MÜYAP'ın Youtube Kanalı Kapatıldı
YouTube’da Türkçe şarkıların ve içeriklerinin yöneticisi olan Müyap’ın bugün saat 13:30 itibari ile YouTube hesabı kapatıldı. Detaylar haberimizde. Emre Aydın, Şebnem Ferah, Sezen Aksu, Tarkan gibi starların yeni çıkan şarkı ve kliplerini yayınlayan Müyap’ın YouTube hesabı kapatıldı. Şuanda YouTube’da bulunan binlerce şarkıya giriş yaptığınızda “Bu video şuanda kullanılamıyor” hatası ile karşılaşıyorsunuz. Müyap tarafına şok olarak kapatılan kanalın neden kapatıldığı konusunda net bir karar yokken, tahmini olarak Netmüzik tarafından telif hakları ihlali veya içerik paylaşımı konusunda kararsızlık nedeni ile tüm videoların kaldırılması yönünde şikayette bulunulduğu tahmin ediliyor. “ŞİMDİ NE OLACAK ?” YouTube hesabı kapatılan Müyap’ın binlerce şarkısına şuanda erişim sağlanamıyor. Hal böyle olunca hem şarkıcıların ücretleri, hem de milyonlarca izlenme bir çırpıda havaya uçmuş durumda. Müyap çephesinden herhangi bir açıklama yapılmazken, YouTube ile bu durumun görüşülmesi gündemde. Ayrıca bir Twitter hesabından yapılan açıklamada Müyap’ın YouTube kanalının bugün kapatılacağı belirtilmiş. Detaylı açıklama Müyap tarafından yapıldığında konu güncellenecektir. Bir Twitter hesabından yapılan açıklama:
2014 National Geographic Gezginler Temalı Fotoğraf Yarışmasına Katılan 30 Efsane Fotoğraf
26- kez düzenlenen National Geographic ''gezgin'' temalı fotoğraf yarışması başladı ve fotoğraf kabul etmeye devam ediyor. 30 Haziran 2014 tarihine kadar fotoğraflar kabul edilmeye devam edecek. Yarışmaya katılmak için http://travel.nationalgeographic.com adresine gidip fotoğrafınızı yüklemeniz yeterli. Yarışmaya katılım ücreti fotoğraf başına 15 dolar.Birinci olan kişi National Geographic ekibi ile Alaska'da 8 günlük bir deneyim yaşama şansı yakalayacak.İkinci olan kişi Santa Fe'deki National Geographic fotoğraf atölyesinde 5 gün geçirecek.Üçüncü olan kişi ise  Maine yelkenlisinde altı günlük bir seyir geçirecek.Şu ana kadar yarışmaya katılan 30 etkileyici fotoğraflar sizlerle...
'Kendimi Sözlerle Daha İyi İfade Edebilseydim Sinemaya Bulaşmazdım'
“Kış Uykusu” filmiyle 67. Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’yi kazanan yönetmen Nuri Bilge Ceylan , “Kendimi ifade etmek konusunda görüntüler yerine sözlerde daha becerikli olduğumu düşünseydim hiç sinemaya bulaşmazdım. Çünkü yalnızlığı seven bir insanım. Bir romancının yalnızlığını, bir tiyatro yazarının yalnızlığını hep kıskanmışımdır. Ama bu konuda çok yetenekli, becerikli değilim, sözleri kullanmak konusunda” dedi. Star gazetesinden Alin Taşçıyan ’a konuşan Nuri Bilge Ceylan’ın sözleri şöyle: “Kasaba filminde çok uzun diyaloglu bir bölüm vardır, çok iyi beceremediğimiz bir bölüm. O sahneyi yaşatamamış olmak beni çok korkuttu o zaman. O yüzden bir süre diyalogdan kaçmış olabilirim, ben beceremiyorum bu işi, diye. Ama o sahneyi çekememiş olmak bana sinemada çok şey öğretti. Bunun nedenleri üzerine çok düşünmek ve araştırmak zorunda kaldım. Hayattaki gerçek diyalogları gizli gizli kaydettim. Onların yapısını inceledim diyaloğu oluşturan şey nedir diye… Diyaloğun doğallığına çok takmıştım o zamanlar. Birçok yönetmen için de bir meseleydi o zamanlar… Tam da geldiğim bu noktada diyalogda doğallık o kadar da önemli görünmemeye başladı bana… Nedense… ‘Bir Zamanlar Anadolu’da’ da çok uğraştım o işle, biraz daha fazla diyalog vardı ve onların birbirinden çok farklı kasabalı karakterlerin ağzına oturtturulması gerekiyordu. Onda da Çehov’dan yararlandık, en az bu filmdeki (Kış Uykusu) kadar. ‘Bir Zamanlar Anadolu’da’dan sonra bu