Ak Parti Sözcüsü Çelik, Myk Toplantısı'na İlişkin Açıklamalarda Bulundu: (5)
ANKARA (AA) - AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, 'Bütün değerlendirmeler tamamlandıktan sonra İnsan Hakları Eylem Planı, Cumhurbaşkanımız tarafından bizzat açıklanacak.' dedi.Çelik, AK Parti Genel Merkezi'nde, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Toplantısı devam ederken basın toplantısı düzenledi. Vali ve kaymakamlara yönelik 'militan' suçlamasının AK Parti MYK'de gündeme gelip gelmediği sorusu üzerine Çelik, toplantıda değerlendirildiğini belirterek, 'CHP yönetiminin kullandığı dilin sistematik bir şekilde mülki idaremizi, askeri unsurlarımızı, yargı mensuplarımızı baskı altına almaya çalışan bir tavır ve Türk devlet ve mülki idare sistemi üzerinde paralel bir iktidar alanı oluşturmaya çalışan bir faaliyet olduğunu görüyoruz.' ifadesini kullandı.MYK'nin buna karşı en güçlü tepkinin verilmesi gerektiği konusunda hemfikir olduğunu vurgulayan Çelik, 'Hiçbir valimizin, hiçbir kaymakamımızın, hiçbir silahlı kuvvetler mensubumuzun ve hiçbir yargı mensubumuzun Kılıçdaroğlu'nun söylediklerini ciddiye alması gerekmez. Biz gereken cevabı veriyoruz ve vermeye devam edeceğiz.' dedi.Bu dönemde terörle mücadeleden salgına kadar büyük bir mücadele veren mülki idarenin bu kapasitesini görmekten büyük gurur duyduklarını ifade eden Çelik, mülki idarenin bu kadar büyük bir yükün altındayken bile hemen her yerde işlerin tıkır tıkır işlediği mekanizmaları anında kurduğunu ve faaliyetlerini bu çerçevede sürdüğünü söyledi.Çelik, 'Bir vali ya da kaymakam CHP Genel Merkezi'nden talimat almıyorsa ona 'militan' derler. Askeriyede CHP'nin kışkırtmasıyla bir vesayet girişimi söz konusu değilse ona 'militan' derler. Aynı şekilde yargı mensupları CHP'den talimat almıyorsa 'militan' derler, tehdit ederler. Yaptıkları bundan ibaret. Diyor ki 'Sürekli tarihten bahsetmeyin.' Tarihte yaptığınızı dejavuyla bugün de yapmaya çalışıyorsunuz. Siz bunu yapmayın. Mülki idaremizin arkasındayız. Hepsine selamlarımızı, sevgilerimizi iletiyoruz. Milletimize yaptıkları hizmetlerde hepsine başarılar diliyoruz.'Yargı ve ekonomi reformları'Yargı ve ekonomi reformlarında hangi aşamaya gelindi? Ne zaman tamamlanması öngörülüyor?' sorusu üzerine Çelik, ekonomi ve yargıyla ilgili reformlarda derinlemesine bir çalışma yapıldığını söyledi.Geçmişte yapılan reformların sahadan dönüşlerini dikkatle değerlendirdiklerini aktaran Çelik, 'Şimdiye kadar gerçekleştirdiğimiz seri muhakeme, basit yargılama, e-duruşma gibi uygulamalarla ilgili tepkiler nasıldır? Sahada bunlar iyi işlemekte midir? Vatandaş memnuniyeti nedir? Yargı mensuplarının bunun işleyişine dönük değerlendirmeleri ile avukatların değerlendirmeleri nedir? Bunlar değerlendiriliyor.' diye konuştu.Bu reform sürecinin 2019-2023 arasını kapsadığını ve bunun yarısının şu anda tamamlandığını anlatan Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:'Şimdi ise İnsan Hakları Eylem Planı tamamlanmak üzere. Bunların hepsi bugün kapsamlı bir şekilde MYK'mizde değerlendiriliyor. Arkadaşlarımızın destek verdiği ve eleştirdiği hususlar var. Bunlarla ilgili olarak belki birkaç toplantı daha yapmak gerekecek. Ama süratli bir şekilde çalışılıyor. Bu çalışıldıktan, bütün bu değerlendirmeler tamamlandıktan sonra İnsan Hakları Eylem Planı Cumhurbaşkanımız tarafından kamuoyuyla paylaşılacak. Bizzat Cumhurbaşkanımız açıklayacak bunu. Arkasından da bununla ilgili idari ve yasal düzenlemeler gerçekleştirilecek.'Ekonomi alanında atılacak adımların da MYK tarafından değerlendirilmeye devam ettiğini belirten Çelik, 'Bunlar birkaç toplantı daha alacak. Çünkü yapılanlarla ilgili olarak farklı değerlendirmeler söz konusu olabiliyor. Bütün bu görüşler alındıktan sonra sahadaki görüşler, ona göre bu çalışma birkaç toplantı sonrasında son halini almış olur. Sizlerle paylaşırım.' dedi.'Çok üzücü bir durum''Diyarbakır annelerinin evlat nöbeti esnasında HDP'li bir milletvekilinin zafer işareti yapmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?' sorusuna Çelik, şu yanıtı verdi:'Çok üzücü bir durum. Bir insanın zafer işareti yapacağı kesimin Diyarbakır anneleri olması son derece dramatik ve ahlaki olmayan bir tutum. Annelere karşı zafer işareti yapılmaz, annelerin eli öpülür, annelere hürmet edilir. Çünkü anneler evlatlarını kaybetmişler ve vicdan nöbeti tutuyorlar. Daha sonra da 'Bizim bu işaretimiz bizi suçlayan AK Parti'ye karşıydı' falan gibisinden açıklamalar yapılıyor. Bu sadece bizim kendi kendimize ürettiğimiz bir suçlama değil. Her şey ayan beyan ortada. Bu anneler evlatlarını, göz bebeklerini istiyorlar. Günlerdir bunlara dönük olarak burada ifade ediyoruz, ne büyük ajanslar bunların sesini duyuyor ne de o bahsettiğiniz parti olmak üzere muhalefetteki partiler bu konuda bir duyarlılık sergiliyor. Bunlar anne, bunlar evlatlarını kaybetmiş. Sırf terörü lanetlememek için annelerin duygularına sahip çıkmamak kadar zalimane bir şey olabilir mi? Bir insanın hayatında asla düşmemesi gereken bir durum, annelere karşı zafer işareti yapmaktır. 'Allah kimseyi böyle bir duruma düşürmesin' diyeceğimiz bir durumdadır. Bir zafer kazanmak istiyorsanız gidin teröre karşı kazanın. Annelerin elini öpün.''Umarız pozitif bir atmosferde geçer'Yunanistan ile istikşafi görüşmelere ilişkin bir soru üzerine de Çelik, şu değerlendirmelerde bulundu:'Türkiye her zaman bu istikşafi görüşmelerden yana olduğunu söyledi. Ege'deki sorunlar, kıta sahanlığı sorunları, havada ve denizde söz konusu olan sorunlar... Şimdi buna hidrokarbon kaynaklarıyla ilgili konular eklendi. Bütün bunlar çerçevesinde yine bu kapsamlı bir dosya olarak ele alınacaktır. Dosyaların parçalarının birbirinden ayrılıp ayrı bir istikşafi görüşme yapılması söz konusu değildir. Başlangıç olarak iyidir. Türkiye tabii ki masaya pozitif bir gündemle oturmuştur. Türkiye bir diplomasi devleti olarak diplomatik yeteneğini, diplomatlarının bu konudaki yeteneklerini gösterebilecek, herkes için 'kazan kazan' formülü gerçekleştirebilecek bir kapasiteye sahiptir. Türk diplomatları her zaman gerek Akdeniz'de gerek Ege'de gerek bölgede barışı destekleyecek, çatışmaları çözecek, önleyecek formüller üretme konusunda dünyada öne çıkan bir diplomatik yeteneğe sahiptirler. Bu yetenekleriyle