İngiltere'de yapılan bir araştırma, kalp krizi geçirme riskinin kısa boylu insanlarda, uzun boylulara kıyasla daha fazla olduğunu ortaya koydu.Leicester Üniversitesi öncülüğünde yapılan araştırmaya göre, bu farkın nedeni genetik faktörler.İngiltere'de her yıl 73 bin kişi kalp bağlantılı hastalıklardan hayatını kaybediyor.Bilim insanları uzun yıllardır yapılan farklı araştırmalarda, boy uzunluğu ile kalp hastalıkları arasında bir bağlantı olduğunu görüyordu.Ancak son araştırma, bunu daha net ortaya koydu.Araştırmada kalp hastalığı geçirmiş olan ya da sağlıklı, farklı boy uzunluğunda 200 bin kişinin DNA'larını inceledi ve bireylerin boy uzunluğunu belirleyen genetik değişkenlerin, kardiyovasküler sistemin gelişiminde de etkili olduğu ortaya çıktı.Buna göre kısa boylularda, kalbe kan sağlayan ana damarlar daha dar oluyor, ve bu da yağ birikimini artırarak damar duvarlarının kalınlaşmasını kolaylaştırıyor.Atardamarların tıkanması da kalp krizine neden oluyor.Profesör Sir Nilesh Samani, 'Genetik olarak sizi kısa ya da uzun yapan değişkenler, aynı zamanda kan damarlarınızın yapısını da etkiliyor. Bu da sizin kalp hastalığı geçirme riskinizi artırıyor ya da azaltıyor' diyor.Araştırmaya göre, iki insanın boyları arasındaki her 6,35 cm'lik fark, kısa boylu kişinin kalp krizi geçirme riskini diğerine göre %13,5 artırıyor.Profesör Samani, 'DNA bir kişinin yaşam tarzı ya da sosyoekonomik şartlarıyla değişebilecek birşey değil. Kısa boy koroner kalp rahatsızlıklarıyla doğrudan bağlantılı ise, kısa boyda etkili olan genetik faktörler de kalp rahhatsızlıklarıyla doğrudan bağlantılı demektir' diyor.Araştırmaya destek veren İngiliz Kalp Vakfı'ndan Profesör Jeremy Pearson da, Independent gazetesine yaptığı açıklamada, bunun 'Kalp rahatsızlıklarının genetik nedenleri de olabileceğini gösteren ilk araştırma' olduğunu belirtiyor.Bilim insanları yine de bu araştırmadan yola çıkarak kısa boylu insanların daha sık kalp kontrolünden geçirilmesinin gerekli olmadığını, kalp hastalıklarına neden olan birçok değişik faktörün bulunduğunu belirtiyor.Doktorlar kalp hastalıklarından korunmanın en iyi yolunun düzenli egzersiz yapmak, fazla sigara ve alkol tüketmemek, aşırı kilolu olmamak, yani sağlıklı bir yaşam tarzı izlemek olduğunu söylüyor.BBC Türkçe
İsmi Arapçada 'başarı' anlamına gelen dünyanın ilk klon devesi Injaz'ın hamile olduğu açıklandı. 2009 yılında öldürülen bir devenin yumurtalıklarından elde edilen hücrelerden klonlanan ve taşıyıcı anne sayesinde dünyaya gelen Injaz, dün 6 yaşına girmişti.Birleşik Arap Emirlikleri'nde yayın yapan The National gazetesinin haberine göre, emirliğin Üremeyle İlgili Bioteknoloji Merkezi'nin direktörü olan Dr. Nisar Wani, Injaz'ın döllenmesinin doğal yollardan gerçekleştiğini açıkladı. 'Bu durum, klon develerin de üretken olduğunu ve doğal yollardan dünyaya gelen diğer dişi develerle aynı şekilde üreyebileceğini kanıtlıyor' diyen Wani, Injaz'ın bu yılın sonlarına doğru doğum yapacağını belirtti.T24