filmde, o filme ait daha farklı bir dünya yaratma özgürlüğünü zannediyorum olsun istedim biraz. Tıpkı bir romancının daha özgür hissetmesi gibi diyalog konusunda. Sinemada da sırıtmayacak bir hale getirilebilir mi diye… Çünkü bana diyaloglar da çok keyif verir zaman zaman bir Çehov oyununda olsun ya da bir Dostoyevski romanında, Shakespeare oyununda falan… Bazen bir şeylerden sıkılıyorsunuz, bir şeyler deniyorsunuz.Girmediğiniz bölgeler, hala anlatmak istediğiniz, sizin için çok önemli, başat olan şeyler barındırıyor. Girmek istiyorsunuz, sırasını bekliyor bir şekilde”.   Amatörlerden profesyonel oyunculara… Amatör oyuncuyla da, profesyonel oyuncuyla da çalıştım. İkisinin de özelliklerini biliyorum. Amatör oyuncuyla çalışıyorsanız çok doğal, çok sahici şeyler almanız mümkün. Ama yazdığınız diyalogları kesinlikle değiştirmeniz lazım, her an! Onun yapabileceği, onun ağzına oturabilecek, sürekli yeni şeyler keşfetmek zorundasınız. Ama bu filmde (Kış Uykusu) biz yazdığımız diyalogları aynen istiyorduk. Çok dikkatli yazdık, tek bir kelimenin bile değişmesi, vurgusu bizim için çok önemliydi. O yüzden amatör oyuncu düşünülemezdi. Bir de amatör oyuncu zannedildiği kadar kolay değildir. En beklemediğiniz konularda sorun çıkarır. Çok naz yaparlar, mesela! Bu filmde iki üç tane amatör vardı. Bir hizmetçi karakteri var, otelde. Yani üçüncü çekimi yapmaya kalktığınızda neden, bitmedi mi, niye olmadı, ne gerek var diye soran birisi! Ama bir profesyonelle ellinciyi çekseniz de hala elli birinciyi çekmek için bir iştah görüyorum. O da insanın hoşuna gidiyor doğrusu.   Senaryodan kurguya… Senaryo nehir gibi… Bir nehrin doğuşu gibi oradan buradan bir sürü damla toplanıyor. Bir bakıyorsunuz bir gün yorgun bir ırmak akıyor. Nasıl ortaya çıktığı konusunda fazla bir fikrim yok. Her senaryoda da değişiyor bu, bazısında bir görüntü başlatabilirken bazısında bir konuşma… Eninde sonunda her şey! Daha doğrusu bir sanat yapıtının ortaya çıkması gibi bir kolaj, bir sürü şeyin harmonik, uyumlu biçimde bir araya gelmesi. Ama senaryo yazımı benim için didaktik bir süreç. Senaryo yazımı sırasında insan daha akademik düşünüyor sanki. O yüzden senaryo yazımını sette de kurguda da devam ettirmek gerektiğini düşünüyorum ya da bunu yapabilceğim bir esneklik yaratmaya çalışıyorum. Senaryodan hiçbir zaman emin olmuyorum. Çekimde daha iyi bir şey arıyorum. Kurguda çalışmayabileceği korkusu beni çekimde başka alternatiflere yöneltiyor. Çünkü insan psikolojisi o kadar tahmin edilmez ve bilinmez bir şey ki kurguda neyin çalışacağına emin olmak gerçekten çok zor. Muhakkak hepimiz birer maskeyle yaşıyoruz; toplumsal hayatta bu maskenin nasıl kendi duygusunu gizlemek, başkalarını kandırmak ve bir sürü şey için ne şekiller alacağını bilmek, bütün o detaylar insanın senaryo aşamasında tümüyle hakim olabileceği bir konu değil. Hiç aklınıza gelmeyecek bir yüz ifadesini başka bir şeyle çarpıştırdığınızda duygusal olarak, etkisel olarak, ‘İşte bu insan doğasına daha uygun,’ diyorsunuz mesela. Hiç düşünmediğiniz bir şey! Bu yüzden kurguya biraz fazla malzemeyle girmek gerektiğini düşünüyorum. O yüzden son filmde bayağı bir malzeme çektik, 200 saatlik çekim var.   