Digiturk Kendi Seslendirme Stüdyosu 'Seshane'yi Kurdu
Digiturk izleyiciye daha kaliteli bir seslendirme sunmak üzere kolları sıvadı ve dizi ve filmlerin, deneyimli seslendirme sanatçıları, uzman yönetmenler ve başarılı bir teknik ekip tarafından seslendirilmesi üzerine bir stüdyo kurdu. Seshane, Digiturk üyelerine orijinaline en uygun Türkçe dublajlı film ve dizileri izleme fırsatı sunulması amacıyla yola çıktı. hedefleniyor. Güçlü ve geniş bir seslendirme kadrosunun ve teknolojik olanakların kullanıldığı dublaj çalışmalarında, çevirilerin de seslendirmeyi daha kaliteli hale getirecek nitelikte olması için bu alanda deneyimli çevirmenlere görev veriliyor. Türkçe dublajla orijinal seyir keyfi Digiturk izleyicilerinin çoğunlukla dizi ve filmleri dublajlı olarak izlemeyi tercih ettiğini belirten Seshane’den sorumlu Digiturk Kreatif Direktörü Cenk Şanal, 'İzleyicilerin önemli bir bölümü iyi seslendirme yapıldığı takdirde filmleri orijinal dilinde izlemektense Türkçe olarak izlemeyi tercih ediyor. Bu tercihte dublaj kalitesinin çok önemli bir rolü var. İlgili içeriğin orijinalindeki atmosferi doğru yansıtan, doğru rollerin doğru isimlere seslendirildiği yapımlar dublajlı olarak izlendiğinde seyir keyfinden hiçbir şey kaybetmiyor. Seslendirmede uygun ve yeterli sayıda sanatçıyla ve gerekli teknik olanaklar ve fiziki koşulların sağlanmasıyla gerekli kaliteyi elde etmek mümkün. Seshane’de amacımız, Digiturk içeriklerinde dublaj kalitesinde maksimum seviyeye ulaşmak ve izleyicilerin seyir zevkini en üst noktaya çıkarabilmek. Digiturk, hali hazırda içerik ve görüntü kalitesi açısından en kaliteli dizi ve filmleri yayınlayan platform olarak bu alanda da farkını ortaya koydu ve içeriklerin seslendirilmesi noktasında üyelerinin hak ettiği özeni gösterdi. Bundan sonra Digiturk kanallarındaki yabancı içerikler, çok daha kaliteli ve aslına uygun seslendirme ile izleyici karşısında olacak.' dedi. Türkiye’nin en deneyimli seslendirme sanatçılarından Seshane Direktörü Yeşim Kopan ise, Seshane’de hem kendileri hem de gelen sanatçılar açısından bir kazan-kazan ortamı oluşturulduğunu belirterek 'Bu şekilde, biz seslendirmede arzu ettiğimiz kaliteyi elde ederken onlar da rahat ve kurumsal bir ortamda işlerini yapabiliyorlar. İş başlamadan hemen önce gelmek yerine yarım saat önce gelip burada vakit geçirmeyi tercih ediyorlar. Seslendirme çalışmalarında kağıt yerine stüdyo içinde yer alan özel ekranları kullanıyoruz. Bu sanatçıların daha rahat ve pratik koşullarda çalışmasına olanak tanıyor. Kadromuzda bu mesleğe uzun yıllarını vermiş çok önemli sanatçılar, yönetmenler ve teknik uzmanlar yer alıyor. Burada yaptığımız işlerle bir taraftan izleyicilerin kulaklarını cezbederken diğer taraftan konuşmacılarımıza verdiğimiz değeri göstermek istiyoruz.' şeklinde konuştu.
Matrix'e Bu Ekip Türkçe Yükledi
Matrix Reloaded gösterime girer girmez salonlar dolup dolup taşarken, İngilizce bilmeyen seyirciye kolaylık olsun diye yapılan Türkçe dublaj sayesinde bizim de Neo, Morpheus ve Trinity'imiz oldu. Filmin ana karakterlerini Türkçe seslendiren Murat Şen, Özden Ayyıldız ve Ayhan Kahya, bugüne kadar onlarca filmi seslendirmelerine rağmen, trend olan Matrix ile gündeme geldi. Matrix'in baş aktörü Neo'yu (Keanu Reeves) tiyatro sanatçısı Murat Şen, Trinity'yi (Carrie Anne Moss) tiyatro sanatçısı Özden Ayyıldız ve Morpheus'u (Laurence Fishburne) ise operacı Ayhan Kahya seslendirdi. REEVES SİRKE GİRSİN Onlar için çok konuşulan bir filmin dublajını yapmanın pek de heyecan verici bir yanı yok. Özellikle Tom Cruise seslendirmeleri yapan ve Dövüş Kulübü'nde Tyler Durden rolündeki Brad Pitt'in Türkçe sesi olan Şen, Matrix'teki Keanu Reeves'i 5.5 saatte seslendirmiş. Şen, Neo'dan memnun ama Reeves'ten pek de memnun değil: 'Neo, ilk Matrix'te daha aktifti ve insani olmanın sıcaklığını taşıyordu. Bu filmde daha cool, ağır ve sessiz bir tip. Çok ağır abi. Konuşma şekli de ağırlaşmış. Neo, muhteşem bir insan. O bir mesih, muhteşem erkek. Gırgır geçiyorum ama işin özü bu. Reeves ise akrobat olarak çok başarılı. Bence sirkte çalışmalı.' COOL TRINITY Trinity'yi seslendiren Ayyıldız ise daha önce birçok kez Kathleen Turner, Sharon Stone'un Türkçe sesi olmuş. 3 saatte seslendirdiği Trinity için, 'Çok cool, karizmatik, inanılmaz bir kadın. Bence günün birinde bu karakterler gerçek olabilir. Anlattığı öykü, aykırı gelmiyor' diyor. Morpheus'u seslendiren ve aynı zamanda İmaj'ın Dublaj ve Seslendirme Departmanı yöneticilerinden olan Kahya da, 'Yaş itibariyle olsa gerek, 'Ne güzel film' diye seslendirdiğim bir film değildi' diye konuşuyor. 42.5 milyon dolar hasılat! Beklenen rekor geldi Dört yıl önce dünya çapında büyük sükse yapan Matrix filminin ikincisi, Matrix Reloaded, ABD'de vizyona girdiği ilk gün 42,5 milyon dolar kazanarak hasılat rekoru kırdı. Hafta sonundaki satışlarla birlikte Matrix'in arayı daha da açması bekleniyor. AOL Time Warner'a ait Warner Bros. stüdyosunca yapılan filmin vizyona girdiği cuma günkü hasılatı, Örümcek Adam (Spider - Man) filminin geçen yıl Mayıs ayındaki açılış günü rakamı olan 39.4 milyon doları geçti. İlk Matrix filmi de, dünya çapındaki bilet satışlarından 456 milyon dolarlık hasılat elde etmiş ve Yıldız Savaşları'ndaki gibi sadık bir hayran kitlesi oluşturmuştu. Matrix Reloaded'ı Türkiye'de de 37 şehirdeki 264 salonda 144 bin 601 kişi izledi.  SEMA EMİROĞLU New York Korsanı da aynı gün tezgâhta! Matrix Reloaded filminin korsan CD'si tezgâhlardaki yerini alınca polis harekete geçti. İstanbul Mali Şube Müdürlüğü ekipleri, ihbar üzerine, Kadıköy'deki bir işhanına operasyon düzenledi. Filmi çoğalttıkları belirlenen şebeke lideri Ramazan Durman'ın da aralarında bulunduğu 9 kişi gözaltına alındı. Yapılan aramada, yaklaşık 15 bin adet korsan CD ele geçirildi. Güvenlik Şube Müdürlüğü ekipleri ise Eminönü, Fatih ve Şişli'de çok sayıda sokak tezgâhı ve işyerine düzenlediği operasyonda beş kişiyi gözaltına alındı. Bine yakın da korsan Matrix CD'si bulundu.
Denizli'nin Cam Horoz Heykeli
Renkleri,endamı ve uzun ötüşüyle meşhurdur Denizli'nin horozu. Kent meydanında on yıllardır yer alan horoz heykeli, 2012 yılında Denizli Belediyesi'nin üst yapı çalışmaları sırasında kaldırılmıştı. Çevre düzenlemesiyle beraber gelen değişikliklere paralel olarak , belediyenin eski horoz heykelinin yerine yapılacak heykelin materyalini kamuoyuna sorması sonucunda, en çok oyu CAM HOROZ almıştı. Akabinde çalışmasına başlanan heykelin tasarlanması ve üretimi 1 yılı aşkın bir sürede başarıyla tamamlandı. Mühendislik ve tasarımın mükemmel birlikteliğinden oluşan bu eser, Denizli'de Karma Tasarım Atölyesi'nde Fatih ve Ömür Duruerk çifti ve ekibi tarafından üretildi. 7000 adet el yapımı cam parçasının, sıcak cam hariç tüm cam teknikleri kullanılarak  üretilen heykel ağustos 2013 tarihinden beri  Çınar meydanında ,Denizlilerin ve turistlerin uğrak fotoğraf çekilme noktasıdır.  Cam horoz kısmı 260cm olan heykel havuz kaidesi dahil 410cm ve 1500kg ağırlığındadır. Türkiye'nin açık havada sergilenen en büyük cam heykelidir.
İntihara Kadar Götüren Uğultu'nun Sırrı Nedir?