şimdi masadadırlar.'Yunanistan tarafının da olumlu yaklaşması gerektiğini düşündüklerini dile getiren Çelik, şunları söyledi:'Ama neredeyse Akdeniz'in büyük bir kesimini kapsayacak şekilde NOTAM ilan etmek, silahsızlandırılmış adalarda silahlı birtakım aktiviteler içerisinde olmak bu süreci tabii ki sıkıntıya sokar. Beklentimiz şudur, diplomatik yolla siyasi aklı çalıştırarak, bölgedeki tarihi derinliğimizi çalıştırarak çözülemeyecek bir sorun yoktur. Yunanistan'ın bölgesel istikrara katkı sağlayacak bu diplomatik görüşmelere katkı vermesini bekliyoruz. Yoksa Fransa'nın ya da başka ülkelerin ortaya koyduğu tavırlarla silah alımını artırmak, Türkiye'ye karşı Mısır, İsrail gibi ülkelerle iş birliği yapmak ya da Türkiye'nin Libya'daki pozisyonunu sabote etmeye çalışmak gibisinden yaklaşımlar hiçbir sonuç almaz. Biz komşuyuz, Yunanistan dara düştüğü zaman yanında bütün bu bahsettiğim ülkeleri değil, her zaman Türkiye'yi bulmuştur. Dolayısıyla 'Konuşulacak, çözülecek bir mesele söz konusudur' diyenler varsa bu istikşafi görüşmelerin kıymetini bilip, bu şekilde değerlendirmeleri gerekiyor. Biz kesinlikle bunların olumlu sonuçlanması gerektiğini değerlendiriyoruz ve bu istikşafi görüşmelere güçlü bir destek veriyoruz. Umarız pozitif bir atmosferde geçer.''O sektörlerdeki kardeşlerimizle çok yakın temas halindeyiz'Çelik, maske, mesafe, temizlik kuralına devam ettiklerini belirterek, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) vaka sayılarının düştüğünü ve bu kazanımı korumanın yolunun, bu tedbirleri almaktan geçtiğini söyledi.Ömer Çelik, 'Bugün de bazı konularda kışkırtıcı bazı beyanlar gördük, çeşitli sektörlerde alınan Kovid-19 tedbirlerinin eleştirilmesiyle ilgili. Emin olun o sektörlerdeki kardeşlerimizle çok yakın temas halindeyiz. Onların rahatlaması için en kısa zamanda nasıl adımlar atacağımızı her zaman tartışıyoruz. Onun ötesinde önemli olan şu anda bu sürecin devam ettirilmesi ve rakamların giderek sıfıra doğru yaklaşmasıdır.' diye konuştu.Aşı olanların rahat hareket etmemesi gerektiğine dikkati çeken Çelik, 'Antikorları çıkana kadar hatta daha sonrasında da maske, mesafe, temizlik kuralına uymaya devam edeceğiz. Ne zaman ki bilim adamlarımız 'Dünya normale döndü' der, o zaman normal hayatımıza döneceğiz.' dedi.(Bitti)
İran Dışişleri Bakanı Zarif, Nükleer Anlaşma Konusunda İlk Adımı ABD'den Beklediklerini Söyledi
ANKARA (AA) - İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, nükleer anlaşmayı ihlal eden tarafın ABD olduğunu ve Washington yönetiminin hatasını düzeltmesi halinde Tahran'ın anlaşmadaki taahhütlerine geri döneceğini belirtti. Zarif, Twitter hesabından paylaştığı mesajında, Fransa Cumhurbaşkanlığından bir yetkilinin nükleer anlaşmaya dönüş için İran'dan 'iyi niyet' görmek istedikleri yönündeki açıklamasına cevap verdi.ABD'nin nükleer anlaşmayı ve anlaşmayı destekleyen 2231 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararını ihlal ettiğini kaydeden Zarif, iyi niyet göstermesi gereken tarafın ABD olduğunu vurguladı. Zarif, 'Anlaşmayı sebepsiz yere ihlal eden ABD'ydi. Bu yanlışını düzeltmeli, ardından İran karşılık verecektir.' ifadelerini kullandı. İran, 5 Ocak 2020'de, nükleer anlaşmadan çekilen ABD'nin yaptırımlarına karşı anlaşmadan kaynaklanan tüm taahhütlerini askıya aldığını duyurmuştu.BMGK'nın 5 daimi üyesi ve Almanya ile İran arasında 2015'te imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) olarak adlandırılan nükleer anlaşma, Tahran'a yüzde 3,67 oranında uranyum zenginleştirme faaliyetini sürdürme izni veriyor. İran, bilim insanı Muhsin Fahrizade'ye düzenlenen suikastın ardından hükümetin itirazlarına rağmen 1 Aralık 2020'de Mecliste onaylanan nükleer yasa kapsamında, 5 Ocak'ta uranyumu yüzde 20 zenginleştirdiğini, 13 Ocak'ta da nükleer silah üretiminde de kullanılan uranyum metali üretimi için çalışmalara başladığını duyurmuştu. Nükleer anlaşmanın tarafları Fransa, Almanya ve İngiltere, İran'ın yüzde 20 saflıkta uranyum zenginleştirmesinden ve uranyum metali üretmesinden 'derin endişe' duyduklarını bildirmişti. Fransa Cumhurbaşkanlığından adının açıklanmasını istemeyen bir yetkilinin 'nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılması için öncelikle İran'ın anlaşmadaki taahhütlerini tam olarak yerine getirmesini ve Tahran'dan iyi niyet görmek istediklerini' ifade ettiği bir açıklaması uluslararası medyada yer almıştı.
Atso Antalya'ya "Önem Katanları" Ödüllendirecek
ANTALYA (AA) - Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) tarafından düzenlenen 'Kente Önem Katanlar' (KÖK) ödülleri için başvurular başladı.ATSO'dan yapılan açıklamaya göre, geçen yıl ilki düzenlenen ve inovasyon, dijital dönüşüm, bilim, eğitim, kültür-sanat, spor, çevre, kurumsal sosyal sorumluluk, Antalya araştırması ve basın gibi kategorilerin yer aldığı KÖK'te, bu yıl ilk kez 'Hizmet İhracatı' kategorisi de olacak. KÖK markasıyla sürekli hale getirilmek istenen ödüllendirme ile kentte fark yaratan kişi ve kurumları gururlandırmak, takdir etmek amaçlanıyor. Ödül için başvuranlardan, 2018 yılı ve sonrasında hayata geçirmiş oldukları bir çalışmayı anlatmaları istenecek. Daha önce başvuru yapılan çalışmalar katılım dışı bırakılacak.Açıklamada görüşlerine yer verilen ATSO Başkanı Davut Çetin, 'Döviz Kazandırıcı Hizmetler ana kategorisi altında yer alan ihracat-genel, tarım ihracatı, konaklama tesisleri ve seyahat acenteleri kategorilerine hizmet ihracatı kategorisi de eklendi. Hizmet ihracatı; konaklama tesisleri ve seyahat acenteleri dışındaki hizmet sektörlerini kapsayacak. Hizmet ihracatında, bir milyon ABD doları ve üzerindeki, diğer kategorilerde ise 4 milyon ABD doları ve üzerindeki beyanlar değerlendirmeye alınacak.' ifadelerini kullandı. Çetin, bu yıl sosyal sorumluluk büyük ödülü kapsamında, Uçak Bakım Teknolojisi Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ne bir uçak bakım hangarı yaptırmayı planladıklarını da bildirdi.Ödül almaya hak kazanan başvuru sahiplerine ödülleri ise ATSO'nun 139. kuruluş yıl dönümü olan 3 Nisan 2021'de düzenlenecek törenle verilecek. Tüm kategoriler, başvuru koşulları, başvuru ve ödül takvimi ile online başvuru formlarına 'www.kenteonemkatanlar.org' sayfasından ulaşılabilecek. Başvurular 25 Şubat 2021'de sona erecek.