Görüntülerden stile… Kendimi ifade etmek konusunda görüntüler yerine sözlerde daha becerikli olduğumu düşünseydim hiç sinemaya bulaşmazdım. Çünkü yalnızlığı seven bir insanım. Bir romancının yalnızlığını, bir tiyatro yazarının yalnızlığını hep kıskanmışımdır. Ama bu konuda çok yetenekli, becerikli değilim, sözleri kullanmak konusunda. Görüntülerde de reflekslerim daha gelişmiş. Daha doğrusu film yaparken görüntü konusundaki kararları çok daha net veriyorum. Uzun düşünceler harcamama gerek olmuyor. O yüzden fotoğraf, sinema gibi sanatlara zorunlu oldum. Hatta doğama çok daha aykırı bir üretim süreci var sinemanın. Pek çok insanla cebelleşmek zorundasınız, bittikten sonra bile! Fakat onları nasıl yaptığımı da bilmiyorum ayrıca, görüntü konusunda gerçekten hiçbir stratejim yok. Ben senaryoda da şuradan çekerim, buradan çekerim diye çok düşünmem. Hele bunca filmden sonra! Çok rahat sete giderim nereden çekeceğimi bilmeden. O teknik elemanlar, odanın şekli falan hemen nasıl çekeceğim konusunda kafamda şekillenir. Çok çeşitleme yapmam, kamerayı oraya koy, buraya koy gibi bir çeşitleme değil de oyuncuların oyunlarında, söyledikleri sözlerde bir çeşitleme yaparım. Tekrarla oluşan şeyler, anlatabileceğim, analitik biçimde ele alabileceğim konular değil. Ama stil konusu benim için çok önemli. Bir filmin anlatım şekli, neredeye içerikten daha önemlidir. Çünkü hayatımızda bile bir insan size bir şey söyler, dinlemezsiniz, ikna olmazsınız ya da çok şey ilgilenmezsiniz. Ama başka biri başka bir şekilde söyler başka bir ilgi uyandırır. Söyleyiş şekli çok önemlidir, her şeyde! Dolayısıyla bir insanı belli bir dünyaya sokmak için bir yol bulmak zorundasınızdır. Bu yolu sürekli araştırırız, insanlar üzerinde daha etkili olmak isteriz, söylediklerimiz dinlensin isteriz. Bunu hayatta nasıl arıyorsak, sinemacı da söyleyeceği yolu bulma, stil konusunda kafa yormak zorundadır. Bu konu en çok dikkat ettiğim şeydir, ama içsel bir süreç. Dikkat ederim ama kendiliğinden olan bir şey. İzah etmem biraz zor ama böyle bir şey. En önemli şey benim için, özellikle kurguda çok dikkat ederim. Bir yönetmenin eninde sonunda bir filmde hesabını veremeyeceği bir tek karenin olmaması gerektiğini düşünüyorum. En küçük ayrıntının da hesabını verebilirim. Kurguya zaman çok ayırırım. Beni utandırmamalı sonradan çünkü ufacık bir şeye dikkat etmezseniz o yirmi yıl sonra bile gözünüze batmaya devam eder.  Denemelerden ustalığa… Kendi en sevdiğim yönetmenlere baktığımda çok da denemeci tipler olduğunu düşünmüyorum. Mesela Ozu denemeci bir insan değildir. Hep aynı filmi çekerdi, ama sadece git gide daha sofistike bir hale getirdi. Sanki bir Çinli ressam elemanları git gide daha azaltır gibi. Son filmleri iyice rafinedir. Keza Bresson öyledir, nitelikleri son filmlerinde ortaya çıkmaya başladı. Cesaret tek başına saygı duyulacak bir şey değil bana göre. Nereye gittiğine bakmak lazım. Sonuçta aptal cesareti diye de bir şey var. Sofistikeleşmeye başladığı zaman bir sinema içten gelen bir yere doğru gitmeye başladığını görüyorsunuz.  Korkulardan cesarete İçten baktığım zaman kendimi çok cesur görmüyorum, tam tersine çok korkak görüyorum. Onu da söylemem lazım. Sinema bir anlamda da korkuyla yapılan bir şey. Attığım her adım korkularla ve endişelerle de yaratılıyor. Daha sonra birisi cesaret diye de nitelendirmiş olabilir ama aslında süreç öyle işlemiyor. Sinema cesaretle yapılan bir şey değil bence, tam tersine sorular, korkular, kaygılar, zayıflık, yalnızlıkla yapılır. Bir sanatçının yalnızlık hissettiği için üretim yaptığını düşünüyorum. Benim için de en büyük meselelerden biri o. O korkunç yalnızlıktan kurtulmak için biraz… Bazen… Bunlar derin konular… Nefretten sevgiye… Ben gıcık olma potansiyeli yüksek karakterlerle uğraşmayı tabii ki seviyorum. Anlamaya çalıştığım karakterler de onlar. Gıcık olma kapasitemizin ardında kendimizi koruma güdüsü bazen yatar. Mesela alaycı birine gıcık oluruz ama ondan korkarız da. Gıcık olduğumuz