Dünyanın çeşitli bölgelerinde ve özellikle küçük yerleşim birimlerinde geceleri ortaya çıkan bir uğultu, etkilediği insanları çıldırtmak üzere. İngilizce'de ‘Hum' olarak tanımlanan uğultu, dünyanın en esrarengiz olaylarından biri olduğu gibi, insanları intihara sürükleyen bir işkence haline dönüşmüş durumda. Genellikle izole ve küçük yerleşim birimlerinde geceleri duyulmaya başlayan ve önüne geçilemeyen 'uğultu', dünyanın birçok köşesinde binlerce insanın sinirlerini iflas etme noktasına getirdi. İngiltere'nin Bristol kenti; ABD'nin New Mexico eyaletindeki Taos ve İskoçya'nın Largs kasabası, 'Hum' eziyeti çeken yerleşim birimlerinden sadece birkaçı. Bilim insanlarının yıllardır süren araştırmalarıan rağmen, gizemli uğultunun neden sadece belli bölgelerde, populasyonun belli bir kısmını etkilediği hala sırrını koruyor. İlk olarak 1950'li yıllarda ihbarları gelmeyen başlayan gizemli uğultu, ilerleyen yıllarda daha fazla bölgede düşük frekanslı, bir 'zonklama ve gümbürdeme' tarzı bir gürültü olarak daha fazla yerleşim biriminde duyulmaya başlandı. 'Hum' hakkındaki genel görüşler ise uğultunun genelde kapalı alanlarda duyulduğu ve geceleri gündüzlerden çok daha fazla hissedildiği. Ayrıca, şehirlerdeki gürültüyü içermeyen kırsal bölgelerde yaygın olduğu. 'BAZEN ÇIĞLIK ATASIM GELİYOR' İngiltere'nin Surrey kentinde yaşayan akustik mühendisi Geoff Leventhall'ın 2003 yılında yaptığı bir araştırmaya göre, 'Hum' bulunan bölgelerdeki nüfusun sadece yüzde 2'si uğultuyu duyuyor. Bu gürültüye maruz kalanlar ise genelde 55-70 yaş arası insanlar oluyor. 'Hum' mağduru insanlar, gürültüyü 'rölantide çalışan bir dizel motoru' gibi tanımlıyor. İngiltere'nin Leeds kentinde uğuldamaya maruz kalan Katie Jacqures, BBC'ye, 'Bu bir nevi işkence... Bazen gerçekten çığlık atmak istiyorsunuz' yorumunda bulundu. Jacques, 'Geceleri çok daha kötüleşiyor... Uyumak zorlaşıyor çünkü arka planda sürekli bu sesi duyuyorsunuz. Sürekli dönüp duruyor ve kafanızı daha fazla bu sese takıyorsunuz' dedi. Duyma sorunu bulunmayan mağdurlardan birçoğu, şikayetleri dikkate alınmadığı zaman daha da sinirleniyor. Madurlar, baş ağrısı, mide bulantısı, halsizlik, burun kanaması ve uyku bozukluğu gibi rahatsızlıklar çekiyor. BBC'ye göre, İngiltere'de bugüne kadar en az 1 kişi 'Hum' yüzünden intihar etti. 'HUM' BÖLGELERİ LiveScience sitesinin haberine göre, gizemli uğultuların ilk belirdiği yerlerden biri İngiltere'nin Bristol kenti. Kıyı şeridindeki kentte 1970'lerde bildirilen şikayetlerin sorumlusu olarak araç trafiği ve 24 saat çalışan fabrikalar gösterilmiş. ABD'nin uğultusuyla meşhur olan yeri ise Taos kasabası. İlk olarak 1991 yılında yerel halk düşük frekanslı, gümbürtü benzeri bir sesten şikayetçi olmuş. New Mexico eyaletinde yer alan Los Alamos Ulusal Laboratuvarı'ndan araştırmacıların yanı sıra, yerel uzmanların yaptığı inceleme bir sonuç getirmemiş. Araştırmacıların bugün uğultuların kaynağını belirmeye çalıştığı diğer yerleşim birimleri arasında Ontorio eyaltinin Windsor ve Avustralya'nın Sydney kenti sınırlarında yer alan Bondi bölgesi bulunuyor. Telegraph gazetesine konuşan Avustralyalılar, çaresizlikten ya fanlarını ya da müzik setlerini açık tutmaktan başka bir çözüm üretemediklerini belirtiyor. Bu çaresizliğin en büyük kurbanı ise ABD'nin Indiana kentinde bulunan Kokomo kasabası. Bir zamanlar 47 bin kişinin yaşadığı kasaba, 'Hum' nedeniyle 2003 yılında boşaltıldı. Adı Kokomo Hum'a çıkan kasabada yapılan araştırmalar, iki sanayi bölgesinin düşük frekanslı uğultuların kaynağı olabileceğini gösterdi. Ancak yerleşimciler geri döndükten sonra bazı kasaba sakinleri uğultu şikayetlerine devam etti. SEBEP NE? Hakkında birçok komplo teorisi üretilen ve bazıları tarafından gizli bir psikolojik silah olduğu iddia edilen 'Hum', inanması güç teorilerin doğmasına bile yol açmış durumda. Ancak araştırmacılar, gizemli olayın gerçek olduğunu ve uzaylıların Dünya'ya yolladığı ve sadece bazı insanlar tarafından algılanan sinyaller olmadığı konusunda emin. Kokomo Hum'da yapılan araştırmaların ardından, bilim insanları ana sorumluların sanayi bölgelerindeki ısıtıcı üniteleri, elektrik akım hatları, iletişim cihazları veya yüksek basınçlı gaz hatları gibi sanayi bögeleriyle bağlantılı kaynaklar olduğunu düşünüyor. Bir diğer teori, uğultunun sadece bazı insanlar tarafından algılanan, düşükfrekanslı elektromanyetik radyasyondan kaynaklandığı. Hatta, bazı insanlardan çok daha yüksek frekansları duyan insanların uğultuya maruz kaldığı vakalar da mevcut. Ortaya sürülen diğer teoriler ise okyanus dalgaları ve tektonik plakaların oluşturduğu sismik faaliyetlerden, askeri deney ve denizaltıların iletişimlerine kadar uzanıyor. Ancakhiçbiri kesin bir bulgu sunabilmiş değil. İngiliz araştırmacı Leventhall, gizemli olayın yakın zamanda çözülebileceğinden şüpheli. Leventhall, 'Bu 40 yıldır süren bir gizem. Daha uzun bir süre de böyle kalacağa benziyor' dedi.
Yenilmezler 'Baba' Serisinden İlham Aldı
'Yenilmezler / Avengers' filminin yönetmeni Joss Whedon, serinin devam filmi hakkında konuştu 'Yenilmezler / Avengers' filminin Oscar adayı başarılı yönetmen Joss Whedon, sevilen Marvel serisinin devam filmiyle ilgili açıklamalarda bulundu. AlloCiné'ye 'Yenilmezler / Avengers'ın devam filmi 'The Avengers: Age of Ultron'ın 'Baba / Godfather' üçlemesinden esinlendiğini söyleyen Whedon, Francis Ford Coppola'nın 'Baba / Godfather' serisinin kendisi için büyük bir ilham kaynağı olduğunu belirtti. 'Yaratmaya çalıştığım proje hem 'Baba' serisinin 2. filmini temel alıyor' diyen yönetmen, 'O, birçok şeyin iç içe geçtiği, çok başka bir film. Ama onu anlatmama gerek bile yok' diye konuştu. Filmin kendini oldukça iyi anlattığını ve açıklamaya gerek olmadığını söyleyen Whedon, 'İlk filmle farklı bir dünyaya girdiniz ve 2. filmle bunu daha da ileriye taşıdınız. İşte benim de 'Yenilmezler 2' ile yapmak istediğim şey bu' diye konuştu. 'The Avengers: Age of Ultron' filmi, Demir Adam (Robert Downey Jr.), Thor (Chris Hemsworth), Kaptan Amerika (Chris Evans), Kara Dul (Scarlett Johansson), Şahingöz (Jeremy Renner), Hulk (Mark Ruffalo), Quicksilver (Aaron Taylor-Johnson) ve Scarlet Witch (Elizabeth Olsen) ekibinin James Spader'ın seslendireceği mekanik düşman Ultron'a karşı dünyayı kurtarmak için savaşını anlatacak.Milliyet Sanat
Reklam
İstanbul'un İlçe ve Semt İsimleri Nereden Geliyor?
