'O Banka Batmış Zaten'
Cumhurbaşkanı Erdoğan, TÜSİAD'ın Yüksek İstişare Konseyi Toplantısı'nda konuştu; Gülen Cemaati'ne yakınlığıyla bilinen Bank Asya için, isim vermeden 'O banka batmış zaten' dedi.Cumhurbaşkanı Erdoğan, TÜSİAD YİK Başkanı Erkut Yücaoğlu ve TÜSİAD Başkanı Haluk Dinçer'in ardından konuşmasına başladı. Erdoğan konuşmasının başında 28 Şubat dönemine değindi.'2003-2014 yılları arasında Başbakanlık yıllarımda en önemli gündem maddemiz ekonomiydi. 2001 yılında yaşanan krizi hatırlıyoruz. O büyük kriz büyük sıkışmanın sebebi olarak ortay çıkmıştı. Yıllardır gelen istikrarsızlık kriz enerjisinin birikmesine yol açmış, o enerji açığa çıkarak Türkiye'yi alt üst etmişti. 28 Şubat müdahalesi halkın oylarıyla gelen iktidarı post modern darbe yöntemleriyle görevinden uzaklaştırmıştı. Seçimle gelen hükümet manşetlerle, açıklamalarla, çeşitli ayak oyunlarıyla görevinden uzaklaştırıldı. Seçilene seçildiği süre içinde saygı duymak, sandık zamanı geldiğinde kutlu halk iradesi sandıkta indirir. Bu bedeli ödedik, belirsizlik istikrarsızlık yatırımların önünü kesti.''28 Şubat sonrası süreç hiç kimseye bir şey kazandırmadı. Bunun istisnası azınlık olabilir. 28 Şubat süreci çok küçük azınlığa kazandırmış olabilir. Ama bu süreçte sanayicisinden KOBİ'sine çok ciddi bir kayıp yaşadı.''Ne zaman Türkiye ileri gitse...''Türkiye'de öyle bir döngü inşa edilmiş ki ne zaman işler iyiye gitse o zaman darbe oluyor. O zamanlarda kaos, kriz ortaya çıkmış. Türkiye bunu defalarca yaşadı. Dün idam yıldönümü olan merhum Menderes'in başındaki hükümet ekonomiyi büyütüyor refahın tüm halka yayılmasını sağlıyor. Ancak sonra manşetler atılıyor, ekonomik operasyonlar gerçekleştiriliyor ardından darbeyle devriliyor. 70'lerde aynı şekilde Türkiye ivme yakalayınca sokaklara anarşi geldi, ardından darbe geldi. Merhum Özal'ın başlattığı reform süreci 28 Şubat'ta kesintiye uğradı. İçeride ve dışarıda birileri sadece biz kazanalım dediler. 'Yüksek faizle biz kazanalım' dediler. Görev aldığımız hükümetler bu kısır döngüyü kırmak için çalıştı. Herkes kazanacak dedik. Bizim en önemli hedefimiz Türkiye'nin adaletle birlikte kalkınması oldu. Terk edilmiş, unutulmuş, bölgeler vardı. 780 bin km karelik tamamının ihyası bizim hedefimiz oldu. Başbakanlık döneminde mezralara köylere ulaşan bir başbakandım. 30 büyükşehirle birlikte Türkiye'nin yüzde 75'ine ulaşacak olan Türkiye'de modernleşme daha geniş kitlelere ulaşacak.''Çiftçinin üzerinde çok büyk faiz yükü vardı. Esnafın faiz yükünü azalttık. Sanayiciyi ağır yüklerden kurtarırken işçileri de unutmadık. İşsiz yoksul kesimi de sosyal politikalarımızı da destekledik. Türkiye'de 6 teşvik bölgesi var. TÜSİAD Başkanı Dinçer ile de konuştum. Özellikle 6., 5. 4. bölgelerde yatırım yapmanızı bekliyoruz dedim. Bizim görevimiz ön açmaktır. Bu yol açılmıştır. Buralarda yeter ki yatırım yapalım. Bu bölgelere yapılacak yatırımlar ciddi sıçramayı beraberinde getirecektir. Maliyet girdiler çok çok düşük olacaktır desteklerle birlikte oluşturduğumuz zemin sanayimizde farklı gelişmelere fırsat verecektir.''Türkiye ekonomisi 2003-2013 arasında yüzde 5 oranında büyüme kaydetti. Bu sene yüzde 3 gibi büyüme öngörülüyor. Bugün İstanbul sermayesi kazanırken Anadolu'nun kaybettiği değil, herkesin kazandığı bir ülke var.''Bir bankamızın yönetim kurulu başkanı bir ifade kullanıyor: Neymiş, elde edilen başarılara gölge düşmüş. Türkiye'nin itibarı zedelenmiş, hukuk sistemi sorgulanmaya başlamış. Bu bankayı inceleme yaptırdım. Mevduatları 8 kat aktifleri 6 kat büyümüş. Kusura bakmayın, yan gelip yatan bir cumhurbaşkanı yok. Nerede yanlış var bunu incelettirmek zorundayız. Bu ülke hepimizin. Kastedilen nedir?''Bakın Gezi Olayları ve 17-25 Aralık darbe girişimi... Bu çirkin olaylar karşısında dimdik durduğumuz için son 10 yıldır karlarına kar katanlar eleştiriyor. Ağaç, dediler, çevre dediler günlerce sokakları işgal ettiler. Biz 700 milyon ağaç diktik. Fidan olarak 2 milyar 300 milyon.''Eski Türkiye artık açılmamak üzere kapandı'17-25 Aralık darbe girişimi aynı zamanda eski Türkiye'yi diriltme girişimidir. İstedikleri zaman 24 saat içerisinde hükümeti götürürüz, yenisini getiririz mantığı. Faiz lobileri adeta ellerini ovuştururdu. Bütün dert bu. Eski Türkiye artık açılmamak üzere kapanmıştır.''Görevdeyim, kayıtlara geçiyor. Dönemin başbakanı… Ben görevdeyim ya. Bunları ses kayıtları tabii her şey var. Bunlar hayata geçseydi ne olacaktı? Bunlara kol kanat germeye çalışanlar oldu. Türkiye’nin uluslararası itibarı zedelendi diyorlar. ABD, Avrupa medyasında üç tane yalan haber çıktı diye bu ülkenin itibarı zedelenmez. Adana’da paralel yapının uşakları MİT tırlarını çevirdiğinde amaç Türkiye’yi teröre destek veren ülke olarak zedelemekti.''Birileri işadamı kisvesi altında bunlara destek veriyor''Hacı Bayram’dan çıkarken çekilmiş resmimiz, New York Times, IŞİD’in yatağı burası diyor. Böyle bir anlayış, mantık, dezenformasyona karşı biz Türkiye’de hep birlikte tavır almamız gerekmez mi? Onlar meşreplerinin gereğini yapacak. Ama bu kervan yürümeye devam edecek. İçeriden ihanet şebekelerine rağmen, paralel manşet atanlara rağmen devam edecek. Birileri de çıkıyor iş adamı kisvesi altında bunlara destek veriyor.''Kredi derecelendirme kuruluşlarından iki tanesi, verdikleri nota bak, bunların haline güler misin ağlar mısın? Afedersin hangi ölçüleri baz alarak bu notları veriyor. Batan ülkelerin notunu 6 derece birden yükseltiyor. Türkiye gibi ekonomisi büyümeye devam eden bir ülkeye ki Avrupa’da böyle bir ülke yok. En fazla Almanya. Biz 2 gibi bir oranda büyüme kaydediyoruz. Burada art niyet var. Siyaseten deviremedik, ne yapalım de ekonomik olarak devirelim… Standart and Poor’s daha önce böyle bir çıkış yapınca, Siyasi karar veriyorsunuz’ dedim. Aynı şeyi bunlar yapıyor. Bu siyasidir.'TÜSİAD'a teşekkür'Her türlü algı operasyonunun, darbe girişiminin karşısında dimdik durduk ve durmaya da devam edeceğiz. Kaybolan itibar derecelendirme kuruluşlarının itibarı, bizim değil. Hukuk sistemi adalet dağıtmıyorsa orada yatırım da olmaz istikrar da olmaz, küresel sermaye de Türkiye’ye gelmez. Önce hukuk sisteminin güvenilir olduğunu görmesi lazım. Ama bakıyoruz buraya sızmış paralel uzantılara karşı bugün ilk defa kararlı bir ses duyuyorum, teşekkür ediyorum. Dün bizi hançerlemek istediler, ellerine fırsat geçerse yarın da sizi hançerlemek isterler. Bunlar doyumsuz. Yarın bir gün gelir bu yapı kendisini destekleyenleri de vurur.''O banka batmış zaten''Bir bankanın batırılması için çalışılıyor deniliyor. O banka batmış zaten. Taşıma suyla ayakta durmaya çalışılıyor. 26 batık bankanın olduğu dönemden biz farklı bir finans dünyasını devraldık.''Elbette iş dünyası sosyal meselelerle de ilgilenecek. Sizlerden dinlediklerimi Sayın Başbakan ile paylaşacağım. Yapıcı eleştirileri dinler dikkate alırız. Ama Gezi olaylarına destek olmak, milli iradeye karşı cephe almaktır. Türkiye’ye yönelik algı operasyonlarının taşıyıcılığını yapanlar var. Kardeşlikle bugüne kadar birlikte kazandık, bundan sonra da kazanmaya devam edeceğiz.''Başörtü yasağını, eğitimde katsayıyı, darbeleri savunanlar bugün çıkmış bunlara karşı çıkıyor. Sen başörtülüsün gelme, başı açıksın gel. Bu kutuplaşma değil mi? Gezi olaylarının ve paralel yapının arkasında durup destek verenleri de çok iyi biliyoruz. Algı operasyonlarının arkasında kimlerin olduğunu da çok iyi biliyoruz, kimlerin desteklediğini biliyoruz, hepsi mahcup oldular ve olmaya da devam edecekler. Biz özgüven içinde olacağız. 12 yıl içinde Türkiye neleri başardı, geleceğe de aynen böyle devam edeceğiz. Enerjimizi kutuplaşmaya kamplaşmaya gerilime değil. Yeni Türkiye’ye harcayacağız. Çözüm sürecini daha ileri seviyelere taşıyarak, ekonomiyi daha da güçlendirerek 2023 hedeflerine ulaşacağız. Her şey hayalle başlar. Hayali olmayanın hedefi de olmaz. Ya bir yol bulacağız, ya da yeni bir yol yapacağız ama asla umutsuz olmayacağız. Biz önce inanalım.''Yumrukları sıkma değil tokalaşma zamanı''Güneydoğu’ya yapılacak yatırımlar çözüm süreci bakımından da önemlidir. Çünkü terör noktasında istismar edilen birinci derecede fakirliktir. İdeolojik bir yapı da istismar ediliyor. Bir buçuk yıldır kepenkler inmiyor. Yasal düzenleme de yapıldı. Bundan sonraki süreci de ona göre getirmek terörün yerine barışı getirecektir.''İnanıyorum ki Türkiye için beraber mücadele veriyoruz. 10 Ağustos akşamı ifade ettim. Eski kırgınlıkları muhafaza etmenin hiçbir faydası olmaz. Sadece hükümetin bu hassasiyeti taşıması yetmez. Bütün siyasi partiler ve STK'ların bu hassasiyeti taşımaları gerekir. Zaman yumrukları sıkma değil tokalaşma zamanıdır. İnsan hak ve özgürlüklerin geliştirerek, yasaklamaları kısıtlamaları bırakarak kardeşlik hukuku içinde yaşama zamanıdır. Kurulan tuzakları fark edip yeni Türkiye vizyonunu paylaşalım. Aynı geleceği inşa edeceğiz. Bunu da hep birlikte başaracağız. TÜSİAD'ın yeni yönetim kurulu ve başkanıyla Yeni Türkiye vizyonuna hep birlikte katkı vereceğiz.''Al Jazeera
Başbakan Davutoğlu: 'Kılıçdaroğlu'nun Üslubu Ekonomiye İhanettir'
Başbakan Davutoğlu, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun yazdığı mektuba ilişkin, 'Üslubuyla kriz beklentisi görüntüsü vermek istiyorsa bu Türk ekonomisine ihanettir' dedi.ANKARABaşbakan Ahmet Davutoğlu, Başbakanlık Merkez Bina’da, Makedonya Başbakanı Nikola Gruevski ile baş başa ve heyetler arası görüşmenin ardından basın toplantısı düzenledi.Davutoğlu, konuk Başbakan Gruevski'nin, ziyaretinin birçok açıdan önemli olduğunu, kendisinin Türkiye Cumhuriyeti başbakanı olarak ilk misafiri olduğunu söyledi.Ziyaretin, ilkler açısından yeni bir durum olmadığını ifade eden Davutoğlu, şunları kaydetti:'Çünkü Türkiye Cumhuriyeti, Makedonya'yı ilk tanıyan, anayasal ismiyle tanıyan tek ülke, ilk tanıyan ülke ve Üsküp'e ilk büyükelçi atayan ülke. Çok köklü tarihi ilişkilerimiz var, toplumsal ilişkilerimiz var ve bu zeminde gelişen kuvvetli ekonomik ve siyasal ilişkilerimiz var. Ayrıca bir başka ilki bu ziyarette yaşıyoruz. Sadece benim kabulüm açısından değil, belki de cumhuriyet tarihide ilk defa bir başbakan, resmi ziyaret için geldiği Türkiye’de 5-6 şehri birden geziyor. İstanbul, Kocaeli, Eskişehir, Ankara, Mersin ve Adana. Bu da Sayın Gruevski’nin, Türkiye’ye olan yakın ilgisini gösteriyor. Ayrıca yaz tatillerini de çok güzel iki kızıyla birlikte, bu yaz Türkiye'de geçirmiş olmasından büyük memnuniyet duydum.''Makedonya’nın haklarını, çıkarlarını korumaya özen gösterdik''Siyasi ilişkilerimiz, en üst düzeyde her zaman çok iyi seyretti' diyen Davutoğlu, şöyle devam etti:'İki ülke arasında herhangi bir siyasal sorun hiçbir zaman yaşanmadı. Aksine uluslararası platformlarda hep birbirimizi destekledik. Birçok uluslararası toplantıda, dışişleribakanı olduğum dönemde, eğer Makedonya dışişleri bakanı yoksa, NATO gibi, herkes 'Türkiye acaba ne diyecek' diye dönüp bize bakardı. Çünkü Makedonya'yı, anayasal ismiyle tanıyan tek ülke biziz. Her zaman da Makedonya’nın haklarını, çıkarlarını bu anlamda korumaya özen gösterdik, çünkü aramızdaki yakın tarihi ilişkiler ve dostluk ilişkisi bunu gerektiriyordu.''Ümit ederiz ki bir gün birlikte Avrupa Birliği içinde olacağız'Türkiye'nin, Makedonya’nın NATO üyeliğini desteklediğini ve desteklemeye devam edeceğin vurgulayan Davutoğlu, 'Avrupa Birliği’ne üyeliğini de destekliyoruz. Ümit ederiz ki bir gün birlikte Avrupa Birliği içinde olacağız' ifadesini kullandı.Davutoğlu, siyasi ilişkilere rağmen ekonomik ilişkilerde çok ciddi ilerlemeler olmakla birlikte istedikleri düzeyde olmadığına işaret ederek şöyle konuştu:'400 milyon dolar civarındaki dış ticaret hacmimizi, en kısa sürede 1 milyar dolara çıkarmak istiyoruz. 