyor?
Her şirketin maaş politikası farklıdır. Ve herkesin kendine göre bir maaş kriteri  vardır.. Aynı işi yapan aynı özelliklere sahip kişiler ile aynı işi yapan farklı özelliklere sahip kişiler arasında da maaş farkları olabilir. .Galeride belirtilen pozisyonlara ait kazanç bilgileri aşağıdaki kurum ve kuruluşlara aittir: 'Yapı Kredi, Akbank, Migros, Garanti Teknoloji, Aksigorta, Albaraka Türk, Konya Selçuk Üniversitesi, PepsiCo, Fintek, OBSS, Intertech, Avea, Şişecam, DeFacto, THY, Huawei, Koç Sistem, Henkel, Borusan, Accenture, Deloitte, ABB Elektrik, AvivaSa, Siemens, P&G, Arkas Holding, Aksa Akrilik, Abdi İbrahim,Bilkent Üniversitesi, Microsoft, Google, Hacettepe Üniversitesi, B/S/H, Türk Telekom, Pfizer, Sanovel, Airties, Innova Bilişim, İş Bankası, Actavis, Turkcell, Boğaziçi Üniversitesi' Not: Belirtilen ücretler kişinin bilgi, yetenek  ve tecrübesine göre değişiklik gösterebilir. Maaş ortalamalarıyla ilgili bilgiler http://iskolig.com/ 'dan alınmıştır
Uykuda Öğrenmek Mümkün mü?
Uyurken öğrenmek eskiden beri herkesin hayalinde olan bir şey. Uzmanlar bugün uykuda hafızayı geliştirmenin birtakım yollarını bulduklarını söylüyor.Uyurken yeni bir beceriyi sıfırdan öğrenmek mümkün değil; ama hafızayı güçlendirmek olanaklı. Uyku sırasında beynimiz önceki günün anılarını işleyip pekiştirir. İşte bu süreci daha etkili kılmak mümkündür.Uyuyan beyin boş durmaz. O gün yaşadığı deneyimlerin anıları, bu anıların ilk oluştuğu hipokampüs bölgesinden uzun vadeli hafıza depolaması yapılan kortekse gönderilir. Uyku ayrıca öğrendiğimiz şeyleri genellememize yardımcı olur; böylece bu yeni becerileri yeni durumlara uygulama esnekliği kazanırız. Yani uykuda yeni beceriler öğrenilemese de gün boyunca öğrenilenlerin pekiştirilmesi olanaklıdır.Bugüne kadar uygulanan yöntemlerin sadece bazıları umut verici bulunmuştur. En basit olanı 19. yüzyıl Fransa’sına kadar gider. Marki d’Hervey de Saint-Denys rüyalarını yönlendirme denemeleri yaparken koku, tat ve ses yoluyla bazı anıları canlandırmanın mümkün olduğunu fark etmişti.Bir deneyinde, ağzında süsen kökü çiğnerken bir kadın resmi çizmiş, daha sonra kendisi uyurken hizmetçisi onu uyandırmadan aynı bitkiyi ağzına koyduğunda rüyasında o kadını görmüştü. Rüyaları Nasıl Yönlendirebiliriz? adlı kitabında Marki’nin söz ettiği bir başka deneyde ise güzel bir kadınla dans ettiği sırada orkestra şefinden hep aynı valsi çalmasını istemiş, uykusunda o müziği duyduğunda bu kadını rüyasında görmüştü.Aynı yöntem, uyuyan beynin daha önce öğrendiği bilgi ve becerileri pekiştirmesini sağlamakta kullanılabilir.Almanya’daki Tubingen Üniversitesi’nden Susanne Diekelman bir deneyinde deneklerinden uyumadan önce belli şekillerin sıralamasını öğrenmelerini istemiş. Bu sırada odada