Sanatçılar Gizlice Satılan Akün ve Şinasi Sahneleri İçin Sokakta
Ankara’nın en önemli iki tiyatro sahnesi Akün ve Şinasi sahnelerinin gizlice satılmasını protesto eden sanatçılar Galatasaray Meydanı’nda buluştu.CHP milletvekili Kadir Gökmen Öğüt, CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu ve modacı Barbaros Şansal’ın da katıldığı eylemde konuşan tiyatrocu Ender Yiğit, “Sanat, yok edilmek istenen parklara, ormanlara, kesilen ağaçlara karşı onların gerçek sahibi olan halkın yanındadır” dedi.Yiğit, önce Taksim Sahnesi ve Atatürk Kültür Merkezi’nin kapatıldığına, Ankara’da İrfan Şahinbaş Atölye Sahnesi’ne saldırıldığına, ardından da kamuya mal olmuş Akün ve Şinasi sahnelerinin satıldığına dikkat çekeip, “Otel mi olacak, alışveriş merkezi mi belli değil” diye konuştu.Atatürk Kültür Merkezi’nin koruma kurulu kararları doğrultusunda onarılıp hayata geçirilmesi için alınan kararın üzerinden dört yıl geçtiğini hatırlatan tiyatrocu Orhan Aydın ise şunları söyledi:“Kendine bin odalı saraylar yapanlar, AKM’yi onarmak için para bulamadıklarını söylüyorlar. Bunun büyük bir sahtekarlık ve yalan olduğunu bir kez daha buradan ilan etmek istiyorum.”Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun ‘kamu düzeni’ hassasiyetine vurgu yapan oyuncu Orhan Kurtuldu da, Türkiye’nin AKM’siz bırakılmasının kamu düzenini bozduğunu savundu. Kurtuldu, “İsteyerek kamu düzenini bozan bu uygulama karşısında suç duyurusunda bulunuyoruz” dedi.Ankara’nın en önemli iki tiyatro sahnesi, Akün ve Şinasi, yaklaşık bir ay önce Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in talimatıyla Kamu İhale Yasası kapsamı dışında tutularak ‘ gizli ihale ’yle sessiz sedasız satılmıştı.Tiyatroların olduğu binanın yeni sahibi Ahmet Meriç , “Alışveriş merkezi yapmak gibi bir düşüncemiz yok. Otel projemiz var” demişti.Diken
Dünyanın En Hızlı İşlemcisi
ABD Silahlı Kuvvetleri için en yeni teknolojilerin geliştirilmesinden sorumlu Gelişmiş Savunma Araştırma işlemeleri Ajansı (Defence Advanced Research Project Agency – DARPA) mühendisleri bir terahertz frekansında trilyon işlemi yerine getirebilen dünyanın en hızlı işlemcisini yaratmakla beraber bir rekora imza attı.“Terahertz Monolitic Integrated Circuit” (TMIС) diye adlandırılan işlemci “DARPA” ajansının bir parçası olan “Northrop Grumman” şirketi tarafından hazırlandı.İşlemcinin önceki rekor verimlilik hızı 850 KHz’di.850 KHz hıza mühendisler 2012 yılında erişmişlerdi. Birincilik halen “DARPA” mühendislerine ait, çünkü mevcut 150 KHz rekorunu geçmişlerdir.Katı cisimli teknolojileri kullanan mevcut elektronik transistorların yeterli verimliliğe sahip olmaması dolayısıyla elektromanyetik yelpazenin submillimeter bantlarında çıkış elde edemiyor. Eskiden 1 teraherz görevini çözmek için mühendisler frekansları değiştirmeye çalışmışlardı, işlemcinin hızını artırabilirlerdi, fakat böyle bir yaklaşım elektronik cihazın çıkış gücünün kısıtlanmasına neden oldu, ayrıca sinyal ve gürültü oranına olumsuz etki gösterdi. Frekansların değiştirilmesi cihaz boyutuna, ağırlığı ve enerji serfiyatını talepleri arttırdı.İşte burada “TMI” işlemcisi ön plana geçti. DARPA tarafından hazırlanan çip 1 teraherz frekansında giren ve çıkan sinyal arasındaki 6 desibel farkın olduğunu gösteriyor. Bu teknoloji yakında gerçek hesaplamalarda kullanmak için gayet iyi bir gösterge diyebiliriz.Araştırma yöneticisi olan Dev Palmer bu konuda şöyle söyledi :Incelemelerdeki bu gelişme bizi yüksek tarif boyutlu görsel güvenlik sistemleri, otomobiller için otomatik pilot ile donatılan gelişmiş radar teknolojileri, verileri yüksek hızda ileten iletişim ağları, yüksek hassasiyetle tehlikeli patlayıcı maddelerin veya kimyasal bileşiklerin varlığını tespit eden spektrometre gibi devrim yaratan teknolojilere götürebilir.Yeni teknolojiyi ilk olarak ABD askerlerinin kullanması bekleniyor. ABD askerlerinin yeni teknoloji olan bu teknoloji ötesi işlemciyi kullandıktan sonra belki biz de kullanabiliriz ha ne dersiniz?