1 milyar avro tutarındaki Türk yatırımlarının da daha üste çıkması,Türk-Makedon ilişkilerinin doğal bir sonucudur. Onun için Sayın Gruevski'nin bu ziyaretini bu açıdan çok önemli görüyoruz, çünkü Türk iş dünyasının da Makedonya'ya daha çok yatırım yapmak isteyen kendisi, hem de bizler de teşvik ediyoruz.''Yakın kültürel işbirliğimiz devam ediyor'İki ülke arasındaki kültürel ilişkilerin de aynı şekilde çok köklü tarihe sahip olduğuna dikkati çeken Davutoğlu, 'Her ne zaman Üsküp'e gitsem kendimi Konya’da, İstanbul'da hissediyorum. Eminim ki Gruevski de İstanbul'a, Bodrum’a, Antalya’ya geldiğinde kendisini evinde hissediyordur. Çünkü kültür olarak birbirini çok iyi anlayan, çok yakın kültüre ve zevklere sahip halklarız. Bu çerçevede yakın kültürel işbirliğimiz devam ediyor' diye konuştu.Davutoğlu, Büyük İskender'in lahdinin bir replikasını bitirdiklerini ve talep üzerine Makendoya'ya göndereceklerini belirterek, aynı şekilde Atatürk'ün babasının evinin onarılması, Kurşunlu Hanı'nın restorasyonu gibi birçok tarihi mirasın korunması yönünde Türkiye'nin de Makedonya'dan beklentileri olduğunu söyledi. Bu konuda gereken katkıyı da yapmaya her zaman hazır olduklarını bildiren Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:'Ayrıca Makedonya’da yaşayan Türk toplumu, bizim için Türkiye ile Makedonya arasında dostluk köprüsüdür hem de bu ilişkilerde çok önemli rol üstlenebilecek nitelikte bir topluluktur. Heyette bu çerçevede çok katkı yapmış Hadi Bey'in olması, eski bakanımız, yeni Bakanımız Furkan Bey'in, dış yatırımlar sorumla devlet bakanı olarak heyette bulunması bizi çok memnun etti.'Davutoğlu, bölgesel konularda da yakın işbirliği içinde olduklarını, bu konunun da akşam yemeğinde detaylı olarak ele alınacağını kaydetti.'Ortak vizyona sahibiz'Makedonya Başbakanı Gruevski ise Davutoğlu'na sıcak ve samimi karşılama için teşekkür ederek, iki ülke arasında işbirliği imkanlarının mevcut olanlardan çok daha fazla olduğunu belirtti. İkili ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi için çok fazla imkanlar bulunduğunu kaydeden Gruevski, Makedonya'daki Türk yatırımcıların sayısının artmasını ümit ettiğini söyledi.Uluslararası alanda Türkiye'nin desteğinin Makedonya için çok önemli olduğunu söyleyen Gruevski, 'Balkanlarda istikrar için ortak vizyona sahibiz. İlişkilerimiz tüm bölgeye olumlu yansıyacaktır' dedi.Makedonya'daki Türklerin durumuGruevski, Makedonya'daki etnik halklar arasında bir sorun bulunmadığını ve barış içinde yaşadıklarını söyleyerek, Üsküp'te bir Türk tiyatrosunun ve Mustafa Kemal Atatürk'ün babasının evinin inşasının devam ettiğini bildirdi. Bazı belediyelerde Türkçe'nin ikinci resmi dil olduğunu ve 21 Aralık tarihinin de 'Türk Eğitim Günü' olarak kabul edildiğini anımsatan Gruevski, 'Türkiye ile Türk Kültür Evi'nin inşası için de anlaşma imzaladık. Ayrıca Başbakan olduktan sonra da hükümetimizde bir Türk bakan yer almaya başladı' dedi.Gruevski, Makedonya'da sahnelenen bir tiyatro oyununda Türklere hakaret edilmesi konusundaki bir soruya 'Böyle şeylerin olmaması için elimizden geleni yapıyoruz, yapmaya da devam edeceğiz. Bu durumda siyasilere düşen görev büyüktür' karşılığını verdi.'Bunun hesabını vermek durumundadır'Davutoğlu, resmi temaslarda bulunmak üzere Ankara'ya gelen Makedonya Başbakanı Nikola Gruevski ile görüşmesinin ardından ortak basın toplantısı düzenledi, soruları yanıtladı.CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun kendisine hitaben ekonomi içerikli bir mektup yazdığı hatırlatılarak, 'Sizi Sayın Erdoğan'ın etkisinde kalmakla sessiz kalmakla suçladı. Bu mektup size geldi mi ne düşünüyorsunuz' yönündeki soru üzerine, böyle bir mektubun kendisine ulaşmadığını söyledi.Davutoğlu, şöyle devam etti:'Bir anamuhalefet partisi liderinin eğer ülkenin başbakanına bir mektup yazacaksa bunu ciddiyet içinde ve doğrudan iletmesi beklenir. Böyle bir mektup yazmış olsaydı da tabii mukabele görürdü. Ama bana iletilen metin, eğer gerçekten CHP Genel Başkanından çıkmışsa ve CHP'nin web sayfasında yayımlanmışsa çok üzerinde düşünülmesi gereken ve ciddiyetle herkesin okuması gereken bir metin. Ne için biliyor musunuz? Bir kere bu metinde Sayın Cumhurbaşkanımıza dönük kullanılan ifadeler hem devlet ahlakı bakımından hem şahsi nezaket kuralları bakımından utanç vericidir. Bunu ifade etmek isterim. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı 10 Ağustos'ta yapılan seçimle, Türk milleti tarafından seçilmiştir. O andan itibaren herkesin cumhurbaşkanına dönük olarak, bu cumhurbaşkanının kişiliği, isim olarak, kişiliğinin ötesinde de makam olarak da saygı gösterme zarureti var. Görüş ayrılıkları cumhurbaşkanı makamına saygısızlık yapmayı mazur göstermez.'Özellikle son aylarda, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı ve kendilerini kutuplaştırıcı bir dil kullanmakla suçlayan çevrelere, sivil toplum kuruluşlarına ve basın mensuplarına bir çağrısı olduğunu belirten Davutoğlu, 'Bu metni okuyun ve bu metindeki dili kutuplaştırma ve provokasyon açısından bir analize tabi tutun' dedi.Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:'10 Ağustos'tan bu yana Sayın Cumhurbaşkanımız herhangi bir siyasi pozisyon anlamıyla taraf tutar bile görüntü vermeden, bütün ülkeyi kuşatıcı mesajlar verirken, bir siyasi parti liderinin, Türk halkının yüzde 52'sinin oyuyla seçilmiş ama yüzde 100'ünün cumhurbaşkanı olan bu makamda bulunan bir lidere dönük sarf ettiği bu sözler kutuplaştırıcı ve provokatif değilse hangi söz kutuplaştırıcı ve provokatiftir. Şimdi herkes aslında bütün resmi en açık şekilde görüyor. Böylesi bir üslup, Türk siyasetine yakışmaz, belki Kılıçdaroğlu'na yakışır ama Türkiye'de anayasal bir konumu olan anamuhalefet partisi liderine yakışmaz. Dolayısıyla bu niteliğiyle, bu üslubuyla Kılıçdaroğlu aslında bırakın Türkiye'de başbakan olma iddiasını, anamuhalefet lideri olma nezaketine de ciddiyetine de sahip olmadığını göstermiştir.'Söz konusu mektupta 25 bankanın battığından söz edildiğini vurgulayan Davutoğlu, '25 bankayı batıran iktidarlar döneminde oluşan zihniyetle Kılıçdaroğlu aynı paralelliği sürdürürken, o şartlardan Türkiye'yi çıkarıp, Türk finansal sistemini bugünkü güçlü yapısına getiren de Sayın Cumhurbaşkanımızın başbakanlığı döneminde AK Parti iktidarları olmuştur' diye konuştu.Başbakan Davutoğlu, şunları kaydetti:'Eğer AK Parti iktidarları bu finansal politikaları takip etmese, ülkede güven ve istikrar sağlamamış olsaydı herhalde küresel ekonomik krizde, finansal yapımız bu derece dirençli olmazdı. Öncelikle yaptığı, referans olarak kullandığı 25 bankanın battığı dönemlerden Türkiye'yi alıp çıkaran biziz, Kılıçdaroğlu değil. AK Parti yönetimleri ve o dönemlerde başbakanlık yapan Sayın Cumhurbaşkanımızdır. Buradan üçüncü noktaya geliyorum: Türkiye'deki bankacılık sisteminin de ekonomik hayatın da garantörü Türkiye Cumhuriyeti hükümetidir, Sayın Kılıçdaroğlu bu üslubu ile dışarıda birilerine ve onların buradaki uzantılarına 'Türk ekonomisinde bir kriz var' görüntüsü vermek istiyorsa bu açık bir şekilde Türkiye'deki istikrara ve Türk ekonomisine yönelik bir ihanettir. Öncelikle bunun hesabını vermek durumundadır. Kime neyi jurnalliyor? Birtakım gizli twit hesaplarında çıkan ismini zikretmek istemiyorum ama çıkan ve açıkça Türkiye'de manipülatif nitelikteki bilgilere dayalı olarak bir anamuhalefet partisi liderinin, böylesine kritik ekonomik şartların yaşandığı dünya şartları içinde ülkesini zan altında bırakacak ifadelerde bulunması sorumsuzluktur.''Hak ettiği cevabı alacaktır'Türkiye ve Türk ekonomisinin çok güçlü olduğuna dikkati çeken Davutoğlu, 'Türk finansal sistemi gayet sağlamdır ama herkes de bilsin ki hiç kimsenin bu finansal sistemde ayrıcalığı yoktur. Kurallar bellidir, bu kurallar nasıl işletilecekse o şekilde de işletilir. Bizim için önemli olan, şu veya bu bankayı korumak ya da tasfiye etmek değil, Türk finansal sisteminin kurallarını ayrımsız bir şekilde işletmektir. Bu kurallarda şimdiye kadar son 12 yılda nasıl uygulanmışsa, aynı şekilde uygulanır. Hiçbir farklı tutum da hükümetimizdenbeklemesin' değerlendirmesini yaptı.Türkiye'deki ekonomik ve siyasal istikrarın güvencesinin hükümetleri olduğunu yineleyen Davutoğlu, 'Sayın Kılıçdaroğlu'nun bu provokatif açıklamaları eminim, hem iş dünyamızca hem olaylara objektif bakan sivil toplumca ve basın mensuplarınca dikkatlice değerlendirilecek ve hak ettiği cevabı alacaktır' açıklamasında bulundu.Başbakan Davutoğlu, Müslüman Kardeşler üyelerinin kabulüne ilişkin soru üzerine, Türkiye'nin özgür, demokratik bir hukuk devleti olduğunu belirterek şunları söyledi:'Nasıl bu niteliklere sahip ülkelere giriş ve çıkışlar, uluslararası hukuk bakımından sakıncalı olmayan herkes için serbestse ve nasıl bazı ülkelere kendi ülkesinde siyasal sorunlarla karşılaşanlar rahatlıkla girip çıkmışsa Türkiye'ye de uluslararası hukuk açısından sakınca taşımayan herkes gelebilir, herkes Türkiye'yi ziyaret edebilir, herkes Türkiye'de kalabilir. Ayrıca bir talep olursa bunlar tek tek bu ilkeler etrafında incelenir.'Türkiye'nin bu konuda bir siyasi ya da dini tercihi bir gerekçe olarak görmeyeceğini ifade eden Davutoğlu, şunları belirtti:'Yani şu veya bu gerekçeyle şu veya bu dine, şu veya bu etnik gruba veya mezhebe ait olmakla bu ilke değişmez. Bizim tarihimizde kendisi için özgürlük ve güvenlik alanı bulmaya çalışan birçok siyasinin, Avrupa'dan gelen, Macar siyasiler 19. yüzyılda, Polonyalıların ve birçoklarının, hatta daha meşhurları biliyorsunuz bu yüzyıl içinde de vardır. Troçki ve diğerleri dahil olmak üzere... Türkiye özgür, demokratik bir hukuk devletidir ve bu çerçevedeki kuralları da uygular. Eğer uluslararası hukuk açısından bir sakıncası varsa yine herhangi bir ideoloji ve siyasi fark gözetmeden o kurallar o çerçevede değerlendirilir. Dolayısıyla her müracaat kendi içinde değerlendirilir ve o çerçevede karar verilir.'Tampon bölgeAhmet Davutoğlu, 'Sayın Cumhurbaşkanının açıklamalarıyla tampon bölge konusu yeniden gündemde. Bugün bir güvenlik zirvesi yaptınız, bu konu gündeme geldi mi? Asker bir hazırlık yapacak dedi Cumhurbaşkanı ama bazı noktalarda soru işaretleri var. Birincisi Irak ve Suriye tarafından mı olacak bu tampon bölgeler, belli noktalarda mı olacak? Askeri bir konuşlanma olacağı için bir tezkere hazırlığı var mı? Uluslararası meşruiyeti anlamında bu nasıl sağlanacak? Konu BM'ye mi taşınacak, nasıl bir yol izlenecek' sorusuna karşılık da Türkiye'nin çevresindeki olağanüstü güvenlik şartları ve riskler dolayısıyla bazı mekanizmaların devreye sokulduğunu ve geçen hafta bir ulusal güvenlik mekanizması toplantısı yaptıklarını söyledi.Başbakan Davutoğlu, bu toplantının, çözüm süreci mekanizması toplantısıyla 15 günde bir tekrarlanacağını, çözüm süreci mekanizmasını da toplayacaklarını bildirdi.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında yapılan toplantının genel bir değerlendirme toplantısı olduğunu aktaran Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:'Toplantının temel sebebi, geçen hafta ilgili birimlerle yaptığımız toplantı konusunda Cumhurbaşkanımıza bilgi arz etmek ve bu çerçevede genel bir değerlendirme yapmaktır. Biliyorsunuz önümüzdeki günlerde ben Azerbaycan'a, Cumhurbaşkanımız da BM Genel Kurulu toplantıları için New York'a gidecek. Bu ziyaretler öncesinde, ilgili bütün kurumlarımızla geçen hafta yaptığımız değerlendirmede ulaştığımız bazı sonuçları ve bu çerçevede her bir bakanlığımızın ve kurumumuzun düşündüğü tedbirler de dahil olmak üzere atılacak adımları bugün ele aldık.Burada spesifik olarak tampon bölge veya herhangi bir konu ele alınmadı. Genel olarak bütün güvenlik riskleri ve bu çerçevede önümüzdeki dönemde kurumlarımızın yapması gereken hazırlıkları ele aldık. Takdir edersiniz ki Türkiye'nin sadece Irak, Suriye değil, Ukrayna ve bütün çevre bölgelerdeki krizler dolayısıyla güvenlik şartları itibarıyla her an her senaryoya hazır olması icap eder. Bunun için de mekanizmaları devreye sokarak atılacak adımları sürekli bir şekilde istişare etmek ve değişen şartları süratle değerlendirmek bir zorunluluktur. Bugün de yapılan çalışma temelde bu hedefe dönüktür.Şunu açık bir şekilde kamuoyumuzun ve uluslararası kamuoyunun bilmesini isterim: Türkiye Cumhuriyeti devleti kendi güvenliği için, halkının güvenliği, huzuru ve bölgesel istikrar için yapılabilecek her türlü hazırlığı yapar ve bu konuda alınabilecek her türlü tedbiri alır.'Muhabir Kurbani Geyik-Halit Gülşen-Barış GündoğanAA
Erdoğan'dan New York Times'ın Haberine Tepki: 'Edepsizlik, Alçaklık, Adilik'
İçeride ve dışarıda Türkiye ile terörü yan yana getirme çabaları olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, New York Times gazetesinde yer alan 'Türkiye'den IŞİD'e militan akıyor başlıklı habere yönelik sert açıklamalarda bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın tepkisine neden olan haber, bu fotoğrafla birlikte, New York Times'ta yer almıştı. 