BAĞDAT CADDESİ: Bizans döneminden bu yanavarlığı bilinen yol (şimdi cadde), Osmanlılar döneminde Üsküdar’dan Şam veBağdat yönüne giden kervanlarca kullanılıyordu. Osmanlı ordusu, Doğu seferlerine bu yoldan çıkıyordu.Adının Bağdat Caddesi olması bu nedenledir. ALTINBOYNUZ: Biz ‘Haliç’ diyorsak da Batı kaynaklarında ‘Altın Boynuz’olarak geçiyor. İsminin orjinali Rumca. ‘Hriso Keras’ Rumca'da altın boynuzanlamına geliyor. Kağıthane ve Alibeyköy derelerinin çatal vaziyette, boynuzuandırması nedeniyle bu ismi almışdır. BAB-IALİ: Günümüz Türkçesinde ‘Yüce Kapı’ anlamına gelen bu terim,aynen tercüme edilerek diğer dünya dillerine de girmiştir. İstanbul’da devletitemsil eden her ofis, ‘kapı’ diye anılırdı. Yani bugünün devlet dairesininkarşılığı ‘kapı’ idi. Basın kuruluşları İkitelli’ye taşınmadan önce “Bab-ı Ali”denilince akla basın geliyordu. ABİDE-İHÜRRİYET: Şişli’de Hürriyet tepesindeki anıtın adı. Bugünkü dillesöylenirse ‘Özgürlük Anıtı’. AĞACAMİİ: Beyoğlu’nda İstiklal Caddesi üstündeki Ağa Cami’siniŞeyhülharem Hüseyin Efendi yaptırmıştı. Hüseyin Efendi aynı zamanda‘Galatasaray Ağası’ydı. Bu nedenle Ağa Cami olarak anılır. AYAZMA:İstanbul’da çok fazla sayıda ayazma var. Nedir ayazma? Hıristiyanlarıninançlarına göre kutsal ve şifalı su; bu maksatla ziyaret edilen yerlerdekidini yapıdır. Her ayazmanın adını taşıdığı aziz ve azizeler için özel bir günüvardır. BAHARİYE:Osmanlı padişahları ve vezirler, özellikle bahar mevsiminde, Haliç kıyısındaEyüp Sultan’dan sonra gelen ve Bostan iskelesi ile Silahtarağa arasında uzananbölgeye giderlermiş. Buraya köşkler yaptırılmış. Baharda yeğlenen bir bölgeolduğu içinde ‘baharlık’ anlamına ‘bahara ait’ yani ‘bahariyye’ diye anılmış. BALAT:Rumca saray anlamına gelen ‘palation’ sözcüğünden geldiği sanılmakta. Önceİstanbul’un Haliç kıyısındaki kapılarından birine verilen ad, sonra bütünsemtin adı oldu. BALTALİMANI:Rumeli Hisarı’nın ötesindeki eski adı ‘Fadalya’ olan ‘Baltalimanı’, adınıİstanbul’un fethi sırasında Gelibolu’daki donanmayı hazırlayan ve kuşatmasırasında gemileri bu limana getirmeyi başaran Baltaoğlu Süleyman Bey’den aldı.Baltaoğlu Süleyman Bey Osmanlı Devletinin ilk Kaptan-ı Derya’sıydı. BEBEK:İsmini, Fatih’in bu bölgenin muhafazasına memur ettiği bölükbaşının ‘Bebek’lakabından almıştı. Bebek Çelebi ya da Bebek Çavuş’un bu semtte bir köşkü vesonradan hasbahçe olan bir bahçesi vardı. BELGRADORMANI: Ormanın adı, Kanuni Sultan Süleyman döneminde kurulanBelgrad köyünden gelmekte. Belgrad köyü 1521 Sırbistan seferinden sonra İstanbul’agetirilen Sırp tutsakların yerleştirilmesi amacıyla kurulmuştu. BEŞİKTAŞ:Bu semt ‘Kone Petro’ adıyla anılıyordu. Anlamı ‘Taş Beşik’ idi. Rahip Yaşka, Hzİsa’nın beşiğini Kudüs’ten getirip, burada yaptırdığı kiliseye koymuştur. Hz.İsa çocukluğunda bu beşik içinde yıkanmış, bu sebeple bu kilise Rumlar arasında‘Taş Beşik’ olarak ün yapmıştır. Rahip ölünce beşiğin Ayasofya’ya bırakıldığısöylenir. Bu söylenti bir delile dayanmadığı için efsane niteliği taşımaktadır. BOMONTİ:Semt adını, 1902 yılında Bomonti Kardeşlerin burada kurdukları Bomonti BiraFabrikası’ndan almıştır. Bu bina daha sonra İstanbul Tekel Bira Fabrikasıolarak anılmıştır. CERRAHPAŞA:Semt, buradaki cami-nin adını taşır. Camiyi 16’ncı yüzyılda, Sadra- zam CerrahMehmet Paşa yaptırmıştır. Mimar Davud Ağa’dır. Cerrah Paşa camiyle birlikteçifte hamam, çeşme ve türbe de yaptırmıştır. CİHANGİR:Kanuni Sultan Süleyman’ın, Tophane ile Fındıklı arasındaki kıyıdan 300basamakla ulaşılan yüksekçe bir yere oğlu Cihangir’in anısına yaptırdığı cami,semte adını vermiştir. AKARETLER:Avrupa yakasında,Maçka-Dolmabahçe arasında, Beşiktaş ilçesinin birmahallesidir. Sultan Abdülaziz Taşlık Aziziye camisinin masraflarını karşılamakiçin bir vakıf kurdurmuştur, Bu vakıf gelir sağlamak amacıyla kirayaverilebilecek binalar yaptırmıştır. Projenin tamamlanması II.Abdülhamit’e nasipolmuştur. Kira,irat getiren anlamındaki Akaret ismi bu binalara yakıştırılaraksemte Akaretler adı verilmiştir. AYRILIKÇEŞMESİ: Anadolu yakasında, Kadıköy’den Acıbadem’e giderkenHaydarpaşa’dan gelen yolla kesiştiği yerdeki semttir. Eskiden Trakya veİstanbul’dan hacca gidecek olanlar burada toplanırlar ve hep birlikte yolaçıkarlarmış. Hacı adayları yakınları ile burada vedalaşıp yola çıktıklarındansemte Ayrılık Çeşmesi adı verilmiştir. BAHARİYE:Anadolu yakasında, Kadıköy-Fenerbahçe-Moda arasındadır. Kentte yerleşiminyaygın olmadığı dönemlerde, İstanbulluların yazlık olarak kullandıkları birsemtti. Bir söylentiye göre, bahar aylarında semtteki hareketliliğin artmasısebebiyle baharlık anlamında 'Bahariye' adı verildiğidir... BAKIRKÖY:İlk çağlarda Hebdamon Septimus adıyla anılmaktaydı. Bizans döneminde yazlıkolarak kullanılmıştır . Constantinus (Büyük) zamanında buraya saraylar ,köşkler, kiliseler yaptırmıştır. Bizans'ın son döneminde Makrihori, Osmanlıdöneminde Marki Köy olarak bilinen semtin adı Cumhuriyet'in ilanından sonraBakırköy olarak değişmiştir... BEYKOZ:Antik çağdaki adı Amykos'dur.Beykos ismi ilk defa Bizanslılar tarafındankullanılmıştır. Bithnia Kralı ve Kocaeli valileri bu semtte ikamet etmişlerdir.Kos farsçada köy anlamındadır. Semtte oturan ünlü kişilerden dolayı yöreyeBeykos denildiği ismin zamanla Beykoz'a dönüştüğü sanılmaktadır... BEYOĞLU: Bizansdöneminde yerleşim alanı değildi. Yöreye karşı yaka, öte yaka anlamında Pera yada Peran bağları deniliyordu... Beyoğlu denilmesine ait çeşitli söylentilervardır. İlki Fatih Sultan Mehmet'in Trabzon Rum İmparatorluğu'na sonvermesinden sonra (1460) Kral ailesinden Prens Aleksisos Kommenos burayayerleştirilmesinden dolayı bu ismin verildiğidir. İkincisi Kanuni SultanSüleyman döneminde burada oturan Venedik elçisinden dolayı bu isminverildiğidir. (Yapılan yazışmalarda elçiye Beyoğlu denildiği için) CİBALİ:Burada bulunan sur kapısı,İstanbul'un fethine katılan komutanlardan Cebe AliBey adıyla anılmaya başlanmıştır. Cebe Ali Bey kapısı zamanla Cibali kapısınadönüşmüştür ve semt de Cibali ismini almıştır... ÇENGELKÖY:Bizans İmparatoru Justinianos buraya karısı Sophia için bir saray yaptırmıştırve semte Sophianea adı verilmiştir. Osmanlı döneminde bu semtte gemi çapalarıimal edildiğinden adı Çengel Köyü olarak benimsenmiştir. Zamanla Çengelköyşeklini almıştır. Bir başka söylentiye göre de; Osmanlı döneminde leventliktenyetişen Çengeloğlu Tahir paşa (Sonradan Kaptan-ı Deryalığa kadar yükselmiştir)bu semtte oturmuş ve yörede mescit, çeşme gibi yaptırmış ve birçok hayırişlerine önayak olmuş semtin sevilen kişilerinden biri olmuştur, semte busebepten onun ismi verilmiştir... DOLMABAHÇE:Yunan mitolojisine göre Arganut ların kralı İason Karadeniz seferi dönüşündeburada karaya çıkmıştır, bundan dolayı antik çağdaki adı İason’dur. BuradaBizans döneminde gezinti yeri olan küçük bir koy vardı. Osmanlıların İstanbul’ualmasından sonra, I. Ahmet döneminde Kaptanı Derya Halil Paşa bu koyudoldurmakla görevlendirildi ve dol-durma işleri II. Osman dönemindetamamlandı.