bir koku salgılanmış. Daha sonra deneklerin bir kısmının uyuduğu odada aynı koku kullanılmış.Uyku sırasında yapılan beyin taramalarında bu gruptakilerin hipokampüsü ile korteks bölgeleri arasında daha fazla iletişim olduğu gözlendi. Bu ise daha iyi hafıza pekiştirme durumuna işaret ediyordu. Kokulu odada uyuyanlar ertesi gün şekil sıralamasının yüzde 84’ünü doğru yaparken diğer grupta bu oran yüzde 61’de kalmıştı.Sadece koku değil ses de hafızayı güçlendirmede kullanılabilir. Bir araştırmada gönüllüler uyurken bir melodiyi dinlediğinde müzikle ilgili bir oyunu daha iyi oynadıkları görüldü. Zürih Üniversitesi’nden Bjorn Rasch ise aynı yöntemin başka bir dilde kelime öğrenmeyi kolaylaştırdığını ortaya koydu.Bu alandaki çalışmalarda teknoloji daha iyi olanaklar sunabilir. Örneğin uyku sırasında hafıza pekiştirme işleminin beyinde bazı elektrik aktivitelerini içerdiği, bu nedenle kişileri uyandırmadan bu beyin dalgalarını teşvik edecek türden yöntemlerle gelecekte öğrenmenin pekiştirileceği ifade ediliyor. Tubingen Üniversitesi’nden Jan Born bu çalışmaların başını çekiyor. 2004’te yapılan deneylerde, beyindeki elektrik sinyallerini güçlendirme yoluyla hafıza testinde daha başarılı olunduğu görüldü.İsrail Hayfa’daki Teknoloji Enstitüsü’nden Miriam Reiner’in yöntemi ise daha ilginç. Deneklerin başına yerleştirilen elektrotlar basit bir bilgisayar oyununa bağlı ve onlardan düşünce gücüyle bu oyundaki arabaları sürmeleri isteniyor. Denekler de doğru beyin dalgasını bulduklarında bunu başarıyor.Bu tekniklerin günlük kullanıma geçmesi için çok daha büyük deneylere ihtiyaç var. Uzmanlar ayrıca hafızanın belli bir bölümünü güçlendirmenin diğer bölümlerin zayıflaması gibi yan etkilere neden olmayacağından ve sorumlu bir şekilde kullanılacağından da emin olmak gerektiğini belirtiyor.Uykuda öğrenmeyi ve hafıza güçlendirmeyi sağlayacak bazı oyunlar ve donanımlar piyasada satışa sunulmuş durumda.Uykuda geçirdiğimiz zamanı boşa harcanmış gibi görüyoruz. Bu alandaki araştırmalar en azından uykuya yaklaşımımızı değiştirebilir. Belki de bir süre sonra bu zamanı en verimli öğrenme anları olarak değerlendirir olacağız.David Robson | BBC Future
Reklam
Robot Böcek İlk Adımlarını Attı
Alman bilim insanları, sopa böceğini örnek alarak bağımsız hareket edebilen robot geliştirdi. Sopa böceğinin hareketlerini örnek alan robot, birçok farklı yüzeyde başarıyla hareket edebiliyor.Bielefeld Üniversitesi'nde yapılan çalışmada, araştırmacılar altı bacaklı böcek robot geliştirmeyi başardı. Sopa böceğinin hareket kabiliyetleri ve vücut yapısı örnek alınarak geliştirilen 'Hector', ilk denemesinde birçok yüzeyde başarıyla yürümeyi başardı.