Latin Sinemasından En İzlenesi 50 Nadide Eser
Brezilya'nın 1960'lı yıllarda başlayan ve 80'li yıllarda giderek tırmanan ve halen dünyanın en tehlikeli yerlerinden birisini oluşturmasının hikayesidir.Bu şehrin hikayesini anlatabilmek için şehirde yaşayan birçok insanın hayatları, bu karakterlerden biri olan Buscape'in gözünden anlatılmaktadır. Küçük, fakir ve zenci bir çocuk olan Buscape hem çok sağlıksızdır hem de çok korkmuştur. Hem diğerleri gibi suçlu biri haline gelmekten korkmakta hem de az maaşlı bir işle yetinemeyecek kadar da akıllı olduğunu bilmektedir. Oldukça vahşi bir ortamda yetişen bu çocuğa talih hiç gülmemiştir ancak gerçekleri başka bir gözle görebileceğinin farkına varmıştır.http://www.imdb.com/title/tt0317248/
'Wild' Yılın En Feminist Filmi Seçildi
Kadınların sinema sektöründeki varlığına dikkat çekmek için yapılan Bechdel Testi’nden, Oscarlı oyuncu Reese Witherspoon ’nun rol aldığı Wild filmi geçti. Bu yılın ‘En Feminist’ filmi seçilen Wilde, cesur bir kadının ABD’yi baştan başa kat eden yolculuğu anlatılıyor.Britanya’da düzenlenen Bath Film Festivali’nde yılın feminist filmleri belli oldu. Toplam 42 filmin Bechdel testine tabi tutulduğu festivalde, 17 film geçer not almayı başardı. Bechdel testi, ABD’li karikatürist Alison Bechdel tarafından 1985’te bir sinema filmine sorduğu şu sorularla hayata geçti: Bir filmde en az iki kadın karakter bulunuyor mu? Bu kadınlar, erkekler dışında farklı konularda diyalog kuruyor mu? Buna göre, Reese Witherspoon’nun başrolünde yer aldığı Wild filmi, festivalin en feminist filmi seçildi.The Guardian’da yer alan habere göre, Cherly Strayed tarafından kaleme alınan ve yazarın kendi yaşam öyküsünden kesitler sunan Wild’da, Strayed’in sancılı bir boşanma ve annesinin ölümü üzerine ABD’nin batısına doğru yürüyerek kat ettiği içsel bir yolculuk anlatılıyor.Bath Film Festivali yöneticisi Holly Tarquini, başrolünde Oscarlı oyuncu Sandra Bullock’un yer aldığı The Gravity/ Yerçekimi filminin Bechdel kriterlerine yanıt veremediğini, bu yüzden filmin festivalden elendiğini açıkladı. Tarquini, “Sandra Bullock’un güçlü bir kadın karakterine hayat verdiği The Gravity/ Yerçekimi filminde tek kadın olmasından ötürü geçer not alamadı” dedi.T24
George Lucas’tan Animasyon Filmi Geliyor
Star Wars serisinin yaratıcısı olarak bilinen, kurduğu LucasFilm ile aynı zamanda Indiana Jones gibi efsaneye de imza atan George Lucas, sahalara geri dönüyor.LucasFilm’in Disney’e satılmasından sonra ses seda çıkmayan George Lucas, bir süredir üzerinde çalıştığı animasyon projesini ortaya çıkardı. Strange Magic isimli animasyon filmi, Lucas’ın kendisi tarafından yazıldı. Lucas, aynı zamanda filmin yürütücü yapımcılığını da yapıyor.Daha önce Pixar’da kısa filmler ve bir uzun metraj animasyon filminde yönetmenlik yapan Gary Rydstorm tarafından yönetilen film, 2015 yılında vizyona girecek. Animasyon formatındaki Strange Magic; goblinler, elfler, perilerin bulunduğu bir dünyada yaşanan hikayeyi müzikal formatta anlatacak.Süperkarga
Reklam
Kubbeleri Sıvayla Kaplanan Külliyeden, Kazıdıkça Şaheser Çıktı
Bursa’da 12 türbenin bulunduğu Muradiye Külliyesi’nin, 150 yıl önce yapılan onarımda sıvayla kaplanan kubbeleri kazındıkça her biri bir sanat şaheseri olan kubbe işlemeleri ortaya çıktı.UNESCO’nun Dünya Mirası listesine aldığı eserlerden önemli bölümünü oluşturan Muradiye Külliyesi’nde iki yıl önce restorasyon çalışmaları başlatıldı. Altı asırlık külliyenin 150 yıl önce Fransız bir mimar tarafından yapılan onarımda sıvayla kaplanan üzerine Barok tarzı desenler konulan kubbelerindeki sıvalar kazınarak altındaki eserlere ulaşıldı.Bursa Kalesi’nin kuzey batı eteklerinde, Sultan İkinci Murad tarafından inşa ettirilen ve bulunduğu semte de adını veren külliye; cami, medrese, hamam, imaret, çeşme ve türbelerin bulunduğu yapılar topluluğundan oluşuyor. Muradiye Külliyesi, 1425 Mayıs ayında başlanıp 1426 Kasım ayında bitirilen caminin önüne 1451 yılında vefat eden İkinci Murat’ın türbesi inşa edilmesiyle oluşmaya başladı. Bu türbenin civarına daha sonra birçok şehzade ve saray mensubunun da gömülmesiyle caminin haziresi hanedan kabristanı haline geldi.Külliyede, Sultan II’nci Murat’ın eşi Fatih Sultan Mehmet’in annesi Hüma Hatun, Fatih Sultan Mehmet’in ebesi Gülbahar Hatun, Fatih Sultan Mehmet’in oğlu Cem Sultan, Fatih Sultan Mehmet’in eşi Gülşah Hatun, Sultan II. Beyazıt’ın oğulları Şehzade Ahmet ve Şehzade Mahmut, Sultan II. Beyazıt’ın eşleri Gülruh Hatun, Şirin Hatun, gelini Mükrime Hatun ve Muhteşem Yüzyıl dizisiyle gündeme gelen Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu Şehzade Mustafa’nın türbeleri yer alıyor.Külliyedeki eserler günümüze ulaşıncaya kadar hem doğal afetlerden, hem de insanların yaptıkları uygulamalardan zarar gördü. 