(1614) Park haline getirilen koy Hünkar bahçesi adıyla anılmayabaşlandı ismi zamanla Dolmabahçe’ye dönüştü... EMİRGAN:IV Murat yöreyi,Revan kalesini çarpışmadan kendisine teslim eden (1635) Safevivalisi Emirgüneoğlu’na bağışlamıştır. Bir konak yaptıran Emirgüneoğlu buradayaşamış ve semt Emirgün yada Mirgün olarak anılmış zamanla Emircan dahasonraları Emirgan şekline dönüşmüştür. FERİKÖY:Semtin ismi hakkında değişik söylentiler vardır. İstanbul'un ünlüLevantenlerinden Mösyö Ferry Galata da oturur ve zaman zaman bu cıvadra avaçıkarmış. Daha rahat avlanabilmek için buraya bir köşk yaptırmış ve semttekiyerleşim bu köşk etrafında yoğunlaşır. Yöre Ferry nin köyü olarak anılmayabaşlanır ve isim zamanla Feriköy e dönüşür. Bir başka söylentiye göre deOsmanlı padişahı A.Mecit tarafından bugün semtin bulunduğu geniş arazi MadamFeri ye bağışlanmıştır. Feri’nin köyü ismi zamanla Feriköy'e dönüşmüştür... FLORYA:Reşat Ekrem Koçu'ya göre İskender efendi namlı bir kişi burada yaptır- dığıbahçeye doğduğu kasabanın ismini vermiş (Forina Arnavutluk'ta küçük birkasabadır) isim zamanla Florya'ya dönüşmüş ve semtin ismi olarakbenimsenmiştir... İSTİNYE:Bizans dönemindeki adı Stenia zamanla İstinye şekline dönüşmüştür. KADIKÖY:Semtin tarihi Bakır çağına kadar uzanmaktadır. Semti Megara’lı göçmenlerKhalkedon adıyla kurmuştur (İÖ 8yy) . Orhan Gazi Khalkedon un bir kısmınıOsmanlı topraklarına kattı. Fatih Sultan Mehmet in kenti fethinde sonra buyörenin bakımsız bir köy görünümünün düzelmesi için İstanbul Kadısı Hızır Beyin buraya yerleşmesini istemiştir. Semt önceleri Kadıköy’ü sonraları Kadıköyolarak anılmıştır. KALAMIŞ:Eski ismi yunanca sazlık ve kamışlık anlamında Kalamis iken zamanla Kalamışşeklini almıştır. KANDİLLİ: Antikçağdaki adı Ekhaia’dır. Zaman zaman Göksu’dan deniz yolu ile saraya dönenpadişahlar için yakılan kandillerden yada IV Murat’ın Revan seferindendönüşünde bu semtteki köşkte doğan şehzadesi Mehmet için yedi gece yakılankandillerden dolayı semte Kandilli köy adı verilmiş, zamanla Kandilli şeklinialmıştır. KARTAL:Bizans dönemindeki adı Kartalimen dir. Semt zamanla Kartal ismiyle anılmayabaşlanmıştır. Bir başka söylentiye göre de küçük bir balıkçı köyü olan semtteyaşayan ve çok sevilen Kartelli isimli balıkçıdan dolayı önceleri Kartelli’ninköyü olarak anılan semtin adının zamanla Kartal a dönüştüğüdür. KAZLIÇEŞME:Burada bulunan bir çeşme semte ismini vermiştir. Bu çeşmenin üzerinde alçakkabartma olarak kaz figürleri vardır. Bir söylentiye göre, İstanbul un fethisırasında baş gösteren su sıkıntısın- da uçuşan kazlar takip edilmiş veburadaki su kaynağı bulunmuştur. Sonraları bu su kaynağı üzerine bir çeşme inşaedilmiştir. Günümüze kadar birçok yenilemeler gören çeşme halen semttebulunmaktadır.   LEVENT: Osmanlı Padişahı III Selim döneminde, Nizam-ı Cedidaskerleri için kurulan Levend kışlası semte adını vermiştir. MAÇKA:.Adının Farsça Masgah (Nişangah) tan geldiği söylenmektedir. Zamanla Maçka yadönüşmüştür. Bir diğer söylentiye göre de Fatih Sultan Mehmet in 1461 yılındaTrabzon'u fethinden sonra Trabzon’dan buraya gönderilen Maçkalılardan dolayısemte Maçka adının verildiğidir. OKMEYDANI: İstanbul’unfethi sırasında Fatih Sultan Mehmet in otağ kurduğu yerdir. 1490 yılında Fatihin burada on dokuz sınır taşıyla sınırları belirlenen çok geniş bir alanaTekke-i Tirendezan (Okçular tekkesi ) yaptırmasıyla semt Okmeydanı olarakanılmaya başlanmıştır. SÜTLÜCE:Bizans döneminde küçük bir köy olan semtte (Sut membat köyü) bronzdan yapılmışve göğüslerinden su akan bir kadın heykeli varmış. Sütlerinin bol olması içinyeni doğum yapan kadınlar tarafından ziyaret edilirmiş bu yüzden semte Sütlüceadı verildiği söylenmektedir. ŞİLE: Kentte yerleşim yaklaşık İ.Ö 5000 yıllarındabaşlamıştır. Şile ismi Mercanköşk olarak bilinen bir dağ çiçeğinin yunancaadından gelmektedir. İlçe tarihte Aschil, Phile, Astere, Kilia isimleriyleanılmıştır. Eski bir Milet kolonisi olan kent Lidya,Pers, Galat,Roma, Selçuklu,Bizans ve Osmanlı egemenliklerinde kalmıştır. TAKSİM:Adını 19. yy. da kurulan su dağıtım şebekesinden almıştır.Maslak-Mecidiyeköy-Şişli yönünden gelen içme suyu burada toplanır ve dört yönedağıtım (taksim) yapılırdı. UNKAPANI:Kapan Osmanlı döneminde pazaryeri, satışyeri, kontrol yeri anlamınagelmekteydi. İstan- bul’un alınmasından sonra kente gelen gıda maddeleribelirli yerlerde teslim alınır ve İstanbul kadısı temsilcisi, esnaf temsilcisitarafından denetlenirdi. Çeşitli gıda maddelerinin bu tür trafiğinin yoğunolduğu yerlere Kapan denirdi.(Yağ kapanı, Bal kapanı gibi)Şehre gelen unlarınbu semte indirilip depolandığı için yöreye Unkapanı isminin verildiğisanılmaktadır.
Ankara'nın İlçe ve Semt İsimleri Nereden Geliyor?
Başkent Ankara’nın ilçelerine verilen isimlerin her biri ayrı bir hikayeyi barındırıyor. Binlerce yıllık tarihinde çeşitli uygarlıklara ev sahipliği yapan Anadolu, tarihi ve doğal güzellerinin yanı sıra mitolojik zenginliğiyle de insanoğlunu hayran bırakacak özellikler taşıyor. Anadolu’nun kalbi Ankara’nın tarihinde de yaşanan olaylar ve coğrafi konumu, ilçe isimlerine de yansıyor. İlçe isimlerinin nereden geldiğine dair kulaktan dolma bilgiler bilinse de, tam anlamıyla doğru bilgiler bulunmuyor. Ancak halk arasında ilçe isimleriyle ilgili çeşitli anlatımlar dikkat çekiyor. AA muhabirinin ilçe belediyeleri ile çeşitli kaynaklardan Ankara’nın 25 ilçesinin isimlerinin nasıl ortaya çıktığına ilişkin elde ettiği bilgiler şöyle: Kazan: Kazan ismine ilk defa 1530 tarihli Tapu Tahrir kayıtlarında rastlanıyor. Kazan’da, İlhanlıların Ankara’ya egemenlikleri zamanında 'Gazan Han' adına basılmış sikkelerin buluntuları dikkat çekiyor. Bu rivayete dayanarak 'Gazan' isminin zaman aşımına uğradığı ve 'Kazan' olarak değiştiği bilgiler arasında yer alıyor. Ayrıca yapılan Ankara Savaşı esnasında Osmanlı ordusunun yemek ihtiyacını karşılamak üzere bölgeye dev kazanlar kurulmasından dolayı ilçeye bu ismin verildiği rivayet ediliyor. Akyurt: Ankara’nın kuzey doğusunda yer alan Akyurt (Ravlı), Cumhuriyet döneminde ilçe merkezi olan köylerimizden birisidir. 'Ravlı' adıyla bilinen bu köy, 1463 yılı kayıtlarında 30 haneli olduğu bilinir. Ravlı köyünün tamamı 1. Murad döneminde yaşamış hayırsever Melike (Melek, Meleki) Hatun’un Medresesinin vakfına aittir. 21 köyün bağlı olduğu nahiye merkezi olan Ravlı köyü 1990 yılında resmi gazete yayımlanan kanunla Akyurt olarak ilçe merkezi olur. Beypazarı: Beypazarı’nın tarihinde Hitit, Frig, Galat, Roma, Bizans, Anadolu Selçuklu ve Osmanlılar’ın egemenliği altında kaldığı bilinmektedir. Rivayetlere göre, M.S 491-518 yılları arasında hüküm süren Bizans İmparatoru Anastasios’un döneminde piskoposluk merkezi olarak bilinen Beypazarı (Lagania) ziyaretinde şehrin adını 'Lagania-Anastasiopolis' yani 'Anastasios Kenti Kaya Doruğu Ülkesi' olarak değiştirir. Başka bir bilgide, Beypazarı’nın, ilk fatihi Kütahya beylerinden Germiyanoğlu Yakup Şah’ın veziri Dinar Hezar’ın olduğu ve onun için şehre 'Germiyan Hezar' da denildiğinden bahsedilir. Bölge, Osmanlı Devleti’nin toprak rejimi ve Tımarlı Sipahi merkezlerinde ticari ve ekonomik hayatın yoğunluğundan dolayı 'Beğ Bazarı' olarak da adlandırılmıştır. Ayaş: Tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapan Ayaş, Ankara’nın kuzeybatısında yer alıyor. İpek yolunun durağı olan Ayaş, bir Türkmen Oymağı adı olduğunu bilinmesiyle birlikte Öztürkçe kökenli 'Parlak, aydınlık gece' anlamına da geliyor. Gezdiği yerlerde toplumların yaşama düzenini ve özelliklerini yansıtan büyük Türk Seyyahı Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde Ayaş’tan bahsedilmektedir. Polatlı: Menteşe köyünün 1860 yılında Sivritepe eteğine kurulan Polatlı, 1 Ağustos 1926 tarihinde 877 sayılı kanunla ilçe oldu. Frigya krallarından Pulat’ın, bu bölgeye yerleşmesinden dolayı kendi isminin bölgeye verildiği ileri sürülmektedir. Farsça kökenli Pulat, çelik ya da kuvvetli anlamına gelmesinden dolayı Polat olarak türetilmesi ihtimaller arasında yer alıyor. Bir diğer iddia ise şehrin adını bu bölgede yaşayan ve atlarıyla meşhur olan Yakup Ağa’dan aldığıdır. Yakup Ağa’dan bahsedenlerin kendisine 'Bol Atlı Yakup Ağa' dedikleri ve bunu daha sonra 'Bol-atlı' şeklinde kısaltarak zaman içerisinde 'Polatlı' olarak kaldığı halk arasında söylenir. Etimesgut: Tarihi kaynaklarda Etimesgut değişik adlar almıştır. Bölge, Amaksyz, Amaksis, Amaksuz, Akmasuz, Ahi Mesud, Etimesud ve Etimesgut olarak en son haline gelmiştir. Etimesgut Belediyesi’nin verdiği bilgilere göre, Atatürk’ün örnek nahiye olarak 1929 yılında kurduğu Etimesgut’un, eski adı Ahimesud’dur. Bölgede Ahi Mesud ismiyle bir ahinin yaşamasından dolayı bu ismi aldığı bilinir. Pursaklar: Pursaklar isminin doğuşunda bir çok rivayet bulunmaktadır. Pursaklar Eski Muhtarı Kemal Çelik, eski zamanlarda Pursaklar’ın ormanlık alan olması nedeniyle Pür-saklar (yapraksaklar) denildiği bilgisini veriyor. Bir başka görüşe göre, Pursaklar isminin 1463 yılında Osmanlı dönemindeki kayıtlarda 'Busaklar' olarak geçtiği belirtiliyor. 