karakterlere gıcık olmakla hayran olmak arasında ince bir çizgi var. Bir lafla, bir tek şeyle öbürüne bir anda dönüşebilir. Sinema yazarlığının anlamı da belki burada, bir şey hep göründüğü gibi değildir. Anlamı birden değişebilir. Sanat eserleriyle ilişkide ben katalizörlerin çok önemli olduğunu düşünüyorum. İyi bir sinema yazarının da böyle bir katalizör olabileceğini düşünüyorum. Ben kendi tarihimden biliyorum. Hem insanlarla hem sinemayla ilişkimde. Bugün en hayran olduğum insanlar önce en gıcık olduklarım aslında! İlk görüşte sevdiğin bir insanı uzun süre sevemezsin. Kısa vadeli olur. Filmde de öyle olur. İlk gördüğümde yarıda çıktıklarım sonradan hayatımın en önemli filmleri haline gelmiştir. Ya da yıllarca sinir olduğum bir insan ilişkinin bir anda yön değiştirmesiyle en yakın dostlarımdan biri olmuştur. Öyledir hayat, sürekli kendimizi koruyarak, kollayarak sağ kalmaya çalışıyoruz aynı geminin içinde. Tehlikeli bulduğumuz insanları, belli bir formülasyonla hayatımızdan uzak tutmaya çalışıyoruz, kafamızın içinde. Ben ilginç bulduğum karakterleri filme koymaya çalışıyorum, sevgi duymuyorum onlara, sevgi duymam gerekmiyor daha doğrusu.” T24
İlk Yok Oluşun Sorumlusu Yanardağlar
Avustralya'da antik yanardağ patlamalarının geçmişini inceleyen bilim insanları, Dünya'daki ilk kitlesel yok oluşun 510 milyon yıl önce yaşanan patlamalar sonucu gerçekleştiğini belirledi. Bilim insanları dünya tarihindeki ilk kitlesel yok oluşun tarihini belirledi. Volkanik Kalkarindji bölgesinde radyoaktif tarihleme yöntemleri gerçekleştiren araştırmacılar, canlıların kitlesel ölümüne neden olan yanardağ patlamalarının 510 milyon yıl önce gerçekleştiğini belirledi.Geology dergisinde yayımlanan araştırmada, Curtin Üniversitesi'nden Fred Jourdan'ın başını çektiği araştırma ekibi Kuzey ve Batı Avustralya'da toplam 2 milyon kilometrekare alana yayılan antik lav oluşumunu inceledi. Radyoaktif tarihleme yöntemleri, 510-511 milyon yıl önce Kambriya döneminde yaşanan ve çok hücreli canlıların ilk kitlesel ölümüne tanık olan dönemde, Kalkarindji'da büyük volkanik faaliyetler yaşandığını ortaya koydu. Böylece, Kalkarindji bölgesinde yaşanan volkanik faaliyetlerin neden olduğu iklim değişikliğiyle ilk kitlesel ölüm arasında bağlantı kuruldu. Dr. Jourdan, 'Dünya üzerindeki canlıların yüzde 50'sini yok eden bu değişim, iklim değişikliği ve okyanuslardaki oksijenin azalmasıyla bağlantılıydı. Ancak bu değişimlerin nedeni kesin olarak bilinmiyordu' ifadesini kullandı. Jourdan, 'Kambryia dönemindeki kitlesel ölümle Kalkarindji'deki volkanik patlamaların aynı zamanda gerçekleştiğini ortaya çıkarmakla kalmadıklarını, aynı zamanda gereken kanıtı da bulduklarını' söyledi. Bölgedeki volkanik kayalarda sülfür dioksitin azaldığının anlaşılması, patlamalarda atmosefere sülfür yayıldığını ortaya koydu. Yanardağlar iklim değişikliğini harekete geçirebiliyor Jourdan, yanardağlarının bahsettikleri kitlesel ölüm kadar büyük etkileri olabileceğine dair, Filipinler'deki Pinabuto yanardağının 1991'de patlamasını örnek verdi. Atmosfere çok büyük miktarda sülfür dioksit saçan yanardağ, birkaç yıl sonra ortalama küresel hava sıcaklığının bir derecenin yaklaşık 10'da 1'i kadar artmasına neden olmuştu. Araştırmacılar, Pinabuto'nun tek başına yaptığı etki göz önüne alındığında, Batı Avustralya kadar bir alandaki patlamaların kitlesel ölüme yol açabileceğini belirtti. Jourdon, son 550 milyon yıl içinde yaşanan volkanik patlamalar ile iklim değişiklikleri arasındaki bağlantıyı çok titiz bir şekilde incelediklerini ve yaptıkları hesabın sadece 20 milyarda 1 ihtimalle tesadüf olabileceğine dikkat çekti. Volkanik patlamaların birçok canlı türü için kısa sürede adapte olması zor şartlar doğurduğunu belirten Jourdan, bu nedenle canlıların ölümden kaçamadığını belirtti. Araştırmacılar, yanardağların atmosfere saçacağı büyük orandaki gazların okyanus, iklim ve ekosistemler üzerindeki etkisini anlamak için geçmişin daha iyi incelenmesi gerektiğini ifade etti. Al Jazeera