İngiltere'de yapılan bir araştırma, kalp krizi geçirme riskinin kısa boylu insanlarda, uzun boylulara kıyasla daha fazla olduğunu ortaya koydu.Leicester Üniversitesi öncülüğünde yapılan araştırmaya göre, bu farkın nedeni genetik faktörler.İngiltere'de her yıl 73 bin kişi kalp bağlantılı hastalıklardan hayatını kaybediyor.Bilim insanları uzun yıllardır yapılan farklı araştırmalarda, boy uzunluğu ile kalp hastalıkları arasında bir bağlantı olduğunu görüyordu.Ancak son araştırma, bunu daha net ortaya koydu.Araştırmada kalp hastalığı geçirmiş olan ya da sağlıklı, farklı boy uzunluğunda 200 bin kişinin DNA'larını inceledi ve bireylerin boy uzunluğunu belirleyen genetik değişkenlerin, kardiyovasküler sistemin gelişiminde de etkili olduğu ortaya çıktı.Buna göre kısa boylularda, kalbe kan sağlayan ana damarlar daha dar oluyor, ve bu da yağ birikimini artırarak damar duvarlarının kalınlaşmasını kolaylaştırıyor.Atardamarların tıkanması da kalp krizine neden oluyor.Profesör Sir Nilesh Samani, 'Genetik olarak sizi kısa ya da uzun yapan değişkenler, aynı zamanda kan damarlarınızın yapısını da etkiliyor. Bu da sizin kalp hastalığı geçirme riskinizi artırıyor ya da azaltıyor' diyor.Araştırmaya göre, iki insanın boyları arasındaki her 6,35 cm'lik fark, kısa boylu kişinin kalp krizi geçirme riskini diğerine göre %13,5 artırıyor.Profesör Samani, 'DNA bir kişinin yaşam tarzı ya da sosyoekonomik şartlarıyla değişebilecek birşey değil. Kısa boy koroner kalp rahatsızlıklarıyla doğrudan bağlantılı ise, kısa boyda etkili olan genetik faktörler de kalp rahhatsızlıklarıyla doğrudan bağlantılı demektir' diyor.Araştırmaya destek veren İngiliz Kalp Vakfı'ndan Profesör Jeremy Pearson da, Independent gazetesine yaptığı açıklamada, bunun 'Kalp rahatsızlıklarının genetik nedenleri de olabileceğini gösteren ilk araştırma' olduğunu belirtiyor.Bilim insanları yine de bu araştırmadan yola çıkarak kısa boylu insanların daha sık kalp kontrolünden geçirilmesinin gerekli olmadığını, kalp hastalıklarına neden olan birçok değişik faktörün bulunduğunu belirtiyor.Doktorlar kalp hastalıklarından korunmanın en iyi yolunun düzenli egzersiz yapmak, fazla sigara ve alkol tüketmemek, aşırı kilolu olmamak, yani sağlıklı bir yaşam tarzı izlemek olduğunu söylüyor.BBC
Bir önceki galerimizde 'Aday Oldukları İlde Partilerini Şaha Kaldıracak 7 Hogwarts'lı Aday Adayı'nı listelemiştik.Ama sihirle, büyüyle bile bu ülke'deki sistemin düzelmeyeceğini anladık.Bu yüzden düşündük taşındık, pozitif bilimler dururken büyüden, üfürükçüden medet ummamayı, bizi seçeceklerin bilim insanları olması gerektiğine karar verdik.Gelin hep beraber bakalım,Hangi ünlü bilim insanı hangi partiden aday olarak gösterilmiş.Bir önceki galerimiz için;