17. yüzyılda 'Busaklar' isminin 'Pursaklar'a dönüştürülüp, Ankara’nın merkez köylerinden birisi haline getirildiği anlatılıyor. Ankara Savaşı’nın yapıldığı yer olarak bilinen Pursaklar, Moğolların fil ordusunun bu bölgede saklandığı konusunda iddialarda, önceleri 'Filsaklar' olan bu bölgenin isminin, zamanla değişerek ilk önce 'Pirsaklar' daha sonra da günümüzdeki adı ile 'Pursaklar' olduğunu söyleniyor. Kızılcahamam: Kızılcahamam, ilk çağlara kadar uzanan tarihinde, Yabanabat, Çorba ve son olarak da Kızılcahamam ismini aldığı iddia ediliyor. Ayrıca, 'Kızılcahamam' isminin yöre toprağının rengi ile yörede bulunan şifalı kaplıcalarından aldığı tahmin edilmektedir. Çubuk: 'Çubuk' kelimesi, Türklerde erkek ismi, aşiret ismi ve yer adı olarak kullanılmıştır. Çubuk’un isminin de 11. yüzyılda Selçukluların, Sultan Melikşah devrinde Anadolu’daki fetih hareketlerine katılan Türk Beyi, yani Çubuk Bey’den almış olduğu biliniyor. Başka bir rivayete göre, Çubuk yöresinin bulunduğu ovanın suyu oldukça boldur. Bundan dolayı yerleşim alanı çayırlık, çimenlik, kavak, söğüt ve bağ çubuklarıyla kaplıdır. Daha önce çayırlık olan bölgeye, çubuğu bol olmasından dolayı 'Çubuk' adı verilir. Bala: Farsça kökenli olan Bala, yüksek, yukarı anlamına geliyor. Bala’nın 600 yıl önce Kara Ali adında bir Türk tarafından veya Süleyman Gürbüz Han tarafından kurulduğuna dair söylemler bulunuyor. Aynı zamanda ilçe, tarih boyunca 'Kasaba-i Bala, Bozulus Sancağı, Tabanlı Kazası' olarak adlandırılmıştır. Mamak: 1983 yılına kadar Çankaya ilçesinin bir semti olan Mamak, daha sonra Ankara’nın merkez ilçelerinden bir haline geldi. Geçmiş zamanlarda Ankara’da uzun zaman hüküm süren Ahiler, bölgeyi kuran ve yönetenlerin isimlerini yaşatmak için mekanların adına yönetenlerin adını verirdi. Bu bölgeler, orayı idare eden Ahi büyüklerinin isimleriyle anılırdı. Örneğin Ahi Mamak, Ahi Mesud, Ahi Tura gibi... Ahi Mamak, bölge olarak idaresi altında olduğu için buraya ismini verdiği iddia ediliyor. Ankara’nın Osmanlılara geçmesinden sonra burada bulunan çiftliğe Tahir komutan atanmasından dolayı bölgeye Tahir Mamak da denildiği rivayet ediliyor. Nallıhan: Nallıhan adını nasıl aldığı hususunda ise iki söylenti var. İsminin, bölgedeki han ve yakınlarından geçen Nallı Suyu’ndan veya bölgede bulunan önemli bir hanın kapısındaki naldan aldığı yönündedir. Bir diğer söylenti ise, halk kahramanı Köroğlu buradan geçerken gece handa konaklar, ertesi gün ayrılırken hanın bahçe kısmında atının nalı düşer. Nal yerinden alınarak hanın kapısına asılır ve buradan da Nallıhan ismi çıkar. Keçiören: Tarihte Keçiören adının nereden geldiği hakkında bir çok rivayet bulunmaktadır. Keçiören ismi ilk olarak 1463’te 'Ankara Mufassal Tahrir Defteri'nde Karye-i Kiçiviran tabi-i Kasaba' (Kasaba’ya bağlı Kiçiviran köyü) olarak geçer. Kiçiviran kelimesi 'Küçük Viran' anlamına gelir. 1530’lu yıllarda bölge Keçi-viran olarak zikredilir. 1955’li yıllardan önce son derece temiz havası ve ünlü bağlarıyla adeta bir dinlenme yeri olan bu bölge, bahçeleri, çeşit çeşit meyve ağaçları, bağları, havuzları, kuyuları ile meşhurdu. İnsanlar meyve sebzelerini kendileri yetiştirir, özellikle üzüm ve armuda önem verirlerdi. Bu nedenle de Keçiören bağlarında yetişen üzümler ayrı bir lezzette olurdu. Bölgenin meşhur zümrüt yeşili alanlarla kaplı olduğu ve bu bağlarda otuzun üzerinde üzüm çeşidi yetiştirildiği söylenmektedir. Ankara’nın en geç olgunlaşan üzüm çeşitleri bu bölgede yetiştiği için 'geç veren' bağları denilmesinden kaynaklı olarak, zamanla bugünün Keçiören’ine dönüşmüştür. Bir başka rivayete göre, Keçiören ismi söylenip yazıldığı gibi 'Keçi’lerin ören yeri' kelimelerinin birleşmesiyle oluşur. Keçiören, Ankara Keçisi’nin otlak yeri olmasıyla birlikte tarihi yerleşim yeri anlamında ören kelimesiyle birleşmiştir. Haymana: Osmanlı Devletinin Kurucusu Osman Gazi’nin annesi Hayme Ana, ilçe merkezinde vefat etmesi ve buraya defnedilmesinden dolayı bölgeye 'Hayme Ana' adı verildiği doğrultusunda söylemler vardır. Haymana kelimesi, Divan-ı Lügatit Türk’te mera, otlak ve yeşillik anlamına gelir. Güdül:  İlçe, Anadolu Selçuklu hükümdarlarından I. Mesut’un eniştesi ve Ankara Emiri olan Şehabüldevle Güdül Bey tarafından şimdiki yerinde, tahminen 850 yıl önce kurulmuştur. 1 Eylül 1957 yılına kadar Ayaş ilçesine bağlı bir nahiye olduğunu bilinmektedir. İlçe isminin Güdül Bey tarafından geldiği tahmin ediliyor. Sincan: 17. yüzyılda arşivlerinde yer alan Sincan köyü, İpek Yolu’na yakın oluşundan ötürü tarihi çağlarda önem kazanmıştır. Etimolojik bakıldığında da Sincan, şen, canlı insanların yurdu anlamına gelmektedir. Sincan, Atatürk’ün önerileriyle Romanya Köseabdi’den gelen soydaşların buraya yerleştirilmeleriyle tipik bir göçmen köyü görünümünü almıştır. Nüfusu hızla artan Sincan, 30 Kasım 1983 tarihinde çıkartılan 2963 sayılı kanunla ilçe haline getirilmiştir. Altındağ:  Milat önce ve sonra yerleşmelerin bulunduğu ilçeyi ilk Frig Kralı Midas kurar. İlçe, 'Antik ve Osmanlı Ankara’sı' olarak bilinmesinin yanı sıra Anadolu Selçuklu’sunun 'melik' şehri olmuş ve Osmanlı’nın eyalet merkezliğini yapmıştır. Zengin bir tarihe ve kültür mirasına sahip olan ilçe, başkentin ilk yerleşim alanı olması nedeniyle tarihi açıdan çok önemli eserlere ev sahipliği yapar. Bu yüzden bölge olarak değerli arsalara, evlere sahiptir. Bölgede yaşamanın pahalılığından ve değerli mekanların, arsaların olması, altın gibi değerli görülmesi ve ilçede yer yer yüksek kesimlerinin olmasından dolayı bölgeye 'Altındağ' adını verildiği rivayetler arasında bulunuyor. Çamlıdere: Kuruluşu eski zamanlara dayanan Çamlıdere, eski yıllarda 'Kuzviran' olarak anıldığı bilgiler arasında yer alıyor. İlçede türbesi bulunan Ömer’ül Faruk’un 4’üncü soyundan Şeyh Ali Semerkandi’nin yöreye gelip yerleşmesiyle bölge Şeyh Ali Köyü (Kuzviran) olarak anılmaya başlar, daha sonra da 'Şeyhler' olarak değiştirilir. Bölge, Şeyh Ali Semerkandi Diyarı olarak ta bilinmektedir. 1953 tarihinde çıkarılan 6191 sayılı kanunla ilçe statüsünü kazanan Çamlıdere, bölgede bulunan dere ve etrafındaki çamlardan dolayı bugünkü ismini aldı. Çankaya: Çankaya ilçe ismiyle ilgili olarak çeşitli rivayetler bulunmaktadır. Bölgedeki bir su pınarının üzeri tamamen yeşil yosunlarla kaplanmış havuza benzer bir kayanın üzerinden geçmesi ve bu suyun bir çok hastalıklara şifa canlara can olmasından dolayı bölgeye 'Can-Kaya' ismi verildiği sanılıyor. Rivayete göre, zaman içerisinde harplerde yıkılan suyun geldiği gözü kapanır, daha sonra suyun gözü açılır, ama eskisi gibi dertlere deva, hastalara şifa olmaz. Lakin 'Cankaya' adı bugüne kadar gelmiştir. Başka bir rivayette, ilçede bulunan Papaz Bağı bölgesinde eski zamanlarda bir kilisenin olduğu ve bu kilisenin tapınma saatlerinde buradaki çanın sürekli çaldığı doğrultusunda söylemler bulunuyor. Bölgede eskiden çengi oynatılmasından dolayı 'Çengikayası' olarak da zikredildiği öne sürülüyor. Elmadağ: 1530 yılı belgelerinde Kasaba nahiyesine bağlı bölge, 'yozgad köyü' olarak bilinir. Köy, Osmanlı Devleti döneminde 'Hac Yolu' üzerinde bulunması dolayısıyla bir derbent (karakol) görevi görür. Daha sonraki yıllarda Bala kazasına bağlı bir köy olan 'yozgad', milli mücadele yıllarında önem kazanmasından dolayı 'küçük yozgad' adı ile nahiye merkezi olur. 1934 yılından itibaren kurulan fabrikalardan dolayı belde gelişerek büyümeye başlar. Küçük Yozgad, 27 Mart 1944 tarihinde Çankaya ilçesine bağlı Elmadağ isimli nahiye teşkilatı haline gelir. Bölgede bulunan elma ağaçları ile dolu olan tepe ve dağlarından bu adı aldığı rivayet edilmektedir. Gölbaşı: 1923 yılında kadar Örencik köyüne bağlı 10 haneli 'Gölhanı' adıyla anılan bir mahalle iken, Bucak Müdürlüğü ve Jandarma Karakolu’nun bu bölgeye taşınması sonucunda ismi 'Gölbaşı' olarak değişir ve bucak merkezi olur. Aynı zamanda ilçe bünyesinde bulunan gölden ismini almıştır. 