Üç bacağını aynı anda hareket ettirebilen Hector, insan müdahalesi olmadan yürüdüğü yüzeyleri tespit edebiliyor ve nasıl hareket edeceğini hesaplıyor. Axel Schneider'in başında yer aldığı ekibin geliştirdiği Hector, kasları taklit eden 18 elastik ekleme sahip. Sopa şeklindeki bacaklar, sadece birkaç komutla dönme veya sabit kalma özelliğine sahip.Hector'un en önemli özelliklerinden bir tanesi, her bacağın farklı yükseliklere çıkabiliyor olması. Bu sayede çakıllı bir yüzeyde dengesini kaybetmeyen robot, tırmanması gerektiğinde sırasıyla bacaklarını kontrol edebiliyor.Üzerinde kısa menzilli kameralar ve alıcılar bulunan Hector, ileriki aşamalarda sopa böceğinin daha iyi bir benzeri olmak için geliştirilmeye devam edilecek.Al Jazeera Turk
Ahmet Çakar'dan Bomba İddialar: "Saddam Hüseyin Ölmedi"
FIFA kokartlı eski hakem Ahmet Çakar, canlı yayında stüdyodakileri ve izleyenleri şaşırttı. İlginç iddialarda bulunan Çakar, Saddam Hüseyin'in ölmediğini ve uzaylıların var olduğunu söyledi.Ahmet Çakar, Beyaz Futbol programında iddialarda bulundu. “Dünyada gizlenen gerçekler var.” diyen Çakar, “Birincisi, herkes Saddam’ın öldüğünü düşünüyor değil mi? Saddam Hüseyin öldüyse benim adım Ahmet Çakar değil. Dünyada insanlardan gizlenilen bazı gerçekler vardır. İkinci gerçek ise uzaylılar aramızda.” dedi.Ahmet Çakar, Sinan Engin, Abdülkerim Durmaz ve Rasim Ozan Kütahyalı'nın yorumcu olarak katıldığı Ertem Şener'in moderatörlüğünü yaptığı Beyaz Futbol’da ilginç anlar yaşandı. Çakar, uzaylılar konusunda derin bilgilere sahip olduğunu söyleyerek, 'İnsan kılığında aramızda yaşıyorlar.' dedi.Uzaylılar konusunu yıllardır araştırdığını söyleyen Ahmet Çakar, Amerika'da olduğu dönemde ünlü bir bilim adamının kendisine 'Gözleri birbirine yakın insandan korkun, onlar uzaylı' dediğini söyledi.İHA
Reklam
İznik'teki Bazilika, 2014'ün En Önemli 10 Arkeolojik Keşfi Arasında
Bursa’nın İznik İlçesi’nde, göl kıyısının 20 metre açığında 1.5- 2 metre derinlikte bulunan ve 1600 yıl önce Aziz Neophytos’un adına inşa edilen bazilika, Amerika Arkeoloji Enstitüsü (Archaeological Institute of America) tarafından ’2014 Yılının En Önemli 10 Keşfi’ arasında gösterildi.Tarihi M.Ö. 4′üncü yüzyıla kadar uzanan, Bitinya, Roma, Selçuklu ve Osmanlı uygarlıklarına ev sahipliği yapan İznik’te geçen Ocak ayında Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından havadan yapılan fotoğraf çekimleri sırasında, ilçe ile aynı adı taşıyan gölün 20 metre açığında 1.5-2 metre derinlikte bazilika formunda bir kilise kalıntısı ortaya çıktı.Fotoğrafları inceleyen Uludağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Mustafa Şahin’in bazilikanın bulunması ardından bunların incelendiğini, tarihi kaynakların araştırıldığını söyledi. Prof.Dr. Şahin, yapının Roma askerleri tarafından İznik Gölü kıyısında öldürülen ‘Aziz Neophytos’ adına yapılan