Kanada'nın British Columbia eyaleti açıklarında Pasifik Okyanusu'ndan şubat ayında alınan örneklerin incelenmesi neticesinde radyoaktif 'Sezyum 134' tespit edildi.InFORM adlı bilim ağının internet sitesinde yayınlanan raporda, bulunan 'Sezyum 134' izotopunun, 11 Mart 2011'de Fukuşima'daki nükleer felaket sonrası ortaya çıkan karakteristik bir nüklit madde olduğu belirtildi.Victoria Üniversitesi'nden Jay Cullen, Kanada radyo kanalı CBC'ye yaptığı açıklamada, tespit edilen 'Sezyum 134' konsantrasyonunun içme suyu için önerilen en yüksek orandan bin kez daha az olduğunu belirtti.Etkinin Kuzey Amerika'ya kıyılarına ulaşacağı daha önce yapılan bilgisayar simülasyonlarıyla da ortaya konmuştu.InFROM, Fukuşima felaketinin çevreye etkilerini tam olarak açıklayabilmek için birkaç yıl daha gerekli olduğunu açıkladı.Deutsche Welle Türkçe
NASA kesinlikle emin. Evrende yalnız değiliz. Salı günü Washington’da basına konuşan NASA’da görevli bilim insanları, güneş sisteminde organik hayat bulma konusunda tartıştılar. Panelde, bu konu hakkında yapılan konuşmalarda bilim insanları artık uzayda yaşam var mı sorusunun geçerliliğini yitirdiğini, yeni sorunun ise bu yaşam ile ne zaman karşılaşacağız olduğunu söylediler.NASA’lı bilim insanları şefi “İnanıyorum ki, önümüzde ki on yıl içerisinde dünya dışındaki yaşam ile ilgili güçlü kanıtlar toplayacağız ve 10 ile 20 yıl içinde kesin sonuçlara varacağız.” açıklamasını yaptı.Tabii ki NASA, uzaylı denildiğinde aklımıza ilk gelen yeşil canavarlardan ya da herhangi bir canavardan bahsetmiyor. NASA, güneş sisteminde bulacağımız mikroskobik düzeyde yaşam belirtisi gösteren canlılardan bahsediyor.Basına açık panelde yapılan yeni keşiflerdende bahsedildi. Yakınımızdaki bir çok gezegende gizlenmiş sular bulunduğu, yapılan son keşiflerde açık bir şekilde belirtilmiş. Hemen hemen her ay gündeme gelen Jüpiter’in uydusu Europa, hayat bulma konusunda astranotları en çok heycanlandıran konulardan biri. Europa’nın buzla kaplı yüzeyinin altında büyük okyanuslar olduğu düşünülüyor. Yine aynı şekilde Satürn’ün uydusuEnceladus’de de kumlu sıcak bir mevsim bulunduğundan bahsediliyor. Birkaç hafta önce de NASA, Jüpiter’in en büyük uydusu olan Ganymede’de içerisinde tuz olan okyanus keşfetmişti.NASA’lı araştırmacılar, yaşam bulmak için yıldızların yakınlarındaki gezegenlere ve uydularına bakmak zorunda olduklarını, çünkü yaşam için gerekli olan sıcaklığın Dünya üzerinde olduğu gibi olması gerektiğini belirttiler. Bu sıcaklıkta ve suyun sıvı formunda olduğu gezegenlerde yaşam bulma olasılığımız çok daha yüksek.Webtekno
Bilim insanları, Dünya üzerinde var olmuş en büyük canlılardan birini temsil eden ve yüzyıl önce varlığı reddedilen Brontosaurus'un aslında gerçek olduğunu ortaya çıkardı.Uzun boyun ve kuyruğa sahip 'sauropoda' dinozorlarına ait bir tür olduğu kabul edilen ancak varlığı 20'nci yüzyılın başında reddedilen Brontosaurus, on yıllar süren tartışmaların ardından ayrı bir familya unvanını aldı.