30 Kasım 1983 tarihinde 2963 sayılı kanunla Gölbaşı, ilçe haline gelir. Kalecik: Kalecik Kalesi’nin, Romalılar devrinde Bursa Tekfuru tarafından kızına çeyiz olarak yaptırıldığı bilinmektedir. İlçe ismini bölge ortasında, çevreye hakim tepe üzerinde bulunan küçük kaleden almıştır. Şereflikoçhisar: İsminin kökeni bölgeye Türkler yerleşmeden önceki ismi Archelais Garsaura idi. Osmanlı kaynaklarında adı, 'Koşhisar' olarak geçen ilçe ismi, 'Çift Kale' anlamına geldiği sanılmaktadır. Bu sözcük zamanla Koçhisar’a dönüşmüştür. Rivayete göre, Şerefli aşiretinden ve buradaki kaleler bağlantısından ötürü de isminin başına şerefli sözcüğü konmuştur. Ancak, burada yaşayanlar Balkan, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşlarında çok şehit vermesinden ötürü de Şerefli sözcüğü yasa ile bölgeye verilmiştir. Yenimahalle: Artan konut sıkıntısı yüzünden yeni bir mahalle oluşturulması için 1946-1949’lı yıllarda Ankara’nın 9. Belediye Başkanı Dr. Ragıp Tüzün’ün girişimleriyle Yenimahalle kurulmuştur. Saimekadın: Mamak’a bağlı Saimekadın Mahallesi’nin isminin 1402’de Çubuk Ovası’nda yapılan Ankara Savaşı’ndaOsmanlı ordusuna yardım eden bir kadından geldiği biliniyor. Kaynaklarda, Osmanlı askerine yardım eden Saime Kadın’ın isminin oturduğu bölgeyle anılmaya başladığı ifade ediliyor. Bir başka kaynakta ise Hacı Bayram Veli’nin soyundan gelen ve bölgede bahçeleri bulunan 'Saime Hatun'un semte adını verdiği belirtiliyor. Halk arasında anlatılan bir başka öykü ise şöyle: 'Saime kadınla alışverişte bulunan biri aldığının karşılığını getirip vermiş. Saime kadın eline tutuşturulan bir tomar parayı saymaya başlayınca parayı veren eksiksiz olarak ödemede bulunduğunu anlatmak üzere, ’sayma kadın, sayma kadın’ diye uyarmış. Böylece kadının adı ’sayma’dan türeyerek Saime olmuş ve bölgenin ismi de böyle anılmaya başlanmış.' Solfasol: Hacı Bayram Veli’nin doğup büyüdüğü yer olarak bilinen Solfasol semtinin gerçek adının zülfazıl (faziletli, erdem sahibi kişi) olduğu çeşitli kaynaklarda yer alıyor. Balgat: Ankara’nın gözde mekanlardan Balgat’ın isminin öyküsü ise şöyle: 'Kat/gat' kelimesinin öz Türkçe’de şehir anlamına geldiği ve Balgat’ın 'balşehir' olduğu kaynaklarda yer alıyor. Balgat ismiyle ilgili halk arasındaki yaygın inanış ise şöyle: 'Mustafa Kemal Atatürk’ün yolu bir zamanlar şehrin dışında kalan Balgat köyüne düşer. Köyde soluklandığı evde çay içmek isteyen isteyen Atatürk’e gelen çayda şeker yoktur. Atatürk, ’Şeker yok mu?’ diye sorunca oradakiler de Ankara şivesiyle 'Şeker yok amma bal var, bal gat Atam, bal gat' der. Atatürk de bunun üzerine bölgenin ismini ’Balgat’ koyar.' Cebeci: Kelimenin sözlük anlamı, Osmanlı’nın yeniçeri ordusunda silah yapan ve bakımıyla görevlendirilen, savaşta silah ve cephaneyi orduya ulaştıran yaya kapıkulu ocaklarından bir sınıf askerdir. Osmanlı dönemindeki Cebeci kışlalarının bugünkü Cebeci semtinde kurulmasından dolayı bölgenin ismi de buradan geliyor. Dikmen: Sözlüklerde koni biçimindeki tepe, dikilerek oluşturulan ağaçlık, dik arazide orman olarak belirtilir. Ankara’nın yüksek tepelerinden biri olan Dikmen’in artık koni biçimli olup olmadığı anlaşılmamaktadır ancak semtin tepe sırtlarında kara çam ormanı bulunmasından dolayı bölgeye bu isim verilmiştir. Kasalar mevkisi, meyve ve sebze kasalarının geniş bir arazide depolanmasından dolayı bu adı almıştır. Ayrancı: Eskiden yoğun olarak görülen Rumlara Ayrancı denilmesinden dolayı bu bölgenin isminin Ayrancı olduğu söylenir. Bentderesi: Ankara’nın su ihtiyacının karşılanması amacıyla Hatip Çayı üzerine bent kurulması, bu bölgenin Bentderesi olarak anılmasına neden olmuştur. Dikimevi: Giysi ve çamaşır dikilen iş yeri, terzi bulunan bölgeye Dikimevi denilmiştir. Kırkkonaklar: Başlangıçta 40 hane bulunan semt, Kırkkonaklar adıyla anılmıştır. Dışkapı semti, Ankara’nın giriş ve çıkış kapısı olarak nitelendirildiği için bu ismi almıştır. Akköprü: Bugün büyük bir alışveriş merkezi ve metro istasyonunun bulunduğu Akköprü semti, adını Çubuk Çayı, İncesu Deresi ve Hatip Çayı’nın birleştiği noktada 1222’de Selçuklu Komutanı Alaaddin Keykubat tarafından yaptırılmış, 3’ü büyük toplam 7 kemerli köprüden almıştır. Yüzüncü Yıl: Yapılaşmaya 1980’li yıllarda başlanan Yüzüncü Yıl Mahallesi’ne, 1981’de Atatürk’ün doğumunun 100. yılı kutlamalarında Yüzüncü Yıl adı verilmiştir. -Günümüze kadar değişen semt isimleri- Esenboğa kelimesi aslında bir şahıs ismidir. Ankara Savaşı’nda başarı gösteren Timur’un generallerinden İsen Buga’nın (mutlu, kutlu, güzel, iyi ve sağlıklı öküz) ismi zaman içerisinde Esenboğa olarak günümüze gelmiştir. Evliyalar semti olarak nitelendirilen Bağlum, 1530’da Anadolu vilayetinin Ankara kazasına bağlı bir köy olup Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğünün yayınladığı 438 numaralı Muhasebe-i Vilayet-i Anadolu Defteri (937-1530) isimli eserin 354. sayfasında katip hatası olarak 'Yavlum' diye kaydedilmiştir. Ancak daha sonraki yıllarda 'Bavlum' olarak değiştirmiştir. Haymana sözcüğünün anlamı, başıboş hayvanların salındığı çayırlık, halk ağzında ise tembel demektir. Bir de 'Haymana beygiri gibi dolaşmak' yani 'işsiz, güçsüz dolaşmak' deyimi vardır. Çayıra salınan hayvanlar, ovanın bu adla anılmasına yol açmıştır. Halk arasında anlatılan öykü ise şöyle: 'Mana' ismindeki kızının burada intihar etmesine üzülen Timur Sultanı’nın acı acı 'Hey Mana, Hey Mana!' diye bağırması üzerine bölgedekiler artık bu semte 'Heymana' derler. Telsizler bölgesindeki Türk Telekom Kültür Merkezi olarak kullanılan yapılar, 1928’de telsiz istasyonu olarak yapılmış ve 1951’e kadar Ankara Telsiz İrsal İstasyonu olarak hizmet vermiştir. Çok sayıda telsiz direği olmasından dolayı semte Telsizler adını vermiştir. Gökçegöl olarak da anılan Mogan Gölü’nün adı söylentiye göre, tarikat önderi anlamına gelen 'Mugan'dan gelmiş ve zamanla Mogan’a dönüşmüştür. Elvankent, adını, Ahi Elvan Hazretleri’nin türbesinden almıştır. Peçenek mevkisinin adı, Oğuzlar’ın 24 boyundan Gökhan kolu olan 'Beçene'den gelmiştir. Peçenek sözcüğünün kökü olan Beçene kelimesinin sözlük anlamı 'çalışkan, gayretli'dir. Adliye Sarayı’nın olduğu alana geçmişte Çaputçu Çayırı denilmiştir. Hayvanların otlağı ve çocukların oyun yeri olan Çaputçu çayırının özelliği mahalle kavgalarının burada yapılmasıdır. -Adını coğrafik özelliklerinden alan mekanlar- Ankara’nın yüksek yerlerinden Etlik, yapılaşmanın olmadığı dönemlerde çok fazla rüzgar alan semt olmasıyla bilinirdi. Hava akımına maruz kalan bu bölgede kesilen hayvanların etleri burada muhafaza edilmiş ve bölgeye coğrafi koşullarından ötürü Etlik ismi verilmiştir. Öveçlerin sözlük anlamı '2-3 yaşındaki erkek koyun'dur. Ancak 'öveçler' kelimesi, kitaplarda yer alan bilgiye göre, 'keklikten ufak, keklik gibi öten, avcıları peşinden koşturan sevimli kuş' anlamına gelir ve bu kuşların bölgede çoğunlukla bulunmasından dolayı buraya Öveçler denilmiştir. Dilimize Farsça’dan geçmiş 'seyran' sözcüğü 'gezinme ve bakıp görme, geçirme' demektir. Üzüm bağlarının da bulunduğu Ankara’nın yüksek kesimi Seyran Bağları, zamanında gezinti yeri ve çevreyi görme imkanı veren bir alan olmasından dolayı 'Seyran' ismini almıştır. Ankara Hukuk Fakültesi ile Siyasal Bilgiler Fakültesinin arka tarafları olan Topraklık’ın da ilginç bir hikayesi var. İşi olmayan kimseler, bölgeden aldıkları killi toprağı eşeklerle mahallelerde dolaştırarak 'bebe toprağı' satarlardı. Tahta beşiklere serilen toprağın bebeği daha iyi uyuttuğu ve geliştirdiği söylenirdi. Bu hikmetli toprak, bölgeye ismini vermiştir. Önceleri Keltepe olarak anılan Hacettepe, ağaçlandırma çalışmalarının ardından 17. yüzyıl başlarında Hacıtepesi Mahallesi olmuş ve ağızlarda 'Hacettepe'ye dönüşmüştür. Fransızca kökenli bir kelime olan Şose’nin anlamı ise 'taş kırıkları veya kum kullanılarak yapılan yol' demektir. Eski zamanlarda taşlı ve kıvrımlı yollarının olması nedeniyle bu ismi almıştır. Tınaztepe’nin sözlük anlamı, dövülerek savrulmaya hazırlanan ekin yığınıdır. Buna bağlı olarak, mahallede ekin yığınlarının bulunmasından dolayı bölge bu adla anılmıştır. Gaziosmanpaşa Kuleli Sokak’ta bulunan ve şimdi Kuloğlu tarafından satın alınan üzüm bağı, eskiden Ermeni bir papaza ait olmasından dolayı bu isimle anılmıştır.