Bilic'ten Müjde
Savunmada Ersan Adem Gülüm'ün sakatlığı nedeniyle oynayamayacağını açıklayan Bilic, Demba Ba, Oğuzhan Özyakup ve Jose Ernesto Sosa'nın kadroda olacağını açıkladı.İşte Slaven Bilic'in o sözleri:'UEFA'DA İLERLEMEK İÇİN...''İsmail gerçekten kariyerim boyunca tanıdığım en zeki ve eğitimli oyunculardan biri gerekenlerden herşeyi söyledi. Birkaç sezonda aldığımız cezalardan dolayı Avrupa'dan mahrum kaldık. Bu hakkı almak için 34 maç oynadık ve bu hakkı aldık. Artık yeni bir dönem başlıyorum. Sezondaki formu devam ettirmek istiyoruz. Perşembe günü bizim için başlangıç ve büyük gün. 6 maçımız var 16 maçımız yok. Hayati değil ama çok önemli bir maç. Bu turnuvada ilerlemek istiyorsak kazanmamız gerekiyor. İlerlemek istiyorsak iç saha maçlarını kazanmak zorundayız. Rakip kim olursa olsun işi çok sıkı tutmamız gerkiyor, bunu yapmak için elimizden geleni yapacağız.'BILIC'TEN ÜÇ İSİM İÇİN MÜJDE VAR!'Rize karşısında ne olursa olsun biz daha iyisini yapmalıydık. Oğuzhan geçen sezondan bu yana gelen bir cezası vardı ama bitti. Sosa ve Demba idmana başladı. Sosa iyi durumda. Üç oyuncu da iyi durumda ve her şey iyi giderse üçü de kadroda olacak. Bu sadece perşembe günü için değil tüm sezon için önemli. Taraftarlardan beklentim umlarım yarın bizi destekleyecekler. Maço koparmamızda onların çok büyük yönü oluyor. Çok iyi bir atmosfer olmasını bekliyorum. İyi çalışıyoruz. Umarım taraftarlarımızdan yüksek destek alırız.''Bizim için çok önemli bir maç karşımızda iyi bir ligde gelen iyi bir takım var. Yunan liginde iyi işler çıkardılar. Düzenli ve stabil bir kulüpler. Mainz'i ve Maccabi'yi elediler. Yunan oyuncuları ve bazı önemli yabancı oyuncuları var karşımızda çok tehlikeli bir rakip olacak. Futbol büyük bir oyun.BILIC'TEN GALATASARAY ÖRNEĞİ'Futbol çok uluslararası. Ekonomi ve gazetecilik gibi tüm veriler önünüzde ve internette. Bugün tipik bir Yunan ve İngiliz futbolundan bahsedemezsiniz. Şampiyonlar Ligi'nde Galatasaray 7-8 yabancı oyuncuyla çıktı; ama Türkiye'yi temsil etmedi diyemezsiniz. Arsenal'ın kadrosunda da İngiliz oyuncular yok diye ülkeyi temsil etmiyorlar diyemezsiniz.''KADRO YETERSİZ Mİ?' SORUSUNA SERT CEVAP!'İyi bir kadroya sahibiz. Bir veya iki oyuncuya bağlı değiliz. Dünyadaki her kulüpten böyle örnek veririz. Real'in kadrosunda James Rodriguez var Bale var. Fakat Ronaldo olmadan istedikleri performmans gösteremiyorlar. Aynı şekilde Manchester City'de Yaya Toure olmadan, Barcelona da Messi olmadan istediği performansı gösteremiyor. Bana bir takım söyleyin gösterebilen. Bizim kadromuzda 20 oyuncu var. Dengeli bir kadro ve bizim istediğimiz buydu. Belki iki oyuncu daha gelebilirdi. İyi alternatiflerimiz var. Demba Ba ve Oğuzhan gibi 15 oyuncumuz yok hücumda. Bunlar oyuna ağırlığını koyan ve oyuncu çözen oyuncular. Onlar olmadan da Olcay'ın Atiba'nın Kerim'in maçı çözebilecek yetenekleri vardı ama bunu yapamadık. Üç kulvarda yarışırken bütün bu saydığım oyuncular onların hem bireysel hem de kolektif bir performans göstermeleri lazım.''ASTERAS'IN MAÇLARINI İZLEDİK''Temelde biz onların birkaç maçını izledik ve takımımızı hazır hale getirdik. Hedefimiz iyi bir maç oynamak ve Avrupa Ligi'ne iyi bir başlangıç yapmak. Burada kolay maç yok, 6'da 6 yapamazsınız belki; ama iç saha maçlarını kazanmak istiyoruz. Bu maçı da kazanmak ve gruba galibiyetle girmek istiyoruz.''ERSAN OYNAMAYACAK AMA...''Olimpiyat Stadı'na işkence olarak bakmamak lazım. Orada oynamak Beşiktaş üzerimizdeki baskıyı hafifletiyor diye bakabilir isanlar ama doğru değil. Büyük bir kulübüz, nerede oynarsak oynayalım üzerimizde baskı var ve bununla baş edebilecek güçteyiz. Bunu bahane etmek istemiyoruz. 4 stoperimiz var 4'ünden de memnunuz. Ersan geçen sezon çok iyi bir devamlılık yakaladı. Atınç var, sezon öncesi hazırlık maçlarında stoper almayı planlıyorduk, Atınç'ın hazırlık maçlarında Fenerbahçe ve Chelsea'ye karşı gösterdiği performanstan sonra Atınç'ın kalmasına karar verdik. Ersan'ın oynamayacak olması büyük bir darbe olabilir; ama onun yerine oynayacak oyuncular elinden geleni yapacaktır.'UĞUR BORAL HAKKINDA'Tüm oyuncularımıza ihtiyacımız var ama maalsefe sadece 11 oyuncu sahada oluyor ve maksimum 14 oyuncu kullanabiliyoruz. Bu oyuncuları antrenmanlardaki performanslarına ve aynı pozisyonda oynayan diğer oyuncuların performansına göre belirliyorum. Benim görevim onları motive etmek, onların işi de oynamaları için beni ikna etmek. Bu karar Uğur için de geçerli. Bütün oyuncuların fiziksel olarak çok iyi durumda olmaları gerekiyor. Geçmişte forma şansı bulamayan oyuncular şimdi şans bulabiliyorlar. Bütün oyuncular için bu geçerli. Önemli olan tavır ve tutumlarda saygısızlık etmeden bu atmosferi korumak.'(Sporx)
Reklam
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
Maliye Bakanlığı verilerinden, “gizli hizmet giderleri” başlığı altında geçen örtülü ödenekten, temmuzda 157 milyon 229, ağustos ayında ise 141 milyon 796 bin TL harcama yapıldığını öğreniyoruz.Bu iki rakam, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ ın başbakanlığının son iki ayında, örtülü ödenekten 300 milyon TL kullandığı anlamına geliyor.Temmuz-ağustos ile birlikte 2014 yılı ocakağustos dönemi sekiz aylık toplam örtülü ödenek harcaması ise 738 milyon 77 bin TL’ye ulaştı.Karşılaştırmalı olarak gerek temmuzağustos, gerekse sekiz aylık veriler açısından bakıldığında, örtülü ödenek harcamalarında “düşüş” var.2012-2013 dönemindeki olağanüstü artış hızı yavaşlamış.Önceki yıllarla karşılaştırıldığında, özellikle son iki yıl örtülü ödenek harcamalarında kaydedilen “rekor” artış kamuoyunda sık tartışıldı.