1855 yılındaki Bursa depreminde zarar gören Yeşil Türbe ve Külliye için dönemin valisi Ahmet Vefik Paşa’nın önerisi üzerine Fransız Mimar Leon Parville Bursa’ya davet edildi. Parville’nin yürüttüğü restorasyon çalışmaları 1864-1867 yılları arasında yapıldı ve Parville buradaki çalışmalarını 1874 yılında ‘Doğu Mimarisi’ adlı kitapta topladı. Parville, depremden zarar gören bu tarihi yapıları yıkılmaktan kurtarırken, içlerinde yaptığı restorasyonla bir dönemin izlerinin silinmesine neden oldu. 15′nci yüzyıldan kalan kalem işlerinin üzerini sıva ile kaplayan Parville, dönemin modasına uygun olarak, Osmanlı ile uzaktan yakından ilgisi olmayan Barok desenler çizdirdi.İki yıl önce restorasyon öncesi inceleme yapan uzmanlar, ipuçlarına rastladıkları kalem işlerine sıvayı kazdıkça ulaştı. Durum anıtlar kuruluna bildirildi. Anıtlar Kurulu da Barok desenlerden birer kesit bırakılmak kaydıyla kimileri altın varaklı kalem işlerinin restorasyonuna izin verdi. Uzmanlar iki yıl aralıksız süren çalışmalar sonucu muhteşem kalem işi kubbeleri ilk günkü haline getirdi. Çalışmalarda sadece tavanlar değil, dış yapı taşları arasındaki çimento kalıntılarından, Kündekari denilen ve çivi kullanılmadan birbirlerine geçme yapılan ahşap kapılara, çatılara kadar tüm bölümler elden geçirildi. 8 türbesinin onarımı tamamlanan Külliye 6 ay içinde de ziyarete açılacak.Büyükşehir Belediye Başkanı AKP’li Recep Altepe Bursa’nın bir çok medeniyete ev sahipliği yaptığını belirterek, “Osmanlı cihan imparatorluğunun çıktığı ilk topraklar burası. Bursa Osmanlı’yı kuran şehir. Bursa’nın ‘Topkapı’sı da Muradiye Külliyesi. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethedinceye kadar 6 sultanın kabri Bursa’da yapıldı. Külliyedeki her bir türbe, Yeşil Türbe kadar dikkat çekici birer sanat eseri” dedi. DHA
Reklam
James Bond’un Kötüsü Christoph Waltz Oldu
James Bond’un henüz adı belli olmayan 24. filmi ile ilgili son 1-2 aydır önemli bilgiler ortaya çıktı. Bu haberlerin hepsini sizlere sıca sıcağına aktardık. Genel bütün haberleri bir araya toplamak gerekirse şu ana kadar bildiklerimiz şu şekilde; Sam Mendes yönetmen olarak, Daniel Craig Bond olarak, Ralph Fienner M olarak, Ben Whishaw Q rolüyle, Naomi Harris de aynı karakterle ekibe geri dönüyor.Yeni katılanlar ise Guardians of the Galaxy’nin yıldızı Dave Bautista ile yeni Bond kızı Lea Seydoux’ydu. Bunlara önemli bir isim daha eklendi. İki Tarantino filmiyle iki Oscar sahibi olan Christoph Waltz, James Bond filminin kötü karakteri olarak anlaştı.Eski tüm Bond filmlerini incelediğimizde Waltz’un mükemmel bir kötü adam karakteri olacağını tahmin edebiliriz. Muhteşem bir karakter oyuncusu olan Christoph Waltz, yaşlanmış olarak yansıtılan yeni Bond’a karşı bir hayli kök söktürecek diyebiliriz.24. James Bond filminin henüz adı belli olmasa da Meksika, Avusturya, Fas, İtalya ve Londra’da geçeceğini belirtelim. İngiltere vizyon tarihi 2015 Ekim, diğer ülkeler içinse 2015 Kasım olarak gözükse de 2016′ya erteleneceğini söyleyen birkaç haber kaynağı bulunuyor. Gelişmeler oldukça aktaracağız.Süper Karga
Gök Taşına İnen Kapsül Philae, Uykuya Daldı
Avrupa Uzay Ajansı'nın bir uzay aracını ilk kez bir kuyruklu yıldıza indirme girişimi başarılı oldu fakat enerji problemi sebebiyle Philae adlı kapsülle iletişim şimdilik kesildi.Rosetta uzay aracının, Dünya'da 500 milyon kilometre mesafedeki 67P adlı gök taşına kapsül indirmesi, dünyada heyecan uyandırmıştı. Fakat Philae'nin tepelik bir alanın altına inmesi, güneş enerjisini almasını engelledi ve kapsülün enerjisi tükendi. Bilim insanları, kapsülün güneş panellerine yeterince ışık gelmesi durumunda araçla iletişimin yeniden sağlanabileceğini umuyor.Bilim insanları güneş ışınlarını alabilmesi için aracın gövdesini döndürmeyi denemişlerdi. Bu girişimin ne kadar başarılı olduğu bugün belli olacak.CİHAN
Reklam
23 Sanatçıyla Anlaşıp, Karısına Dünyanın En Güzel Hediyesini Veren Koca
etiket
Ernst Berlin, karısına doğum gününde, gelmiş geçmiş en iyi hediyeyi verip, standartları çok çok yükselten bir arkadaşımız. Reddit üzerinden karısı Agnes ve 8 aylık bebeklerinin yaklaşık 40 tane fotoğrafını dağıtmış ve platformda hayal gücünüzü ve sanatınızı kullanarak bu fotoğrafları yorumlayın demiş.Fotoğrafların farklı sanatsal bakış açılarıyla yorumlanmış hali olan resimlerin ne kadar da muazzam bir hediye olduğunu düşünüyorsanız haklısınız. Karısı Agnes'in içeriğin sonundaki videosunu izlerseniz, onun da hak verdiğini göreceksiniz :)
Reklam
Türk Sineması 100. Yaşını Kutluyor
Türk sineması, ilk Türk filmi kabul edilen 'Ayastefanos Abidesinin Yıkılışı'nın bugün 100'üncü yaşını kutluyor.Osmanlı coğrafyasının beyaz perdeyle tanışmasından tiyatro kökenli ilk dönem filmlere, 'Fransız kızlar' için uygulanan ilk sansürden bir döneme damga vuran Muhsin Ertuğrul'a ve Yeşilçam'dan milenyumla yeniden ivme kazanan yerli filmlere Türk sineması, dünyanın en eski ulusal sinemaları arasında yer alıyor.İstanbul Şehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Peyami Çelikcan, araştırmacı ve yazarlar tarafından başlangıç alındığı tarih dolayısıyla zaman zaman tartışmaların odağı olan Türk sinemasına ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.Sinemanın bu topraklardaki geçmişinin çok daha eskilere dayandığını belirten Çelikcan, 'Bu yıl 100. yaşını kutladığımız sinemamızın geçmişi, İstanbul'da ilk film gösteriminin yapıldığı 1896'ya kadar uzanıyor. O yıl, Beyoğlu'nda başlayan sinema gösterimlerinin ardından geleneksel temaşa sanatının sergilendiği alanlarda film gösterimlerinin yapılmasıyla sinema seyircisi oluşuyor. Dünya sinemasının başlangıcının da Lumiere Kardeşlerin 1895'te Paris'te ilk filmlerinin seyirciyle buluşmasıyla başlatıldığı göz önüne alındığında, aslında Türk sinemasının başlangıcını da 1896 almak daha uygun olur' diye konuştu.