Reklam
İznik'te İnsan Yüzü Figürlü Mozaik Bulundu
İznik'te kanalizasyon kazısı yapılırken Doğu Roma döneminden ait insan yüzü figürlü taban mozaiği bulundu.Alınan bilgiye göre, Beyler Mahallesi Afyon Sultan Sokağı'nda kanalizasyon kazısı yapan ekipler, iki metre derinlikte bir cisme rastladı. Bunun bir tarihi eser olduğunu fark eden görevliler, İznik Müze Müdürlüğü yetkililerine haber verdi. Müze yetkilileri tarafından gerçekleştirilen incelemede, Doğu Roma döneminden kaldığı sanılan cismin, insan yüzü figürlü taban mozaiği olduğu tespit edildi. Polis ile müze ekipleri tarafından koruma altına alınan mozaiğin çevresinde genişletme çalışması yapılacağı ve böylece hem büyüklüğünün hem de bir eve mi yoksa mabede mi ait olduğunun belirleneceği öğrenildi. Muhabir: Halil Ataş | AA
21 Gerçek Dışı Fotoğrafla Işın Boyama Sanatı
Neon fırtınası ve elektrik kıvılcımlarından esinlenerek  yapılan bu çalışma Dr. Seuss ve M.C. Escher imzası taşıyor. Uzun pozlama, ışık manipülasyonu ve harika ışık boyama sanatıyla bu fotoğraflar neredeyse kusursuz görünüyorlar. Işın boyama sanatındaki püf noktalardan birisi de photoshop kullanılmamış olması.  İşte karşınızda ışın boyama sanatı...  
Reklam
Tuval Yerine Pirinç, Balık Pulu: Hasan Kale ve Mikrominyatür'ün Harika Örnekleri
Minyatürleri çok çok küçük ama değerleri çok büyük... Hasan Kale, çizimlerini toplu iğne başına, balık pullarına, pirinç tanelerine, sinek ve kelebek kanatlarına yapıyor. Mikroskobik ölçüdeki minyatürleri dünyanın birçok yerinde sergileniyor. Bu sanatın adı mikro minyatür Hasan Kale, resimle beş yaşında tanışmış. Düşlerini, hayallerini kalemiyle kâğıda ve tuvale aktarmış. İlkokula başladığında ise Cin Ali yerine portreler çizmiş. Resim sanatı için 'Kendimi anlatma biçimim' diyen Kale, bugüne kadar çizgi ve boyayla olan bütün alanları deneyimlemeye çalışmış; matbaada renk ayrımı, grafik, logo çalışmaları, amblem ve kutu tasarımı hatta ayakkabı boyacılığı yapmış... Sonunda da minyatürde karar kılmış. Ancak onun minyatürleri şekilleri kadar ölçüleriyle de bildiklerimizden çok farklı. Yaptığı minyatürler, üzerlerine yapıldıkları minik objeler ve mikro birimlere varan boyutlarıyla Hasan Kale'yi dünyanın en nadir sanatçılarından biri haline getirmiş. Onun eserlerini rahatça seyredebilmek için büyüteç kullanmanız gerekiyor.
Kırşehir'de 800 Yıl Önceki Uzay Çalışmaları
Kırşehir Belediyesi, Selçuklu Devleti döneminde Kırşehir Emiri Cacabey tarafından yaptırılan rasathane ve medresenin bulunduğu alana astronomi müzesi kuracak. Kırşehir Belediyesi, Selçuklu Devleti döneminde Kırşehir Emiri Cacabey tarafından yaptırılan rasathane ve medresenin bulunduğu alana astronomi müzesi kuracak. Belediye Başkanı Yaşar Bahçeci, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Cacabey Medresesi'nin kentin önemli kültür ve turizm değeri olduğunu söyledi. Bu değerin daha etkin tanıtımı için çalışma yürüttüklerini ifade eden Bahçeci, Cacabey Meydanı Düzenleme projesi ve Açık Hava Astronomi Müzesi'nin bunların başında geldiğini vurguladı. Medresenin, Türkiye'nin de önemli eserleri arasında yer aldığına dikkati çeken Bahçeci, şöyle konuştu: 'Cacabey Medresesi, Türkiye'nin en önemli eserlerinden bir tanesi. Ecdadımız, Selçuklu Devleti döneminde 1272 yılında uzayı araştırmak için astronomi üniversitesi kurmuş. Bu çok önemli bir eser. Bu eseri hem turizme kazandırmak hem de gençlerimize ecdadının neler yaptığını göstererek onların öz güvenine katkı sağlamak amacıyla burada meydan düzenlemesi yaptık. Cacabey'in etrafını sadeleştirip, biraz daha ön plana çıkaran, aynı zamanda Kırşehir'in kültürünü de yansıtabileceğimiz uygulamalarla farklı kent meydanını oluşturacağız.' Güneş saatleri, yıldız saatleri, açı ölçerler... Cami olarak hizmet veren medresenin yapım amacındaki özelliğini hala koruduğunu dile getiren Bahçeci, kuracakları müzede, o dönemde kullanılan aletlerin prototipini sergileyeceklerini kaydetti. Bahçeci, Cacabey Medresesi'nin yanına Açık Hava Astronomi Müzesi yapacaklarını ifade ederek, 'Türk İslam medeniyetine mensup bilim adamlarımızın icat ettiği ve kullandığı 20 aleti buraya koyacağız. Bu objelerin tamamı İstanbul Gülhane'deki Türk İslam Medeniyetleri Müzesi'nde mevcut. Biz de onlardan 20'sini seçtik. Prototiplerini yaptırarak bu alana yerleştireceğiz. Güneş ve yıldız saatleri, açı ölçer gibi farklı amaçla kullanılan eserleri getireceğiz. Bunların Türkçe, İngilizce ve Japonca anlatımları olacak' dedi. Yaklaşık 800 yıllık uzay çalışmalarının yaşatılacağı müzeyi bu yıl bitirmeyi hedeflediklerini belirten Bahçeci, Ahi Evran Külliyesi projesinin tamamlanmasıyla da Cacabey ile Ahi Evran-ı Veli'yi buluşturmayı planladıklarını kaydetti. Zaman içerisinde Cacabey ile ilgili farklı projeler uygulayacaklarına da değinen Bahçeci, 'Amacımız, hem Cacabey'i Kırşehir turizmine kazandırmak hem de gelecek nesillere en güzel şekilde aktarabilmek. Bunların dışında yine aynı dönemleri içeren Ahi Evran Külliyesi projemiz de devam ediyor. Zanaatkarlar çarşısı, müzesi, araştırma merkeziyle yaşayan bir külliye olacak. İki proje tamamlandığında Ahi Evran ile Cacabey'i birleştirmiş olacağız' diye konuştu. Bahçeci, Kırşehir'in, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden kalan önemli tarihi özellikleri bulunduğuna dikkati çekerek, burasının Kapadokya turizminin giriş kapısı olarak algılanmasını istediklerini sözlerine ekledi. Cacabey Medresesi'nin özellikleri Kent merkezinde bulunan Cacabey Medresesi, Selçuklu döneminde Kılıçaslan'ın oğlu Keyhüsrev zamanında Kırşehir Emiri Nurettin Cibril Bin Cacabey tarafından 1271-1272 yıllarında gözlem evi ve medrese olarak yaptırıldı. Eser, sonradan camiye çevrildi. Kesme taştan yapılan iki eyvanlı kapalı avlulu medrese, döneminde astronomi yüksek okulu olarak hizmet verdi. Yapıdan ayrı olan tuğladan yapılmış çinili ve tek şerefeli minaresi ilk önce gözlem yeri olarak kullanıldı. Ana eyvanda yer alan karşılıklı iki sütun koni ve küre biçimlerinin üst üste bindirilmesiyle oluşturuldu. Caminin giriş kısmında güneş ve gezegen sistemlerini andıran geometrik şekiller yer alıyor. A Haber
Reklam
Bilim İnsanları Uyardı: 'Ya Kanal ya İstanbul...'