Reklam
Reklam
NASA'dan Dünyanın En Büyük Selfie'si
NASA, 100’ün üzerinde ülkeden binlerce fotoğrafı birleştirerek bir “Küresel Selfie” yaptı. Dev selfide dünyanın dört bir yanındaki insanların fotoğrafları kullanıldı. 3.2 gigapiksellik Küresel Selfie mozaiği 36 bin 422 kişinin 22 Nisan Dünya Günü’nde sosyal medya sitelerinde paylaştığı fotoğraflardan oluştu. NASA bu yıl Dünya Günü’nde dünyanın dört bir yanındaki insanlara basit bir soru sordu: “Şu anda dünyanın neresindesiniz?” Sosyal medya üzerinden sorulan bu sorunun yanıtının bir selfie ile verilmesi istendi. Amaç her bir fotoğrafı bir piksel olarak kullanıp “Küresel Selfie” yaratmaktı. Sonuçta ortaya uzaydan dünya gibi görünen mozaik bir görüntü çıktı. CNN TÜRK
Converse Gri Bir Dünya Hayır
Chuck Taylor All Star serisinin cesur ve renkli ruhundan ilham alan “SNEAKERS CLASH” projeleri,Amsterdam’daki lansmanın ardından İstanbul’da gerçekleşti. Türkiye’nin önde gelen grafik, illüstrasyon ve graffiti sanatçıları Leo Lunatic, Burak Şentürk, Cins ve Tayfun Pakdemir ‘le birlikte yürütülen projeler büyük ses getirdi. Converse All Star 2014 İlkbahar sneaker koleksiyonunun sezon açılışına denk gelecek şekilde belirlenen “SNEAKERS CLASH” projeleri, “Clash Wall” ve “Photo Clash” olmak üzere iki ilgi çekici interaktif deneyimle hayata geçirildi. İlk olarak Galata ki Lomografi’de gerçekleşen Photo Clash projesinde Burak Şentürk, Cins ve Tayfun Pakdemir, Twitter üzerinden gelen ve organizasyonda çekilen siyah beyaz fotoğrafları kendi tarzlarında yeniden yorumladılar. İllüstre edilen fotoğraflar, katılımcılar tarafından büyük ilgi gördü ve yine Converse’in Twitter sayfası üzerinden paylaşıldı. Leo Lunatic ise Galata’da gerçekleşen Clash Wall projesinde ünlü panda figüründen yola çıkarak duvarı adeta sanat eserine çevirdi. Converse severlerin sosyal medyadan ilettikler talepler üzerinden şekillenen proje Galata Kulesi’nin tam karşısındaki duvarda 1 ay süreyle sergilenecek. Converse All Star’ın Pazarlama Başkan Yardımcısı Rodney Rambo, “Converse “SNEAKERS CLASH” projelerini EMEA ülkelerinde gerçekleştirmekten büyük heyecan duyuyoruz. Chuck Taylor, her zaman yaratıcılığın ifade edilebildiği mükemmel bir tuval olmuştur ve nerede olursa olsun bir renk patlaması yaratmak için insanlara ilham kaynağı olmaya devam edeceğini umuyorum,” diye konuştu. Converse’in EMEA Bölgesi Marka Direktörü Martina Luger, “EMEA Bölgesindeki yaratıcılığın çeşitliliği bize inanılmaz ilham veriyor. Sanatçılar “SNEAKERS CLASH” etkinliği sayesinde yeteneklerini daha geniş bir kitleye sunma şansı bulacak ve uluslararası ölçekte özgün bir görsel etki yaratacak,” dedi. SNEAKERS CLASH, dinamik renk patlamalarının yanı sıra topuklu formları da içeren Converse All Star İlkbahar 2014 sneaker koleksiyonundan ilham alıyor ve gençlik enerjisinin kişisel bir ifadesi olarak ortaya çıkıyor. Canlı batik boyamalar, cesur renk blokları ve çarpıcı baskılarıyla yaratılan şık görünümler, bahar sezonunu canlandırmak için ideal. Gri bir dünyaya karşı durmak için tasarlanan dünyanın en sevilen sneaker’ı, dayanıklı kanvas seçenekleri ve lüks detaylarıyla kalabalıkların içinde şüphesiz dikkat çekecek.