Salgın Sürecinde Ekrana Maruz Kalan Çocuklarda Miyop Oranı Arttı
İSTANBUL (AA) - Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesi Başhekimi ve Göz Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Arif Koytak, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle geçen yıl hem eğitimlerini sürdürmek hem de sosyal faaliyetlerini gerçekleştirmek amacıyla bilgisayar, tablet ve telefon ekranlarına maruz kalan çocuklarda miyop oranının arttığını bildirdi. Prof. Dr. Koytak, yaptığı yazılı açıklamada, 2020'yi neredeyse tüm dünyanın, özellikle çocukların evde ve kapalı ortamlarda geçirdiğini, miyopluk gelişimi açısından risk taşıyan bu yaş grubunun, dışarıda gün ışığında yapılan oyun ve spor gibi aktivitelerden uzak kaldığını belirtti.Çocukların, alınan tedbirlerle ders ve eğlence amaçlı aktiviteler için neredeyse tüm günlerini tablet, bilgisayar ve cep telefonu ekranı karşısında geçirdiklerini belirten Koytak, 'Bu zorunlu kısıtlamaların çocuklarda miyopluk gelişimi ve ilerleme hızı üzerinde olumsuz etkisi olacağını tahmin etmek hiç zor olmadı. Kovid-19 pandemisi nedeniyle 2020 yılında hem eğitimlerini sürdürmek hem de sosyal faaliyetlerini gerçekleştirmek amacıyla bilgisayar, tablet ve telefon ekranlarına maruz kalan çocuklarda miyop oranı arttı.' ifadelerini kullandı. Bu kaygıların haklı olduğunu çarpıcı olarak kanıtlayan ilk bilimsel araştırmanın Çin'den geldiğini aktaran Koytak, araştırma sonuçlarına ilişkin şu bilgileri paylaştı:'Yaklaşık 125 bin çocuğun son 5 yıldaki göz kırma kusuru ölçümlerine dayanarak yapılan çalışma, Çin'de 2020 yılının ilk altı ayında uygulanan sıkı sokağa çıkma yasağı ve uzaktan öğretim gibi uygulamaların 6-8 yaşları arasındaki çocuklarda miyopluk gelişimini belirgin olarak artırdığını kanıtlamış oldu. Araştırmada, 2020 yılında miyopluk görülme sıklığının önceki yıllara göre 6 yaşındaki çocuklarda 3 kat, 7 yaşındaki çocuklarda 2 kat, 8 yaşında 1,4 kat arttığı tespit edildi.' Prof. Dr. Arif Koytak, hafif ve orta düzeydeki miyopluğun kişinin yaşam kalitesi üzerinde olumsuz bir etkisi olmadığını belirterek, 'Fakat tüm miyopluk olgularının yüzde 10'unu oluşturan yüksek miyopluk (6 ve üzeri numaralar) orta yaş sonrası gözlerde ilerleyici hasara ve kalıcı görme kayıplarına neden olabilmektedir. Çin'de 6 ay yani diğer ülkelere kıyasla kısa süren karantinanın etkisi bu kadar çarpıcı sonuçlar vermişken Batı'da daha uzun süren ve daha da sürmesi beklenen sokağa çıkma yasağı, uzaktan eğitim gibi uygulamaların göz sağlığı üzerine bu olumsuz etkisinin de dikkate alınması gerekiyor.' değerlendirmesinde bulundu. Koytak, miyopluğun özellikle uzak mesafede bulanık görüşe yol açan bir göz bozukluğu olduğunu kaydetti. Önceleri miyopluğun büyük oranda genetikle ilgili olabileceğinin düşünüldüğünü kaydeden Koytak, 'Fakat artık tek faktörün genetik olmadığını biliyoruz. Toplumda miyopluk oranının hızlı artışı üzerine eğilen araştırmacılar, bu artışın çocuk ve gençlerin yakın mesafeye odaklanarak yaptıkları işlerin belirgin biçimde artmasından kaynaklanabileceğini ortaya koydu. Yine farklı ülkelerde çok sayıda çocuk üzerinde yapılan uzun süre takipli çalışmalarda oyun ve spor aktiviteleri için dışarıda az zaman geçirmenin miyopluk gelişimi açısından belirgin bir risk faktörü olduğu anlaşıldı. Açık hava ve parlak gün ışığında yapılan aktivitelerin miyopluk gelişimi açısından koruyucu etkisi tespit edildi.' ifadelerini kullandı.Prof. Dr. Koytak, son 25-30 yılda yaşanılan teknolojik ve toplumsal dönüşüm sonucu çocuk ve gençlerin artık çok daha az gezdiğini, sokakta ve oyun alanlarında daha az zaman geçirdiğini ve daha az spor yaptığını belirtti.Çocuk ve gençlerin çok daha fazla okuyup yazdığını, bilgisayar, tablet ve akıllı telefon ekranına baktıklarının bilindiğini kaydeden Koytak, '2000 yılında toplumdaki miyop oranı Avrupa ve Amerika'da yüzde 25, Çin ve Singapur gibi Uzak Asya ülkelerinde yüzde 50 civarındaydı. 2020 yılında bu oran Batı ülkelerinde yüzde 33'e, Uzak Doğu ülkelerinde yüzde 80 üzerine çıkmış durumda. Dünya Sağlık Örgütünün beklentisi 2050 yılında tüm dünya nüfusunun yüzde 50'den fazlasının miyop olacağı şeklinde.' değerlendirmesini yaptı.10 yaş altı çocuklarda miyop oluşumu ve artışını önleme tedbirleriKoytak, 10 yaş altındaki çocuklarda miyoplaşmanın önüne geçmek için yapılması gerekenleri ise şöyle sıraladı: 'Yakın zaman içinde göz muayenesi olmamış olan tüm çocuk ve gençlerin göz muayenesinden geçerek mevcut kırma kusurlarının düzeltilmesi gerekir. Sosyal mesafe ve karantina kurallarına uymak şartıyla her fırsatta özelikle gün ışığında yapılacak oyun, yürüyüş, bisiklet, spor gibi açık hava aktivitelerine ağırlık verilmeli. Bilgisayar, tablet ve cep telefonu karşısında geçirilecek zaman mümkün olduğunca kısıtlanmalı. Ekran karşısında aralıksız durulan zaman olabildiğince kısaltılmalı. Her yarım saatlik yakın çalışmanın ardına 5-10 dakikalık göz dinlendirme molasının konulması gerekir. İçeriği uygun bazı derslerin görüntülü değil, sesli kayıttan sunulması, ekrandan izlenmesi gereken şeylerin mümkünse TV ekranından ve mümkün olduğunca uzaktan izlenmesi, loş ortamlarda çalışmaktan kaçınılması lazım. Okumak, yazmak, resim çizmek gibi yakın mesafeden yapılan uygulamalar mümkün olduğunca aydınlık ortamlarda yapılmalı.'