'Sermayesi En Güçlü 3 Bankadan Biriyiz'
Bank Asya Genel Müdürü Ahmet Beyaz, 17 Aralık'tan bu yana maruz kaldıkları karalama kampanyasına karşı, her bir iftiraya cevap yetiştirmek yerine işlerine bakmayı tercih ettiklerini söyledi. Beyaz, 'Arkadaşlarla konuştuk ve bunlara verilecek en güzel cevabın; dimdik ayakta durmak, ülkemize en güzel şekilde hizmet etmek olduğuna karar verdik.' dedi.Samanyolu Haber televizyonunda, Metin Yıkar'ın gündeme ilişkin sorularını cevaplayan Ahmet Beyaz, karalama kampanyasını yürütenlerin, yalan haber yazanların aynı zamanda Türkiye ve ekonomisine zarar verdiklerinin farkına varmaları gerektiğini söyledi. Türkiye'de artık gerek insanların, gerek şirketlerin borçluluk seviyesinin çok yüksek olduğunun altını çizdi. 'Ülke olarak da, ekonomik olarak da hassas bir dönemden geçiyoruz.' diyen Beyaz, Amerika ve Avrupa'da yaşanan ekonomik gelişmelere dikkat çekti.Bankacılığın 'güven' ve 'itibar' işi olduğunu vurgulayan Beyaz, Bank Asya'yı yıpratmaya yönelik mesnetsiz ithamlara karşı 300 den fazla dava açtıklarını belirtti. Beyaz, 'Otoriteden de bu yayınların durdurulmasını istedik. Bankacılık kanuna göre bir bankanın itibarını, şöhretini yıpratmanın 3 ila 5 yıl hapis cezası var.' dedi. Merhum iş adamı Sakıp Sabancı'nın devletin bankalara el koyduğu bir dönem, bu konuda kendisine sorulan soruya karşılık, 'El konulması gereken 5'ten fazla banka var.' dediği için para cezasına çarptırıldığını hatırlattı.Sektörde 51 bankanın faaliyet gösterdiğini, Bank Asya'nın bunlar arasında 13. en büyük konumunda olduğunu aktaran Ahmet Beyaz, ayrıcıa şu bilgileri verdi:'4,5 milyon müşteriye hizmet veriyoruz. Geçen sene Türkiye ekonomisine 30 milyar liranın üzerinde katkı yaptık. Her ay 2-2,5 milyar üzerinde kredi kullandırdık.'Bank Asya'ya yapılan sistemik saldırının başta katılım bankaları olmak üzere bankacılık sistemini de tehdit ettiğini dile getiren Beyaz, '2008 krizinden sonra faizsiz bankacılığa bir teveccüh oldu. Kamu bankaları bile faizsiz bankacılık yapmak için çalışıyor. Ülkemizde faizsiz bankacılığı geliştirmek istenen bir dönemde bunların yaşanması ilginç.' diye konuştu.Ahmet Beyaz, 10 aydır süren karalama kampanyalarına rağmen hiçbir müşterilerini mağdur etmediklerini vurguladı. Bank Asya'nın Genel Müdürü, '18 yıldır Türkiye'de faaliyet gösteren bir bankayız. 3 ayda bir bağımsız denetimden geçiyoruz. Ayrıca bankacılık otoritesinin denetimi var. 2001'de kriz yaşandı. 25'e yakın bankaya el konuldu. 100 milyara yakın zararı oldu Türkiye'ye. Bundan ders alınıp bağımsız bir kurum oluşturuldu. 2001 krizinden sonraki dönemde bankaları denetledi ve bugüne kadar sorunsuz işleyişi sağladı bu otorite. İlgili kamu kurumları denetim yapıyor, şu anda 30 denetim elemanı var, denetim yapıyor. Biz, banka olarak kendimize güveniyoruz.' dedi.Haklarındaki karalama kampanyasının ve verilen olumsuz demeçlerin etkisinde kalan bazı insanların parasını çekmiş olabileceğini ancak bu süreçte önemli kazanımları da olduğunu aktaran Beyaz, şöyle devam etti:'Bankamıza güvenen bir müşteri kitlemiz oluştu. Bankamıza daha çok mevduat girişi yapıldı. Bir bankacı dostum, 'bunların yüzde 1'i, binde 1'i bize yapılsa, dayanamazdık' dedi. Biz, güçlü sermaye yapımız sayesinde dayandık. Türkiye'nin en güçlü sermaye yeterlilik rasyosuna sahibiz. 1 milyondan fazla müşterimiz var. Bir kısmı bu söylenenlere inansa da büyük bir kısmı inanmadı. Başka bir ülkede olsa, insanlar bankanın önünde toplanır, camlar çerçeveler inerdi.'Ahmet Beyaz, yapılanlar karsışında sessiz kaldıkları eleştirilerine katılmadığını belirterek, 'Her gün bir haber çıkıyor. Bakın 1.000'e yakın yalan haber var. Bunların hepsine yetişmek mümkün değil. Biz hukuki olarak mücadelemize devam edeceğiz. Gerekli gördümüz konularda halkımızı bilgilendiriyoruz, zaten.' ifadelerini kullandı.Halka açıklık oranı yürksek bir şerket olduklarının altını çizen Beyaz, Singapur, Japonya, Dubai gibi çok farklı ülkelerden yatırımcıya sahip olduklarını aktardı. Bu hisselerin yaklaşık yarısının yabancı fonların elinde olduğunu dile getirirken, şunları söyledi:'Yatırımcımız olan bir fon Türkiye'yi yönetenlere bir mektup göndermiş. 300 milyar dolarlık büyüklükte. Bir nüshasını da bize göndermişler. Şöyle diyorlar; '2011'den bu yana pay sahibiz. Sadece orada değil, başka yatırımlarımız da var.Bank Asya'ya yapılanları hayret ile izliyoruz. Bakın, bankacılık sisteminde 1 katrilyona yakın mevduat var. 1,2 katrilyon kredi hacmi var. Bunun devam etmesi için Türkiye'ye kaynak girişi olması lazım. Bizim geçen sene yurtdışından getirdiğimiz para 1,6 milyar dolar. Bank Asya olarak sukuk ihracı yaptık. 184 yatırımcı, 250 milyon dolarlık sukuk ihracını karşıladı, Bank Asya'ya güvendi. Buna sermaye benzeri kredi diyoruz. 10 yıl bize güven duymuşlar. Bugün bile oluşturulan atmosfere rağmen rahatsız olmadılar.'Bank Asya'ya yapılan sistemik saldırının, kanunda suç olmasına rağmen ısrarla devam etmesine bir anlam veremediklerini yineleyen Beyaz, 'Yasal olarak bütün haklarımızı hem yurtiçi hem yurtdışında aramaya devam edeceğiz. Kimse bunların yanına kar kalacağını düşünmemeli. Bu süreçte attığımız her adımı ilgili kamu otoriteleri ile paylaştık. Görevini ihmal edenlere, kamu otoriteleri de olabilir hukuk mücadelemiz sürecek. Yarın bunun bir başkasına yapılmayacağını kim garanti edebilir.' şeklinde konuştu.Haklarındaki olumsuz demeçlerle ilgili olarak, yine kanun vurgusu yapan Ahmet Beyaz, Bankacılık Kanunu'nun 82. maddesini nazara verdi. Beyaz, 'BDDK özerk, kimseden emir almaz. Bunun dışında farklı insanların demeçleri beyanları BDDK'yı bağlamaz. Ben de 10 yıl boyunca BDDK'da çalıştım. Murakıp denetim yapar, rapor eder, BDDK gereğini yapar. Biz denetim konusunda çok rahatız.' diye konuştu.'TAHTAMIZ NEDEN KAPATILDI, ANLAMADIK'Bank Asya'nın borsada işlem gören hisseleri 5 hafta kapalı kaldı. Beyaz bu konuda da şunları söyledi:'Neden kapatıldı anlamadık. Kapatan kurumların gerekçesi olabilir ama bizce makul değildi. 540 milyon hisse dolaşımda. Alınır, satılır. Bu 5 hafta boyunca satmak istediniz, satamadınız. Bir sürü insan mağdur oldu. Mahkemelere gidiyor. Bank Asya hisseleri çok düştü deniyor, buna piyasa karar verir. Çok düşmesinin bizim bankacılık işlerimiz ile ilgisi yok. Bu kadar karalama kampanyası yaparsanız, olur. Biz bu arada yine mevduat topladık, kredi verdik. Hisse senetlerimizin kapalı olduğu dönemde ciddi bir mağduriyet oluştuğunu düşünüyoruz.'Bank Asya Genel Müdürü Beyaz, bütün olumsuzluklara rağmen hiç bir müşterilerini mağdur etmediklerini, buna büyük özen gösterdiklerini belirterek, 'Bugün kimse 1 lira mevduatımı çekemedim diyemez. Her Cuma battı, batıyor diye yaygara yapılıyordu. Ne beklersiniz, insanlar gitsin kapıya parasını çeksin. Evet insanlar geldi, ama para yatırmaya. Bankamıza son dönemde büyük bir teveccüh var. İnsanımız mağduriyeti çok net bir şekilde gördü. Yapılan haksızlığın herkes farkında. 'Bugüne kadar faizsiz banka kapısından girmedim ama bu linç kampanyasına karşı hesap açtırdım' diyen kimseler var. Müşterilerimizin, halkımızın kadirşinas davranışlarıyla bizi duygulandırdığı çok tavır oldu. Bunu kimse küçümsemeye kalkmasın. 1 milyon mevduat müşterisi ile bugünlere geldi Bank Asya, bu insanların fedakarlığını kimse küçümsemesin. Bu samimi bir gayrettir.' ifadelerini kullandı.Sermayesi en güçlü ilk 3 bankadan birisi olduklarının altını çizen Beyaz, 'Sermaye yeterlilik rasyosu bankanın gücünü gösteren bir oran. Likidite; bankadaki para, ödeme gücü. Mevduat ile kredi arasında bir denge olması lazım. Bu hem BDDK, hem Merkez Bankası'na haftalık raporlarız. Örneğin 30 Eylül'de vadesi dolan mevduatı öncesinde bile ödedik. Bizim için 'ödeme güçlüğüne düştü' demek çok büyük bir iddiadır.' şeklinde konuştu.Beyaz, banka yönetiminin 225 milyon liralık sermaye artırımına gitmesini de 'Ortaklarımız, son dönemde bankaya olan teveccüh karşısında biz de bankamıza olan inancımızı gösterelim diyerek, bunu en net şekilde ifade etmiş oldular. Yönetimde belirsizlik yok. Bankamızı dimdik ayakta tutarız, buradayız diyerek bir mesaj verdiler. Endişe taşımıyoruz, işimize bakıyoruz.' şeklinde izah etti.Zaman
Reklam
Anıtkabir Ziyaretinizi Daha da Anlamlı Hale Getirecek 10 Önemli Detay
Anıtkabir yapılmadan önce rasat (gözlem) istasyonu bulunması dolayısıyla Anıttepe'nin ismi Rasattepe'ydi. Atatürk’ün yıllar önce bir gezi sırasında Rasattepe’yi gezerken ağzından dökülen “Bu tepe ne güzel bir anıt yeri” sözleri de bir bakıma yerin belirlenmesi açısından önemli bir yere sahipti.
21. Altın Koza Film Festivali Başladı
Bu sene yirmi birincisi düzenlenen Altın Koza Film Festivali dün başladı. Festivalin resmi açılışı ise bu akşam Merkez Park Amfi Tiyatro'da düzenlenen ve bir çok sanatçının yanı sıra sinemaseverlerin yoğun ilgi gösterdiği bir etkinlikle yapıldı.15 - 21 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan festival kapsamında 205 film çeşitli salonlarda ve 515 gösterimle sinemaseverlerle buluşacak. Bu filmler arasından 12 film Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması'nda başkanlığını Reha Erdem'in yaptığı jüri önüne çıkacak.Yılmaz Güney Altın Koza'daAna temanın 'Türk Sinemasının 100. Yılı' olan festivalde Yılmaz Güney de çeşitli etkinliklerle anılacak. Bu kapsamda 19 Eylül Cuma günü saat 14.00'da Abdurahman Keskiner, Hikmet Taşdemir, Semir Arslanyürek ve Yaşar Pütün'ün katılacağı 'Yılmaz Güney Sineması' panel/söyleşi gerçekleştirilecek. Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Salonu fuayesinde ise Yılmaz Güney'in fotoğraflarından ve film afişlerinden oluşan bir sergi açılacak. Ayrıca her sene olduğu gibi Yılmaz Güney özel ödülü bu sene de verielecek.Orhan Kemal 100. yaşında festivaldeAltın Koza Film Festivali'nde yazdığı bir çok romanı sinemaya uyarlanan Adanalı sanatçı Orhan Kemal anılacak. Festivalde 'Orhan Kemal 100 Yaşında' başlığı altında sanatçının senaryosunu yazdığı ya da kendi eserlerinden uyarlanan filmler gösterilecek. Bunun yanı sıra 17 Eylül Çarşamba günü sanatçının oğlu Işık Öğütçü'nün de katılımıyla 'Orhan Kemal 100 Yaşında' adlı serginin açılışı yapılacak. Aynı gün Büyük Şehir Belediye Tiyatrosu'nda, yönetmenliğini Mehmet Güleryüz'ün yaptığı 'Sessizlerin Sesi: Orhan Kemal' belgeselinin gösterimi yapılacak.Altın Koza'da sinema edebiyatla buluşacakTürk sinemasının 100 yıllık geçmişinde sinema edebiyat ilişkisi moderatörlüğünü Yekta Kopan'ın yaptığı ' Türk Sinemasının 100. Yılında Sinema Edebiyat İlişkisi' adlı söyleşi/panel gerçekleştirilecek. Etkinliğe Ahmet Ümit, Hakan Günday, nebil Özgentürk ve Osman Şahin katılıacak.Kısa film atölyesiAltın Koza Film Festivali kapsamında bir de kısa film atölyesi oluşturuldu. Işıl Özgentürk'ün 'Senaryo' dersiyle başlayan atölyede Dilek Tunalı 'Film Okuma', Gamze Arzu 'Oyunculuk', David Elliot 'Yapım Geliştirme', Bora Göksingöl 'Kurgu' dersleri verecek ve atölyeye katılan öğrenciler atölye sonunda bir kısa film çekecekler.