kilise olduğunun belirlendiğini açıkladı. Prof.Dr. Şahin, Aziz Neophytos’un önce bazilikanın içine gömüldüğü, ardından 740′da meydana gelen deprem nedeniyle yakındaki Koimesis Kilisesi’ne götürüldüğünü açıkladı. Sualtı ekiplerinin incelemesi sonucu bazilikadaki mezar kapağının açık olmasının da antik kaynakları doğruladığını belirten Prof.Dr. Şahin, şöyle dedi:“Yeri bilinmeyen bu kilise; büyük olasılıkla tespit ettiğimiz bazilika. 740′daki depremle yıkılarak göl derinliklerine gömülür ve unutulur. Yazılı kaynaklarda, 8′inci yüzyılda Aziz Neophytos’un naaşının, yine İznik’te bulunan Koimesis Kilisesi’ne taşındığı ve oraya defnedildiği anlatılır. Bu güne kadar naaşın neden taşındığı bilinmemekteydi. Mezarlardan birinin kapağının açık olması naaşın taşındığını doğrulamakta. Böylece bazilikanın Aziz Neophytos’a ait olduğunu da söyleyebiliriz.”Prof.Dr. Mustafa Şahin, büyük deprem ile üst örtünün zemini kapladığını düşündüklerini de kaydederek, “Enkazın kaldırılması durumunda mozaik kaplamalı zemin döşemesi dahil tüm birimleri sualtında görebiliriz. İznik ile birlikte Bursa’nın kültür ve dinler tarihi açısından önemli bir çekim merkezi olmasına da katkı sağlayacak bu yapıda arkeolojik çalışmalar büyük önem taşımakta. Uludağ Üniversitesi Arkeoloji Bölümü olarak bilimsel çalışmayı yürütmeye hazırız” dedi.İznik’teki bu keşif dünyadan da büyük yankı buldu. Uluslar arası haber ajanslarının yayını sonrası Amerika Arkeoloji Enstitüsü, Prof.Dr. Mustafa Şahin ile bağlantı kurarak detayları hakkında bilgi aldı. Enstitünün bu ay yayınlanan sayısında da bazilika 2014 yılında, ‘Dünyadaki En Önemli 10 Arkeolojik Keşif’ arasına alındı.Dergide, Prof.Dr. Mustafa Şahin’in görüşlerine de yer verilerek, sualtı müzesi olması konusundaki önerisi de yazıldı.“İLK AZİZLERDEN”Hıristiyanlık, Roma İmparatorluğu’nda 313 yılında Milano Fermanı ile serbest bırakıldı. Tarihi kaynaklara göre, fermandan önce Hıristiyanlığın yasak olduğu yıllarda henüz çocuk yaşta Aziz olan Neophytos, Romalı bir asker tarafından İznik Gölü kıyısında öldürüldü. Milano Fermanı’nın çıkmasının ardından sevenleri Aziz Neophytos adına önce göl kenarında bir kilise yaptı. Yüzyıllarca kilisenin içinde mezarı bulunan Aziz Neophytos’un cenazesi 740′taki büyük depremle birlikte İznik içinde ki başka bir kiliseye taşındı.İZNİK 7′NCİ SIRADAAmerikan Arkeoloji Enstitüsü’nün yayınladığı 2014 yılındaki 10 önemli keşif şunlar:1- İngiltere’nin ünlü Stonehenge Anıtının bulunduğu bölgede, yeraltı taramalarıyla yapılan incelemelerde 17 yeni tapınak bulundu.2- İngiltere’nin Devon bölgesinde Roma hazinesi bulundu.3- Yunanistan’ın Amphipolis kazı alanında yapılan çalışmalarda girişini kadın heykellerin koruduğu dev bir mezar keşfedildi.4- Nepal’de Buda’nın doğum yeri