Muğla'da Yeni Bir Sümbül Türü Keşfedildi
İZMİR (AA) - Ege, Gazi ve Abant İzzet Baysal üniversitelerinden üç öğretim üyesi, Muğla'nın Köyceğiz ilçesindeki Sandras Dağı'nda 'Muğla sümbülü' adını verdikleri yeni bir sümbül türünü keşfetti.Ege Üniversitesinden yapılan açıklamaya göre Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hasan Yıldırım ile meslektaşları Prof. Dr. Hayri Duman ve Doç. Dr. İsmail Eker, Köyceğiz sınırlarında bulunan Sandras Dağı'nda yaptıkları ortak araştırmalar neticesinde yeni bir tür olan Muğla sümbülünü (muscari muglaensis) keşfetti.Doç. Dr. Hasan Yıldırım, yaptığı değerlendirmede Sandras Dağı'nın krom, magnezyum, nikel, kobalt ve demir gibi ağır metal barındıran ve bitki yetişmesi için zorlu şartlar oluşturan topraklara sahip olduğunu, buraya uyum sağlayıp türleşen bitkilerin de çoğunlukla lokal endemik türler olduğunu kaydetti.Sandras Dağı'nda yayılış gösteren 150 civarında endemik türün bulunduğunu, bunların 30'a yakınının dünyada sadece bu dağda bulunan 'nokta endemiği' bitki türü olduğunu belirten Yıldırım, halen bu dağdan yeni bitki türleri keşfedildiğine işaret etti. 'Muğla sümbülü' adını verdikleri yeni sümbül türünün Sandras Dağı'ndan ilk olarak 2015 yılında Gazi Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hayri Duman tarafından toplandığını aktaran Yıldırım, şu bilgileri verdi:'2019 yılında Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesinde gerçekleştirilen bir teknik kurul toplantısı esnasında Prof. Dr. Hayri Duman ve konu uzmanlarından Abant İzzet Baysal Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. İsmail Eker ile birlikte bu bitkiye ilişkin ortak bir çalışmanın temellerini attık. 2020 yılının Haziran ayı başında Sandras Dağı'na düzenlenen saha çalışmasında bitki tekrar toplandı ve üzerine gerçekleştirilen ayrıntılı morfolojik ve taksonomik çalışmalar sonucunda üç araştırıcı tarafından ortak bir sonuçla bilim dünyası için yeni bir tür olduğu sonucuna varıldı. Daha sonra makalesi hazırlanarak Taksonomik Botaniğin önemli dergilerinden biri olan Yeni Zelanda kökenli 'Phytotaxa' dergisinde işleme alındı. Makalemiz, bilimsel hakem süreci ve değerlendirilmesi sonucunda Aralık 2020’de yayınlanarak bilim dünyasına tanıtıldı.''Koruma altına alınmalı'Sandras Dağı'nın bitkisel çeşitlilik açısından önemli bir nokta olmasına rağmen alanda çok fazla maden çalışmasının devam ettiğini ifade eden Doç. Dr. Yıldırım, 'Bu durum maalesef dünyada sadece bu dağda bulunan 30 kadar lokal endemik türün tükenişine neden olacak sonuçlar doğurabilir. Muğla Sümbülü de henüz keşfedilmişken yok oluşun eşiğinde olabilir. Bu alanın mutlaka bir koruma statüsü altına alınması gerekmektedir.' açıklamasında bulundu.Doç. Dr. Yıldırım, müşkürüm (Muscari) cinsi sümbüllerden dünyadaki 77 türün 47'sinin Türkiye'de bulunduğunu, 30'unun ise endemik türler olduğunu da kaydetti.
Reklam
Kocaeli'nde İhtiyaç Sahibi Öğrencilere Tablet Bağışı
KOCAELİ (AA) - Kocaeli'nde ihtiyaç sahibi öğrencilere ulaştırılacak 360 klavyeli tablet İl Milli Eğitim Müdürlüğüne teslim edildi.Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) öncülüğünde başlatılan 'Küçük Parmaklar' tablet dağıtım kampanyası kapsamında, Kocaeli Sanayi Odası, Kocaeli Ticaret Odası, Gebze Ticaret Odası, Körfez Ticaret Odası ve Kocaeli Deniz Ticaret Odası tarafından temin edilen tabletler için teslim töreni düzenlendi.Körfez Ticaret Odası'ndaki törende konuşan Kocaeli Valisi Seddar Yavuz, bilim, sanayi ve teknoloji üssü Kocaeli'nin, Türkiye'nin dünyayla yarışan yüzü ve yeni Türkiye'nin inşasındaki en önemli şehirlerden biri olduğunu söyledi.Şehirlerdeki yardımlaşma ve dayanışmanın başarının en önemli anahtarı olduğunu vurgulayan Yavuz, bugün de böylesine bir iş birliğini gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşadıklarını ifade etti.Vali Yavuz, kentte 401 bin 939 öğrencinin okul öncesi ve lise eğitimine devam ettiğini belirterek, 27 bin 147 öğretmen ve 1171 okulla bu faaliyeti sürdürdüklerini kaydetti.'Canlı ders gerçekleştirme oranımız yüzde 98,2'Salgının özellikle yüz yüze eğitim faaliyetlerini olumsuz etkilediğine dikkati çeken Yavuz, şöyle devam etti:'Ancak Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin son yıllarda yaptığı teknolojik devrimler, uzaktan eğitimi mümkün kılmış ve dünyada bu konuda örnek bir ülke olduğumuzu göstermiştir. Bugün itibarıyla Kocaeli'nde canlı ders gerçekleştirme oranımız yüzde 98,2'dir. Yapılan canlı derslere katılım oranımız da yüzde 85'lerde olup, en fazla katılım ilkokulda yüzde 90 seviyesindedir. Kocaeli'nde öğrencilerimizin internete erişim oranı yüzde 99,36'dır.'İhtiyaç sahibi öğrenciler için 528 EBA destek noktası kurarak uzaktan eğitime erişimlerini sağladıklarını vurgulayan Yavuz, 'Evinde televizyon olmayan öğrencilerimizi tespit ettik. Kaymakamlarımız ve valiliğimiz koordinasyonunda evinde televizyonu olmayan ailelerimize süratle televizyonları teslim edildi. Bugün itibarıyla 14 bin 666 tableti, tableti olmayan kardeşlerimize teslim etmiş bulunuyoruz.' dedi.Vali Yavuz, uzaktan eğitime destek veren Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, sanayi ve ticaret odalarının yöneticileri ile öğretmenlere teşekkür etti.Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Ayhan Zeytinoğlu da 360 klavyeli tableti İl Milli Eğitim Müdürlüğüne teslim ettiklerini belirterek, katkıları bulunan odalara teşekkürlerini iletti.Tören sonunda ihtiyacı olan öğrencilere ulaştırılacak klavyeli tabletler, İlçe Milli Eğitim Müdürlerine verildi.