Çelikcan, 1914'e gelene kadar Avrupalı sinemacıların Osmanlı coğrafyasına ilgisi dolayısıyla yüzyılın başından itibaren çeşitli çalışmalar yapıldığını, film çekim ve gösterimine ilişkin ilk yasal düzenlemenin hazırlandığını ve Osmanlı tebaasından Makedon asıllı Manaki Kardeşlerce 1911 yılında da belgesel filmler çekildiğini anlattı.Çelikcan, Osmanlı ordusunda görevli Fuat Uzkınay'ın 1914'teki çektiği ve günümüze ulaşan hiçbir kopyasının bulunmadığı filmin, dönemin koşulları dolayısıyla Türk sinemasının başlangıcı olarak referans alındığını söyledi.Beyaz perdeye ilk yansıma Yıldız Sarayı'ndaÖte yandan, AA muhabirinin çeşitli kaynaklardan derlediği bilgilere göre, Türk sinemasının bir asrı ise şöyle:Osmanlı Devleti, dünyanın ilk kez Lumiere Kardeşler'in 1895'te çektiği bir trenin gardan hareketini gösteren filme hemen ilgi göstererek, Yıldız Sarayı'ndaki ilk gösterimle bu topraklar 'büyülü dünya' ile tanıştı. Türk sinemasının ilk adımı ise 1.Dünya Savaşı'nın başladığı günlerde yedek subaylığını yapan Fuat Uzkınay'ın yönetmenliğinde 14 Kasım 1914'te propaganda amaçlı çekilen 'Ayastefanos'taki Rus Abidesinin Yıkılışı' belgeseliyle atıldı. Ardından, Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın emriyle 1915'te Merkez Ordu Sinema Dairesinin (MOSD) kurulmasıyla hem Türkiye'yi ziyarete gelen imparatorların gezi belgeselleri hem de birkaç öykülü film denemeleri yapıldı.Türk sinemasında ilk sansür 'Fransız kızları' için yapıldıDönemin sevilen tiyatro oyunu Leblebici Horhor ile 'Himmet Ağanın İzdivacı', 1916'da çekilmeye başlamasına rağmen savaş koşullarında vaktinde tamamlanamadı. Dolayısıyla Türk sinemasında yarım kalmadan çekilen ilk öykülü film, İstanbul'un işgaliyle MOSD'un sinemayla ilgili tüm malzemelerinin devredildiği Müdafaa-i Milliye Cemiyetinin Sedat Simavi'ye ısmarladığı 'Pençe' ve 'Casus' filmleri oldu. Türk sinemasında sansür ilk kez, İstanbul'un İtilaf devletlerinin işgali altında bulunduğu 1919'da çekilen 'Mürebbiye' filmine uygulandı. Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın aynı adlı eserinden Fuat Uzkınay'ın yapımcılığında beyaz perdeye aktarılan sessiz film, Fransız kadınları kötü gösterdiği gerekçesiyle yasaklanmasına rağmen gizlice gösterildi.Türk sineması ilk komedi film serisine ise 1921'de gösterilen 'Bican Efendi' ile kavuştu.Sinemada 'tek adam' dönemiİlk özel yapımevi Kemal Film'in kuruluşuyla Türk sinemasında yeni bir dönem başladı. Muhsin Ertuğrul, yurt dışında edindiği sinema tecrübesiyle uzun yıllar 'tek adam' olarak pek çok ilki hayata geçirdi. 'İstanbul'da Bir Facia-i Aşk' filmiyle Türk sinemasına adım atan Ertuğrul, aleyhlerinde çekildiği düşüncesiyle film setinin Bektaşilerce basıldığı 'Boğaziçi Esrarı', ilk kez Türk kadınlarının rol aldığı 'Ateşten Gömlek', ilk ortak yapım (Türk-Mısır-Yunan) 'İstanbul Sokaklarında' filmlerinin de aralarında olduğu yapımlara imza attı.Türk sineması ilk uluslararası ödülünü, Ertuğrul'un 1934'te ikinci kez perdeye uyarladığı 'Leblebici Horhor Ağa'nın Venedik 2. Uluslararası Film Şenliği'nde 'onur diploması'na layık görülmesiyle aldı.2. Dünya Savaşı'nın olumsuz etkisiyle 1939-1945 yıllarında çok az sayıda filmin üretildiği Türk sinemasının yerini yabancı filmlerin doldururken, 'Yerli Film Yapanlar Cemiyeti'nce 1948 yılında ilk kez düzenlenen yarışma sektöre canlılık getirdi.Sinemamızın 'altın çağı'Yüzyılın ikinci yarısından itibaren Türk sineması büyük bir atılım yaptı. Sinemacı Ömer Lütfi Akad'ın 1949 yılında çektiği 'Vurun Kahpeye', sektörü yeniden şekillendirdi. Tarihi filmler, roman uyarlamaları, şehir hikayelerinin de ağırlık kazandığı 50'li yıllarda bir sinema dili oluşturulmaya başlandı. Yönetmen Akad'ın parladığı bul yıllarda, Türk sinemasının da yıldızları yükselerek Ayhan Işık, Belgin Doruk, Zeki Müren, Fikret Hakan gibi isimlere kavuştu.Film üretim verimliliğinin en üst noktaya çıktığı 1960'lı yıllarda ise sinema ulusal bir kimliğe büründü. Yapım, üretim ve dağıtım gücü bakımından 'altın çağ' kabul edilen bu dönemde, 1963'ten itibaren renkli filmler ağırlık kazandı. Türk sineması, 1966 yılında 241 film üreterek dünya uzun metraj film üretimi sıralamasında 4'üncü oldu. Memduh Ün, Metin Erksan, Atıf Yılmaz, Ertem Eğilmez, Halit Refiğ gibi yönetmenlerin yanı sıra Cüneyt Arkın, Hülya Koçyiğit, Kartal Tibet, Yılmaz Güney, Fatma Girik, Türkan Şoray gibi oyuncular da sinema dünyasına adım attı.