Reklam
Harvard'da Cumhurbaşkanı Gül'ü Şok Eden Soru
Harvard Üniversitesi'nde bir panele katılan Abdullah Gül'e Türk bir dinleyici 'Türkiye ’de insanlar ölürken geceleri nasıl uyuyorsunuz' şeklinde tepki gösterdi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül , oğlu Mehmet Emre 'nin mezuniyet töreni için bulunduğu Harvard Üniversitesi'nde katıldığı 'Güncel Bölgesel Konular ve Geleceğe Bakış' başlıklı panelde dinleyiciler arasında bulunan Harvard Tıp Merkezi'nden Dr. Emre Altındiş 'in sert soruları ile karşılaştı. Altındiş'in Roboski katliaimı, Gezi Parkı direnişine hayatını kaybedenleri hatırlamasının ardından yönelttiği 'Siz böyle bir devletin başında olmaktan utanmıyor musunuz? Nasıl bize burada demokrasi yalanları söylüyorsunuz?' sorusunu Gül, 'kimse sana böyle soru sorma hakkı vermez' şeklinde cevapladı. Cumhurbaşkanı Gül’e “Türkiye ’de insanlar ölürken geceleri nasıl uyuyorsunuz” diyen Dr. Altındış, Türkçe olarak sorduğu sorunun, ısrarla İngilizceye çevrilmesini istedi. Dr. Altındış, Gül’ün tepki göstermesi üzerine “Türkiye’de bu soruyu sorsaydım beni tutuklardı” şeklinde konuştu. Gül, soruyu dinlerken, Türk korumalardan “Sen insan değilsin” sözleri yükseldi. Dr. Altındiş’in sorusu salondaki 150 kadar dinleyiciye tercüme edildikten sonra Cımhurbaşkanı Gül; ‘’Söylediğin sözler doğru değil. Bir başkası olsaydı sana bu soruyu sordurmazdı. Bu olaylar başka ülkelerde de oluyor. Gezi parkında sağduyulu bir hareketle başlayan eylem, ilk başta doğru bir şekilde kontrol edilemeyince yasadışı örgütler bunlara katıldı. Bunlar tabii ki çok üzücü’’ yanıtını verdi. Dr. Emre Altındiş şöyle konuştu: 'Bildiğiniz gibi şu an Gezi olaylarının yıldönümündeyiz. Geçen sene Nobel ödüllü meslektaşlarımızla Science (Bilim) dergisinde bir makale yayınladık. Sizin başında olduğunuz Türkiye Cumhuriyeti devletini 8 vatandaşını öldürdüğü, 90 insanımıza kafa travması yaşattığı, 9 insanın gözünü yitirdiği, binlerce insanı gaza boğdu için protesto ettik. Fakat Türkiye’de şiddet devam ediyor. Günde 3 kadın öldürülüyor. 4 işçi iş kazalarında katlediliyor. Roboski katliamında sizin başında olduğunuz ordu 34 kişi öldürdü. 17’si çocuktu. Siz Ankara ’da yaşıyorsunuz. Kızılay’da Ethem Sarısülük başından kurşunla vuruldu. Katili dışarda. Siz böyle bir devletin başında olmaktan utanmıyor musunuz? Nasıl bize burada demokrasi yalanları söylüyorsunuz? Geceleri nasıl uyuyorsunuz? Belkin Elvan 14 yaşındaydı. Sizin başbakanınız 14 yaşındaki çocuk için terörist diyor. Lütfen sorum tercüme edilsin..” Gül, Dr. Altındiş’in sorusunun tercüme edilmesi üzerine “Şimdi beni sen dinle. Kimse sana böyle soru sorma hakkı vermez”’ dedi. Altındış ise; Türkiye’de dayak yerdim” cevap verdi. t24.com.tr
David Guetta'dan Mesaj Var
Dünya çapında on beş milyon albüm satışıyla milyonlarca müzikseverin kalbini fetheden DAVID GUETTA, Türk hayranlarına bir sürpriz yaptı ve videolu mesaj gönderdi. Bu güne kadar röportaj taleplerini bile geri çeviren Guetta’nın dünyanın dört bir yanında milyonlarca hayranı olmasına rağmen, Türk müzikseverlere özel çektirdiği video sosyal medyada da büyük ilgi gördü. Dünyanın en önemli DJ ve prodüktörlerinden, Grammy ödüllü DAVID GUETTA, ‘’Çok yakında, 27 Haziran akşamı beraber olacağız. Partilemek için Hazır ol İstanbul’’ diyerek İstanbul konserini iple çektiğini gösterdi. 2014 yazının unutulmayacak gecelerinden birine imza atacak olan ünlü DJ, AXE’ın katkılarıyla 27 Haziran Cuma İstanbul’a geliyor. Geçtiğimiz Mayıs ayında İstanbul’da 17 bin kişiye muhteşem bir gece yaşatan GUETTA, Unilife organizasyonu ile bir kez daha İstanbullu müzikseverlerle buluşacak. 27 Haziran akşamı KüçükÇiftlik Park’ta yapılacak konserde GUETTA’dan önce Mert Hakan, Suat Ateşdağlı ve Qubicon (Emrah İş & Faruk Sabancı) DJ kabininde olacak. AXE’ın ana sponsorluğunda, First, Tadelle, A Plus AVM, Durex, Redbull, Number1 FM ve DreamTV’nin destekleri ile düzenlenecek olan konser uzun süre hafızalardan silinmeyecek. Bugüne kadar Chris Willis, Fergie ve LMFAO ile “Gettin' Over You”, Nicki Minaj ile “Turn Me On”, Usher ile “Without You”, Neyo & Akon ile “Play Hard”, Sia ile gerçekleştirdiği “Titanium” ve “She Wolf”, son dönemde Skylar Grey ile “Shut Me Down” gibi hitleriyle Amerika ve İngiltere müzik listelerinde 1 numaraya yükselen Fransız DJ ve prodüktör DAVID GUETTA’nın indirim dönem biletleri satışta… Milliyet