Reklam
Kovid-19 Ağır Hasta Sayısı Yaklaşık 3 Ay Sonra 2 Binin Altına İndi
ANKARA (AA) - AHMET SERTAN USUL/YEŞİM SERT KARAASLAN - Kovid-19'la mücadele kapsamında 1 Aralık 2020'de uygulanmaya başlanan sıkı tedbirlerin ardından vaka sayısının hızla düşmesiyle ağır hasta sayısı yaklaşık 3 ay sonra ilk kez 23 Ocak'ta 2 binin altına indi. Sağlık Bakanlığının 'covid19.saglik.gov.tr' sitesinde yer alan 'Genel Koronavirüs Tablosu'na göre, 1 Eylül 2020'de 991 olan ağır hasta sayısı, 2 Eylül'de 1017'ye yükselerek binli rakamlara çıktı.Eylülün sonunda 1516 olan ağır hasta sayısı 31 Ekim 2020'de ilk kez 2 bini aşarak 2 bin 75 olarak kayıtlara geçti. Kovid-19 vakalarının artış gösterdiği kasım ayında ağır hasta sayısı da hızla yükselerek 10 Kasım'da 3 bin 1, 21 Kasım'da 4 bin 121, 29 Kasım'da 5 bin 11 oldu.Tedbirler etkisini gösterdiCumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 30 Kasım 2020'de Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenen Cumhurbaşkanlığı Kabine Toplantısı'nın ardından salgınla mücadelede 1 Aralık'tan itibaren geçerli olacak tedbirleri açıkladı.Bu kapsamda, hafta içi 21.00-05.00 saatlerinde, hafta sonu cuma 21.00'den pazartesi 05.00'e kadar uygulanacak sokağa çıkma kısıtlamasını da içeren tedbirler hayata geçirildi.En yüksek ağır hasta sayısının 15 Aralık 2020'de 5 bin 988 olarak gerçekleşmesinin ardından, tedbirlerin etkisiyle bu rakam her geçen gün azalmaya başladı.Ağır hasta sayısı 23 Aralık'ta 5 binin altına inerken, 31 Aralık'ta da 3 bin 918 ile 4 binin altına düştü.Ocak ayı boyunca vaka ve hasta sayılarında önemli düşüşler yaşandı. 9 Ocak'ta 3 binin altına inen ağır hasta sayısı, yaklaşık 3 ay sonra ilk kez 23 Ocak'ta 2 binin altına düşerek 1962 oldu. Bu sayı, 24 Ocak'ta 1905, 25 Ocak'ta 1808 olarak kayıtlara geçti.Aşılama sürecinde tedbirlere uyulması önem taşıyorBilim insanları, 14 Ocak'ta ülke genelinde uygulanmaya başlanan Kovid-19 aşısının rehavete neden olmaması, maske, mesafe ve hijyen kurallarına titizlikle uyulmaya devam edilmesi uyarısında bulunuyor. 'Ağır hasta sayısında düşüş, vaka ve hasta sayısındaki düşüş kadar hızlı olamıyor'Gazi Üniversitesi Dekanı ve Sağlık Bakanlığı Toplum Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mustafa Necmi İlhan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, hayata geçirilen tedbir ve kısıtlamalarla birlikte Türkiye'de ağır hasta sayısının düşüş seyrine girdiğine işaret etti.Hastalık seyrindeki azalmanın kademeli gerçekleştiğini anlatan İlhan, şöyle konuştu:'Bilindiği üzere önce vaka ve hasta, ardından ağır hasta düşüşü oluyor. Ağır hasta sayısı düşüşü, maalesef vaka ve hasta sayısındaki düşüş kadar hızlı olamıyor. Zira bugün ağır hasta olanlar, bugün tanı alanlar değil, 3 ila 10 günden 2 ay öncesine kadar tanı alanlardan oluşuyor. Bu nedenle ağır hastalardan daha yavaş olarak da vefat sayımız azalıyor. Zira ağır hastalar dün itibarıyla 1808 iken vefat sayısı hala 100'ün üzerinde.' Prof. Dr. İlhan, yeni vaka, ağır hasta, vefat sayılarının tedbirlere tam uyum ve toplumsal bağışıklama ile istenilen düzeye inebileceğini vurgulayarak, başarının aynı zamanda küresel iş birliğiyle çözümlenebileceğini söyledi.Bir ülkede hastalık seyrinin düşmesinin salgının bitmesi için yeterli olmadığının altını çizen İlhan, tüm ülkelerde tedbirlere uyum gösterilmesi ve aşılamanın gerçekleşmesi gerektiğini vurguladı.
Prof. Dr. Tolunay: "Dünyanın Ortalama Sıcaklığı 2100 Yılına Kadar 5-6 Derece Artabilir"
EDİRNE (AA) - İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Toprak İlmi ve Ekoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğanay Tolunay, küresel ısınmaya bağlı olarak dünyanın ortalama sıcaklığının 2100 yılına kadar 5-6 derece artma riskinin olduğunu bildirdi. Prof. Dr. Tolunay, Temiz Enerji Vakfı (TEMEV) ve Küresel Denge Derneği işbirliğinde çevrim içi düzenlenen 'Yerelden Ulusala İklim Ağı' toplantısında, küresel ısınmaya bağlı olarak iklim değişikliğinin yaşandığını söyledi.Dünyadaki ortalama sıcaklıkların giderek yükseldiğini belirten Tolunay, '1850 yılından sonraki sıcaklıklara baktığımızda dünyanın ortalama sıcaklığından sapmaların giderek arttığını görüyoruz. Bu artışların 1980'li yıllarda başladığı, 2000'li yıllarda ise artışların çok fazla olduğu görülüyor. 2016, 2019 ve 2020 yılları ortalamalardan daha sıcak yıllar olarak kayıtlara geçti.' dedi.Tolunay, özellikle Sanayi Devrimi'nden sonra fosil yakıtların yoğun kullanılmasıyla dünyadaki hızlı nüfus artışına bağlı olarak tarım ve orman alanlarının kullanımının değişmesinin küresel ısınmaya neden olduğunu ve atmosferdeki sera gazı salınımının arttığına vurgu yaptı.Sera gazlarının yoğunlaşmasıyla atmosferde doğal olarak bulunan sera etkisini artırdığına dikkati çeken Tolunay, atmosferde artan sera gazlarının dünyanın hızlı bir şekilde ısınmasına neden olduğunu dile getirdi.İklim değişikliğinin yağış ve sıcaklıklarda farklı değişkenliklere neden olduğunu anlatan Tolunay, şunları kaydetti:'Sanayi Devrimi'ne göre 1-2 derece daha sıcağız. Küresel ısınmaya bağlı olarak iklimler değişiyor. İklim değişikliği insan faaliyetleri sonucunda giderek etkisini hızlandırıyor. Küresel ısınma bir neden ve iklim değişikliği de bir sonuç. Dünyanın ısınmasıyla hep daha sıcak hep kuraklaşacak ve yağmur yağmayacakmış gibi anlaşılabiliyor. Ancak baktığımızda tam tersi olan yerleri görüyoruz. Bazı yerlerde yağışlar artıyor. Bu sene İspanya'da örnek olarak şiddetli kış şartları oluştu. Bazı yıllar çok sıcak ve kurak oluyor. Rekor kırılıyor. Bazı yıllarda tam tersi yağışlar çok fazla oluyor. Bu değişkenlik iklim değişikliğinin bir göstergesi.'Tolunay, dünyadaki ortalama sıcaklıkların olağan süreçten farklı şekilde hızla arttığına da değinerek, 'Geçmişte yaşanan doğal iklim değişiklikleri zamanında değişimler çok yavaş seyretmiş. 1 derecelik bir değişim yüzlerce yıl alırken günümüzde bu artış çok daha kısa sürede gerçekleşti. Günümüzde ortalamadan 1-2 derecelik sapmanın 2050 yılına kadar 2 dereceye çıkması olasılığı var. Yüzyılın sonuna kadar ise 5-6 derece ortalamadan daha sıcak olabiliriz. Bir insan hayatı içinde sıcaklıkların bu kadar artma riski söz konusu.' değerlendirmesinde bulundu.