Referandum İskoçları İkiye Böldü
İskoçya'nın en büyük şehri Glasgow'da yaşayan İskoçlar, referandumun ülke için önemini vurgulayarak farklı nedenleri gerekçe göstererek oy vereceklerini söylüyor.GLASGOW - Aslı Aral/İnci Gündağİskoçya'nın yaklaşık 600 bin nüfuslu en büyük şehri Glasgow'da yaşayan İskoçlar, iki gün sonra yapılacak bağımsızlık referandumunun ülke için tarihi önemini vurgulayarak farklı nedenleri gerekçe göstererek oy vereceklerini söylüyor.İskoçya'nın başkenti Edinburgh'dan Glasgow'a yaklaşık 1 buçuk saat süren araba yolculuğu sırasında Harthill, Whitburn, Baillieston gibi köylerden geçiliyor. İskoçya'da büyük şehirlerde 'bağımsızlığa evet' yanlılarının fazlalığı, evlerin cam ve balkonlarına asılan 'evet' pankartlarıyla görülürken, köy ve kasabalarda Birleşik Krallık ile birlikten yana olanların daha fazla olması dikkati çekiyor.Halkı madencilikle uğraşan Harthill köyünde, kapısının önündeki 'hayır' pankartı ve asılı Birleşik Krallık bayrağı ile 68 yaşındaki John Cefferty'nin evi, yoldan geçenlerin ilgisini çekiyor. Cefferty, elinde tuttuğu 'hayır, teşekkürler' posterini AA'ya göstererek, 'Bize referandumda şans dileyin, birlikten ayrılmamamız lazım' diyor.Bağımsızlığa hayır diyecek birçok kişinin Cefferty kadar görüşlerini açıkça dile getirmemesi ve çekinmesi dikkatten kaçmıyor. Glasgow'a yaklaşırken Baillieston köyünün girişinde birlikten yana mesajlar veren İşçi Partisi, halka 'bağımsızlığa hayır deyin' broşürleri dağıtıyor. Ancak kampanyayı yürüten İşçi Partililer, çok fazla görüntü alınmasını istemiyor, basını görünce seçmenlerin çekindiklerini ve kendilerine yaklaşmadıklarının söylüyor.'Evet' kavanozu doluGlasgow'un tarihi şehir merkezinin yanı başındaki 'Referandum cafe', yerel halk kadar referandumu takip etmeye dünyanın dört bir yanından gelen basın mensuplarının da dikkatinden kaçmıyor. Şehrin işlek caddelerinden 'Saltmarket' üzerinde bulunan kafede, üzerinde 'evet' ve 'hayır' yazan iki farklı kapı bulunuyor. Her iki yönde oy kullanacağını söyleyen Glasgowluların yanı sıra kararsızların da kafeye geldiğini AA'ya anlatan kafe çalışanı Simon Jones, bir hafta önce açtıkları kafenin gönüllü toplum projesi olduğunu dile getiriyor.Jones, kampanya bürolarından farklı olarak kafenin tarafsız olduğunu belirterek, 'Kararsızlar arasında özellikle göçmenler bulunuyor, buraya gelerek olası bağımsızlığın neler getireceğini soruyorlar' diyor. Kafedeki 'evet', 'hayır' ve 'kararsız' kavanozlarındaki bağışlardan en çok 'evet' kavanozunun dolu olması dikkati çekiyor.'İskoçya değil, sanki bir Afrika ülkesi'Çok sayıda mağazanın bulunduğu Trongate ve Argyle caddelerinde AA'ya konuşan Glasgowlular arasında, değişik görüşlü olanlar bulunuyor.66 yaşındaki emekli Margaret Simpson, referandumda 'hayır' oyu vereceğini söyleyerek, 'Referandumun İskoçya için iyi olacağını düşünmüyorum. İskoçya küçük bir yer, olduğu gibi kalmalı' dedi.79 yaşındaki John Barrace ise referandumun gereksiz olduğunu savunarak, 'Tatilde olacağım için postayla 'hayır' oyu kullandım. Kendimden çok torunlarımın geleceğini düşünerek oy verdim' ifadelerini kullandı.'Evet' oyu kullanacağını söyleyen 27 yaşındaki fotoğraf sanatçısı Shaun Murawski de referandumun İskoçlar için fırsat olduğunu dile getirerek, adil bir demokrasi için 'evet' oyu kullanacağını ifade etti. Murowski, referandumun önemini vurgulayarak, 'Tüm İskoçlar ne istediklerini düşünmeli ve oy vermeli' dedi.Referandum toplumu ikiye böldüğü için üzgün olduğunu ancak diğer yandan da yapılacağı için mutlu olduğunu dile getiren 49 yaşındaki inşaat mühendisi Annette Aitchison, 'Evet oyu vereceğim, çünkü İskoçya için daha fazla yetki istiyorum. Bağımsız olursak, sağlık sisteminin ve devlet yardımlarının iyileştirileceğine inanıyorum. Yoksulluk sınırında yaşayan çok çocuk var, eğitimin iyileştirilmesini istiyorum, ücretsiz eğitim istiyorum' diye konuştu.Sağlık çalışanı Debrah Black de 'evet' oyu kullanacağını söyleyenler arasında bulunuyor. 46 yaşındaki Black, referandumun ülkeye heyecan getirdiğini ve birçok insanın değişiklik yaşanabileceğine inandığını kaydetti. Black, 'Bağımsızlık olursa benim seçtiğim bir hükümet ülkemi yönetecek. İskoçların elinde İskoçya'nın daha zengin olacağına inanıyorum. İskoçya'da açlık sınırında yaşayan çok insan var, bu sanki Afrika ülkesiymişiz görüntüsü veriyor ve İskoçya'da böyle bir görüntünün olması mide bulandırıcı. Evet oyu çıkarsa, hükümet bunu halletmelidir' ifadelerini kullandı.Bu arada referanduma iki gün kala 'hayır' kampanyasına yapılan bağışın 2,7 milyon, 'evet' kampanyasına yapılan bağışın ise 1,8 milyon sterlin olduğu açıklandı.18 Eylül Perşembe günü İskoç halkına 'İskoçya bağımsız bir ülke olmalı mı' sorusu yöneltilecek. 'Bağımsızlığa evet' sonucunun çıkması ve müzakerelerde anlaşılması halinde İskoçya 24 Mart 2016'da Birleşik Krallık'tan resmen ayrılacak.
Reklam
İnsanlar 500 Yılda 322 Hayvan Türünü Yok Etti
Nesli yok olan hayvan türlerine yönelik bir araştırma, 322 türün insanlar nedeniyle dünyadan silindiğini gösterdi. Araştırmada, türlerin yok olma hızının son 200 yılda hızlandığı belirtildi.Bilim insanları, hayvan türlerinin insanlar tarafından giderek artan bir tehdit altında kaldığını, özellikle amfibi ve omurgalı canlıların daha büyük bir risk altında olduğunu belirtti. Omurgalı hayvanların sayısının, insan nüfusunun iki katına çıktığı son 35 yılda yarı yarıya azaldığı belirtildi.Science dergisinde yayımlanan araştırma, insanların artan nüfusun etkisiyle geride kalan 500 yılda 322 hayvan türünün yol olduğunu ortaya koydu. Ekolog ve zoologların başını çektiği bilim insanları, eğer önlem alınmazsa hayvan türlerinin tersine çevrilmesi mümkün olmayan riskler altında kalacağı uyarısında bulundu.Stanford Üniversitesi'nden Rodolfo Dirzo, Discovery News sitesine yaptığı açıklamada, 'Eğer insan nüfusunun artışı kontrol edilmezse, 2100 yılında yaklaşık 27 milyar insan olacak. Bu düşünmesi bile zor olan, ayakta tutulması çok zor bir sayı' dedi.Dirzo, Dünya'nın kaynaklarının uzun ömürlü olması ve hayvanların riske atılmaması için 'nüfusun kontrol altına alınması gerektiğini, karbondan bağımsız teknolojilerin geliştirilmesini, gıda ve yiyeceklerin daha etkin üretilmesini ve daha az tüketmemiz gerektiğini' söyledi.Araştırma ekibinde yer alan Haldre Rogers ve Josh Tewksbury, 'hayvanların insanlar için öneminin yiyecek, enerji, para ve gelişimin gerisinde kaldığını' ifade etti. İkili, 'ekosistem içinde hayvanların değerine dikkat edilmediği sürece sayılarının azalmaya devam edeceğini' söyledi.Ekonomi ve gıda için çok önemlilerBilim insanları her ne kadar önemleri arka planda kalsa da, hayvanların gıda ve ekonominin sürekliliği adına çok önemli bir role sahip olduğuna dikkat çekti.Dünya Vahşi Yaşam Fonu'na bağlı Luc Hoffman Enstitüsü'nün direktörü olan Tewksbury, Güneydoğu Asya'daki Mekong Nehri Havzası'nın balık üretimiyle 60 milyon insana yiyecek sunduğunu; Namibya'nın yıllık ziyaretçilerinin yüzde 73'ünün ise ülkedeki ulusal parkları görmeye gelen turistler olduğunu belirtti.Tewksbury, Latin Amerika'da düzenlenen balina izleme turlarının her yıl 275 milyon dolarlık gelir sağladığını; sadece ABD'de köpekbalıkları izleme turlarının ise yıllık 314 milyon dolar kazanç getirdiğini söyledi. Bu sektör aynı zamanda ABD'de 10 bin kişiye iş imkanı sunuyor.Science dergisindeki araştırmaya katkıda bulunan Tewksbury ve diğer bilim insanları, ekosistemin korunması adına insan sağlığı, polen dağılımı, tarım ilacı kontrolü, su kalitesi, gıda yeterliliği ve diğer kritik faktörlerin düzene girmesi gerektiğinin altını çizdi.Kaynak: Al Jazeera
Anneler Dikkat Meme Önemli
Kimse bize bir ay boyunca iki meme dışarıda ateşler basarak zombi gibi evin içinde dolaşacaksın dememişti. Ama gerçek bu sevgili anne adayları…Gecelerce dua ettim “Allah’ım nooooolursun yardım et!” diye… Hadi benim günahım çoktur belki kucağımdaki daha yeni doğmuş bebenin hatırına belki kabul eder diye de düşünmedim değil. Şimdi bunun her yanında melekler var di mi? Zaten kendi melek… O zaman duanın ulaşma süresi kısalır, zaten aylardan Ramazan, duanın kabul olma oranı çarpı iki point falan… Hep bunlar geçti işte aklımdan… Niye? Memelerim iyileşsin diye. Sonunda Allah kabul etti dualarımı ve akıl fikir ihsan etti de bir dermatoloğa gitmeyi düşünebildim.Vallaha da billaha da evlenen arkadaşlarıma bundan sonra çeyrek altın yerine meme bakım kremi takacağım. Kesinlikle. İlk gün… Bebem mememle buluştu. Dünyanın en kutsal duygusu! Mu bilmiyorum. Çünkü o anın heyecanı, hastane odasındaki yaklaşık 20 kişi, aman da aman tamam da tamam tamtamlamaları falan derken an geçip gidiyor. Ulvi bir duygudan öte şaşkınlıktı hissettiğim. Karnımdan çıkan canlı şimdi kucağımdaydı ve ikimiz de ne yapacağımızı bilmiyorduk. Daha doğrusu o biliyormuş, lönk diye yapıştı mememe ve daha önce 3 ay emme kursuna gitmiş gibi çekmeye başladı sütü. O an tek düşündüğüm küçücük burnuydu. Ya o minnoş burun göğsüme yapışırsa ve nefes alamazsa. Aman tanrım! 3 gün sonra tek düşündüğüm ise emzirmemekti.“Ay ben hiç yaşamadım” diyen anne görmedim şimdiye kadar. Olsa olsa “Evet oldu ama hemen geçti” demişlerdir. Bu meme ucu çatlak ve yaraları… Henüz hamileydim. 20 günlük bebeğini ziyarete gittiğim arkadaşım da dediydi, “Canım gitti, memene bak” dediydi ama bir kulağımdan girdi öbüründen çıktı. Sonrasında da canım çıktı.Benim göğüslerimde mantar oluşmuş. Nedeni bebeğin ağzındaki pamukçuk imiş. 12 gün sabredebildim. Önce internetten okuyup lanoninli kremler kullandım. Olmadı. Kadın doğum uzmanı şöyle bir gözünün ucuyla bakıp Garmastan Pomat yazdı, kullandım, olmadı. Silikon meme ucu aldım, bebem kabul etmedi, emmedi. Makine ile sağdım daha beter oldu. Banyoda su değdi, ölüyorum sandım, çıktığımda göz yaşları içinde “Ben emzirmiyorum” dedim ama yine gözyaşları içindeki bebeme kıyamayarak can vere vere yine emzirdim. Sonunda yok böyle olmayacak deyip eve en yakın hastanedeki dermatoloğa attım kendimi. Şanslıydım. Tek bakışta mantar teşhisi koyan doktorum beni kurtardı. İki şişe izotonik sodyum klorür serumu her emzirme sonrası memelerime sürdüm, iki tane mantar kremi kullandım, bir antibiyotik bitirdim, tek dozluk mantar ilaçları içtim, ağrı kesici kullandım ve bu toplu tedavinin ardından gerçekten kırkıncı gün acımın artık dayanılır boyutta olduğunu fark ettim. Beş günde bir ilerlemeyi görmek için kontrole çağırdı doktorum. Her seferinde emzirmeye devam mı diye soruyordu. Yavrumun adını küçük fare takmıştı. Nedenini son kontrolde söyledi. Meğer meme uçlarımdaki yaralar fare kemirmiş gibiymiş. Uçları kopmuştu zaten. Kanlar içindeydi. Ancak bir buçuk ayın ardından rahat edebilmiştim.Emzirmek acı demekti, emzirmemek de acı demekti. Çünkü memeler süt doluyor, o da vücutta ateş basması, sıtma dedikleri şeyi yapıyordu. Bu sefer böğrün yanıyor ama üşüyorum diye battaniyeler altında kabuslar göre göre yatıyordum. İçeride bebe ağlıyor, yakınlar hadi gel emzir kızım diye abanırken, ben evin içinde kaçacak delik arıyor, bazen yarım saat boyunca tuvaletten çıkmıyordum. Ama işte zaman her şeyin ilacı… Bir de dermatolog J (Benimki Hisar Intercontinental Hospital’dan uzman doktor Funda Ataman idi. Çok tatlı kadın.)Demem o ki, annelik benim için eşittir “meme” olmuştu. Sütyenin içine göğüs kalkanı (Philips Avent göğüs kalkanı, meme ucunu koruyor) taktım ve ancak bir buçuk ay sonunda bebeğimi kucağıma alabildim. Yüzüne bakarak “Barıştık mı kızım?” diye sordum. O da gözlerini şaşı yaptı, ağzını açtı, kafasını sağa sola çevirip, “heh eh heh eh” diye sesler çıkarmaya başladı. Hadi uğraştırma karnım aç demekti bu. İki dakika anne duygusallığı yapayım demiştim ve kızım içine etmişti anlayacağınız.Şimdi doğurdum diyen herkese memelerin nasıl diye soruyorum, hamileyim diyen herkese memelerine iyi bak diyorum. Bu travmayı geçirmek istemeyen tüm anne adaylarına da yaşadıklarımın küpe olmasını temenni ediyor, meme bakımlarını ihmal etmemelerini öğütlüyorum.Annelerin hayal kırıklıklarını yazmayı sürdüreceğim.Sağlık, sevgi…Yazar: Anayım BenYazarın diğer yazılarını okumak için tıklayın...