Lubini’de yeni buluntular keşfedildi.5- İsrail’in Kudüs kentinde bilim adamları Neandertal insana ait genetik örnekler buldu6- İngiliz kaşif Sir John Franklin’in kuzey kutbunda 1846 yılında kaybolan iki gemisinden biri, 168 yıl sonra kanada açıklarında bulundu.7- İznik’te batık bazilika bulundu.8-1930′lardan bu yana İngiltere’nin Bolton Müzesi’nde saklanan mumyanın sanılandan çok daha eski olduğu MÖ 4300 yılına ait olduğu ortaya çıktı.9- Danimarkalı arkeologlar Koge şehrinin batısında bulunan Sjelland adasında Vikinglere ait bir kale ortaya çıkardı.10- Meksika’nın Yucatan Yarımadası’ndaki kara delik adlı sualtı mağarasında 2 bin 7 yılında bulunan iskeletin 13 bin yıl önce yaşamış genç bir kıza ait olduğu belirlendi. DHA
HDP Eşbaşkanı Demirtaş'tan 'Sürpriz' Rusya Gezisi
HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, bugün 4 günlük Rusya ziyaretine çıktı. Ziyarette Rus yetkililerle Kobani başta olmak üzere Suriye'deki gelişmelerin ele alınması bekleniyor. PYD lideri Salih Müslim de aynı tarihlerde Rusya'da olacak.HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Moskova'ya gitti. Demirtaş'ın Rusya Dışişleri Bakanlığı’nda da görüşmeler yapacağı belirtildi.Rus Kommersant gazetesinin, 'Moskova’da Kürt Haftası' başlıklı haberine göre, Demirtaş’ın yanı sıra Moskova’ya birkaç gün sonra PYD Eş Başkanı Salih Müslim de gelecek. İlk kez Rusya’ya gelecek olan Demirtaş’ın, Moskova’da Kürt teşkilatları temsilcileri ve bilim insanları ile görüşmesi planlanıyor. Kommersant, Demirtaş’ın en önemli ziyaretini Rusya Dışişleri Bakanlığı’na yapacağına işaret etti.Kommersant’a konuşan Türkiye hükümet kaynakları ise 'Demirtaş’ın ziyaretine şaşırdıklarını' belirtti. Habere göre, Türkiye ve Suriyeli Kürtler, Rusya ile karşılıklı ilişkileri artırıyor. Demirtaş ve Müslim’in Moskova’dan Kürtlerin sorunlarının çözümü için destek arayışında olduğu kaydedildi. Kommersant, “Kürtler Suriye’de IŞİD’le sıcak çatışmalar bağlamında Ankara’dan istedikleri yardımı alamadı” yorumunda bulundu.Türk Hava Yolları ait bir uçakla sabah erken saatlerde İzmir'den İstanbul gelen Demirtaş, Moskova'ya hareketinden önce bir açıklama yapmadı. Selattin Demirtaş'ın 26 Aralık'ta İstanbul'a döneceği öğrenildi. CİHAN & DHA
İnsanlığın Kaderini Önümüzdeki 16 Yıl Belirleyecek!
1992 yılında dünya devletleri, Rio’da yaptıkları toplantının sonun­da iklim değişikliğiyle ilgili iki önem­li konuda görüş birliğine vardılar. Birincisi şuydu: “İklim değişikliği vardır ve insanlığın geleceğini tehdit edecek boyuttadır.” İkincisi ise: “Küresel ısınma, En­düstri Devrimi öncesinin ortalama sıcaklığına oranla 2 derece artışla sınırlanmayacak olursa, insanlığın geleceği tehlikeye girebilir.”
Reklam
Reklam
Üniversitede Kadın Akademisyenlere Mini Etek Yasağı!