İlk 'Altın Portakal' ve 'Altın Ayı' ödülleriTürk sineması uluslararası ilk büyük zaferine, 1964'te Berlin Film Şenliği'nde 'Altın Ayı'yı kazanan Metin Erksan'ın 'Susuz Yaz' filmiyle ulaştı. Kültür ve Turizm Bakanlığınca bu yaz gerçekleştirilen 'En İyi 100 Film' anketinde halkın oymasıyla da birinci seçilen Susuz Yaz, Türk sinemasının en iyi filmi olarak yüzyıla damga vurdu. Aynı yıl Türk Film Prodüktörleri Cemiyeti ve Antalya Belediyesinin ortak girişimleriyle I. Antalya Film Festivali (Altın Portakal) düzenlendi.1965'ten itibaren, bir filmin 5-6 günde tamamlandığı, iç içe filmler çevrildiği 'hızlı' film furyası başladı. Günlük gazetelerde ve dergilerde yayınlanan çizgi romanlarla fotoromanların beyaz perdeye de yansıtılmasıyla başlayan avantür filmler modasıyla başta Killing olmak üzere Baytekin, Fantoma, Mandrake, Uçan Adam gibi filmler çekildi.Beyazperdede farklı türlerTelevizyonun evlere girmesinin sinemadan uzaklaşıldığı 1970'li yıllarda, bu zamana kadar çekilen melodramlar, komediler, sosyal içerikli dramlarla halkın içine giren, Ortadoğu ve Balkan ülkelerinde de izlenir hale gelen Türk sinemasının, çeşitli furyaların etkisiyle kalitesi düştü, sektör daralma sürecine girdi. Türkiye ve dünyadaki olayların etkisiyle 70'ler hem arabesk hem Almanya'ya işçi göçü dolayısıyla gurbet hem 'Karaoğlan', 'Malkoçoğlu', 'Tarkan'lı, 'Çeko', 'Zorro', 'Killing', 'Tom Miks', 'Süperman'li fantastik, avantür hem de erotik filmlerin çekildiği dönem oldu.Öte yandan, Atıf Yılmaz'ın 'Selvi Boylum Al Yazmalım', 'Kibar Feyzo', Lütfi Akad'ın 'Gelin', 'Düğün' ve 'Diyet' üçlemesi, Metin Erksan'ın 'Sensiz Yaşayamam', Erden Kıral'ın 'Kanal', Ali Özgentürk'ün 'Hazal', Yılmaz Güney'in 'Umut', 'Arkadaş' filmleri dönemin dikkat çeken yapımları arasında yer aldı.Türk sinemasında Ertem Göreç'in 'Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler'iyle ilk kez masal uyarlaması filmler görücüye çıkarken, Türker İnanoğlu'nun canlandırdığı 'Yumurcak', Menderes Utku'nun 'Afacan' filmleri de sinemada 'çocuk kahramanlar' ortaya çıkardı. Bu dönem ayrıca Şule Yüksel Şenler'in Huzur Sokağı romanından uyarlanan 'Birleşen Yollar'ın beğenilmesiyle din temalı filmler de bir biri ardına beyaz perdeye yansıdı.Sinemaya 'darbe' etkisiTürk sineması, 1980 darbesinin etkisiyle dönüşüm yaşarken, filmlerin başrol oyuncusu yerine yönetmeniyle anılmaya başlamasıyla 'Yeşilçam' dönemi sona erdi. Bunun yanı sıra 1980'lerin başlarında 70 civarında film üretilirken 1984'ten itibaren yıllık 100 filmin üzerine çıkıldı ve sanat filmlerine ağırlık verildi.Film festivallerinin kendi seyirci kitlesini oluşturmaya başladığı bu dönemde, Türk sineması Cannes Film Festivali'nin büyük ödülü 'Altın Palmiye'ye, ilk kez Şerif Gören ve Yılmaz Güney'in 'Yol' filmiyle 1982'de sahip oldu.1990'lar 'Eşkıya' ile canlandıTürk sinemasının krize girdiği 1990'lı yıllarda film üretimi sayısı yılda 10'a kadar düştü. Sinemaların kapandığı, televizyon kanallarının çeşitlendiği, VCD-DVD'lerle alternatif izleme alanlarının ortaya çıktığı dönemde Türk sineması kimlik arayışına girdi.Yönetmenlerin daha gerçekçi ve yaşamın içinden küçük öykülerin anlatıldığı yapımlara yöneldiği bu dönemde televizyon kanallarının desteğiyle de pek çok film üretildi.Yavuz Turgul'un 1996'da çektiği 'Eşkiya' filmi 90'ların en önemli yapımı olurken, Türk sinemasının yeniden zirveye çıkması için gereken ivmeyi sağladı.Sinan Çetin'in 'Berlin in Berlin', Ömer Vargı'nın 'Her Şey Çok Güzel Olacak', Mustafa Altıoklar'ın 'Ağır Roman', Derviş Zam'in 'Tabutta Rövaşata', Reha Erdem'in 'Kaç Para Kaç', Tomris Giritlioğlu'nun 'Salkım Hanımın Taneleri' dönemin dikkat çeken yapımları arasında yer aldı.Milenyumun bereketiTürk sineması tırmanışa geçtiği 2000'li yıllarda ilk önemli başarısını, Nuri Bilge Ceylan'ın Uzak filminin 2003'te Cannes Film Festivali'nde 'Jüri Büyük Ödülü'nü kazanmasıyla yakaladı.Özellikle 2005'ten itibaren film üretim sayısında artışın yanı sıra yerli film seyircisi de sinemaları doldurdu. Rekorların kırıldığı bu yıllarda, Türk sineması bugüne kadarki en büyük gişesine ise 7 milyonu aşkın kişinin izlediği 'Recep İvedik 4' filmiyle ulaştı.2005 yılında 30 milyona yaklaşan sinema seyircisi sayısı geçen yıl 50 milyonu geçti. Vizyon gelirinin 505 milyonu aştığı sektörün toplam büyüklüğü ise 2 milyar lirayı aştı.Sektör, 2013 yılı itibariyle 620 sinema binası, 2 bin 170 sinema perdesi ve 271 bin 250 sinema koltuğuyla sinemaseverlere hizmet veriyor.Tuğba Özgür Durmaz | AA
'Sinemanın 100. Yılı Kutlamasına Bir Daveti Çok Gördüler'
Halit Akçatepe'ye Yüzyıllık Vefasızlık! Bugün 14 Kasım. Türk Sinemasının 100. yıldönümü. Ancak yapılan kutlamalarda öyle bir vefasızlık yaşandı ki Türk sinema seyircisinin ve Yeşilçam'a gönülverenlerin gözleri yaşardı. Hababam Sınıfı'nın unutulmaz karakteri Güdük Necmi'yi (gerçekte bu karakter Rıfat Ilgaz'ın ta kendisidir) canlandıran Halit Akçatepe kutlamalara çağrılmadı. Türk sinemasının 100. yılında hiçbir etkinliğe davet edilmeyen 'Güdük Necmi' isyan etti. Halit Akçatepe'den yüzyıllık vefasızlığa sitemini “Sinemanın 100. Yılı kutlanıyor. Ama bizlere kuru bir daveti bile çok gördüler” sözleriyle dile getirdi. Odatv'den Murat Sökdü'ye konuşan Halit Akçatepe, “70 Yıldır sinemanın içindeyim.' diyen Akçatepe, 'Neden halen bizim filmler izlenme rekorları kırıyor, şimdilerde ise yeni film ve diziler ne yapıyor düşünmek gerek. Ben 5 yaşından bu yana yani toplamda 70 yıldır sinemanın içindeyim. Türk sinemasının 100. Yol etkinliklerinde bizlere bir davet bile gelmedi.' Diyen Akçatepe şöyle devam etti: 'Ne Altın Portakal ne de Adana koza film festivali bizlere unutanlara şunu hatırlatmak istiyorum. Bizler Kemal Sunal, Tarık Akan, Ferdi Merter Fosforoğlu halkın gönüllerinde taht kurduğumuza inanıyorum. Bizlerde de halkımızın ayrı bir yeri var. Ama kuru bir daveti bile esirgeyenlere çok kırgınım. Sinema festivalleri her yerde kutlanıyor bizler yola Ferdi Merter Fosforoglu beraber başladık 5 yaşından beri beraber büyüdük ama bizler unutulduk.' dedi.HALİT AKÇATEPE KİMDİR?5 yaşında sinemayla tanışan usta aktör Halit Akçatepe 124 filmde oynadı. 