'Petrol İddiası Adice Bir İfade'
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Katar dönüşü uçakta gazetecilerin sorularını yanıtladı. Erdoğan Türkiye'nin IŞİD'den petrol aldığı iddiaları için 'Çok çirkin ve kesinlikle yalan, adice bir ifade' dedi.Cumhurbaşkanı Erdoğan, iki günlük Katar ziyareti sonrası dönüş yolunda uçakta gazetecilerin sorularını yanıtladı.Erdoğan, Katar'ın ülkeden ayrılmalarını istediği Müslüman Kardeşler üyelerinin Türkiye'ye gelme ihtimalleri hakkında 'Talepte bulunanlar olursa inceler, sakıncalı bir durum yoksa bir yabancı nasıl misafir oluyorsa onlar da gelebilir' dedi.Erdoğan'ın sözleri şöyle:'Bunların Türkiye'ye gelmek gibi bir talepleri olması durumunda incelenir, bakılır. Gelmelerini engelleyecek bir sebep varsa farklı bakılır. Engel yoksa herkese gösterilen kolaylık nedir, onlara da bakılır. İsim bazında sıkıntı var mı, yok mu, bakılır. Bu noktada yoksa, herhangi bir yabancı nasıl misafir oluyorsa onlar da gelebilir.'Bank Asya'nın durumuErdoğan, Borsa'daki tahtası uzun süre kapalı kaldıktan sonra tekrar açılan Bank Asya'nın durumu konusundaki soruları da yanıtladı, BDDK'nın atması gereken adımlar olduğunu, bu adımları atmadığı takdirde sorumlu olacağını söyledi.'Bank Asya tahtası açıldı, dip yapma süreci var. Burada bir gerçeği görmek lazım. Böyle taşıma su ile değirmeni döndüremezsiniz. Bankacılığın kendine has kuralları var. Ona göre top oynamak zorundasınız. İstediği zaman vatandaş parasını çekebilmeli. Eğer vatandaş parasını çekemez hale gelirse, sermaye rasyosunda ciddi bir kapanma var demektir. BDDK'nın atması gereken adımlar var. Hangi maddeyi uygular bilemem ama benim de ülkemin birliği, dirliği için bir yere kadar işi takip edip gerekli bilgiyi almam lazım. takipteyiz. BDDK karar vermeli ve buna göre adım atmalı. Aksi takdirde bunun sorumlusu BDDK olur.''Ekonomik risk yok'Cumhurbaşkanı Erdoğan, kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye hakkındaki değerlendirmelerini de eleştirdi, 'Türkiye'de ekonomik risk yok' dedi.'Türkiye'nin önünde herhangi ekonomik bir risk söz konusu değil, bunlar bu açıklamaları siyasi yapıyor. Bu açıklamaların ekonomik bir temeli, bilimsel bir temeli yoktur. Bunu geçmişte de yaptılar. Standard and Poor's'la ilişkiyi kestik. Bunlar tavırlarını böyle sürdürürlerse Başbakan'a söylerim, 'bunlarla da ilişkiyi kes, bize bunlar bir şey kazandırmış değil'. Bunlarla gelmedik buraya. Batan ekonomileri değerlendireceksin, Türkiye gibi bir ülke büyüyor, sen kalkıyor hâlâ 'durağandır, budur' diyorsun. Siyasi yaklaşımlar... Bunların perde arkasında nelerin olduğunun sizler de benim gibi farkındasınız.''IŞİD'den petrol alındığı' iddiasıErdoğan, New York Times gazetesinde yer alan Türkiye'nin IŞİD'den petrol aldığı iddiasını kesin bir dille yalanladı, 'Türkiye'ye resmi kanallar dışından gelen petrol olursa bunu imha ediyoruz' dedi.'Bu konuyla ilgili Türkiye'nin duruşu her zaman belli. Burada bir defa 'IŞİD'den Türkiye petrol alıyor' ifadesi çok çirkin ve kesinlikle yalan. Bu ifadeleri ortaya koyanlar adice bir ifade ortaya koyuyorlar. Ben dün de açıklamamı yapmıştım. Bölgedeki tüm terör eylemlerine karşı duran bir ülkeyiz. Çünkü biz terör eylemlerinden çok çektik. Kaldı ki bize resmi kanal dışından giren bu tür petrol olursa bunları alıkoyup imha ediyoruz. Beş bin ton getirilmek istenen petrol yakalandı, imha edildi. Türkiye bu konularda hassastır, asla fırsat vermez. IŞİD ya da petrol kaçakçılığı yapan örgütlere müsamaha ile bakmamız mümün değil.''ABD ile stratejik ittifakımız devam ediyor'Amerikan basınında yer alan, Türkiye'nin ABD'nin müttefiki olmadığı yönündeki yorumlarla ilgili olarak da Erdoğan şunları söyledi:'Kerry ile de yaptığımız görüşmede söyledim. ABD basını asparagas, yalan haber üretiyor. Bu adını verdiğiniz gazete de bu tür haberler üretmekte mahir bir gazete. Bizim bir defa ABD ile stratejik ittifakımız devam ediyor. Hatta model ortaklığımız devam ediyor. NATO Zirvesi'nde bazı gerek ulusal, gerek uluslararası medya bizim görüşme yapmayacağımızı ve ertelendiğini yazdı. Biz Başkan Obama ile bir buçuk saat oturduk. ABD Milli Savunma Bakanı Türkiye'deydi, görüşmeler yaptı. Cuma günü Dışişleri Bakanı Türkiye'deydi. Bu kadar yoğun bir trafik Türkiye ile ABD arasında olurken, bu haberlerin kıymeti harbiyesi olabilir mi? Uydurma, amaç 'Türkiye ile ABD arasına nasıl fitne sokarız?' Türkiye'deki bazı grupların buna aracı olması da bunların ne kadar önemli olduğu konusunda önemli...'ABD'nin IŞİD'le mücadele stratejisiErdoğan, ABD'nin ortaya koyduğu IŞİD'le mücadele stratejisinde Ankara'yı tatmin etmeyen unsurlar olduğu yönündeki değerlendirmelerle ilgili olarak 'Buradaki mücadelenin boyutunda hem Suriye'yi hem Irak'ı görüyorsunuz. Bu ifade benim NATO Zirvesi'nde de kullandığım ifade. Olayı sadece Irak olarak değerlendirmek yanlış' dedi.Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü:'Koalisyona lafta değil gerçekte kim gerekecek. Afgnaistan'da dört ülke kaldı. ABD, Almanya, Türkiye, İtalya. Sayı ortaya koyduğunda 10 bin. Burada da biz 'Tamamen işin dışında kalalım' demiyoruz. Bizim söylediğimiz, 'İnsani yardım konusunda destek veririz' diyoruz, 'Ama hassasiyetlerimizi göze almanız lazım' diyoruz. Bunu böyle değerlendirmeye alırlarsa, 'İnsani yardım konusunda haklılığımızı anlarsınız' diyorum.'Erdoğan 'Peki anlayış var mı?' sorusunu, 'Kerry aksi bir şey söylemedi' diyerek yanıtladı.'Suriye rejimi ile mücadele konusunda ABD tavrı tatminkar mı?' yönündeki soruya ise 'Burada olayın iki boyutu var: Strateji ve taktik. Bunlar çalışılıyor, değerlendirmeler yapıldıktan sonra gerçeği görür, ona göre 'memnunuz ya da değiliz' derler' yanıtını verdi.IŞİD'in elindeki rehineler'Katar'dan çok, gayretlerimiz ve çalışmalarımız, Irak'taki özellikle bu işle ilgili birimlerle yürüyor. Çünkü bu işin merkezi Musul. Olayın döndüğü yer orası. Tüm bu olanlar karşısında bizim 49 rehinemize yönelik elimizde bizim de kendimize yönelik bazı değerlendirebileceğimiz imkanlar var. Bizim derdimiz şu: Türkiye, halkının yüzde 99'u Müslüman ülke. Bu 49 arkadaşımızın hepsi Müslüman. Onlara karşı böyle bir yaklaşımın olması bizi üzmüştür. Bunu temaslarla nasıl çözeriz, bunun gayretindeyiz. Bunu istihbaratla yapıyoruz. İstihbarat örgütümüz bunu sürdürüyor. Temennim sağ salim bu işi başarırız. Dert, gayret bu.'Tampon bölgeErdoğan, Irak ve Suriye'de tampon bölge iddiaları için de 'Bu işin teknik boyutu silahlı kuvvetlerde. Onlarla görüşme sürüyor. Buna gerek var mı, yok mu; varsa, nerelerde; derinlik belirleyip önümüze getirecekler ve biz de 'uygundur ya da değildir' diyeceğiz' ifadelerini kullandı.Kürtçe eğitimDiyarbakır, Şırnak ve Hakkari'de Kürtçe eğitim verme amacıyla açılan okullar da gazetecilerin Erdoğan'a sorduğu sorular arasındaydı. Erdoğan, 'Devletin resmi dili Türkçe'dir. Biz Kürtçe olsun, diğer diller olsun; düşüncelerimizi söyledik. Seçmeli olarak, seçmeli derste Kürtçe öğrenebilir. Üniversitelerde ön açıldı. 'Yeterli değil' diyorlarsa, kurslar da açabilirler. Bunlar artık çok ciddi alınmış bir mesafe. Bunun dışında kalkıp da resmi dil olarak konuşmaya kalkarlarsa olmaz. Türkiye'nin resmi dili Türkçedir' dedi.Çözüm süreci'Sağlıklı netice aldık diyemeyiz ama umut var. Bölge halkı çok mutlu. Beş maddelik bir yasal zeminimiz var. En önemli olanı silahların verilmesi, tekrar evlerine dönüş. Bunların farklı şekilde rehabilitasyon çalışması, iş sahibi yapılması gibi konular. Çözüm sürecinde devletin birimlerinde görev alan insanların, onlara yönelik adli, cezai uygulamaların olmaması konusu. Burada yol alan insanlar 'Adli, cezai noktada yarın bir takibata uğrayacaksam ben bu işin içine giremem' der. Yasal düzenlemenin içine koyduk.'Erdoğan, 'Çözüm sürecinde en büyük risk nedir?' sorusuna da şu yanıtı verdi:'Tahriklere kapılmamak ve soğukkanlılığı elden bırakmamak lazım. Bayrak indirme bir tahriktir. Araç yakma, yatırımlar vb. Bunlarla ilgili olarak girişim var. Güneydoğu'da bakıyorsun bir sürü adım atıyoruz, araçlar yakıldığında bunca insan çalışıyor, birçoğu bırakıp gidiyor, yeni müteahhit arıyorsun. Yollarda da aksamalar oluyor. Bir taraftan Kürt sorunu meselesi diyorlar, varsa bir sorun, yakma yıkma işlemlerine karşı benim vatandaşlarım direnç koymalı. Beni ekmeğimden ediyorsun. Diyarbakır'daki annelerin direnişi önemliydi, şahsiyetli duruştu. Bazılarının çocukları gönderildi, geldi. Bu konuda özellikle parlamentoda 'biz Kürt vatandaşlarımızın temsilciyiz' diyen partinin de samimiyetle kaçırılan insanların verilmesi noktasında, çocuklarla ilgili hükümetle el ele vermek suretiyle bu işi çözmeleri lazım. Biz ne yaptık? MİT Müsteşarı ile parlamentoda olan bu partiyi adaya belli aralıklarla gönderdik. Bir çözüm için gönderdik. Bundan dolayı biliyorsunuz parlamentoda grubu olan başka parti ya da partiler hakaret etti. Bizim derdimiz bağcı ile değil, üzümü yemektir. Siyaset risktir. Bu riski göze alamazsanız olmaz.'O soruya yanıt vermediErdoğan, dün bir gazetede yer alan ve Ahmet Davutoğlu'nun Başbakan olmasının ardından AK Parti'nin oyunun yükseldiğini gösteren anket hatırlatılarak sorulan bir soruya ise yanıt vermekten kaçındı. Cumhurbaşkanı 'Siz genel seçimlerde yüzde 34, 47 ve 49 almıştınız, sizce Davutoğlu için 2015 Haziran seçimlerinde başarılı sonuç nedir' sorusuna 'Böyle bir değerlendirmeyi yapmam bulunduğum makama ters olur, bana ters köşe yapmaya çalışıyorsun, fırsat vermem' dedi.Kaynak: Al Jazeera
Reklam
Avrupa Tarihine Yön Veren 18 Hanedan
5. ve 8. yüzyıllar arasında bugünkü Fransa ve Almanya arasında bulunan bölgede hüküm sürmüş Frank hanedanı.Hanedanlığın Magdalalı Meryem'in soyundan geldiğine inanılır. Magdalalı Meryem'in İsa'nın çocuğuyla Kudüs'ten kaçıp Fransa'ya gittiği ve Fransa'da Merovingian Hanedanı'nı kurdukları sanılmaktadır.Rivayete göre omuz arasında veya kalbinin üzerinde ilahi kutsal kan taşıdıklarına işaret eden bir benek vardı ki, bu daha sonra Tapınak Şövalyelerinin arması olarak ortaya çıkacaktır.496 yılında Hükümdar Clovis’in Hristiyanlığı kabul etmesiyle Avrupa’daki Hristiyan krallıkların ilki unvanını almıştır. Paris şehri de bu hanedan mensupları tarafından kurulmuştur. 8. yy’da bir başka Frank hanedanı olan Karolenj tarafından sona erdirilmiştir.