Aydın Üniversitesi Rektörü İzmirli, akademik ve idari birimlere gönderdiği yazıda kadınlar için mini etek, kolsuz ve çok açık yakalı gömlek, erkekler için kravat uyarısında bulundu.İstanbul Aydın Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yadigar İzmirli, yazdığı yazıda üniversitede kadınlar için mini etek ve kolsuz, çok açık yakalı gömlek, erkekler için de kravat uyarısı yaptı. Prof. Dr. İzmirli'nin tüm akademik ve idari personel dağıtılması talimatını verdiği yazıda kamu görevlileri için geçerli kılık kıyafet yönetmeliği de hatırlatıldı.Serbay Mansuroğlu’nun Birgün’de yer alan haberine göre, yazıda 'Üniversitede görevli akademik, ve idari personelin kılık kıyafetinin, yapmakta olduğu görevin gereklerine uygun olması büyük önem taşımaktadır. İdari ve akademik personelin sözkonusu yönetmelik hükümlerine uygun davranmaları konusunda takip ve uygulama mükellefiyeti birim amirlerine ait olup , gereğini önemle rica ederim' ifadeleri kullanıldı.'Totaliter arayış'Çukurova Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Adnan Gümüş ise sözkonusu yazı ile ilgili olarak amacın disiplin yoluyla totaliter bir baskı kurmak olduğunu söyledi. Gümüş, 'İnsanın disipline edilmesi hem Türkiye'de hem dünyada cinsiyet, tuvalet ve kılık kıyafet terbiyesi üzerinden yapılıyor. Bu erk sahiplerinin kontrol ve otorite arayışı anlamına geliyor' dedi.'Kıyafete yasak gelirse zihinsel özgürlük gelişmez''İnsanı ortalamaya, genele uydurma çabası siyasal sistemlerde bizi totaliter yönetimlere kadar götürüyor. Dini gruplar türban üzerinden insanı kontrol ederken diğer bir grup tayt ya da başka bir formda sınırlayarak bunu yapıyor' diyen Prof. Dr. Gümüş, esas amacın insan ve toplumun kontrol edilmesi olduğunu söyledi. Sadece üniversitede değil her alanda insanın kendi özgür iradesi ile hareket etmesini sağlamak gerektiğini belirten Gümüş, 'Bilimsel özgürlük dediğimiz şey aynı zamanda giyim-kuşam ile yaşam özgürlüğünü kapsar. Üniversite buna karışırsa orada bilim olmaz, zihinsel özgürlük gelişmez' değelendirmesinde bulundu.CNN Türk
Türkiye'nin İlk Çip Fabrikası Kuruluyor
ASELSAN ve Bilkent Üniversitesi ortaklığında kurulacak Türkiye'nin ilk çip fabrikasının temeli 23 Aralık 2014 Salı günü düzenlenecek törenle atılacak.ASELSAN ve Bilkent Üniversitesi ortaklığında kurulan savunma, uzay, haberleşme ve enerji sektörleri için bir saç telinden daha ince ve dayanıklı malzemelerin üretileceği Türkiye'nin ilk çip fabrikasının temeli 23 Aralık 2014 Salı günü, düzenlenecek törenle atılacak.'AB-MikroNano' şirketin temiz odaları ve ilk kez denenecek teknolojilerle inşa edilecek binasının temeli, Bilkent yerleşkesinde yer alan Bilkent Cyberpark Teknokent bölgesinde Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın katılımıyla düzenlenecek törenle atılması planlanıyor.Türkiye, bu tesiste üretilecek GaN temelli çipler sayesinde savunma radarı, elektrikli araba, yüksek hızlı tren ve 4G/5G cep telefonu sistemleri gibi stratejik teknolojiler üretebilen dünyanın 4. ülkesi konumuna yükselecek.Bilkent Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma Merkezi (NANOTAM) Başkanı ve AB-MikroNano şirketinin Genel Müdürü Prof. Dr. Ekmel Özbay, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ASELSAN ve NANOTAM'ın uzun yıllardır nano ve mikro teknolojiler üzerine ortak pek çok teknoloji geliştirdiğini anlattı.