İlk Brontosaurus familyasına ait tür, 1879 yılında paleontolog Othniel Charles Marsh tarafından tanımlanmıştı. Halen Connecticut'taki Yale Peabody Doğal Tarih Müzesi'nde bulunan kalıntıların, 1903 yılında bir diğer paleontolog Elmer Riggs tarafından Apatosaurus familyasına ait olduğu belirtildi. Marsh, 1877 yılında aynı sonuca vararak aslında Brontosaurus'un Apatosaurus familyasına ait olduğunu ve böyle bir dinozorun var olmadığını savunmuştu.PeerJ dergisinde 7 Nisan'da yer alan yeni bir araştırma ise iki dinozor grubuna ait fosillerin birbirlerinden farklı olduğunu ortaya çıkardı. Lizbon New University'den paleontolog Emanuel Tschopp, 'Brontosaurus'un boyun kemikleri sayesinde Apatosaurus'tan kolayca ayrıldığını' belirtti. Fosiller arasındaki karşılaştırmalar, Brontosaurus'un daha uzun ve daha ince bir boyna sahip olduğu gözler önüne serdi.Tschopp, her ikisi de dev boyutlara ulaşan dinozorlardan Brontosaurus'un daha küçük kaldığını da sözlerine ekledi.Yüzlerce fosil analiz edildiYaklaşık 300 sayfalık araştırmada, bilim insanları 81 sauropoda türüne ait 477 farklı fiziksel özelliği mercek altına yatırdı. ABD ve Avrupa'daki müzelerde yapılan ve beş yıl süren incelemerde, sauropoda familyasına ait Diplodocus, Apatosaurus ve adını yeniden kazanan Brontosaurus türlerine ait fosiller gözden geçirildi.Araştırmalar, varlığı yüzyıl önce reddedilen Brontosaurus'un aslında B. excelsus, B. parvus ve B. yahnahpin olmak üzere üç türe sahip olduğunu gösterdi. Araştırmada yer almayan paleontolog Jacques Gauthier, 'Brontosaurus geri döndüğü için çok mutluyum. Sürekli bu adı düşünerek büyüdüm ve Apatosaurus ile bağdaştıramadım' ifadesini kullandı.Brontosaurus, 'yıldırım kertenkelesi' anlamına geliyor.İngiltere'nin Bristol Üniversitesi'nden paleontolog Mike Taylor ise Brontosaurus'un ortaya çıkarılmasını sağlayan kapsamlı çalışmayı överek, sayısız illüstrasyon hazırlanan analizlerin 'yeni bir standart belirlediğini' söyledi.Gerçekleştirdikleri çalışmanın 15 yıl önce mümkün olmayacağını not düşen Tschopp, son yıllarda Apatosaurus veBrontosaurus türlerine benzer dinozorların fosillerinin artmasıyla detaylı bir araştırma yapabildiklerini söyledi.Araştırmacılar, elde edilen yeni bulgular sayesinde Jura Çağı'ndaki sauropoda çeşitliliği hakkında yeni bilgiler elde ettikleri belirtti. Yeni bilgiler, sauropoda'ların Kuzey Amerika'da nasıl şartlarda yaşadığı ve yemek bulduğu gibi sorulara da yeni cevaplar sunabilir.Kaynak: Al Jazeera
90'lı yıllarda çocuk olanlar için cennetten yeryüzüne düşmüş en büyük nimetti Atari.Anne, babalar tarafından; 'okul katili', 'televizyon düşmanı', 'kardeşlerin arasına nifak tohumları sokucu' gibi sıfatlarla anılan ama hepimizin hayal gücünü alıp yıldızlar arası seyahate çıkaran buluştu; atari. Sabah erkenden hayaliyle uyandıran, okuldayken derste geçemediğimiz bölümü geçme stratejileri planlatan, kardeşi oynatmamak için bin bir dalavereler kurduran...Pek çok neden sayabilirdik atari oynamak için. Adaptörün ısınması en büyük kabustu bizim için.Ama şimdi öyle mi. Tablet ve akıllı telefon nesli bu kültürden çok uzakta. Bazılarımız da akıllı telefonların esiri olsak da, atari oynamanın tadı hiçbir şeyden alamıyoruz.Ama şimdiki 'tablet nesli' ne yazık ki bu ayrımın farkını anlayamayacak.Peki bakalım; şimdiki nesil neler kaçırmış, biz neler kazanmışız, Atari sayesinde.