Reklam
Pestisit Zehirlenmelerine Yanlış Ve Bilinçsiz Kullanım Yol Açıyor
İSTANBUL (AA) - ELİF KÜÇÜK - Yeditepe Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Eczacılık Fakültesi Farmasötik Toksikoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Aydın, zararlı organizmalara karşı kullanılan pestisitlerden kaynaklanan zehirlenmelere yanlış ve bilinçsiz kullanımın yol açtığını söyledi.'Pestisit', zararlı organizmaları engellemek, kontrol altına almak ya da zararlarını azaltmak için kullanılan madde veya maddelerden oluşan karışımlara deniyor. Çeşitli kimyasal maddeleri içeren pestisitin birçok türü bulunuyor. Pestisit, 'insektisit (böcek, haşerelere karşı)', 'herbisit (yabani otlara karşı)', 'fungusit (küf ve mantarlara karşı)', rodentisit (kemirgenlere karşı), 'mollusit (yumuşakçalara karşı)', 'nematisit (yuvarlak solucanlara karşı)', 'akarisit (akarlara karşı kullanılan ilaç)' şeklinde sınıflandırılan kimyasal maddelerin tümünü kapsıyor. Sebze ve meyvelerin doğada zarar görmeden yetişmesi ve yaşam alanlarının zararlı mikroorganizmalardan arınması için de uygulanan 'pestisit', yanlış ve bilinçsiz kullanıldığı takdirde hem çiftçiler hem toplum sağlığı üzerinde olumsuz etkilere yol açabiliyor. Çevresel hijyen de pestisit kullanımını doğrudan etkiliyorProf. Dr. Ahmet Aydın, AA muhabirine yaptığı açıklamada, pestisitlerin, yaşam alanlarında temas edilmek istenmeyen sinekler, böcekler ile tarım alanlarındaki yabani otlar, fare ve sıçanların ürünlere çeşitli hastalık etkenleri bulaştırmasını önlemek, tarım ürünleri ve gıda maddelerinde maya, küf, mantar gibi mikroorganizma üremesini engellemek, ahşap ürünlerin bozulmamasını sağlamak için geliştirilmiş ürünler olduğunu anlattı. Prof. Dr. Aydın, pestisit kullanımının artmış olabileceğini, bunun nüfus artışıyla bağlantılı olarak gıda maddelerine ulaşımın kolaylaştırılması adına alınan bir tedbir olabileceğini dile getirdi. Çevresel hijyenin de pestisit kullanımını doğrudan etkileyeceğine işaret eden Aydın, hijyen şartları ne kadar fazla sağlanırsa zararlı canlıların üreme ve çoğalmasının da o kadar azalacağını aktardı. Aydın, kullanılan pestisit miktarının ton bazında ne kadar arttığının üretim ve dağıtım miktarlarının elde edilmesiyle tam olarak bilinebileceğini, bunun için ciddi bir kullanım değerlendirmesi yapılması gerektiğini ifade etti. Aydın, dünyada ve Türkiye'de her yıl çeşitli kimyasal madde ve mikroorganizma kaynaklı zehirlenme vakasının yaşandığını belirterek, şu değerlendirmede bulundu:'Yanlış kullanımdan kaynaklı zehirlenmeler ile ürün ya da kimyasal maddenin yapısından kaynaklı zehirlenmeleri ayırmak gerekir. İlaç, pestisit, başka endüstriyel ve kimyasal maddelerin yanlış ve bilinçsiz kullanımı nedeniyle zehirlenmeler meydana gelebilir. Sadece pestisit olarak kullanılan kimyasal maddelerle ilgili zehirlenme istatistiğinin çıkarılması, onun diğer maddelerden kaynaklanan zehirlenmelerden fazla veya eksik olduğunu yansıtmaz. Tüm zehirlenme etkenlerine ait istatistikler çıkarılıp, pestisitlerin hangi sırada bulunduğuna ilişkin değerlendirme yapıldıktan sonra daha sağlıklı karar verilebilir.' 'Doğru kullanıldıklarında zararlı bir etkiye yol açmazları beklenmez' Prof. Dr. Ahmet Aydın, yanlış kullanılmaları halinde pestisitlerin tesirinin her türlü kimyasal maddede olduğu gibi hafiften son derece kuvvetli toksik etkilere kadar varabileceğine dikkati çekerek, şunları kaydetti: 'Pestisitler yasal, ruhsatlı ürünlerdir. Doğru kullanıldıklarında zararlı herhangi bir etkiye yol açmaları beklenmez. Örneğin, maske takarak uygulanması gereken pestisitleri maskesiz uygulayan birinde istenmeyen etkilerin görülmesi kaçınılmazdır. Meydana gelen istenmeyen etkiler, pestisitlerin doğru ve bilinçli kullanılmamasından kaynaklanmaktadır. Günümüzde pestisitlerin faydaları zararlarından çok daha fazladır. Dünya nüfusunun bu kadar artması karşılığında gıda üretiminin yetersiz kalmasının sonuçlarını düşünebiliyor musunuz? Pestisitler doğru ve bilinçli kullanıldıklarında yeterli gıda maddesine ulaşmanın, bulaşıcı hastalıklardan korunmanın en önemli maddelerinden biridir. Lütfen hatırlayalım; sıtma hastalığının çözümü kullanılan pestisitler sayesinde olmuştur.'Tarımda kullanılan pestisitin evde sinek ilacı olarak kullanılması zehirlenme sebebiProf. Dr. Ahmet Aydın, pestisit kullanımının profesyonel bir iş olduğunun altını çizerek, 'kulaktan dolma' bilgilerle uygulanmaması gerektiğini vurguladı. Hem çiftçi ve tarım işçilerinin hem de pestisit kullanılan ürünleri tüketen toplumun sağlıkları için dikkat etmeleri gerekenlere yönelik Aydın, şu önerileri sıraladı: 'Kişisel koruyucu ekipman kullanımına azami ölçüde uyulması önem arz ediyor. Kullanım miktarları, ürünün üzerinde veya çevrede kalış süreleri, uygulama ile hasat arasındaki sürenin net olarak takibi, yerine ve ortamına uygun pestisit seçimi önem taşıyor. Örneğin, tarımda kullanılan bir pestisitin evde sinek veya böcek ilacı olarak kullanılması halinde zehirlenme kaçınılmaz olacaktır. Vatandaşların ise gerekli hijyenik şartları sağlamaları, sebze ve meyve gibi gıdaları iyi yıkadıktan sonra tüketmeleri yararlı olacaktır.'Pestisit kullanımında izin ya da ruhsat verilecek ürünler için her türlü toksikoloji ve güvenlilik verisi olan kimyasal maddelerin ruhsatlandırılması, uluslararası kabul gören kriterlere uygun ürün seçilmesi, pestisitlerin dağıtım ve pazarlanmasının profesyoneller aracılığıyla yapılması ve bunun denetlemesi gerektiğini aktaran Aydın, pestisitlerin de reçete benzeri dokümanlarla temin edildiğini ancak bunun ne kadar uygulandığının kontrol edilmesinin fayda sağlayacağını sözlerine ekledi.