4 senaryo ve 1 yönetmenlik ekibinde yer alan ünlü sanatçı sinemanın 100. Yılında unutulmuş olmalarından ötürü çok kırgın olan Halit Akçetepeyi tanıyalım. 1 Ocak 1938'de Ünye'de doğan Akçatepe, ilkokulu Refik Halit Karay Mektebi'nde okur. Babası Sıtkı Bey'dir. Konservatuar eğitimi hiç almamıştır (kendisi konservatuar eğitimiyle uzaktan yakından bir alakası olmadığını belirtmiştir). Zamanın film yönetmenlerinden birinin, babasına 'bize bir çocuk oyuncu lazım' dediği zaman, babası tülüatçı Sıtkı Bey oğlu Halit'i oynatmıştır. İlk filmini 1943'te 5 yaşındayken çekti. Daha sonra ilkokul sıralarında ders görmeye başladı. Saint Benoit Fransız Lisesi'nden mezun oldu. 1959'da Rasattepe'de 1,5 yıl askerlik görevini yaptı. 1972'te Tatlı Dillim filmiyle şöhreti yakaladı. 1963'te Yasak, Gündoğarken, Semaya baktım Seni Gördüm filmlerini çekti. 1975'te Hababam Sınıfı adlı filmindeki Güdük Necmi tiplemesiyle Türk sinemasına adını yazdırmıştır.Usta oyuncunun babası Sıtkı Akçatepe ve annesi Leman Akçatepe de Türk Sineması'nda birçok yapımda rol almış oyunculardır. Özellikle babası Sıtkı Akçatepe, Hababam Sınıfı film serisinde oynadığı Paşa Nuri tiplemesiyle tanınmaktadır. Babası Sıtkı Akçatepe annesi tarafından Osmanlı İmparatorluğu'nun Lale Devri Sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'nın torunudur.HaberAksiyon
Reklam
Ahıska Türklerinin 70 Yıllık Sürgünü
Sovyetler Ahıskalı Türkleri sürgün ettiğinde 15 yaşındaydı. Üç ülke, dört köy değiştirdi. Hayatı, Ahıska Türklerinin 70 yıllık parçalanmışlığının özeti olan Aslı İskanderova, yaşadıklarını Al Jazeera Türk'e anlattı.Stalin liderliğindeki Sovyetler Birliği, 14 Kasım 1944'te Gürcistan’ın Ahıska bölgesinde yaşayan onbinlerce Ahıskalı Türk’ü 'sınır güvenliğini tehdit ettikleri' gerekçesiyle sürgün etti. Trenlere bindirilen ve günlerce yolculuk eden Ahıskalı Türkler Sovyet topraklarında dört bir tarafa dağıtıldı.ABD, Türkiye, Rusya, Kırgızistan, Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Ukrayna, Kıbrıs ve Gürcistan’da yaşayan Ahıskalı Türklerin sorunları 70 yılda çözülemedi.Sürgüne gönderilen Ahıskalı Türklerden biri de halen İstanbul'da yaşayan Aslı İskanderova.Beylikdüzü’nde oturan 85 yaşındaki İskanderova’nın hayatı Ahıska Türkleri’nin yaşadıklarının bir özeti. Bir kızı, iki oğlu İstanbul’da, bir kızı, bir oğlu ABD'de, bir oğlu Rusya’da, bir kızı ise Kuzey Kafkasya’da yaşıyor. 26 torunu, torunlarının da toplam 31 çocuğu var.İskanderova, Ahıska'nın Sağan Köyü’nde doğdu. Annesi hamileyken, babası hayatını kaybetti. Annesi başka biriyle evlendi. Üç kardeşi İkinci Dünya Savaşı'nda Almanya'ya karşı savaşmak üzere cepheye gitti. 1944’te binlerce Ahıska Türkü için zor bir dönem başladı.İskanderova o sırada 15 yaşında, 7. sınıf öğrencisiydi. Üvey babası, annesi, gelinleri, iki küçük kızkardeşiyle yaşıyorlardı. Ekim ayında köylerine Kızıl Ordu'nun bir birliği geldi. Birlikten bazıları iki katlı evlerinin üst katına yerleşti.Sürgün hab erini asker verdiBir gün üst katlarında kalan bir askerin kendisini gördüğünde ağladığını, neden ağladığını sorduğunda ise askerin “Kızım mektup gönderdi, o yüzden ağlıyorum” dediğini anlatıyor. Askerin kendisine “anne ve babana söyle, hazırlık yapsınlar, sizi buradan sürecekler” dediğini söyleyen İskanderova şöyle devam etti:“Gidip anneme söyledim. 'Savaştır, olabilir’ diyerek, kalktı ekmek pişirdi, hazırlık yaptı. Babam geldi, ona da söyledik. Pek inanmadı. ‘Bu kadar insanı nereye sürecekler’ dedi.'Babasının inanmadığı sürgün 14 Kasım günü gerçekleşti. Askerler Türklerden köyü boşaltmalarını isterken, köye gelen Gürcüler evlerini talan etmeye hazırlanıyordu:“Yağmur vardı. Akşam üstü örtük arabalar geldi. Evi boşaltmamız için bize beş dakika zaman tanıdılar. Daha sürgün edilmeden Gürcüler de köye geldi. Evlerimizi talan ettiler, eşyalarımızı aldılar. Babamız ‘Peynirsiz yapamam, biraz peynir alın’ dedi. Gittim, bir tekne peyniri aldım. Bir asker aldı, bayır aşağı yuvarladı. Yanımıza bir iki yorgan alabildik sadece. Ambarımızda, dolu dolu peynir tenekelerimiz, atımız, arabamız, mallarımız vardı. Her şeyimizi bırakıp çıktık. Bir arabanın içine üç aileyi doldurdular. Kapıları üstümüze kapattılar. Hepimiz ağlıyoruz. Belediye başkanı aracımızı durdurdu. ‘Niye ağlıyorsunuz’ dedi. Babam ‘iki çocuğumuz askerde, niye bizi sürüyorsunuz’ dedi. Babayı aldılar, anam ağlamaya başladı. Kaybedeceklerini sandı. Meğer bir koç vermişler, baba da kesmiş orada, aç kalmamamız için.”