Jeolog Dr. Arye Shimron İsa Peygamber'in evli olup bir oğlu olduğunu ve ailesiyle birlikte Kudüs'te gömüldüğünü kanıtlayabileceğini iddia etti.Focus dergisinin haberine göre, araştırmacılar 150 kimyasal test yaptıkları ve Yahuda'nın kemiklerinin bulunduğu Jakobus-Ossuar denilen kireç taşından yapılmış bir kemik kutusunun içeriğini belirledi.Eşi Meryem ve oğlu Yahuda ile birlikte gömülüHaberde, İsrailli bilim insanı Dr. Arye Shimron'un İsa Peygamber'in Kudüs'te Talpiot aile kabrinde gömülü olduğundan son derece emin olduğu yer aldı. Derginin Jerusalem Post gazetesine dayanarak verdiği habere göre, jeolog Shimron ve Kanadalı-İsrailli gazeteci Simha Jacobovici İsa Peygamber'in dokuz kişiyle birlikte aile mezarlığında gömülü olduğunu kanıtlandığını iddia etti. Mezarda eşi Meryem ve oğlu Yahuda'nın da bulunduğu iddia edildi. Jakobus-Ossuar diye anılan ünlü kemik kutusu 2002 yılında bulunmuş ve bu güne kadar sahte olup olmadığı kanıtlanamamıştı.1980'de bulunan kabrin sahte olmadığı şimdi kanıtlanmışBulunan insan kemik kutularından birinin üzerinde “İsa'nın kardeşi, Yusuf'un oğlu Yakup ve diğerinde ise “İsa'nın oğlu Yahuda' yazılıydı. Shimron, çok zahmetli çalışmalar yaparak, Jakobus kemik kutusundan aldığı örnekler ile diğer kemik kutularından ve Talpiot mezarlığından aldığı örnekleri karşılaştırmış. Bilim adamı araştırmalar onunda İsa Peygamber'in aile kabrinin Kudüs'te bulunduğundan son derece emin. Nasıralı İsa'nın aile kabri 1980 yılında ortaya çıkarılmış ve bu güne kadar sahte olup olmadığı kanıtlanamamıştı.Ahmet İNCEL / MÜNİH (DHA)
Christopher Nolan'ın son filmi Interstellar, bilim-kurgu hayranlarına muhteşem saatler yaşattı. Filmde yer alan TARS isimli robot ise kendinden epeyce söz ettirmişti. Burada ise Iain Heath isimli hayranın kendisine yaptığı Tars'ı izleyeceğiz.
Arkeofili.com ekibi olarak 2015 yılı Ocak ve Şubat ayları için hazırladığımız ve oldukça ilgi gören en ilginç arkeoloji haberlerinde sıra Mart ayında. Türkiye’de ve dünyada bir ay içinde çıkan arkeoloji haberlerinden en ilginç olanları sadece on tane ile sınırlandırmak biraz zor olsa da, Mart ayı için en fazla ilgi gören bu on haberi derledik.
Enerji, bir sistemin ne kadar iş yapabileceğini ve ne kadar ısı yayacağını niceleyen bir durum fonksiyonudur.Bir sistemin, iş yapabilme yeteneğidir, yani enerji ile iş ya da enerji ile ısı arasında doğrudan bir bağıntı vardır.Örneklersek; yakıt olarak benzin kullanan bir araç, kullandığı yakıtın bir kısmını hareket enerjisine dönüştürerek, bizi bir yerden bir yere ulaştırıp belli bir miktarda iş yaparken, bu işi yaptığı sırada da, aracın motorunun sıcaklığının yükselmesi sonucu bir miktar ısı enerjisi açığa çıkar. Burada, enerji kaynağı, iş ve ısı arasında bir bağlantı olduğunu görebiliriz. Enerji şekil değiştirmiştir, enerjiye iş yaptırılmış olur.İnsanlar yıllardır enerjinin verimli olarak kullanılabilmesi için çeşitli enerji dönüşümlerine/çevrimlerine başvurmaktadırlar.Bunun için yenilenebilir ve yenilenemeyen enerji kaynaklarından ısı veya iş elde edilmeye çalışılır.Güneş, rüzgar, hidroelektrik, bioyakıt, fosil yakıtlar gibi daha bir çok kaynağın yanı sıra nükleer enerji de hatırı sayılır bir enerji kaynağıdır. 1 Nisan 2015 günü TBMM'de Sinop'a yapılacak nükleer santrale onay verilmesiyle ile birlikte bu konuyla ilgili biraz bilgi edinmekte fayda var gibi gözüküyor...
Bugün et yemekle ilgili düşüncelerinizi yeniden gözden geçirmenizi sağlayacak filmlerin bir listesini sizlere sunmaya karar verdik. Ancak baştan uyaralım ''iyi seyirler'' cümlesi bu liste için pek uygun değil.