Reklam
Normalleşme Ne Zaman Başlayacak? Aşıda Kritik Mart Hedefi
Kısıtlamaların esnetilmesi tartışılırken, vaka sayısı kadar aşılanma oranlarının da dikkate alınması istendi. Aşı takvimine göre sağlıkçılar, 65 yaş üstü, asker, polis ve öğretmenlerin de aralarında olduğu ‘riskli ve hareketli’ 12 milyon kişi, martın ilk haftasına kadar aşılanırsa gevşeme kararları daha kolay alınacak.
Reklam
Dsö'den "Kovid-19 Aşıları Yoksul Ülkelere Hakkaniyetle Dağıtılsın" Çağrısı
CENEVRE (AA) - Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) aşılarının yoksul ülkelere eşit şekilde dağıtılması çağrısında bulunarak, 'Aşıların hakkaniyetle dağıtılmasını desteklemek her ülkenin kendi orta ve uzun vadeli ekonomik çıkarına olacaktır.' dedi. Ghebreyesus, örgütün İsviçre'nin Cenevre kentindeki merkezinde video konferans yöntemiyle basın toplantısı düzenledi.Dünya genelinde Kovid-19 vaka sayısının 100 milyona ulaştığını aktaran Ghebreyesus, 'Bundan bir yıl önce, Çin dışındaki 23 vaka dahil olmak üzere, DSÖ'ye 1500'den az Kovid-19 vakası bildirilmişti.' ifadesini kullandı.Ghebreyesus, 'tüm ülkelerde yılın ilk 100 gününde sağlık çalışanlarının ve yaşlıların aşılanması çağrısında' bulunduğunu anımsatarak, 'Aşılar bize umut veriyor, bu yüzden şimdi kaybettiğimiz her hayat daha da trajik. Yürekli olmalı, umut almalı ve harekete geçmeliyiz.' diye konuştu.Yoksul ülkelere aşı tedarikinde eşit davranılmaması durumunda 'dünyanın feci bir ahlaki başarısızlığın eşiğinde' olduğu uyarısında bulunan Ghebreyesus, yeni araştırmaların bunun sadece 'ahlaki başarısızlık' olmadığını, ekonomik bir başarısızlık olacağını da gösterdiğini aktardı.'Yoksul ülkelere aşı sağlanmazsa, zengin ülkelerin zararı 4,5 trilyon dolar olacak'Ghebreyesus, Uluslararası Ticaret Odasının (ICC), hükümetlerin, gelişmekte olan ülkelere Kovid-19 aşısına erişim sağlamaması halinde küresel ekonominin 9,2 trilyon dolara kadar zarar göreceğini açıkladığını anımsattı.Araştırmaya göre, söz konusu zararın neredeyse 4,5 trilyon dolarının en zengin ülkelerde gerçekleşeceğine işaret eden Ghebreyesus, Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO) yeni raporuna göre de salgının küresel işgücü gelirinde 3,7 trilyon dolar düşüşe neden olacağı tahmininde bulunulduğunu hatırlattı.Ghebreyesus, Kovid-19 aşılarının düşük ve orta gelirli ülkelere eşit şekilde dağıtılması gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:'Aşı milliyetçiliği, kısa vadeli siyasi hedeflere hizmet edebilir. Ancak aşıların hakkaniyetle dağıtılmasını desteklemek, her ülkenin kendi orta ve uzun vadeli ekonomik çıkarına olacaktır. Salgın, her yerde sona erdirinceye kadar hiçbir yerde bitiremeyeceğiz. Şu an dünyanın az gelişmiş ülkeleri (aşıları) izliyor ve beklerken, zengin ülkelerde aşılamalar devam ediyor. Her geçen gün dünyanın zenginleri ve yoksulları arasındaki uçurum daha da büyüyor.'Türk Profesör'e teşekkürGhebreyesus, Uluslararası Ticaret Odasının, Kovid-19 aşısının dünya genelinde ekonomiye etkisini araştıran bilim heyetinin başındaki Prof. Dr. Şebnem Kalemli Özcan'a teşekkür etti.Araştırmaya ilişkin bilgiler veren Özcan da Koç Üniversitesinde görevli akademisyenler Selva Demiralp, Cem Çakmaklı, Sevcan Yeşiltaş ve Muhammed Ali Yıldırım'ın da araştırmada yer aldığını kaydetti.
Türkiye'nin Koronavirüsle Mücadelesinde Son 24 Saatte Yaşananlar
ANKARA (AA) - Türkiye'de son 24 saatte 151 bin 109 yeni tip koronavirüs (Kovid-19) testi yapıldı, 5 bin 642 kişinin testi pozitif çıktı, 137 kişi hayatını kaybetti.Türkiye Günlük Koronavirüs Tablosu, 'covid19.saglik.gov.tr' adresinden paylaşıldı. Buna göre, son 24 saatte 151 bin 109 Kovid-19 testi yapıldı, 5 bin 642 kişinin Kovid-19 testi pozitif çıktı, 137 kişi hayatını kaybetti. Hasta sayısı 671 olarak açıklandı.Son 24 saatte 6 bin 682 kişinin Kovid-19 tedavisi ya da karantinasının sona ermesiyle iyileşen sayısı 2 milyon 314 bin 403'e yükseldi. Test sayısı 28 milyon 648 bin 193'e ulaştı. Vaka sayısı 2 milyon 435 bin 247, vefat sayısı 25 bin 210, ağır hasta sayısı 1808 oldu.Çin'den sipariş edilen Kovid-19 aşılarının ikinci partisini Türkiye'ye ulaştıÇin'den sipariş edilen Kovid-19 aşılarının ikinci partisinin ilk bölümünü oluşturan 6,5 milyon doz aşıyı taşıyan uçak, 06.15'te Pekin'den İstanbul'a geldi. Aşıların bulunduğu konteynerler, gümrük işlemlerinin ardından depolara taşındı.80 yaş üzerindekilerin aşılanmasıSağlık Bakanı Fahrettin Koca, sosyal medya hesabından Kovid-19 Aşısı Ulusal Uygulama Stratejisi doğrultusunda aşılama takvimine ilişkin, 'Bilim Kurulumuzun önerisiyle hazırlanan program dahilinde bugün itibarıyla 80 yaş üzeri vatandaşlarımızın da aşılanmasına başlıyoruz. 80 yaş üzeri vatandaşlarımız sağlık kuruluşlarımızda aşılanacaklar.' bilgisini verdi.Adıyaman'da 37 ev karantinaya alındıAdıyaman'da yeni tip koronavirüs tedbirleri kapsamında son iki günde 37 evin karantinaya alındığı, Muğla'da ise tedbirlere uymadığı belirlenen 72 kişiye 197 bin 216 lira ceza uygulandığı duyuruldu.