‘Ölenleri dereye atıyorlardı’Ahıskalı Türkler, önce askeri araçlarla Batum’a bağlı Borcum Köyü’ne götürüldü. Günlerce sürecek yolculuklarının başlayacağı istasyon bu köydeydi:“Tren soğuk, kirliydi, üstü açıktı. Yüzlerce insan vardı. Açlıktan ölmememiz için istasyonlarda sadece bir kova çorba veriyorlardı. Herkes kapabildiği kaseyle biraz içebiliyordu. Ural Dağları çok soğuktu. Ölenler oldu. Soğuktan yaralananlar oldu. Ölenleri trenin içinden fırlatıyorlardı. Halamın kaynanası, bir komşumuz öldü.”15 gün süren tren yolculuğuİskanderova, 15 gün süren tren yolculuğunda başından geçen bir olayı hiç unutamamış. Babası, köylerinin çıkışında kestiği koçu bir istasyonda temizlemiş ama etin bozulmaması için tuzlanması gerekiyormuş. Tuz bulmak ise hiç de kolay olmamış. Bir istasyonda tuz torbalarını gören İskanderova, iki kuzeniyle birlikte trenden inip tuz almaya gittiğini belirterek, ' Tuzu eteğime doldurdum. Tren hareket etti. Ağlayıp koşmaya başladık. Tren durmadı. Bir diğer istasyonda trene yetiştik, bindik. Tuzu babama verdim” diyor .Sürgün yolculuğu, Özbekistan’ın Semerkant kentinde son buldu. Sürgün edilenler yolculuk boyunca banyo yapamamış, kir içinde kalmıştı:“Hepimizi çırılçıplak soydular. Banyoya soktular. Elbiselerimizi almışlar. Çıkamıyoruz. Elbiselerimiz bitlenmişti, dezenfekte ettikten sonra verdiler.'Temizlenen Ahıska Türklerini yeni bir yolculuk bekliyordu. Bu kez, arabalarla. Her bir arabayı bir köye dağıttılar. İskanderova'nın ailesi ise, Ağdarya Köyü’ne götürüldü:' Eski bir Özbek okuluna koydular. Yıkık döküktü, topraktı. Yağmur yağardı, üstümüze akardı. Ne yapacağımızı bilemezdik. Bizi tarlaya götürdüler. Bir gün çalışıyorduk, bize yarım kilo un veriyorlardı. Komşu Özbeklerden kap kacak alıp çorba yapardık. Hiçbir şeyimiz yoktu. Çok zorluk çektik. Sonra Yankorğan Köyü’ne taşındık.'Babalarının hayatını kaybetmesinin ardından aile Savhoz Köyü’ne taşındı. İskanderova için yeni bir hayat başladı. Evlendi, dört oğlu, üç kızı oldu. Tarla, ev sahibi oldu. Çocuklar büyümüş, aile rahat bir nefes almıştı. Ama bu da çok uzun sürmeyecekti. İskanderova'nın, “Türk olduğumuz için Özbekler bize hep farklı bakıyordu. Bizi sevmiyorlardı” sözleriyle anlattığı o günlerde, Özbekler ile Ahıska Türkleri arasında çatışmalar yaşanıyordu.İstanbul'a geldilerDATÜB Başkan Yardımcısı Burhan Özkoşar'ın verdiği bilgiye göre, Özbekistan'daki Ahıskalı Türkler baskı altında. Amerika’dakilerin sorunları yok. Ukrayna’dakiler son aylardaki Rus yanlıları ile Ukrayna askerlerinin çatışmalarından dolayı ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Azerbaycan’dakiler genelde köylerde yaşamakta, tek arzuları vatanlarına dönmek. Özkoşar, Ahıska’ya dönmek için en çok müracaatın Azerbaycan’dan geldiğini belirtiyor. Özkoşar “Tüm ülkelerde yaşayan Ahıskalıların ortak sorunu ve en büyük problemi vatana Ahıska’ya dönemeyişleridir” diyor.İskanderova ailesi köyde kaldı ama bu çatışmalarda onbinlerce Ahıska Türkü Özbekistan’ı terk etmek zorunda kalmıştı. Çocuklardan üçü İstanbul'a, ikisi ABD'ye, biri Kuzey Kafkasya’ya, biri ise Moskova’ya gitti. Baba İskanderova ölünce Aslı İskanderova da yaşamak için Türkiye'ye çocuklarının yanına göç etti.Geçen yıl sürgünden 69 yıl sonra, Gürcistan’daki köyüne giderek özlemini dindiren İskanderova “Hayatım hep sürgünle geçti. Tek isteğim, bizi Türk vatandaşı yapsınlar” diyor.Ahıska Türklerinin Türk vatandaşı olabilmeleri için beş yıl Türkiye’de yaşamaları gerekiyor. İskanderova, beş yılı tamamlayamadığı için Türk vatandaşlığına geçemiyor ama bu yıl içinde süre dolacak ve vatandaşlık hakkı için başvuruda bulunacak.‘Çalışma izni versinler’İskanderova’nın gelini Zübeyde ile çocukları vatandaş değil. Eşi tekstilde kaçak çalışıyor. “İş için birçok yere başvurdular ama vatandaş değilsin diye çocuklarımız iş bulamıyor. Bizi vatandaş yapsınlar, çalışabilelim” diyor. Oğlu Ensar’ın derdi ise emeklilik:“Özbekistan’da emekli oldum ama ayda sadece 100 dolar veriliyor. Bu parayı da gidip oradan almam gerekiyor. Gidiş geliş için yol parası bin dolar gidiyor. Bir yıl sonra gitsem bile o para sadece yol parama gidiyor. Oradaki hakkımız buraya alınsın. Bir formül bulsunlar. Biz 60 üstü olanları emekli yapsınlar.”200 bin Ahıskalı ülkelere dağıldıMerkezi İstanbul’da bulunan Ahıskalılar Vakfı Başkanı Mehmet Oğuz’a göre, 1989’da Özbekistan’dan 200 bin Ahıskalı Türk, eski Sovyetler birliğindeki cumhuriyetlere, Ukrayna, Çeçenistan gibi ülkelere dağıldı. Türkiye de kapılarını açtı, ilk olarak 150 aile Iğdır’a yerleştirildi. Bu tarihten sonra Ahıskalı Türklerin “anayurdumuz” dedikleri Türkiye'ye gelişleri hız kazandı.Ahıska Vakfı’na 1250 Ahıskalı Türk üye. Oğuz, dünyada vatansız kalan tek toplumun kendileri olduğunu söylüyor. 1944’teki sürgünde 20 bin Ahıskalı Türkün yollarda, trenlerde açlıktan, susuzluktan öldüğünü anlatan Oğuz, “Şu anda dünyada dokuz ülkede 4400 yerleşim yerinde yaşıyoruz. Baba başka, oğul başka bir memlekette. Bir babanın beş evladı varsa, beşi beş devlette. Biz sürgün toplumuyuz” diyor.Türkiye’de vatandaşlık hakkı alabilmek için gerekli oturma süresinin beş yıldan iki yıla indirilmesini, çifte vatandaşlık hakkına sahip olmayı ve çalışma izni ile sosyal güvencelerin sağlanması talep ediyorlar.Burhan Ekinci | Al Jazeera