İTÜ Güneş Arabası Ekibi tarafından üretimine başlanan, Türkiye'nin güneş enerjisiyle çalışan ilk aile arabası ‘Aruna’ ile 5 liraya 500 kilometre yol alınabilecek.İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Güneş Arabası Ekibi tarafından üretimine başlanan, Türkiye'nin güneş enerjisiyle çalışan ilk yerli aile arabası 'Aruna' ile ortalama 70 kilometre hızla 5 liraya 500 kilometre yol gidilebilecek.Üniversite öğrencilerinden oluşan ve 9 yılda yaptığı 7 arabayla 18 kupa kazanan İTÜ Güneş Arabası Ekibi, yeni bir yeniliğe imza atmaya hazırlanıyor. Bundan önce yarışlara yönelik otomobil üreten ekip, şimdi vatandaşların da kullanabileceği, Türkiye'nin güneş enerjisi ile çalışan ilk yerli arabasını üretiyor.Mitolojide güneşin doğuşunu temsil eden kızıllık ve 7 atın çektiği araç anlamına gelen 'Aruna' ismi verilen 4 kişilik araç, yerli otomobil üretimine destek vermek ve alternatif enerjinin günlük hayata uygulanabilir olduğunu göstermek amacıyla tasarlandı.Aracın tasarımını tamamlayarak, yüklenici firmaya teslim eden 25 kişilik ekip, üniversitedeki atölyelerinde aracın üretimini ara vermeden devam ediyor. Otomobilin kaba üretiminin bu ay sonunda, montajının haziranda tamamlanması, temmuzda da yollarda olması planlanıyor.‘Yerli babayiğit’ aranıyorEkip lideri Burak Oklar, çok heyecanlı olduklarını ve tamamına yakını 'yerli' alan bir otomobil üretmenin gururunu yaşadıklarını söyledi.Seri üretime sokulabilecek bir araç tasarladıklarını aktaran Oklar, 'Diğer araçlarımızdan farklı olarak, bunu piyasaya sürülebilecek şekilde tasarladık. Zaten aile aracı. Eğer babayiğidin biri çıkıp, bunu üretmek isterse, tam anlamıyla buna uygun bir şekilde tasarımını yaptık. Tüm çalışmaları sponsor desteği ile yapıyoruz. Bu kadar önemli bir projede sponsorlardan gelecek yardımları da bekliyoruz' dedi.2 saatte şarj oluyorOklar, araçta dokunmatik orta ekran, park sensörü, head-up display ve cruise kontrol gibi donanımlar bulunduğunu belirterek, 'Aracımız, güneş enerjisini depolayan aküyle çalışacak. Bu aküyü, atölyemizde kuracağımız 7,5 kilovatlık şarj ünitesi ile 2 saatte şarj edebileceğiz. Bir depo ile güneşten enerji almadan, ortalama 70 kilometre hızla 5 liraya 500 kilometre yol yapılabilecek. Bu hızla giderken evde kullanılan bir su ısıtıcısı kadar güç harcıyoruz' diye konuştu.Aruna'nın, kilometrede 1 kuruşluk bir elektrik tüketeceğini dile getiren Oklar, 'Bu hesaba, güneşten alınan ve geri kazanımlı fren sistemi de eklendiğinde bu miktar 0,8 kuruşa kadar düşüyor' dedi.AA
Bilim insanlarının yeni keşfi, Merkür'ün neden bu derece karanlık olduğunu ortaya çıkarttı.Güneş sisteminin en küçük üyesi olan Merkür , sahip olduğu kuyruklu yıldızlardan gelen tozlar sayesinde karanlık bir yapıya sahip olarak tanınıyor. Bugüne kadar ise neden olması gerekenden daha karanlık olduğu sorusu akıllarda dolaşmaktaydı. Yeni bir çalışma bu soruya da cevap veriyor.Güneşe en yakın gezegen olan Merkür’de atmosfer yok, solar rüzgarlar çok güçlü ve uzaydan gelen artıklar en çok bu gezegene düşüyor. Bunlar arasında ise ışığı rahatlıkla yutan demir parçacıkları bulunuyor. Lakin Ay, Merkür’e göre bu