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘çılgın proje’ olarak lanse ettiği Kanal İstanbul Projesi, İstanbul Bilgi Üniversitesi Dolapdere kampüsünde konunun uzmanlarınca masaya yatırıldı. Uzmanlar ekolojik dengenin bozulacağını belirterek, ''Ya kanaldan ya İstanbul'dan vazgeçeceğiz'' dedi.Prof. Dr. Naci Görür, olası İstanbul depreminde Kanal İstanbul’da yaşanacak yıkıma karşı uyardı: 'Kanal nerede yapılırsa yapılsın Marmara’ya girdiği yerde en az 10 şiddetinde etkilenecek. Daha fazla olabilir.' EKOLOJİK DENGE BOZULACAK, DEPREMİN RİSKİ ARTACAK İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Turgut Tarhanlı’nın moderatörlüğünü yaptığı ‘Hukuki, Kentsel ve Ekolojik yönleriyle Kanal İstanbul’ isimli panele Prof. Dr. Emin Özsoy, Prof. Dr. Fikret Adaman, Prof.Dr. Naci Görür, Doç. Dr. Hürriyet Öğül, Yrd. Doç. Dr. Dolunay Özbek, Dr. Nilüfer Oral, Dr. Sedat Kalem katıldı. Bilim insanları, Erdoğan’ın 2011 yılında genel seçimleri öncesinde kamuoyuna duyurduğu Kanal İstanbul projesinin ekolojik dengeleri bozacağı, İstanbul’da deprem riskini arttıracağı, maliyeti dahi hesaplanamayacak bir risk oluşturacağının altını çizdi. ''ÇATLAK PROJE DİYORUM'' Panelde konuşan Orta Doğu Teknik Üniversitesi Deniz Bilimleri Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Emin Özsoy projenin olmayacağını varsaydığını söyleyerek 'İstanbul mega kent ama aynı zamanda haritadan baktığınızda kanserli bir akciğere benziyor. Yeşil alanlar çok az. Yeşil alanlar kuzey ormanları ve biz şu an onları tehdit ediyoruz. İnsanın etkisiyle oluşan bir diğer afet Kanal İstanbul’dur, eğer olursa. Ben olamayacağını varsayıyorum. Benim kanımca olamaz' dedi. Çanakkale ve İstanbul boğazlarını uydudan görünümünü iki çatlağa benzeten Özsoy, 'İstanbul ve Çanakkale Boğazı haritada çok ince iki tane kılcal çatlak şeklinde. Onun için Kanal İstanbul için uzaydan görünen yeni bir çatlak açıyoruz. Onun için ben çatlak proje diyorum' diye konuştu. Özsoy, kanal hakkında değerlendirme yapabilmek için yeterli bilgiye sahibi olmadıklarının altının çizdi ve 'Şu anda kanalın ne yeri, ne ölçüsü, ne altyapısı belli' diye konuştu. ''YA KANAL’DAN VAZGEÇECEĞİZ YA İSTANBUL’DAN'' Doğa Koruma Direktörü (WWF) Dr. Sedat Kalem ise Kanal İstabul’la kaybedilecek içme suyu havzalarına dikkat çekti: 'İstanbul’un iklimini, suyunu biz bu ormanlara, bu doğal alanlara borçluyuz. Bunların başında içme suyu geliyor. Böyle bir proje, içme suyu rezervlerinden vazgeçmek anlamına gelir. Bugünkü nüfus 13 milyon. 25 milyona ulaştığında azalacak su kaynakları nereden telafi edilecek. Bugün Melen’den Istranca’lardan telafi ediyoruz, yarın Tuna’dan Fırat’tan mı getireceğiz suları?' Kanal İstanbul’un İstanbul doğasının bugüne kadar karşılaşmış olduğu en büyük mühendislik operasyonu olduğunu iddia eden Kalem, 'Sadece Kanal İstanbul değil, 3. Köprü, Kuzey Marmara Otoyolu, havalimanı, limanlar, Yenişehir… Bütün bunları yan yana koyduğumuzda İstanbul’un yarısının bir şantiye alanına dönüşeceğini öngörmek yanlış olmaz' ifadelerini kullandı. Gelecek kuşaklara karşı sorumluluklarımızın olduğunu belirten Kalem, 'Kazanacağımızı umduğumuz şeyler karşısında kaybedeceğimiz değerler bedava değil. Bunları sadece ulusal ihtiyaçlarımız için değil, aynı zamanda uluslararası sorumluluklarımız ve gelecek kuşaklara karşıda bunları korumaktan sorumluyuz' dedi. Kalem sözlerine şöyle devam etti: 'Bu konuda bilime kulak verilmesi, sürecin mümkün olduğunca kamuoyuna açık olması. Çünkü bu konu sadece inşaat projesi bağlamında, ekonomik ölçülerde tartışılıyor. Dolayısıyla hem Kanal hem İstanbul bir arada mümkün değil, ya kanaldan vazgeçeğiz, ya İstanbul’dan.' ''KANAL NEREDE YAPILIRSA YAPILSIN DEPREMDE EN AZ 10 ŞİDDETİNDE ETKİLENECEK'' İstanbul Teknik Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Naci Görür de İstanbul’da yaşanacak deprem riskine değindi. Böyle bir projenin İstanbul’u yaşanmaz hale getireceğini savunan Prof. Dr. Naci Görür, 'İnanılmayacak boyutta kazı, dolgu, dinamit ve iş makinesi kullanımı, gürültü, egzoz, yapacağınız güzergah boyunca oluşabilecek kayma, göçük oluşacak. Doğu Trakya’nın drenaj sistemini tümüyle etkileyecek, sadece yer altı suyu kaybı bile İstanbul’u yaşanmaz hale getirebilir' dedi. Görür olası İstanbul depreminde Kanal İstanbul’da yaşanacak yıkıma karşı uyardı: 'Kanal nerede yapılırsa yapılsın Marmara’ya girdiği yerde en az 10 şiddetinde etkilenecek. Daha fazla olabilir.' ''KANAL İSTANBUL 3.HAVALİMANI KARDEŞ PROJELER'' Mimar Sinan Üniversitesi Şehir Bölge Planlama Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hürriyet Öğdül, Kanal İstanbul’un kardeş projesinin 3’üncü havalimanı olduğunu belirterek aradaki bağıntıyı hafriyat aktarımı ile açıkladı. Öğdül, havaalanını yapmak için doldurulacak sulak alanların, Kanal İstanbul projesi nedeniyle çıkacak tarım toprağı ile doldurulacağını savundu. ''BUNU YAPARKEN KOMŞUMUZA ZARAR VERİR MİYİZ?'' Panelde projenin hukuki boyutu ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası anlaşmalarla uygunluğu da ele alındı. Kanal İstanbul projesinin 1992 yılında imzalanan Bükreş Sözleşmesi ve 2011 yılında yürürlüğe giren ‘Karadeniz Biyolojik Çeşitlilik ve Peyzajın Korunmasına ilişkin Protokol’ başta olmak üzere Türkiye’nin imzaladığı pek çok anlaşmayla ters düştüğünü ifade eden Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Dr. Nilüfer Oral projenin sadece İstanbul’u değil, Karadeniz’e kıyısı olan ülkeleri de ilgilendirdiğini savundu. Oral, komşularımıza karşı sorumluluklarımız olduğunu savunarak 'Biz bunu yaparken komşumuza zarar verir miyiz? Verirsek de bunun bir sorumluluğu var. Her şeyi tek taraflı yapmaya çalışıyoruz. Hiç mi bu ülkelere danışmayacağız? Bükreş sözleşmesinin hedeflediği, Karadeniz’i balıklarından tutun da doğal hayatı, sadece deniz değil kıyı, bunları korumak iyileştirmek' diye konuştu. Ezgi ÇAPA/İSTANBUL (DHA)
Hayatını Labirent Çizmeye Adamış Japonun Hayret Uyandırıcı Eseri
Japon bir erkek 30 yıl önce, oldukça karmaşık, inanılmaz ve muhtemelen çözülmesi imkansız bir labirent çizdi. Geçtiğimiz günlerde çizerin kızı tarafından twitter’da paylaşılan (inanmayanlar için @Kya7y) ve tahmin edeceğiniz üzere sosyal medya kullanıcılarının yoğun ilgisini çeken labirent çiziminin arkasındaki adam kim peki? Bir profesör? Ya da matematikçi? Belki de bir sihirbaz? HAYIR! Doğru cevap: Japonyadaki bir üniversitenin temizlik işleriyle görevli çalışanı… Bilirkişiler, çalışmanın sanatsal yanına ve daha ziyade çözülmesinin imkansız oluşuna hayran kalarak, esere paha biçme işlemini henüz tamamlamamışlar… Ancak hepimizin yapması gereken çıkarım oldukça net: kimseyi mesleğine ya da hayattaki yerine göre yargılamamalıyız! İşte 87x58 cm ebatlarındaki zeka eserinden birkaç görsel…
Reklam
Tek Solukta 2014 Oscar Adayı 15 Kısa Film
2014 yılı Oscar Ödül Töreni'ne az bir zaman kaldı. Ödül almaya aday 15 kısa filmi henüz internet ortamından ücretsiz olarak mümkün olmasa da filmleri vimeo üzerinden 1$ karşılığında kiralamak yada 2$ a satın alabilmek mümkün. Animasyon kategorisinde aday olan filmler; Feral Get a Horse! Mr.Hublot Possessions Room on the Broom Live Action kategorisinde aday olan filmler; That Wasn't Me Just Before Losing Everything Helium Do I Have to Take Care of Everything The Voorman Problem Belgesel Kategorisinde aday olan kısa filmler; CaveDigger Facing Fear Karama Has No Walls The Lady in Number 6: Music Saved My Life Prison Terminal: The Last Days of Private Jack Hall
Geçmişten Günümüze Ünlü Markaların Logolarındaki Değişim
Dünyaca ünlü markaların logolarını hergün defalarca kez görüyoruz. Sürekli olarak gündelik hayatımızda karşımıza çıkan ve bilinç altımıza yerleşen bu logolar markaların adeta kimliği haline geliyor. Birçok evreden geçip,farklı zamanlarda değişik düzenlemeler ile logolar son halini alıp markaları temsil etmeye başlar. İşte Apple’dan Microsoft’a birçok markanın logolarının son haline gelene kadarki geçirdiği görsel değişim…
Para Onların Elinin Kiri: İşte Varlık İçinde Yüzen 27 Sevimli Kedi
Fotoğrafların bazılarından da anlayacağınız üzere para içinde yüzen bu kedilerden bazıları mafya üyelerinin, bazıları da başka başka illegal sektörlere kendini adamış insanların kedileri. Ve şirinlikleri paralarla, silahlarla, ziynet eşyalarıyla, elmaslarla bir araya getirilince bir garip duruyorlar. Tabi ki şirinliklerinden bir şey kaybetmiyorlar fakat silahlı veyahut bir adım ötesinde pompalı tüfekle poz veren bir kedi görünce insan haliyle biraz korkuyor. :)İşte para, silah, elmas, altın vs vs içinde yüzen 27 sevimli kedi...Not: Bazılarında para miktarı az olsa da, hepsi gayet gururlu kedi bundan emin olabilirisiniz.
Memelerin cinsellikteki işlevi ve evrimsel süreci
Göğüs lerin ya da meme lerin cinsel açıdan nasıl bir işlev i olduğunu hiç düşündünüz mü? İster açık olsun ister kapalı, ister yukarı kaldırılmış ister olduğu gibi bırakılmış, büyük ya da küçük, kadın ların meme leri her zaman cinsel açıdan çekici olmuştur. Moda dünyası değişkendir. Bazen kadın ın bacakları ön plana çıkarılır, bazen belinin inceliği vurgulanır. Ancak moda tarihinde erkekleri çekmek açısından göğüs lerin kullanılmadığı bir dönem hemen hemen yoktur. Bazı bilim adamlarına göre memelerin cinsel işlevi daha ağır basmaktadır. Günümüzde bebek malları bollaşmıştır ve annelerin sütleri eskiye oranla azalmıştır. Ancak kadının meme lere sahip olmasının temel nedeni süt üretimidir. Memelerin cinsellik teki rolü sadece insanlara özgüdür. Bütün memeli hayvanlar süt üretmesine rağmen cinsellik açısından bir işlevi yoktur.
Reklam