Üretilen çiplerden elde edilen sonuçların, hedeflenen performansların çok üzerinde çıkması sonucunda ASELSAN ve BİLKENT yönetimlerinin bu konuda ortak şirket kurma kararı aldığını dile getiren Özbay, şirketin üretime geçmesiyle Türkiye'nin bu alanda ticari nano mikro çip üretimini yapabilen dünyadaki 4. ülke konumuna yükseleceğini bildirdi.Şirketin 30 milyon dolarlık bir yatırımla kurulduğunu aktaran Özbay, “Şirketimiz üniversite-sanayi işbirliği açısından Türkiye’ye örnek olacak. Türkiye’de ilk kez bir üniversite elini taşın altına koyuyor ve üniversitede geliştirilen teknolojinin ticarileşmesi için sanayi ile beraber bu tür bir işbirliğine giriyor. 'Spin-off' olarak adlandırılan ve ABD'de sayıları onbinleri bulan bu tür yüksek teknoloji şirketleri Türkiye’nin kalkınması ve ferahı açısından çok önem taşıyor” değerlendirmesinde bulundu.Türkiye'nin ticari ilk çip fabrikasıLaboratuvar ortamında geliştirdikleri teknolojilerin, bir fabrikada ürün olarak ortaya çıkmasının bir zamanlar ancak hayal edilebildiğini, ancak bu hayallerinin gerçeğe dönüştüğünü ifade eden Özbay, 'Hep konuşuyorduk şimdiye kadar: 'Yaptığımız işler, ticari ürüne dönüşecek, Türkiye zenginleşecek' diyorduk, ama bir türlü olmuyordu. Şu an bunu oldurmuş durumdayız. 2014 Kasım ayında ASELSAN ve Bilkent Üniversitesinin yüzde 50-yüzde 50 ortaklığıyla kurulan şirketin, üretim tesisinin temelini atıyoruz. Türkiye'nin ticari anlamda ilk çip üreten şirketi olacağız' dedi.Savunma, uzay, havacılık ve enerji sektörlerinin gelişebilmesi için mikro nano çiplerin stratejik önemine işaret eden Özbay, 'Türkiye'nin satın aldığı, bazen istese bile temin edemediği çiplerin çok daha gelişmişlerini bu tesiste yapacağız. Böylece artık Türkiye de katma değeri yüksek teknolojik ürünler geliştirebilir bir ülke konumuna yükselecek. Şirket tarafından üretilecek nanoteknoloji temelli ürünler ihraç da edilecek. Teknolojisine kendimiz geliştirdiğimiz için yüksek katma değerli ürünleri üreteceğiz. Yani Türkiye bir koyup 10 kazanacağı bir sektöre giriyor' ifadesini kullandı.Özbay, şirketin adının ASELSAN'daki A harfi ile Bilkent Üniversitesi'ndeki B harflerinden yola çıkarak AB-MikroNano ismini aldığını bildirdi.Dünyayla yarışır teknolojik düzeyini yakaladıkProf. Dr. Özbay, ASELSAN'la birlikte son 10 yıldır galyum nitrat teknolojileri üzerine malzeme geliştirdiklerini, bu malzemeyle yapılan çiplerin, çok yüksek sıcaklık ve çok düşük sıcaklıklarla çalışabildiğini, dolayısıyla başta savunma, uzay, enerji olmak üzere hemen hemen her elektronik sektöründe ürün geliştirmek için stratejik önem taşıdığını vurguladı. Özbay, “SSM, MSB Ar-Ge, TÜBİTAK ve Kalkınma Bakanlığı tarafından desteklenen projeler kapsamında yaptığımız çalışmalar ile dünyayla yarışır bir teknolojik düzeyi yakaladık' dedi.Saç telinden çok daha ince ve dayanıklı malzeme üretimine imkan veren nano teknolojiyi ve mikro teknolojiyi kullanarak çiplere çok üstün özellikler kazandırdıklarına işaret eden Özbay, böylece çiplerin gücünü 10-100 kat