Neslişah Abdülkadir Osmanoğlu Sultan 89 Yaşında Vefat Etti
IHA Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın torunu Neslişah Abdülkadir Osmanoğlu, vefat etti. Merhume Sultan, hayattaki 13 şehzade kızından en yaşlısı ve tek ikinci kuşak padişah torunu idi.Dolaşım bozukluğu ve damar tıkanıklığı şikayetleriyle bir müddet önce Marmara Üniversitesi Pendik eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne yatırılan 89 yaşındaki Neslişah Sultan, bugün öğleden sonra saat 16.00’da vefat etti. İki sene önce vefat eden Fatma Neslişah Sultan’dan ayırdetmek için “Küçük” Neslişah Sultan olarak anılan Neslişah Abdülkadir Osmanoğlu, Osmanlı hanedan üyelerinin yurt dışına gönderilmesinden 10 ay kadar sonra 25 Aralık 1925 tarihinde Budapeşte’de doğdu. Babası, Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın oğullarından Şehzade Mehmed Abdülkadir Efendi idi. Salih ve Ömer adında iki oğlu ile Meziyet Dilara ve Neslişah adında iki torunu bulunan Osmanoğlu, 1 Haziran 2014 Pazar günü Fatih Camii’nde öğle namazını müteakiben kılınacak cenaze namazından sonra Karacaahmet Kabristanı’nda annesi Fatma Meziyet Hanımefendi’nin yanına defnedilecek.
Reklam
Meksikalılarla Kimsenin Başa Çıkamayacağının 16 Kanıtı
Meksikalıların bir sözü vardır 'You just messed with the wrong Mexican' yani, 'Yanlış Meksikalıya çattın' derler. Gelin görün ki her Meksikalı çatabileceğiniz en yanlış insan olabilir. Çünkü sarışın, esmer, kızıl farketmez çünkü onlar Meksikalı ve Meksikalılar affetmez. Buyrun cenaze namazına;
Reklam
Harvard Üniversitesi Birincisi 'Türk Dahi'
22 yaşındaki Türk Levent Alpöge, dünyanın en önemli okullarından biri olarak kabul edilen Harvard Üniversitesi’ni 4 üzerinden 4 not ortalaması alarak ‘Valedectorian’ derecesiyle mezun oldu. Alpöge çalışmalarını Cambridge’ta devam ettirecek Dünyanın en prestijli okullarından Harvard Üniversitesi’nde 2014 yılı birincisi Türk genci Levent Alpöge (22) oldu. Alpöge, hem matematik ve fizik lisans bölümlerinden, hem de aynı anda fizik yüksek lisans derecesi elde etti. Başarılı genç, 4 üzerinden 4 not ortalaması ile “Tüm Üniversite Birincisi” (Valedectorian) olarak dün mezun oldu. Başarılarla dolu bir eğitim hayatına sahip olan Alpöge, 2010’da henüz lise son sınıfı öğrencisiyken ABD çapında adayların katılımı ile gerçekleşen Intel Bilim Yetenekleri Yarışması’nda ABD Başkanı Barack Obama ve senatörler tarafından kutlanan 40 genç finalist arasına girdi. Bunun sonucunda, “Ivy League” olarak ve akademik mükemmelliği ile tanınmış ABD’nin 8 en iyi üniversitesi tarafından kabul edildi. Sayısız ödülü var Alpöge, Harvard’ın matematik bölümünü seçti. Sayısız prestijli ödülü ve bursu bulunan Alpöge; American Mathematical Monthly, Journal of Combinatorial Theory, Journal of Number Theory, International Mathematics Research Notices dergilerine yazılar yazıyor; Harvard College Mathematics Review dergisinin de editörluğünü üstleniyor. Alpöge, çalışmalarını önümüzdeki yıl Winston Churchill bursu ile İngiltere’deki prestijli Cambridge Üniversitesi’nde sürdürecek. Daha sonraki yıl yine 8 Ivy League okullarından gelen doktora kabullerinin içinden Princeton’ı seçerek eğitimine devam edecek.Alpöge ailesi ile birlikte New York eyaletinin Long Island bölgesinde yaşıyor. Akademik başarılarının yanı sıra maratonlara katılan Alpöge koyu bir Beşiktaş hayranı. Milliyet
Breaking Bad Film mi Oluyor?