Erdoğan, Elazığ Depreminin Birinci Yılı Nedeniyle Düzenlenen Anma Ve Deprem Konutları Anahtar Teslim Töreninde Konuştu: (1)
ELAZIĞ (AA) - Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 'Ülkemizin yapı stokunun önemli bir bölümü depreme dayanıksız olarak inşa edilmiştir. Marmara depreminin ardından bu gerçek tüm çıplaklığıyla kendini göstermiştir.' dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yazıkonak beldesinde Elazığ depreminin birinci yılı nedeniyle düzenlenen anma ve deprem konutları anahtar teslim törenine katıldı. Konuşmasına tüm Elazığlıları selamlayarak başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, konutların hak sahibi vatandaşlara hayırlı olmasını diledi. Erdoğan, bir yıl önce Elazığ ve Malatya başta olmak üzere Doğu Anadolu Bölgesi'ni etkileyen depremde hayatını kaybeden vatandaşlara Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diledi.Deprem anından itibaren devlet olarak tüm imkanlarla vatandaşların yanında yer aldıklarını söyleyen Erdoğan, bir yandan enkaz altında kalan insanları kurtarmaya çalışırken diğer yandan da acil ihtiyaçları karşılayacak mekanizmaları süratle oluşturduklarını ifade etti. Enkaz kaldırma faaliyetlerinin hemen ardından da evleri yıkılan vatandaşlara yeni konutlar inşa etmek için kolları sıvadıklarını hatırlatan Erdoğan, 'Elazığ'da depremin ardından 77 bin bina incelendi ve toplam 4 bin 764 binanın yıkımı gerçekleştirildi. Yapılan değerlendirmeler sonunda Elazığ'da 20 bin ve Malatya'da 6 bin olmak üzere toplam 26 bin yeni konutun inşasına karar verdik.' diye konuştu.'Yepyeni bir şehir inşa etmiş oluyoruz'Elazığ'daki inşaat çalışmalarına depremden en çok zarar gören Yazıkonak ve Akçakiraz beldeleri ile Sürsürü, Bizmişen, Aksaray, Karşıyaka, Abdullahpaşa ve Gümüşkavak mahallelerinden başladıklarını dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti: 'Depremden sonraki 6 ayda 2 bin 517 konutu bu mahallelerde hak sahiplerine teslim ettik. Halen 136 derslikli 8 okulun inşaatı sürüyor. Malatya'da da 100'ü köy evi olmak üzere 1195 konutu vatandaşlarımızın hizmetine sunduk. Bugün Elazığ'da 5 bin 500 konutu daha teslim ederek toplamda 8 bin ailemizi yeni evlerine kavuşturmuş oluyoruz. Özellikle köylerimiz için tarım ve hayvancılıkla uğraşan insanlarımızın ihtiyaçlarını karşılayacak çok özel projeleri hayata geçirdik. Kalan 12 bin konutu da yeşil alanları, yürüyüş ve bisiklet yolları, camileri, okulları, spor sahalarıyla hep birlikte yaza kadar tamamlayıp vatandaşlarımıza teslim edeceğiz. Böylece 5 milyar lirayı aşan bir yatırımla Elazığ'da yaklaşık 100 bin insanımız için modern, güvenli ve her türlü sosyal donatıya sahip yepyeni bir şehir inşa etmiş oluyoruz. Hamdolsun Türkiye artık bu kadar kısa sürede bu kadar çok sayıda konutu, üstelik de en kaliteli şekilde inşa ederek yaraları hızla saracak, mağduriyetlerini giderecek bir kapasiteye ulaşmıştır.' 'Afetlerin zararlarını en aza indirecek tedbirleri alabiliriz'Afetlerin önüne geçmenin insan iradesini aşan hususlar olduğunu belirten Erdoğan, 'Kadim çağlardan beri dünyanın en önemli deprem kuşaklarının üzerinde yer alan bir ülkede yaşıyoruz. Aynı şekilde ülkemizin özellikle Karadeniz tarafı coğrafi yapısı sebebiyle sel ve heyelan felaketlerinin sıkça görüldüğü yerlerin başında geliyor. Tarih boyunca hep olduğu gibi bugün de sık sık depremlerle, sellerle karşılaşıyoruz. Bu afetlerin belki önüne geçemeyiz ama yol açacağı zararları en aza indirecek tedbirleri alabiliriz.' diye konuştu.İmar planlamasından mimariye ve malzeme kalitesine kadar tavizsiz uyguladığı yüksek standartlar sayesinde afetlerin etkilerini en aza indiren pek çok ülke bulunduğunu anlatan Erdoğan, şöyle devam etti:'Türkiye özellikle Cumhuriyet dönemindeki plansızlıkların, ihmallerin, rant hırsının neticesi olarak afetlere karşı güvenli bir altyapı kuramamıştır. Tek katlı veya çok katlı ama hepsi de düşük standartlı binalar şehirlerimizi zehirli bir sarmaşık gibi istila etmiştir. Köylerimizde insanlarımızın hiçbir destek almadan kendi imkanlarıyla yaptıkları evler de afetlere karşı gereken donanıma sahip değildir. Netice itibarıyla ülkemizin yapı stokunun önemli bir bölümü depreme dayanıksız olarak inşa edilmiştir. Marmara depreminin ardından bu gerçek tüm çıplaklığıyla kendini göstermiştir. Bu depremin ardından yapılan hukuki düzenlemelerin fiili uygulama haline dönüşmesi de kolay olmamıştır.' Erdoğan, sık sık ciddi can ve mal kayıplarına yol açan yeni depremlerin yaşandığını hatırlatarak, Elazığ, Malatya, İzmir, Van, Ağrı, Erzurum ve Bingöl depremlerini unutmadıklarını söyledi. 'Belirlediğimiz öncelikler çerçevesinde var gücümüzle çalışıyoruz'Bilim insanlarının Türkiye'nin üzerinde bulunduğu fay hatlarındaki hareketleri inceleyerek yeni ve daha büyük depremlere hazırlıklı olunması hususunda sık sık ikazlarda bulunduğunu dile getiren Erdoğan, 'Tabi bu hazırlığın bir boyutunu yeni yapılan binaların kontrolü, diğer boyutunu ise mevcut yapı stokunun dönüştürülmesi oluşturuyor. Milyonlarca yapının dönüşümünün böyle kolay olmadığını sanıyorum vicdan ve izan sahibi herkes kabul edecektir. Karşımızda her şeyi bir kenara bırakıp Türkiye'nin tüm mali gücünü bu alana sarf etsek bile yıllarca bitmeyecek bir iş yükü bulunuyor. Elbette işin büyüklüğü bizi harekete geçmekten alıkoymadı. Belirlediğimiz öncelikler çerçevesinde var gücümüzle çalışıyoruz.' diye konuştu. Hükümete geldikten sonra Toplu Konut İdaresi vasıtasıyla öncülüğünü yaptıkları depreme dayanıklı yapı inşasında çok büyük mesafe katettiklerini belirten Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:'Türkiye sadece TOKİ vasıtasıyla 1 milyona yakın depreme dayanıklı, kaliteli, işlevsel konuta ve kamu binasına kavuşmuştur. Özel sektör de her kesimden vatandaşımıza ve uluslararası yatırımcılara hitap eden yapı inşasına yönelerek bu sürece destek vermiştir. Kentsel dönüşüm çalışmalarına öncülük ederek yapı stokumuzu güvenli hale getirmenin gayreti içindeyiz. Ülke genelinde 59 ilimizdeki 268 riskli alanda ve 67 ilimizdeki yeni yerleşim alanında faaliyetlerimiz sürüyor.' (Sürecek)
Reklam