konuda çok daha zengin ve buna rağmen çok daha parlak bir yapıya sahip.Araştırmacıların cevabı ise karbonda yatıyor. Milyarlarca yıllık süreçte gezegenin yüzeyine düşenlerin oluşturduğu karbon yapı, gezegenin yüzde 6’sı haline gelmiş! Bu ada Ay’ın yüzeyine gelen miktarın tam 50 katı anlamına geliyor.Lawrence Livermore National Laboratory ‘de gerçekleşen bir deneyle kanıtlanmaya çalışılan teori şimdiye kadarki en doğru çalışma olarak görülüyor. Yapılan testte ise saatte 16 mil hızında ilerleyen partikülleri simüle eden bir cihaz kullanılmış ve uzaydaki mevcut çarpışma düzeneği hayata geçirilmiş. Karbon, tüm partiküller içerisinde en çok yapışan örnek olurken, ışığı en çok yutan madde olarak gözlemlenmiş.TechInside Haber Merkezi kullanıcısı geçmişi olmayan ama geleceği parlak sanal bir hesaptır.Techinside
Açık kaynaklı geliştirme platformu Arduino destekli yeni bir cihaz, belirlenen herhangi bir tarihte Ay’ın hangi evrede olduğunu gösteriyor.Tasarım öğrencileri Yingjie Bei ve Yifan Hu tarafından geliştirilen Moon Phases adlı cihaz, ilk bakışta sıra dışı bir pikap gibi gözünse de plak koleksiyonunuzu çalmak gibi bir yetenene sahip değil. Yapabildiği şey temelde bilim ve uzay içeriyor; Moon Phases, herhangi bir gün için doğru Ay fazını etkileyici bir şekilde sunuyor.
Parçacıklara kütlelerini verdiği düşünülen ve 'Higgs Bozonu' adı verilen atomaltı parçacığın keşfinde kullanılan Büyük Hadron Çarpıştırıcısı, iki yıl aradan sonra yeniden çalıştırıldı.Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN) Genel Müdürü Rolf Heuer, yaptığı açıklamada, 27 kilometrelik tünele iki parçacığın bırakıldığını ve bunların yeniden dönmeye başladığını söyledi. Heuer, ancak enerji çarpışmalarının bir aydan önce gerçekleşmeyeceğini belirtti.İkinci üç yıllık çalıştırma için hazırlanan Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'nın iki yıl aradan sonra ilk çalıştırmaya göre neredeyse iki kat daha fazla enerjiyle çalışacağı belirtiliyor. Bu yeni enerji seviyesi ile Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'nın fizik ve gelecekteki keşifler için yeni ufuklar açacağı ifade ediliyor.CERN'de yapılan deneyler sonucunda Mart 2013'te 'Higgs Bozonu' keşfedilmişti. 'Tanrı Parçacığı' olarak da bilinen Higgs Bozonu'nun keşfi, 2013'te Belçikalı fizikçi François Englert ile İngiliz bilim adamı Peter W. Higgs'e Nobel Fizik Ödülü getirmişti.AA
Biz insanoğlu, şuan gezegenimizde ki tek hakim canlıyız hatta evrende ki tek hakim canlıyız da diyebiliriz. Çünkü yapılan araştırmalardan hiçbiri insandan üstün varlıkların dünya yada dünya dışında biryerlerde olabileceği sonucunu göstermiyor. Peki ama bundan 50 yıl sonrasında da dünyaya hakim tür biz mi olacağız? Yada dünya dışı varlıkların olduğunu düşünerek, evrenin kapılarını aralayıp sonucunda bizleri nelerin karşılayacağını bilmeden mi ilerleyeceğiz? Bu soruların cevapları belki 50 yıl sonra, belkide 5 yıl sonra ortaya çıkar şuan da öngöremeyeceğimiz kadar uzakta veya yakınımızda. Peki ya o kadar uzakta insandan üstün bir tür aramamıza gerek yoksa? Ya dünyada bizden üstün bir tür varsa? Yada onu biz kendi ellerimizle yaptıysak?