Reklam
Tıp Dünyası Bu Kızı Konuşuyor
İzmir’de, yüzde 94 ağır zihinsel engelli teşhisi konulan 11 yaşındaki Filiznur, tıp dünyasını şaşırtarak engelini yendi. Spor ve anne sevgisiyle sadece engelini yenmekle kalmayan Filiznur, artık milli sporcu oldu.İzmir’de, yüzde 94 ağır zihinsel engelli teşhisi konulan 11 yaşındaki Filiznur, tıp dünyasını şaşırtarak engelini yendi. Spor ve anne sevgisiyle sadece engelini yenmekle kalmayan Filiznur, artık milli sporcu oldu.İzmir’de yaşayan Süreyya -Mehmet İmer çiftinin tek çocukları olan Filiznur İmer, henüz 11 yaşında olmasına rağmen tıp dünyasını şaşırtan başarılara imza attı. 19 aylıkken doktorların ’ağır zihinsel engelli ve otistik’ teşhisi koyduğu kızın en büyük destekçisi annesi oldu. Annesinin azmi ve sporla hayata tutunan Filiznur, jimnastikte de Türkiye şampiyonu oldu.“KONUŞMUYORDU, KAFASINI DUVARLARA VURUYORDU”Filiznur’un iyileşme sürecinin hem kendisi hem kızı için büyük bir travma olduğunu söyleyen anne Süreyya İmer yaşadıkları süreci şu sözlerle aktardı: “Filiznur ağır derecede zihinsel engelliydi ve ciddi şekilde kriz geçiyordu. Yaklaşık günün 20 saati kriz geçiriyordu. Kafasını sürekli yerlere, duvara vuruyordu. Kollarını ısırıyordu, parmaklarını ısırıyordu. Filiznur’un 2,5 yıl ellerinde tırnakları bile yoktu. Isırmaktan tırnakları dökülüyordu. Dişleri kırılıyordu, düşüyordu. Kendine zarar veriyordu. Konuşmuyordu, yürümüyordu. 6 yaşına kadar bu zorlu süreç devam etti. Ancak hiç pes etmedik. Onu hiç yalnız bırakmadım. Kriz anında zarar vermesine rağmen dışlamadım, ittirmedim. Bu tür çocuklar çok hassas bir fanus içindeler. Onlarla aramızda görünmeyen tel örgü gibi bir şey var. Ve biz onu aştık. Filiznur’un yanına 6 yıl sonra girebildim ve o fanusun içinde beraber yaşayabildik. Çok ağladığımız, üzüldüğümüz günler oldu. Ama ben onun yanına girdikten sonra her şey daha farklı olmaya başladı. Tam da ‘Bu durumu hiç yenemeyeceğiz’ dediğimiz anda hayatımızda birdenbire değişiklik oldu. Krizleri 20 saat değil, 10 saat, 8 saat, 2 saat, 1 saate düştü. Onu kriz anında hiç yalnız bırakmadım.”“DOKTORLAR ‘UMUTSUZ VAKA’ DEMİŞLERDİ”Kızından sevgisini hiç esirgemediğini ve herşeyin ilacının sevgi olduğunu belirten anne İmer, şunları söyledi: “Filiznur sevgi ile iyileşti. Artık raporunda ’zihinsel engellidir’ ibaresi kaldırıldı. Yeni raporunda sadece otizm yazıyor. Filiznur’a doktorlar hep ‘umutsuz vaka’ demişlerdi. Doktorlar sürekli ‘Filiznur’un bir şeyleri başarması çok zor, hep böyle kalacak. Konuşamaz, gülemez, yiyemez, içemez’ dedi. O kadar korkutmuşlardı ki beni. Hatta en son bana 7 yıl önce doktorumuz ‘Çok zor durumdasınız, Filiznur’u özel bir kliniğe yatıralım’ demişti. Biz bu durumlardan bu duruma geldik. Geçirdiği krizler çok ağır ve baş edilmesi zor krizlerdi. Onun için de benim için de büyük travmaydı. Ama ben ne olursa olsun Filiznur’a ‘Ağır derecede zihinsel engelli, bundan hiçbirşey olmaz’ dedikleri anda bile sahip çıktım”“DÜNYADA ÖRNEĞİ YOK”Filiznur’un tıp dünyasında görülmeyen bir şekilde yüzde yüz zihinsel engeli yenmiş bir çocuk olduğunu ve dünyada örneğinin olmadığını söyleyen Süreyya İmer, sözlerine şöyle devam etti: “Dünyada bu ana kadar ağır düzeyde zihinsel engelini yenmiş hiç kimse yok. Filiznur’un adını altın harflerle yazdırdık diye düşünüyorum bir anne olarak. Çünkü o zor süreçleri ben tek başıma yaşadım, sadece ben biliyorum, ikimiz biliyoruz. Son çıkarttığımız raporumuzda da zihinsel engeli vardır’ ibaresi kalktı. Yeni raporunda sadece otizm yazıyor. Ama biz neredeyse otizmi yenmek üzereyiz. Bunu da başaracağız. Ben eminim. Birkaç yıl sonra iyi düzeye gelecek. Şimdi sadece konuşma probleminde gecikmemiz var. O da çok normal. Hayata Filiznur 7-8 yıl geç başladı. O süre zarfında konuşmayı öğrenemedi. Bu kadar süre zarfında biz bu kadar şeyi başardıysak emin olsunlar bütün engelli çocuk annelerine sesleniyorum. Onların da çocukları çok şeyi başarabilir. Yeter ki çocuklarına inansınlar. Ne olursa olsun iki kolu, iki bacağı olmasın yine sahiplensinler.”“YAŞININ İKİ KATI MADALYASI VAR”Filiznur’un ilk zamanlarda spor yapmaya zorla gittiğini anlatan anne İmer, sözlerini şöyle sürdürdü: “İlk dönemlerde spora gittiğimizde ağlıyordu, hırçınlaşıyordu. Biz yılmadık. ‘Her ne olursa olsun spora gidilecek’ dedik. Sporda 45 saniye de kaldığı zamanlar oldu, 1,5 dakika kaldığı zamanlar da. O 1,5 dakika bizim için 1,5 saat gibiydi ve çok iyi değerlendirmeye çalıştık. Her antrenman saatinde giyinip gittik. Kapıdan döndük çoğu zaman ama yine de yılmadık. ‘Gidilecek, yapılacak, sen başaracaksın, onlar yapıyorsa sende yapabilirsin’ diye motive ettim. Ve o da başardı. 6-7 ay sonra derslerde yarım saat kalmaya başladı. Sonra bir bakmışız ki bir buçuk saat kalıyor. Filiznur artık takla atıyor, komutlara uyuyor. Diğer çocuklar ne yapıyorsa o da aynısını yapmayı başarıyor. Ve bir buçuk yıl sonra ilk madalyamızı aldık. Normal çocuklarla katıldığı bir yarışmada grubunun birincisi oldu. Şu an 21 madalyası var. Yaşının iki katı madalyası var. Hepsi benim için çok özel onların manevi değeri çok fazla. Her birini alnının teriyle emeğiyle kazandı.”“BAŞBAKANIMIZA VE CUMHURBAŞKANIMIZA SESLENİYORUM”Filiznur’un bakanlık düzeyinde desteklenirse daha iyi yerlere gelerek Türkiye’yi daha iyi temsil edeceğine dikkat çeken Süreyya İmer yetkililere şöyle seslendi: “Spor bakanlığımız, başbakanımız ve cumhurbaşkanımıza sesleniyorum. Bu tür çocukların yurt dışına açılması gerekiyor. Çünkü dünyada örneği yok ve bu bizim çocuğumuz. Hepimizin çocuğu olduğunu düşünüyorum. Biz bu kadar başarıyı başarmışken, onlara da umut olur. Onların da Filiznur’u tanıyarak yurt dışına gidip Türkiye’yi temsil edebileceğini düşünüyorum. Desteklenirse yurt dışı kapısı açılırsa çok iyi yerlere gelebileceğine inanıyorum. Ayrıca Filiznur şu anda 95 ile 105 kelime arasında konuşabiliyor. Konuşma bozuklukları eğitmeninden ders alması gerekiyor. Ama maddi imkansızlıklardan dolayı kısıtlı götürebiliyoruz. Bu konuda bakanlıktan destek gelirse Filiznur bu sorununu da aşacak. Filiznur’un ilerlemesinde onların da desteği olacağını düşünüyorum. Konuşamadığı için ara ara krizleri oluyor. Bence Filiznur tarihe geçebilecek bir çocuk. Biz bunu başardık. Bu çocuk bizim çocuğumuz, hepimizin çocuğu.”İHA | Milliyet
Kırmızı Halıya En Yakışan Yıldız: Nicole Kidman
Onu yıllar yıllar önce kıvırcık kızıl saçları ile Tom Cruise'ın eşi olarak tanıdık. Evet yetenekliydi, ama sonuçta dünyanın en ünlü erkeklerinden birinin eşiydi. Bir gün boşandı ve kendi yeteneği ile yıldızı yeniden parladı. Yeteneğini çeşitli ödüllerle taçlandıran Nicole Kidman Oscar kırmızı halı törenlerinin de en şık  isimlerinden biri.
'Muhatabınız Benim'
Başbakan Ahmet Davutoğlu, Dolmabahçe’deki ofisinde gazetelerin genel yayın yönetmenleriyle bir araya geldi. Davutoğlu; Başbakan yardımcısı Yalçın Akdoğan, Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı ve Genel Başkan Yardımcısı Beşir Atalay’ın da hazır bulunduğu toplantıda gündemdeki konulara ilişkin soruları yanıtladıAhmet Davutoğlu, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve MHP lideri Devlet Bahçeli’ye seslenerek “Muhatabınız artık benim, Cumhurbaşkanı değil. O siyaset ve partiler üstü bir konumda” dedi.Başbakan Davutoğlu, siyasette ve toplumdaki kutuplaşmayı değerlendirirken, “Ben yumaşamadan yanayım” derken Kılıçdaroğlu ve Bahçeli’nin söylem ve tutumlarını eleştirdi. “Ben Kılıçdaroğlu’nu tebrik ettim ama o beni tebrik etmedi. Meclis Genel Kurulu’nda Bahçeli’nin elini sıktım ama o benim gerçek Başbakan olmadığımı söyledi” dedi ve “Bahçeli’nin şahsi nezaketini siyasi nezakete yansıtmasını bekliyorum” diye ekledi.Davutoğlu, Türkiye’nin en büyük sorunlarından birinin çözüm süreci olduğunu da vurguladı. Bu sürecin provokasyonlara kurban edilmemesi gerektiğini söyledi.Başbakan Davutoğlu’nun gündemdeki konulara ilişkin görüşleri şöyle:“Muhatabınız artık benim”“CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu ve MHP genel başkanı Bahçeli’nin muhattabı artık benim, Cumhurbaşkanı değil. Cumhurbaşkanı artık siyaset üstüdür. Partiler üstüdür. Muhalefetin siyasi muhatabı Başbakan’dır.”“Yumuşamadan yanayım”“Son bir aydır; Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra kutuplaştıran tavırlar kimlerden geldi? Sayın Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçildikten sonraki söylemine baktığınızda kutuplaştıran türden bir tartışmanın parçası olacak bir söylemi olmadığını görürsünüz. Cumhurbaşkanı törenine kim gelmedi? Sayın Kılıçdaroğlu gelmedi. Meclis Genel Kurulu’ndaki tören öncesinde elindeki tüzüğü kim Meclis Başkanı’na fırlattı? O an ben çok üzüldüm. Hatta bir ara gidip yerdeki tüzüğü almayı, Meclis Başkanı’na götürmeyi bile düşündüm. Cumhurbaşkanı sayın Erdoğan, “Herkesle konuşmaya hazırım” dedi. Yaklaşımı bu oldu. Cumhurbaşkanı Kıbrıs’a gitti. Her partiden milletvekili çağırdı ama CHP’liler gelmedi. Cumhurbaşkanı ve makamının tartışma konusu yapılmaması lazım. Ben yumuşamadan yanayım. Bizden kitap fırlatan çıkmaz. ““Savaş mı lazım?”“Cumhurbaşkanı herkesle konuşmaya hazırım dedi ama ana muhalefet lideri Kılıçdaroğlu savaş dışında konuşmam dedi. Ana muhalefet liderinin Cumhurbaşkanı ile konuşması için savaş mı lazım?”“Bahçeli’nin şahsi nezaketi”“Ben genel kurulda sayın Devlet Bahçeli’nin yanına gittim ve törene katıldığı için elini sıktım ama o sonra benim gerçek başbakan olmadığımı ima eden konuşmalar yaptı. Ben sayın Bahçeli’nin şahsi nezaketini biliyorum. Gerginliği okuduğu metinlerden çıkıyor. O metinleri yazanlar nasıl yazmışlarsa öyle okuyor. Bahçeli’nin şahsi nezaketi siyasi nezakete de yansımalı. Bizlere saygı göstermeyenler bizden saygı bekleyemezler.”“Beni tebrik etmedi”“Ak Parti’ye genel başkan seçildim, Kılıçdaroğlu beni aramadı. Başbakan oldum yine aramadı, tebrik etmedi. O CHP’ye yeniden genel başkan seçildi, ben aradım, tebrik ettim.”‘Seçim hükümeti değiliz’“Önümüzdeki güçlü engelin ikisini aştık. Şimdi önümüzde 2015 seçimleri var. Genel Başkan adayı olarak adımın anılmasıyla birlikte arkadaşlarımla çalışmaya başladık. 10 gün içinde bitirdik. 