Yokluğu hala boğazımızda bir düğüm olan Breaking Bad’in en yetkilisi ağabeysi Bryan Cranston, dizinin film olma olasılığı üzerine konuştu. Walter White a.k.a. Heisenberg a.k.a. Bryan Cranston, CNN’e verdiği röportajda “Hiçbir zaman büyük konuşmamak gerek. Büyük lokma ye ama büyük söz konuşma.” dedi. “Ama Walter White öldü? O zaman nasıl Breaking Bad film olacak?” diye sorulması üzerine Bryan Cranston, “Sonuçta kimse Walter White’ın cenazesini görmedi. O yüzden kesin konuşulmasını istemem, zaman gösterecek.” dedi. Breaking Bad’de adaletin temsilcisi olarak gönlümüzü kazanan Saul Goodman’ın hayatından uyarlanacak dizi Better Call Saul’a konuk oyuncu olarak katılmayı çok istediğini söyleyen Cranston, böylece bir Emmy ödülünü daha garantilemiş oldu.Play Tuşu
Sezen Aksu: 'Hepimiz Ahmet Kaya'ya Karşı Suçluyuz'
Almanya’nın Bochum kentinde Kardeş Türküler ile aynı sahneyi paylaşan Sezen Aksu, “Biz hepimiz Ahmet Kaya’ya karşı suçluyuz” dedi. 21′inci yılını kutlayan Kardeş Türküler, Sezen Aksu ve Ermeni müzisyen ve besteci Ara Dinkjian ile Avrupa Turnesi kapsamında Almanya’nın Bochum kentinde bir araya geldi. Irkçılığa karşı, şarkılarla barış ve kardeşlik mesajlarının verildiği konserde Sezen Aksu, “Biz hepimiz Ahmet Kaya’ya karşı suçluyuz” dedi. Kardeş Türküler’in Avrupa Turnesi önceki gün 28 Mayıs günü Mannheim’de başladı. Perşembe günü de Bochum ile devam eden konserler dizisi, 15 Haziran’da Berlin ile son bulacak. Fırat Haber Ajansı’nda yer alan habere göre, Bochum Ruhr Kongress salonunda verilen konseri binlerce kişi izledi. Konserde, Kardeş Türküler, Sezen Aksu ve Ara Dinkjian birlikte sahne aldı. Türkçe, Kürtçe , Arapça, Ermenice, Romence, Çerkezce ve Makedonca şarkılarının seslendirildiği konserde barış mesajları verildi. “Barış, kardeşlik için müzik yapıyoruz” Grubun solistlerinden Vedat Yıldırım, Kürtçe yaptığı konuşmada 21 yıldır kurulduklarını belirterek, “Barış, kardeşlik için müzik yapıyoruz. Tekçi ve milletçilik bir hastalıktır. Çekilmez bir bir yaşam biçimidir. Çoğulcu ve eşitlikçi yaşam için mücadele etmeliyiz” dedi. Soma’da yaşamını yitiren madencilerin de anıldığı konserde, “Gezi Direnişi”nin yıl dönümü olmasından dolayı, dayanışma mesajları verildi. İki bölümde oluşan konserde, ilk bölümde Kardeş Türküler sahnede kaldı. Eski ve yeni repertuarından şarkılar seslendiren grup üyeleri, sık sık kadına yapılan şiddete karşı parçalan söyledi. “Hepimiz Ahmet Kaya’ya karşı suçluyuz” Konserin ikinci bölümünde ise Kardeş Türküler’e Sezen Aksu ve Ara Dinkjian eşlik etti. Konserde Kürtçe bir parça seslendiren Sezen Aksu, sürgünde yaşamını yitiren Ahmet Kaya’yı da andı. Kaya’nın anısına sanatçının bir parçasını seslendiren Aksu, Kardeş Türküler ile aynı sahneyi paylaşmasından dolayı memnuniyetini dile getirerek “ Biz şimdiye kadar ayrı ayrı sahnelerdeydik ama hayata aynı vicdan sesiyle bakıyoruz. Çünkü hepimizi Allah yarattı. Nedir bu öfke ve cahillik” diyerek, tepki gösterdi. Sezen Aksu, Ahmet Kaya’ya yönelik linç girişimini de hatırlatarak şöyle dedi: “Kimse kendini farklı göstermesin. Hepimiz Ahmet Kaya’ya karşı suçluyuz.” IMC
30 Mayıs: Bu Hafta Vizyona Giren Filmler!
Vizyon Tarihi:30 Mayıs 2014 Yapımı:2014 - ABD Tür:Aksiyon ,  Dram ,  Macera Süre:97 Dak. Yönetmen:Robert Stromberg Oyuncular:Angelina Jolie ,  Elle Fanning ,  Juno Temple ,  Sharlto Copley ,  Imelda Staunton Senaryo:Paul Dini ,  Linda Woolverton Yapımcı:Walt Disney Pictures Diğer Adı:Maléfique
Reklam