artırabildiklerini söyledi.Bu çiplerin haberleşmede 4G-5G teknolojilerinin hızlı gelişimine imkan tanıyacağını kaydeden Özbay, 'Çipler sayesinde baz istasyonlarında daha güçlü teknolojiler kullanılabilecek, bu sayede cep telefonlarının internet iletişimi de hızlanacak' dedi.Savunma kalkanını bu çipler yapacakTesiste üretilecek çiplerin Türkiye'nin 'savunma kalkanı' projesi ve enerji sektöründe de de kullanılacağını aktaran Özbay, şöyle konuştu:'Çipler Türkiye için kritik öneme sahip olan savunma radarlarında da kullanılacak. Geliştirdiğimiz teknoloji sayesinde bu radarların güçleri 5-10 kat artacak ve görüş menzilleri sınırlarımızın çok ötesine uzanacak. Bu savunma radar sistemleri ASELSAN tarafından üretilecek. Şirket aynı zamanda, TUSAŞ, Meteksan Savunma, TÜBİTAK Uzay ve benzeri Türk savunma, havacılık ve uzay sanayi kuruluşlarının ihtiyaçlarına yönelik çipler geliştirecek.Çipler enerji sektöründe de kullanılacak. Güneş enerjisi, hidroelektrik santraller ya da rüzgar enerjisiyle üretilmiş elektriğin bir yerden bir yere taşınması sırasında voltajın 4-5 kez çevrilmesinden (yükseltilmesi veya azaltılması) kaynaklanan ve yüzde 20'ye varan enerji kayıpları ortadan kalkacak. Böylece bir anlamda mevcut tesislerle Türkiye yüzde 20 daha fazla elektrik gücüne kavuşmuş olacak.'Prof. Dr. Ekmel Özbay, Türkiye’nin çok önem verdiği yüksek hızlı tren ve elektrikli araba teknolojilerinde yeni nesil yüksek güçlü çipleri kullanmayı planladıklarını ve bu sayede bu sistemlerde yer alan elektrik motorlarının çok daha güçlü ve verimli hale geleceğini sözlerine ekledi.AA
Tesla Bobini İle Satisfaction Müziği Yapmak
Tesla bobini, 1891 yılı civarında Nikola Tesla tarafından bulunan ve yüksek voltaj, düşük akım ve yüksek frekansta alternatif akım üretmek amacıyla kullanılan deşarj bobinleridir. Tesla bobininde kabloyu bir hortum, elektriği bu hortumun içinde akan su, elektrik akımını suyun akışı ve voltajı da suyun basıncı olarak düşünebiliriz. Hortumun ucuna bir ağızlık eklendiğinde ters orantılı bir şekilde suyun akış hızı azalırken basıncı da artar. Tesla bobininin çalışması da bu şekilde gerçekleşir. Bu tip bir bonini kullanarak yapılan müziği dinliyoruz.
Ünlü Astrofizikçi Neil deGrasse Tyson'dan Zihinleri Aydınlatan 12 Değerli Söz
etiket
Neil deGrasse Tyson, insanlara bilimi eğlenceli bir şekilde sunmaya çalışan bir bilim insanı. Cosmos: Bir Uzay Serüveni belgeseli ve televizyon programları sayesinde bir bilim adamından beklenmedik derecede hayran kitlesine ulaşan bir isim. Kimilerine sıkıcı gelebilecek bilimsel konuları dahi ilgi çekici, cana yakın anlatım tarzıyla izleyene sevdirebiliyor. Konuşmasına bir bağlandınız mı hem eğlenirsiniz hem de ufkunuz ciddi anlamda açılır. Tyson'ın en önemli amacı bilimi olabildiğince geniş kitlelere ulaştırabilmek. Bu isteği ona aşılayan bilim adamıysa muhtemelen ismini bir kez olsun duyduğunuz Carl Sagan'dır. Onun öğrencisi olup izinden gitmiştir. Sekiz adet onursal doktorası bulunan Tyson'ın ismi bir asteroide (13123 Tyson) verilmiştir ve Time dergisince 'dünyayı etkileyen 100 kişi'den biri olarak gösterilmiştir.Takip etmek isteyenler için: Neil deGrasse Tyson (@neiltyson) | Twitter
Reklam