'Marilyn Monroe'un Kayıp Arşivi'
Hollywood’un efsane isimlerinden Marilyn Monroe’ya ait 300 özel eşya, California’da açık artırmaya çıkacak.“Marilyn Monroe’nun Kayıp Arşivi” başlıklı müzayedede, ünlü aktrisin daha önce görülmemiş mektupları, çizimleri, kıyafetleri ve fotoğrafları satışa sunulacak.BBC’de yer alan habere göre, Clark Gable, Cary Grant ve Jane Russell gibi isimlerle yazışmaların da yer aldığı koleksiyonda, Monroe’ya gönderilen aşk mektupları da bulunuyor. Monroe’nun ikinci kocası Joe Dimaggio’nun yazdığı mektuplar, seçkinin öne çıkan parçaları arasında yer alıyor.Müzayede evi yöneticisi Darren Julien, Monroe’nun özel yaşamından kesitler sunan koleksiyonun toplamda 1 milyon dolara satılmasını beklediklerini açıkladı.Julien, Amerikan popüler kültürüne büyük ilgi duyan Asyalı ve Avrupalı koleksiyonerler sayesinde son yıllarda Monroe’nun “piyasa değerinin” de epey arttığını vurguladı. 1 Aralık’ta meraklıların ziyaretine açılacak koleksiyon, 5- 6 Aralık’ta satışa sunulacak.Taraf
8 Yeni Film Vizyonda
Türkiye sinemalarında bu hafta dram, gerilim, komedi ve animasyon türünde 5'i yerli 8 film vizyona girecek.'Gece'Nurgül Yeşilcay, Mert Fırat, Vildan Atasever, İlyas Salman, Ayça Damgacı, Hakan Yufkacıgil, Hakan Karahan ile Nur Sürer’in oynadığı 'Gece' izleyici ile buluşacak.Yönetmen Erden Kıral imzası taşıyan film, İzmir'e yerleşen 4 çocuklu bir ailenin dramına odaklanıyor.'Annemin Şarkısı'Erol Mintaş'ın yönettiği ve Feyyaz Duman, Zübeyde Ronahi, Nesrin Cavadzade ile Aziz Çapkurt'un oynadığı 'Annemin Şarkısı', haftanın bir başka yerli yapımı.Mintaş'ın ilk uzun metraj filminde; zorunlu göçten sonra Tarlabaşı kentsel dönüşüm projesiyle beraber ikinci bir göçe zorlanan, hafızalarındaki şarkının peşine düşmüş bir anne ile oğlunun hikayesi anlatılıyor.'Gizli Yüzler'Yönetmen koltuğunda Sümeya Kökten'in oturduğu ve Gülseven Yılmaz, Oğuz Galeli, Yeşim Ceren Bozoğlu ile Meriç Benlioğlu'nun oynadığı 'Gizli Yüzler', gerilim meraklılarının ilgisini çekmeye aday.Filmde, bir kadının hayatını yeniden kurmaya çalışırken bir yandan paranormal olaylar ve kabusları; öte yandan eski hayatına ait tek ve en değerli varlığı olan kızını geri almak için girdiği zorlu mücadele beyaz perdeye yansıtılıyor.'Evliya Çelebi ve Ölümsüzlük Suyu'Serkan Zelzele'nin yönettiği 'Evliya Çelebi ve Ölümsüzlük Suyu', haftanın yerli animasyon filmi.Seslendirmelerini Haluk Bilginer, Ahmet Kural ve Murat Cemcir'in yaptığı filmin konusu özetle şöyle:'Ölümsüzlük Suyu'nun peşinde olan Evliya Çelebi, 17. yüzyılda Nil nehri kıyısında aradığını bulur, ancak kötü kraliçe, onun bu mutluluğu uzun uzadıya yaşamasına izin vermez ve Evliya Çelebi uzun bir uykuya dalar. Uyandığında ise kendisini iki kıtanın kesiştiği İstanbul'da bulur. Günümüz İstanbulu'nda uyanan Evliya Çelebi'ye hikayede akıllı ve zeki on yaşındaki Can arkadaşlık eder.''Deliha'Gupse Özay'ın senaryosunu yazıp oynadığı 'Deliha' adlı komedi türündeki filmi, yönetmen Hakan Algül yönetti.Özay'ın yanı sıra Derya Alabora, Esin Eden ve Cihan Ercan'ın oynadığı filmde, biraz deli ve tez canlı bir kadının aşkı bulmaya çalışırken başından geçen komik olaylar anlatılıyor.'Kanunun Ötesinde'Liam Neeson, Matt Scudder, Danny Ortiz ile Bar Owner'ın oynadığı 'Kanunun Ötesinde' filminin yönetmenliğini Scott Frank yaptı.Konusu Lawrence Block'’un en çok satanlar listesindeki roman serisinden uyarlanan 'Kanunun Ötesinde' filminin başrolündeki Liam Neeson, yasa dışı yollardan, lisanssız şekilde özel dedektiflik yapan eski polis memurunu canlandırıyor.Daha önce 'Taken', 'Takip: İstanbul' ve 'Kimliksiz' gibi yer alan Neeson, son filminde hayat verdiği 'Matt Scudder' karakteri ile New York'un arka sokaklarında iki katili tekrar cinayet işlemeden durdurmanın mücadelesini verecek.'Dönüş'Avustralyalı yazar Tim Winton'un aynı adlı antolojik kitabından uyarlanan, her öykünün farklı bir yönetmen tarafından çekildiği 'Dönüş', haftanın merakla beklenen yapımlarındanMia Wasikowska, Warwick Thornton, Stephen Page, Robert Connolly, Tony Ayres, Claire McCarthy, Stephen Page, Simon Stone ile David Wenham'nin yönettiği filmin oyuncu kadrosunda; Cate Blanchett, Hugo Weaving, Miranda Otto, Rose Byrne, Richard Roxburgh, Matt Nable, Mirrah Foulkes, Callan Mulvey, Harrison Gilbertson ile Dan Wyllie yer alıyor.'Salak ile Avanak Geri Dönüyor'Bobby Farrelly ile Peter Farrelly'nin yönettiği ve Jim Carrey, Jeff Daniels, Laurie Holden ile Rob Riggle'ın oynadığı 'Salak ile Avanak Geri Dönüyor', haftanın yabancı komedi filmi.Jim Carrey ve Jeff Daniels, yeni filmlerinde artık imzaları haline gelen Lloyd Christmas ve Harry Dunne rollerini tekrarladı.İlk filmin yönetmeni olan Farrelly kardeşler; bu filmde, Lloyd ve Harry'yi, Harry’nin tanımadığı çocuğunu bulmak üzere bir yolculuğa çıkarıyor.AA
Reklam