1 Eylül’de programımızı sunduk. Çalışmalar sırasında iki eğilim vardı:Birincisi 61. hükümetin devamıyız, sekiz aylık bir program yapalım. İkincisi ise daha uzun vadeli, 2014-2015’i içeren bir program yapalım. Benim düşüncem 2023’ü hedefleyen bir hükümet programıydı. Hükümet 2023’e kadar devam edecekmiş gibi program yapmaktı. Tabii icra çalışmaları sekiz aylık gibi olabilirdi. Kimse sekiz ay sonra bir türbülans beklemesin. İlk hedefimiz 2015’e kadar yürüyen projeleri devam ettirmek. Sekiz aylık bir seçim hükümeti değiliz. Yeni Türkiye tabirinin içini dolduracak çalışmalar yapacağız.IŞİD’in kaçırdığı gazeteciler“IŞİD’in kaçırdığı ABD’li gazeteciler kaç aydır oradaydı ama ABD basınına yansımadı, aileleri konuşmadı. Onlardan konuşmamaları istendi, en küçük bir açıklama hayatlarına mal olabilirdi. Kerry bana ABD’li gazetecilerin kaçırıldığını söyleyeli bir yıldan fazla oluyor. Ama ABD basınında çıt çıkmadı. Bizdeyse neredeyse rehinelerin nerede olduğunu gösteren haberler yapılıyor. Bu etik açıdan doğru değil.”Evrensel demokrasiyle anılmak“Küçümsemek için söylemedim, sakın yanlış anlaşılmasın. Adnan Menderes’in yolla anılması kötü bir şey değil, devrim mahiyetindeydi. Ya da Demirel’in barajlarla anılması veya Özal’ın liberal ekonomiyle. Cumhurbaşkanımız (Erdoğan) milli iradenin egemen kılınmasıyla anılacak. Bizim eğer 2023 vizyonu da içinde olarak anılmamız soruluyorsa; evrensel ölçekte demokrasi ve dış politika anlamında da Türkiye’yi küresel bir güç haline dönüştürmek. Hedefimiz bu.”Büyük yatırımlar“Türkiye 14-15 yıl önceki dönemde değil. 3. köprü inşaatını gezdim, gurur duydum. Oradaki yetkililer bana, üçüncü köprü için ‘Bu 21. yüzyılın eseri. Bundaki özellikler 2. ve 1. köprüde yok’ dediler. Büyük yatırımları söz verildiği tarihte, hatta daha öncesinde bitirmeyi hedefliyorlar. Türkiye dünyanın su altından geçen en derin tünelini yapıyor. En geniş köprüsünü, en büyük havalimanını yapıyor. Bu yatırımlar 14-15 yıl önce yapılacak denseydi, bu adam hayal görüyor derlerdi. Şimdi gerçekleştiğini görüyoruz ve heyecanını duyuyoruz.”‘Ak Parti kurumlaştı’“Türkiye, Ak Parti iktidarında çok büyük sıçrama gerçekleştirdi. AK Parti iktidarının ilk 5-6 yılı reformcuydu, sonra durdu eleştirisi yapıldı. Ama bu doğru değil. Bunun söyleyenlere ‘Gelin bir karne çıkaralım’ diyorum. Örneğin gerçek demokratikleşme son 3-4 yılda yapıldı. Asker sivil ilişkilerine bakalım. 2007’de e-muhtura vardı. Son Cumhurbaşkanlığı seçimiyse demokratik bir ortamda gerçekleşti. Gayrimüslimlere mülkiyet hakları daha geçen sene verildi. Başörtüsü yasağı daha yeni kalktı. Türkiye’de reformlar durmadı, durmayacak. Hala kat edilecek mesafe var. İkinci atılım dönemine giriyoruz. 90’lı yıllarda dünyada ekonomi ve demokrasi genişliyordu, bizdeyse daralıyor. 2000’li yıllarda ise özellikle 11 Eylül olayından sonra dünyada ekonomi ve demokrasi daraldı. Bizdeyse genişledi. Bu genişleme devam ederken Gezi Olayları sürecinde Türkiye’nin dış algısı negatif yansıtılmaya çalışıldı. Türkiye’yi IŞİD ile özdeşleştiren izlenim yaratılması için çaba gösterildi. Arkasından 17-25 Aralık operasyonları geldi. Gezi’de oluşturulan algı, pekiştirilmeye çalışıldı. Öyle bir atmosfer oluştu ki, her an Türkiye’de bir kaos olacakmış, bir hükümet sorunu yaşanacakmış gibi hava verildi. ‘Dönemin Başbakanı’ gibi ifadeler kullanıldı. Önümüzde 3 kritik seçim vardı. Bunu engelli bir yarışa çevirdiler. 30 Mart seçimlerinde Ak Parti, yüzde 30’da kalacak dediler. Öyle olsaydı nasıl bir Türkiye olurdu? Erken seçime gidilirdi, ne çıkardı? Türkiye kazanımlarını nasıl korurdu? Dinlemelerle yaratılan ortamı, dış işlerinin dinlenmesi olayını, MİT olaylarını hatırlayın.”“Sonra Cumhurbaşkanı seçimleri geldi. Çatı aday çıkardılar. Çatı aday, ne yapabiliriz de Erdoğan’ı durdurabiliriz diye çıkarıldı. Türkiye’yi bir geçiş dönemine, bir türbülansa sokmak istediler.Cumhurbaşkanlığı seçimini kazandıktan sonra bu sefer Ak Parti içinde ne olacak, sorusunu ortaya attılar. Cumhurbaşkanı Gül ne yapacak, sorusunu gündeme getirdiler. Ama onların beklediği hiçbir şey olmadı. Benim ismim üzerinde uzlaşıldı. Türkiye Cumhurbaşkanı ve Başbakan değişimini yaptı. AK Parti Genel Başkanı’nı seçti, MYK’sında değişiklikler yaptı. Oysa ANAP iktidarı döneminde genel başkan değişiminde Türkiye’nin kazanımları geri gitmişti. Ardından gelen Demirel dönemi Türkiye’yi 28 Şubat’a kadar götürdü. Bizim ise AK Parti olarak kriz yönetimi kapasitemiz var. Bu sayede hükümet ve parti değişikliği sorunsuz gerçekleşti.” “İster Bizans’tan itibaren, ister Türk tarihinden itibaren deyin Türkiye Cumhurbaşkanı değişimini suhuletle yaptı. İki arkadaş arasında devir teslim gerçekleşti. Bu konu kriz olmaktan çıktı. Şenliğe dönüştü. Sonra da hükümet görevi bana verildi. Hiçbir sıkıntı yaşanmadı. Bu AK Parti’nin kurumlaştığını gösteriyor.”“İki mekanizma”Ben görevi aldıktan sonra saat 3-4’e kadar Başbakanlık’ta, sonra partide çalıştım. İki yeni mekanizma kurduk:1- Çözüm süreci2- Ulusal güvenlik15 günde bir takip edilen süreçlere döndük.“Suriye’de uçak düşürülmesi olayında olduğu gibi hemen karar verilecek konuların iyi izlenmesi için böyle bir mekanizma oluşturduk. Daha düzenli toplantılar haline getirdik. Toplantı günü olarak çarşamba gününü belirledik. Bizde perşembe devlet günüdür. Cumhurbaşkanı ile paylaşımlar yapılır, arzlar yapılır. Ortak aklın konsovide yapılması sağlanır.”ÇÖZÜM SÜRECİ: SİLAHSIZLANDIRMA VE ENTEGRASYONDavutoğlu Türkiye’nin son 50 yılda yaşadığı en önemli sorunlardan birinin Kürt sorunu olduğunu belirterek çözüm süreciyle ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:“Son 30 yıldır yoğunlaşan ama demokrasiye geçtiğimizden bu yana hatta kökenlerine gidersek 100 yıldır devam eden en önemli sorunlardan biri budur. Vatandaşlık ile tarihdaşlık bağını kurup aidiyeti güçlendirmek gerekir. Biz küçülmüş bir imparatorluğun üzerine kurulduk. Bir harman oluştu. İstanbul’un 100 seneki önceki toplumsal yapısı çok farklıydı. Bugün çok farklı. Süreç içinde aidiyet duygusu zayıflayan gayrimüslümler koptu. Eşitlikçi vatandaşlığı yerleştirirek tarihten gelen dokuyu güçlendirmek lazım.”“Provokasyonlar oldu”“Tarihten Müslüman bir toplum geliyor ama siz başörtüsünü yasaklarsanız; Diyarbakır Cezaevi’nde insanlara sırf etnik kimlikleri nedeniyle dışkı yedirirseniz kopuş başlar aidiyet zayıflar, terör çıkar. Kopuşlara tarihi parantez diye bakacağız ve aidiyeti tekrar tahkim edeceğiz. Önemli olan insanların bu devletin parçası olmaktan mutluluk, bu toplumun parçası olmaktan gurur duyuyorum diyebilmeleridir. Biz şunu söyledik; sizi düşman görmüyoruz, iç tehdit üzerine bir politika kurmuyoruz. Ben 2007’de akademik hayatıma dönecektim. Dağlıca baskını olunca siyasette kaldım. Çünkü Türk - Kürt savaşı çıkacak endişesi vardı. Kuzey Irak’la gerginlik vardı. Parti kapatma davasına gidecek bir tirbülans vardı. 2008 şubatında sınır ötesi harekat yapıldığında ben Bağdat’taydım ve Barzani ile görüşüyordum. Sonra nereye gelindi? Oslo süreci başladı. Hakan Fidan vardı. Ama o süreç sabote edildi. Sonra Beşir Atalay çabaları vardı. Habur olayları oldu, provokasyon oldu.”“7 Şubat’ta MİT müsteşarımızla ilgili olayın arkasında da yine çözüm süreci var. Bu süreci istemeyenler var. Buna rağmen aldığımız mesafe olağanüstü. Bugün Irak ve Suriye’de etnik çatışmalar yaşanıyor. Şu anda Orta Doğu ülkelerinde tek bir başarı hikayesi vardır. O da Türkiye’nin yürüttüğü çözüm sürecidir. Düşünün ki Türkiye’de Kürt hareketinin önemli ismi (Selahattin Demirtaş) Cumhurbaşkanı adayı oldu. Seçilirse bütün Türkiye’nin Cumhurbaşkanı olmaya adaydı. Ve Selahattin Demirtaş, Türkiye’nin her yerinden oy aldı. Oysa Celal Talabani, Irak’ta Basra’dan Musul’dan hiç oy almadı. Diyarbakır’da bir konuşma yapmıştım. Çok hızlı akan bir derede karşıya doğru yüzmeye çalışıyorsunuz, sizi sürüklüyor. Yarıya geldiğinizi düşündüğünüzde karşıya geçmek için kulaç atarsınız. Çözüm sürecinde yüzmeye başladık. Derenin debisi giderek arttı. Ama yarıyı geçtik, geriye dönüş yok.”“Adım atma vaktidir”“Şimdi adım atma vakti. Bu adımların biri silahsızlandırma, diğeri toplumsal entegrasyon sağlama, diğeri şiddeti engelleyecek önlemler alma.Kamu düzeniyle çözüm süreci alternatif değildir. Çözüm süreci var diye kamu düzeni bozulamaz. Çözüm süreci olacak ama sen çocukları bilinmez bir geleceğe doğru kaçıracaksın, bu olmaz.”“Bu süreçle ilgili olarak” Asker sivil arasında bir bilgi farkı yoktur. Genel Kurmay Başkanı’yla üç kez görüştüm. Akışla ilgili bilgi konusu olsun, diğer konular olsun, kamuoyuna aynı mesaj verilmeli. 2007’den bu yana büyük zorluklarla yürüttüğümüz çözüm sürecini herhangi bir provokasyona kurban vermemeliyiz.(Öcalan’ın durumu ve özerklik çerçevesine ilişkin soruya yanıt olarak) Detaylara girmeyelim. Ama dikkat edilirse söylem bile değişti. Rahmetli Özal, konuşulabilir dediğinde neler söylendi ama ülke bölünmedi. Atılacak adımlar konusu çok komplike değil.”Başbakan: ‘Biz bu prangayı kırdık’Başbakan Davutoğlu, Türkiye’nin atması gereken en önemli adımların başında yeni bir anayasa geldiğini, iktidarları döneminde askeri vesayetin belirlediği alanda siyaset yapma alışkanlığını değiştirdiklerini ve bu bağlamda “prangayı kırdıklarını” vurgulayarak şu değerlendirmeyi yaptı:“Türkiye iyi bir anayasayı 2011’den sonra yapabilmiş olsaydı, bir çok sorunu yaşamazdık. Anayasa toplumsal bir mütabakattır. 2015’ten önce yapabilsek tabii çok iyi olur. Bu olmazsa sonra da yapılabilir. Şu anda anayasa komisyonunun üzerinde anlaştığı 60’tan fazla madde var. Muhalefet gelsin, bunları çıkaralım. Biz buna hazırız. 1 Ekim’de meclis açılacak. Kurban Bayramı’ndan sonra geçirelim derlerse bunları meclisten geçiririz. Herkes elini taşın altına koysun. Anayasa değişikliği takip edilmiş olur. Şu andaki anayasanın en büyük eksikliği halkına güvenmemesidir. Anayasayı yapanlar halkına güvenmediği için her şeyi yazılı hale getirmişler. Oysa toplumun geldiği aşama anayasayı aştı. Dar geliyor. 12 Eylül’ün yaptığı hatayı biz yapmamalıyız. Hiçkimseye yenilmişlik duygusu hissettirmeyecek bir anayasa yapmamız lazım. Bunun iki temel özelliği siyasal özgürlük ve temel insan hakları olmalıdır. Anayasa devlet nasıl korunur diye başlamamalı. Devlet milletini nasıl korumalı diye başlamalı. Daha önce de söylediğim gibi ‘Amir olan millettir, memur olan devlettir’. Fikret Bila | Milliyet Gazetesi 
Reklam